Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 60. Sayfa

Hz. Ömer’in Müslümanlara, Bir Hutbe İrat Ederek Allah’ın üzerlerindeki Nimetlerini Hatırlatması ve Onları Bu Nimetlerin Şükrünü Eda Etmeye Teşvik Buyurması

 

- Hz. Ömer bir keresinde şöyle bir hutbe irat etmiştir: “Ey insanlar! şunu biliniz ki Allah Teâlâ size şükrü vacip kılmıştır. Sizin herhangi bir isteğiniz olmadığı halde dünyada ve ahirette vermiş olduğu şeyler karşılığında sizlerden kendisine ibadet sözü almıştır. O sizleri kendisine ibadet etmeniz için yaratmıştır. Bunun yerine en zayıf ve en kıymetsiz bir mahluk olarak da yaratabilirdi. O bütün mahlukatı sizin için, sizi de sadece kendi zatı için halketmiştir. “Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olanların tamamını siz (in istifadeniz)e musahhar kılmıştır. Nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan etmiştir. Hal böyle iken insanlardan bir kısmı vardır ki hiçbir bilgisi olmadan, hiçbir rehber bulunmadan ve bir aydınlatıcı kitap olmadan Allah katında cedelleşir durur” (Lokman: 31/20). “Allah Teâlâ binmeniz için karada ve denizde binekler yaratmıştır. Şükredesiniz diye size güzel ve temiz rızıklar, göz ve kulaklar vermiştir. Üzerinizdeki nimetlerin bazıları Allah Teâlâ’nın tüm insanlara bahşetmiş olduğu nimetlerdir. Bazıları da vardır ki bunlar sadece biz müslümanlara verilmiştir. Bunların özelleri de genelleri de sizin devletinize, zamanınıza ve neslinize mahsustur. Eğer size verilen bu nimetlerden birisi dünyadaki tüm insanlar arasında paylaştırılmış olsaydı şükrünü edada aciz kalır ve bunun ağırlığı altında ezilirlerdi. Ancak Allah’a ve Rasûlüne iman edenler müstesnadır; Çünkü Allah Teâlâ onlara yardım edecektir. Siz yeryüzüne halife kılındınız ve tüm yeryüzü sakinlerine hâkim olacaksınız. Allah dininize yardım edecektir. Şu anda dininize muhalif iki millet vardır. Bunlardan birisi İslâm’a ve müslümanlara köle olmuştur. Sizlere cizye vermektedir. Meşakkat ve zorlukları onlar çekmekte ve sizi alım terleriyle ve ellerinin kazançlarıyla beslemektedirler. Diğeri ise korku içerisinde gece-gündüz Allah’ın başlarına getireceği şeyleri ve azabı beklemektedirler. Allah onların kalbini korku ile doldurmuştur. Öyle ki sığınacak bir kale bulamamaktadırlar. Kendilerini kılıçlarınızdan kurtarmak için kaçabilecekleri bir yer yoktur. Allah’ın orduları (müslümanlar) onları baskı altına almıştır. Bol rızıklar ve adeta kaynayan mal ve ganimetler içerisinde, peşpeşe gelen orduların yardımıyla müslümanlar her gün biraz daha ilerliyor ve yeni yeni yerler fethediliyor. İslâm’ın başlangıcından bu yana elde etmiş olduğunuz nimetler bugüne kadar hiçbir millete nasip olmamıştır. Şükredenlerin şükrü, zikredenlerin zikri ve kendilerini ibadete vermiş olanların ibadetleri bu nimeti karşılayamaz. Bunun şükrü ancak sınırı olmayan Allah’ın yardımı, rahmet ve lütfuyla mümkün olabilir. Kendisinden başka ilah olmayan Allah Teâlâ’dan bize hakkıyla amel etmeyi ve rızasını kazanmak yolunda adeta birbirimizle yarışmayı nasip etmesini dileriz.

 “Ey Allah’ın kulları! Allah Teâlâ’nın sizi imtihan etmekte olduğunu hatırınızdan çıkarmayınız. Üzerinizdeki nimetini tamamlaması için teker teker, ikişer ikişer, her nerede bulunursanız O’nu anınız ve kendisine şükrediniz. Allah Teâlâ Musa (a.s.)’a şöyle buyurmuştur: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (isyan edenlere tattırdığı felaket) günlerini hatırlat!” (İbrahim: 14/5) Hz. Peygamber’e de “Hatırlayın o zamanı ki, sizler (Mekke’de iken sayıca) azdınız. Yeryüzünde eziliyordunuz. İnsanların sizi kapıp (esir almasından) korkuyordunuz. Fakat Allah sizi (Medine’de) barındırıp (Bedir harbinde gönderdiği meleklerin) yardımıyla destekledi. Sizi güzel şeylerden (ganimetlerden) rızıklandırdı ki (nimetlerine) şükredesiniz” (Enfal: 8/26) buyurmuştur.

 “Eğer zayıf ve dünya malından mahrum olduğunuz zaman Allah’a iman edip dinini tanıyarak ölümden sonraki hayır ve mükafaatları ümit etseydiniz bu sizin için öyle olurdu. Fakat siz insanlar arasında geçimi en dar, cehaleti ise en fazla olan kimseler oldunuz. Felaketten kurtulmuş olsaydınız bile dünyadan herhangi bir nasibiniz olmazdı. Dünyada size hiçbir şey verilmeseydi dahi ölümden sonraki hayat için çalışıp onu herşeyin üstünde tutmanız gerekirdi. Kaldı ki Allah Teâlâ bütün mükafaatı âhiret için saklamamış bu dünyada da nasibinizi vermiştir. Sizden bunların hepsini elde etmek isteyenlere Allah’ı hatırlatırım. Bunları Allah’ı gereği gibi tanıyıp O’nun için amel ederek, kendinizi O’na ibadet etmek hususunda zorlayarak, verdiği nimetlere sevinip geri almasından korkarak elde edebilirsiniz. Nimeti inkar etmek ve nankörlükte bulunmak kadar onu elden çıkaracak başka birşey daha yoktur. Nimete şükretmekse onun devamının ve hatta daha da çoğalmasının sigortasıdır. Bunlar benim size Allah’ın emir ve yasakları hususundaki nasihatlarımdır”[1]


 

[1] Taberi, Tarih III/283 (Urve ve başkalarından).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/194-196.