| Bir başka hadîsi, İmam Tirmizi naklediyor:
“Size Allah’tan korkmayı tavsiye ediyorum ve başınızda bulunan siyahî bir
köle dahi olsa, dinleyip itaat etmeyi de. İçinizden ömrü olanlar, ileride
pek çok ihtilaflar görecektir. Siz, benim ve raşid halifelerin yolunu yol
edinin ve bu yolu, azı dişlerinizle tutar gibi sımsıkı tutun. Bid’atlardan
ise sakının. Muhakkak her bid’at dalâlettir.” Burada Allah Rasûlü, üç
haktan bahsediyor. Birincisi, takvâ ki, Allah hakkıdır. İkincisi, dinleyip
itaat etmek ki, o da devleti idare edenlerin hakkıdır. Üçüncüsü ise, sünnete
sımsıkı sarılma ki, dinin hakkıdır.
Takvâ, vikaye kökünden gelen bir kelimedir. Bir bakıma o, şeriat-ı
fıtriyenin prensiplerine riâyet ederek, Allah’ın himayesine girme ve böylece
şeriat-ı fıtriyenin kanunlarına karşı da korunma demektir.
Başınıza seçtiğiniz insan, yani sizin seçerek başınıza getirdiğiniz kişi,
saçları kıvırcık siyahî bir köle dahi olsa, onu dinleyip itaat etmek
şarttır. Bu, demokrasiler üstü bir demokrasidir. İnsanların bir türlü
ulaşamadığı ve böyle giderse uzun bir süre daha ulaşamayacağı bir demokrasi
ki tam on dört asır evvel bu şekilde dile getirilmiştir. Ancak bir nebi
eliyle gelen bu sisteme, demokrasi demek de doğru değildir. Zira, dünyada
hiçbir demokrasi anlayışı, bu ufka ulaşabilmiş değildir. En modern ve medenî
görünen ülkelerde dahi, böyle bir anlayış ve düşünce henüz yerleşmemiştir.
Bugün Amerika’da, siyahlar yine ikinci sınıf vatandaş durumundadır. Hâlâ,
siyahları insan kabul etmeyen ülkeler vardır. Halbuki İslâm, eğer insanlar,
böyle birisini başlarına kendi arzularıyla getirirlerse, ona itaat etmeleri
gerektiğini asırlarca evvel beyan buyurmuştur. Ayrıca burada, hilafete giden
yolun herkese açık olduğu hususuna da dikkat çekilmiştir. Halk, arzu eder ve
isterse, bir siyahiyi de başa getire-bilir. O başa geldikten sonra da herkes
ona itaat etmek mecburiyetindedir. Önemli olan, kimin seçildiği değil, sevâd-ı
âzamın kimi seçtiğidir.
“Bugün dininizi tamamladım” (Mâide/3) meâlindeki âyetle din
tamamlanmıştır. Artık söylenecek hiçbir söz kalmamıştır. Dinin içine yeni
bir şey sokulamaz. Zira dine girecek her bid’at, bir sünnetin öldürülmesi
demektir. Onun için de, Allah Rasûlü ve O’nun Raşid Halifelerinin sünnetine
sımsıkı sarılmak icap etmektedir. Bu sarılma ellerle değil, dişlerle
olacaktır. O’nun sünneti, bir talih kuşudur. Avlanacaksa, o avlanmalı ve
elde tutulmalıdır. Ayrıca Allah Resûlü’nün sünneti, başkalarına ağızla
anlatılacaktır. Bir de sünnete dil uzatanlara, diş gösterilecek, onların
sünnet hakkında ulu orta konuşmalarına meydan verilmeyecektir...
Burada derme-çatma söylemeye çalıştığımız bu hususları, O beyan
sultanından dinleyip anlama imkânımız olsaydı, kim bilir hayâl dünyamıza ne
zenginlikler akacaktı! O’nun sözlerinde açılan her yaprak, bize apayrı
manâlar fısıldayacaktı. Biz de O’nun sözünün ardından O’nu tasdik manâsına
Rasûlullah doğru söyledi” diyecektik.. ve diyoruz da.
Nasıl demeyelim ki, O’nun sözleri, bir adım daha atsa, Kurân’ın i’caz
semasına yükselecektir. |