Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 57. Sayfa

 Selmân-ı Fârisî’nin Tevâzuundan Örnekler

 

- Kızkardeşimin oğlu çölden geldi. Adı Kudâme’ydi. Bana

“Dayıcığım! Selmân-ı Fârisî’yi ziyaret etmek istiyorum. Onu severim. Kendisine selam vermek istiyorum” dedi. Selman’ın yanına gitmek üzere çıktık. Medaîn’e vardık. O gün Selman yirmibin askerin kumandanıydı. Ufak bir serginin üzerine oturmuş, bir sepet örmekteydi. Ona selam verdik.

“Ey Eba Abdillah! Bu benim kızkardeşimin oğludur, yeğenimdir. Çölden bana gelmiştir. Seni görmek istiyor” dedim. Selman

“Allah’ın selam ve rahmeti onun üzerine olsun” dedi.

“Ey Selman! Bu seni sevdiğini söylüyor” dedim. Selman

“Allah da onu sevsin” diye cevap verdi.[1]

- Selman Medayin’deyken ona vardım. Baktım ki bir tabakhanede elleriyle bir deriyi tabaklamaktadır. Kendisine selam verdiğimde bana

“Yerinde dur, sana geliyorum” dedi. Ben

“Öyle zannediyorum ki, sen beni tanımadın” dedim. Selman

“Evet, tanımadım!” dedi. Sonra

“Fakat benim ruhum, senin ruhunu, seni tanımazdan evvel tanımıştır. Çünkü ruhlar toplanıp eğitilmiş askerlerdir. O gün tanışan ruhlar bugün birbirlerine ısınır, tanışmayanlar ise birbirinden kaçar” dedi.[2]

- Bir kişi Selmân-ı Fârisî’nin huzuruna girdi. Selman hamur yoğuruyordu. Adam

“Bu da nedir?” diye sorunca, Selman

“Biz hizmetçiyi bir işe veya bir sanata gönderdik. İki işi veya iki sanatı birden onun boynuna yüklemek de hoşumuza gitmedi. Onun için hamuru ben yoğuruyorum” dedi. Sonra o kişi Selman’a

“Falan zat sana selam söylüyor!” dedi. Selman

“Sen onun yanından ne zaman geldin?” diye sorunca, adam falan zamandan beri burdayım” dedi. Selman

“Dikkat et! Eğer o selamı bana getirmemiş olsaydın emaneti yerine vermiş sayılmazdın” dedi.[3]

- Babam, Selmân-ı Fârisî’ye kızkardeşimi takdim etti ki, onunla evlensin. Selman bu teklifi kabul etmedi ve Bukayre adlı azadlı bir cariye ile evlendi. Babam, Selman ile Huzeyfe arasında bir kırgınlık olduğunu duydu. Gidip Huzeyfe’yi bahçesinden çıkarken buldu. Bir sepete sebze koymuş ve asasını sepetin kulpundan geçirip omuzuna asmıştı. Onunla beraber Selman’ın evine gittiler. Önce Huzeyfe içeri girdi, selâm verdi. Sonra Selman, babamın içeri girmesine izin verdi. İçerde yere serili bir sergiden başka hiçbir şey yoktu. Selman’ın baş ucunda da birkaç kerpiç duruyordu. Karşıda da bir at bellemesi vardı. Selman

“Buyurun, oturun. Cariyenizin serip üzerinde yattığı bu sergidir” dedi.[4]

- Selman’ı bir askerî birlikte gördüm. O birliğin kumandanıydı. Bir merkebe binmişti. Üzerinde de bir don vardı. Bacakları iki tarafa sallanıyordu. Askerler

“Kumandan geldi” diyorlardı. Selman da

“Bugünün bir diğeri yoktur. Aslolan yarınki hayatın kazanç veya kaybıdır” diyordu.[5]

- Selmân-ı Fârisî’yle beraber bulunuyordum. Selman bir askeri birliğin kumandanıydı. Selman bazı genç askerlerin yanından geçerken, askerler ona gülerek

“İşte kumandanınız budur” dediler. Ben Selman’a

“Ey Ebâ Abdillah; şunların ne dediğini görüyor musun?” dedim. Selman

“Onları bırak. İstediklerini söylesinler. Asıl kazanç ve kayıp bugünün değil, yarınınkidir. Bu dünyada toprak dahi yiyebilirsen ye, fakat iki kişinin bile başına geçme ve mazlum ve muhtacın bedduasından da sakın. Çünkü onların bedduasıyla Allah arasında engel yoktur” dedi.[6]

- Selman Medayin valisiyken halkın arasına don ve aba giyerek çıkardı. Halk onu gördüklerinde

“Bu kurda benziyor, bu kurda benziyor!” derlerdi. Selman

“Ne diyor bunlar?” diye sorar,

“Seni oyuncaklarından birisine benzetiyorlar” dediklerinde de Selman

“Önemli değil. Asıl kazanç bugün değil, yarındır” derdi.[7]

- Selmân-ı Fârisî’yi gördüm. Semersi bir merkebe binmişti. Sırtında sümbulani bir gömlek vardı. Gayet kısaydı ve son kısımları dardı. Selman uzun bacaklı bir zattı. Bacaklarında çok da kıl vardı. O gömlek yukarıya çekilmişti. Nerdeyse diz kapaklarının yakınına kadar çıkmıştı. Baktım ki çocuklar onun arkasından koşuyorlar.

“O validir. Onu rahatsız etmeyin” dedim. Selman, bana

“Onları bırak. Önemli olan, asıl rahatlık yarının rahatlığıdır” dedi.[8]

- Selmân-ı Fârisî, Medayin valisiydi. Şam ehlinden, Teym oğullarından bir kişi Medayin’e ge!di. Bir yük incir getirmişti. Selman’ın sırtında da bir don ile abadan başka birşey olmadığı için, adam onu hizmetçi sanarak

“Gel, bu yükü taşı!” dedi. Selman’ın vali olduğunu bilmiyordu. Selman yükü sırtına aldı. Halk bu durumu görünce adama

“Bu validir” dediler. Adam

“Vallahi seni tanımadım” dedi. Selman

“Hayır, hayır! Senin gideceğin noktaya kadar bunu götüreceğim” dedi.[9]

- Selman elleriyle çalışır, birşey kazandığında onunla et veya balık satın alırdı. Sonra da cüzzam hastalığına tutulanları çağırır, onlarla beraber yerdi.[10]


 

[1] Ebu Nuaym, Hilye, I/197 (Selame el-İcli’den).

[2] Müntehab, V/196 (İbn Asakir, Haris b. Umeyr’den); Ebu Nuaym, Hilye, I/198.

[3] Ebu Nuaym, Hilye, I/201 (Ebu Kılabe’den); İbn Sa’d, IV/64. İmam Ahmed de rivayet etmiştir. Sıfatu’s-Safve, I/218.

[4] Ebu Nuaym, Hilye, I/198 (Amr b. Ebi Kurre el-Kindi’den).

[5] Ebu Nuaym, Hilye, I/199 (Abdu’l-Kaysoğullarından, bir adamdan).

[6] İbn Sa’d, IV/63 (Abdu’l-Kaysoğullarından, bir adamdan).

[7] İbn Sa’d (Sabit’ten).

[8] İbn Sa’d, IV/63 (Hureym’den).

[9] İbn Sa’d, IV/63 (Sabit’ten).

[10] Ebu Nuaym, Hilye, I/200 (Abdullah b. Büreyde’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/120-122.