Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sahabilerin Birbirleriyle Güzel Geçinmeleri - 239. Sayfa

Sahabilerin Birbirleriyle Güzel Geçinmeleri; Hz. Peygamber’in Perişan Durumdaki Hanımının İhtiyaçlarını Karşılaması ve Onunla İyi Geçinmesi İçin Osman b. Ma’zun’a Nasihat Etmesi

 

- Osman b. Ma’zun’un hanımı bir gün Hz. Peygamber’in hanımlarının yanına eski püskü elbiseler içinde, perişan bir kıyafetle geldi. Hz. Peygamber’in hanımları ona

“Niçin böyle eski elbiseler içinde ve perişan bir haldesin?” diye sordular. Kadın

“Nasıl olmasın? Kocam Osman bütün bir gece ibadet eder, gündüzleri de oruç tutar” dedi. Hanımları da bu durumu Hz. Peygamber’e haber verdiler. Bunu öğrenen Hz. Peygamber bir gün Osman b. Ma’zun’la karşılaştıklarında ona

“Ey Osman sen, benden niçin ders almazsın. Ben sizin için güzel bir örnek değil miyim?” buyurdular. O da

“Evet ey Allah’ın Rasûlü! Canım sana feda olsun! Sen benim için güzel bir örneksin!” dedi. Bundan sonra onun hanımı Hz. Peygamber’in hanımlarının yanına iyi bir giyimle ve güzel kokular sürünerek gelip gitmeye başladı. Osman’ın vefatı üzerine de hanımı ona şu mersiyeyi söyledi:

“Ey gözlerim! Osman b. Ma’zun’un ölümü üzerine kesilmez gözyaşlarınla cömertlik yap! Gözyaşlarını, gecelerini Allah’ın rızasını kazanmak için ibadetle geçiren bir kişi için dök! Defnedilen ve ortadan kaybolan bir kişi olarak cennet onun için olsun! Artık Bakî mezarlığı ve orada bulunan ağaçlar onun için bir mesken olmuştur. Onun defniyle oradaki topraklar parlamaya başladı. Fakat buna rağmen onun vefatı, ölüme kadar kesintisiz bir üzüntü verir. Bundan böyle gözyaşlarımı akıtan damarlarım asla kurumayacaktır.”[1]

- Osman b. Ma’zun’un hanımı Havle binti Hakîm idi. Bu kadın bir gün Hz. Âişe’ye giderek kocasını şikayet etti. O da bunu Hz. Peygamber’e haber verdi. Hz. Peygamber Osman b. Ma’zun’u çağırtarak ona şunları söylediler:

“Ey Osman! Ruhbanlık bizlere farz kılınmamıştır. Sen bana bakmaz mısın? Bende senin için güzel bir örnek yok mudur? Yemin ederim ki ben hepinizden daha fazla Allah’tan korkarım ve yine O’nun koymuş olduğu sınırlara hepinizden daha çok riâyet ederim.”[2]

- Abdullah b. Amr İbnü’l-As şöyle anlatıyor: Babam beni Kureyş’ten bir hanımla evlendirmişti. Ben o sıralarda kendimi oruç ve namaz gibi ibadetlere vermiş olduğumdan onunla ilgilenemedim. Aradan bir müddet geçtikten sonra bir gün babam Amr İbnü’l-As, hanımıma

“Kocanı nasıl buldun?” diye sordu. O da

“O çok iyi birisidir. Fakat evlendik evleneli ne bir gün perdemi araladı ve ne de yatağıma yaklaştı” dedi. Bunun üzerine babam beni karşısına alarak azarladı ve küfürler savurarak şöyle dedi:

“Ben seni Kureyş kabilesine mensup soylu bir kadınla evlendirdim. Sense ne onunla cinsî münasebette bulundun ve ne de kendini boşayıp geri gönderdin!”. Sonra da gidip beni Hz. Peygamber’e şikayet etti. Hz. Peygamber de adam göndererek beni yanına çağırttı. Yanına vardığımda bana

“Sen bütün gündüzlerini oruçla geçiriyormuşsun öyle mi?” diye sordu.

“Evet!” dedim.

“Peki bütün gecelerini sabahlara kadar ibadetle geçirdiğin de doğru mu?” dediklerinde yine

“Evet!” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdular:

“Ben böyle mi yapıyorum? Ben bazı günler oruç tutar, bazı günlerse yerim. Bazı geceleri ibadetle geçirir bazılarında ise uyur ya da hanımlarımla yatarım. İşte benim sünnetim. Benim sünnetimden yüz çevirenlerse benden değildir!”. Daha sonra da “Her ay bir hatim indir!” dediler.

“Ben bundan daha fazlasını yapacağıma inanıyorum” dedim.

“Öyleyse her on günde bir hatim indir!” buyurdular. Ben yine

“Benim gücüm bundan fazlasına da yeter” dedim. O zaman

“Madem öyle her üç günde bir hatim indir!” dediler ve arkasından da “Başında, ortasında ve sonunda olmak üzere her ay üç gün oruç tut!” diye eklediler. Bunun üzerine

“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bundan daha fazlasını yapabilirim, buna gücüm yeter!” karşılığını verdim. Bu konuda bir süre karşılıklı konuştuktan sonra nihayet Hz. Peygamber

“Bir gün oruç tut, bir gün ye. Bu şekilde tutulan oruç, oruçların en faziletlisidir. Bu, kardeşim Dâvud’un orucudur” buyurdular. Sonra da şunları söylediler:

“Her ibadet eden kişide ibadete bir istek vardır. Her isteğin de bir fetreti, bir gevşeme devresi vardır. Bu devre ya sünnete ya da bid’ata doğru gider. Kimin gevşeme devresi sünnete doğru giderse o kurtulmuştur. Kiminki de bid’ata doğru giderse o da , helâk olmuştur”.

Mücahid şöyle diyor: “Abdullah yaşlanıp da güçten düştüğünde oruç tutabilmek için üstüste birkaç gün oruç tutmayarak kuvvet toplardı. Bu günleri takip eden günlerde de oruç tutamadığı günler sayısınca oruç tutardı. Kur’an okurken de bazan fazla bazansa noksan okuyor; üç ya da yedi günde bir bitiriyordu. O şöyle derdi:

“Keşke zamanında Hz. Peygamber’in ruhsatını ve söylediklerini kabul etmiş olsaydım. Çünkü şu anda onun teklifi bana kendi isteklerimden çok daha sevimli ve uygun düşmektedir. Fakat ben Hz. Peygamber’den ayrıldığım sırada yapmakta olduğum ibadetleri terketmeyi hoş karşılamıyorum.”[3]


 

[1] Ebu Nuaym, Hilye I/106 (Ebu İshak es-Sebiî’den).

[2] İbn Sa’d III/394 (Ebu Burde’den); Kenz VIII/305 (Abdurrezak, Urve’den).

[3] Ebu Nuaym, Hilye I/285; Sıfatu’s-Safve I/271 (Buhari benzer bir şekilde uzun olarak tek başına rivayet etmiştir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/252-253.