Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Muaviye İle Vâil b - 153. Sayfa

Muaviye İle Vâil b. Hucr Arasında Bu Hususta Geçen Olay

 

- Hz. Peygamber’in ortaya çıktığı bizim kulağımıza geldiğinde, kavmimizin elçisi olarak çıkıp Medine’ye geldik. “Peygamber’den önce ashabıyla konuşun. Zaten Hz. Peygamber üç gün önce senin müjdeni bize verdi” dediler. Sonra Hz. Peygamber’le karşılaştık. Beni çok sevdi. Beni kendisine yaklaştırdı. Abasını benim için sergi yaptı, onun üzerine oturttu. Sonra halkı çağırdı. Toplandılar. Kendisi minbere çıktı. Beni de minbere çıkardı. Onun altında oturdum. Sonra Allah’a hamdu sena ederek

“Ey İnsanlar! Bu, Vail b. Hücr’dür. Uzak bir yerden, Hadremut’tan kendiliğinden gelmiştir. Onu zorlayan yoktu. Kralların geri kalan evlatlarındandır. Ey Hucr! Allah sana ve senin evladına rahmet ve bereket ihsan etsin” diyerek minberden indi. Sonra Hz. Peygamber beni Medine’den yolcu ederken Muaviye b. Ebî Süfyan’ı da bana hizmet etmesi için benimle gönderdi. Biraz yürüdükten sonra Muaviye bana

“Ey Vail! Kum benim ayaklarımı yakıyor. Beni terkine al!” dedi.

“Deveye kıyamadığım için seni terkime almıyor değilim. Fakat sen kral soyundan olmadığın için seni terkime almam. Korkarım ki, senden ötürü beni ayıplarlar!” dedim. Muaviye

“O halde bana ayakkabını ver de ben onunla güneşin hararetinden kendimi koruyayım!” dedi.

“Sana ayakkabımı verirdim. Fakat sen kralların giydiğini giyecek bir adam değilsin. Eğer sana ayakkabımı verirsem, beni ayıplarlar” dedim. Muaviye halife olduktan sonra, Kureyş kabilesinden Büsr b. Ebî Ertad isminde bir adamı kumandan yaparak, ona

“Şam sınırını geçtikten sonra Medine’ye varıncaya kadar bana biat etmeyen kime rastlarsan onu öldür. Medine’de de bana biat etmeyenleri yaşatma. Fakat Vail b. Hucr’ü sağ olarak yakalarsan onu yanıma getir” dedi. Büsr de Muaviye’nin dediği gibi beni yakalayıp Şam’a götürdü. Muaviye’nin konağına yaklaştığımız zaman, Muaviye adamlarını beni karşılamaya gönderdi. Muaviye’nin yanına girince de, beni tahtının üzerine oturttu ve

“Benim tahtım mı üstündür, yoksa senin devenin sırtı mı” dedi. Ben de

“Ey Mü’minlerin emiri, ben o zaman yeni müslüman olmuştum. Küfür ve cahiliye geleneklerinden kopmamıştım. Yaptığım o hareket, cahiliye hareketiydi. Şimdiyse Allah İslâm’ı ihsan etmiş ve bizim halılarımızı bağışlamıştır” dedim. Muaviye

“O zaman sen niçin bize yardımcı olmadın? Halbuki Osman seni sırdaş olarak gördü ve senden kız aldı” dedi.

“Sen öyle bir kişiyle savaştın ki, o, senden daha fazla Osman’a yakındır!” dedim. Muaviye

“Nasıl benden Osman’a daha yâkın olabilir? Soyumuzla Osman’a ondan daha yakınız!” dedi. Ben de

“Allah’ın Rasûlü, Ali ile Osman’ı kardeş ilan etti. Kardeş, amcaoğlundan daha yakındır. Kaldı ki, Allah için hicret eden bir kimseyle savaşmam” dedim. Muaviye

“Acaba biz muhacirlerden değil miyiz?” dedi. Ben de

“Biz de her ikinize karşı tarafsız kalmadık mı? Tarafsız kalmamın başka bir sebebi daha var. Bir gün Hz. Peygamber’in yanındaydık. Cemâat hayli kalabalıktı. Peygamber başını göğe doğru kaldırdı sonra gözünü o cemaata çevirerek

“Karanlık gecenin parçaları gibi fitne size gelecektir. Ve bu fitnenin dehşetli durumunu izah etti, onu çirkin olarak nitelendirdi. Ben

“Ey Allah’ın Rasûlü! Fitne nedir?” dedim. Hz. Peygamber

“Ey Vail! İslâm’da iki kılıç ihtilaf ederse onlardan uzak ol!” buyurdu” dedim. Muaviye

“Sen şii olmuşsun” dedi. Ben de

“Hayır! Ben şii olmuş değilim. Fakat ben müslümanlara nasihatçı olmuşumdur” dedim. Muaviye

“Eğer bunu bilseydim seni buraya getirtmezdim” dedi.

“Muhammed b. Mesleme’nin Hz. Osman’ın öldürülmesi anında yaptığını görmedin mi? Kılıcıyla taşa vurdu. Kılıcı paramparça oluncaya kadar buna devam etti!” dedim. Muaviye

“Onlar, ensardandır. İstediklerini yapabilirler” dedi. Ben

“Hz. Peygamber’in “Kim ensarı severse, beni sevdiğinden ötürü onları sever. Kim ensara buğzederse, bana bugzettiğinden dolayı onlara buğzeder” sözünden dolayı, ensara saygı göstermeliyiz” dedim. Muaviye

“Hangi memlekete gitmeyi seçersen, söyle! Sen artık Hadramut’a geri dönemezsin” dedi. Ben

“Benim aşiretim Şam’da, aile efradım da Kûfe’dedir” dedim. Muaviye

“Senin aile efradından bir kişi, senin aşiretinin onundan daha hayırlıdır” dedi. Ben

“Ben zaten sevinerek gitmedim Hadramut’a. Muhacir bir kişinin bu yeri bıraktıktan sonra oraya gitmesi de iyi değildir. Ancak bir nedenden dolayı gittim” dedim. Muaviye

“O neden ne idi?” diye sorunca

“Hz. Peygamber’in fitne hakkındaki sözüydü: “Siz ihtilaf ederseniz, sizden uzak dururuz. Eğer birlik olursanız geliriz” İşte illet buydu” dedim. Muaviye

“Seni Kûfe’ye vali tayin ettim. Git oraya!” dedi. Ben

“Ben Rasûlullah’tan sonra hiç kimsenin memuriyetini almam. Ebubekir’i görmedin mi? Beni memur yapmak istedi, kabul etmedim. Ömer yapmak istedi, kabul etmedim. Osman yapmak istedi, kabul etmedim. Onların biatlarını da terketmedim. Ebubekir’den bana bir mektup geldi. Resmi bir memuriyetim olmadığı halde, irtidad edenleri, Allah tekrar İslâm’a döndürünceye kadar çalıştım” dedim. Bunun üzerine Muaviye, Abdurrahman b. Ümmü’l-Hakem’i çağırarak

“Seni Kûfe’ye vali tayin ettim. Vaîl’i de yanında götür. Ona ikramda bulun ve ihtiyaçlarını yerine getir” dedi. Abdurrahman

“Ey mü’minlerin emiri, sen benim hakkımda kötü bir zanda bulundun. Bana, Hz. Peygamber’in, Ebubekir’in, Ömer’in, Osman’ın ve senin hürmet ettiğiniz bir adama, hizmet ve yardım etmemi emretmene gerek var mı?” dedi. Onun bu sözü Muaviye’nin hoşuna gitti. Sonra Abdurrahman ile birlikte Kûfe’ye gittim ve az bir zaman sonra o öldü.[1]


 

[1] Heysemi, IX/376 (Tabarani, Vail b. Hucr’den). Bu hadisin ravileri arasında Muhammed b. Hucr vardır. Bu zat zayıf bir ravidir.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/436-438.