Islam Tarihi - 85. Sayfa
12. FASIL: MÜ’MİNLERIN EMÎRİ ABDULLAH b. ZÜBEYR’İN HUTBELERİ
Abdullah b. Zübeyr’in Hac Mevsiminde Bir Hutbe İrat Etmesi
- Muhammed b. Abdillah es-Sakafî şöyle anlatıyor: Hacc mevsiminde Abdullah b. Zübeyr’in bir hutbesini dinledim. Terviye gününden bir gün önce geldi. Biz onun geleceğini bilmiyorduk. Kendisi ihrama girmişti. Güzel bir yüze sahip orta yaşlı birisiydi. Bize doğru gelirken insanlar “Bu, Mü’minlerin Emîrî’dir” diyorlardı. İhramı iki beyaz kumaş parçasından ibaretti. Minbere çıkarak cemaata selam verdi. Onlar da onun selamına karşılık verdiler. Sonra benim o güne kadar işitmediğim güzel bir şekilde telbiye getirmeye başladı (‘Lebbeyk! Allahümme lebbeyk! demeye başladı. Bunu bitirdikten sonra Allah’a hamd ü senâlar ederek şunları söyledi:
“Ey insanlar! Sizler, çeşitli bölgelerden ve ülkelerden gelen Allah’ın misafirlerisiniz. Allah Teâlâ’ya yakışan da sizi en güzel şekilde ağırlamak ve ikramlarda bulunmaktır. Kim Allah Teâlâ’dan sevap umarak gelmişse bilsin ki O kapısına gelip de kendisinden birşey isteyenleri mahrum bırakmaz ve eli boş olarak göndermez. Fiilleriniz sözlerinizi doğrulasın; çünkü sözün temeli fiildir. Kalb içinse niyet vardır. Günahların bağışlandığı şu mübarek günlerinde Allah’tan korkunuz. Sizler çeşitli bölge ve ülkelerden buraya ticaret yapmak ya da bir mal veya dünyalık kazanmak için değil Allah’ın affını umarak geldiniz!”. Abdullah b. Zübeyr bunları söyledikten sonra telbiyeye başladı; halk da onunla birlikte telbiye getirdi. Daha sonra birçok şeyler söyleyen Abdullah sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ey insanlar! Allah Teâlâ kitabı Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır: “Hacc, bilinen (Şevval, Zilkâde ve Zilhicce’nin on günü) aylar (da)dır. O aylarda ihrama girmekle haccı kendine farz kılan kimse için (hacda iken) kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Allah işlediğiniz her hayrı bilir. Kendinize (hac için yeterli) azık hazırlayın. Şüphesiz ki azığın en hayırlısı takvadır. (İnsanlara yük olmaktan sakınmaktır). Ey akıl sahipleri! Benden korkun! (Hacc esnasında) Rabb’inizden verilen fazlı istemeniz günah değildir” (Bakara: 2/197-198). Allah Teâlâ bu âyet-i kerime ile hacc mevsiminde ticaret yapılmasını helal kıldıktan sonra “Arafat’tan ayrılıp sel gibi Müzdelife’ye akın ettiğinizde Meş‘ari’l-Haram (Kuzah Dağı’n)da Allah’ı anın! O’nu, size nasıl hidâyet ettiyse öyle zikredin!” buyurmuştur. Arafat’tan maksat, arefe günü güneş batıncaya kadar üzerinde vakfe yapılan yerdir Cebel-i Rahmet (Rahmet Dağı) de buraya dahildir. Meş’ar-i Haram’dan maksat da Müzdelife’deki dağlardır. “O’nu size nasıl hidâyet ettiyse öyle zikredin!” emri sadece Mekkelilere mahsustur. Çünkü dışardan gelen yabancılar Arafat’ta vakfe yaparlarken yerli halk Müzdelife’den öteye geçmezlerdi. Ama Allah Teâla bunu yasaklayarak onlara “Sonra siz de, insanların Arafat’tan dağıldıkları yoldan dağılın!” (Bakara: 2/199) buyurdu. Câhiliye Arapları haclarını bitirdiklerinde atalarıyla övünme konusunda birbirleriyle adeta yarış ederlerdi. Allah Teâla bunun için de şu ayet-i kerimeleri indirdi: “Hacc ibadetine dair vazifelerinizi yerine getirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha çok Allah’ı anın! İnsanlardan bazıları “Ey Rabb’imiz! Bize (nasibimizi) dünyada ver!” derler. Böylelerinin ahirette bir nasibi yoktur. İnsanlardan bazıları da ‘Ey Rabb’imiz! Bize dünyada da bir güzellik (nimet), âhirette de bir güzellik (cennet) ver; bizi ateşin azabından koru!’ derler” (Bakara: 2/200-201). Böyle kişiler bu dünyada, hem dünyaları ve hem de âhiretleri için çalışırlar. “Allah’ı sayılı günlerde anın!” (Bakara: 2/203) Sayılı günler teşrik günleridir. Zikirden maksat da tesbih, tahmid, tehlil, tekbir ve temciddir”. Abdullah b. Zübeyr devamla ihrama girilecek yerlerden bahsederek şunları söyledi: “Medinelilerin mikatı (ihrama girecekleri yer) Zü’l-Huleyfe, Iraklılarınki el-Akîk, Necid ve Taiflilerinki Karn, Yemenlilerinki ise Yelemlem’dir”. Sonra Abdullah ehl-i kitabın kâfirlerine şöyle beddua etti: “Ey Rabb’im! Ehl-i kitabın senin âyetlerini inkar edip Peygamberini yalanlayan, insanları senin yolundan alıkoymaya çalışan kafirlerini azaba çarptır. Rabb’im! Onların kalblerini kötü yola düşmüş (fâcire) kadınların kalbleri gibi kıl!”. Bundan sonra da uzun uzun dualar ederek şunları söyledi: “Burada bazı kimseler vardır ki Allah Teâla onların gözleriyle birlikte kalblerini de kör etmiştir. Şöyle ki -mesela- hac niyetiyle Horasan’dan Mekke’ye gelen bir kişiye “Önce bir umre yaparak ihramını çıkar . Ondan sonra da tekrar hac niyeti ile ihrama gir!” diyorlar. Allah’a yemin ederim ki bu (temettu), ancak haccını tamamlamaya imkan bulamayan ya da düşman tarafından Mekke’ye gitmesine izin verilmeyen müslümanlar için caizdir”. Bu sözlerinin arkasından Abdullah b. Zübeyr telbiye getirmeye başladı. Halk da onunla birlikte telbiye getiriyor ve bir yandan da ağlıyorlardı. Ben insanların o günkü kadar ağladıklarını görmedim.[1]
- Abdullah b. Zübeyr bir hutbesinde şunları söyledi: “Ey müslümanlar! Biliniz ki Urane vadisinin dışında Arafat’ın her yeri vakfe yeridir ve buralarda vakfe yapılabilir. Aynı şekilde Muhassir vadisi dışında Müzdelife’nin de her yeri vakfe yeridir”[2]
- el-Abbas b. Sehl b. Sa’d el-Ensârî şöyle anlatıyor: Abdullah b. Zübeyr’in Mekke minberinde irat ettiği hutbesini dinledim. Şöyle diyordu: ‘Ey insanlar! Ben Hz. Peygamber’in şöyle buyurduklarını işittim: “Eğer Ademoğluna bir vadi dolusu altın verilse, o ikincisini ister. O da verildiğinde bu kez üçüncüsünü ister. Ademoğlunun gözünü ancak toprak doyurur. Allah Teâlâ tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.”[3]
- Ata b. Ebî Rabah şöyle anlatıyor: Abdullah b. Zübeyr bizlere irat etmiş olduğu bir hutbesinde şunları söyledi: “Ben Hz. Peygamber’in şöyle buyurduklarını duydum: “Benim şu mescidimde kılınan bir namaz Mescid-i Haram müstesnâ diğer mescitlerde kılınan bir namazdan daha üstündür. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise yüz derece üstündür”. Yanılmıyorsam bu “yüz derece”, “yüz bin kat” demektir. Abdullab b. Zübeyr’e
“Ey Eba Muhammed! Mescid-i Haram hakkında zikredilen bu fazilet sadece mescitte kılınan namazlara mı mahsustur; yoksa harem sınırları içerisinde kılınan namazlar için de geçerli midir?” diye sordum.
“Hayır, sadece mescit için değil bütün harem için geçerlidir. Çünkü haremin tamamı mescit sayılır” cevabını verdi.[4]
- Abdullah b. Zübeyr’in azatlısı Vehb b. Keysan şöyle anlatıyor: Bir bayram namazını Abdullah b. Zübeyr’in arkasında kıldım. Namazdan sonra minbere çıkarak şunları söyledi: “Ey insanlar! Bütün bu yaptıklarımız yani hutbe, namaz ve hutbenin namazdan sonra okunması Allah’ın ve Rasûlünün sünnetidir.”[5]
- Abdullah b. Zübeyr bir hutbesinde şunları söyledi: “Hz. Peygamber ‘Bu dünyada ipekli giyen kimseler âhirette giyemeyeceklerdir’ buyurdular”.
- Ebu Zübeyr şöyle anlatıyor: Bir keresinde Abdullah b. Zübeyr’in bir hutbesini dinledim; Şöyle diyordu: “Hz. Peygamber her namazın (veya namazların) sonunda şunları söylerlerdi: “Allah’tan başka ilah yoktur. Tektir ve kendisinin ortağı yoktur. Mülk O’nundur ve hamd yalnızca O’na mahsustur. O’nun herşeye gücü yeter. Günahlardan dönerek ibadete yönelme ancak O’nun kudretiyledir. Biz yalnızca O’na ibadet ederiz. O nimet ve fazilet sahibidir. En güzel övgüler O’na layıktır. O’ndan başka ilah yoktur. Kafirler hoşlanmasa da biz dini yalnızca O’na has kılarız (La ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh; lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir. Lâ havle velâ kuvvete illa billâh, velâ na’büdü illa iyyâh; ehlü’n-nimeti ve’l-fadli ve’s-senâi’l-haseni. Lâ ilâhe illallâh; muhlisîne lehü’ d-dîne velev kerihe’l-kâfirûn)”[6]
- Süveyr şöyle anlatıyor: Abdullah b. Zübeyr’in minber üzerinde şunları söylediğini işittim: “Yarın Âşûra günüdür. O günü oruçlu olarak geçiriniz. Çünkü Hz. Peygamber o gün oruç tutulmasını emretmişlerdir.”[7]
- Külsûm b. Cebr şöyle anlatıyor: Abdullah b. Zübeyr bir gün minbere çıkarak bizlere şöyle bir hutbe irat etti: “Ey Mekkeliler! Duyduğuma göre bazı Kureyşliler tavla oynuyorlarmış. Allah Teâla. Kur’ân’ında “İçki ve kumar; şeytanın işlerindendir” (Maide: 5/90) buyurmaktadır. Allah’a yemin ederim ki bana tavla oynayan birisi getirildiğinde ona derisini ve kıllarını yolarak işkence edeceğim ve elbisesini de kendisini getirene vereceğim.”[8]
[1] Heysemi III/250 (Taberani, Kebir’inde); Ebu Nuaym, Hilye I/336 (Benzer şekilde).
[2] Taberi, Tefsir II/168 (Hişam b. Urve’den).
[3] Hilye I/337.
[4] Tayalisi s. 195.
[5] İmam Ahmed, Müsned IV/4.
[6] Bu ve bundan önceki: İmam Ahmed, Müsned IV/5 (1-Sâbit’ten. 2-Ebu’z-Zübeyr’den).
[7] İmam Ahmed, Müsned IV/6.
[8] Buhari, Edeb s. 186.
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/229-232.
İslami Okul Okulların En Önemlisi