Islam Tarihi - 136. Sayfa
40. FASIL: RECÎ GÜNÜ
Âsım, Hubeyb ve Arkadaşlarının Kıssası
- Hz. Peygamber casus olarak bir birlik gönderdi. Onlara emir olarak Asım b. Sabit’i tayin etti. Bu kişi Asım b. Ömer b. Hattab’ın anne tarafından dedesidir.[1] Bunlar Usfen ile Mekke arasına varıncaya kadar gittiler. Onlar Huzeyl’den Benî Lihyan adlı bir kabileye ihbar edildiler. O kabileden yüz okçu onların peşine düştü. İzlerini, konakladıkları bir noktaya kadar sürdüler. O konaklama esnasında hurma çekirdekleri gördüler.
“Bunlar Medine’nin hurmasıdır” dediler. Böylece izlerini takip ettiler ve kendilerine yetiştiler. Asım ve arkadaşları dalgalı bir araziye sığındı. Lihyanlar da gelip onların etrafını sardılar. Onlara,
“Size söz veriyoruz, eğer teslim olursanız sizden bir tek kişi bile öldürmeyeceğiz!” dediler. Asım,
“Ben bir kâfirin zimmetine asla girmem. Yarab! Bizden peygamberini haberdar et” dedi ve onlarla savaşmaya başladı. Asım ile arkadaşlarından yedi kişi şehid oldu. Yalnız Hubeyb, Zeyd ve başka birisi daha sağ kalıp eman istediler ve eman alınca teslim oldular. Fakat onlar verdikleri emanı bozarak yay ipleriyle bağladılar. Hubeyb ve Zeyd’in yanında bulunan üçüncü kişi,
“Bu, verdiğiniz emanı bozmanızın başlangıcıdır” diyerek kollarını bağlattırmadı. Onlar da, onu sürükleyip kollarını bağlamaya çalıştılar. Bunu yapamayınca da onu öldürdüler. Hubeyb ile Zeyd’i de Mekke’ye götürüp sattılar. Hubeyb’i, Haris b. Âmir b. Nevfel’in oğulları aldı. Hubeyb, Bedir’de babaları Haris b. Âmir’i öldürmüştü. Onlar da Hubeyb’i öldürmeye karar verdiler. Hubeyb, kasıklarını temizlemek için Haris’in kızlarından birinden bir ustura istedi. Kadın ona usturayı verdi. Kadın diyor ki,
“Bir ara çocuğuma bakmayı unutmuştum. Çocuk Hubeyb’in yanına gitmiş. Baktım ki, Hubeyb usturayı açıp çocuğun dizine koymuş. O manzarayı görünce çok korktum. Bana,
“Çocuğu öldürmemden mi korkuyorsun? Korkma, ben hiç bir zaman öyle bir şey yapmam” dedi. Kadın her zaman,
“Ben Hubeyb’den daha iyi bir esir görmedim. Yemin ederim ki, Mekke’de yaş üzüm bulunmadığı halde, onun elinde üzüm salkımları görüyordum. Üstelik kendisi de zincirle bağlıyken. Bu ona Allah tarafından gönderilen bir rızıktı” diyordu. Nihayet onu öldürmek için Mekke dışına çıkardılar. Hubeyb,
“Bana müsade edin iki rekât namaz kılayım, ondan sonra beni öldürün” dedi ve namazı kıldıktan sonra,
“Eğer ölümden korktuğum için namazı uzattığımı düşünmeyecek olsaydınız, namazı biraz daha uzatırdım” dedi. Öldürülürken iki rekât namaz kılma usûlünü ilk koyan odur. Sonra onlara, “Allah’ım, onların kökünü kurut” diye beddua ettikten sonra, “Ben Müslüman olarak öldürülürken, hangi yanım üzerine düşersem düşeyim perva etmem. Çünkü benim ölümüm Allah yolundadır. Allah dilerse, parçalanıp dağılan uzuvları bile mübarek kılar” anlamında bir şiir okudu. Sonra Ukbe b. Haris kalkıp onu öldürdü.
Âsım ise, Bedir’de Kureyşliler’in ileri gelenlerinden birini öldürdüğü için, Kureyşliler onun cesedinden bir parça getirmek üzere öldürüldüğü yere adamlar gönderdiler. Fakat Allah onun cesedi üzerine bulut gibi yoğun bir arı sürüsü gönderdi. Kureyşliler onun yanına yaklaşamadılar.[2]
- Hz. Peygamber Uhud’dan döndükten sonra Adal ve Kare kabilelerinden bir heyet geldi.
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz Müslüman olduk. Bizimle beraber ashabından bir kaç kişiyi gönder, dinde bize bilgi versin, Kur’an okutsun, İslâm şeriatını bize öğretsin” dediler. Hz. Peygamber onlarla beraber altı arkadaşını gönderdi. O altı sahabî onlarla beraber yola çıktılar. Ustan ile Mekke arasında bulunan Hed’e mevkiine vardılar ve Hicaz’ın Benî Huzeyl kabilesine ait olan Rec’î denilen kuyu başına indiler. Heyet kötü niyetlerini açığa vurarak Benî Huzeyl kabilesini onlar aleyhine kışkırttılar. Sahabîler her şeyden habersizken birden bire etraflarının sarıldığını gördüler. Kendilerini müdafaa etmek için kılıçlarına sarıldılar. Fakat karşıdakiler,
“Sizi öldürmek istemiyoruz. Bizim istediğimiz, sizi Mekkeliler’e satarak onlardan bir şeyler almaktır” dediler. Sahabîler’den Mersed, Halid b. Bukeyr ve Asım b. Sâbit,
“Vallahi biz hiç bir müşrikten söz ve eman kabul etmeyiz” dediler. Ayrıca Asım,
“Ben güçlü ve zinde bir ok atıcısı iken ve yayımın üzerinde uzun ve geniş okları fırlatan bir kiriş bulunurken size nasıl teslim olurum? Ölüm haktır ve dünya hayatı boştur. Allah’ın takdiri de ne ise, o olur. Eğer ben sizinle savaşmazsam anam ağlasın. Ben Süleyman’ın babasıyım ve Muhammed’e inene inanmış bir kimseyim. Püsküllü oklarım, ateş gibi parlayan yayım ve kaygan öküz derisinden kalkanım vardır. Düşmanlarımın, cins develerin sırtında oturmaları beni korkuya düşürmez. Ben Süleyman’ın babasıyım. Benim gibilerin ömrü hep savaş ve döğüşlerde geçer. Kavmim de hiç kimseye boyun eğmeyen, şerefli ve üstün bir topluluktur” anlamında bir kaside okudu. Bundan sonra Asım savaşmaya başladı. Asım ve iki arkadaşı şehid düştüler.Asım öldükten sonra, Huzeyl kabilesi Asım’ın başını Sa’d b. Şuheyd kızı Sülafe’ye satmak için kesmek istediler. Çünkü Sülafe’nin oğlu Uhud savaşında Asım tarafından öldürülmüştü. Sülafe,
“Eğer Asım’ın başı elime geçerse, kafatasında şarap içeceğim” diye yemin etmişti. Fakat arılar buna engel oldu. Huzeyl kabilesi de,
“Akşamı bekleyelim, karanlık çökünce arılar gider” dediler. Fakat daha akşam olmadan Allah bir sel gönderdi. Asım’ın cesedini sürükledi. Asım’ın cesedinin nereye sürüklendiğini kimse bilemedi. Asım sağken,
“Ne müşrik bir kadın, ne de müşrik bir erkek cesedime dokunmasın” diye Allah’a dua etmişti. Bundan dolayı, olayı işiten Hz. Ömer,
“Arılar onu korudu. Allah mü’min kulunu esirger. Asım sağlığında, “Ne müşrik bir kadın, ne de müşrik bir erkek kendisine dokunmayacak” diye yemin etmişti. Sağken yeminini korudu, ölünce de Allah onu korudu” dedi.[3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi