Ebu Hadred veya Abdullah b - 176. Sayfa
Ebu Hadred veya Abdullah b. Ebî Hadred’in Kahramanlıkları ve Onun iki Kişiyle Savaşarak Onları Yenmesi
- Ebu Hadred (r.a.) şöyle anlatıyor: Kendi kavmimden bir kadınla evlenip ona iki yüz dirhem mehir verdim. Sonra da bana bu konuda yardımcı olması için Hz. Peygamber’in yanına gittim. Ne kadar mehir verdiğimi sorunca,
“İki yüz dirhem!” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber,
“Sübhanallah! Allah’a yemin ederim ki, eğer siz bu parayı bir vadiden veya dere kenarından toplamış olsaydınız bundan fazlasını vermezdiniz. Vallahi, şu anda yanımda sana verebilecek hiçbir şey yoktur” buyurdular. Bundan bir kaç gün sonra Cüşem b. Muaviye kabilesinden Rifâa b. Kays veya Kays b. Rifâa ismindeki bir şahıs beraberinde büyük bir kalabalık olduğu halde gelip Medine ile Şam arasında bulunan Gâbe isimli yerde konakladı. Maksatları Kays kabilesinden asker toplayarak Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara savaş açmaktı. Bu kişi kendi kabilesi içinde hatırı sayılır ve çok tanınmış bir kişiydi.
Hz. Peygamber bir gün beni ve Müslümanlardan iki kişiyi daha çağırtarak bize çok zayıf, yaşlı bir deve verip, “Şu adama giderek bana bir haber getiriniz!” buyurdular. Deve zayıflıktan dolayı ayağa kalkamıyordu. Sağdan-soldan yardım ederek hayvanı zorla ayağa kaldırabildik. Bundan sonra oklarımızı ve kılıçlarımızı da yanımıza alarak Hz. Peygamber’in emrini yerine getirmek üzere yola çıktık. Akşam üzeri, güneş batarken oraya ulaştık. Ben pusuya yattım. diğer iki arkadaşıma da ayrı ayrı yerlerde pusuya yatmalarını söyledim ve şöyle tenbihledim.
“Tekbir getirip düşmanın üzerine saldırdığımı gördüğünüzde siz de tekbir getirerek benimle birlikte hücuma kalkınız:’
Böylece pusuya yatarak uygun bir fırsat kollamaya başladık. Bu şekilde gecenin başlangıcına kadar bekledik. Bu arada kalabalıkta da bir telaş ve heyecan göze çarpıyordu. Çünkü hayvanlarını otlatmaya götüren çoban dönmemiş ve onlar da onun başına bir şey gelmiş olmasından korkuyorlardı. Sonunda önderleri Rifâa b. Kays (Veya Kays b. Rifâa) ayağa kalkarak kılıcını kuşandı ve
“Gidip şu çobanı arayayım; gelmediğine göre mutlaka başına bir şey gelmiştir” dedi. Adamları ise,
“Biz de seninle birlikte geleceğiz” dediler; kabul etmedi. O kadar ısrar ettiler ki sonunda,
“Yemin ederim ki ben yalnız gideceğim ve sizden hiç kimse de benimle birlikte gelmeyecektir” dedi.
Daha sonra adamlarından ayrılarak benim bulunduğum tarafa doğru gelmeye başladı. Yanımdan geçip gittikten sonra, tam sırasıdır deyip bir ok fırlattım. Ok tam kalbini bulmuştu, gık bile diyemeden olduğu yere yığılıverdi. Hemen koşup kılıcımla başını kestim. Sonra onu alıp arkadaşlarımın bulunduğu tarafa doğru seğirttim. Onlara yaklaştığımda tekbir getirdim. Onlar da karşılık vererek yanıma geldiler. Böylece üçümüz birden saldırıya geçtik. Kalabalık, büyük bir paniğe kapıldı ve kurtuluşu kaçmakta buldular. Giderken de ancak kadın ve çocuklarını ve bir de hafif eşyalarını götürebilmişlerdi. Bunun üzerine iki arkadaşımla ben büyük bir deve ve koyun sürüsünü önümüze katıp elimizde de Kays. b. Rifâa’nın başı olduğu halde Medine’ye döndük. Hz. Peygamber, mihrimi verebilmem için bu getirdiklerimizden bana on üç deve verdi. Ben de mihrini vermek suretiyle karımı yanıma alabildim.[1]
[1] Bidaye, IV/223 (İbn İshak’tan); İsabe, II/295 (İmam Ahmed’den. Ancak bu rivayette Ebu Hadred yerine Abdullah b. Ebi Hadred geçmektedir).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/25-26
İslami Okul Okulların En Önemlisi