Islam Tarihi - 100. Sayfa
Hz. Peygamber’in Halası Safiyye’nin, Kardeşi Hamza’nın Vefatına Sabretmesi
- Hz. Hamza şehit edildiği gün kızkardeşi Safiyye onu aramaya çıktı. Onun şehit olduğundan henüz haberi yoktu. Yolda oğlu Zübeyr ve yeğeni Hz. Ali ile karşılaştı. Hz. Ali, halasını uzaktan gördüğünde Zübeyr’e
“Hadiseyi sen anlat, çünkü o senin annendir” dedi. Ancak Zübeyr bundan kaçınarak
“Hayır ben söyleyemem; sen söyle! Benim annemse senin de halandır” diye karşılık verdi. Safiyye onların yanına geldiğinde
“Hamza nerede biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar da bilmediklerini söylediler. Böylece Safiyye kardeşini sormak üzere Hz. Peygamber’e gitti. Halasının geldiğini gören Hz. Peygamber
“Hamza’nın şehit edildiğini duyduğunda onun aklını kaybetmesinden korkuyorum” buyurdular. Sonra da mübarek ellerini yanına gelen halası Safiyye’nin göğsüne koyarak dua ettiler. Durumu anlayan Safiyye
“İnnâ lillâh ve innâ ilevhi râciûn” diyerek ağlamaya başladı. Daha sonra Hz. Peygamber, müşrikler tarafından paramparça edilmiş olan Hz. Hamza’nın cesedinin bulunduğu yere gittiler ve
“Eğer kadınlar ağlayıp sızlamayacak olmasalardı ben onu gömmeksizin olduğu gibi bırakırdım. Böylece o kıyamet gününde kuşların kursaklarından ve yırtıcı hayvanların karınlarından haşre getirilirdi” buyurdular. Arkasından da şehitlerin getirilmesini emrettiler. Dokuz şehidin cesedi Hz. Hamza’nınkinin yanına bırakılıyor; Hz. Peygamber yedi tekbir getirmek suretiyle onların cenaze namazlarını kılıyordu. Namazdan sonra bu dokuz ceset kaldırılıp yerine ondan sonraki dokuz ceset konuluyor, Hz. Hamza’nınkine dokunulmuyordu. Bu şekilde Hz. Peygamber o gün bütün şehitlerin cenaze namazını kıldılar.[1]
- Zübeyr b. Avvam şöyle anlatıyor: Uhud gününde bir kadın koşarak geldi. Nerdeyse ölülerin arasına dalacaktı. Hz. Peygamber onun cesetleri görmesini uygun bulmayarak sahabilerine
“O kadını yakalayınız!” buyurdular. O sırada ben de onun annem Safiyye olduğunu anladım. Bunun üzerine arkasından koşarak, ölülerin bulunduğu yere varmazdan önce kendisine yetiştim. Annem güçlü-kuvvetli bir kadındı. Kendisine engel olmak istediğimi anlayınca göğsüme bir yumruk vurarak
“Yolumdan çekil! Burası sana ait değildir” dedi. Ben de kendisine
“Hz. Peygamber oraya gitmemen için sana yemin verdiriyor” dedim. O zaman annem oraya gitmekten vazgeçti. Sonra beraberinde getirdiği iki elbiseyi vererek
“Kardeşim Hamza’nın şehit olduğunu öğrendim ve bu iki elbiseyi de ona kefen yapılması için getirdim” dedi. Böylece bu iki elbiseyi dayım Hamza’ya kefen yapmak istedik. Fakat oraya vardığımızda onun yanında Ensar’dan bir kişinin daha yatmakta olduğunu gördük. Onun cesedi de Hamza’nınki gibi parçalanmıştı. Dayım, Hamza’nın iki elbise ile kefenlenip Ensar’dan olan o kişinin kefensiz olarak bırakılması bize ağır geldi. Bunun üzerine
“Birisi Hamza’nın, diğeri de onun olsun!” dedik. Ancak ölçtüğümüzde bu elbiselerin birinin daha büyük olduğunu gördük. Biz de aralarında kura çekerek her birisini kendisine düşen elbiseye sardık.[2]
- Abdulmuttalib’in kızı ve Hz. Hamza’nın kızkardeşi Safiyye, kardeşinin cesedine bakmak için savaş alanına gitmek istedi. Oğlu Zübeyr onun önünü keserek
“Annecigim! Hz. Peygamber sana geri dönmeni emrediyor!” dedi. Bunun üzerine Safiyye şunları söyledi:
“Niçin geri dönecekmişim? Bana kardeşimin cesedinin parçalanmış olduğunu söylediler. Bu da Allah yolunda çarpışırken meydana gelmiş birşeydir. Yemin ederim ki buna sabredeceğim ve sevabını da Allah’tan bekleyeceğim”. Zübeyr dönüp bunları Hz. Peygamber’e söyledi. O da
“Öyleyse bırak da kardeşinin cesedini görsün!” buyurdular. Safiyye, Hz. Hamza’nın cesedinin yanına vardı ve onun için Allah’tan af talebinde bulundu. Daha sonra da Hz. Peygamber Hamza’nın defnedilmesini emretti.[3]
- Ümmü Seleme vâlidemiz şöyle anlatıyor: Kocam Ebu Seleme bir gün Hz. Peygamber’in yanından geldi; çok sevinçliydi. Bana şunları söyledi:
“Bugün Hz. Peygamber’den beni çok sevindiren birşey dinledim; şöyle buyuruyor!ardı:
“Müslümanlardan herhangi biri, başına bir musibet geldiğinde “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn! Rabb’im! Başıma gelen bu musibetten dolayı bana ecir ver; hakkımda da kaybettiğim şeyden daha hayırlısını takdir buyur” derse Allah onun dileğini kabul eder”. Ben bu sözleri hiç unutmadım. Kocam Ebu Seleme vefat ettiğinde
“İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn! Rabb’im! Başıma gelen bu musibetten dolayı bana ecir ver; hakkımda da kaybettiğim şeyden daha hayırlısını buyur!” dedikten sonra kendi kendime de “Ebu Seleme’den daha hayırlısını nereden bulacağım” diye ekledim. İddetim bittikten sonra Hz. Peygamber yanıma gelebilmek için izin istedi. Ben o sırada bir deri tabaklıyordum. Ellerimi temizleyerek Hz. Peygamber’in içeri girmesine izin verdim. İçeri girdiğinde de oturması için altına, içi otla doldurulmuş bir minder koydum. Hz. Peygamber o minderin üstüne oturdular ve benimle evlenmek istediklerini söylediler. O sözlerini bitirdikten sonra ben şunları söyledim:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Aklına seni istemiyorum gibi birşey gelmesin. Fakat ben çok kıskanç bir kadınım. Bu yüzden benden gördüğün bir hareketten dolayı Allah’ın azabına çarptırılmaktan korkuyorum. Bir de ben yaşlı bir kadınım ve çocuklarım var!”. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
“ümit ediyorum ki Allah Teâlâ kıskançlığını giderecektir. Yaşlılığına gelince ben de yaşlıyım. Çocuklarınsa benim de çocuklarımdır”. O zaman
“Öyleyse ben de senin evlilik teklifini kabul ediyorum” dedim. Böylece Allah Teâlâ bana Ebu Seleme’nin yerine ondan daha hayırlısını, Hz. Peygamber’i verdi.[4]
[1] Hakim III/197 (İbn Abbas’dan); Müntehab V/170 (İbn Ebi Şeybe ile Taberani de İbn Abbas’dan benzer şekilde); Mecma’ VI/118.
[2] Heysemi, VI/118 (Bezzar, İmam Ahmed ve Ebu Ya’la’dan).
[3] İsabe VI/349 (İbn İshak, Sire’sinde; Zühri, Asım b. Ömer b. Katade, Muhammed b. Yahya ve başkalarından).
[4] Bidaye IV/91 (İmam Ahmed’den. Ayrıca hadisi Nesai, İbn Mace ve Tirmizi’nin de rivayet ettikleri kaydedilir); İbn Sa’d VIII/63-64.
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/144-146.
İslami Okul Okulların En Önemlisi