Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 26. Sayfa

6. FASIL: ALLAH’IN ve RASÛLÜ’NÜN İLİMLERİNDEN ETKİLENİLMESİ

      

Ebu Hüreyre ile Muaviye’nin Hz. Peygamber’in Hadislerinden Etkilenmeleri

 

- Şüfeyye el-Eshabî aldı şahıs şöyle anlatıyor: Bir keresinde Medine’ye gittiğimde halkın bir kişinin başına toplanmış olduklarını gördüm. Onun kim olduğunu sordum

“Ebu Hüreyre’dir” dediler. Bunun üzerine varıp yanına oturdum. Halka hadis naklediyordu. Konuşması bitip de halk dağıldığında

“Senden, Allah için, Hz. Peygamber’den dinlemiş ve aklında çok iyi tutmuş olduğun bir hadis nakletmeni istiyorum” dedim. Bunun üzerine

“Bu isteğini yerine getirip sana Hz. Peygamber’den dinleyip de aklımda çok iyi kalmış olan bir hadisi söyleyeceğim” dedi ve sonra da bir çığlık atarak düştü bayıldı. Bir müddet sonra gözlerini açarak

“Sana kendisiyle benden başka kimsenin bulunmadığı bir sırada bu evde Hz. Peygamber’in bana söylemiş olduğu bir hadisi nakledeceğim” dedi ve bir kez daha bayıldı. Ayrıdığında yüzünü sıvazlayarak

“Sana, Hz. Peygamber’in bana bu evde söylemiş oldukları ve söylerken de kendisiyle benden başka kimsenin bulunmadığı bir hadisi nakledeceğim” dedi. Arkasından da yine korkunç bir çığlık kopararak bayıldı. Yüzüstü düşeceği sırada onu tuttum ve ayılana kadar da kucağıma yatırdım. Kendisine geldiğinde bana şunları anlattı:

“Hz. Peygamber şöyle buyurdular:

“Allah Teâlâ kıyamet gününde kullarının aralarında hükmetmek üzere iner. Bu sırada her ümmet dizüstü çökmüş sıralarının gelmesini beklemektedir. Hesaba ilk çağrılacak olanlar Kur’an’ı göğüslerinde muhafaza edip çok okuyan, Allah yolunda öldürülen ve malı çok olan kişilerdir. Allah Teâlâ Kur’an okuyan kişiye

“Ben sana, Peygamber’ime indirmiş olduğum Kur’an’ı öğretmedim mi?” diye sorar; kişi

“Evet ey Rabb’im! Bunu bana öğrettin” der. Bu kez Allah Teâlâ

“Sana öğretilenlerle nasıl amel ettin?” buyurur. Onun

“Ben onunla gecenin ve gündüzün bir kısmında ibadet ettim” demesi üzerine de

“Yalan söylüyorsun! buyurur. Melekler de O’nu tasdik ederek o kişiye

“Sen yalan söylüyorsun!” derler. Nihayet Allah Teâlâ ona

“Sen, bunu, sana “Falan adam çok okur” desinler diye yaptın! Nitekim sana böyle de denildi” buyurur. Bu kez huzura malı çok olan kişi getirilir. Allah Teâlâ ona

“Ben sana çok mal verip seni kimseye muhtaç olmayacak şekilde zengin etmedim mi?” diye sorar. Kişi

“Evet, Rabb’im! Bu doğrudur” der. O zaman Allah Teâlâ

“Peki, sana vermiş olduğum bu malı nasıl kullandın?” buyurur. Zengin kişi

“Ben onunla sıla-i rahim yapıp akrabalarımı gözetiyor ve ihtiyaç sahiplerine sadaka veriyordum” cevabını verir. Bunun üzerine Allah Teâlâ ve melekler ona

“Sen yalan söylüyorsun?” derler. En sonunda da Allah Teâlâ

“Sen bütün bunları senin için “Falan adam çok cömerttir” denilsin diye yaptın. Nitekim böyle de denildi” buyurur. Ondan sonra da huzura Allah yolunda öldürülen kişi getirilir. Allah Teâlâ ona da

“Sen niçin öldürüldün?” buyurur. Kişi

“Senin yolunda cihat etmekle emrolunmuştum. Bu emrine uyarak savaştım ve bu sırada da şehit düştüm” karşılığını verir. Bunun üzerine hem Allah Teâlâ ve hem de melekler bu kişiye

“Sen yalan söylüyorsun!” derler. Bütün bunlardan sonra da

“Allah Teâlâ “Sen, hakkında “Falan adam çok cesaretlidir” denilmesi için savaştın. Nitekim sana dünyada böyle denilmiştir” buyurur. Hz. Peygamber bu sözlerinden sonra dizime vurarak

“Ey Ebâ Hüreyre! İşte bu üç sınıf halk, Allah Teâlâ’nın, mahlûkâtından cehennemin yakılmasında kullanacağı ilk gruptur” buyurdular.”[1]

- Alâ b. Ebî Hakîm şöyle anlatıyor: Ben Muaviye’nin muhafızlarındandım. Bir gün adamın biri onun huzuruna girerek “Ebu Hüreyre’den, cehennemde ilk yanacak üç grup insandan bahseden hadisi nakletti. Bunun üzerine Muaviye

“Bu üç sınıfa böyle yapılacağına göre kim bilir diğerlerinin başına neler gelecektir?” diyerek ağlamaya başladı. O kadar çok ağladı ki biz onun bundan öleceğini zannettik ve

“Bu adam hiç de iyi etmedi; bize kötülüğü dokundu” dedik. Bir müddet sonra kendisini toparlayan Muaviye yüzünü sıvazlayarak şunları söyledi:

“Allah ve Rasûlü doğru söylemişlerdir. “Yalnız dünya hayatını ve onun ziynetini isteyenlere yaptıklarının karşılığını) orada (dünyada) tam oIarak veririz ve onlar orada hiç bir zarara uğratılmazlar (yaptıkları çalışmalarının karşılığını dünyada elde ederler). İşte onlar âhirette ateşten başka hiç birşeyleri olmayan kimselerdir. Yaptıkları boşa çıkmıştır. Yapmakta oldukları da zaten bâtıldır. (İmana bağlı olmayan işlerinin karşılığını âhirette bulamazlar)” (Hûd: 11/15-16)”[2]

 


 

[1] Tirmizi II/61 (el-Velid b. Ebi’l-Velid, Ebi Osman el-Medeni’den; o da Ukbe b. Müslim’den).

[2] Terğib I/28 (el-Veild Ebu Osman el-Medeni, Ukbe’den, İbn Huzeyme, Sahih’inde benzer şekilde; İbn Hibban ise Sahih’inde Tirmizi’nin lafzıyla rivayet etmişlerdir).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/445-447.