Islam Tarihi - 18. Sayfa
8. FASIL: EBU’D-DERDÂ’NIN NASİHATLARI
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Siz Hayırlarınızı sevdiğiniz ve hakkınızda verilen hak hükümleri kabul ettiğiniz sürece hayırdasınız demektir. Biliniz ki hakkı kabul eden kişi onunla amel etmiş gibidir”[1]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara sorumlu tutulmadıkları şeyleri yüklemeye kalkmayınız. Onları Rabb’leri namına hesaba çekmeyiniz. Ey Ademoğlu! Sen yalnızca kendi nefsine ve ameline bak. Çünkü başkalarının işlerini araştıran kişi uzun sureli üzüntülere ve asla dinmeyen bir öfkeye duçar olur.”[2]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’ya, sanki kendisini görüyormuş gibi ibadet ediniz. Nefislerinizi ölülerden sayınız. Unutmayınız ki geçiminizi temin eden az birşey sizi meşgul edip gaflete düşürecek çok maldan daha hayırlıdır. Biliniz ki doğruluk ve iyilik hiç bir zaman çürümez, silinmez; günahsa asla unutulmaz”.
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Hayır mal ve evladının çok olması demek değildir. Hayır ilminin artması ve Allah Teâlâ’ya ibadette diğer insanlarla yarışmandır. iyilik yaptığında Allah’a hamdedip, kötülük yaptığında ise O’ndan bağışlanma dilemendir”[3]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mü’min, haberi olmadığı halde mü’minlerin kalben kendisine buğzetmelerinden sakınsın. Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Kul tenhalarda ve yalnız başına kaldığında Allah’a isyan ederse, Allah Teâlâ da haberi olmadığı halde mü’minlerin kalbine onun buğzunu atar”[4]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İmanın zirvesi Allah’ın hükmüne karşı sabır ve kadere rıza göstermektir; ihlaslı ve samimi olarak tevekkül edip Allah’a tam manasıyla teslim olmaktır”[5]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Dünya malını biriktirmeye çok düşkün olup ağzını deliler gibi açan, sahip olduklarını görmeyip de başkalarının ellerindeki gören kimselerin vay haline! Bu kişi, eğer mü’min olsaydı gecesini gündüzüne katarak çalışacaktı. Ağır bir hesaptan ve korkunç bir azaptan dolayı vay onun başına geleceklere”.
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir keresinde şöyle buyurmuştur: “Ey Şam halkı! Tüketemeyeceğiniz şeyleri biriktirmeye, içerisinde oturamayacağınız binalar inşa etmeye, ulaşamayacağınız emeller peşinde koşmaya utanmıyor musunuz? Sizden öncekiler de habire mal yığıyorlar; uzun emeller peşinde koşup sağlam binalar inşa ediyorlardı. Ama ne oldu? Sonunda helak oldular; besledikleri emel ve ümitleri yıkıldı, o sağlam binaları virane haline geldi. Bildiğiniz gibi Ad kavmi Aden ile Umman arasını mal ve evlatlarıyla doldurmuşlardı. Peki söyleyin bakalım bugün içinizden kim onların mirasını benden iki dirheme satın alır?”[6]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ey mal sahipleri! Kendisine karşı sizinle bizim aramızda hiç bir farkın kalmayacağı gün gelmeden önce kendinizi mallarınızla serinletiniz”. Ebu’d-Derdâ daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ey insanlar! Sizler için, sizi gaflete düşürecek, nimetteki gizli şehvetten korkuyorum. Bu da tıka-basa yeyip karnınızı doyurduğunuz halde ilimce aç olduğunuz zamandır. En hayırlınız, arkadaşına “Gel ölmeden önce oruç tutalım”, en kötünüz de arkadaşlarına “Gelin, ölmeden önce yeyip içelim ve eğlenelim” diyen kişidir”. Ebu’d-Derdâ (ra) bina yapan bazı insanlara rastladığında “Siz Allah Teâlâ’nın harap etmek istediği dünyayı imara ve yenilemeye çalışıyorsunuz; ama biliniz ki sonunda O’nun dediği olacaktır”; yolu viranelere düştüğünde ise “Ey harâbeler harâbesi! Hani daha önceki sahiplerin!” buyurmuştur.[7]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Halkın hoşuna gitmeyen üç şeyi severim. Bunlar fakirlik, hastalık ve ölümdür. Ölümü, beni Rabb’ime kavuşturacağı için, fakirliği ahçak gönüllülük verdiği ve hastalığı da günahlarıma keffaret olacağı için severim”.
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir cenaze gördüğünde şöyle derdi: “Siz gidin, biz de arkanızdan geliyoruz. Ölümden daha güzel ve büyük bir nasihat yoktur. Vaiz olarak insana ölüm kâfidir. İnsanların birbiri arkasından gittiklerini gördüğü halde bundan ibret almayan kişinin aklı yoktur.”[8]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) buyurmuştur: “Halkın gizli hallerini araştıranlar onların güvenini kaybeder. Kötu durumlara karşı hazırlıksız olan kişi de başına gelen musibetlere sabredemez. Halka küfrettiğinde onlar da sana küfredecektir; fakat sen onları terketsen bile onlar seni terketmeyecektir”. Bunları dinleyen kişinin
“O halde bana ne yapmamı önerirsin?” demesi üzerine de
“Bolluk zamanlarında, fakirlik günlerinde almak üzere borç ver” buyurdu.[9]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Kim ölümü çok hatırlarsa onun sevinci ve hasedi azalır.”[10]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: ‘Sizlerin tekeffül edildiğiniz şeyler için çaba gösterip vekili olduğunuz şeyleri ihmal ettiğinizi görüyorum. Bizler sizin kötülerinizi bir baytarın atlardan anladığından daha iyi anlar ve tanırız. Bunlar namazlarını kazaya ya da son ana bırakırlar; Kur’ân’ı çok az dinlerler. Kölelerini azat ettikleri halde sanki azat etmemiş gibi olurlar”.
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Tüm zamanlarınızı Hayır ve iyilikler yapmak için harcayınız. Allah’ın dilediğine nasip ettiği rahmet damlalarını elde etmeye çalışınız. Allah Teâlâ’dan ayıplarınızı örtmesini ve korkularınızı emniyete dönüştürmesini isteyiniz.”[11]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.), “Bana, kendisiyle Allah’ın yardım ve faydasına mazhar olabileceğim bir kelime öğret” diyen bir adama şunları söyledi: “Bir değil iki, üç, dört hatta beş şey öğreteyim ki kim bunlarla amel ederse Allah Teâlâ katında yüce dereceler elde eder. Yalnızca helal kılınan şeyleri ye! Ancak helalden kazanacağın gibi ailene de helalden başkasını götürme! Allah’tan günlük rızkını iste. Sabahleyin kalktığında kendini dirilerden say ve sana küfredip aleyhinde bulunan kimseyi Allah için bağışla! Bir kötülük işlediğinde de Allah’tan bağışlanma dile!”[12]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Göğüs kemikleri yaşlılıktan dolayı birbirine geçmiş de olsa herhangi birinizin dünya sevgisi genç kalacaktır. Bundan Allah Teâlâ’nın kalblerini takva için imtihan ettiği kişiler müstesnâdır ki böyleleri de oldukça azdır”[13]
- Ebud-Derdâ (ra) şöyle buyurmuştur: “Şu üç şey Ademoğlunun işlerinin temelini oluşturur: Başına gelen musibetlerden yakınmaması, acı ve hastalıklarını kimseye söylememesi, dilini ve nefsini islah edip temizlemesi.”[14]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mazlumların ve yetimlerin beddualarından sakınınız! Çünkü bu ikisinin bedduası geceleyin, herkesin uykuda bulunduğu bir sırada Allah Teâlâ’ya ulaşır!”.
- Ebu’d-Derdâ (ra) şöyle buyurmuştur: ‘Kendisine zulmedebileceğim insanlar arasında en çok korktuğum, bana karşı yalnızca Allah Teâlâ’dan yardım dileyen kimsedir.”[15]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) Selmân-ı Fârisî’ye şu mektubu yazmıştır: “Ey kardeşim! Başına geldiğinde kulluk yapamayacağın belalara duçar olmazdan önce boş zamanlarını değerlendir ve musibete uğramış kimselerin duasını ganimet bil. Ey kardeşim! Mescidi kendine ev edin. Çünkü ben Hz. Peygamber’in “Mescitler müttakilerin evleridir” buyurduğunu işittim. Allah Teâlâ mescitleri ev edinenlere rahat ve huzuru ve köprü (sırat) üzerinde Rabb’in rızasına doğru girmeyi va’detmiştir. Ey kardeşim! Yetime merhamet göster. Onu kendine yaklaştırıp başını sıvazla! Ona kendi yemeğinden yedir; çünkü ben, Hz. Peygamberin, kalbinin katılığından şikayet eden bir kişiye şöyle buyurduğunu işittim: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan yetimi kendine yaklaştırıp başını sıvazla! Ona kendi yemeğinden yedir!” Ey kardeşim! Sakın çok şükrünü eda edemeyeceğin dünya mallarını yığayım deme! Çünkü ben Hz. Peygamber’in bu konuda “Dünyada mal ve servet sahibi olup da Allah’a itaat etmiş olan kişi kıyamet gününde malları önünde olduğu halde gelir. Sırattan geçtiği sırada köprünün her esneyişinde mal kendisine “Yürü, korkma! Çünkü sen üzerine farz kılınan hakkı eda ettin!” der. Dünyada Allah’a itaat etmeyen mal sahipleri de malları omuzlarında olduğu halde gelir. Üzerinden geçtiği sırada sıratın her sarsılışında malı ona ‘Dünyada iken Allah Teâlâ’nın benim hakkımda sana yüklediği şeyleri yerine getirmediğin için vay başına geleceklere der” buyurduğunu işittim. Ey kardeşim! Duyduğuma göre bir hizmetçi satın almışsın. Hz. Peygamber “Kendisine hizmet edilmediği sürece kul Allah’tan, Allah da kuldandır. Ama kendisine hizmet edildiğinde o kul üzerine hesap (sorguya çekilme) vacip olur” buyurmuşlardır. Bir keresinde hanımım Ümmü’d-Derdâ benden bir hizmetçi istedi. O sırada bir hizmetçi alabilecek durumda olmama rağmen Hz. Peygamber’den işittiğim bu sözlerden dolayı almadım. Ey kardeşim! Kıyamet gününde hesaba çekilmeyeceğimizi kim garanti edebilir? Ey kardeşim! Sakın Hz. Peygamber’in arkadaşıyım, sahabisiyim diye aldanma. Çünkü biz ondan sonra nice yıldır yaşıyoruz ve bu arada neler yaptığımızı da Allah Teâlâ daha iyi bilir.”[16]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) bir arkadaşına şunları yazmıştır: “Ey kardeşim! Şu anda sahip olduğun herşey senden önce, başkalarının idi; senden sonra da yine başkalarının olacaktır. Bu dünyadan eline geçecek ve sahibi olabileceğin tek şey nefsin için önden gönderdiğin amellerindir. O halde kendin için ameller edinmeye bak. Çünkü sen, mazeret kabul etmeyecek bir zatın huzuruna gideceksin. Dünya malını ise senden sonra seni övmeyecek kişiler için yığıyorsun. Yığmış olduğun bu malları, vefatından sonra ya onunla Allah’a itaat edip senin aksine mesut olacak bir kişiye ya da onunla Allah’a isyanda bulunup senin gibi bedbaht olacak bir kişiye bırakacaksın. Allah’a yemin ederim ki bunların hiç biri kendisini sırtında taşıyacağın mallara değmez. Sakın onu kendine tercih etme. Malının gideriyle Allah’ın rahmetini, kalanıyla da rızkını ümit et! Selam üzerine olsun!”[17]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) Mesleme b. Muhalled’e şunları yazdı: “Allah Teâlâ kendi tâatıyla amel eden kullarını sever. O sevdiği kimseyi halka da sevdirir. Kim de yasakladığı şeyleri işlemekle kendisine isyan ederse Allah Teâlâ ona buğzeder. Bunun sonucunda da o kişiyi halka kendisine buğzedilecek biri olarak tanıtır.”[18]
- Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle buyurmuştur: “İslâm ancak itaat edilmek için vardır. Hayır cemaattadır. Nasihat da Allah, halife ve bütün mü’minler içindir.”[19]
[1] Hilye I/210 (Hassân b. Atiyye’den); Kenz VIII/224 (Beyhaki, Şuabu’l-İman’da ve İbn Asâkir, benzer şekilde).
[2] Hilye I/211.
[3] Bu ve bundan önceki: Hilye I/212.
[4] Hilye I/215 (Sâlim b. Ebi’l-Ca’d’dan).
[5] Hilye I/216.
[6] Bu ve bundan önceki: Hilye I/217; İbn Kesir, Tefsir III/341 (İbn Ebi Hatim, Avn b. Abdillah’tan. Ebu’d-Derdâ (r.a) ikincisideki sözlerini müslümanların Güta denilen yerde yapmış oldukları binaları ve diktikleri ağaçları gördüğünde söylemiştir).
[7] Hilye I/218 (Saffan b. Amr’dan).
[8] Bu ve bundan önceki: Hilye I/217 (İkincisi, Şurahbil’den).
[9] Hilye I/218 (Avn b. Abdillah’tan).
[10] Hilye I/220.
[11] Bu ve bundan önceki Hilye I/221.
[12] Hilye I/222 (Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr’den).
[13] Hilye I/223; Kenz VIII/224 (İbn Asâkir).
[14] Hilye I/224.
[15] Bu ve bundan önceki: Hilye I/221.
[16] Hilye I/214 (Ma’mer’den, o da bir arkadaşından); Kenz VIII/224 (İbn Asâkir, Muhammed b. Vâsi’den).
[17] Hilye I/216 (Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribi’den).
[18] Kenz VIII/225 (İbn Asâkir’den).
[19] Kenz VIII/227 (İbn Asâkir’den).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/272-276.
İslami Okul Okulların En Önemlisi