Islam Tarihi - 13. Sayfa
Ebubekir Sıddîk’ın Muhacir ve Ensar’ın, Üsâme Ordusunun Gönderilmemesi Şeklindeki Tekliflerine Karşı Çıkması
- Sahabiler Hz. Ebubekir’e biat edip ortalık sükûnete kavuştuktan sonra halife Hz. Ebubekir Üsâme’yi çağırtarak ona
“Hz. Peygamber’in gitmeni istediği yere git!” dedi. Bunun üzerine Muhacir ve Ensar’dan bazı kimseler Hz. Ebubekir’e müracaat ederek
“Üsâme ve ordusunu gönderme! Çünkü, Hz. Peygamber’in vefatını işiten Arapların bize saldırmalarından korkuyoruz!” dediler. Hepsinden daha doğru ve daha isabetli görüşlere sahip olan Hz. Ebubekir’se şunları söyledi:
“Hz. Peygamber’in göndermek istediği bir orduyu ben alıkoyayım öyle mi? Bunu istemekle siz büyük bir emre karşı çıkmak cesaretini göstermiş oluyorsunuz. Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki Hz. Peygamber’in göndermek istediği bir orduyu alıkoymaktansa bütün Arapların üzerimize saldırması çok daha iyidir”. Sonra Üsâme’ye dönerek
“Ey Üsâme! Ordunun başına geç ve Hz. Peygamber’in sana emrettiği yerlere git!” Hz. Peygamber’in sana emrettiği şekilde Filistin topraklarında savaş! Sonra Mûte halkına karşı da savaş aç! Bize gelince, sen bizim için meraklanma. Çünkü Allah Teâlâ senin yerini dolduracaktır. Ancak senden Ömer b. Hattab’ı bana bırakmanı rica ediyorum. Çünkü onunla iştişâre ediyor ve bazı konularda ondan yardım taleb ediyorum. Onun çok güzel görüşleri vardır ve o her zaman için İslâm’ın dostu olmuştur. Bunun üzerine Üsâme Hz. Ömer’in Medine’de kalmasına izin verdi. Bu arada Arapların çoğu da dinden dönmüştü. Tayy kabilesi hâriç Gatafan, Benî Esed ve Benî Eşca’ gibi, doğudaki kabilelerin hepsi irtidat etmişlerdi. Hz. Peygamber’in sahabileri halifeye gelerek
“Üsâme ordusunu gönderme! Onu İslâm’dan dönen Gatafan ve diğer Arap kabilelerinin üzerine gönder!” dediler. Hz. Ebubekir, Üsâme ordusunu göndermekte ısrar etti ve şunları söyledi:
“Biliyorsunuz ki Hz. Peygamber bizlerle, hakkında âyet ve kendi sünneti bulunmayan konularda iştişâre ederlerdi. Bunun içindir ki ben de sizinle iştişârede bulunmak istiyorum. Ben görüşümü söyleyeceğim, sizler de görüşlerinizi bildireceksiniz. Bundan sonra da hangisi daha kuvvetliyse onu seçeriz. Allah Teâlâ sizleri dalâlet üzerine biraraya getirmez. Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki benim nazarımda, Hz. Peygamber’e verdikleri bir deve yularını bana da vermedikleri takdirde onlarla cihad etmekten daha üstün birşey yoktur.
Sonunda müslümanlar Hz. Ebubekir’in görüşünün daha isabetli ve daha doğru olduğuna karar verip ona tâbi oldular. Böylece Hz. Ebubekir Üsâme b. Zeyd ile ordusunu Hz. Peygamber’in emri doğrultusunda yola çıkardı. Onların gidişiyle kendisi büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmıştı. Üsâme ordusu ise düşmanı yenerek büyük ganimetlerle sağ-sâlim Medine’ye döndü. Ordunun dönüşünden sonra Hz. Ebubekir, Ensar ve Muhacirleri de yanına alıp ordunun başında dinden dönenlerin üzerine yürüdü. Onların gelişini haber alan mürtedler çoluk-çocuklarını da alarak kaçtılar. Bunun üzerine müslümanlar Hz. Ebubekir’e müracaat edip
“Bizim başımıza birisini tayin et de sen Medine’ye, çoluk-çocuğun ve kadınların başına dön!” dediler. Hz. Ebubekir Medine’ye dönünceye kadar da bu fikirlerinde ısrar ettiler. O da Halid b. Velid’i onların başına geçirerek kendisine şunları söyledi:
“Göçebelerden irtidat edip de zekatı vermek üzere dönüş yapmak isteyenlerden bunu kabul et ve onları serbest bırak”. Sonra da Medine’ye döndü.[1]
- Muhacir ile Ensar arasında hilafet konusundaki ihtilaf giderilmiş, Hz. Ebubekir’e biat edilmişti. Hz. Ebubekir Üsâme’nin mutlaka gitmesi gerektiğini söyledi ve bunda da ısrar etti. Ancak o sırada büyük bir fitne çıktı ve Araplardan bazıları dinden döndüler. Yahudilik ve hristiyanlık boynunu uzattı; müslümanlar bir kış gecesinde sürüden ayrılmış ürkek koyunlara döndüler. Bu durum Hz. Peygamber’in yokluğundan ileri geliyordu. Müslümanlar az düşmanları ise çoktu. Halk Hz. Ebubekir’e başvurarak
“Gördüğün gibi Araplar ve müslümanların çoğu sana karşı isyan bayrağı açtılar. Durum bu merkezdeyken senin müslümanları sağa-sola göndermek suretiyle kuvvetlerimizi bölmen doğru değildir” dediler. Bu sözler üzerine Hz. Ebubekir şöyle dedi:
“Ebubekir’in nefsini elinde tutana yemin ederim ki yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanacağımı bilsem yine de Üsâme ordusunu Hz. Peygamber’in emrettiği yere gönderirdim. Köy ve kasabalarda benden başka hiç kimse kalmasa da bu emri yerine getirmekten vazgeçmeyeceğim”[2]
- Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber vefat ettiğinde Arapların tamamı dinden döndüler; ortalığı büyük bir fitne kapladı. Allah’a yemin ederim ki babamın başına gelen felaket eğer koskoca dağların başına gelmiş olsaydı onları paramparça ederdi. Hz. Peygamber’in sahabeleri yağışlı bir gecede yırtıcı hayvanların kol gezdiği bir arazide bulunan ve yağış alan bir ağıldaki keçilere dönmüşlerdi. Yemin ederim ki onlar herhangi bir konuda ayrılığa düştüklerinde babam hemen atılarak onu göğüslüyor ve hallediyordu.[3]
- Ebu Hüreyre “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki eğer Ebubekir halife seçilmeseydi yeryüzünde Allah’a kulluk yapılmayacaktı” dedi ve bu sözünü üç defa tekrarladı. Ona
“Ey Ebâ Hüreyre! Biraz yavaş ol! Mübalağa yapmıyor musun’?” denildi. Bunun üzerine Ebu Hüreyre şunları söyledi:
“Hz. Peygamber, Üsâme b. Zeyd’i yediyüz kişilik bir orduyla Şam taraflarına gönderdi. Bu ordu Zîhuşub mevkiine vardığında Hz. Peygamber vefat etti. Medine civarındaki Araplar da dinden döndüler. Hz. Peygamber’in sahabileri Ebubekir’e koşarak
“Ey Ebâbekir! Savaşa gitmekte olan Üsâme ordusunu geri çağır! Çünkü Medine’nin etrafındaki Araplar irtidat etti” dediler. O ise
“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki eğer köpekler Hz. Peygamber’in hanımlarının ayaklarından tutup çekseler yine de onun gönderdiği bir orduyu yolundan alıkoyup Hz. Peygamber’in bizzat elleriyle bağladığı bir sancağı çözemem” buyurdu. Böylece Üsâme yoluna devam etti. O ve ordusu dinden dönen veya dönmek isteyen kabilelerin yanlarından geçtikçe onlar kendi aralarında şöyle diyorlardı:
“Eğer bunlar kuvvetli olmamış olsalardı bu kadar askerle Medine’den çıkarak Rumlara karşı savaşa gidemezlerdi. Öyleyse şu anda dinden dönmekten vazgeçelim de Rumlarla yapılan savaşın sonucunu bekleyelim”’. Üsâme ordusu istenilen yere vardı, Rumlarla karşılaştı. Onları kaçırdılar veya öldürdüler; sonra da sağ-sâlim Medine’ye döndüler. Bunun üzerine Medine civarındaki Araplar İslâm’da sebat kıldılar.”[4]
[1] İbn Asakir, Muhtasar I/118 (Urve’den); Kenz V/314.
[2] Bidaye VI/30 (Seyf b. Ömer tarikiyle Hişam b. Urve’den, o da babasından).
[3] Heysemi IX/50 (Kasım ve Amre’den; ayrıca Heysemi, Taberani’nin de bu hadisi bir çok tarikle rivayet ettiğini kaydeder).
[4] Bidaye VI/305; Kenz III/129 (Sabuni’nin Mieteyn’de rivayet ettiği kaydedilir); İbn Asakir; Muhtasar I/124 (Ebu Hüreyre’den bir benzeri).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/418-420
İslami Okul Okulların En Önemlisi