Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müslümanların Benf Kureyza ile Yapılan Savaşlarda Gösterdiği Kahramanlıklar - 15. Sayfa

Müslümanların Benf Kureyza ile Yapılan Savaşlarda Gösterdiği Kahramanlıklar

 

- Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hendek günü, ne olup bittiğini öğrenebilmek için dışarı çıktım. Yolda giderken arkamda ayak sesleri işittim. Dönüp baktığımda Sa’d b. Muaz ile yeğeni el-Hâris b. Evs’in gelmekte olduklarını gördüm. Geçip gitmeleri için bir kenara çekilerek oturdum. Sa’d’ın üzerinde demirden bir zırh vardı. Ama bu zırh onun bütün azalarını örtemiyordu. Çünkü Sa’d tanıdığım insanların en iriyarısıydı. Zırhın dışında kalan yerlerinin ok veya kılıçla yaralanmasından korktum. Yanımdan geçerlerken Sa’d şöyle bir şiir okuyordu:

“Biraz bekle! Bir deve seni savaş alanına götürücektir. Ecel yaklaştığında ölüm ne güzel birşeydir”. Onlar geçip gittikten sonra kalktım bir hurma bahçesine girdim. Orada bazı müslümanlar, aralarında Hz. Ömer de olduğu halde oturuyorlardı. İçlerinde başında miğfer bulunan bir kişi de vardı. Hz. Ömer, bana

“Buraya nasıl geldin? Yemin ederim ki sen çok cesur bir kadınsın. Başına birşey gelmesinden korkmadın mı?” dedi. Bu şekilde Hz. Ömer

“Yer yarılsa da içine girsem” diyecek hale getirinceye dek beni kınamaya devam etti. Bu arada miğferli kişi de miğferini başından çıkardı. O zaman onun Talhâ b. Ubeydullah olduğunu gördüm. Talha, Hz. Ömer’e benim için şunları söyledi:

“Allah sana rahmet etsin ey Ömer! Âişe’yi ne de çok kınadın. Felaketler Allah’tandır ve O’ndan başka da kaçacak yer yoktur”.

Bu esnada karşı taraftaki Kureyşlilerden biri kalkarak

“Bu oku al! Ben İbnü’l-Arika’yım!” diyerek bir ok fırlattı. Ok Hz. Sa’d’ın koluna isabet ederek büyük damarlardan birini kopardı. Bunun üzerine Sa’d:

“Ey Rabbim! Kureyza oğullarından intikamımı alıp gözlerimi aydın etmedikçe beni öldürme!” diye dua etti. Benî Kureyza yahudileri Sa’d’la anlaşmalı olup câhiliye döneminde de Sa’d’ın yardımcıları idiler. Daha sonra Sa’d’ın yarası kabuk bağladı. Allah Teâlâ da müşrikler üzerine korkunç bir rüzgâr, bir fırtına göndererek müminleri savaştan kurtardı. Allah kuvvetli ve gâlibtir. Bundan sonra Ebu Süfyan ve beraberindeki Kureyş müşrikleri savaştan vazgeçerek Tihâme’ye döndüler. Onlarla birlikte olan Uyeyne b. Bedir ve adamları Necd’e; Kureyza oğulları da kendi kalelerine çekildiler. Hz. Peygamber de Medine’ye döndü ve Sa’d için mescidin avlusuna tabaklanmış deriden bir çadır kurdurdu. Ancak az bir zaman sonra Cebrâil geldi. Onun dişleri tozlanmıştı. Cebrail Hz. Peygamber’e

“Savaşmaktan vaz mı geçtin? Allah’a yemin ederim ki melekler henüz silahlarını ellerinden bırakmış değildirler. Şimdi derhal Benî Kureyza’ya doğru yola çık ve onlarla savaş!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber hemen silahını kuşandı ve tellallar çıkartarak halkı toplanmaya davet etti. Müslümanlar kısa bir süre içerisinde toplandılar ve Benî Kureyza’ya doğru yola çıktılar. Hz. Peygamber, mescidin yakınlarında bulunan Ganîm oğullarının yanından geçerken onlara

“Buradan hiç kimse geçti mi?” diye sordu. Onlar da

“Evet, biraz önce Dıhyetü’l-Kelbî geçti” dediler. Hz. Cebrail insan kılığına girdiğinde sakalı, yüzü ve dişleriyle Dıhyetü’l-Kelbî’ye çok benziyordu.

Bu ordu Kureyza oğullarının yurduna vardı ve onları kuşattı. Benî Kureyza teslim olmamakta direndi. Ancak yirmi beş günden sonra çok büyük sıkıntılara düştüler ve teslim olmaya karar verdiler. Bunun üzerine kendilerine

“Hz. Peygamber’in hükmüne razı olarak kalelerinizden ininiz!” denildi. Yahudiler sahabelerden eski dostları Ebu Lübâbe b. Abdilmünzir’e danıştılar. O da

“Sizin için ancak ölüm vardır” dedi. Sonunda

“Biz Sa’d b. Muaz’ın hükmü üzerine iniyoruz! Onun hükmüne razıyız! dediler. Hz. Peygamber de bunu kabul etti. Böylece Hz. Sa’d palanlı bir merkebe bindirildi. Kabilesine mensup olanlar onun etrafını sarmışlar ve şöyle diyorlardı:

“Ey Ebâ Amr! Kureyza oğulları seninle anlaşmalı idiler. Önceleri sana yardımlarda bulunmuşlardır. Şimdi ise felakete düşmüşlerdir; artık sen onların kim olduklarını düşünerek karar ver!” Hz. Sa’d bu şekilde yola çıktı. Çevresini sarmış olanlar devamlı surette onu sıkıştırıyorlar, o ise ne müsbet ve ne de menfi hiç bir cevap vermiyordu. Beni Kureyza’nın evlerine yaklaşılana kadar onların yüzlerine bile bakmadı. Kureyza oğullarının evleri göründüğünde kavmine dönerek onlara

“Benim için Allah yolunda hiç bir kınayıcının kınamasından korkmayacağım an geldi!” dedi.

Sa’d göründüğünde Hz. Peygamber Ensar’a hitâben

“Efendinizin yanına gidiniz ve onu merkepten indiriniz” buyurdular. Hz. Ömer’se

“Bizim efendimiz ancak Allah’tır” dedikten sonra da “Haydi onu indiriniz!” dedi. Böylece Sa’d b. Muaz merkepten indirildi. Hz. Peygamber ondan Benî Kureyza yahudileri hakkında hüküm vermesini istedi. Sa’d da

“Ben onlar hakkında,savaşçılarının öldürülmesine, çocuklarıyla kadınlarının esir kabul edilip mallarının da müslümanlar arasında dağıtılmasına hükmediyorum” dedi. Onun bu sözleri üzerine Hz. Peygamber

“Sen onlar hakkında Allah ve O’nun Rasûlünün isteği doğrultusunda hüküm verdin!” buyurdular. Sa’d ise şu duayı yaptı.

“Ey Allah’ım! Eğer senin peygamberin bundan sonra Kureyşlilerle yine savaşacaksa beni o zamana kadar yaşat! Yok eğer onlarla bir daha savaş olmayacaksa artık ruhumu al!” Bu duadan sonra Sa’d’ın yarası yeniden kanamaya başladı. Halbuki daha önceden iyileşmiş ve yüzük kadar birşey kalmıştı. Bu işlerden sonra Sa’d mescidin avlusunda kendisi için kurulmuş olan çadıra götürüldü. Daha sonra Hz. Peygamber yanında Ebubekir ve Ömer de olduğu halde onun yanına geldi. Muhammed’in nefsini elinde tutana yemin ederim ki ben bulunduğum odada Ömer’in ağlamasını, babam Ebubekir’inkinden ayırt edebiliyordum. Onlar Allah Teâlâ’nın da buyurduğu gibi kendi aralarında çok merhametli idiler. “Onun (Muhammed’in) yanında bulunanlar kafirlere karşı çetin, kendi aralarında ise çok merhametlidirler”. (Fetih: 48/29). Hz. Peygamber’se hiç kimse için ağlamazdı. Fakat o anda çok üzüldükleri zaman yaptıkları gibi sakalını tutuyordu.[1]

- Hz. Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor: Sa’d b. Muaz’ın ölümü üzerine hem Hz. Peygamber ve hem de sahabiler ağladılar. Hz. Peygamber çok üzüldükleri zaman mübarek sakallarını tutarlardı. Ben mescidin bitişiğindeki odamda bulunuyordum. Onlar, Ömer’in ağlamasını babam Ebubekir’inkinden ayırabilecek kadar sesli ağlıyorlardı.[2]

- Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber, Sa’d b. Muaz’ın cenazesinden dönerlerken gözyaşları mübarek sakallarını ıslatıyordu.[3]


 

[1] Bidaye IV/123 (İmam Ahmed’den); İbn Sa’d III/3 (Hz. Aişe validemizden); Heysemi VI/138 (‘Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. Ravilerden Muhammed b. Amr b. Alkame’nin hadisi güzeldir; diğerleri ise sikadır’ der); Hafız İbn Hacer, İsabe I/274 (‘Bu hadis sahihtir. İbn Hibban onu sahih bulmuştur’ demektedir); Kenz VII/40 (Ebu Nuaym uzun olarak).

[2] Kenz VII/42 (İbn Cerir’in Tehzib’inden).

[3] Heysemi IX/309 (Taberani’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/380-382.