Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 95. Sayfa

21. FASIL: YEZİD b. ŞECERE’NİN HUTBELERİ

 

- Fiilleri sözlerini doğrulayan bir zât olan Yezid b. Şecere bir hutbe irat ederek şunları söyledi:

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayınız. Üzerinizde bulunan bu nimet ne güzeldir. Biz şu anda kırmızı yeşil ve sarı elbiseler giyip güzel evlerde oturan insanlar arasında bulunuyoruz. Müslümanlar namaz ve savaş için saf tuttuklarında göklerin, cennet ve cehennemin kapıları açılır; güzel huriler süslenerek kendilerini gösterirler. Kişi ileri atıldığında

“Ey Rabb’im! O’na yardım et!”; geri dönerek kaçtığında ise “Rabb’im! O’nu bağışla!” derler. Anam-babam size feda olsun, ey Allah’ın kulları! Düşmanla karşı karşıya geldiğinizde onlara var gücünüzle vurunuz ve hurileri mahcup etmeyiniz. Dökülen ilk kan damlası sahibinin tüm günahlarına keffâret olur. O zaman iki huri inerek, yüzündeki tozu-toprağı silip ona

“Cennete girmek üzeresin” derler. O da onlara

“Ben sizin içinim”der. Bunun üzerine o ikisi ona, insanoğlunun dünyada benzerini göremediği, üstüste konulduklarında iki parmak arasındaki aralığı doldurmayacak kadar ince olan yüz tane cennet elbisesi giydirirler. Bana haber verildiğine göre kılıçlar, cennetin anahtarlarıdır.”[1]

- Muaviye’nin Şam orduları kumandanlığına tayin etmiş olduğu Yezid b. Şecere er-Rehavî bir hutbesinde şunları söyledi:

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayınız. Benim siyahtan, kırmızı, yeşil ve beyazdan görmüş olduğumu görseydiniz şaşar kalırdınız. Namaza başlandığında göğün, cennet ve cehennemin kapıları açılır; huriler süslenerek kendilerini gösterirler. içinizden biri düşmanın üzerine atıldığında huriler

“Rabb’imiz! Ona sebat ver ve yardımcı ol!” diye dua ederler. Kişi sırtını düşmana çevirip geri döndüğünde ise mahcup olarak “Rabb’imiz! Onu bağışla ve kendisine merhamet eyle!” derler. O halde ey Allah’ın kulları! Anam-babam size fedâ olsun; düşmanla karşılaştığınızda onlara var gücünüzle vurunuz. Çünkü düşmanla çarpıştığınız sırada dökülen ilk kan damlası, tıpkı ağaç yapraklarının dökülüşü gibi tüm günahlarınızı döker. İşte o zaman iki huri onun yanına gelip yüzüne bulaşan toprakları silerler.

“Ben sizin içinim” dediğinde de

“Hayır! Aksine biz senin içiniz” derler. Sonra ona yüz cennet elbisesi giydirirler ki bu yüz tanesinin kalınlığı ancak insanın iki parmağı arasını doldurabilir. Bu elbiseler insan yapısı değildir. Ey insanlar! Sizin her biriniz Allah katında ismi, siması, süs ve sıfatları, gizli ve açık bütün amelleriyle yazılıdır. Kıyamet gününde “Ey filan! İşte bu senin nurundur” veya “Ey filan! Senin nurun yoktur” denilir. Cehennemin de tıpkı deniz sahili gibi bir sahili vardır. Burada haşereler, hurma ağacı büyüklüğünde yılanlar, katır kadar akrepler bulunur. Cehennem halkı azaplarının hafifletilmesini istediklerinde onlara “Sâhile çıkınız” denilir. Sahile çıktıklarında ise yüzlerine, dudaklarına ve vücutlarının diğer organlarına haşereler yapışır ve onları ısırmaya başlar. Bunun üzerine cehennemlikler tekrar ateşe dönmek zorunda kalırlar. Orada uyuza yakalanırlar. Kişi derisi soyulup kemikleri görülünceye kadar kaşınır. Birisi “Nasıl, acıyor mu?” diye sorduğunda da “Evet acıyor” cevabını verir. Bu kez öteki ‘İşte bu dünyada mü’minlere verdiğin eziyetin ve çektirdiğin acıların karşılığıdır’ der.[2]


 

[1] Heysemi V/294 (Taberani, Mücahid’den).

[2] Hakim III/494 (Mücâhid’den); İsâbe III/658 (İbnü’l-Mübarek, Zühd’de, İbn Mendeh ve Beyhaki, Mücâhid tarikiyle).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/245-246.