Sahabilerden Rabîatu - 216. Sayfa
Sahabilerden Rabîatu’l-Eslemî’nin Evlenmesi
- Rabîatu’l-Eslemî şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’e hizmet ediyordum. Bir gün bana
“Ey Rabîa evlenmeyecek misin?” diye sordular.
“Hayır ey Allah’ın Rasûlü! Evlenmek istemiyorum. Alacağım kadını besleyemeyeceğim gibi onun beni sizden uzaklaştırmasından da korkuyorum” dedim. Bu cevabım üzerine Hz. Peygamber cevap vermeyerek yüzünü benden çevirdiler. Birkaç gün sonra bu soruyu bir kez daha tekrarladılar. Aynı cevabı vermemle de yine benden yüz çevirdiler. Bunun üzerine kendi kendime
“Allah’a yemin ederim ki, dünya ve âhiretime neyin daha yararlı olacağını Hz. Peygamber benden iyi bilirler. Eğer bu soruyu bir daha soracak olurlarsa ona
“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasıl emrediyorsanız öyle olsun!” diyeceğim” dedim. Böylece üçüncü kez
“Ey Rabîa! Evlenmeyecek misin?” buyurduklarında
“Evet, evleneceğim. Bana dilediğinizi emredin!” dedim. Bu sözüm üzerine
“O halde falan aileye git ve onlara “Beni size Allah’ın Rasûlü gönderdi ve falan kadını bana vermenizi emretti” de!” buyurdular. Bu aile Ensar kabilesinden birine mensup olup Hz. Peygamber’in yanına seyrek olarak gelirlerdi. Onlara giderek Hz. Peygamber’in emrini söyledim. Bana
“Ey Allah Rasûlü’nün elçisi! Yemin ederiz ki bizim yanımızdan ancak ihtiyacını almış olarak ayrılacaksın!” dediler. Böylece beni Hz. Peygamber’in söylediği o kadınla evlendirdiler ve bana çok iltifatta bulundular. Bu arada benim bu hususta doğru söyleyip söylemediğimi dahi araştırmadılar.
Oradan ayrıldıktan sonra üzüntülü bir şekilde Hz. Peygamber’e geldim ve
“Ey Allah’ın Rasûlü! Sen beni şerefli bir aileye gönderdin. Onlar bana çok lütufta bulundular ve doğru söyleyip söylemediğimi dahi araştırıp sormaksızın beni o söylediğiniz kadınla evlendirdiler. Fakat benim, mehir olarak ona verecek hiç birşeyim yoktur” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber kabilemizin reisi olan Büreyde el-Eslemi’ye
“Ey Büreyde’ Rabîa için aranızda bir hurma çekirdeği ağırlığında da olsa altın toplayınız!” buyurdular. Onlar da kendi aralarında biraz altın toplayıp bana verdiler. Onları alıp yanına döndüğümde Hz. Peygamber bana
‘’Bunu o aileye götür ve kendilerine ‘ İste bu kızınızın mehridir’ de!” buyurdular. Ben de o altını kadının ailesine götürdüm ve
“İşte bu, kızınızın mehridir” dedim. Ben, bunu kabul etmeyeceklerinden korkarken onlar razı oldukları gibi
“Bu çoktur ve bereketlidir” de dediler.
Bundan sonra da düğün için ziyafet veremeyeceğim düşüncesiyle üzgün olarak Hz. Peygamber’in yanına döndüm. Bana
“Ey Rabîa! Bu kez ne oldu? Niçin üzüntülüsün?” diye sordular.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bunlardan daha cömert ve şerefli bir kavim görmedim. Verdiğim az bir mehire razı oldular ve bana ikramlarda bulunarak
“Bu çoktur ve bereketlidir” dediler. Ancak düğün yemeği verebilecek durumda değilim” dedim. Hz. Peygamber yine kabilemizin reisi olan Büreyde el-Eslemî’ye
“Ey Büreyde! Rabîa için koyun parası toplayınız!” buyurdular. Kabilem kendi aralarında semiz ve büyük bir koç alabilecek kadar para topladılar. Daha sonra Hz. Peygamber bana
“Âişe’ye git! Ona içine yiyeceğimizin konulduğu seleyi sana vermesini söyle!” dediler. Ben de Hz. Âişe’ye giderek Hz. Peygamber’in emrini söyledim. Hz. Âişe
“İşte sele orada duruyor ve içerisinde de yedi ölçek arpa vardır. Allah’a yemin ederim ki bizim ondan başka yiyeceğimiz yoktur; fakat sen onu al götür!” dedi. Seleyi alıp Hz. Peygamber’e getirdim ve Âişe vâlidemizin sözlerini ona aktardım. Hz. Peygamber “Bunu kadının ailesine götür ve onlara bundan ekmek yapmalarını söyle. Ayrıca senin için toplanan paraya da bir koç alıp pişirsinler” buyurdular. Ben gidip bunları söylediğimde kadının ailesi “Ekmeği biz, koyunu da siz hazırlayın!” dediler. Böylece kabilem olan Eslem kabilesinden birkaç kişiyle birlikte bir koç alarak kestik. Sabah olduğunda et ve ekmek hazırdı. Sofraları hazırladım ve Hz. Peygamber’i de yemeğe davet ettim.
Bu hadiseden sonra Hz. Peygamber bana ve Ebubekir’e birer tarla verdiler. Bu iki tarla yanyana olup içinde de bazı hurma ağaçları vardı. Birara dünya sevgisi baskın çıkarak bu ağaçlardan biri hakkında ihtilafa düştük. Ben
“Bu benim tarlamın sınırındadır” dedim. Ebubekir de
“Hayır, benimkinin sınırındadır” diye itiraz etti. Bu olay üzerine aramızda atıştık ve bu sırada Ebubekir bana hoşuma gitmeyen bir söz söyledi. Sonra pişman olarak
“Ey Rabîa! Bu söylediğim sözü sen de bana söyle ki kısas olsun” dedi. Ben de bunu yapamayacağımı söyledim. O zaman Ebubekir
“Ya söylersin ya da gidip seni Hz. Peygamber’e şikâyet ederim” dedi. Fakat ben yine bu sözleri iade etmeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine Ebubekir beni şikayet etmek için Hz. Peygamber’e gitti. Ben de onu takip ettim. Bu sırada bizim atışmamızı ve konuşmalarımızı duymuş olan bazı yakınlarım arkamdan gelerek
“Allah Ebubekir’den razı olsun! Ne hakla seni Hz. Peygamber’e şikâyet edecektir. Çünkü sana; hoşuna gitmeyen sözler söyleyen kendisidir” dediler. Ben de şunları söyledim:
“Siz bu zâtın kim olduğunu biliyor musunuz? Bu, Ebubekir Sıddîk’tır. Mağarada ikinin ikincisi, Hz. Peygamber’in arkadaşıdır. Kendisi saçını ve sakalını İslâm ve ona hizmet yolunda ağarmıştır. Sakın benimle birlikte gelmeye kalkışmayın. Çünkü o dönüp arkasına baktığında sizin bana yardımcı olduğunuzu görürse öfkelenir. Onu öfkelendirdiğimizi gördüğünde Hz. Peygamber de bize öfkelenir. Böylece bu ikisinin öfkesi için Allah da öfkelenir; sonuçta Rabîa helak olur”. Bu sözlerim üzerine yakınlarım
“O halde ne yapmamızı tavsiye edersin?” dediler. Ben de
“Dönün, gidin!” dedim. Ebubekir -Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun- Hz. Peygamber’e giderek aramızda geçenleri anlattı. Oraya vardığımda Hz. Peygamber başını kaldırıp bana baktı ve
“Ey Rabîa! Seninle Ebubekir’e neoluyor? Niçin ihtilafa düştünüz?” diye sordular.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Şöyle şöyle oldu. Tartışma esnasında Ebubekir bana hoşuma gitmeyen bir söz söyledi ve sonra da “Ey Rabîa! Bu söylediğim sözü sen de bana söyle ki kısas olsun!” dedi. Bense bunu kabul etmedim. İşte olay bundan ibarettir” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber
“Bu sözleri iade etme! Fakat “Ey Ebubekir! Allah seni bağışlasın!” de!” buyurdular. Böylece Ebubekir Sıddîk Hz. Peygamber’in huzurundan ağlayarak çıktık.[1]
[1] Heysemi IV/257 (İmam Ahmed ve Taberani’den); Bidaye V/336 (Ebu Ya’lâ’dan); Kenz VII/36 (Hakim ve başkalarının, hadisin nikah kısmını rivayet ettikleri kaydedilir); İbn Sa’d III/44 (Rabia’nın Hz. Ebubekir’le olan kıssası rivayet edilmektedir).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/226-228.
İslami Okul Okulların En Önemlisi