Islam Tarihi - 192. Sayfa
8. FASIL: HALİFE ve EMİRLERİN YAŞANTILARI
Halife Olan Hz. Ebubekir’in Önceki Yaşantısını Sürdürmesi
- Ebubekir Sıddîk, Hz. Peygamber’in vefatı günü halife seçilmiştir Bu gün Hicretin onbirinci senesi Rebiü’l-Evvel ayının onikinci ve bir pazartesi gününe rastlıyordu. O sıralarda Hz. Ebubekir Medine dışındaki Sünuh denilen yerde kalıyordu. Orada hanımı Habîbe binti Hârice b. Zeyd b. Ebî Züheyr ile yünden yapılmış bir çadırda yaşıyordu. Daha sonra Medine’deki evi bitip oraya yerleşinceye kadar da orada kalmaya devam etti. Halifeliğinin ilk altı ayında bu Sünuh denilen yerden Medine’ye her gün yaya gidip geldi. Bazan da atına binerdi. Sırtında izarı olur onun üstüne de boyanmış bir aba giyerdi. Medine’ye gelip namazları kıldırır, yatsı namazından sonra da Sünuh’a, ailesinin bulunduğu yere dönerdi. Medine’de bulunuyorsa imamlığı kendisi yapar değilse ona vekâleten namazları Hz. Ömer kıldırırdı. Cuma günü sabah saatlarını Sünuh’ta geçirerek saç ve sakallarını boyatır; namaz vakti yaklaştığında Medine’ye gidip cuma namazını kıldırırdı. Kendisi tüccardı. Her gün sabahleyin pazara gider birşeyler alıp satardı.
Bir koyun sürüsü vardı. Bu koyunlarla bizzat ilgilenir; çoğu zaman onları kendisi otlatırdı. Arasıra da başkalarına güttürürdü. Sahip olduğu koyunlarla mahallenin koyunlarını bizzat kendisi sağardı. Halife seçildikten sonra bir gün küçük bir kız çocuğunun annesine
“O artık halife oldu. Bizim koyunlarımızı kim sağacak?” dediğini duydu. Bunun üzerine ona şöyle dedi:
“Hayır; hayatıma yemin ederim ki fırsat buldukça sizin koyunlarınızı da sağmaya devam edeceğim. Umarım ki aldığım bu vazife ahlakımı değiştirmeyecektir”. Bu şekilde halife seçildikten sonra da mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti. Bazan mahallenin küçük çocuklarına
“Köpürterek mi yoksa normal bir şekilde mi sağayım?” diye sorardı. Onların
“Köpürterek sağ!” veya “Normal bir şekilde sağ” deyişlerine göre hareket ederdi.
Hz. Ebubekir, halife seçildikten sonraki ilk altı ayı bu şartlar içerisinde Sunuh’ta geçirdi. Sonra Medine’ye taşındı. Bu arada
“Ticaretle halifelik birarada yürümeyecek. Kendimi tamamen halkın işlerine verip onların halleriyle ilgilenmeliyim” diyerek ticareti bıraktı. Bunun üzerine ona Beytü’l-Mal’dan bir maaş bağlandı. Bu maaş senelik altıbin dirhem idi. Her sene hacca gider ve umresini yapardı. Vefatından önce şunları söyledi:
“Müslümanların mallarından yanımızda bulunanları geri veriniz. Ben bu maldan hiçbir şeyi harcamak istemiyorum. Falan falan yerlerdeki topraklarımı müslümanlara halifelik yaptığım sırada almış olduğum maaşlara karşılık Beytü’l-Mal’a bırakıyorum”. Bu vasiyeti gereğince bu tarlalarla çok süt veren bir devesi, tarlalarını sulayan bir kölesi ve beş dirhem değerindeki bir kadife parçası kendisinden sonra halife olan Hz. Ömer’e teslim edildi. Hz. Ömer bunları teslim aldığında
“Vallâhi Ebubekir, kendisinden sonra gelenleri zora sokmuştur” dedi. Hz. Ebubekir onbirinci Hicrî senede Hz. Ömer’i hac emiri olarak göndermişti. Kendisi ise onikinci senenin Receb’inde umreye gitti. Mekke’ye kuşluk zamanı vardı. Doğruca orada bulunan evlerine gitti. Babası Ebu Kuhâfe evin önünde bazı gençlerle konuşmaktaydı. Hz. Ebubekir’i gören gençler
“Oğlun geldi!” dediler. O da onu karşılamak için ayağa kalktı. Bunun üzerine Hz. Ebubekir çökmesini bile beklemeden devesinden atlayıp babasına koştu ve
“Ey babacığım! Ne olursun kalkma!” dedi. Sonra da onu kucaklayarak gözlerinin arasından öptü. Ebu Kuhâfe oğlunun gelişine çok sevindi ve sevincinden ağladı.
O sırada Attâb b. Esîd, Süheyl b. Amr, İkrime b. Ebî Cehil ve Hâris b. Hişam da Mekke’ye gelmişlerdi. Bunlar Hz. Ebubekir’i ziyarete gelerek
“Selam sana ey Allah Rasûlünün Halifesi!” dediler. Hz. Peygamber’in anılışı üzerine Ebubekir Sıddîk ağladı ve gelen misafirlere gereken ilgiyi gösteremedi. Bunun üzerine Ebu Kuhâfe oğluna
“Ey Atîk (Ebubekir)! Bunlar halkın ilerigelenleridir. Kendileriyle iyi geçin, onlara gereken ilgiyi göster” dedi. Hz. Ebubekir de
“Ey babacığım! Güç ve kuvvet ancak Allah sayesindedir. Şu anda bana ağır ve büyük bir vazife yüklenmiştir. Allah’ın yardımı olmazsa onu taşıma gücüm yoktur” dedi. Sonra da içeri girerek yıkandı. Çıktığında onlar da kendisiyle gelmek istediler. Bunu kabul etmeyerek
“Siz kendi yollarınıza gidiniz” dedi. Halk kendisini karşılayıp Hz. Peygamber’den dolayı başsağlığı diliyorlardı. Hz. Ebubekir bu şekilde Kâbe’ye varıncaya kadar ağladı. Orada abasını omuzuna atarak Rükn-ü Yemânî’yi isti’lâm etti. Arkasından da yedi şavt (bir tavaf) yaptı. Ondan sonra da iki rekat namaz kılarak evine döndü. Öğleden sonra yine Kâbe’ye gitti; tavafını yaptıktan sonra Dâru’n-Nedve’nin yanına oturdu ve
“Zulüm gören, birşeyden şikayetçi olan veya hakkını aramak isteyen bana gelsin!” dedi. Ama hiç kimse çıkmadı. Halk Mekke valisini hep hayırla yâdettiler. Sonra ikindi namazında halka imamlık yaptı. Namazı müteakip halkla vedalaşıp Medine’ye döndü. O senenin hac mevsiminde bizzat kendisi geldi. Hacc-ı ifrad için ihrama girdi. Medine’den ayrılırken yerine Hz. Osman’ı vekil olarak bırakmıştı.[1]
[1] İbn Sa’d III/181 (İbn Ömer, Aişe, İbnü’l-Müseyyeb ve başkalarından)
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/180-182.
İslami Okul Okulların En Önemlisi