Sahabilerin Kuvvetin ve Gâlibiyetin Sayı Çokluğuna Bağlı Olmadığını İfade Etmeleri - 25. Sayfa
Sahabilerin Kuvvetin ve Gâlibiyetin Sayı Çokluğuna Bağlı Olmadığını İfade Etmeleri
- Sabit b. Akram, Ebu Hüreyre’den
“Ey Ebâ Hüreyre! Sen karşımızdakilerin çok olduklarını mı düşünüyorsun?” diye sordu. Onun
“Evet!” demesi üzerine de şunları söyledi:
“Sen bizimle birlikte Bedir savaşına katılmadın. Eğer orada bulunmuş olsaydın bizim sayıca çokluğumuzdan dolayı gâlib gelmediğimizi görürdün!” dedi.
- Bir savaşta adamın biri Halid b. Velid’e
“Rumlar sayı bakımından biz müslümanlardan çok fazladır” dedi. Bunun üzerine Hz. Halid şunları söyledi:
“Orduların büyüklüğü askerlerinin çokluğuyla değil kazandığı başarılarıyla ölçülür. Aynı şekilde orduların zayıflığı ve azlığı da askerlerinin az oluşuyla değil yenilgiye uğramasıyla ortaya çıkar. Atım Eşkarr sağlam olsun da Rumlar isterse sayı bakımından bugünkünden kat kat fazla olsunlar”.
- Hz. Ebubekir, Amr İbnü’l-As’a şu mektubu yazmıştır: “Mektubun elime geçti. Bunda Rumların çok olduğundan bahsediyorsun. Şunu bil ki Hz. Peygamber’le birlikte bulunduğumuzda Allah Teâlâ bizlere sayı çokluğu ya da ordularla yardım etmemiştir. Hz._. Peygamber’le birlikte gazaya çıktığımızda yanımızda sadece iki at vardı. Develere ise sırasıyla biniyorduk. Uhud savaşında Hz. Peygamber’in binmiş olduğu attan başka atımız yoktu. Hz. Peygamber bizleri destekliyor ve düşmana karşı bize yardımcı oluyordu”.
- Hz. Peygamber’in vefatını müteakip Araplar her tarafta İslâm’dan çıkıp irtidat etmeye başladılar. Münafıklık alabildiğine yayıldı. Yahudiler ve hristiyanlar İslâmiyet’i yıkmak ve müslümanları yoketmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Müslümanlar bir kış gecesinde, yağmur altında kalan koyun sürüsüne döndüler. Çünkü Hz. Peygamber’i kaybetmişlerdi. Kendileri sayıca az, düşmanları ise alabildiğine çoktu. İşte böyle bir zamanda, müslümanlar halife seçilen Hz. Ebubekir’e müracaat ederek
“Üsâme ordusunu gönderme!” dediler. İçlerinde en isabetli görüşlere sahip olan Hz. Ebubekir şöyle buyurdu:
“Hz. Peygamber’in göndermek istediği bir orduyu ben nasıl olur da yolundan alıkoyarım? Böyle bir şey yaptığım takdirde büyük bir emri çiğnemiş olurum. Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki benim yanımda Arapların her taraftan üzerime saldırması, Hz. Peygamber’in gönderilmesini emrettiği Üsâme ordusunu alıkoymaktan çok daha sevimlidir. Ey Üsâme! Sen askerlerini de alarak emredildiğin yere doğru yola çık. Hz. Peygamber’in sana emrettiği şekilde Filistin taraflarındaki ordularla ve Mûte ahalisiyle savaş. Geride bıraktıklarını da aslâ düşünme; çünkü Allah Teâlâ bizleri her türlü tehlikeye karşı koruyacaktır”.
- Mürtedlerle yapılan savaşlar sırasında düşman sayısının ikiyüzbine ulaştığını öğrenen Abdullah b. Revâhâ şunları söylemiştir:
“Müslümanlar! Siz şimdi evlerinizden kendisini arzulayarak çıktığınız şeyden (şehâdet) mi kaçıyorsunuz? Biz bu insanlarla sayımının çokluğundan veya onlardan daha güçlü olduğumuzdan dolayı savaşıyor değiliz. Biz bunlarla ancak Allah Teâlâ’nın bizlere ikram olarak verdiği dinimiz için savaşıyoruz. O halde kalkınız ve düşmana karşı çıkınız. Şunu da biliniz ki şu iki güzellikten birisi mutlaka bizim olacaktır. Ya gâlip geleceğiz ya da şehit olacağız”. Bu sözleri dinleyen İslâm askerleri
“Allah’a yemin ederiz ki Revâhâ çok doğru söylüyor” dediler.[1]
İslami Okul Okulların En Önemlisi