Abdullah B - İslam Tarihi - 187. Sayfa
Abdullah b. Zübeyir’in Kahramanlığı
- Muaviye vefat ettikten sonra Abdullah b. Zübeyr, Yezid b. Muaviye’ye itaat etmekten vazgeçti. Açıkça ona küfrediyordu. Bu Yezid’in kulağına gidince,
“O eli zincirlerle bağlı olduğu halde bana getirilecektir” şeklinde yemin etti. Veya, “Ben üzerine ordu göndereceğim” dedi. Bunun üzerine İbn Zübeyr’e,
“Sana altından bilezikler yapalım, kollarına takalım. Elbiselerini de onların üzerine giyersin. Böylece Yezid’in de yemini yerine gelmiş olur. Senin için sulh etmek daha güzeldir” dediler. Abdullah,
“Allah onun yeminini keffaretlendirmesin” dedikten sonra, “Haktan başkası için vuruşamam. Ve haktan diliyorum. Ancak taş eğiticinin dişleri için yumuşarsa ben de yumuşarım” anlamında bir şiir okudu. Sonra “Allah’a yemin ederim ki, izzet içerisinde bir kılıç darbesi benim için zillet içinde bir kamçı darbesinden daha güzeldir” dedi.
Bunları söyledikten sonra halkı biata davet etti. Muaviye oğlu Yezid’e muhalif olduğunu açıkça ortaya koydu. Yezid b. Muaviye, Müslim b. Ukbe el-Mürri kumandası altında Şam’dan bir ordu gönderdi. Kumandana Medine ehliyle savaşmasını emretti. Medine’yi hallettikten sonra Mekke’ye girmesini istedi. Müslim b. Ukbe Medine’ye girdi. O gün Medine’de bulunan sahabîlerin hepsi kaçtılar. Medine’de çok insan öldürdü. Sonra Medine’den ayrıldı. Mekke’ye giderken yolda öldü. Yerine Hüseyn b. Numeyr el-Kindi’yi tayin etti ve Hüseyin’e hitaben
“Ey Berzahatul Himar’ın oğlu! Kureyş’in hilelerinden sakın. Onlarla ancak mızrak vurmak ve kılıçla başlarını kesmek şeklinde savaş” dedi. böylece Hüseyin Mekke’ye vardı. İbn Zübeyr ile birkaç gün savaştı. Hüseyn b. Numeyr’e, Yezid b. Muaviye’nin öldüğü haberi geldi. Hüseyin b. Numeyr orduyu bırakıp kaçtı. Yezid b. Muaviye öldükten sonra Mervan, halifeliğini ilân etti. Sonra Mervan da öldü. Bu sefer Abdulmelik halifelik makamına geçti. Şamlılar ona itaat ettiler. Minbere çıkarak
“İbn Zübeyr’i kim bana getirecek?” dedi. Haccac ayağa kalkarak
“Ey müminlerin emiri! Ben getiririm” dedi. Abdulmelik onu susturdu. Sonra sorusunu tekrarladı:
“Kim İbn Zübeyr’i getirir?” dedi. Haccac yine ayağa kalktıysa da onu yine susturdu. Sonra
“Kim İbn Zübeyr’i getirir?” dedi. Haccac yine
“Ey Emîre’l-mü’minin! Ben rüyamda Abdullah b. Zübeyr’in cübbesini sırtından çıkarıp kendim giydim. Onu yeneceğime inanıyorum” dedi. Böylece Abdulmelik, Haccacı Zalime bir sancak bağladı. Onu askerle beraber Mekke’ye gönderdi. O, Mekke’ye, İbn Zübeyr’le mücadele etmek üzere vardı. Orada savaştılar. İbn Zübeyr, Mekkelilere “Şu iki dağı onlara kaptırmayınız. Çünkü bu iki dağ oldukça siz aziz ve galipsiniz” dedi. Fakat kısa bir zaman sonra Haccac ve beraberindeki askerler Ebu Kubeys’in üzerine çıktılar. Haccac, Ebu Kubeys’te mancınık kurdu ve taşları İbn Zübeyr’e atarak Kâbe’yi vuruyordu. Mescid-i Haram’da bulunan İbn Zübeyr’e ve diğer arkadaşlarına taş yağdırıyordu. Ertesi gün, İbn Zübeyr’in şehid olacağı gün gelince, annesine gitti. Annesi Ebubekir’in kızı Hz. Esma idi. Tam yüz yaşındaydı. Daha bir dişi bile düşmemişti. Gözleri görüyordu. Esma, oğlu Abdullah’a
“Ey Abdullah! Savaşında ne yaptın?” diye sordu. Abdullah
“Savaş şu şu noktalara gelmiştir” diyerek durumu arzetti ve gülerek “Kesinlikle ölümde rahat vardır” dedi. Annesi “Ey oğul! Olur ki sen benim için ölümü istiyorsun. Ben iki şeyden birisini görmeden ölmek istemiyorum. Ya sen halife seçileceksin, gözüm aydın olarak gideceğim. Veya sen şehid edileceksin; Allah seni defterine yazacaktır” dedi. Sonra Abdullah, annesine veda edip çıkarken annesi ona
“Ey oğul! Sakın dininin herhangi bir hasletini ölüm korkusundan vermeyesin!” dedi. Abdullah, annesinin yanından çıktı, Mescid-i Haram’a girdi. Hacerü’l-Esved’i korumak için önüne iki kanatlı bir kapı yaptırmıştı. O kapının arkasına geçerek kendini koruyordu. O sırada birisi yanına gelerek
“Sana Kâbe’nin kapısını açalım mı?” dedi. İbn Zübeyr; tepeden tırnağa kadar adamı süzdü ve
“Sen arkadaşını her şeyden koruyabilirsin, fakat ölümden koruyamazsın. Üstelik burayla, Kâbe arasında hürmet bakımından fark yoktur. Yemin ederim ki, sizi Kâbe’nin örtüsüne tutunmuş olarak görseler yine de öldürürler!” dedi. İbn Zübeyr’e
“Sulh için neden bunlarla konuşmuyorsun?” denildi. İbn Zübeyr
“Artık sulh zamanı mıdır? Allah’a yemin ederim ki, onlar sizi nerde görürlerse hepinizi keserler” dedi.
“Ben zelil ve hor bir hayatı hiçbir zaman istemem. Ölümden kurtulmak için hiçbir merdivenden çıkmam. Her nereye gitsem, ölüm saçan oku elimden bırakmam” anlamında bir şiir okuduktan sonra adamlarına
“Herhangi biriniz yüzünüzü koruduğunuz gibi kılıcınızı da koruyunuz. Onu kırıp da kadınmış gibi nefsinizi silahsız müdafaa etmeye kalkışmayın. Yemin ederim ben hangi savaşta bulunduysam mutlaka birinci safta olmuşumdur. Herhangi bir yaradan elem duymadım. Eğer acı duyduysam bu da tedavi olurkendir” dedi. Onlar bu halde iken birkaç kişi Benî Cumah kapısından Mescid-i Haram’a girdi. Onların içinde Esved de vardı. İbn Zübeyr beraberinde iki kılıçla onlara hücum etti. Evvela Esved’le karşı karşıya geldi. Kılıcıyla ona ayağını koparıncaya kadar vurdu. Esved ona
“Ey zina edici kadının oğlu!” şeklinde hitab edince, İbn Zübeyr
“Ey Ham’ın oğlu! Ebubekir’in kızı Esma mı zina edicidir?” dedi. Bundan sonra kılıcıyla onları mescidden çıkardı ve geri geldi. Baktı ki Beni Sehm kapısından bir gurup girmektedir. Bunların kim olduğunu sorunca
“bunlar Ürdünlülerdir” cevabını aldı. Onlara hücum ederek
“Sel gibi gelen bir hücumdan haberim yoktur.
Bu hücumun toprağı akşama kadar ortalıktan çekilmez!” anlamında bir şiir okudu. Onları da mescidden çıkardı. Baktı ki Beni Mahzum kapısından girenler vardır. Onlara hücum ederek
“Eğer benim düşmanım, hasmım bir kişi olsaydı onun hakkından gelirdim” anlamında bir şiir okudu. Mescidin tavanında İbn Zübeyr’in yardımcıları vardı. Onun düşmanlarına tuğla atarlardı. İbn Zübeyr onlara hücum ettiğinde yukardan gelen bir tuğla başına isabet ederek yardı. Bunun üzerine
“Bizim kanlarımız topuklarımızın değil, ayaklarımızın üzerine damlar” diye bir şiir okudu. Sonra durdu, iki kölesi onun üzerine yığıldı. Ve köle efendisini korur dediler. Sonra Şam askerleri ona doğru gelerek başını cesedinden ayırdılar.[1]
- İshak b. Ebu İshak şöyle anlatıyor: Ben İbn Zübeyr Mescid-i Haram’da öldürüldüğünde hazır bulunuyordum. Askerler mescidin kapısından giriyorlardı. Hangi kapıdan bir gurub girerse İbn Zübeyr onlara tek başına hücum ederdi. Onları Kâbe’den çıkarırdı. O bu durumda kükremiş bir arslan gibiydi. Sağa sola koştuğunda mescidin kubbelerinden birisi yıkıldı ve onun başına çöktü. Abdullah b. Zübeyr
“Ey Esma! Eğer öldürülürsem sakın ağlama! Benim şerefim ve dinimden başka bir şey kalmayacaktır. Bir de sağ tarafımı yumuşatan bir kılıcım kalacaktır” anlamında bir şiir okudu.[2]
İslami Okul Okulların En Önemlisi