Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 186. Sayfa

35. FASIL: MÜSLÜMANIN İYİLİKLERİ EMREDİP KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRMASI

      

Daha Önceki Ümmetlerin Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i ani’l-Münker Yaptıkları İçin Eziyet ve İşkencelere Ma’ruz Kalmaları

 

- İbn Mes’ud şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber bir gün yanıma gelerek

“Ey Mes’ud’un oğlu!” dediler.

“Buyurun ey Allah’ın Rasûlü! diye karşılık verdim. Bu şekilde bana üç kere hitap ettikten sonra

“İnsanlardan hangisinin daha üstün olduğunu biliyor musun?” buyurdular.

“Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler” dedim. Bunun üzerine şunları söylediler:

“İnsanların en efdali (üstünü) dinleri hususunda derin bilgi sahibi olup da amel bakımından da en üstün olanlardır”. Bundan sonra bana hitapla yine

“Ey Mes’ud’un oğlu!” dediler. Ben de ilkinde olduğu gibi bu kez de

“Buyurun ey Allah’ın Rasûlü” diye karşılık verdim

“İnsanların en âlimi kimdir, biliyor musun?” buyurdular.

“Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler” dedim. Şunları söylediler:

 “İnsanların en âlimi amel bakımından eksikleri de bulunsa, sırtı üzerinde de sürünse insanların ihtilafa düştükleri bir zamanda hakkı ve doğruyu en güzel bir şekilde gören kimsedir. Benden önceki ümmetler yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bunların üç fırkası kurtuldu, diğerleriyse helâk oldu. Bir grubu Meryem oğlu İsa’nın dini için krallara karşı savaştılar. Krallar onları yakaladılar ve öldürdüler. Onları bıçkılarla doğrayıp ateşlerde yaktılar. Bir grubu ise kendilerinde krallara karşı çıkacak güç bulamadılar. Kâfir milletin içinde kalıp onları Allah’a ve İsa’nın dinine davet etmeye de güç yetiremediler. Böylece bunlar kaçar gibi, memleketlerinden çıkarak dünyanın dört bir yanına dağıldılar ve yerleştikleri yerlerde ruhbanlık yaparak dünyadan el-etek çektiler. İşte bunlar Allah Teâlâ’nın, haklarında “...Ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmadık. Onu kendileri Allah’ı hoşnut etmek için ortaya çıkardılar. Durum böyle iken ona da hakkıyla riayet etmediler...” (Hadîd: 57/27) âyetini indirdiği kimselerdir. Kim bana, iman edip peygamberliğimi tasdik etmek suretiyle tâbi olursa o ruhbanlığın gereklerini tam manasıyla yerine getirmiş sayılır. Bana tâbi olmayanlara gelince onlar helak olanların tâ kendileridir.”[1]


 

[1] Heysemi VII/260 (Taberâni’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/195-196.