Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 232. Sayfa

Hz. Peygamber’in, Kendilerini Boşamak İstediğinde Dahi Hanımlarıyla Güzel Geçinmeleri

 

- Abdullah b. Abbas şöyle anlatıyor: Hz. Ömer’den, haklarında “Eğer ikiniz tevbe ederseniz (sizin için daha iyi olur). Çünkü kalbiniz gerçekten buna meyletmiştir” (Tahrim: 66/4) âyetinin indiği Hz. Peygamber’in iki hanımının hangi kişiler olduğunu sormak istiyor fakat buna bir türlü fırsat bulamıyordum. Nihayet Hz. Ömer’le birlikte bir hac yolculuğuna çıktık. Yolda o, abdest bozmak için bizden ayrıldığında ben de arkasından giderek bir yerde onun dönmesini bekledim. Elimde de bir ibrik su vardı. Dönüşünde ellerine su dökerek ona abdest aldırdım. Sonra da

“Ey Mü’minlerin Emîri! Tahrim Sûresi’nde bahsedilen Hz. Peygamber’in iki hanımı hangileridir?” diye sordum. “Şaşılacak bir şey. Ey İbn Abbas; gerçekten sen bunu bilmiyor musun? O ikisi Âişe ile kızım Hafsâ’dır” dedi. (Zührî, bu sorunun Hz. Ömer’in hoşuna gitmediğini; fakat buna rağmen gerçeği Abdullah b. Abbas’tan gizlemediğini söyler). Sonra Hz. Ömer hadiseyi bana anlatmaya başlayarak şunları söyledi:

“Biz Kureyşliler, kadınlarına hâkim olan ve onlara galebe çalan bir kavimdik. Ancak Medine’ye vardığımızda orada kadınlarının kendilerine hâkim olduğu bir kavim bulduk. Bizim hanımlarımız da onların bu âdetlerini öğrendiler. Benim evim Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesinin oturmakta olduğu, Medine’nin kenar mahallelerinden birindeydi. Bir gün birşeyden dolayı hanımıma öfkelendim. O da bana karşı geldi. Benim bunu hoş karşılamadığımı görünce de

“Sana cevap vermemi hoş karşılamıyorsun ama Allah’a yemin ederim ki Hz. Peygamber’in hanımları da ona karşılık veriyor; hatta onlardan birisi bütün gün akşama kadar Hz. Peygamber’le küs kalıyor!” dedi. Bunun üzerine evden çıkarak Hz. Peygamber’in hâne-i saâdetlerine gittim. Kızım Hafsâ’nın hücresine girerek ona

“Siz, Hz. Peygamber size öfkelendiğinde ona karşılık veriyor musunuz?” dedim. Hafsâ

“Evet!” dedi. Bu kez

“Sizden herhangi birinizin bütün gün akşama kadar Hz. Peygamber’le küs kaldığı oluyor mu?” diye sordum. Hafsâ yine

“Evet!” dedi. Ben de ona şunları söyledim:

“Böyle bir şey yapan bir kadın mahrum olur, zarar eder. Siz Hz. Peygamber’in size öfkelenmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın öfkelenmeyeceğinden emin misiniz? Böyle bir durumda o kadın helak olur. Ey Hafsâ! . Sakın Hz. Peygamber’e karşılık vereyim deme! Ne ihtiyacın varsa benden iste, çekinme! Sakın komşun (Hz. Âişe) daha güzeldir ve Hz. Peygamber’in yanında senden daha sevimlidir diyerek onu kıskanmaya kalkma. O karşılık veriyor ve Hz. Peygamber de buna tahammül ediyor diyerek sen de karşılık vermeye kalkışma”.

Hz. Ömer devamla şunları anlattı: “Ensar’dan bir komşum vardı. Onunla bir gün ben bir gün o olmak üzere sırayla Hz. Peygamber’e gidiyor ve dönüşte o gün vahiy gelip gelmediğini ya da başka hadiseleri birbirimize haber veriyorduk. Birara halk arasında

“Gassan kabilesi atlarını nallayıp, bize savaş açmak için hazırlık yapıyorlar” diye bir söylenti çıktı. Bu günlerden birinde sıra kendisine gelen komşum Hz. Peygamber’in yanına gitti. Akşam üzeri döndügünde bana uğrayarak

“Ey Ömer! Bugün büyük bir hadise oldu!” dedi. Ben de merakla

“Hayrola ne oldu? Yoksa Gassan kabilesi bize savaş mı açtı?” diye sordum. Komşum

“Hayır; bundan daha korkunç bir olay oldu. Hz. Peygamber hanımlarını boşadı” dedi. Bunu duyunca

“Eyvâh! Hafsâ zarar etti ve mahvoldu. Ben sonucun böyle olacağını tahmin etmiştim” dedim. Böylece sabahı zor ettim. Sabah namazını kılar kılmaz elbiselerimi değiştirerek Medine’ye indim. Doğruca Hafsâ’nın hücresine gittim. Onun hücresinde ağlamakta olduğunu gördüm. Yanına vararak

“Hz. Peygamber sizi boşadı öyle mi?” diye sordum. Hafsâ

“Ben birşey bilmiyorum. Kendisi de şu anda bîr odaya kapanmış, uzlete çekilmiştir” dedi.

- Hafsâ’nın söylediği odanın kapısında Hz. Peygamber’in siyah bir kölesi bekliyordu. Gidip ona

“Hz. Peygamber’in yanına gir ve benim içeri girmek için izin istediğimi söyle!” dedim. Köle içeri girdi; biraz sonra çıkarak

“Hz. Peygamber’e senin ismini ve yanına girmek için izin istediğini söyledim. Hiç bir şey söylemediler” dedi. Bunun üzerine mescide girdim. Mescitte bir grup insan minberin yanına oturmuşlar, içlerinden bazıları da ağlıyordu. Ben de yanlarına oturdum. Ancak fazla dayanamayarak biraz sonra kalktım. Yine Hz. Peygamber’in siyah kölesinin yanına vardım w ona “Hz. Peygamber’in yanına gir ve benim gelip içeri girmek için izin istediğimi söyle” dedim. Köle odaya girdi ve biraz sonra çıkarak birincisinde olduğu gibi Senin gelip içeri girmek için izin istediğini söyledim ama Hz. Peygamber cevap vermediler” dedi. Oradan çıkarak tekrar mescide girdim ve minberin yanına oturdum. Fakat biraz oturunca beni bir sıkıntı bastı. Tekrar kalkarak kölenin yanına geldim ve ona

“Bir kere daha Hz. Peygamber’in yanına gir ve benim içeri girmek için izin istediğimi söyle” dedimse de içeri girip çıktıktan sonra köle daha önceki cevabı verdi. Bunun üzerine arkamı dönerek gidiyordum ki köle arkamdan beni çağırarak

“Hz. Peygamber girmen için sana izin verdi!” dedi.

- Dönüp içeri girdim ve selam verdim. Hz. Peygamber bir hasırın üzerine uzanmışlardı. Hasırın kaba kısımları onun yan taraflarında iz bırakmıştı.

“Ey Allah’ın Rasûlü! Hanımlarınızı boşamışsınız öyle mi?” diye sordum. Başlarını kaldırıp bana bakarak

“Hayır.” dediler. Bunları duyduğumda

“Allâhu ekber!” diyerek şunları söyledim: “Ey Allah’ın Rasûlü’ Bildiğin gibi biz Kureyşliler kadınlarına hâkim ve galebe çalan bir kavimdik. Medine’ye geldiğimizde burada kadınlarına mağlup olan bir kavim bulduk. Böylece bizim hanımlarımız da buradaki hanımlardan bize karşı gelmeyi öğrendiler. Ben bir gün hanımıma kızmıştım, o da bana karşılık vermişti. Bundan hoşlanmadığımı görünce de

“Sana cevâp vermemi hoş karşılamıyorsun ama Allah’a yemin ederim ki Hz. Peygamber’in hanımları da ona karşılık veriyor; hatta onlardan birisi bütün gün akşama kadar Hz. Peygamber’le küs kalıyor” demişti. O zaman ben de şunları söylemiştim:

“Onlardan kim böyle yaparsa mahvolur ve zarar görür. Onlar Hz. Peygamber’in kendilerine öfkelenmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın öfkelenmeyeceğinden emin midirler? Allah’ın öfkelendiği kimseler de helak olur!” Benim bu sözlerimi işiten Hz Peygamber tebessüm ettiler. Ben devamla

“Ey Allah”ın Rasûlü” Ben o zaman kızım Hafsâ’nın hücresine girerek ona

‘Sakın komşunun (Âişe”nin), davranışları seni aldatmasın! Çünkü o senden daha güzel ve Hz Peygamber’in katında da senden sevimlidir’ demiştim” dedim. Bunları dinleyen Hz. Peygamber ikinci kez olarak gülümsediler. Ben de bu fırsatı değerlendirerek

“Ey Allah’ın Rasûlü! Oturup seninle konuşabilir miyim” diye sordum.

“Evet” buyurdular.

“Hz. Peygamber izin verdiği için oturmaya devam ettim. Birara başımı kaldırdığımda odanın içerisinde tabaklanma üç deri parçasından başka bir şey bulunmadığını gördüm. Hz. Peygamber’e dönerek

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ümmetine genişlik ve bol rızık vermesi için Allah Teâlaya yalvarsanız olmaz mı? Biliyorsun ki O, kendisine ibadet etmedikleri hâlde İranlılara Rumlara büyük genişlik ve bol rızık vermiştir” dedim. Bu sözlerim üzerine Hz. Peygamber kalkıp oturarak

“Ey Hattab’ın oğlu” Yoksa sen şüphe içinde misin? Allah Teâlâ onların isteklerini âhirete bırakmaksızın sadace bu dünyada vermektedir” buyurdular. Ben de

“Ey Allah”ın Resûlü”! Benim için Allah’tan af, talebinde bulunun!” dedim. Hz. Peygamber kendilerine kızmış ve kırılmış olduğundan hanımlarının yanına bir ay girmeyeceğine yemin etmişlerdi. Ancak Allah Teâlâ onu bu yaptığından dolayı kınadı’’[1]

- Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’in hanımlarından uzaklaştığını duyduğumda doğruca mescide gittim. Halk toplanmış üzgün bir şekilde oturuyorlar; kendi aralarında “Hz. Peygamber hanımlarını boşadı” diye konuşarak yerdeki çakıl taşlarıyla oynuyorlardı. Bu hadise kadınların perde arkasına çekilmesinden önceydi “Hadisenin ne olduğunu mutlaka öğrenmeliyim” diyerek Âişe ile kızım Hafsâ’nın yanlarına girdim. Onlara nasihatta bulundum. Bu sırada Hz. Peygamber’in bir odanın eşiğinde oturmakta olduğunu gördüm. Hizmetçiyi çağırarak

“Ey Rebah!’ Hz. Peygamber’den benim için izin iste!” dedim. İzin verildiğinde de yanına giderek Hz. Peygamber’e şunları söyledim:

“Ey Allah’ın Rasûlü!’ Allah Teala kadınlar hususunda sana bir meşakkat ve güçlük yüklememiştir. Senin için kadın mı yoktur. Hem onları boşamış olsan bile Allah ve O”nun melekleriyle Cebrail, Mikâil, ben, Ebubekir ve bütün mü’minler seninle birlikteyiz!’’

Allah’a hamd ü senâlar ederim ki ben ne zaman böyle bir görüş beyan etsem Allah Teâlâ’nın beni tasdik etmesini ümit ederdim. Nitekim bu kez de öyle oldu ve benim bu konuşmamdan sonra “(Ey Peygamber’in hanımları)! Eğer o sizi boşarsa Rabb’i onâ sizden daha iyi olan, kendini Allah’a veren, iman eden boyun eğen, tevbe ve kulluk eden, oruç tutan dul ve bâkire eşler verir” (Tahrim: 66/5) âyet-i kerimesi ile “Eğer ikiniz (de, ey Hafsâ ve Âişe) tevbe ederseniz (Sizin için daha iyi olur). Çünkü kalbiniz gerçekten buna meyletmişti. Eğer (Peygamber’e karşı) birbirinize arka verecek olursanız, onun mevlâsı (yardımcısı) Allah, Cebrail ve mü’minlerin sâlih olanlarıdır. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirer” (Tahrim: 66/4) âyet-i kerimesi nâzil oldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e

“Ey Allah’ın Rasûlü! Hanımlarınızı boşamış mıydınız?” diye sordum.

“Hayır!” buyurdular. Bunu ögrendiğimde mescidin kapısına gelerek yüksek sesle

“Hz. Peygamber, hanımlarını boşamamıştır!” diye bağırdım. Bunun üzerine şu âyet-i kerime indi. “Ne zaman onlara eminlik veya korkudan bir haber gelirse onu yayarlar. Eğer Peygamber’e veya kendilerinden olan emir sahiplerine (ehl-i hall ve’lakt’e) o emri götürselerdi, onlardan meselenin içyüzünü anlayanlar, gelen bu haberin ne olduğunu muhakkak bilirlerdi. Allah’ın fazl u rahmeti sizin üzerinize olmasaydı pek azınız hâriç kesinlikle şeytana uyup gidersiniz”. (Nisâ: 4/83). İşte bu meseleyi ben araştırıp ortaya çıkarmıştım.[2]

- Hz. Peygamber içerde, halksa dışarda oturuyorlardı. Bu sırada Ebubekir Sıddîk gelerek Hz. Peygamber’in yanına girmek için izin istedi. Ona izin verilmedi. Biraz sonra da Hz. Ömer geldi. O da içeri girmek için izin istedi fakat ona da müsaade edilmedi. Bir müddet sonra ikisine birden izin verildi. Birlikte içeri girdiler. Hz. Peygamber, etrafında hanımları olduğu halde oturuyor; fakat onlarla konuşmuyordu. Hz. Ömer

“Ben Hz. Peygamber’i konuşturmaya çalışacağım” dedi ve yanına gidip kendi karısını kastederek

“Ey Allah’ın Rasûlü! Zeyd’in kızını bir görseydiniz. Benden aşırı masrafa girmemi isteyince onun boynuna öyle bir vurdum ki...” dedi. Bu sözler üzerine Hz. Peygamber mübarek azı dişleri görününceye kadar güldü ve

“İşte şu anda etrafımda oturmakta olan hanımlarım da benden aşırı masrafa girmemi istediler” buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ebubekir’le Hz. Ömer

“Siz Hz. Peygamber’den elinde bulunmayan şeyleri isteyip onu masrafa mı sokuyorsunuz?” diyerek kızları Âişe ile Hafsâ vâlidelerimizi dövmeye kalkıştılar. Ancak Hz. Peygamber onlara mani oldular. Hafsâ ile Âişe vâlidelerimiz de

“Bundan böyle Hz. Peygamber’den elinde bulunmayan birşeyi istemeyeceğimize ve onu masrafa sokmayacağımıza dair yemin ederiz” dediler.

O zaman Allah Teâlâ “Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzellikle salayım” (Ahzab: 33/28) âyet-i kerimesini indirdi. Bu âyetin inişinden sonra Hz. Peygamber ilk önce Âişe vâlidemize dönerek

“Sana bir şey söyleyeceğim. Fakat senden acele etmemeni, annenle babana danıştıktan sonra kararını vermeni istiyorum” buyurdular. Âişe vâlidemizin

“Buyurun söyleyin!” demesi üzerine Hz. Peygamber ona inmiş olan âyeti okudular. Hz. Âişe

“Ben, senden boşanma hususunda mı annem ve babamla istişare edeceğim. Hayır, ben Allah’ı ve O’nun Rasûlünü seçiyorum. Ayrıca sizden benim bu söylediklerimi diğer hanımlarınıza söylememenizi rica ediyorum” dedi. Onun bu sözleri üzerine de Hz. Peygamber şöyle buyurdular:

“Allah beni zorlaştırıcı ve güçlük çıkarıcı olarak değil muallim (öğretici) ve kolaylaştırıcı olarak göndermiştir. Sizden hanginiz benden boşanmak isterse onun isteğini yerine getiririm”[3]

- Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Tahyîr âyeti indiğinde Hz. Peygamber ilk benden başlayarak

“Sana bir şey söyleyeceğim. Fakat sakın acele etme; kararını anne ve babanla istişare ettikten sonra ver!” buyurdular. Hz. Peygamber annemle babamın benim kendisinden boşanmama razı olmayacaklarını çok iyi biliyorlardı. Bana

“Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzellikle salayım” (Ahzab: 33/28) âyet-i kerimesini okuduklarında şöyle cevap verdim:

“Hayır, ben Allah’ı ve O’nun Rasûlünü ve âhiret yurdunu istiyorum”. Böylece Hz. Peygamber bu âyet-i kerimeyi bütün hanımlarına okuyarak onları muhayyer bıraktı. Onlar da benim söylediğimin aynını söylediler.[4]


 

[1] İmam Ahmed; ayrıca hadisi Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

[2] İbn Kesir, Tefsir IV/389 (Müslim, İbn Abbas’tan); Kenz I/269 (Abdurrezzak, İbn Sa’d, İbn Hibban, Beyhaki, İbn Cerir ve İbn Merdûye ve daha başka muhaddisler de rivayet etmişlerdir).

[3] İbn Kesir, Tefsir III/481 (İmam Ahmed, Câbir’den. Ayrıca hadisi Müslim ve Nesâi’nin  de rivayet ettikleri kaydedilir).

[4] İbn Kesir, Tefsir III/481 (İbn Ebi Hâtim, İbn Abbas’tan. Ayrıca Buhari ve Müslim’in de rivayet ettikleri kaydedilmektedir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/240-245.