Medain Şehrinin Fethinde Dicle - 89. Sayfa
Medain Şehrinin Fethinde Dicle’nin Müslümanlara Musahhar Kılınması
- Sa’d b. Ebi Vakkas, Behuresir şehrine vardığında, Dicle’nin öbür tarafındaki şehre geçmek için kayık aradı. Fakat Farslar kayıkları götürdükleri için bulamadı. Safer ayını Behuresir şehrinde geçirmek zorunda kaldı. Nehri geçmek için çare arıyordu. Bu esnada Farslardan bir kaç kişi gelerek nehrin geçiş yerini göstermek istediler, fakat Sa’d onlara güvenemedi. Bir gece müslüman süvarilerinin atlarıyla nehri geçerek büyük ganimetlerle döndüklerini rüyasında gördü. Bundan cesaret alarak atlarla nehri geçmeye karar verdi. Askerleri toplayıp Allah’a hamd û sena ettikten sonra “Düşman, bu nehir sayesinde kendini koruyor. Çünkü siz nehri geçip onlara yetişemezsiniz! Onlar ise istedikleri zaman kayıklarla nehri geçip size baskın yapabilirler. Arkanızdaysa size baskın yapacak bir düşman yoktur. Bu durumda ben, nehri atlarla geçmeyi düşünüyorum. Sizin fikriniz nedir?” dedi. Ordunun tamamı
“Allah yardımcımız olsun. Biz de sana katılıyoruz” dediler. Bunun üzerine Sa’d b. Ebî Vakkas
“Ordunun kıyıya çıkmasına Farsların engel olmaması için, bir birliğin karşıya geçerek nöbet beklemeleri gerekir” dedi. Asım b. Amr ile altı yüz kişi bu görevi üstendiler. Sa’d, onların başına Asım’ı kumandan tayin etti. Asım ve arkadaşları nehrin kıyısına varınca, Asım onları iki kısma ayırdı. Atların daha iyi yüzmeleri için bir kısmını erkek, bir kısmını da dişi atlara bindirdi. Böylece nehre daldılar. Sa’d b. Ebi Vakkas, onların nehni geçtiğini görünce, orduya
“Allah’dan yardım diler ve O’na dayanırız. Allah bize yeter ve O ne güzel bir vekildir. Bütün güç ve kudret yüce ve büyük olan Allah’ındır” deyip nehre giriniz!” emrini verdi. Süvariler ikişer ikişer nehre dalmaya başladı. Nehir, simsiyah olmuş köpük saçıyordu. Süvariler nehirde yüzerlerken, karada giderken birbirleriyle konuştukları gibi nehirde de konuşuyorlardı. Farslar hiç bir şeyden haberleri yokken aniden İslâm ordusuyla karşılaşınca, korkularından şehri bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. İslâm ordusu hicretin on altıncı senesinin Safer ayında Medain’e girdiler ve İran Şahlığının Şirveyh zamanından beri biriktirdiği milyarları aşan büyük serveti ele geçirdiler.[1]
- Sa’d b. Ebi Vakkas ile beraber Selmân-ı Farisi de nehri geçiyordu. Atlar yüzerken Sa’d
“Allah bize kâfidir. Ne güzel vekildir. Allah’a yemin ederim ki, Allah dostlarına yardımcı olur. Dinini bütün dinlere galip getirecek, düşmanını mağlub edecektir. Eğer İslâm ordusunda zulüm yoksa veya hasenatı yok edecek günahkar yoksa” dedi. Selmân ona
“İslâm yenidir. Müslümanlara karayı nasıl musahhar kılmışsa, denizleri de musahhar kılacaktır. Selmân’ın nefsini elinde tutana yemin ederim ki, nehre nasıl akın akın girdilerse öyle de çıkacaklardır” dedi. İslâm ordusu suyu tamamen kaplamıştı. Nerdeyse hiç bir tarafta su görünmüyordu. Sahabiler su içerisinde, sanki karada gidiyorlarmış gibi sohbet ediyorlardı. Hatta karada bile bu kadar konuşmaya fırsat bulamazlardı. Selmân’ın aynen ifade ettiği gibi nehre girdikleri gibi çıktılar.[2]
- Barık kabilesinden Gargade adındaki bir adamdan başka hiç kimseye bir şey olmadı. Gargade nehrin ortasında atından düştü. Gargade’nin suya batıp tekrar çıkması ve atının da yelesini silkelemesi hala gözümün önündedir. Ka’ka b. Amr, atını çevirerek Gargade’yi tuttu ve kıyıya kadar götürdü. Hiç kimsenin bir şeyi de kaybolmadı. Sadece bir maşraba suya düştü. İpi çürük olduğundan kopmuştu. Maşraba sahibiyle yan yana yüzen adam
“Maşrabanın eceli gelmiş de gitmiş” diye arkadaşıyla şakalaşıyordu. Maşrabanın sahibi de
“Allah’a yemin ederim ki, bu kadar insanın içinde Allah beni ziyana sokmaz” diyordu. Nehrin karşısına geçtiğimizde orada nöbet bekleyenlerden birinin elinde bir maşraba olduğu halde
“Bu kimindir?” diye bağırdığını gördük. Dalgalar maşrabayı kenara götürmüş askerlerden biri de almıştı. Böylece maşraba da kaybolmadan sahibine geri verilmişti.[3]
- Sa’d b. Ebi Vakkas orduya Dicle’ye dalma emrini verdiğinde askerler, ikişer ikişer nehre girdiler. Selmân-ı Farisi, Sa’d b. Ebî Vakkas ile beraber gidiyordu. Sa’d “Bu, aziz ve alim olanın takdiridir” (Yasin: 36/38) ayetini okudu. O esnada atların ayakları yere değmiyordu. Herhangi bir at yorulduğu zaman ayaklarının altında bir tümsek meydana geliyor ve at yorgunluğunu giderinceye kadar orada duruyordu. O güne kadar Medayin’de bu hadiseden daha garib birşey olmamıştı. Bu “Su günü” denilen günde oldu. Aynı zamanda bu güne cerasim, yani yüksek tepeler günü de deniliyordu. Çünkü kim yorulsa, hemen ayağının altında bir tümsek meydana geliyor ve o kimse onun üzerinde dinleniyordu.[4]
- O gün müslümanlardan Hücr b. Adîy ortaya çıkarak
“Sizi Dicle’ye girip de düşmanlara saldırmaktan alıkoyan nedir? -Dicle’yi kast ederek- şu bir adamla su mu?” dedi ve “Hiç bir nefis Allah’ın izni olmadan ölmez” ayetini okudu ve atını denize sürdü. Onu gören askerler de nehre daldılar. Düşman bu durumu görünce “Bunlar ifritlerdir” diyerek kaçtılar.[5]
- Müslümanlar Medain gününde Dicle’yi geçtiklerinde Acemler müslümanların geçtiğini görünce, Farsça “Divan amed! (şeytanlar geldi)” dediler ve birbirlerine “Siz insanlarla değil cinlerle savaşıyorsunuz” diyerek kaçmaya başladılar.[6]
- Biz Dicle’ye vardığımızda Fars orduları onun ötesinde idiler. Mülümanlardan bir kişi bismillah dedikten sonra atını Dicle’ye sürdü. At suyun üstüne çıktı. Diğer askerler de “Bismillah” diyerek atlarını nehre sürdüler. Onların atlarıda suyun üstünde durdular. Acemler bu durumu görünce, “şeytanlar geliyor” diyerek kaçıştılar.[7]
[1] Ebu Nuaym, Delâil, s. 208 (İbn Rufeyl’den). Taberi de, Tarih’inde bazı eklerle rivayet ediyor. (Bidaye, VII/64).
[2] Ebu Nuaym, Delâil, s. 209 (Ebubekir b. Hafs b. Amr’dan); Taberi, Tarih, III/121.
[3] Ebu Nuaym, Delâil, s. 209 (Ebu Osman en-Nehdi’den); Taberi, Tarih, III/122.
[4] İbn Cerir, Tarih, III/122 (Umeyr es-Saidi’den); Ebu Nuaym, Delâil, s. 209.
[5] Tefsir-i İbn Kesir, I/410 (İbn Ebi Hatim, Hubeyb b. Suhban’dan).
[6] Ebu Nuaym, Delâil, s. 210 (Hubeyb b. Suhban’dan); İbn Cerir, Tarih, III/123.
[7] Ebu Nuaym, Delâil, s. 212; Bidaye, VI/155 (Beyhaki, A’meş’in bir arkadaşından).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/366-368.
İslami Okul Okulların En Önemlisi