Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 210. Sayfa

Hz. Peygamber’in, Ebu Süfyan’ın Kızı Ümmü Habîbe ile Evlenmesi

 

- Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyan vâlidemiz şöyle anlatıyor: Habeşistan’da bulunduğumuz sırada imparator Necâşî’nin Ebrehe ismindeki cariyesi bana geldi. Bu cariye imparatorun elbiselerine ve kokularına bakıyordu. İzin alarak yanıma girdiğinde bana

“İmparator Necâşî beni sana, Hz. Peygamber’in seni kendisine istemek için bir elçi göndermiş olduğunu söylemekle vazifelendirdi” dedi. Ben de ona

“Bana bu müjdeyi verdiğin gibi Allah da sana hayırlı bir müjde versin!” diye dua ettim. Sonra Ebrehe

“İmparator Necaşî senden, seni Hz. Peygamber’e nikahlamak üzere bir vekil tayin etmeni istiyor” dedi. Ben de Halid b. Said b. As’a haber göndererek onu kendime vekil tayin ettim. Bana bu müjdeyi getirdiği için de Ebrehe isimli o cariyeye gümüşten yapılmış iki bileziğimle iki halhalımı ve yine gümüşten yapılmış olup ayak parmaklarıma takmakta olduğum yüzüklerimi verdim.

Akşam olunca imparator Necâşî, Ca’fer b. Ebî Tâlib’e ve Habeşistan’da bulunan diğer muhacir müslümanlara huzurunda toplanmalarını emretti. Sonra da şunları söyledi:

“Hamd; mülkünde istediği gibi tasarruf edip herşeye hükmeden (melik), bütün noksan sıfatlardan uzak, münezzeh ve mukaddes olan (kuddûs), emniyet verip emin kılan (mü’min), üstün, güçlü ve şerefli olan (azîz) ve buyruğunu herşeye geçirebilen (cebbâr) Allah’a mahsustur. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed de O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Ve yine şehadet ederim ki o (Muhammed) Meryem oğlu İsa’nın müjdelediği peygamberdir. Ey müslümanlar! Hz. Peygamber bana bir elçi göndererek benden Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habîbe’yi kendisine nikahlamamı istedi. Ben de onun bu isteğine uyarak Ümmü Habibe’ye onun adına dörtyüz dinar mehir veriyorum”. Necâşî bunları söyledikten sonra dinarları orada bulunanlara gösterdi. Benim vekil tayin etmiş olduğum Halid b. Said b. As’a da şunları söyledi:

“Hamd Allah’a mahsustur. Yalnızca O’na hamdeder ve yine yalnızca O’ndan bağışlanma dilerim. Şehâdet ederim ki O’ndan başka ilah yoktur ve Muhammed de O’nun kulu ve hidâyet ve hak dinle göndermiş olduğu Rasûlü’dür. Allah Teâlâ bu dini, müşrikler istemeseler de diğer bütün dinlere gâlip gelmesi için göndermiştir. Ey Halid! Ben Hz. Peygamber’in isteğini yerine getirerek onu Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habîbe ile evlendirdim. Allah, bu evliliği Rasûlü’ne mübârek eylesin!”. Bu sözlerden sonra Necâşî mehrim olan o dörtyüz dinarı, bana verilmek üzere Halid b. Said’e teslim etti. Bunun üzerine muhacirler huzurdan çıkmak için izin istediler. Necâşî de onlara

“Hayır, oturunuz. Yemek yenilecektir. Çünkü evlendikleri zaman yemek yedirmeleri peygamberlerin sünnetlerindendir” dedi. Böylece muhacirler getirilen yemeği yedikten sonra huzurdan ayrıldılar.[1]

- Ümmü Habîbe vâlidemiz şöyle anlatıyor: Bir gece rüyamda kocam Ubeydullah b. Cahş’ı çok kötü ve çirkin bir surette gördüm ve uyandığımda kendi kendime “Allah’a yemin ederim ki onun inancı ve durumu bozulmuştur” dedim. Sabah olduğunda bana

“Ey Ümmü Habîbe! Ben bu din konusunu bir daha düşündüm ve sonunda hristiyanlıktan daha iyi bir din olmadığına karar verdim. Zaten bildiğin gibi bu dine bir kere daha girmiştim. Sonra da onu bırakıp Muhammed’in dinine tâbi olmuştum. Ama şimdi ben yine hristiyanlığa dönüyorum” dedi. Bunun üzerine

“Vallâhi bu senin için hayırlı olmayacaktır” deyip gördüğüm rüyayı kendisine anlattıysam da beni dinlemedi. Sonra içkiye başladı ve bu şekilde hristiyan olarak da öldü. Onun ölümünden sonra rüyamda birisi bana

“Ey mü’minlerin annesi!” diye seslendi. Korku ile uyandım ve bu rüyayı Hz. Peygamber’in benimle evleneceğine yordum. Gerçekten de iddetim bittiğinde Necaşî’nin cariyesi Ebrehe gelerek Hz. Peygamber’in beni kendisi için istetmek üzere bir elçi göndermiş olduğunu söyledi. Sonra Necâşî, Habeşistan’da bulunân muhacirleri toplayarak onlara bir yemek yedirdi ve bana da mehir olarak dörtyüz dirhem gönderdi. Bu para elime geçtiğinde, Hz. Peygamber’in benimle evlenmek istediği müjdesini getiren Ebrehe isimli cariyeyi çağırttım. Kendisine elli miskal altın vererek

“Bana bu müjdeyi getirdiğin gün yanımda başka mal bulunmadığı için sana onları verebilmiştim. Bugünse mihrimi aldım. Şu elli miskal altını alarak ailenin ihtiyaçları için harca” dedim. Ancak o bunu kabul etmediği gibi koltuğunun altında getirmiş olduğu küçük bir sandıkta bulunan, daha önce kendisine hediye ettiğim ziynetleri de iade ederek şunları söyledi:

“İmparator Necâşî bana senden hiç bir şey almamamı emretti. Zaten benim böyle şeylere ihtiyacım da yoktur. Çünkü bildiğin gibi Necâşî’nin elbiselerine ve kokularına bakmaktayım ve bu da bana yetiyor. Ayrıca ben Hz. Peygamber’in dinine tâbi oldum; bu ise herşeyden daha değerlidir. Ben Allah için müslüman oldum. Hem imparator Necâşî, hanımlarına yanlarında bulunan güzel kokuları sana göndermelerini emretti”. Ertesi gün Ebrehe bana ûdversi, zübâd, amber ve daha birçok güzel kokular getirdi. Ben daha sonra Medine’ye döndüğümde bu güzel kokuları da beraberimde götürdüm. Benim bunları süründüğümü gördüğü halde Hz. Peygamber hiç bir şey demiyordu. Sonra Ebrehe

“Memleketine döndüğünde Hz. Peygamber’e benden selam söyleyip, benim onun dinine tâbi olduğumu da haber verirsin” dedi. Bu olanlardan sonra Ebrehe’nin bana çok iyilik ve yardımı dokundu. Çeyizimi düzenleyip yol hazırlıklarımı gördü. Yanıma her geldiğinde

“Sakın senden istediğim şeyi unutma!” diyordu. Medine’ye döndüğümde bu olup bitenlerin hepsini Hz. Peygamber’e anlattım. Sonra Ebrehe’nin kendisine selam gönderdiğini söyledim. O zaman Hz. Peygamber

“Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi onun da üzerine olsun” buyurdular.[2]


 

[1] Bidaye IV/143 (Zübeyr b. Bekkâr, İsmail b. Amr’dan).

[2] Hâkim IV/20 (İsmail b. Amr b. Said b. As’tan); İbn Sa’d VIII/97.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/213-215.