Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 117. Sayfa

Hz. Ömer’in Şam’da Lüks İçerisinde Yaşamakta Olan Bazı Memurlara Baskında Bulunması

 

- Ebu’d-Derdâ, Hz. Ömer’den Şam’a gitmek için izin istedi. Hz. Ömer

“İzin veririm ama vali olarak gitmeyi kabul edersen” dedi. Ebu’d-Derdâ ise

“Ben valilik yapamam” karşılığını verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer

“Ben de sana izin vermem” dedi. Bu sözler üzerine valiliği kabul etmedikçe gidemeyeceğini anlayan Ebu’d-Derdâ

“Peki kabul ediyorum. Gidip ora halkına peygamberlerinin sünnetini öğretip namaz kıldırırım” dedi. Hz. Ömer de ona izin verdi. Bir müddet sonra da Hz. Ömer yanında kölesi Yerfe’ de olduğu halde Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Oraya yaklaştıklarında şehre girmeyip geceyi beklemek üzere bir yerde konakladılar. Gece olduğunda Hz. Ömer kölesine şöyle dedi:

“Önce Ebu Süfyan’ın oğlu Yezid’in yanına gidelim. Şimdi onun yanında dostları ve arkadaşları vardır. Onlar parlak ışıklar altında ipekten yapılmış halılar üzerinde sohbet etmektedirler. Bütün bu saydığım şeyler müslümanların ganimetleriyle alınmıştır. Sen kapıyı vurup selam verecek ve içeri girmek için izin isteyeceksin. Ancak o senin kim olduğunu öğrenmedikçe kapıyı açmayacaktır”. Böylece ikisi birlikte Yezid’in kapısına vardılar. Yerfe’ kapıyı çalıp

“Esselâmu aleyküm” dedi. içeriden

“Ye aleykümü’s-selâm” dediler. Yerfe’

“Girebilir miyim?” deyince içerdeki ses

“Sen kimsin?” diye sordu. O zaman Yerfe’

“Kapıda senin hoşuna gitmeyecek birisi, Mü’minlerin Emîri Ömer vardır” dedi. O zaman Yezid kapıyı açtı. Gerçekten de onun yanında gece sohbeti için gelmiş olanlar bulunuyordu. Aynen Hz. Ömer’in dediği gibi parlak ışıklar altında ipekten yaygılar üzerinde oturmaktaydılar. İçeri girdiklerinde Hz. Ömer

“Ey Yerfe’! Kapıyı kapat ve hiç kimseyi dışarı bırakma!” dedi ve elindeki kamçı ile Yezid’in kafasına vurmaya başladı. Sonra da yerdeki yaygıları toplayarak evin ortasına yığdı ve orada bulunanlara

“Ben gelene kadar buradan hiçbir yere ayrılmayacaksınız” dedi. Hz. Ömer, kölesi Yerfe’ ile çıktı. Dışarda ona

“Ey Yerfe’! Şimdi de Amr İbnü’l-As’ın konağına gidelim. Onun da gece bekçileri vardır. Konağı ışıklandırılmış ve müslümanların ganimetleriyle alınmış ipek mefrûşâtla döşenmiştir. Kapıyı vurup selâm verdiğinde selâmın alınacak ancak kim olduğunu öğrenmedikçe içeri girmene izin verilmeyecektir” dedi. ikisi birlikte Amr İbnü’l-As’ın konağına gittiler. Konak ışıl ışıldı. Kapıyı vurup

“Selâmun Aleyküm!” dediler. İçerden

“Ye aleykumü’s-selâm!” denildiyse de kapı açılmayıp

“Kimsiniz?” denildi. Bunun üzerine Yerfe’

“Kapıdaki, senin hoşuna gitmeyecek birisidir. O Mü’minlerin Emîri Ömer’dir!” dedi. Bunun üzerine Amr İbnü’l-As kapıyı açtı. İçerisi yine Hz. Ömer’in söylediği gibiydi. Hz. Ömer yine kapıyı kapattırdı ve Yezid’e yaptığı gibi Amr’a da vurmaya başladı. Sonra Hz. Ömer oranın da yaygılarını toplattı ve orada bulunanlara kendisini beklemelerini emrederek çıktı.

Hz. Ömer’le hizmetçisi bu kez de Ebu Musa el-Eş’arî’nin köşküne yöneldiler. Hz. Ömer, onun da ilk ikisinden pek farklı olmadığını söyledi. Gerçekten de Ebu Musa’nın köşkü de diğerlerinden farksızdı. Aynı şekilde içeri girdiklerinde Hz. Ömer, Ebu Musa’ya da vurarak

“Sen de mi ey Ebâ Musa!” dedi. Bunun üzerine Ebu Musa el-Eş’arî

“Ey Mü’minlerin Emîri! Buradaki arkadaşların hepsi benim gibidir; hem bura halkı ‘Şam’da başka türlü idare sökmez’ demektedirler” dedi. Hz. Ömer ilk iki konakta yaptıklarını burada da yaptı.

Oradan çıktıklarında Hz. Ömer, kölesine

“Ey Yerfe’! Haydi şimdi de kardeşime (Ebu’d-Derdâ’ya) gidelim. Kesinkes biliyorum ki onun gece ziyaretçileri ve sohbetçileri olmadığı gibi lambası da yoktur. Kapısına da kilit takmamıştır Sırtında ince bir elbise olduğu halde kuru toprak üzerinde yatmaktadır ve soğuktan da oldukça rahatsızdır. Selâm verdiğinde karşılığını verecek; izin istediğinde kim olduğunu bilmediği halde sormaksızın seni içeri alacaktır” dedi.

Böylece Ebu’d-Derdâ’nın evine gittiler. Kapıyı çalıp

“Selâmün aleyküm” dediler. Ebu’d-Derdâ içerden

“ve aleykümü’s-selâm” diye karşılık verdi. Hz. Ömer

“İçeri girebilir miyiz?” diye sorunca da

“Buyurun girin!” dedi. Kapıda kilit yoktu ve içerisi de karanlıktı. Hz. Ömer elleriyle yoklayarak onu buldu. Toprağın üzerinde ve başının altında bir merkep palanı olduğu halde yatıyordu. Üzerinde de ince bir elbise vardı. Ebu’d-Derdâ

“Kimsin? Yoksa Mü’minlerin Emîri misin?” diye sordu. Hz. Ömer de

“Evet, benim” dedi. Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ

“Yemin ederim ki seni çok özlemişim; görüşmeyeli bir yıl oluyor” dedi. Hz. Ömer ise

“Allah iyiliğini versin! Ben sana Medine’de rahat bir hayat temin etmemiş miydim? Bu ne hal?” diye sordu. Ebu’d-Derdâ da ona

“Ey Ömer! Hz. Peygamber’in bizlere söylemiş olduğu hadisi hatırlıyor musun?” dedi. Hz. Ömer

“Hangi hadis?” diye sorunca da

“Hani ‘Sizden birinizin dünya azığı bir yolcunun ki kadar olsun’ buyurmuştu ya” dedi. Hz. Ömer de

“Evet, onu hatırlıyorum” diye cevap verdi. Ebu’d-Derdâ ise

“Ey Ömer! Hz. Peygamber’den sonra neler yapmadık?” dedi. Böylece sabaha kadar konuşup ağlaştılar.[1]


 

[1] Kenz, VII/77 (İbn Asakir ve Yeşkeri, Hz. Cüveyriye’den).

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/128-130.