Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 38. Sayfa

Hz. Ömer’e Göre Halifede Bulunması Gereken Vasıflar

 

- İbn Abbas şöyle anlatıyor: Ben Ömer’e ailesinden daha çok hizmet eder ve yardımcı olurdum. O da beni sever, sayar ve yanında oturturdu. Bir gün evinde onunla beraberdim. Bir ara öyle derinden bir iç çekti ki, neredeyse ölecek sandım. Ona,

“ey mü’minlerin emîri! Bir üzüntün mü var?” dedim.

“Evet” dedi.

“Neye üzülüyorsun?” dedim. Bana,

“Yaklaş” dedi. Ben ona yaklaşınca,

“Ben hilafet için uygun bir kimse bulamıyorum” dedi. Bunun üzerine ben şura üyesi olan altı kişiyi sayarak,

“Falan, falan, falan, falan ve falanlara ne diyorsun?” dedim. Onların her birisi için bir kusur buldu. Sonra,

“Halife olmak için, hırçın olmadan sert, gevşek olmadan yumuşak, israfçı olmadan cömert ve cimri olmadan tutumlu olmak gerekir” dedi.[1]

- İbn Abbas şöyle anlatıyor: Ben Hz. Ömer’le beraber oturuyordum. Ansızın öyle bir iç çekti ki, onun kaburgaları birbirine geçti zannettim.

“Ey müminlerin emiri! Herhalde çok kötü bir şey var ki, böyle derinden iç çektin” dedim.

“Evet, çok kötü bir durum var. Benden sonra hilafeti kime vereceğimi bilemiyorum” dedi. Sonra da dönüp bana bakarak,

“Herhalde sen adamını hilafete ehil görüyorsun” dedi. Ben de,

“Evet, o İslâm’a ilk girenlerden. Hz. Peygamber’in en yakınlarından ve üstün vasıflarından dolayı hilafete ehildir” dedim. Hz. Ömer, bana,

“Evet, senin adamın; dediğin gibidir. Fakat o mizahı seven bir adamdır. Ayrıca onda şunlar, şunlar da vardır” dedikten sonra,

“Bu hilafet öyle bir iştir ki, hırçın olmadan sert, gevşek olmadan yumuşak, israfçı olmadan cömert ve cimri olmadan tutumlu olmak gerekir” dedi. Ben bu vasıfların tamamını Hz. Ömer’de gördüm.

- İbn Abbas şöyle anlatıyor: Hz. Ömer’in hizmetinde bulundum. Ondan çekinir ve ona sevgi duyardım. Bir gün evine gittim. Tek başınaydı. Öyle derin bir iç çekti ki, canının çıkacağını sandım. Sonra başını göğe doğru kaldırarak derin bir iç daha çekti. Kendi kendime cesaret vererek,

“Vallahi bunun sebebini soracağım” dedim ve

“Ey mü’minlerin emiri, vallahi senin bir üzüntün var” dedim. Bana,

“Evet üzüntüm var. Hem de çok büyük bir üzüntü. Halifelik için bir adam bulamıyorum. Herhalde sen şimdi, “Benim adamım hilafete ehildir” diyorsun” dedi. Ben de,

“Ey mü’minlerin emiri, benim adamım hem muhacir, hem de Hz. Peygamber’in en yakını olmasına rağmen yine de hilafete ehil değil midir?” dedim. Hz. Ömer,

“Durum senin söylediğin gibidir. Fakat o kendisinde mizah olan bir kişidir” dedi. Bu işi ancak, zafiyet olmaksızın yumuşak, şiddet olmaksızın sert, israf olmaksızın cömert, cimri olmaksızın tutumlu olan bir zat yüklenir!” dedi. Sonra devam ederek, “Bu vasıflara da ancak şu kimseler sahip olabilir ki, haksızlığa göz yummaz, menfaat peşinde koşmaz, davranışlarında gösteriş bulunmaz, ağzıyla tek bir kelime söylemez, fakat azminde sebat eder, kendinin ve yakınlarının aleyhine dahi olsa hak ile hükmetmekten ayrılmaz” diye cevap verdi.[2]

- Hz. Ömer, “Kendisinde şu dört vasıf bulunmayan kimsenin halife olması doğru değildir. O dört vasıf da zafiyet olmaksızın yumuşak, şiddet olmaksızın sert, cimrilik olmaksızın tutumlu, israfçı olmaksızın cömert olmaktır. Eğer bu vasıflardan bir tanesi adamdan düşerse, diğer üçü de yıkıma uğrar” dedi.[3]

- Hz. Ömer şöyle demiştir: “Allah’ın hilafetini, ancak haksızlığa göz yummayan, hareketlerinde riya olmayan, menfaat peşinde koşmayan, kişiliğini koruyan ve hiddetine rağmen hakkı ketmetmeyen bir kimse yüklenir.”[4]

- “Hz. Ömer,

“Allah’a yemin ederim, bilmiyorum, ben halife miyim, yoksa kral mıyım? Eğer kral isem bu korkunç bir durumdur!” dedi. Birisi:

“Ey mü’minlerin emiri! Halifelik ile krallık arâsında büyük bir fark vardır. Halife, daima hakkı tutar ve hak ile hükmeder. Sen de Allah’a şükür öylesin. Kral ise, halka zulmeder, birinden alır, ötekine verir” dedi. Ömer de sustu.[5]

- Selman şöyle anlatıyor: Hz. Ömer, bana

“Ben kral mıyım, halife miyim?” diye sordu. Ben de,

“Eğer Müslümanların arazisinden bir dirhem veya daha azını veya daha fazlasını alırsan, onu hak olmayan yolda kullanırsan, sen kralsın, halife değilsin” dedim. Ben bunları söyleyince Hz. Ömer ağladı.[6]

- Hz. Ömer’in meclisinde bulundum. Arkadaşlarından Talha, Selman, Zübeyr ve Kâ’b da vardı. Hz. Ömer,

“Ben sizden bir şey soracağım, sakın bana yalan söylemeyiniz ki, beni helâk edersiniz. Siz de helâk olursunuz. Allah ile size yemin verdiriyorum, ben halife miyim, yoksa kral mı?” diye sordu. Bu sual karşısında Talha ve Zübeyr,

“Sen bize öyle bir şey söylüyorsun ki, vallahi biz halife ile kral arasındaki farkı bilmiyoruz” dediler. Selman ise,

“Etimle ve kanımla şehadet ederim ki, sen halifesin, kral değilsin!” dedi. Hz. Ömer,

“Sen bir şey söylersen makbuldür. Çünkü sen Hz. Peygamber’in huzuruna giriyor, oturuyordun” dedi. Sonra Selman,

“Bunun sebebi şudur: Sen halk arasında adaleti icra ediyorsun. Malları eşit bir şekilde taksim ediyorsun. Kişinin aile efradına olan şefkatiyle, onlara muamele ediyorsun. Allah’ın kitabıyla hükmediyorsun” dedi.

Bu sözler karşısında Kâ’b da,

“Bu mecliste benden başka halifeyi kraldan ayırd edecek kimse yoktur zannediyordum. Fakat Allah, Selman’ın kalbini hüccet ve ilimle doldurmuştur” dedi. Sonra,

“Şehadet ederim ki, sen halifesin, kral değilsin!” dedi. Hz. Ömer,

“Bu nasıl olur?” diye sorunca, Kâ’b,

“Ben seni Allah’ın kitabında (Tevrat’ta) gördüm” dedi. Hz. Ömer,

“Beni orada ismimle mi görüyorsun?” diye sordu. Kâ’b,

“Hayır, fakat sıfatınla seni görüyorum. Allah’ın kitabı, “Önce peygamberlik, sonra halifelik, sonra yine halifelik, sonra ısırıcı bir saltanat olacaktır” diye haber veriyor” dedi.[7]


 

[1] İbn İshak

[2] Kenzü’l-Ummal, III/158-159 (İbn Asakir’den)

[3] Abdurrezzak

[4] Kenzü’l-Ummal, III/165 (Abdurrezzak, İbn Asakir ve başkalarından)

[5] İbn Sa’d, III/221 (Süfyan b. Ebu Avca’dan)

[6] Kenzü’l-Ummal, IV/383

[7] Kenzü’l-Ummal, IV/389

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/83-85