Islam Tarihi - 06 E - Index Web
E
Eflatunculuk Ve Yeni Eflatunculuk:
Eklesiastik Festivaller (Ecclesiastical Feasts):
Eklesiastisizm (Ecclesiastîcism):
Ekzistansiyalizm (Existentialism, Varoluşçuluk):
Elazar Ben Yahuda Kalonimos (1160-1238):
Emri Bi'1-Maruf Ve'n-Nehyi Ani'1-Münker:
Epiküryenizm (Epicureanism, Epikürcülük):
Erenol Pavli (Pavli Eftim Erenol):
Ermeni Kilisesi (Gregoryan Kilisesi):
Evancelikalizm (Evangelicalism):
Evharist (Eucharist, Evharistiya):
Ezra'nın Birinci Ve İkinci Kitabı:
E
Ea:
Enki olarak da adlandırılır. Gökyüzü tanrısı Anu ve yer (topraklar) tanrısı Enlil ile birlikte Babil’in üç büyük tanrısından birisiydi. Dünyanın üzerine dayandığı sular uçurumunda yaşadığına inanılan Ea, özellikle erkekler açısından çok değerliydi. Dualarda onun ismi anılırdı. Akadça yaratılış ve tufan mitolojilerinde de Ea yer alır. Onun uyarısıyla tufandan bazı insanların kurtarıldığına inanılırdı. Ea'nın baş tapınağı Sümer şehri Eridu'daydı. Onun eşi Damkİna, oğlu ise Marduk idi. Ea, bir koçbaşıyla ya da balık vücutlu keçi başıyla sembolize edilirdi.
Easter (Paskalya):
İsa Mesih’in dirilişi (resurrection) anısına düzenlenen yıllık festival; Hıristiyanların en eski ve en büyük bayramları. Bu bayramın tarihi konusunda tartışmalar olmakla birlikte, Easter, genellikle Nisan ayı içerisinde kutlanmaktadır. Easter dönemi, Kül Çarşambası (Ash Wednesday) ile başlar ve Pentakost kutlaması ile sona erer. Easter öncesi büyük oruç döneminin başlangıcı olan Kül Çarşambası, Easter öncesi yedinci haftanın Çarşamba gününe denk düşer. Ortaçağda bu sürede 40 günlük oruç tutulurdu. Paskalya öncesi hafta ise “kutsal hafta” olarak bilinir.
Ebabil:
Kur'an'da Fil suresinde (105. sure) bahsedilen kuşlar. Bunların, fil sahiplerine (Mekke'yi kuşatan güçler) karşı Allah tarafından gönderildiği ve Ebabil’in sertleşmiş çamurdan taşlar atmak suretiyle onları dağıttıkları anlatılır.
Ebced:
Arapçadaki her bir harfe bir sayısal değer vererek, buna göre çeşitli kelime ve cümlelerin sayısal değerini hesaplama ve bundan çeşitli anlamlar çıkarma. Bakınız: Cifr ilmi.
Ebedi Hayat (Ölümsüzlük):
Birçok inanç sisteminde başta tanrı ve çeşitli tanrısal varlıklar olmak üzere evrenin, maddi alemin veya ruhun ebediliği üzerinde durulur. İnanç sisteminde tanrı fikrine yer veren bütün dinlerde tanrının ölümsüzlüğü inancı mevcuttur. Evrenin ve maddi alemin ebediliği düşüncesine ise çeşitli Asya dinlerinde ve materyalist akımlarda rastlanır. Öte yandan insanın ölümsüzlüğü konusu birçok dinde insanın özünü oluşturduğuna inanılan ruhun ölümsüzlüğü fikriyle bir arada düşünülür. Ahîret inancına sahip dinsel geleneklerde, öbür dünyada kişi için ölümsüz bir yaşam düşünülür. “Objektif ölümsüzlük” düşüncesi olarak da adlandırılan bu ölümsüzlük anlayışına göre bu durum yalnızca ruhsal ya da hem ruhsal hem de bedensel olarak düşünülebilir. İslamda ölüm sonrası tekrar yaratılacak olan İnsan için ebedi bir ceza ve mükafat söz konusudur. Hıristiyanlıkta ise ebedi hayata ulaşmak, tanrının ezeli ve ebedi varlığına katılmakla mümkündür. Objektif ölümsüzlük anlamındaki bir ölüm sonrası hayata inanmaya yer vermeyen geleneklerde ise insan için ebedilik ya da ölümsüzlük, “Sübjektif ölümsüzlük” olarak isimlendirilen, İnsanın yaptığı şeylerle insanların ya da tanrının zihninde ebediyen var olmasıyla mümkündür.
Ebionitler:
Yahudi-Hıristiyanlar olarak da bilinen İsa cemaatı, İsa'nın yalnızca bir peygamber olduğuna inanan Ebionitler, İsa sonrası cemaat lideri olarak Yakub'u kabul ederlerdi. Ayrıca onlar, Musa şeriatına bağlıydılar ve İsa'nın son akşam yemeğinin sadece bir hatıra olarak yapılması gerektiğini kabul ederlerdi. Kendilerine ait bir incile de sahip olan bu cemaatın varlığı, MS 7. yy'a kadar devam etmiştir. Bakınız: Ebionitler İncili.
Ebionitler İncili:
Hıristiyanlarca apokrif olarak kabul edilen bir İncil. Bu incilin Ebionitlerce kullanıldığı kabul edilir. Batılılar bu incilin, İbraniler incili olarak bilinen çalışma olabileceğini ileri sürerler.
Ebrehe (Abraha):
Habeşistan kralı (MS 6. yy). Kabe'yi yıkmak için fillerden bir orduyla Mekke'yi kuşatmış, ancak Mekke ve Kabe, Allah tarafından mucize eseri yıkılmaktan kurtarılmıştır. [1]
Ebu Bekir:
(Ebu Bekir Abdullah ibn Ebi Kuhafe, 572-634)
Hz. Muhammed’in en yakın arkadaşı ve ilk halife; Hz. Muhammed’in hanımı Hz. Aişe’nin babası. Hz. Muhammed, risaletini ilan ettiğinde ona ilk inananlar arasında yer aldı ve baskı ve şiddetin had safhada olduğu Mekke dönemi boyunca maddi ve manevi olarak hep Hz. Muhammed‘in yanında oldu. İsra ve miraç hadisesinde Hz. Muhammed’in bu mucizeyi yaşadığına, “O, diyorsa doğrudur” yaklaşımıyla inandığı için “Sıddîk” unvanını aldı. Ayrıca ona “cehennemden özgürlüğünü kazanmış” anlamına Atık unvanı da verilmiştir. Medine'de Hz. Muhammed hastalandığında kendisinin yerine namaz kıldırma görevine onu atadı. Nitekim Ebu Bekir, Hz. Muhammed sonrası İslam devletinin ilk halifesi oldu ve iki yıllık kısa hilafeti süresinde isyanların bastırılması, düzen ve intizamın tesis edilmesi ve Kur'an’ın toplanması gibi birçok konuda önemli icraatlarda bulundu. Sade yaşantısı, gösteriş ve şaşaadan uzak tavrı, İslamdan taviz vermez yapısıyla tüm Müslümanlar için örnek bir şahsiyettir. Bu özellikleri nedeniyle Hz. Peygamberin birçok övgüsüne mazhar olmuştur.
Ebu Bekir Er-Râzî:
(ö. 925) Maddeci görüşleriyle tanınan filozof, ismi genellikle Dehriyye akımı içerisinde anılan er-Râzî, bilginin temel kaynağının akıl olduğu düşüncesiyle peygamberliği reddetmiştir. Bakınız: Dehriyye.
Ebu Cehil:
(570-624) Mekke döneminde Hz. Muhammed'e en şiddetli muhalefet eden ve Müslümanlara ağır baskı ve işkence uygulayan Kureyşli bir kişi. Asıl adı Ebulhakem Amr ibn Hişam olduğu halde, İslama azılı düşmanlığı ve geleneksel Mekke dinindeki ısrarı nedeniyle Müslümanlar, ona “cehaletin babası” anlamına gelen Ebu Cehil adını taktılar. Müslüman olan kölelerine şiddetle işkence ederdi. Hatta bir seferinde Hz. Sümeyye'yi mızrakla öldürerek şehit etti. Ebu Cehil, Bedir savaşında öldürüldü.
Ebu Hanîfe:
(Numan ibn Sabit, h. 80-150)
İslamda 4 önemli fıkıh okulundan birisi olan ve kendi ismiyle adlandırılan Hanefîliğin en önemli temsilcisi, imamı Azam ismiyle de bilinen Ebu Hanife, MS 700 civarında Kufe'de doğdu ve 770'de Bağdat hapishanesinde vefat etti. Kendisine Abbasi halifesi el-Mansur tarafından teklif edilen kadılık görevini reddetti ve yaşamı süresince tasvip etmediği yöneticilere karşı yapılan isyan hareketlerini maddi olarak destekledi. Bir tüccar olarak geçimini sağlayan Ebu Hanîfe, re'y ekolünün güçlü bir savunucusu oldu. Ünlü bir İslam hukukçusu olmanın yanı sıra o, aynı zamanda bir kelamcı olarak da isim yapmış ve sonraki dönemlerde birçok kelamcıya ilham kaynağı olmuştur. Bazı düşüncelerinden dolayı Mürcie ekolünden olmakla suçlanmıştır, önemli bir alim olmasına rağmen bizzat kendisi tarafından yazılan çok az eser günümüze kadar gelmiştir. Bunlardan Fıkhı Ekber, Osman el-Batti'ye yazılan mektup ve diğer bazı küçük rİsalelerden oluşan 5 metin İmamı Azam'ın Beş Eseri başlığıyla Türkçe yayınlanmıştır.
Ebu Hureyre:
(Ebu Hureyre ed-Devsi, ö. 678)
Asıl adı Abdüşşems plan bu sahabi, Hz. Muhammed’in vefatından 4 yıl kadar önce Müslüman olmuş ve Abdullah ya da Abdurrahman adını almıştır. Ebu Hureyre lakabı kedilere olan sevgisinden dolayı ona verilmiştir. Peygamberi çok kısa bir süre görmüş olmasına rağmen ondan en çok hadis rivayet eden kişilerdendir; bu nedenle o, bizzat yaşamı esnasında çeşitli tenkitler almıştır. Hatta bu nedenle o, Hz. Ömer döneminde hadis rivayet etmekten men edilmiştir. Ayrıca Hz; Ömer, onu bir ara Bahreyn valiliğine getirmiş, ancak sonra azlederek mallarına el koydurmuştur. Ebu Hureyre, Peygamber'den naklettiği hadîslerin çoğunu Ömer’in vefatından sonra ifade etmiştir.
Ebu Leheb:
(Abduluzza ibn Abdulmuttalib, ö. 624)
Hz. Muhammed’in üvey amcası ve Mekke döneminde en şiddetli muhalifi. Olaylarda çabuk kızıp kızardığından dolayı ona “alev babası” anlamına gelen Ebu Leheb lakabı verilmişti. O ve karısı Ümmü Cemil, Peygambere en fazla karşı çıkanlar arasındaydılar; her fırsatta onu kötülemek ve ona hakaret etmekten çekinmediler. Peygamberin risaleti öncesi oğuları Utbe ve Uteybe'yi Peygamberin kızları Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'le nişanlamış, ancak sonra Peygambere olan nefreti nedeniyle bu nişanları bozmuştur. İslama şiddetli düşmanlıkları nedeniyle o ve karısı hakkında Kur'an’ın Leheb suresi (111. sure) nazil oldu. Ebu Leheb, Bedir savaşı sonrası ölmüştür.
Ebu'l-Kasım:
Hz. Muhammed’in bir ismi. Çocukken vefat eden oğlu Kasım'dan dolayı “Kasım'ın babası” anlamına gelen hu isim ona verilmiştir.
Ebu Müslim El-Horasanî:
(ö. 755) İmam İbrahim ibn Muhammed'le işbirliği yaparak Horasan'da Emevilere karşı Abbasi isyan hareketini başlatan ve isyanın başarıyla sonuçlanması sonrası Abbasilerce Horasan valiliğine atanan kişi. Halife Mansur döneminde Abbasi iktidarıyla ilişkileri bozulan Ebu Müslim, sonunda hileyle Irak'a çağrılarak burada öldürüldü.
Ebu Sufyan ibn Harb:
(ö. 653) Bir Mekke reisi olan Ebu Sufyan uzun bir zaman İslamın ve Hz. Muhammed’in uzlaşmaz bir muhalifi oldu. Çok zengin bir tüccar olan Ebu Sufyan teçhizatlanıp Müslümanları yok etmek amacıyla büyük bir kervanla Suriye'den dönerken Müslümanların karşı baskınını haber aldı ve bunun üzerine Bedir savaşı gerçekleşti. Bedir'de bir oğlunu kaybeden bir diğerini de Müslümanlar esir olarak bırakan Ebu Sufyan, bir yıl sonraki Uhud savaşını yönetti. Bu savaşta kazanılan kısmi başarı ona Mekke'de büyük saygınlık kazandırdı. Ebu Sufyan, 627'de Medine'yi kuşatan büyük orduyu da örgütledi. Sonraki bir tarihte Müslümanların Mekke üzerine yürümesi olayında Hz. Muhammed'le görüşerek Mekke’nin kansız bir şekilde teslim olmasını sağladı ve sonra karısı Hind'Ie birlikte Müslüman oldu. Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe, Hz. Muhammed’in hanımlarındandır. Ayrıca Ebu Sufyan, Emevilerin ilk halifesi Muaviye’nin de babasıdır.
Ebu Talib:
(ö. 619) Hz. Muhammed’in amcası. Dedesi Abdulmuttalib’in ölümü üzerine çocuk Muhammed'i himayesi altına aldı ve yeğeni Hz. Muhammed'i, risaletini ilan ettikten sonra da ölene kadar himaye etmeyi sürdürdü. Peygamberin tüm çaba ve ısrarına rağmen Müslüman olmadı ve cahîliye üzerine öldü.
Ebu Ubeyde İbn el-Cerrah:
(ö. 639) Müslümanlığı ilk kabul edenlerden birisi olan Ebu Ubeyde, Aşerei Mübeşşere'dendir. Her zaman Hz. Muhammed‘in yanında olmuş ve onun büyük itimadını kazanmıştır. Medine döneminde Necran bölgesine İslamı yaymak üzere görevlendirilmiştir. Peygamberin vefatından sonra, Bizanslılara karşı Suriye bölgesindeki İslam ordularına komutanlık yapan Ebu Ubeyde (634), daha sonra Hz. Ömer tarafından 636'da Suriye orduları başkomutanlığına getirildi. Bu bölgenin fethini tamamladıktan sonra yörede baş gösteren bir veba salgınında vefat etti.
Ebussuud Efendi:
(1490-1574) Osmanlı hükümdarları Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde şeyhülislamlık yapan ünlü müfessir ve fâkih. 1545'te atandığı şeyhülislamlık görevini vefatına değin sürdürdü; özellikle Kanuni döneminde padişahla yakın dostluğu nedeniyle oldukça etkili oldu. Zaman zaman verdiği sert fetvalarla (bazı tasavvuf şeyhlerinin idamı ve Yezidilere karşı çeşitli yaptırımlar gibi) dikkatleri üzerine çekti.
Echenais:
Eski Yunan mitolojisinde bir peri. Mitolojiye göre Sicilyalı çoban Daphnis'i seven Echenais, ondan kendisine sadık kalmasını istedi, ancak Daphnis bir gün içkiliyken bir prensesle Echenais'ı aidattı. Buna kızan Echenais, onu kör etti.
Echidna:
Eski Yunan mitolojisinde yan yılan yarı peri olan bir canavar; Typhon'un karısı ve birçok canavarın annesi. Ölümlü olduğu halde onun asla yaşlanmadığına inanılırdı. Echidna'nın, gemisi içerisinde Argus Panoptes tarafından öldürüldüğüne inanılır.
Echo:
Eski Yunan mitolojisinde Helîcon Dağı perisi; Gaea’nın kızı. Onun tanrı Pan'a ve Narcissus'a aşık olduğu söylenir. Echo'nun deli çobanlar tarafından parçalara ayrıldığına, ancak onun parçalarının yeryüzünde saklandığına inanılır.
Ecthesis:
638'de imparator Heraclius tarafından yürürlüğe konan ve İsa Mesih’in şahsında bir ya da iki herhangi bir enerjiden bahsetmeyi yasaklayarak bir İradede birleşen iki tabiattan bahseden kristolojik doktrin. Bakınız: Monothelîtizm, Diyothelitizm.
Bugün Ermenistan devletinin hudutları içinde bulunan bir şehirdir. Ermeniler M.S. 300'de Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Ermeni patrikliğinin merkezi olmuştur. Patrikhane merkezi, daha sonraki dönemlerde başka yerlere taşınmış da olsa, 1441'de Ermeni Katoğikosu Kirakos tarafından patriklik merkezi, yeniden Eçmiadzin'e taşınmıştır. Bu dönemden sonra Eçmiadzin, Ermeni dini merkezi haline gelmiştir. Eçmiadzin'de M.S. VI. yüzyıldan itibaren çok önemli Ermeni manastırları kurulmuştur. Bugün Eçmiadzin'de bir yüksek okul ve bir ilahiyat fakültesi vardır. Eçmiadzin'de çok değerli İncil yazmaları bulunmaktaydı. Bu yazarlara ait kitaplar Erivan'a nakledilmiştir. Eçmiadzin'de çok eski tarihlere dayanan bir katedral bulunmaktadır. Bu katedral, M.S. V. yüzyılda inşa edilen kilisenin mimari yönden bir gelişim şeklini teşkil etmektedir. XVII. yüz yılda yapılan bir de çan kulesi vardır. Haç şeklinde bir plana sahip olan diğer bir kilise de St. Hripsime kilisesidir. Bu kilisenin inşa tarihi ise, 618'dir.
Eçmiadzin katogikosluğu, Ermeniler arasında birinci dercede öneme haizdir. Ermeni dini idare merkezi olarak Eçmiadzin kabul edilmektedir. Onun yetki alanı, oldukça geniştir. Rusya'dan, Amiraka'ya kadar, Eçmiadzin’in dini ve milli tesir alam vardır. Fakat Rusya ve Ermenistan'daki Gregoryen Ermeniler, Eçmiadzin'e daha çok bağlıdırlar. Diğer bölgelerdeki Ermenilerde Eçmiadzin'i dini bir merkez olarak kabul ederler. Bu yüzden Eçmiadzin Ermeniler açısından önemli bir yere sahiptir.
Eddalar:
Eski İskandinav diniyle ilgili bilgilerin temel kaynağı konumunda olan metinler. Yaklaşık olarak MS 10. yy'da pagan dönemde kompoze edilmiş olan Poetic Edda, tanrılar ve kahramanlarla ilgili şiirleri yeryüzü ve gökyüzüyle ilgili mitolojileri, gelecek dünya ve tanrıların kaderiyle ilgili mitolojileri içerir. Prose Edda ise 12. ve 13. yy'da yaşamış olan bir Hıristiyan (Snorri Sturlusen)tarafından kompoze edilmiştir. Bu metinde de tanrıların evi Asgard ile ilgili yerli İskandinav mitolojileri (ayrıca ölümsüzlük elmalarının çalınması ve tanrı Odin'le ilgili bazı mitolojiler) anlatılır. Ayrıca daha eski şiirlerden alınan tanrılar ve insanlarla ilgili tanımlamalar da bulunur.
Edille-i Şeriyye:
İslamda genelde tüm şer'i deliler, özelde ise İslam hukukunun temel kaynakları olarak görülen ve kitap, sünnet, icma ve kıyas'tan oluşan dört delil için kullanılan bir isim.
Edon (Eden, Aden):
İbranice. “neşe, mutluluk”. Kitabı Mukaddes'te içinde bir bahçe oluşturularak Adem'im yerleştirildiği mekan[2]; Adem'le Havva'nın asli evi; cennet. Burada bir nehir bulunduğu ve bunun 4 kola ayrıldığı belirtilir. [3]
Efes Ve Efes Konsilleri:
Ökümenik Hıristiyan konsilleri arasında üçüncü sırayı teşkil eden Efes Konsili (431) imparator II. Theodosius tarafından Nestoryus'un görüşlerini yargılamak üzere toplandı. İskenderiyeli Cyrill (Nestoryus'un muhalifi) Süryani temsilcileri beklemeden konsili açtı ve Nestoryus'u mahkum ettirdi. Bu konsilde İznik akidesi tekrar vurgulandı ve Diyofizit akide reddedildi. Ayrıca Efes'te, 449'da Monofizitlerin öncülüğünde bir diğer konsil daha toplanmış ve Monofizit akide tekrar vurgulanmıştır.
Batı Anadolu'da çok eski tarihlerde kurulan ve kalıntıları bugüne kadar gelen bir Antik şehirdir. Efes Hıristiyanlıktan önce gelen bir şöhrete sahiptir. M.Ö. 560-550 yıllarında yapıldığı kabul edilen Artemis Tapınağı, Efese önemli bir şöhret kazandırmıştır. Buna göre Efes’in tarihi, M.Ö. VII. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Efesin adı Ephesos idi. Bunun için Pavlos'un mektupları, Ephesoslulara diye yazılmıştır. Anlaşıldığına göre, Hıristiyanlığın ilk çağlarında da Ephesos denilmekteydi. Tarih boyunca Efes, birçok krallığın egemenliğinde kalmıştır. Lidya'lılar, önce egemenliği ele geçirmişler. Lidya Kralı, Kroisos Artemis tapınağına birçok sütun ve inek heykelleri hediye etmiştir. Daha sonra Persler şehre hakim olmuştur. II. Kyros, M.Ö. 499-493 yıllarında bölgede hakimiyet kurmuş aynı yüzyılda Perslere karşı, İonya ayaklanması yapılmıştır; ancak, başarılı olamamıştır. Efes, yarım asra yakın, Perslerin tesiri altında kalmıştır. Daha sonra bölgede egemenliğini kaybeden Persler, Yunanistan'a mağlup olmuşlar ve M.Ö. 478'de Kiserkes geri dönerken, Artemis tapınağına dokunmamıştır. Yine M.Ö. 460'larda, Themistokles, İrana giderken, konaklama yeri olarak Efes'i seçmiştir. M.Ö. 454 yılından itibaren Efes, Atinaya düzenli vergi ödemeye başlamıştır. Tarihe geçen birçok Efesli düşünürden en ünlüsü Herakleitos'tur. Efes, tarihi ve siyasi şartların değişimi ile birlikte M.Ö. 431-404'de Peloponnesos savaşında Sparta'nın yanında yer almıştır. M.Ö. 412 yılında Atina'ya karşı yapılan isyana da katılmıştır. Sonraki yıllarda Efes, Sparta Krallığının yanında yer almıştır. Daha sonra Efes, bazı el değiştirmelere maruz kalmışsa da, neticede Sparta hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 333'de Büyük İskender Efes'i alınca, yaklaşık yarım asırlık bir dönem, huzur içinde geçmiştir. İskender dönemi, Helenistik döneme kadar uzanmaktadır. Helenistik dönemde Efes, parlak günler yaşamıştır. M.Ö. 189 yılında Romalılar, Suriye kralı Antiokhosu yenerek, şehre hakim olmuştur. M.Ö. 88'de Batı Anadoludaki Roma karşıtı isyana, Efesliler de katılmış ve Efesliler Artemis tapınağına sığınmışlardır. İsyan, şiddetle bastırılmış ve şehir tekrar Roma yönetimine girmiştir. İmparator Augustus döneminde Efes, Roma'nın Asyadaki en önemli şehirlerinden birisi haline gelmiştir.
Milâdi çağda Efes, Hıristiyan propagandasının yapıldığı önemli bir yer haline gelmiştir. Hıristiyan misyonerlerine karşı Roma yönetimi, baskıyı artırmıştır. Halk inancına göre Meryem Ana, Yuhanna ile birlikte hayatının sonlarına doğru gelmiş ve burada ölmüştü. Hala burada Meryem Ana'nın mezarının burada bulunduğu kabul edilir. Fakat Hz. Meryem’in Efes'e geldiğine dair İncillerde ve mektuplarda hiçbir bilgi yoktur. Özellikle Pavlos'un mektupları, böyle birşey olsaydı, bunu mutlaka zikrederdi. Aziz Luka’nın da burada öldüğü söylenir. Fakat bunları delillendirmek çok zordur. Efes aynı zamanda Asya'nın yedi kilisesinden biri olarak kabul edilmektedir. Roma imparatoru I. Constantin, Efes'e çok önem vermiştir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Efes, birçok önemli toplantıya ev sahipliği yapmıştır. M.S. 431'de Efes'te Meryem Ana kilisesinde, Katolik ve Ortodoksların müştereken ökümenik (evrensel) kabul ettikleri III. genel konsil toplanmıştır. Bu konsilde Hz. Meryem, Tanrı Annesi (Theotokos) olarak kabul edilmiştir. Pion dağının arkasındaki bir mağarada “yedi uyurların” uyanması olayının da, konsilden sonra olduğu efsanevi şekilde yayılmıştır.
İmparator II. Theodosius (408-450), Hagios Theologos tepesine St. Jean kilisesini inşa ettirmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, kilise genişletilmiştir. Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunun resmi dini haline gelmesinden (M.S. 380) sonra, Efes gittikçe dini yönden önem arzetmeye başlamıştır. Hıristiyanlık açısından çok önemli konsilleri, Roma İmparatorları Efes'te toplamışlardır. Bu konsiller arasında özellikle üç tanesi önemlidir.
1- M.S. 190 Efes Konsili: Bu konsil, resmi boyutta bir konsil değil, küçük bir toplantı özelliği taşımaktaydı. Bu konsilde, paskalya bayramının tarihi tartışılmıştır.
Konsilde Yahudilerin Pesah (Harursuz) bayramını kutladıkları 14 Nisan gününü Paskalya Bayramının resmi bir tarihi olarak kabulü benimsenmişti. Ancak Papa I. Victor, Paskalya'nın pazar günü kutlanmasını tercih ederek, 190 tarihli Efes Konsili kararını reddetmiştir.
2- M.S. 431 Efes Konsili: Papa I. Celestinus, İsa'nın insani ve ilâhi iki tabiatının ayrı ayrı olduğunu iddia ettiği için Nestorius'u cezalandırmak üzere M.S.431 tarihinde İskenderiyye patriği Kyrillos'u görevlendirmişti. Nestorius taraftarları, İmparator II. Theodosius tarafından düzenlenen konsilin, Doğu piskoposlarını beklemeden toplandığını görünce, Antakya piskoposu Ioannes başkanlığında karşı bir konsil toplamışlar ve Efes piskoposu Memnon'la birlikte Kyrillos'u aforoz etmişlerdi. Papa I. Celestinus da Nestorius'u aforoz ederek, İstanbul piskoposluğundan aldığını bildirmiştir. İmparator II. Theodosius tavır değiştirerek, Kyrillos'u desteklemeye başlamıştır. 431 Efes Konsili, Kıbrıs kilisesini de, Antakya piskoposluğundan ayırmıştır. Bu konsil, kilise tarihine III. ökümenik konsil olarak geçmiştir.
3- Efes'te toplanan III. konsili: Yine, imparator II. Theodosius, monofizit öğretiyi savunan Eutykes'i, İstanbul patriği olan Flavıanos'a karşı savunmak için 449'da toplamıştır. Kyrilles'den sonra gelen İskenderiyye patriği Dioskoros da Eutykes'i desteklemiş ve papalığın itirazlarına rağmen Flavianos'u aforoz etmiştir. Papa I. Leo, bu konsili “Haydutlar sinodu” olarak isimlendirmiştir. Monofizit doktrin 451 Kadıköy konsilinde aforoz edilmiştir.
Eflatun:
(Plato, MÖ 427-347) Sokrat'ın talebesi olan Yunanlı filozof. Hocasının ölümü (399) sonrası Atina'yı terk eden Eflatun, 388'de tekrar dönerek bir okul kurdu ve burada yaklaşık 40 yılını geçirdi. Bazı mektupların haricinde onun yazıları genellikle diyaloglar şeklindedir. Bu diyaloglarda konuşan kişi genellikle Sokrat'tır, Erken dönem diyaloglarında işlenen temel konu ahlaktır; zihin ve iradenin terbiyesi ve ruhun iyiliğinin yaşamın temel uğraşısı olduğu üzerinde durulur. Ruhun tabiat itibarıyla iyiliğe yöneldiği düşünüldüğünden kötü davranışın yanlış kavranan bir iyiliğin takibi olduğu vurgulanır. Ayrıca diyaloglarda duyular dünyası ve günlük tecrübelerle gerçek ya da daha yüksek ideler alemi arasındaki ayrım üzerinde durulur. Bakınız: Demiurg.
Eflatunculuk Ve Yeni Eflatunculuk:
Yunan filozofu Eflatun'un fikirleri çerçevesinde gelişen felsefi akım. Eflatunculuk, Hellenistik dönemde ve sonraları Yahudilik düşüncesinde oldukça etkili oldu. MS 3. yy ve sonrasında Plotinus, Porphyry ve diğerleri tarafından Yeni Eflatunculuk olarak isimlendirilen düşünsel hareket geliştirildi. Ayrıca Hıristiyanlık dünyasında Eflatunculuk, Clement ve Origen'e kadar uzanır. Bakınız: Yeni Eflatunculuk.
Atina Ekolünün filozoflarını gösteren Raphâel’in meşhur tablosunun üzerinde Platon (427-348), Aristo'nun yanında ortada bulunmaktadır. O, bir elinde Timee'yi tutuyor diğer eliyle de semâya işaret ediyordu. Bu pozisyon ve sembolik jest, Batı kültürel tarihi içinde Akademinin kurucusunun önemini açıklamaktadır. Göğe doğru İşaret eden parmak, kavranabilen özünden ayrılan bu dünyayı hatırlatmaktadır. Bu kavranabilen özü, filozof, varlık haline getiriyor ve onu gerçek ilmin konusu yapıyor. Fakat Timee'yi okuyanlar, Platon için insanın “semavi bir fidan olduğunu, arzî bir fidan olmadığını” anlayacaklardır. Yine, idelerin, Tanrısal göğü, onun menşei olduğunu ve sonunda onun, onu arzu ettiğini de göreceklerdir. Sokrat'ta olduğu gibi hakim ve sofi kişi, bu dünyada son derece yalnızdır. Bunlar felsefi seyirde, akîî, şairane ve dini bir arayışa yönelmektedirler. Platoncu felsefe, saf bir teoriden ziyade, sipiritüel bir uygulamadır. Onunla, gerçeği aramaya bütün ruhla yönelinmektedir. İşte bu dini atılım, yeni Eflatuncu akımda daha merkezi bir rol oynayacaktır. İnsan hayatının Platoncu anlamı, mutlak şekilde Teo-centriktir. Bu felsefede, Tanrıyı, tanımamaya çalışmak, herşeyin ölçüsü olarak onu düşünmeyi kabul etmek, mümkün olduğu kadar; Tanrıya benzemeye çalışmak, Hakimin temel istekleri olarak görülmektedir. İşte insana uygun gelen şu gerçek kaide buradan çıkmaktadır: “Kurbanlar takdim etmek, ibadetle, sungularla bütün ibadet şekilleri ile Tanrılarla iletişim kurmak”, işte mutluluğa giden yol burasıdır. Bu yol dardır.
Ancak, Tanrının bizzat öğreticilik ve rehberlik yapacağına inanmak gerekir. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Hangi Tanrı kavramı bu maneviyata yön vermektedir? Bu sorunun cevabı, basit değildir. Çünkü platon, sistematik bir ilahiyat geliştirmemiştir. Onun görüşleri, Diyaloglarda dağınık haldedir. O, Tanrı'yı hatırlatmak gerektiği zaman, isteyerek mitolojik bir dil kullanmıştır. O, Tanrılar bilgisinin zor bir şey olduğunu tekrar tekrar söylemiştir.
Platon, geleneksel Tanrılardan ve onlara ibadetten hiçbir zaman uzak kalmamıştır. Yine o, sitenin sağlam bir dini dayanağı olmaksızın devam edemeyeceğini belirtmektedir. O, gerçek dindarlığın zaruretini bilmektedir. Hakimde Allah'a muhtaçtır. Tanrıların kendisine yakın olmalarını o da istemektedir. Platon akademisi, dini bir model üzerine oturmaktadır. Orada bayramlar kutlanmakta ve müzeler imtiyazlı bir kült konusu teşkil etmektedir. Burada, tabiatta ve insan hayatında Tanrının varlığı hissedilmektedir. Bu Tanrı, bütün kozmoza yayılmıştır. Bu gök Tanrıya insanlar, özel bir tarzda saygılarını sunmuşlardır. Mallarının büyük bir kısmını ona bağışlamıştır, böylece o Tanrı, insanları kurtarmış, Platon'un Tanrısı, antropomorfik tasvirlerden uzaktır. Çünkü bu tasvirler, Tanrı'nın doğasını değiştirmektedir. Bu Tanrı, kalpte hissedilmektedir. Onu tefekkür edenlerde hayranlık veren bir bakış uyandırır. Bu kozmik din anlayışı, Platon'un, hayatının sonunda daha da canlılık göstermiştir. Bu din, geleneksel dini ve dini tecrübe terimini temsil etmeyen şeyleri bile gözardı etmez. Özellikle kozmik din, bütün bunları bağlayan bir köprü gibidir. O, aynı zamanda “Hissedilen bir Tanrıya” ibadete davet eder. Böylece yeni bir Tanrı anlayışı ortaya çıkmaktadır. Bu yüce bir aşkın ve yüce bir bilginin konusudur. Platon bu “yüce gerçeği” akim ve beşeri tecrübelerin içine hapsetmeyi kabul etmeyerek, bu yüce gerçeğin, bütün varlığın bilgisinin kaynağı olduğunu söylemektedir. O, kavranabilen dünyanın güneşidir, ancak yine de o, “özün ötesindedir.” Platon'un bütün bu dini düşüncesi, başlangıçtan beri “insan ruhuna”, insan tabiatına ve insan kaderine ortak bulunmaktadır. Bu alanda o, Pisagorcu geleneği kendi maneviyatçı görüşüne dahil etmiş durumdadır. Tanrıya akraba olan beşeri ruh, ideler dünyasını düşünebilmektedir. Bu dünyada insan ruhu, bedende hapistir. Ancak ahlâki ve zihinsel bir zahidlik, ilk safiyeti bulmaya ve “gerçek Tanrılar”dan yararlanmaya yardım etmektedir. Bu yol, aşkla (Eros) gidilen yolun sonudur. M.S. III. asırda Plotin (205-270), ile yeni-Eflatuncu akım sahneye çıkmıştır. Bu akım, müteakip asırlarda, Porphyre, Jambligue, proclus ve Damacius'la yeni bir entellektüel çağ başlatmıştır. Bu filozoflar genelde, Platon'un sadık yorumcuları olarak kendilerini takdim etmişlerdir. Fakat onlar diğer kaynaklardanda yararlanarak, radikal bir mistisizmin orjinal düşünce sistemini Platon çizgisinde yeniden ortaya koymuşlardır. Artık metafizik tasavvur, tamamen bir kurtuluş doktrini ile karışmış durumda bulunmaktadır. Plotin, adlandırılamaz bir Bir'den, kavranabilen bir derece ile Ruh ve Evren’in nasıl sudur ettiğini göstererek, insanın Allah’a dönüş devrelerine işaret etmiştir. Bu manevi yolculuğun sonunda, Platon'da olduğu gibi, insan ruhu, tamamen safileşerek, çıktığı Bir'in içinde kaybolmaktadır.
Efsane (Mit, Mitos, Usture):
Gerçek olmayan ya da gerçek bir bilgiye dayanmayan uydurma hikayeler; mitolojik bilgiler. Birçok inanç sisteminde efsaneler önemli bir yer tutar. Efsanelerin temel konusu tanrı ya da tanrısal varlıklar, alemin ve insanın menşei ve tanrı-alem, tanrı-insan ya da insan-alem ilişkileridir. Ayrıca insanın aşkınlığa yönelik istek ve tutkularıyla gelecekle ilgili tasavvurları da efsanenin konusunu oluşturur. Bakınız: Mitoloji.
Egeria:
Eski Roma'nın doğum ve su kaynakları tanrıçası. Hamile kadınlar doğumun kolay geçmesi için ona kurban sunarlardı. Egeria, tanrıça Diana ile birlikte tapılırdı. Diana'nın onu bir su kaynağına dönüştürdüğüne inanılır.
Ehli Beyt:
İslamda Hz. Muhammed’in aile efradına, yakın akrabalarına verilen ad. Bu terim özellikle Hz, Peygamber’in kızları, torunları ve damadı Hz. Ali için kullanılır. Ehli Beyt sevgisi İslam kültüründe oldukça önemlidir.
Ehli Kitab:
Arapça. “kitap halkı”. Kur'an'da Yahudiler ve Hıristiyanlar için kullanılan bir genel ad. Ehli Kitab terimi, Kur'an öncesi dönemden itibaren Hicaz bölgesi Araplarınca, dinsel öğretileri arasında kitap geleneğine yer veren Yahudiler ve Hıristiyanlar için bir isim olarak kullanılmaktaydı. Bu doğrultuda Yahudi veya Hıristiyan olmayan Araplar için ise Ümmiler (kitap geleneğine sahip olmayanlar) genel adı kullanılmaktaydı. Kur'an, Araplar tarafından Yahudiler ve Hıristiyanlar için kullanılan bu terimi almış ve aynı anlamda kullanmıştır. Kur'an'da diğer müşriklere nazaran Ehli Kitab'a daha ayrıcalıklı bir yaklaşım tarzı izlendiği göze çarpar. Örneğin onların “taamlarının” (yiyeceklerinin) yenilebileceğinin ve onların iffetli kadınlarıyla evlenilebileceğinin belirtilmesi bu çerçevede zikredilebilir. [4]Ancak son tahlilde Kur'an, onların doğru yolda olmadıklarını, müşrik olduklarını belirtir ve kurtulabilmeleri için Allah'a, ahiret gününe, kendilerine ve Hz. Muhammed'e indirilene inanmalarının, Allah'a şirk koşmayı ve başka şeyleri İlahlaştırmayı bırakmalarının şart olduğunu, ayrıca bu çerçevede yapılacak olan salih amellere yönelmelerinin gerektiğini vurgular. Bundan başka Kur'an, Müslümanlara Yahudi ve Hırîstiyanları velî edinmemelerini, her kim onları velî edinecek olursa onun da onlardan farkı kalmayacağını bildirir.
Arapça'da kitap ehli olanlar anlamına gelmektedir. Diğer bir tabirle kutsal kitabı olanlar demektir. Ehl-i Kitap tabirini ilk kez Kur'an-i Kerim kullanmıştır. Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitap indirilen Yahudilere, Hıristiyanlara ve Sabiilere işaret etmektedir. Bu üç büyük kitabın dışında, kendilerine suhuf verilen kavimlerde ehl-i kitap tabirinin içine girmektedir. Böylece, bütün peygamberlerin kavimleri, doğrudan doğruya ehl-i kitap sayılmaktadır.
Ancak Kur'an-ı Kerim'de ehl-î kitap tabiri, Yahudiler, Hıristiyanlar, kısmen de Sabiiler için kullanılmıştır. Kur'an-ı Kerimde sarahat olmamakla birlikte Hz. Peygamber, Mecusileri de kitap ehli kabul etmiştir. Yalnız, Mecusi kadınları ile izdivacı ve onların kestikleri hayvanın etini yemeyi yasaklamıştır. Ehl-i kitap, müslüman otoritelerin hakimiyeti altında din hürriyeti, yaşama hürriyeti, mülkiyet hakkî ve nesil yetiştirme gibi konularda daima rahat bir ortamda yaşama imkanı bulmuşlardır. “Cizye” adı verilen bir vergi vermek suretiyle de müslüman toplumun üyesi olmuşlardır. Kur'an-ı Kerim, din değiştirme konusunda, ehl-i kitap dahil hiçbir kimseye zorlama yapmamayı emretmiştir. [5]Bunun için tarih boyunca ehl-i kitap, islâm ülkelerinde çok rahat bir hayat sürmüşlerdir.
İslâmiyetin ilk dönemlerinden itibaren Hz. Peygamber, ehl-i kitaba karşı daima toleranslı davranmıştır. Bu konuda Necran Hıristiyan heyetine karşı gösterdiği müsamaha ve dini hoşgörü çok önemli bir örnek teşkil etmektedir. Daha sonraki dönemlerde dört halife, Emeviler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti aynı toleransı devam ettirmişlerdir. İşte bu toleranslı tavır, 1492'de İspanya'dan kovulan Yahudileri, Osmanlı Devletine sığınmaya yöneltmiştir.
İslâm ülkelerinde XV. asırdır yaşayan Yahudilerin ve Hıristiyanların varlığı, İslâmın ehl-i kitaba karşı olan hoşgörüsünün bir sonucu olarak izah edilebilir.
Ehli Sünnet:
İslam tarihinde şia, Kaderiyye ve Cebriye gibi akımlara karşı Kur'an ve Hz. Muhammed’in sünneti çizgisinde bir anlayışı takip etme iddiasıyla ortaya çıkan düşünce hareketi; siyasal bir akım. Ehli Sünnet ve'l-Cemaat şeklinde de adlandırılan bu akım, Hz. Muhammed'e atfen söylenen “benden sonra ümmetim yetmiş (ya da yetmiş küsur) gruba ayrılacak, bunlardan ancak birisi kurtulacak” mealindeki ifadedeki kurtulacak olan grup olduğu iddiasındadır.
Ehulhul:
Antik dönemde Harran'daki ünlü ay tanrısı Sin tapınağı. İsmi “sevinç evi” anlamına gelen bu tapınaktan eski Babil kitabelerinde sıkça söz edilir.
Eir:
Edda'da Snorri tarafından, Asynjur olarak bilinen bir grup tanrıça arasında anılan bir İskandinav tanrıçası. Eir, genç bir şifa tanrıçasıydı.
Eirene:
Eski Yunan'da barış tanrıçası; Zeus ve Themis’in kızı. Romalılarca Pax adıyla bilinir.
Eisai:
(1141-1215) Japon Budist keşiş. Çin'e seyahat yaparak Zen doktrinini getirmiştir. Bakınız: Ch'an, Zen Budizmi.
Ek Chuah:
Orta Amerika'da Mayaların siyah akrep-kuyruklu tanrısı. Onun bir yönden tüccarların ve kakao yetiştiricilerinin tanrısı olduğuna, diğer yönden ise savaş tanrısı olduğuna inanılır. Adına düzenlenen bayramda kakao rengi işaretler taşıyan bir köpek kurban edilir ve törene katılanların diğer Maya festivallerinde sık sık olduğu gibi sarhoş olmalarına izin verilmezdi.
Ekayana:
(Sanskritçe. “tek yol, araç ya da kariyer”) Mahayana Budizminde herkesin kurtuluş yolu olduğu belirtilen bir terim. Bununla Mahayana'nın (Büyük Araba'nın) Hinayana'dan (Küçük Araba'dan) üstün olduğu kastedilir.
Ekber Şah:
Hindistan'da 1556-1605 yıllarında hüküm süren meşhur Türk hü-kûmdarı. Hindu ve Müslümanlar arasında bir denge kurmak amacıyla putsuz ve suretsiz bir monoteizmi yerleştirmeye çalıştı. Goa ve Agra'da Hıristiyan misyonuna izin verdi ve Perşembe günleri çeşitli din mensuplarını bir araya getirerek dinsel problemleri görüşme adetini ihdas etti.
Eklektisizm (Eclecticism):
Farklı ekol ve geleneklerden çeşitli unsurları seçen ve bunları bir araya getiren bir ilahiyat ya da felsefe sistemi.
Eklesiastik (Ecclesiastic):
Kiliseyle ilgili olan.
Eklesiastik Festivaller (Ecclesiastical Feasts):
Hıristiyan geleneğindeki kutlamalar üç ana grupta toplanır:
1. İsa Mesih’in dirilişi (Resurrcction) anısına haftalık olarak yapılan Pazar festivali.
2. En önemlileri Easter ve Whitsun ya da Whitsunday (Easter'dan sonraki yedinci Pazar) olan değişken festivaller. Easter, İsa'nın mezardan dirilişinin yıllık anısına kutlanır. Diğer bazı festivaller ise Easter’in tarihine göre değişir.
3. Sabit festivaller. Bunların en erkenleri muhtemelen Hıristiyan şehitlerinin yıllık anılmalarıydı. Sonradan bunlara diğer azizlerin günleri de ilave edildi. 4. yy civarında ise İsa Mesih'le ilgili bazı festivaller, özellikle Kristmas (Christtnas) ve Epiphany kutlanmaya başlandı.
Eklesiastisizm (Ecclesiastîcism):
(1) Kiliseyle ilgili uygulama ve yönetim konusundaki zahiri detaylara aşırı dikkat göstermek.
(2) Bir kurum olarak kilise tarafından yönlendirilen bakış açısı.
Eklesioloji (Ecclesiology):
(1) Kilise dekorasyonu ve yapımı bilimi.
(2) Kilise teolojisi.
Ekmek Şarap Ayini:
Bakınız: Evharist.
Eksorsizm (Exorcism):
Kötü ruhları ve cinleri kovma amacıyla yapılan dualar ve çeşidi sihir formülleri.
Ekstazi (Ecstasy):
Doğaüstü bir duruma, aşkın bir ruh haline ulaşmak; kendinden geçmek; kişinin duygularını bırakması. Klasik Yunancada ekstazi kişinin kızgınlığını, deliliğini ya da akıl hastalığını ifade ederdi. Sonraları ise kişinin trans halinde olmasıyla ilişkili olarak kullanılmaya başlandı. Dini geleneklerde genellikle peygamberler, mistikler ve diğer bazı kişilerin (rahipler, büyücüler, kahinler ve medyumlar gibi) vahiy ya da ilham almak, metafizik duyum veya bilgilere ulaşmak ve benzeri nedenlerle bu hali yaşadıkları söylenir. Ekstazinin temel karakteristiği, ruha ilahi gücün inmesiyle duyu organlarının devre dışı kalmasıdır. Bu hal yaşanırken vücut kımıldayamaz, göremez, işiternez; bütün aktivitesini geçici olarak yitirir. Patolojik şuursuzluk durumundan farklı olarak ekstazi halini yaşayan şahıs, sonradan bu esnada nelerin cereyan ettiğini hatırlar.
Ekzistansiyalizm (Existentialism, Varoluşçuluk):
Bireysel olarak var olan kişi ve onun özgürlüğü İçin pratik bir ilgiyi paylaşan belirli felsefi düşünce tipleri. Çağdaş hareket S. Kierkegaard, F.W. Nietzsche ve E. Husserl'e kadar gider. Ekzistansiyalist düşünmenin ana ekolü, 20. yy’ın erken devirlerinde Almanya'daki filozoflarca Kierkegaard’ın keşfedilmesiyle ortaya çıkmış gözükmektedir. Önde gelen ekzistansiyalist yazarlar arasında J.P. Sartre, G. Marcel ve K. Jaspers gelmektedir.
Ekzogami:
Kabile, klan dışı evlilik; belirli bir sosyal grup içi evliliği (Endogami) yasaklayan bir sosyal kural; Endogami'nin zıttı. Ekzogami yeryüzünde yaygın şekilde uygulanır. Kendi içinde evliliğin yasaklandığı sosyal grup, genellikle bir klandır. Klan üyeleri kan bağı ilişkisine sahiptir ve ortak bir ataya bağlıdırlar. Burada ortak bir atadan gelen üyelerin kendi aralarında evlenmeleri yasaktır. Ancak soyun anneden mi (ana erkil) yoksa babadan mı (ata erkil) devam ettiği konusunda farklılıklar mevcuttur. Bakınız: Endogami.
El:
Kenaniler ve Fenikelilerce panteonun başı olarak tapılan yüce tanrı. El, tanrıların efendisi, kralı ve yaratılışın hakimi olarak görülürdü. Onun bir bilge ve bir hakîtn olduğu düşünülürdü. Ugarit'teki Ras Shamra metinlerinde (MÖ 1400) her şeyin tanrı El’in emriyle oluştuğu, tanrılara verildiği, insanlara ise rüyalarında iletildiği ifade edilir. O, bir boğa olarak nitelenir. Kartaca'da Fenikeliler arasında ise El, Baal Hammon olmuştur. Öte yandan El ve Elohim isimleri Kitabı Mukaddes'te de geçer. Torah'da Yahve teriminin dışında tanrı için kullanılan diğer isimlerin1 başında El [6] ve El’in çeşitli kombinasyonları olan El şeddai[7], El Bethel[8], El Elyon[9], El Olam [10] ve El Roi [11] gelir. Bazı araştırıcılar Arapçadaki el-ilah ve Allah terimlerinin de El ile aynı kökten geldiğini düşünürler. Bakınız: Elohim, ilah, Baal.
Elat:
Tanrı El’in eşi. Fenikeliler arasında ismi Tanit oldu. Bakınız: Aşerat, Tanit.
Elazar Ben Yahuda Kalonimos(1160-1238):
Mistik Talmud yorumcusu ve hahamdır. Avrupadaki Hassidizmin temel bilgilerini, eserleriyle günümüze kadar ulaştıran şahsiyettir. Elazar, Sefer Hasidimin (Dindarların kitabı) yazarıdır. Çok geniş bilgi birikimine sahip olan Elazar, Batini Yahudi geleneği Kabala ile Taîmudun şeriat ve itikad yorumlarını birleştirmiştir.
Elazar'ın en büyük yapıtı, Yahudiliğin ahlak kurallarım derlediği Rokeah'tır. Kitap, Tanrının vahdaniyeti gibi konuları, Taîmudun Halaha bakış açısı ile izah etmektedir. Ayrıca, Yahudiliğin temel ilkelerini ele almaktadır. Eksik olan bu eserin 497 bölümü, cumartesi kuralları, bayram ayinleri, evlilik töreni gibi konuları işlemektedir.
Elazar, ayrıca, Taîmudun birçok bölümü için de Tosofot (yorumlar) yazmıştır.
Elea Okulu:
Sokrates öncesi dikkat çeken bir felsefe okuludur. M.Ö. V. yüzyılda büyük bir gelişme göstermiştir. Elea okuluna göre, gerçek olan herşey, tek bir varlıkla doludur. Bu varlığın karşısında hiçbir şey var olamıyacaktır. Bu okulun kurucusunun, Permenides’in öğencisi Ksenophanes olduğu kabul edilmektedir. Permenides’in diğer öğrencileri, Elealı Zenon ile Melissosda Elea okulunun önde gelen temsilcileridir.
Bugüne kadar Elea okulu için temel kaynak olarak kabul edilen eserler şunlardır: Permenides'ten 19, Zenon'dan 4 ve Melissos'dan 10 parça. Bu parçaların birçoğu en fazla on satırdan oluşmaktadır. Bu parçaların değişik yorumları, farklı Elea ekolleri ortaya çıkarmıştır. Mesela Permenides, varlığı, sonlu ve zaman dışı olarak görmektedir. Görünen varlıklar, birtek varlığın görüntülerinden ibarettir. Buna göre, bütün birdir. Elea okulunun varlık kuramı, çağdaşı olduğu felsefi akımların karşısında durmaktadır. Karşı yaklaşımlardan birine göre, bir şey yalnızca ne olduğu ile değil; ne olmadığı ile de tanımlanır. Buna karşılık Permenides, bir şeyin ne olduğunun araştırılması gerektiğini ileri sürer. Elea okulunun muhalefet ettiği ikinci felsefi düşünüş ise bir şeyin özünün, karşıtı ile ilişkisinde, hatta onunla özdeşliğinde yattığını ileri süren Heraklitos'un görüşleridir. Permenides’in kuramı, Miletoslu Anaksimandros'a karşı da bir tepki niteliğindedir.
Elea okulunun çöküşünü hazırlayan Demokritos'un görüşleri olmuştur. Fakat birçok filozof, varlık ve varlık olmayan arasındaki mücadele ile ilgilenmiştir.
Eleatikler:
Bir Eski Yunan felsefe okulu. Xenophanes tarafından yaklaşık olarak MÖ 540 civarında Elea'da kurulduğu söylenen ve temel ilkesi monizm olan bu ekol, çokluğu ve değişimi reddeden Parmenides ve Elealı Zeno tarafından geliştirildi.
Elektra (Electra):
(1) Eski Yunan mitolojisinde Atlas ve Pelione’nin kızlarından (Pleiades) birisi; Dardanus ve Iasion'un annesi. Onun Samothrace adasında yaşadığına inanılırdı.
(2) Eski Yunan mitolojisinde Okyanus ve Tethys’in kızı.
(3) Yine Yunan mitolojisinde Agamemnon ve Clytemnestra'nın kızı olan daha tarihsel ancak efsanevi kişi. Dramatistler Aeschylus ve Sophocles'e göre Elektra, annesinden nefret ediyordu. Euripides, ona annesini Öldürttü; ancak daha sonra Elektra, vicdan aza-bıyla delirdi. Bazı modern psikologlar, “Elektra Kompleksi” olarak da adlandırılan bu olayda, Odipus ve dinlerin menşeiyle ilgili teoriye bir paralellik görürler. Bakınız: Odipus.
Eleusis:
Attika'nın en eski ve büyük kasabalarından birisi. Burada sır törenleri düzenlenirdi. Buradaki mabet, tarımla ilişkili tanrıçalar olan Demeter ve Kore ya da Persephon ile ilişkiliydi. Eleusis' ‘in bütün Yunanistan'dan ziyaretçi çekmesine ve büyük törenler düzenlenmesine rağmen ayinlerin ayrıntıları bilinmemektedir. Bununla birlikte ayinlerde Persephone’ın yeraltı dünyasına inişi ve geri dönüşü merkezi bir husustu. Kült, Roma döneminde de popülaritesini sürdürdü, ancak MS 5. yy.'da II. Theodosius tarafından yasaklandı.
Elf:
Eski İskandinav dininde muhtemelen “ruh” anlamına kullanılan bir terim. Edda'da Elfler, tanrılar ve cücelerle birlikte zikredilir. Snorri’nin Edda'sı Işık-Elflerinden bahseder ve bunların güneşten daha güzel olduklarını söyler. Ayrıca Karanhk-Elflerin de bulunduğunu, bunların siyah renkli olduklarını ve yeryüzünde yaşadıklarını belirtir.
Eliade Mircae:
(Mircae Eliade, 1907-1986)
Romen asıllı ünlü dinler tarihçisi. Hemen hemen bilinen tüm dinsel gelenekleri araştırma konusu yapan Eliade, çalışmalarında özellikle dinlerin tamamında gözlemlenebilen ortak değer ve motifleri ön plana çıkarmaya çalışır. Ayrıca o, kutsal kavramını ve kutsalın çeşitli geleneklerde tezahür biçimini ele alır; tüm dinlerde gözlemlenen ortak değer ve motiflerde kutsalın yansıtıldığını düşünür. Kutsalın tezahürüne Hierofani adını verir. Kutsalın tezahürlerinin özellikle mitlerde kendini gösterdiğini, dolayısıyla kutsalı araştırırken öncelikle mitlerin ele alınması gerektiğini vurgular. Kutsal ve Kutsal Olmayan, Mitlerin Özellikleri, Karşılaştırmalı Dinde Motifler ve Dinsel Kuramlar Tarihi gibi çalışmalarında fenomenolojik metot ile tarihçi metot arasında bir çizgi izledi. Ayrıca Eliade, 16 ciltlik meşhur Din Ansiklopedisi’nin de editörlüğünü yaptı.
Eliade 1907 yılında Bükreşte doğmuştur. 1928 yılında felsefe lisansına sahip olmuş ve Dasgupta'nın yönetiminde Hind düşüncesini öğrenmek için Hindistan'a gitmiştir. Üç yıl Kalkuta'da eğitim gördükten sonra ve Almora, Hardivar ve Rishikesch'de altı ay Ashrams'larm içinde kaldıktan sonra Avrupa'ya dönmüştür. 1933 yılında, Bükreş üniversitesinde Dinler Tarihi okutmaya başlamıştır. 1936 yılında “yoga” üzerindeki tezini yayınlamıştır. 1940 yılında ikinci dünya savaşı patlak verince, Romanya hükümeti, genç profesör Eliade'ye Londra kültür ateşliğine atamıştır. 1941'de de Lisbonne'de aynı göreve getirilmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ise Romanya, komünist rejimin yönetimine geçmiş ve Eliade için sürgün donemi başlamıştır. Eliade Paris'e gitmiştir. Bu dönemde Eliade, muhtelif Batı Üniversitelerinde konferanslar vermiştir. Bu dönemde Dinler Tarihi iki tip insan düşüncesini keşfetmiştir: Bir tarafta, Homo Religiosus (Dindar Adam). Bu adam, mutlak bir gerçek olan kutsala inanıyor ve dünyada özel bir yaşama modeli üstleniyor. Diğer tarafta ise, kutsalı reddeden “Din dışı adam” Eliade, 1949'da G. Dumezil’in önsözünü yazdığı “Dinler Tarihi el-Kitabını” yayınlamıştır. Bu kitap, dini fenomenlerin iç uygunluğu, sembol ve kutsal üzerindeki yeni araştırmaları ve metodun bir tasdikini ortaya koymaktadır. Yine Dindar Adam'ın vicdanının ve düşüncesinin keşfedilmesi Eliade'yi, yazısı olmayan milletleri incelemeye sevketmiştir.
Eliade bu çalışma döneminde C.G. Jung ile karşılaşmış ve müşterek yorumlar dizisini keşfetmiştir. Arketipin (archetype) önemi ile derinden etkilenmiştir. Bundan sonra Eliade yeni bir yola girmiştir. Bu yol, “Beşer vicdanında Aşkın’in (Transcendant) kimliğini tesbit yoludur”. Bunun için o, kitleden bilinç ötesi olan bilinçsizliği, ayırmaya teşebbüs etmiştir. Bu ise, sembolün, mitolojinin ve kutsalın incelenmesine doğru kesin bir yöneliştir. Eliade, insanlığın birçok tarihi dini fenomenlerinin, birkaç temel dini tecrübenin değişik ifadelerinden başka birşey olmadığı kanaatine varmıştır. Eliade 1956'da Chicago Üniversitesine davet edilmiş ve J. Wach'a halef olmuştur. Yeni bir hümanizm arayışında olan Eliade, Ernst Jünger'le birlikte Antaios'u yayınlamıştır. 1960-1971 yılları arasında sembol ve mitoloji konusunda yayınlanan on iki ciltlik eseri disiplinli bir araştırmanın ürünüdür. 1961'de meslektaşları olan J.M. Kitagawa ve M.Long ile birlikte, Dinlerin mukayeseli bir incelemesini hedef olarak seçen Milletlerarası Dinler Tarihi (History of Religions) periyodiğini yayınlamaya başlamıştır.
Eliade'nin gözünde Dinler Tarihi, çağdaş kültürde en önemli rolü üstlenmiştir. Ona göre Dinler Tarihi, tam bir disiplin olmalıdır. Dinler Tarihinin ilk yapacağı şey, Dini formların tarihini yeniden ortaya koymaktır. Tarihçi, özellikle, şarkiyatçılar, etnograflar tarafından toplanan dokümanlarla ilgilenmek zorundadır. Çünkü Asya'nın ve yazısız milletlerin büyük dinleri, birinci dereceden kaynakları teşkil etmektedirler. Tarih ve yapı itibariyle oldukça hetorojen olan bu dokümanlar, tarihi ve tenkid metoduyla ele alınmayı beklemektedirler. Bu dokümanlardan herbiri kendini, tarihi kadrosu içine yerleştirilmesi gerekli olan bir hierophanie olarak takdim etmektedir. Çünkü her dini fenomen, aynı zamanda tarihi bir fenomendir, ikinci önemli konu, Fenomenologun çalışmasıdır. Dini fenomen vazgeçilmez bir unsurdur. Bundan dolayı o, kendine has yapısı içinde yani kutsalın modelinde ele alınmalıdır. Bu durumda da araştırma alanını büyük dinlerden arkaik dinlere kadar genişletmek gerekecektir. Arkaik dinler konusunda Eliade, dini hayatın İlkel şekillerini temele yerleştiren tekamülcü görüş açısına karşı dikkat çekmektedir. Yazısız milletlerin dinlerinde ne dini düşünce ne de dejenere olmuş bir din aramamak gerekir. Dinler Tarihçi, bu milletlerin kutsal tarihini anlamaya çalışmalıdır. Bu milletlerin mitolojileri, orijinlerin yaratıcıları, onların medeniyetlerini kurmuşlar ve böylece insan varlığına bir anlam vermişlerdir. Kutsalla karşılaşan Dindar Adam'ın davranışını belirlemek için Eliade, tecrübenin öznesi olan insanı, bu tecrübenin objesinin karşısına koymuş ve buna hierophanie (kutsalın tezahürü) adını vermiştir. Bu hierophani, kutsalın biçimini ortaya koyan bir döküman teşkil etmektedir. İşte Fenomenologun görevi, her hierophani'nin derin anlamını açığa çıkarmaya çalışmaktır. Burada söz konusu olan, kutsalın morfolojisini ve tipolojisini tasvir etmek, diachronie'yi yeniden ortaya koymak ve ona anlamını kazandırmaktır. Yani, Hierophanique tecrübede yaşanan kutsalın anlaşılmasını ortaya koymaktır. Dinî fenomenlerin etüdünü, psikolojik, sosyolojik, felsefî veya tarihi bir yaklaşıma götüren şemaların aksine bu fenomenolojik yaklaşım, yaşanan kutsallığın tecrübesinde, Dindar adamın davranışı üzerine dayanmaktadır. Özellikle bu yaklaşım, farklı hierophanileri doğru anlamaya ve yorumlamaya dayalı bir teşebbüstür. Yine fenomenolojik yaklaşım, bir yandan olayların bir tipolojisi ve morfolojisine imkân verirken bir taraftan da yaşanan kutsal içinde Dindar adamın davranışını anlamaya imkan vermektedir.
İnsan davranışına onların müdahalesi sonucu muhtelif hierophaniler gerçek bir mesajı meydana getiren bir anlama sahip olmaktadırlar. İşte bu andan itibaren Eliade'ye göre Dinler Tarihçi üçüncü bir adım daha atmalıdır. Bu adım da, Dini fenomeni diğer spiritüel objeler bütünü içine koymak ve tarih boyunca dini olayı bulup ortaya çıkarmaktır. Bu yol ise yorumdur. Yani yoruma başvurmadır. Yorum yolunun ilk adımı, Hierophanique tecrübeyi yaşayan Homo Religiosus seviyesinde mesajı anlamaktan ibarettir. Bu yolda Eliade, mitoloji sayesinde ilkel insanın sosyal ve dini hayatı nasıl yaşadığını, menşeleri ve bu zamanla, ilkel zamanlar arasındaki ilişkiyi nasıl kavradığını anlamak için arkaik insana dönmekte tereddüt göstermemiştir. Mitoloji, dini erkanlar ve semboller, bu spiritüel tecrübenin yapıcı unsurlarıdır. Menşelere ve ilkel zamanlara dönme sayesinde bu spiritüel tecrübe, arkaik insan için, gerçek bir kurtuluş tecrübesidir. Dinler Tarihçi, dini hayatın özel yapılarını ve dini realitelerin bütüncü incelenmesini gerçekleştiremediği ölçüde çalışmasını tamamlamış olmayacaktır.
Eliade'ye göre ikinci bir yol ise yorumdur. Bu yol, Homo Religiosus'un modern insana bıraktığı mirastır. Yorum, insanın, tarih öncesinden zamanımıza kadar kutsalla olan bütün karşılaşmalarını açıklamaya ve deşifre etmeye imkân tanımaktadır, Böylece O, çağdaş kültürün yaşayan kaynakları arasında yer alıyor ve yeni bir Hümanizmin yaratıcısı haline geliyor. Yine o, Batı insanının çağdaş tarihinin gereklerine, Asya, Afrika ve Avusturalya halklarının spiritüel ve kültürel uyanışlarına bir cevap teşkil etmektedir. Eliade'nin gözünde, tarihi-kültürel bir yol olan hermenötik, aynı zamanda modern insanı değiştirmeye elverişli bir pedagoji ve kültürel değerlerin yaratıcı bir kaynağıdır. Gerçekte, dini olayları yorumlamak ve anlamak yetmez. Bu olaylardan ve onların anlaşılmasından hareket ederek yaratıcı tarzda düşünmek de gereklidir. Eliade bu konuda bir model öne sürer. Bu model, Batıyı değiştiren İtalyan Renesansıdır. İşte buna benzer bir yol olan yorumda (hermeneutique), beşer tarihinin bir birlik vizyonu olmakla yetinmiyor bilakis o, dindar adam tarafından yaşanan kutsalın tecrübesine dayanan İnasanlığm manevi birliğini de tavsiye ediyor. İşte bu spiritüel birlik, yorumdan çıkarak yükseliyor. Çünkü yorum, dini dokümanlardan gelen mesajı açıklıyor ve ikinci bir adım atarak onları, bugünün insanının anlayabileceği bir şekle sokuyor. Böylece ortaya konulan bu çift hermenötik yol, dini fenomenlerin mukayeseli bir araştırmasını hedeflemektedir. Eliade birçok yerde, parlak sonuçlar veren mukayese metoduna sahip olduğumuzu belirtmiştir. Bu metod, G. Dumezil’in jenetik mukayese metodudur. Dumezil bu metodu, bütün Hindi-Avrupai medeniyetlere tatbik etmeye çalışmıştır. Bu mukayeseli araştırma, bir teoloji ile fonksiyonel ve hiyerarşik bir ideolojinin varlığını keşfe imkan vermektedir. Hindi-Avrupai kavimler bu hiyerarşik ve fonksiyonel ideolojiyi atalarından miras almışlardır. M. Eliade'nin bütün bilimsel çalışmaları şu üç şey üzerine dayanmaktadır: Tarih, Fenomenoloji ve Yorum. (Hermene-utique). Onun araştırmaları iki önemli noktada merkezileşmiştir. Biri, Kutsal, diğeri ise Semboldür. Ona göre Dinler Tarihi önce, Paleolitik dönemden bugüne kadar Dindar Adamın (homo religiosus), yaşadığı “kutsal boyutu” keşfetmeli ve anlamalıdır. Yani, Dindar Adamın davranışını anlamalıdır. Eliade'ye göre sembol ise, insana, tarih ötesi dünyaya açılma sağlamakta ve insanı Aşkın ile temasa geçirmektedir. Eliade'nin bu konudaki en aydınlatıcı çalışması, mitoloji üzerinde olmuştur. Eliade önce, Yunan, Mısır, Yakın-doğu, Hindistan gibi ülke halklarının mitolojilerini araştırır. Sonra onların üzerine “Tenkitçi tahlil” metodunu uygulayarak mitolojilerin, yerinden oynadığının ve yeniden yorumlandığının farkına varır. Daha sonra Eliade, bugünün ilkel toplumlarındaki yaşayan mitolojilere yönetir. Tarihi fenomenolojiye ve yoruma dayanan araştırmasının sonunda Eliade, mitolojinin, gerçek yapıyı oluşturan tabiat üstü varlıkların aktivitesini ve hayatını içeren ve insan davranışı için normatif bir hal teşkil eden evrensel bir fenomen olduğunu ortaya koyar.
M. Eliade oldukça parlak geçen bilimsel hayatının sonlarında “Dini fikirler ve inançlar Tarihi” gibi önemli bir eseri bilim dünyasına sunmuştur. Bu kitapta, araştırmalarının ve öğretilerinin önemli yerlerini içine alan geniş bir sentez sunmaktadır. O, üç ciltlik kitabında, tarih öncesinden günümüze kadar Dindar Adamın (homo religiosus) davranışının belli başlı tezahürlerini ortaya koymaktadır. Dini fenomenlerin temel birliğini göstererek, onların ifâdelerinin tükenmez yeniliklerine işaret etmektedir. Bu üçlü yaklaşıma dayanan Dinler Tarihi, klâsik bir dinler Tarihi tipi değildir. Eliade'nin orijinal tarafı, metodunda ve perspektifindedir. Sahip olduğu geniş tarihi dökümana, yeni bir görüş açısı dahil etmiştir. Açıkça takdim edilen bir tipoloji üzerinde, kutsala dayanan, mitolojiler ve semboller arasında kavranan bir mesajı açıklamaya çalışmaktadır. İnsanlığın dini dökümanları ile ifade edilen existansiyel durumları anlamak için Eliade, dindar adamın (homo religiosus) anlaşılması gereğini vurgulamaktadır.
Elicius:
Eski Roma'da Jüpiter’in bir ismi; fırtına ve şimşek tanrısı. Bakınız: Jüpiter.
Elkesai (Elchasai, Elhasîh):
Yaklaşık olarak MS 100 yıllarında Ürdün nehrinin doğu bölgelerinde ortaya çıkan bir Yahudi-Hıristiyan mezhep. Elkesailer şeriata sıkı sıkıya bağlanmaya, vaftiz olmaya ve kanlı kurbanı reddetmeye önem verdiler. Ayrıca İsa'nın şahsıyla ilgili olarak doketik görüşü savundular. Maniheizmin kurucusu olan Mani, Elkesai mezhebi içerisinde yetişmiştir. Bakınız: Mani, Doketizm.
Ellora:
Batı Hindistan'da bulunan bir grup mağara tapınak. Burada 12 Budist, 17 Hindu ve 5 tane de Caynist tapmağı vardır. Bu tapınakların en mükemmellerinden birisi, MS 8. yy'dan kalma olan Kailasa Tapınağı'dır. Tanrı şiva'ya ithaf edilen bu tapınağın kulesi 30 metre yüksekliktedir. Kailasa Tapınmağı, şiva'nın ikamet ettiğine inanılan Himalayalardaki Kailasa Dağı'nda yer alır. Budist mabetleri ise ayakta duran veya oturan Buddha heykellerini, Caynist tapınakları ise Cina'nın figürlerini ihtiva eder.
Elmohadlar:
1130-1269 arasında Kuzey Afrika ve Ispanya'daki bir hanedan. Bir Berberi olan ve kendisinin mehdi olduğunu ilan eden İbn Tumart, hanedanın kurucusu olarak kabul edilir. İbn Tumart'ın halefi kendisini halife ilan eder ve Elmohadlar Fas'ı ve başkent Marakeş'i Elmoravidlerden alırlar. Daha sonra bunu Endülüs, Cezayir ve Tunus'un fethi izler.
Elohim:
İbrancada “tanrılar” anlamına gelen bu terim, Eski Ahit’in Elohist metinlerinde İsrail’in tanrısı (Yahve) için bir isim olarak kullanılır.
İbranicede Tanrı anlamına gelmektedir. Elohim kelimesi, Eski Ahıtte, İsrail milletinin biricik Tanrısı olan Yehova'yı ifade etmektedir. Elohim, hayy oian yani diri olan Tanrı demektir. İsrail oğulları, Kenan bölgesine geldiklerinde, bu kelime ile karşılaşmışlar ve onu Kenan dilinden çoğul şekli ile alarak, tekil anlamda kullanmışlardır.
Elohist:
Eski Ahit'te yüce tanrıdan Elohim ismiyle bahseden metinlerin muhtemel yazarı için kullanılan isim. Bu metinlerin Yahvist metinler olarak adlandırılan ve tarihsel açıdan daha eski olan metinlerden sonraki dönemlere ait oldukları düşünülür.
Elvira Konsili:
Dördüncü miladi asrın başında İspanyanın Granda şehri yakınındaki Elvira'da 300 ile 309 tarihleri arasında toplandığı tahmin edilen ilk Hıristiyan konsüllerinden biridir. Bu komite 19 piskopos, 24 rahip katılmış ve kilise disiplini konusunda çok önemli kararlar almışlardır. Kaynaklar alman karar sayısının 81 olduğunu belirtmektedirler. Elvira konsilinde alman kararlar, putperestlik, zina, boşanma ve evlenilmesi yasak olanlarla yapılan cinsel ilişkilerle ilgilidir. Bu günahları işleyenler, öiünceye kadar kilise ayinlerine iştirakten men edilmişlerdir. Küçük günah işleyenler de, on yıl gibi bir zaman, Evharistiya ayinine katılmama cezasına çarptırılmışlardır. Bu konsilde alman en önemli kararlardan birisi, kiliselere resim koymanın yasaklanmasıydı. Yani kiliselere ikon konulması yasaklanmıştı.
Elysium (Elysian Bahçeleri):
Homer ve Hesiod'da Elysium, bazı özel kahramanların götürüldükleri kutsal adanın ismidir. Orada yağmur, kar ya da fırtınanın olmadığına ve daima okyanusun tatlı esintilerinin bulunduğuna inanılır. Elysium fikri, Minoan dininden gelmiş olabilir. Ancak sonraki dönemde ölülerin yeraltında yaşadığını düşünen Yunanlılar, alt bölgelere Elysium'u transfer ettiler. Öte yandan Eski Mısır'da öte dünyanın cennet bahçeleri Elysian Bahçeleri olarak adlandırıldı.
Emelam-Anna:
Asur kralı Asurbanipal'ın Harran'da, ateş tanrısı Nusku için yaptırdığı söylenen tapınak.
Emer:
Kelt mitolojisinde Forgall'ın kızı ve Cuchulainn’in karısı. İnanışa göre Cuchulainn, Emer'e aşık olduğunda Emer’in babası Forgall, onu yok etmek amacıyla bir seyahate gönderdi. Ancak Cuchulainn bu seyahatten döndü, Forgall'ı öldürdü ve Emer'le evlendi.
Emeviler:
İslam tarihinde 4 Halife dönemi sonrası, Muaviye’nin hilafetiyle (661) başlayan ve son Emevi halifesi II. Mervan döneminin sonuna (750) kadar devam eden Ümeyye hanedanının imparatorluğu. Emeviler döneminde şam, devletin başkenti olarak Medine’nin yerini aldı. Son Abbasi halifesi II. Mervan ise Emevilerin son başkenti olarak Harran'ı seçti. Emeviler imparatorluğunun sınırları Orta Asya'dan Atlas Okyanusu'na kadar genişledi. Emeviler döneminde, Ümeyye oğulları mensuplarının dışındaki kişilere idarede fazla yer verilmedi; zaman zaman -özellikle Yezid döneminde- muhaliflere karşı katliamlar yapıldı. Emevilerin zulüm yanlısı politikası Abbasi hareketinin gelişmesine zemin hazırladı.
Emin:
Hz. Muhammed’in bir lakabı. Herkesin güvenini kazandığı ve sözünde durma, emanete sadakat ve benzeri özelikleriyle dikkatleri çektiği için kendisine risalet öncesi dönemde Araplarca Muhammedü'1-Emîn (güvenilir Muhammed) lakabı verilmiştir.
Eminence:
Katolik Kilisedeki kardinallere verilen bir şeref unvanı.
Emîru'l-Müminîn:
Emîr, Arapçada “lider, asil, yönetici” anlamlarına gelir. Emîru'1-muminîn ise Müslümanların dinsel, siyasal ve sosyal liderlerine verilen addır. Bu isim ilk kez Hz. Ömer için kullanıldı. Sonraki dönemlerde ise bütün halifeler için kullanılmaya başlandı.
Emr:
Kur'an'da iş, durum, emir, vahiy, kitap ve ilahi elçi (Cebrail) anlamlarına kullanılan bir terim.
Emri Bi'1-Maruf Ve'n-Nehyi Ani'1-Münker:
İslamda her Müslümanm yapmakla yükümlü olduğu iyiliğe uyup onu emretmekle kötülükten sakınmak ve sakındırmaya çalışmak prensibi. [12]
Emunot:
Yahudi geleneğinde ikrar edilmesi gereken iman esasları. Birinci yüzyıl Yahudi filozofu Philo, eserlerinde Yahudilerin iman esaslarını tanrıyla ilgili inançları sıralayan 8 maddede toplamıştır. Ortaçağda İslam kelam ve Usulu'd-Din bilimlerinin etkisi altındaki Yahudiler arasında da Yahudi iman esaslarını formüle etme girişimleri oldu. 12. yy'da Hananel Hursiel, iman esaslarını tanrı, peygamber, dünya yaşamı ve Mesih’in geleceğiyle ilişkili 4 maddede topladı. Yine aynı yüzyılda yaşayan Yudah Hadassi ise Yahudi iman esaslarını 10 maddede ifade etti. Hadassi’nin iman formülasyonunda ölümden sonra tekrar dirilme ve ahirette ceza ve mükafat inançlarına da yer vermesi dikkat çekicidir. Öte yandan günümüz Yahudiliğinin temel kabul ettiği 13 iman esası ise Endülüslü ünlü Yahudi filozof ve İlahiyatçısı Maimonides tarafından belirlenmiştir. Bu iman formülümde tanrı, peygamberler Torah, Mesih ve ölüm sonrası yaşamla ilgili hususlar belirtilir. Tanrının her bakımdan aşkmlığı vurgulanır; Musa'nın en büyük peygamber olduğu, Musa'ya verilen Torah'ın değişmeden geldiği ve ruhun ölümsüzlüğü üzerinde durulur.
En Sof:
“Sonsuz”, “sınırsız” ya da “tanımsız” anlamlarına gelen bu terim Kabbalist gelenekte “tanrı” veya “mutlak varlık” için kullanılır. 12. yy'da Kör İsaac ve Azriel ben Menachem tarafından ifade edilen En Sof doktrini, Özellikle Zohar'da geliştirildi. Buna göre ışığı kendisinden yansıtan tanrı hem gizlidir hem de her şeydir. Işığın 10 kanalı vardır. İlki doğrudan En Softan gelir. Diğerleri ise dünyanın yaratılışına kadar biri diğerinden kaynaklanır. Tanrıyı bireylerde ve toplumlarda tezahür ettiren en son ışık ise şekinah (yerleşim, yerleşme) olarak adlandırılır. Günah nedeniyle şekinah sürgündedir. En Sof ile yeniden birleşmeyi başarmak, din ve hayatta tanrıyla birleşmenin hedefidir. Bakınız: Zohar.
En'am:
Kur'an’ın altıncı suresi. 165 ayetten oluşan bu sure, birkaç ayeti haricinde Mekke döneminde nazil olmuştur. Muhtevasında hayvanlara karşı yapılan bazı uygulamalardan bahsedildiği için bu sureye En'am (hayvanlar) adı verilmiştir.
Enbiya:
Kur'an'ın 21. suresi. Mekke döneminde nazil olmuş olup toplam 112 ayettir. Muhtevasında peygamberlerden bahsedildiği için bu sureye Enbiya (peygamberler) adı verilmiştir.
Enceladus:
Eski Yunan mitolojisinde devlerin en güçlüsü; Gaea'nın oğlu. Onun Heracles ya da Athena tarafından öldürüldüğü ve cesedinin üzerine Aetna (Etna) Dağı'nın konduğu söylenir. Burada o vücudunu oynatınca depremlerin oluştuğuna, tıslayınca ise volkanların fışkırdığına inanılırdı. Bazı kaynaklarda ise onun Zeus tarafından öldürüldüğü kabul edilir.
Endogami:
Klan ya da belirli bir sosyal grup içi evlilik. Dünyanın birçok yöresinde ırksal saflığı korumak amacıyla yaygın olarak uygulanır; Ekzogami’nin zıddıdır. Hint kast sisteminin temelini oluşturan durumlardan birisidir. Genelde kastlar kendi içlerinde evlenirler ve kastlar arası evlilik hoş karşılanmaz.
Endüljans (İndulgence):
Hıristiyanlıkta para karşılığı günah bağışlama. Hıristiyan inancına göre bir kişi tövbe etse dahi işlediği günahın ya dünyada ya da Araf’ta bir cezası olmalıdır. Dolayısıyla kilise, kişinin günahının cezasını kaldırmaya yetkilidir. Hıristiyanlık tarihinde 11. yy öncesi Endüljansla ilgili herhangi bir delil yoktur. Ancak 12. yy sonrası endüljans yaygınlaştı ve Haçlı seferlerine katılanlara genel Endüljans sunuldu. Ortaçağda bu konuda birçok yolsuzluklar yaşandı; Endüljans kurumu adeta kilisenin ve rahiplerin mal mülk edinme kaynağı olarak anlaşıldı. Son olarak 1967'de VI. Paul, geleneksel doktrinin pratik uygulamasını gözden geçirerek sistemi basitleştirdi.
Ene'1-Hak:
Arapça. “ben Hakk'ım”. Hallac-ı Mansur'un ( ö. 922) mistik panteizmi doğrultusunda söylediği meşhur sözü. Hallac'ın bu sözle, Hakk'ın kendisinde tecelli ettiği veya kendisinin Hakk ve sıfatlarında fanı olduğunu kastettiği ifade edilir. Bakınız: Panteizm, Hallac-ı Mansur.
Enfal:
Kur'an'ın sekizinci suresi. 75 ayetten oluşan bu sure Medine döneminde nazil olmuştur.
Engi-Shiki:
Japon tarihinin “Engi Döneminin Kurumlan” (MS 901-923). Engi-shiki, Japon yönetim kurallarıyla ilgili 50 ciltlik bir kolleksiyondur. İlk on kitap oldukça değerlidir; zira bunlar şinto ayinleriyle ilgili bilgiler verir ve yaklaşık 2000 tapmakta tapılan 3000’in üzerindeki tanrısal varlıktan bahseder.
Engizisyon:
Katolik kilise tarafından heretik akımları ve her türlü kilise dışı ya da karşıtı düşünce, tavır ve davranışı yargılayıp cezalandırmak amacıyla kurulan mahkeme. Ortaçağda oldukça etkili olan bu mahkemeler, uzun süre Batı dünyasında yürürlükte kalmış ve aralarında düşünürler ve bilim adamlarının da bulunduğu birçok kişi bu mahkemelerde Engizatörler tarafından yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Engizisyon mahkemelerinde yargılanan sanığa önce suçunu itiraf etmesi ve pişmanlık göstermesi konusunda süre verilir ve bunu gerçekleştirmek İçin sıklıkla işkenceye başvurulurdu. Başlangıçta Hıristiyanlık içi bir kurum olarak heretik ya da suçlu görülen Hıristiyanları yargılamayı hedef edinen Engizisyon mahkemeleri özellikle 15. yy ve sonrasında Müslümanlar, Yahudiler ve diğer çeşitli din mensuplarını yargılayıp cezalandırma konusunda da faaliyette bulunmaya başladı. Kilisenin gücünü kaybetmesine paralel olarak Aydınlanma döneminde Engizisyon kurumu da gerilemeye başladı. 20. yy'ın başlarından itibaren Engizisyon terimi Katolik kilise literatüründen kaldırıldı ve bunun yerine “İnancı korumakla yükümlü olan kutsal makam” ifadesi kullanılmaya başlandı. 1965'te alınan bir kararda ise kavram yeniden gözden geçirilerek “İnanç öğretisi kutsal kurulu” şeklinde ifade edildi.
İnquiro kelimesi, Lâtincede, inceleme, soruşturma ve sorgulama anlamma gelmektedir. İnguisiton kelimesi, Lâtince inquiro kelimesinden türetilmiştir. Hrisityanlıktan dönen, dinin emirlerine aykırı davranan, büyücülük yapan kimseleri incelemek ve onları yargılamak için kurulan mahkemelere engizisyon mahkemeleri denmiştir. Ortaçağda çok güçlenen bu mahkemeler, sapık dini cereyanlara, konvertolara ve moriskolara (Hıristiyan olan müslümanlar) karşı şiddetli bir uygulamaya girişmiştir. XI. ve XII. yüz yıllarda Avrupada yayılmaya başlayan Katharoscular ve Valdesçiler gibi heretik akımlara karşı sadece kilise değil; Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu da baskılarını artırmıştı. Böylece ortaya çıkan Engizisyon mahkemesi, mahalli piskoposun emrinde çalışan bir kilise mahkemesiydi. Sapıklar, bu mahkemede tövbe ederek, suçundan vazgeçtiğini söyleyerek, kurtuluyorlardı. Ancak, suçunda israr edenler, tövbe ettikten sonra, tekrar suça dönenler, bu mahkemelerde şiddetle cezalandırılıyorlardı. Engizisyon mahkemelerinin XI. ve XII. yüzyıllarda çoğaldığını ve özellikle, Fransa'da, İtalya'da, Almanya'da ve İspanya'da bu mahkemelerin önemli faaliyetlerde bulunduğunu görmekteyiz. Hıristiyanlıktaki skolostik düşünce tarzı, hür düşünceye imkan vermeyince bazı sapık görüşler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu sapık hareketler, bir yandan kiliseyi, diğer yandan devleti tehdit etmeye başlamıştır. Alınan tüm tedbirler sapık hareketlerin önüne geçememiştir. Hatta Haçlı Seferleri bile bu sapkınlıkların önüne geçememiştir.
Bu konuda daha ciddi adımlarda atılmıştır. Meselâ IV. Latran konsilin, (1215) de sapık akımlara karşı başarısız olan hükümdarların, tahttan indirileceğine karar verilmiştir. Bunun üzerine Avrupa'da sapık hareket içinde olanlara ölüm cezası verilmeye başlanmıştır. Sonunda Papa IX. Gregorius, Engizisyon mahkemelerini papalığa bağlamıştır.
Engizisyon mahkemelerinin işleyişi değişik durumlar göstersede genelde şu seyiri takip ediyordu:
1- Mahkemeye Sevk
2- Sorgulama
3- İşkence Safhası
4- Cezalandırma Safhası.
Engizisyon mahkemelerinde verilen cezalar, suçlara göre değişiklik arzediyordu. Bu cezaları şöyle sıralayabiliriz:
1- Ordali Cezası: 1157 yılında Reims konsilinde kabul edildi.
2- Kamçılama Cezası
3- İşkence sehpasına takılma cezası
4- Faloride boğası işkence cezası
5- Ağız tasması cezası
6- Organları ezme cezası
7- Sanığı direğe bağlayarak işkence cezası
8- Yanan kömür üstünde cezalandırma
9- Su işkencesi cezası
10- Tahta at işkence cezası
11- Kazığa oturtma işkence cezası
12- Resmi kurumlardan men cezası
13- Hacca gönderme cezası
14- Kafirlik işareti taşıma cezası
15- Para cezasına çarptırma
Engizisyon mahkemeleri, bazen ölmüş kişileri de cezalandırmıştır. Meselâ 1300-1319 yılları arasında Carcossone Engizisyonu, 1278 yılında ölmüş biri için dava açmıştır.
Diğer yandan bir fikir edinmemiz için 1300-1322 yıllan arasında Languedoc'ta Engizitör Bernard Gui tarafından verilen 636 hükümlüye cezalar şöyledir:
1- Canlı canlı yakılan (40 kişi)
2- Mezardan çıkartılan kemiklerin yakılması (67 kişi)
3- Hapis cezası (300 kişi)
4- Yargılanan ölü sayısı (21 kişi)
5- Haç taşıma cezası (138 kişi)
6- Sürgün Cezası (1 kişi)
7- Kaçanların Sayısı (36 kişi)
8- Talmut okuduğu için cezalandırılma (1 kişi)
9- Evlerin yakılması (16 kişi)
Engizisyon mahkemelerinin verdiği cezalardan sadece birkaçını burada zikrettik. Aşağı yukarı her Engizisyon mahkemesi, bu tür cezaları vermiştir. Özellikle İspanya Engizisyon mahkemeleri, bu konuda oldukça faal bir rol üstlenmiştir. Engizisyon mahkemelerinin ekonomik kaynakları, genelde kilise gelirleri olmuştur. Kiliselerin ve tarikatların uçsuz bucaksız arazi gelirleri bu konuda en önemli kaynaklar olmuştur. Ayrıca, mahkemelerde kesilen para cezalan ile öldürülen veya ömür boyu hapis cezasına çarptırılanların mallan kilise için önemli bir gelir kaynağıdır. Engizisyon mahkemelerinin çalışması için bütün engeller kaldırılmış, maddi sıkıntılar büyük ölçüde giderilmiştir.
Engizisyonun mücadele sahası sadece sapıklar değildir. Yahudi ve Müslümanlar da engizisyon mahkemelerine götürülüp muhakeme ediliyordu. Hıristiyanlar özellikle Yahudilere iyi gözle bakmıyorlardı. Hıristiyanlara göre İsayı çarmıha geren onlardı. Bunun için tarihi bir Yahudi düşmanlığı vardı. Hıristiyan tarihi içinde zaman zaman bu konuda tolerans gösterilse de, Yahudilere şiddetli eziyetler yapılmıştır. Hıristiyanlar, Yahudileri, çocukları çalıp, öldürmekle itham etmektedirler. Yine 1342 yılında baş gösteren Veba hastalığının sebebinin Yahudiler olduğu iddia edilmiştir. Papa VI. Clement, Yahudiler için “ya ölüm ya vaftiz” emrini vermiştir. Böylece vaftiz olan Yahudiler kurtuluyor, olmayanlara ölüm cezası veriliyordu. İspanya'da yaşayan müslümanlar da Engizisyon döneminde ciddi problemlerle karşılaştılar. Özellikle XV. yüzyılın sonlarına doğru, müslümanlar birçok haktan mahrum edilmişlerdi. Meselâ, gayr-i menkul alamıyorlar, silah taşıyamıyorlar, Hıristiyanlığı zorla kabul etmeleri için baskı görüyorlardı. XVI. yüzyılın başında müslümanlar da ya Hıristiyanlığı kabul veya İspanya'yı terk gibi iki seçenekle karşılaşmışlardı.
Ortaçağ Katolik kilisesinin Engizisyonla gerçekleştirmek istediği körü körüne dini teslimiyet, korku ve dehşet içinde bir sükûnet ortamı meydana getirmişse de bu sürekli olmamıştır. Bu uygulamalar, Batı toplumunu kiliseden ve dinden soğutmuş, hür düşünce özlemine sevketmiştir. Rönesansla ve reformla Batı toplumu kiliseden gerekli intikamı almıştır. Sonuçta, kilise yalnızlığa itilmiş, müsbet ilim alanındaki gelişmeler, Hıristiyanlıkla sürekli çatışmıştır. Şüphesiz burada tahribata uğrayan kilise olmuştur. Batı, halen bu sıkıntılardan kurtulabilmiş değildir.
Enhipostasya (Enhypostasia):
Hıristiyanlıkta bedenleşen İsa Mesih’in insani özelliğinin kaybolmadığı, ancak tanrılık cevheri içerisine dahil olduğu ve böylelikle İsa Mesih’in kendisinde mükemmel İnsani özelliğin bütün yönlerini taşıdığına ilişkin doktrin.
Enkarnasyon:
İncarnation kelimesi, bedenin içine girme anlamına gelmektedir. Hıristiyan iman dilinde ve dogmatizminde bu kelime kullanılır. Buna göre Allah’ın oğlu, İsa olarak bedenleşmiştir. Yani Bakire Meryem'den, bedenleşerek doğmuştur. Bu konuda en açık bilgi kaynağı Yuhanna İncili'dir. Yuhanna I/14'de “Kelâm benden olup inayet ve hakikat dolu olarak aramızda sakin oldu; bizde o'nun izzetini, Baha'nın biricik oğlunun izzeti olarak gördük” denmektedir. Yine aynı İncilin I/I'de ise “Kelâm balangıçta var idi. Ve Kelâm Allah nezdinde idi ve Kelâm Allah'dı” diye yazılmaktadır. Böylece, Hıristiyan ilahiyatında enkarnasyon, teslisin ikinci unsuru olan oğulun, yani Kelamullah’ın (İsa'nın) sırrı olarak kabul edilmiştir. Yeni Ahit’in Enkarnasyon kelimesini, Allah'ın sözünün bedenleşmesi olarak kullanması, Eski Ahitteki geleneğin bir devamı olarak görülebilir. Ancak işin içine daha sonra logos (Kelâm) meselesi karıştırılınca, logos'un, İsa ile birleşmesi, Hıristiyan ilahiyatında birçok tartışmaya neden olmuştur. İşte bunun için, I. Asırda Gnostisizm ve IV. Asırdan itibaren'de Aryanizm, Kristolojik cereyanların başlangıcını teşkil etmiştir. Çünkü Gnostisizm, kelimenin bizatihi bir realite olmadığını, ancak zahiri bir bedene sahip olduğunu ileri sürmüştür. Aryanizm ise, İsa'da görülen Logos'un, Tanrı olmadığını söylüyordu. Fakat resmi kilise bu görüşleri rafizi kabul ederek, Enkarnasyon fikrini resmen benimsediğini açıklamıştır. Bu inanca göre Allah, gerçek oğlu İsa'da tezahür etmiştir.
Enki:
Sonraki dönem metinlerinde Ea olarak adlandırılan, Babil tanrılar üçlüsünün üçüncüsü (diğerleri Anu ve Enlil).
Sümer Tanrılar panteonunun en önemlilerinden biridir. Onun ismi “Yeryüzünün sahibi” anlamına gelmektedir. Çok eskiden beri, Sümer'de Tanrı Enki, tebcil edilmektedir. Enki/Ea geniş kapsamlı bir tanrıdır. O kraldır, prenstir. Yere ve göğe hakimdir. O, hikmet Tannsıdır. O, en karmaşık problemleri bile çözebilmektedir.
Enkidu:
Babil mitolojisine göre, kral Gılgamış'ın kibrini azaltmak için tanrılarca taratılan bir vahşi insan. Enkidu, ilk zamanlar hayvanlarla yaşar ve ot yer; ancak Gılgamış onu kandırarak yakalamak için bir fahişe gönderir. Bu olay sonrası hayvanlar yanlarına yaklaşan Enkidu'dan kaçmaya başlarlar. Enkidu'nun Gılgamış'la yaptığı büyük bir savaştan sonra, bu iki kahraman arkadaş olurlar ve Gılgamış'ı öldürmek üzere yaratılan Boğa'ya karşı birlikte savaşırlar. Bu gelişmeler üzerine tanrılar Enkidu'yu öldürürler. Gılgamış Destanı'nda yedinci tablet Enkidu'nun nasıl Karanlık Evi'ne gittiğini anlatır. Sonradan Enkidu'nun ruhu Gılgamış'a ölüm sonrası hayat hakkında bilgi verir. Bakınız: Gılgamış.
Enlil (Ellil):
Babil’in üç büyük tanrısından biri (diğerleri Anu ve Ea). Tufan olayında tufanın baş sorumlusu olarak gösterilen Enlil, tufandan bir kişinin kurtulmasına kızar. Buna rağmen o, yaratıcı ve insanların yardımcısı olan bir tanrıdır. Onun, kader tabletlerini muhafaza ettiğine ve bunun ona her şeye karşı bir üstünlük kazandırdığına inanılır. Bir efsane, fırtına kuşu Zu'nun bu tabletleri Enlil'den nasıl çaldığını ve Enlil’in onları nasıl geri getirdiğini anlatır. Enlil’in merkezi tapınağı Nippur'daydı.
Sümerlerin milli Tanrısıdır. O, Tanrılar Panteonunun reisidir. O, ülkenin ve sümer halkının sahibidir. Tanrı Anum'un oğlu olan Enlil, zamanla baş Tanrı haline gelmiştir. Dünyanın ve Tabiat güçlerinin sahibi olarak O, dünyanın ve insanların kaderini elinde tutmaktadır. Bunun için Tufan meydana getirerek, insanları cezalandırmıştır. Karısı Ninlil, ya da Belite ile birlikte Elam dağlarında oturduğuna inanılmaktadır. Hamurabi kanununun girişinde An ve Enlil’in, Marduk'a, tüm insanlar üzerine hakim olmak üzere ebedi bir krallık verdiği haber verilmektedir. Yine Hamurabi, Babilde Enlil’in ikinci plana geçtiğine işaret etmektedir. Asurlularda ise, Enlil yerini Assour'a bırakmaktadır. Akkad'larda, yüce iktidar, Enlillutu veya Illillutu diye adlandırılan bir Tanrı tarafından yürütülmektedir.
Ennead:
Yunanca. “dokuz”. Dokuzlu seti gösterir isim.
(1) Eski Mısır dininde Heliopolis teologlarının temel tanrıları belirlediği grup “Büyük Ennead” olarak bilinir. Büyük Ennead'da şu tanrısal varlıklar yer alır: Atum, Shu, Tefnut, Geb, Nut, Osiris, İsis, Seth ve Nephthys. Ayrıca bir de “Küçük Ennead” vardır. Bu ise Horus, Anubis, Thoth ve Maat'ı içerir. Atum, Büyük Ennead'ın başı olarak kabul edilirdi; ancak sonradan onun yerine ya Ra geçmiş ya da Atum-Ra şeklinde bir kombinasyon oluşmuştur.
2) Plotinus’un felsefi çalışmalarını içeren dokuz kitaplık koleksiyon için de Enneadlar ismi kullanılır. Bakınız: Plotinus.
Ensar:
Arapça. “yardımcılar”. İslamda, Hz. Muhammed’in Medine'ye hicretinde Medineli Müslümanlara verilen ad. Bakınız: Muhacir.
Enthusiazm:
Asıl anlamı “tanrı tarafından sahip olunmuş” olmakla birlikte, sonradan dinsel tutum ve davranışlarda aşırılığı ifade etmede yaygın şekilde kullanılan bir terim.
Enuma Elish:
Ak. “yüksekteyken”. Yaratılış destanının Akadca ismi. Yedi tabletten oluşan bu destan, Yeni Yıl Festivali’nin dördüncü gününde okunurdu. Düzen ve kaos arasındaki çekişme, eski Mezopotamyalılar için büyük bir dram idi ve bu dram her yılın dönüşünde yenilenirdi.
Yaratılışla ilgili Babilin ilk büyük şiirlerinden biridir. Muhtemelen bu şiir Mardouk'u tebcil etmek için M.Ö. XII. yüzyılda kompoze edilmiştir. Bu, Babilİn artan ve gelişen önemine bağlı kalmıştır.
Enyalius:
Eski Yunan'da bir savaş tanrısı; Ares’in arkadaşı veya bir başka ismi; Enyo'nun kardeşi.
Eos:
Eski Yunan şafak tanrıçası. Hintlilerin Ushas'ı ve Roma'nın Aurora'sına özdeş olan Eos, Hyperion ve Theia'nın kızıydı. Hyperion, aynı zamanda güneşin de babası olarak kabul edilirdi. İnanışa göre Eos, gökyüzünde bir arabayla seyahat ederdi. Eos'un çok sık aşık olan bir tanrıça olduğuna ve yakışıklı erkekleri kaçırdığına inanılırdı. Hatta Ares'e aşkından dolayı, Afrodit’in onu kıskandığı söylenir. Eos, eski ve modern sanatta popüler olan bir figürdür.
Ephraem Syrus:
(y. 306-373) Edessalı (Urfalı) Ephraem olarak da bilinen Süryani Kitab-ı Mukaddes yorumcusu ve eklesiastik yazar. 363'te Urfa'ya yerleşti ve eserlerinin çoğunu orada yazdı. Ciltlerce ekzegetik, dogmatik, asketik ve polemik türü eserlerle heretiklere reddiyeler yazdı. Eserlerini Süryanca kaleme aldı, ancak bu eserlerin birçoğu erken dönemlerden itibaren Ermenice ve Yunanca gibi dillere çevrildi.
Epictetus:
(MS 55-135) Bir Stoik filozof. Anadolu doğumlu olan Epictetus, Roma'da köle olarak bulundu ve sonradan özgürlüğüne kavuştu. Yunanistan'da birçok kişiyi, bilginler kadar sıradan halkı da eğitti. Onun görüşleri Marcus Aurelius'u etkiledi. İnsanların kendine güvenmesini, acı, yas ve hatta ölüme kayıtsız olması gerektiğini söyledi. Bununla birlikte o, dünyanın düzeni ve birliğinde tezahür eden ilahi güce inandı ve bunun daima iyi olduğunu savundu.
Epikür:
(Epicurus, MÖ 342-270)
Atinalı filozof Epikür, Platonik ve Demokritan (Democritean) felsefe çalıştı, kendi okulunu kurdu. Böylesi bir akademide ilk kez olmak üzere, bu okula kadınlar kaydoldu. Çalışmalarının büyük kısmı kayıp olan Epîkür'e takipçileri büyük saygı gösterdiler. Demokrit (Democritus) gibi, atomların bütün nesnelerin temel unsuru olduğunu, insanlar ve tanrılar dahil dünyanın atomlar ve hareketlerine bağlı olduğunu öğretti. Epikür, mutluluğun (Hedone) en üstün gaye olduğunu kabul etti; ancak o, bunu acıdan kurtulmak anlamına negatif yolla anladı ve insanlara güncel yaşam, evlilik ve çocuk yapmadan kaçınmalarını tavsiye etti. Sonraki dönemlerde Epikürcülük adıyla gelişen ve fiziki mutluluğu arayan düşünce, Epikür'ün basit ve saf düşüncesinden uzak gönünür.
Epiküryenizm (Epicureanism, Epikürcülük):
Yunan düşünürü Epikür'e (Epicurus) dayandırılan felsefi ahlak sistemi. Epikür, fikir ve düşüncelerimizin kaynağı olarak duyuların, gerçeğin yegane ölçüsünü verdiğini savundu ve insan davranışının hedefini mutlulukta aradı. Bakınız: Hedonizm.
Epimelios:
Eski Yunan'da tanrı Hermes’in bir ismi. Bakınız: Hermes.
Epimenides:
Eski Yunan'da insanlara dinsel bilgiler öğreten ve mucizeler gösteren Giritli bir çoban. Aynı zamanda onun bir şair ve bir peygamber olduğu da söylenir. Koyunlarını arayan Epimenides’in 57 yıl süren bir uykuya yattığı ifade edilir.
Epimetheus:
Yunanca. “düşünür sonrası”. Yunan mitolojisinde Prometheus'un “düşünür öncesi”nin basit düşünceli kardeşi. Prometheus'un uyarılarına rağmen Pandora ile evlendi ve insanlığa düşmanlık getiren kötülüklerin serbest bırakılmasına neden oldu. Bakınız: Prometheus, Pandora.
Epiphanius:
(y. 315-403) Salamis piskoposu ve 367'den itibaren Kıbrıs metropoliti. 4. yy kilise babalarından olan Epiphanius, İznik konsilinde alınan kararların katı bir savunucusu oldu. En önemli eseri olan Panarion ya da “Bütün Heresilere Reddiye”de kendi zamanına kadar mevcut olan bütün heretik akımlar hakkında bilgi verdi ve onları eleştirdi.
Epiphany (Epifani):
Hıristiyanlarca 6 Ocak'ta kutlanan bayram. Doğu kiliseleri MS 3. yy'dan itibaren İsa'nın vaftiz oluşu anısına bu bayramı kutlamaktaydı. Epiphany, 4. yy'da Batı kilisesine geçti ve Batı'da bu bayram İsa Mesih’in inançsızlara görünüşü anısına kutlanmaya başlandı.
Epona:
Romalıların atlar tanrıçası; Romalılarca adapte edilmiş olan bir Kelt tanrıçası. Epona'nın bir insan ile bir kısrağın birleşmesinden doğduğuna inanılır ve kısrak (at) süren bir tanrıça şeklinde tasvir edilirdi. Kelt geleneğinde kralların taç töreninde, çıplak kral ile beyaz bir kısrak at arasında yapılan sembolik bir cinsel birleşme sonrası bu at kurban edilerek kesilirdi. Atın etinden yapılan çorbayı kral içmeden önce banyo yapardı.
Erastianizm:
İsmini İsviçreli ilahiyatçı Thomas Erastus'un (1524-1583) adından alan ve onun fikirlerini yansıtan akım. Erastianizme göre sivil devlet, sivil yasalar kadar kendi bünyesinde yer alan dini kurumların yasa ve yönetimleriyle de ilgilenme hakkına sahiptir.
Erato:
Eski Yunan mitolojisindeki sanat uluhiyetleri olan dokuz Muse'den birisi; lirik şiir tanrıçası.
Erbaba:
Neolitik çağda Beyşehir gölü kenarında kurulmuş olan bir şehirdir. Bu şehir konusundaki bilgiler, 1969'da bu bölgede kazı yapan Jaques Bordaz ve karısı Louise’in çalışmaları sonucunda gün yüzüne çıkmıştır. Bu kazılar, Çatal Höyük'teki kültüre benzer bir kültürün varlığını ortaya koymuştur. Kazılar sonucu, taş devri kap kaçaklarının ve siyah, kahverengi ve kırmızı çömleklerin varlığı ortaya çıkmıştır. Bu eşyaların hem Çatal Höyükle hemde Hacılarla ilişkisi bulunmaktadır. Bunların arasında beyaz veya siyah kilden bazı figürler de bulunmaktadır. Bu heykelciklerle Çukurkent'te bulunan heykelciler arasında görülebilen bir yakınlık vardır. Bunlar, Ana-Tanrıça'ları temsil etmektedir. Yine burada bereket ve verimlilik ilahesine vakfedilen bir kültün varlığı dikkat çekmektedir.
Erbaîn:
Arapça. “kırk”. Tasavvuf geleneğinde btr sufinin geçirmek durumunda olduğu 40 günlük inziva ya da çile çıkarma dönemine verilen ad. Erbaîn çıkarma olarak da bilinen bu süre zarfında asketik bir yaşantı sürdürülür.
Erebus:
Eski Yunan mitolojisine göre Hades’in altında bulunan yeraltı alemi karanlığı. Bütün ölülerin burayı geçmek zorunda oldukları düşünülürdü. Erebus'un, Kaos (Chaos) ve Karanlıktan doğduğuna inanılırdı.
Erechtheus:
Atinalıların efsanevi kralı; yeryüzünün oğlu. Onun tanrıça Athena tarafından yetiştirildiğine inanılır.
Erenler:
Tasavvuf literatüründe (özellikle Bektaşîlikte) velîlik derecesine ulaşmış olduğu düşünülen kişiler için kullanılan bir isim.
Erenol Pavli (Pavli Eftim Erenol):
Türk Ortodoksluğunun kurucusu olan Patrik Eftim, 1834 yılında Akdağmadenin'de doğdu. Türk asıllı Hıristiyan bir aileden geldiğini ve Türk olduğunu ifade etmiştir. 1908 yılında Ankaraya gelerek Ortodoks kilisesinde vazifeye başlamıştır. 1912 yılında diyakozlukla beraber, Akdağmadeninde rahipliğe başlamıştır. 1918'de Keskin metropolitliğine atanmıştır. Kurtuluş savaşı sırasında Türk milletinin menfaatlerine ters düşen Fener Patrikhanesinin kararlarına, karşı çıkmıştır. Çünkü Fener Patrikhanesi Pontus Devletini canlandırma planlarını gerçekleştirme çabası içine girmiş ve bu amaçla Anadolu'da yaşayan Rumları tahrik ederek, Türklere karşı mücadeleye yönlendirmişti. Bunun üzerine Eftim, 30 Kasım 1921'de Anadolu'daki 72 ruhani bölge başkanını Kayseride toplamıştır. İstanbul Fener Rum patrikhanesinin yetkisizliğini ilân ederek Kayseri'de Türk Ortodoksluğunu kurduğunu ilân etmiştir. Kendisini de Papa I. Eftim sıfatıyla patrik ilân etmiştir,
Fener Patrikhanesi'nin Türk Devleti'ne ihanet içinde olduğunu bütün dünyaya duyurmuştur. 22 Temmuz 1922'de Kayseri'de “Anadoluda Ortodoksluk sadası” ismiyle bir dergi yayınladı. Dergide Türk Hıristiyanların ırken Türk olduklarını, Rumlukla alakalarının olmadığını açıklamaya çalıştı. Lozan antlaşması sonunda Atatürk'ün izniyle İstanbula geldi ve orada görevini sürdürdü. İstanbul Fener Rum Patrikliği, Papa I. Eftimri aforoz ederek, tanımadığını belirtti. Papa I. Eftim, Fener Patrikhanesinin bu kararını tanımadı. 7 kasım 1924’de Fener Patrikhanesi'nden ayrılan Galata Rum Merkezi yönetim kurulu, Galata'daki Panhagia kilisesinde toplanarak papa I. Eftim'e katıldığını bildirdi. Böylece, episkopos olarak takdis edilen Papa I. Eftim, 18 Mart 1926'da Bağımsız Türk Ortodoks patrikliğini kurdu. Bu patrikliğe, Aya Yani, Aya Nikola ve Hristos kiliseleri bağlandı.
Papa I. Eftim’in 1968 yılında İstanbul'da ölümünden sonra oğlu Turgut Erenerol, Papa II. Eftim sıfatıyla İstanbul Türk Ortodoksluğunun patriği ve başpiskoposu olmuştur. Turgut Erenerol 8 Mayıs 1991 yılında ölünce yerine kardeşi Selçuk Erenol 27 Ocak 1992 tarihinde Türk Ortodoks patriği olmuştur. Selçuk Erenerol 19 Aralık 2002 tarihinde ölmüştür. Bugüne kadar patriklik makamına kimse seçilmemiştir. Patriklik makamının işleriyle yönetim kurulu başkanı olan Selçuk Erenerol'un oğlu meşgul paşa Ümit Erenerol meşgul olmaktadır.
Ereşkigal:
Ninkigal ve Allatum olarak da bilinen, Eski Mezopotamya'da yeryüzü “Kigallu'nun hanımefendisi”; yer altı dünyasının yöneticisi. Efsaneye göre Ereşkigal, tanrı Nergal tarafından yenilir. Nergal, yeryüzü ve yeraltı dünyasında onun saltanatına ortak olana kadar EreşkigaPı saçlarından tutarak tahtından sürükleyip uzaklaştırdı. Bakınız: Nergal.
Eridanus:
Eski Yunan'da bir nehir tanrısı; Okyanus ve Tethys’in oğlu.
Erinnyeler (Eumenidler):
Eski Yunan'da Gaea ve Uranüs'ün kızları olan üç bakire: Allecto, Megaera ve Tisiphone. Olimpik tanrılardan daha eski olan bu varlıkların derileri siyah ve saçları yılan olarak düşünülürdü. Gözlerinden zehirli akıntılar akardı. Erinnyelerin özellikle aile içinde yapılan yanlışların öcünü alan cezalandırıcı ruhlar olduklarına inanılırdı. Ayrıca inanışa göre onlar, hem yeryüzü yaşamında hem de ölüm sonrasında suçluları cezalandırırlardı. Bu nedenle onlar daha ziyade kadere hükmeden tanrısal varlıklar olarak kabul edilirlerdi. Bundan başka onların, insanları gelecek hakkında fazla şey öğrenmekten önlediklerine de inanılırdı. Öte yandan onların bazen yumuşak bir tabiat sergiledikleri ve insanlara bolluk bereket verdikleri de kabul edilirdi.
Eris:
Eski Yunan'da çekişmıe ve anlaşmazlık tanrıçası; Zeus ve Hera'nın kızı ve Ares’in kızkardeşi. Tannça Eris’in yalan, dolandırıcılık, kavga ve cinayetlerin de sorumlusu olduğuna inanılırdı. Ayrıca onun kahramanları birbirine düşürdüğü söylenir. Eriis, Romalılarca Discordia olarak bilinir.
Erkegün:
Moğol imparatorluğu döneminde Hıristiyanlara verilen Türkçe bir ad. Ayrıca Hıristiyanlara Farsça olarak da Tarsa denilmekteydi.
Erlik (Erlik Han):
Eski Türk dininde kötü tabiatlı tanrısal varlık, yeraltı dünyasının tanrısı; Lebed Türklerine göre yüce tanrı Bay Ülgen’in soyundan gelen Erlik, Bay Ülgen’in oğlu Kara Kan'ın oğluydu. Erlik, Ulap ve Kölök isimli iki oğul sahibiydi.
Ermeni Kilisesi (Gregoryan Kilisesi):
Yaygın olarak Ermenilerin, 294'te piskopos olarak takdis edilen Gregory tarafından Hıristiyanlığı kabul ettikleri belirtilir. 5. yy başlarında Azız Isiac ve Aziz Mesrob bazı reformler yapmışlar ve dinsel metinler ve ibadet dili olarak Ermeniceyi kullanmaya başlamışlardır. Bu vesileyle çeşitli metinler Süryancadan Ermeniceye çevrilmiştir. Ermeniler, Diyofizit-Monofizit çekişmesinde aktif olarak yer almamışlar ve 451 Kadıköy Konsili'nde temsil edilmemişlerdi. Ancak yaklaşık 50 yıl sonra bu konsil kararlarını reddetmişler ve o tarihten itibaren Monofizit akideye tabi olmuşlardır. Fatih, İstanbul'u fethi sonrası 1461'de Ermeni patrikliğini kurdurmuştur. Sonraki dönemlerde Ermeni Kilisesiyle Roma Katolik Kilisesi arasında irtibat kurulmaya çalışılmış, ancak Roma Kilisesinin Ermenileri kendi safına katma girişimi fazla başarılı olmamıştır. Yalnızca küçük bir grup Roma ile birleşmiştir. Ermeni Kilisesinin merkezi Ecmiyadzin'dir. Ermeniler buradaki kilisenin İsa tarafından kurulduğuna inanırlar. Ermeni Kilisesinin başına Katolikos denir. Ermeniler sakramentler arasında son yağlamayı kabul etmezler; ayrıca Evharistte ekmeğe maya şaraba su katmazlar ve ikonaları reddederler.
MS. 300 yıllarında Aziz Krikor'un çalışmaları sonunda III. Tiridates’in Hıristiyan olmasıyla birlikte Ermeniler, Hıristiyanlığı kabul etmeye başlamışlardır. Ermeni Kilisesi, Kapadokya Başpiskoposluğundan ayrılarak, bağımsızlığını ilân etmiştir. Süryani kilisesine yaklaşarak, süryani kilisesiyle işbirliğine teşebbüs etmiştir. Ermeni-Süryani yakınlaşması V. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Aziz Mesrop Maştotz'un Ermeni alfabesini bulmasıyla, Yunanca ve Süryanice eserlerin Ermeniceye çevrilmesi, Ermeni-Süryani yakınlaşmasını sona erdirmiştir.
Ermeni kilisesi 506 yılında topladığı konsilde, 451 Kadıköy konsilinde kabul edilen İsa'da iki tabiatın varlığı görüşünü reddederek, İsa'da tanrısallığın varlığını benimsediğini ve monofizit doktrine katıldığını ilân etmiştir. Gürcistan kilisesi, VII. yüzyılın başlarında Ermeni kilisesinden ayrılarak, Rum Ortodoks kilisesi ile birleştiğini ilân etmiştir. Böylece Monofizit kiliselere Ermeni kilisesi de dahil olmuştur. Monofizit kiliseler, Kıpti kilisesi, Habeş kilisesi, Süryani kilisesi ve Ermeni kilisesi olarak tarihe geçmiştir. İlk Hıristiyan azizi olan St. Krikor ve talebeleri Eçmiadzin'de yerleşmişlerdi. Ermeni kilisesinin hiyerarşideki en yüksek şahsiyetini temsil eden Katogikos'luk 458-927 yılları arasında Dvin'de kaldı. Diğer yerlerde bulunan katogikosluklar 1293 yılında Kozan'a nakledilmiştir. XV., yüz yılın başlarında XI. Krikor Musabekyan Katogikos'luğu Roma Katolik kilisesinin etkisinden kurtarmak amacıyla doğuya taşınmasını kabul etmeyince, 17 kişilik bir piskopos kurulu toplanarak onu görevden aldı. 1441'de I. Krikos, Eçmiadzin'de Katogikos seçildi ve Katogikos'luk oraya taşındı.
Bugün dünyada iki Ermeni Katoğikosluğu vardır. Bunlardan biri, Eçmiadzin'dedir. Burası bütün dünya Ermenilerinin Katogikosluğu olarak kabul edilir. Diğeri, Lübnan Antilyas'taki Klikya Katogikosluğudur. Klikya Katogikosluğu olarak bilinen Katogisokluk, dini yönden Eçmiadzin'e bağhdır. Ancak idari olarak bağımsaldı. İstanbul ve Kudüs Patriklikleri Eçmiadzin’in üstünlüğünü kabul ederler. Ermeni kilisesi, kendine Apostolik unvanını vermektedir. Bunun sebebi, Hıristiyanlıklarının temelinde Havarilerden Bartolomeus ile Thaddeus'un Ermenileri Hıristiyan yaptıkları inancı bulunmaktadır. Ermeni Apostolik kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesinin inanç sistemini benimsemiştir. Ancak, İsa'daki tabiat konusunda monofizit eğilimi tercih etmektedir.
Ermenilerin iki önemli Patrikliği vardır. Bunlardan biri, Kudüs patrikliği, diğeri İstanbul patrikliğidir. Kudüs patrikliği, Filistin ve Ürdün bölgesindeki Ermenilerle ilgilenmektedir. Yönetim açısından İstanbul patrikliğine bağıdır. Ancak, bugün Kudüs patrikliği bağımsız olarak çalışmaktadır. İstanbul Ermeni patrikliğinin tarihi 1461 yılına dayanmaktadır. İstanbul Ermeni patrikliğini, Fatih Sultan Mehmed kurmuş ve başına Bursa Gregoryen Ermeni Metropoliti Havakim'i patrik olarak atamıştır. Bugüne kadar İstanbul Ermeni patrikliğinin başında patriklik yapanların sayısı sekseni aşmıştır. Patrik olan şahıs, ölünceye kadar patriklik yapmaktadır. İstanbul Ermeni patrikliği, bir piskoposluğa sahiptir.
Türkiyede'ki Ermeni nüfusu 1965 yılı nüfus sayımına göre 69.526 olarak belirtilmektedir.
Ermeni dini ayin sistemi, Apostolik ve Katolik Errmenilerin uydukları Aziz Gregorios ayini, Aziz Yakub’un Antakya ayini ile Aziz İoannas Khrysostomos'un Bizans ayini örnek alınarak düzenlenmiştir. Ayin beş bölümden oluşmaktadır:
1- Hazırlık duaları
2- Mihrapta okunan dualar
3- Ekmek ve şarabın takdisi
4- Katekümenlerin ayini (Dine yeni giren birini (muhtedi) vaftiz etme merasimi)
5- Komünyonla son bulan ayin
Ermeni kiliselerinde dikkat çeken özellik, ikonun olmayışıdır. Bizans kiliselerinde ikon, önemli bir yer tutmaktadır. Kozan bölgesinde (Klikya) Ermeniler üstlendikleri zaman dışardan özellikle müslüman ülkelerden birçok Katolik Hirstiyan Klikya'ya gelerek sığınmışlardı. Bunlar, Dominikenlerin de yardımı ile. Ermeni Katolik kilisesinin temellerini attılar. Halep Katolik piskoposu Abraham Ardvizyon'un 1740 yılında katoğikos seçilmesi ile Ermeni Katolik Kilisesi resmen kurulmuş oldu. Ermeni katolik kilisesi, XX. yüzyılın başlarında, on dokuz piskoposluk bölgesine sahipti. Daha sonra bazı piskoposluklar kaldırıldı. Ermeni katolik kilisesinin mensuplarının çoğu başka ülkelere göç etmişti. Bugün Beyrut yakınındaki Zimmer manastırında ikamet eden Klikya Ermeni patriği, bölgenin dini yöneticisidir. Halep, Bağdat ve İstanbul'da başpiskoposluk; îskenderiyye, İsfahan, Kamışlı ve Paris'te piskoposlukları vardır. Ayrıca Atina ve Romanya'da Kutsal görevler tevdi edebilen ordinariat seviyede piskopos bulunmaktadır. Ermeni Katolik Kilisesinin başı, Beyrutta bulunan Klikya Ermeni patriğidir. Bu patrik, Bedros unvanını taşımaktadır. XVIII. yüzyıldan itibaren Gregoryen Ermenilerle Katolik Ermeniler arasında ciddi gerginlikler olmuş ve bunlar hâlâ da zaman zaman devam etmektedir. Ermeni Katolikler, papalığa bağlı olarak faaliyet göstermektedirler. Katolik Ermenilerin sayısının 4000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Katolik Ermeniler, katolik ayin usulünü uygulamaktadırlar. Katolik Ermeniler, Noel'i 25 Aralıkta kutlamaktadırlar. Gregoryen Ermeniler ise, 6 Ocakta kutlarlar.
Gregoryen Ermenilerin içinde Protestanlığı seçenler de olmuştur. Çünkü bunların arasında yoğun misyonerlik faaliyetleri yapılmıştır. 1847 yılında, Amerika ve İngiltere'nin baskısı ile Osmanlı Devleti “Protestan Ermenileri” ayrı bir cemaat olarak kabul etmiştir. Bizans ayin usulünü uygulayan Gregoryen Ermeni kilisesi, 325 İznik konsilinde kabul edilen “İznik İman Formülünü” aynen kabul etmektedir. İznik dinsel sembolü olarak belirtilen sembol şöyledir: “Biz, yalnız, yerin ve göğün, görünen ve görünmeyen şeylerin yaratıcısı, kudretli baba Tanrıya, bütün zamanlardan önce Baba Tanrı'dan doğmuş Tanrının biricik oğlu, ışığın ışığı, gerçek Tanrının gerçek Tanrısı, doğmuş, yaratılmamış, Tanrı ile aynı cevherden gelmiş olan, yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen herşeyi var edeni, Tanrının Tanrısı Efendimiz İsa Mesihe, İsa Mesihin insanların kurtuluşu için gökten indiğine, et ve kemiğe büründüğüne ve insan olduğuna, kutsal ruhun icraatiyle çok aziz Bakire Meryem'den doğduğuna ondan, vücut, ruh ve akıl (günah hariç) insandaki herşeyi, sembolik olarak değil, gerçek olarak aldığına, onun acı çektiğine, çarmıha gerilmiş ve gömülmüş olduğuna, üçüncü gün dirildiğine, aynı vücutla göğe yükseldiğine, orada, Baba’nın sağına oturduğuna; gökten, aynı vücutla, Baba’nın şan ve şöhreti içinde, ölüleri ve dirileri yargılamak için geleceğine ve onun krallığının son olmayacağına inanırız”.
Gregoryen Ermeni kilisesi, bu kredodan başka 1345'deki “Sis Ermeni Konsilin”de kabul edilen İman formülünü de benimser. Bu formülde, Bakire Meryem’in analığı ve kutsal ruhun ilâhlığı açıkça ifade edilmiştir. Bedenleşmiş İsa'nın ilâhlığı ve İsa'nın mükemmel doğuşu üzerinde durulmaktadır.
Hıristiyan kilise sırlan konusunda Ermeni kilisesi, Katoliklerin kabul ettikleri yedi, Protestanların kabul ettikleri iki sakramenti de içine alacak şekilde altı sakramenti kabul etmektedir. Ermeni kilisesinin kabul ettiği altı sakrament şunlardır:
1- Vaftiz
2- Konfırmasyon
3- Evharistiya
4- Tövbe
5- Evlenme
6- Ordr sakramenti.
Katoliklerin kabul ettiği “son yağlama veya hasta yağı” merasimi burada görülmemektedir.
Ermeni kilisesinde ibadetler günlük, haftalık ve yıllık olarak üçe ayrılır:
a- Günlük ibadetler: Sabah ve akşam, bir rahip başkanlığında yapılmaktadır. Tasvirler önünde yakılan mumlar, lambalara konulan yağ, günlük buhurlar, hep ibadet havası içinde yapılan işlemlerdir. Ayrıca haftada birgün, su takdisi merasimi yapılır. Bu sudan alanların, içenlerin ve yıkananların şifaya kavuştuğuna inanılır.
b- Haftalık ibadetler: Pazar günü kilisede yapılır. Pazar ibadeti, “İsa'nın dirilişini” hatırlatmaktadır. Çok önemli bir ibadettir. Pazar sabahı yapılan bu ibadet bir veya bir buçuk saat sürmektedir. Daha sonra Evharistiya ayini yapılmaktadır. Bu ayinde, İsa'nın havarilerle yediği “Son akşam yemeği” hatırlanır.
c- Yıllık ibadetler: Ermeni kilisesinin yıllık ibadetleri, bayramları, oruçları ve Hac ibadetlerinden oluşmaktadır. Bayram ibadetleri, Hz. Meryem, İsa'nın insanlığa kefaret olması gibi önemli şahıs ve olayların anısına yapılmaktadır.
1- Ermeni kilisesi oruç ibadetini diğer Hıristiyan kiliselerininki gibi, etsiz ve yağsız yiyerek yerine getirmektedir. Yani oruç, bir nevi perhizdir. Fakat Ermenilerde bütün oruçların hepsi, bu şekilde değildir.
2- Tam Oruç; Sabahtan akşam duasına kadar bütün yiyecek ve içeceklerden kaçınmaya dayanır. Günümüzde sadece büyük Karem'den önceki “ön oruç” boyunca ve bizzat Karem süresince bu “tam oruca” uyulmaktadır. Büyük karem, paskalyadan elli gün önceye rastlayan pazarı takip eden pazartesi başlamakta ve yedi hafta devam etmektedir. Tam oruç, tüm haftalar boyunca değil, ön oruç olarak başlarda tutulur.
Hac ibadetide Ermenilerde önem taşır. Hac yerleri, Ermenilerce kutsal kabul edilen; Eçmiadzin Bazilikası, Muş ve Kayseridekİ Surb-Karabat bazilikaları ve İzmit bölgesindeki Çarkapan tapınağı gibi yerlerdir.
Ermiş:
Anadolu halk inancında velîler veya henüz dünyadayken Allah'ın rızasını kazanmış kişiler için kullanılan bir genel terim. Bakınız: Hermit, Velî, Aziz.
Eros:
Eski Yunan aşk tanrısı. Homer'de kişileştirilmiş bir uluhiyetten ziyade bir ihtiras arzusu olarak kullanılırken, Hesiod onu Afrodit'le ilişkilendirîr ve Eros'u en eski tanrılardan biri yapar, şairler onun ölümlüler üzerine oynadığı hileleri söylerler; onun yay ve okların'dan bahseden ilk kişi ise Euripides'tir. Eros, dişi güzellik kadar erkek güzelliğin de tanrısı olarak kabul edilir. Ayrıca o, bereket ve verimlilikle de ilişkili görülür. Romalılarca Amor diye bilinen Eros, ayrıca Roma'da Cupid ile de özdeşleştirilmiştir
Antik Yunanda Eros bir Tanrıdır. Şüphesiz bu Tanrı yalnız bir Tanrı değildir. Hesiode onu, dünyanın başlangıcına kadar götürmektedir. Eros iki kişilik içinde ele alınmıştır. Bunlardan biri, Evreni yaratan sevgidir. Bu kişilik içinde Eros, kendi kendisinin varlık nedenidir. Hesiode'a göre önce boşluk (chaos) vardır ve ondan toprak oluşmuştur. Eros'un ikinci kişiliği sevgi tutkusudur. Bu kişilik içinde Eros, bazen Afrodit’in bazen de Hermes’in oğlu olarak gösterilmiştir. Bazı durumlarda da Kthon'lu Artemis’in oğlu olarak kabul edildiği de olmuştur. Sır dinlerinden Orphisme görede Evren yumurtası ikiye bölününce içinden Eros çıkmıştır. Romalılar bu Tanrıyı, Amor şeklinde ifade etmişlerdir. İkinci kişiliğinde kanatlı ve güzel bir erkek çocuğu olarak tasarlanmıştır. Başı güllerden örülmüş bir çelenkle süslüdür, ok ve yay taşımaktadır; attığı okların saplandığı kişi çılgınca bir aşka tutulmaktadır. Zeus bile okların tesirinden kendisini kurtaramaz. Tanrılar birini aşk ateşiyle tutuşturmak isteyince bu görevi Eros 'a vermektedir.
Erycina:
Bakınız: Afrodit.
Erzulie:
Haiti’nin aşk, güzellik, çiçek, mücevher, dans ve güzel elbiseler tanrıçası.
Esâtîr:
Arapça. “efsaneler, mitoslar”. Bakınız: Efsane.
Esdras:
Musa şeriatı konusunda derin bilgi sahibi olan Esdras, II. Artaxerxes tarafından M.Ö. 398'e doğru, Yahudiler ve Samariten'ler için tevratın ilk beş kitabını kesin olarak yürürlüğe koymak üzere, Kudüs'e gönderilmiştir. Esdras'a atfedilen birçok kitap vardır. Eski Ahitteki Esdras kitabı, Kudüs şehrinin ve mabedinin zor restarasyonundan bahseder ve Pers zulmü altında çekilenleri anlatır. Yunanca yazılmış olan Kitab-ı Mukaddes'te, Esdras'ın I. kitabı, apokrif bir derlemedir. Çünkü bu kitap, Tarihlerden, Esdras kitabından ve Meheme kitabından alıntılarla meydana getirilmiştir. Esdras'ın IV. kitabı bir Yahudi Apokalipsiğidir. Bunun orjinal metni kaybolmuştur. Bu metnin milâdi I. asrın sonuna doğru, 70 yılında Kudüs'ün tahribi skandalma cevap olarak kaleme alındığı tahmin edilmektedir.
Eshab-ı Kehf:
Kur'an-ı Kerim’in on sekizinci sûresinin adıdır. Bu sûre adını, sûrede geçen Eshab-ı Kehf tabirinden almıştır. Anlamı, “mağara arkadaşları” demektir. Sûrenin dokuzuncu ayeti, Eshab-ı Kehfin hayatının, Allahın hikmet ve alâmetlerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır. Sûre'de anlatılan gençler, iman sahibi olarak açıkça, hiç kimseden korkmadan “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilâh demeyiz” demişlerdir. Halbuki içinde yaşadıkları toplum putperesttir. Şüphesiz toplum onlar üzerinde baskı uygulayarak ve siyasi otoriteleri onlara zulmetmek istemektedir. Bunun içinde takip altındadırlar ve bir mağaraya saklanmak zorunda kalmışlardır. Allahda onları ezeli ve ebedi hikmetiyle uyutmuştur. Öyle uyumuşlardı ki güneş ışınları onlara gelmiyordu. Kendileri uykuda oldukları halde, onları görenler uyanık sanırdı. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Onları, görenler, onlardaki dehşetten kaçarlardı. Daha sonra Allah, bu gençleri, geçirdikleri durumdan haberdar etmek için uyandırmıştır. Mağarada ne kadar kaldıkları konusunda aralarında tartışmışlar kimileri bir gün, kimileri de biz bunu bilemeyiz Allah bilir demişlerdir. Daha sonra içlerinden birini şehre yiyecek almak için göndermişlerdir ve şehirde nazik ve temkinli olması için de uyarmışlardır. Çünkü inançlarından dolayı zulüm altında ezildikleri, siyasi ve dini otoriteden korkmaktadırlar.
Mağaradaki gençlerin sayıları konusunda da ihtilaf edildiğini Kur'an-ı Kerim haber veriyor. Bazıları, üç kişi ve bir köpeğin bulunduğunu, bazıları da köpek hariç beş kişi olduklarını, bir kısmı ise köpek hariç, yedi kişi olduklarını söylemişlerdir. Ancak Kur'an-ı Kerim, onların sayılarını sadece Allahın bildiğini bildirmektedir ve bu konuda konuşanların bilgisiz olduklarına işaret etmektedir.[13] Gençlerin hangi mağarada, ne zaman ve nerede saklandıkları konusunda, Kur'an-ı Kerim'de tefsilatlı bilgi yoktur. Bu konuda hadis kitaplarında da bilgi bulunmamaktadır. Bazı tefsir kitaplarında bu konuda verilen bilgiler de, Hıristiyan kaynaklarındaki bilgilere dayanmaktadır. Kehf sûresi dokuzuncu ayette geçen Rakim konusunda da açık bilgi yoktur. Bazıları Rakim’in, mağaranın bulunduğu yerin adı olduğunu, bazıları da Rakim’in, mağaraya sığınan gençlerin köpeklerinin adı olduğunu söylemiştir. Buhari, Rakim’in bir kitabe olduğundan bahsetmiştir[14]. Ahmed b. Hanbel müsnedinde üç kişinin içinde bulunduğu ve ağzına bir dağm kapandığı bir mağaradan bahsederek, Rakim ashabının, Eshab-ı Kehfden ayrı olduğuna işaret etmektedir[15]. Böylece Rakim üzerinde ihtilaf edilmiştir. Eshab-ı Kehf olayının ne zaman ve nerede geçtiğine dair kesin bilgi olmamakla beraber, Hıristiyan kaynakları bu olayın Roma İmparatoru Decius zamanında geçtiğini söylemektedirler. Buna göre imparator, Hıristiyanlara zulüm yapıyordu. Yedi veya sekiz kişi, doğdukları şehir olan Ephesos (Efes) yakınırfda bir mağarada gizlenirler (M.S. 250). Diri diri gömülmeleri için mağaranın girişinin büyük kayalarla kapatılmasını Decius emreder. Mağaradaki insanlar mucizevi şekilde uykuya dalarlar. Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius döneminde (M.S. 408-450) mağarınm ağzı açılınca uyanırlar. Theodosius, bu mucizevi şekilde hayatta kalış olayından ve bedenin dirilişine ait Hıristiyan öğretisinin canlı tanığı olmaktan çok etkilenmiştir. Yedi asker olduğu söylenen bu kişilerin çok uzun sûre yaşadıkları ortaya çıkınca, kısa bir zaman sonra bu askerler ölmüştür. Theodosius, bunlara kutsal bir mezar yaptırmıştır.
Bunlara Hıristiyan kaynakları “yedi uyurlar” adını vermiştir.
Yedi uyurlar efsanesinin milâdi beşinci asırdan kalma bir efsane olduğu kabul edilmektedir. Avusturyalı Arkeologların yaptıkları kazıya göre Efes'te panayır dağının doğu yamacında bulunan bazilikanın V. asırda yedi uyurlar adına yapıldığı ileri sürülmüştür. Louis Massignon yedi uyurlar üzerinde yazdığı araştırmada, yedi uyurlar hikâyesinin Efes'te geçtiğini söylemektedir. Yedi uyurların sayısı Süryanice bir metinde sekiz kişi olarak geçmektedir. Yedi uyurlar ile ilgili Yunanca, Süryanice, Kıptice ve Gürcü dillerinde yazılmış metinler vardır. Hıristiyanlarca yedi uyurların, Roma İmparatoru II. Theodosius'un saltanatının otuz sekizinci yılında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu duruma göre mağaradaki yedi askerin uyuma süreleri iki asır olmaktadır. Kur'an-ı Kerim ise onların mağarada üçyüz dokuz yıl kaldıklarını beyan etmektedir.[16] Eshab-ı Kehf halkının isimleri konusunda Doğuda ve Batıda ihtilaf edilmiştir. Bazı İslâm kaynaklarına girmiş olan Eshab-ı Kehf halkının isimleri şöyledir: Mekselina -Yemliha - Mernuş -Saznuş - Debernuş - Meslina -Kefeştatayyuş. Batı Hıristiyan kaynaklarında geçen isimlerle bu isimlerin hiçbir yakınlığı yoktur. Batı kaynaklarındaki isimler şunlardır: Maksimianos -Malkhos - Markianos - İoannes Deniş Serapion Konstantinos.
Bugün Türkiye topraklarında Afşinde ve Tarsusta Eshab-ı Kehf olarak bilinen yerler vardır. Özellikle Tarsustaki Eshab-ı Kehf çok şöhret bulmuştur. Efeste ise “yedi uyurlar” adı ile bilinen bir mağara vardır.
Hıristiyan kaynakları, Eshab-i Kehi olayının Efeste geçtiğini ve bu yedi uyurların onlar olduğunu söylemektedir. İslâm kaynaklarında ise bu konudaki bilgiler yeterli değildir. İslâm kaynakları, Kur'an-ı Kerim’in Kehf Sûresinin verdiği bilgilerle yetinmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgiye giren tefsirler, Hıristiyan kaynaklarındaki bilgileri aktarmaktadırlar.
Eskatoloji (Eschatology):
İnsanın nihai durumu, kıyamet ve ölüm sonrası hayat (ahiret) tasavvurları konusunda çeşitli dinsel geleneklerin yaklaşımlarını konu edinen bilim dalı.
Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet son yargı günü ve dünyanın sonu hakkında ortak bir kanaate sahiptirler. Eskatoloji kelimesi, Yunanca Ta eschata kelimesinden gelmektedir ki bu da “son şeyler” anlamına gelmektedir. Böylece Eskatoloji kelimesi yeniden dirilmeyi, yargılamayı, cennet ve cehennemi ifade etmektedir.
Eski Ahitte Eskatoloji: Kitab-ı Mukaddese iman, İsrail oğullarının kurtarılması için Allah'ın kesin müdahalesi ile belirgin hale gelmiştir, Tanrının vaadi, onların yaptıklarıyla daima bir artış göstermektedir. Böylece İsrail oğulları, Tanrı tarafından vaadedilen geleceğe doğru daima bir gerilim içine girmişlerdir. Eskatolojinin tam olarak Yahudilikte ne zaman ortaya çıktığı tartışılmaktadır. Bazı yazarlar Eskatoloji olayının Yahudilerde sürgünden önce kendini gösterdiğini belirtirlerken; diğerleri bunun ‘ınünhasıran sürgünle ortaya çıktığını ileri sürmektedirler. Şüphesiz bu tartışmanın içinden çıkmak oldukça zordur. Yahudiler önceden kendileriyle birlikte olan Allah’ın, yeniden onlarla birlikte olmasını beklemektedirler.[17]; Şüphesiz Tanrının yeniden onlarla birlikte olması, muhtelif şekillerde kendini göstermiştir. Bazen Tanrı, kendini yer sarsıntıları ile göstermektedir:[18]; Bazan o, Fırtına’nın Tanrısıdır:[19]; kızmaktadır.[20]; savaşa sevketmektedir;[21]; Fakat ençok kullanılan Tanrının Hâkim olduğudur:[22]; Onun halkı ile davası vardır.[23]; Bazen de O kraldır. [24]O çobandır.[25]; O, kurtarıcıdır. [26]Böylece Yahudiliğe göre Tanrının gelecekteki müdahalesi iki şekilde olmaktadır: Birisi tahrip edici, diğeri yapıcı. Ceza biter bitmez Tanrı kendini baba veçhesi altında takdim etmektedir. Böylece Dünya, değişecektir. Bu ümid, birkaç büyük teolojik mefhum içinde ifade edilmektedir.
1- Yahvenin günü:[27]; Fakat İsrail peygamberleri halkın bencil ümidini tasvip etmezler. Bunun için Amos 5/18-19'da şöyle denmiştir. “Rabbin gününü isteyenlerin vay başına! Rabbin gününü niçin istiyorsunuz? O, ışık değil karanlıktır.”
2- Birkaç doğru kişi yakasını kurtaracak. Bunlarda İsrail oğullarının çekirdeğini oluşturacak. [28]
3- Büyük Değişiklik: Tanrı Yehova, Yahuda'nın ve Kudüs'ün kaderini değiştirecektir.
4- Cennet Verimliliği: [29]
Yeni Ahitte Eskatoloji: Yeni Ahitte üzerinde en çok durulan konu “Tanrının krallığı” konusudur. Bu krallık oldukça yakın olarak tasavvur edilmiştir. Şüphesiz, Hıristiyanlıkta bu yakınlık, İsa'nın zuhurundan önce geçen vahiy döneminin tamamlandığım ifade etmektedir. Tanrısal Krallık'tan sonra dünyanın sonu gelmiştir artık. Ancak bu dünyanın sonunun ne zaman biteceği kesin olarak belli değildir[30]. Bu eskatolojik bekleyiş, çok büyük bir uyanıklığa sevketmektedir. “Uyanık olunuz ve ibadet ediniz.” Bu uyanıklık şu şekildeki bir duada doruk noktaya ulaşmaktadır: “Ey Rab! Gel” [31]Bazen bu dua şöyle yapılmaktadır: “Senin Saltanatın gelsin” [32]
Yeni Ahitteki eskatolojik anlayış, biribirine zıt bir takım doktrinlerin doğmasına yol açmıştır. XIX ve XX yüzyılın dönemecinde, Eskatolojik ekol, İsa'nın mesajını, dünyanın sonunun hemen yakın olduğu şeklinde takdim etmiştir. Yeni Ahit, İsa-Mesihin şahsiyetini bütün öğretilerde olduğu gibi, eskatolojide de merkez yapmaktadır. Ancak İncil yazarlarının herbiri, eskatolojiye kendilerine göre bir önem atfetmişlerdir. Meselâ Markos, İncilinde, her insanın İsa-Mesih'le karşılaşmasının temsil ettiği ivediliğin üzerinde durmaktadır. Burada insanoğlunun yeniden gelmesinin yakınlığı ile ilgili ifadeler,[33] dünyanın sonunun yakın olduğunu değil; bilakis İsa'nın gelişinin (parousie) bekleyişini güçlendirmektedir.
Luka ise, İsa'nın beklenişini, İsa'nın hayatının merkez teşkil ettiği tarihin tam kalbine yerleştirmektedir. Bu bekleyiş, uyanık olmak ve sebatla belirginleşmiştir. Luka'ya göre bu bekleyiş, Tanrısal krallığın daha önce başladığının bilincindedir. Çünkü İsa-Mesih, gelmiş ve insanların arasında yaşamıştır. [34]Resullerin işlerinde Kutsal-Ruhun Pentakot'tan sonra kilise için, Eskatolojik bir maya teşkil ettiği ifâde edilmektedir. Bu durumda eskatoloji, kurtuluş tarihine dinamizmini veren unsurlardan biri haline gelmektedir.
Matta ise, krallığın sırlarının geçici olarak gizlendiğini [35] belirtmekte ancak yine de onun, dünyada büyük bir şöhrete ulaştığını ifade etmektedir. [36]Matta, XXIV ve XXV bablar kozmik bir krizden bahsetmekte ve bu krizin bünyesinde gizlenmiş olan krallığın, görüneceğini haber vermektedir. O da bu olayları beklerken, uyanıklıktan ve merhametten israrla söz etmektedir. Yuhanna eskatolojik ümidi yok etmeden İsaya olan iman üzerinde durur. [37]St. Paul de eskatolojik donelere çok önem vermiştir. [38]Paul eskatoloji konusunda olmuş şeylerle olacak şeyler üzerinde durmaktadır. Meselâ I. Korintos VII/29-31 de şöyle denmektedir: “Ey kardeşler, vakit kısaltılmıştır... Çünkü bu dünyanın heyeti geçiyor...” Yine I. Korintos: X/ll de şöyle denmiştir: “Bu şeyler misal olarak onlara vaki oluyordu. Devirlerin sonuna yetişmiş olan bizlere nasihat olmak için yazıldı...” Paul için esas olan, oğulun beklenmesidir. Yeni Parousie (İsa'nın dünyanın sonunda gelmesi) esastır. Filipelilere mektubunda Pau! şöyle der: “Çünkü vatanımız göklerdedir, oradan da kurtarıcıyı, Rab İsa-Mesihi bekliyoruz.” Yine Paul, İbranilere Mekruhta “çünkü burada baki olan bir şehrimiz yoktur, ancak gelecek olanı arıyoruz.” diyerek eskatolojiye işaret etmektedir.
Netice olarak eskatoloji olayı bize, Tanrının, Mesihin krallığını hatırlatmak-
tadır. Hıristiyan eskatolojisinin kaynağı, bizzat İsa'nın şahsiyetinde yatmaktadır. İslâmiyette Eskatoloji: Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde dünyanın sonu “Yev-mu'l-Ahir” olarak isimlendirilmiştir. Ahiret dününe iman, imanın şartlarından birini o teşkil etmektedir. İslâmiyette ahiret günü kavramı oldukça canlıdır. Doğruların, sapıkların ve zalimlerin daha doğrusu herkesin âdil ölçüler içinde hesap vereceği biryer olarak gösterilmiştir. İnsan öldükten sonra, kıyamette yeniden dirilecektir. Ancak hadislerin bildirdiğine göre insan öldükten hemen sonra, mezarda küçük bir hesaptan geçmektedir. Münker ve Nekir melekleri ölünün mezarına gelerek, imanından ve yaptığı işlerden soru sormaktadır. Bunun sonucunda ya cezalandırılmakta veya mükafatlandırılmaktadır. Daha sonra, yeniden dirilinceye kadar mezarda kalmaktadır. İslâmiyette dünyanın sonu ile ilgili bilgilerle Kitab-ı Mukaddes'teki bilgiler arasında benzerlikler vardır. Güneş kararacak, yer sarsıntıları olacak v.s. ölüler mezarlarından çıkacaklar ve mahşerde toplanacaklardır. Her kavmin başında peygamberi bulunacaktır. Herkesin ameli adalet terazisinde tartılacak, herkes lâyık olduğu şeye kavuşacaktır. Daha sonra herkes, sırat köprüsünden geçecektir. Ameli iyi olanlar cennete, kötü olanlar cehenneme gireceklerdir. Kur'an-ı Kerimde birçok ayetlerde cennet ve cehennem tasvir edilmiştir. Kur'an-ı Kerimdeki cennet ve cehennemle ilgili ayetler, müslümanları iyi amellere sevketmek için çok önemli birer uyarıcı vazifesi görmektedir. Çünkü Kur'an-ı Kerim’in davet metodunda, insanın psikolojik ve zihinsel melekeleri dikkate alınmakta daha sonra da onu iman etmesi için iknaya sevkefmektedir.
Eski Ahit:
Kitabı Mukaddes’in hem Yahudiler hem de Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen ilk kısmı. Eski Ahit'i oluşturan kitaplar üç ana grupta toplanır: Torah, Nebiim (Peygamberler) ve Ketubim (Yazılar). Eski Ahit'i hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar kutsal metin olarak kabul etseler de Eski Ahit’in içeriğini oluşturan kitapların sayısı ve tertibi konusunda Yahudilerle Hıristiyanlar arasında farklılıklar vardır. Ayrıca Katoliklerle Protestanlar da bu konuda farklı görüşlere sahiptirler. Yahudiler, Eski Ahit’in 24 kitaptan oluştuğunu kabul ederken Hıristiyanlar 39 kitap sayarlar. MS 90 civarında toplanan Jamnia Sinodu'nda Tanah'ın (Yahudilerce kabul edilen Eski Ahit’in)
standart bir nüshası belirlenirken, halihazırda eldeki mevcut Yunanca nüsha olan Septuagint'te bulunan çeşitli metinler sahih sayılmayarak Tanah içerisine alınmadı. Apokrif kabul edilen bu metinler arasında Makkabîler, Tobit Kitabı, Judith ve Maneses’in Duası gibi kitaplar da bulunmaktadır. Her ne kadar Eski Ahit metinleri içerisine alınmamış olsa da bu kitaplar da hem Yahudiler hem de Hıristiyanlarca kutsal kabul edilmektedir. Eski Ahit’in en eski metinlerinin (Yahvist metinler) MÖ 10. yy'da derlendiği ve Eski Ahît’in eksiksiz tam bir nüshası olan Yetmişler Tercümesi ya da Septuagint’in ise MÖ 2. yy'da tamamlanmış olduğu göz önüne alındığında Eski Ahit’in yaklaşık sekiz asırlık bir zaman sürecinde oluşturulduğu söylenebilir. Bakınız: Tanah, Septuagint.
Eski İnananlar Mezhebi:
Patrik Nikon'un liturji ile ilgili reformlarını kabul etmeyi reddeden Rusya Kilisesi mensupları. Bunlar 1667'de aforoz edilerek cezalandırıldılar. Sonraları Eski İnananlar, Popovtsy ve Bezpopovtsy şeklinde iki gruba ayrıldılar. Bunlardan Popovtsy ekolü taraftarları, kendi özel kiliselerini oluşturma yolları aradılar.
Eski Katolikler:
Roma Katolik Kilisesinden ayrılan küçük bir grubu oluşturan çeşitli ulusal kiliseler. Eski Katolikler, 1724'te üç piskoposla Roma'dan ayrılan Utrecht Kilisesini ve. 1870 Vatikan Konsilinde alınan Papa'nın yanılmazlığı ve evrensel karar verici olması dogmasını reddedenlerin oluşturduğu Almanya, Avusturya ve isviçre Eski Katolik Kiliselerini içerir. Bazı küçük Slav kiliseleri de bu isimle adlandırılmaktadır. Eski Katolik Kiliselerinin doktrinel temeli 1889 Utrecht Deklarasyonu'dur.
I. Vatikan konsilinden (1870) beri, 1. Vatikan konsilinde alman kararlan ve doğmaları kabul etmeyen Katolik Hıristiyanlara “Eski Katolikler” adı verilmektedir. Bunların sayısı XIX. yüzyılda önemli şekilde artmış da olsa, kökenleri çok eskilere kadar çıkmaktadır. Misyoner, Wilbrord ve ilk Utrecht piskoposu bu kiliseyi VIII. yüzyılda kurmuştur (657-739). Bu bir azınlık kilisesiydi. Bu kilise, Hollanda'da Reform döneminde reform faaliyeti göstermiş ve 1710 yılında da piskoposluktan mahrum olmuştur. Bu dönemde XIV. Louis, Jansenizm'le savaşmış ve Portroyal taraftarlarını sürgüne göndermiştir. Bunlar Hoîlandaya sığınmışlardır. Bossuet tarafından takdis edilen mgr. Marie-Dominique Varlet, Hollanda kilisesinin de içlerinde bulunduğu terkedilmişlikten etkilenmiştir. Yüzlerce mensubuna güç vermiştir. Portroyalist üç piskoposu takdis etmiştir. Böylece Utreecht Apostolik makamı, sürekli bir mirasa sahip olmuştur. Mgr. Varlet’in bu icraatı, Roma tarafından kabul edilmeyerek ayin yapma hakkından mahrum edilmiştir.
Utrceh kilisesi 1723'de doğmuş ve ilk piskoposu Cornielîe Steenoven olmuştur. Bu piskoposu da Mgr. Varlet, 15 Ekim 1724'de takdis etmiştir. Bu kilise, jansenistleri kabul ederek Jansenist kilisesi olmuştur. Kilise, Unigenitus bültenini reddetmekle beraber kilise şefi olarak Papa'yı kabul etmiştir. Fakat Vatikan bu kiliseyi, resmen tanımamıştır.
Almanya'nın kültürlü kesimi ve özellikle üniversite öğretim üyeleri arasında doğan hareket, eski katolik kilisesini meydana getirmiştir. Bu kilisenin kurul üyeleri arasında, Münih, Bon, Prague ve Breslau üniversitelerinin öğretim üyeleri vardır. I. Vatikan konsilinin kararlarını reddeden bu insanlar, Vatikan tarafından aforoz edilmişlerdir. Ancak eski-katolikler kendilerini sağlam katolik olarak görmektedirler. 1871 Eylülünden itibaren, Münihte bir kongre yapmışlar; kendi ayinlerini ve kendine has bir piskoposlar hukuku uygulamaya karar vermişlerdir. İlk piskopos olarak 1873'de Breslau ilahiyat fakültesi öğretim üyesi Cologne'a atanmış ve Rotterdam eski katolikler piskoposu Heykamp tarafından takdis edilmiştir. 1871'den 1899 yılına kadar Eski-Katoliklerin bulunduğu ülkelere göre onların tarihleri değişmektedir. Almanya'da olduğu gibi, Prusya'da, Bade'de ve Hesse'de de resmen tanınmıştır. Prusya ve Bade, eski katoliklere Roma Katolikleri ile birlikte yaşama hakkını vermiştir. 1879'da bu avantajlar yeniden ellerinden alınmıştır. Bavyera'da kendilerine özgü teşkilatlarını kurmak için 1890 yılını beklemişlerdir. 1874-1875 yıllarında Eski-Katolikler, Doğu Ortodokslarıyla, Anglikanlarla ve Protestanlarla temasa geçmişlerdir.
İsviçre'de bu kilise “Katolik Hıristiyan Kilisesi” adını taşımaktadır. Onların piskoposu, 1924 yılında ölen Edouard Herzog'du. Avusturyada da “Eski-Katolikler Kilisesi” 1872 yılında kurulmuştur. Kilise, devlet tarafından 1877 yılında tanınmıştır. 1888'den 1922 yılma kadar bu kilisenin başında Amand Czech bulunmuştur. Bu kilisede XIX. Yüzyılın sonuna doğru önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Habsbourg'un düşmesi, Roma'dan bağımsız bir kilisenin Avusturyada ortaya çıkmasını sağlamış ve daha sonra bu kilise, “Eski-Katolik Kilisesine” bağlanmıştır. Bütün bu eski katolik kiliseleri daha sonra birleşmek zorunda kalmışlardır. Bunun için 1899'da Utrecht'e bir piskoposlar toplantısı yapılmış ve Hollanda, Almanya ve İsviçre'de kiliselerin birliği sağlanmış, daha sonra Avusturya, Çek, Hırvat ve Polonya kiliseleri ile 1878'de kurulan Gallican katolik kilisesi “Utrecht Birliğine” katılmıştır.
1980'de Eski-Katolik adını alan kiliselerin yirmi kadar ülkede 500.000 mensubu ve 600 paroisse'ı olduğu tesbît edilmiştir. Eski Katolik kiliselerinin öncülük şerefi “Utrecht piskoposluğuna” aittir. İki yılda bir milletler arası bir konferans düzenlenmektedir. Milli kiliselerin başında piskoposları vardır. Bunların sayısı on üçtür. Fransada Eski-Katoliklerin sayısı azdır. 1953'den beri bunlar Fransa Eski-Katolikleri adıyla anılmaktadır. Eski-Katolikler, Anglikan, Ortodoks ve Lutherci kiliselerin milletler arası kiliseler genel konyesine üyedir. Eski-Katolîklerin doktrini nedir? 1889'daki Utrecht beyanatı, Vincent de Lerins’in aşağıdaki beyanatını tasdik etmiştir: “Herkes tarafından inanılan şeyle yetinmek, çünkü gerçek ve hakiki katoliklik budur. İşte bunun için ilkel kilisenin imanında israr ediyoruz. Ökümenik sembollerin onu ifade ettiği ve ilk bin yılın bölünmez kilisenin genel konsillerinin doğmalarında ilân edildiği gibi... Bu doğmalar, evrensel olarak kabul edilmiştir.”
Eski-Katolikler Roma kilisesinin yedi sakramentini kabul ederler. Fakat bunlardan Vaftiz ile Evharistiya'ya daha çok önem vermektedirler. Rahiplerin evliliğini kabul ederler. Komünyon ayinini iki şekilde icra ederler. İsa'nın varlığını özel bir kavram içinde kabul ederek transsubstantiaton (Ekmekle şarabın İsa'nın etiyle kanına dönüşmesi)'u transvakıation'a tercih ederler. Ayin, İsa'nın yegane kurban oluşunu aktüelleştirmektedir. Eski-Katolikler'de işitilerek iman itirafına izin vermekle beraber, bu konuda zorunluluk yoktur. Diğer yandan Eski-Katolikler, Roma Katolikliğinin, “Meryemin günahsız hamileliği” “Papa'nın yanılmazlığı” ve “Meryemin bedenle göğe yükselmesi” gibi yeni doğmalarını kabul etmezler. Roma kilisesinin liturjik elbiselerini korumuşlar ve ibadetlerde bulundukları ülkenin dilini kullanmışlardır. Kilise yönetimlerine lâikleri dahil etmişlerdir. 24 eylül 1889'da Utrecht toplantısında alman disiplin kararlan ile kiliseyi yönetmektedirler.
Eski-Katolik Kilisesinden ayrılan birkaç Katolik Kilisesi vardır:
1- Fransa Apostolik ve Katolik Kilisesi: Bu kilise 1913 yılında Mgr. Fatome tarafından kurulmuş ve Roma katolikliğine yakın olan Mariavites mezhebine bağlanmıştır. Bu mezhep, 1905'de Maria Franziska Koslova ve rahip Jean Kovalski tarafından kurulmuştur. Avusturya devleti tarafından 1906'da kabul edilmiş, 1909'dan beri de Eski-Katoliklerle ilişki içinde olmuştur. Bunların en önemli merkezi Polonyadaki Lodz'dur.
2- Londra Liberal Katolik Kilisesi: Bu kilise, Mgr. Wedgood ve Mgr. Frak-Waters
Pigott tarafından yönetilmiştir. Kilisenin Hollanda Eski-Katolik kilisesi ile bağı vardır. Kilisede verilen ilahiyat, teozofiden etkilenmiştir.
3- Apostolik ve Gallikan Katolik Kilisesi: Bu kilise Louis Giraud tarafından 1911'de kurulmuştur. Giraud İsviçre'de takdis olmuştur.
4- Batı Ortodoks Katolik Kilisesi: Louis-Charles İrenee Winaaert tarafından 1918'de kurulmuştur. Paris'te XIII. bölgede bulunurken (1921-1922) daha sonra Londra'da bir cemaate sahip olmuştur. Bu kilise, Ortodoksluğa doğru gelişme göstermiş ve 1937'de onunla birleşmiştir. Bugün, Paris'te “Saint-Denis Ortodoks Enstitüsü” olarak Romanya patrikliğine bağlı olarak faaliyet göstermektedir.
Esmâü'l-Hüsnâ:
İslam'da Allah'ın 99 güzel ismi.
Esoterik:
Gizli olan; gizli öğreti ve inançlarla ilgili olan; yalnızca belirli bir grup tarafından bilinip anlaşılabilen.
Yunanca, iç, kapalı, içinde olan, anlamına gelen esoterikos kelimesinden gelmektedir. Esoterisme, sadece mubtedilere öğretilmektedir. Büyük dinlerde gizli olanın, antik sırların, sembolün ve özellikle gizli ilimlerin araştırılmasıdır Esoterisme. Ezoterik kelimesi kutsal dışı için (profane) olan egzoterik kelimesine zıttır. Esotcrisme’in başlangıcı Eski Mısır'a kadar uzanmaktadır. Orada mübtedi rahipler, bilgilerini yaymazlardi. Yine Pisagor'un talebelerinin ezoterik ve egzoterik olmak üzere ikiye ayrıldıklarını biliyoruz. Talebelerine göre bütün eski filozoflar az veya çok esrarlı şekilde açıklanmışlardır. Ezoterik eğitim, sembollerin ve kutsal sırların anahtarını vermeyi denemiştir: Kabbala’nın, Ezechiel’in vizyonunun ve vahiy kitabının, az sayıdaki bir bilgin topluluğu tarafından yorumlanması gibi. Birçok mezhebin ve sır cemiyetlerinin temelinde ezoterizm vardır. Gizli ilimlere göre, bizzat İsa tarafından dirilişten sonra verilmiş bir Hıristiyan ezoterizmi olmalıdır. Bu, ilkel Hıristiyanlığa, bazı Gnostiklerce nakledilmiştir. Ezoterik doktrinler, Tanrı ile birleşme arzusunda olan bazı seçkinler tarafından muhafaza edilmişlerdir.
Esseniler:
Yaklaşık olarak MÖ 2. yy ile MS 2. yy arasında faaliyet gösteren bir Yahudi asketik mezhep. Toplumsal yaşama çok önem veren Esseniler son derece organize edilmiş bir hayat tarzına sahiptiler. Kudüs merkezli resmî din anlayışına karşı çıkarak Kudüs dışındaki tepelik bölgelere çekilmiş ve orada kendi düşüncelerine uygun bir yaşam biçimi sürmüşlerdir. Bugün birçok modern araştırıcı, Kumran Metinleri’nin Essenilere ait olduğunu kabul eder. Bakınız: Kumran Metinleri.
Filistin Yahudiliğinin bir mezhebidir. Mezhebin kaynağı konusunda fazla bilgi sahibi değiliz. Kaynaklar, Essenilerin, Hassidimlerle alakasının olduğundan bahsederler. Philon, Flavius, Josephe ve Pline, Essenilerden bahsetmiştir. Esseniler, zahidane bir hayat sürmüşlerdir. Hemen hemen, manastır tipi bir cemaat hayatı yaşamışlardır. Bekarlığa, beyaz elbise giymeye ve temizliğe çok dikkat etmişlerdir. Toplu yemek yemeye çok önem vermektedirler. Din adamları, ekmek ve şarabı şafakta, aydınlığın kaynağı olan güneşin karşısında takdis etmektedir. Esseniler Cumartesi gününe çok saygılıdırlar. Tevratı okumaktadırlar. Ayrıca ellerinde gizli kitaplar ve eskilerin yazılarıda vardır.
1947 yılında Ölü deniz kenarında Kumran yazıtlarının bulunmasıyla birlikte Esseniler daha çok gündeme gelmiştir. Burada peş peşe bulunan yazıtların “cemaat” denilen veya “yeni ittifak” adı ile anılan bir topluluğa, ait olduğu sonucuna varılmıştır. Bu grup, zahidane bir hayat yaşayan Yahudilere benziyordu. Bunlar kendilerini seçkinler ve azizler olarak görüyorlardı. Bugün bu grubun “Esseniler” olduğu üzerinde tezler yazılmıştır. Esseniler, eski Pline'nin, İskenderiyyeli Philon'un ve Flavius Josephe’in [39] işaretleri sayesinde çok önceden beri bilinmektedir. Bu üç yazar, Essenilerin bekar olduklarından bahsetmekle beraber, Kumran yazıtları bu durumu teyid etmemektedir. Şüphesiz bu cemaatin tarihinde belli bir tekamül zinciri söz konusu olabilir. Yine de cemaatin tarihi karanlıktır. Özellikle “Adaletin üstadı” ile rahip Jonathan figürlerinin örtüsü hâlâ kalkmış değildir. Şüphesiz Kumran'da bulunan yazıtların tamamı önemlidir. Eski Ahidin bütün kitapları orada gösterilmektedir. Ester, Makkabeler, ve Hakimlerdir hariç). Bu dökümanlara göre Esseniler, yaşayan yahudiliğin marjinal bir sınıfını teşkil etmektedir. Bu sâf cemaat, Tora'ya saygı göstermektedir. Ençok üzerinde durdukları konu temizlik ritüelleridir. Bunlar kirlenecekleri düşüncesiyle mabedde ibadeti reddetmektedirler. Güneş takvimine göre yaşamaktadırlar. Bu takvimde otuz günlük on iki ay bulunmaktadır. Ay takviminde ise yıida 52 hafta vardır.
Eş'arî:
Ebu'l-Hasan Ali ibn İsmail el-Eş'arî, 873-936)
Kelam ekollerinden Eş'arîliğin kurucusu olan Eş'arî, Mutezili alimlerden Ebu Ali el-Cubbaî'nîn yanında yetişti ve bir müddet (912 yılına kadar) Mutezili düşünceleri savundu. Ancak sonradan Mutezileden ayrılarak kendi sistemini kurdu. Eş'arî’nin hocasıyla yaptığı bir tartışmada hocasının kendisine cevap vermekte yetersiz kalması ve rüyasında Hz. Muhamtned'i görmesi sonrası Mutezile'den ayrıldığı söylenir. Onun kurduğu sistem Ehli Sünnet’in temel kelam ekollerinden birisini teşkil etti. Eş'arînin eserleri arasında Makâlâtu'l-Ulamiyyîn ve Kitâ-bu'l-Luma sayılabilir. Bakınız: Eş'arîlik.
Eş'arîlik:
Ehli Sünnet kelamcısı Eş'arî’nin görüşleri çerçevesinde şekillenen kelam ekolü. Mutezilenin akılcılığına karşı Eş'arîlik, Selefiyye'de olduğu gibi imanı savunur. Eş'arîlikte Allah'ı ahirette gözle görmenin caiz olduğu, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olarak kadim olduğu ancak onun sayfaları harfleri ve mürekkebinin mahluk olduğu, hayır ve şerrin Allah'tan olduğu, kulların fiillerinin Allah'ın yarattığı fakat insanların kesbettiği düşünülür. Eş'arî sonrası Eş'arîlik akımı Bakıllânî, Cüveynî ve Gazzalî gibi alimlerce geliştirilerek yayıldı.
Eşük:
Eski Türklerde ölünün sarıldığı kefen.
Ether:
Eski Yunan mitolojisinde sonlu şeyleri sembolize eden ve şekilsiz elementlerden Phanes’in çıktığı büyük yumurtaya kadar kozmik maddeyi organize eden aslî prensip; Erebus ve Nux'un çocuğu. Phanes’in yaratılışı sonrası Ether, gökyüzünün ışığı haline geldi.
Etruskan Dini:
Eski Etruria (Tuscany) halkının dini. MÖ 5. yy'dan itibaren Romalılarla karışan ve Roma dinini etkileyen Etruskanlarm dinsel yapısıyla ilgili net bir tablo çizmek zordur. Konuyla ilgili Etruskan dokümanlarının kolay anlaşılır olmamasının yanı sıra Romalı ve Yunan yazarların bu konudaki referansları da parça parçadır. Etruskan efsaneleri, Roma ve Yunan tanrıları yanı sıra kendi tanrılarını da ihtiva eder. En önemli tanrısal varlıklar arasında Juno, Minerva, Mars, Neptün, Silvanus ve Janus bulunur. Diğer tanrılar İse şehirler, aileler ve yaşam çevreleriyle ilişkilidir. Etruskanların tapınakları, rahip giysileri, heykel ve büstleri Romalıları etkilemiştir. Onlar, ölülere büyük itina göstermişlerde ölüler için ev benzeri mezarlar yapmışlardır.
Etrusk dini üzerinde sahip olduğumuz dökümanlar, oldukça zengin olmakla birlikte bir o kadar muhteliftir. Diğer yandan bunların yorumu da kolay değildir. Bu konudaki ilk kaynaklar, edebi, epigrafik ve arkeolojik kaynaklardır. İlk kaynak, Mısır mumyasından kumaş bir şeritin üzerine yazılmış olan ve bugün zağreb müzesinde muhafaza edilen edebi bir metindir. Bu metin, Liber Lintues tarafından İ.Ö: 150-30 yıllan arasında yaşamış olan bir kadın mumyasını sarmaya yarayan bir şerit üzerine, nasıl olduğu bilinmeyen bir yolla nakledilmiştir. Bir Hırvat Turist, bu mumyayı, şeritle birlikte Viyana'daki kolleksiyonuna dahil etmiş ve ölümünden sonrada Zagreb müzesine nakledilmiştir. Bu tomar on dört metre uzunluğunda ve otuz üç santimetre yüksekliğindedir. Metin, her biri otuz satırı ihtiva eden on iki kolona bölünmüştür. Etrüsk yazısı sağdan sola doğru okunmaktadır. Metnin muhtevası, daha ziyade çok sayıdaki Tanrılara karşı ifâ edilmesi gereken merasimlerden bahsetmektedir. Bu Tanrılar, Tinia, Jüpiter, Zeus, Nethuns, Poseidon ve Neptune'dur. Etrüsklerin dini hakkında sahip olduğumuz diğer metinler epigrafik karakter taşımaktadır. Bunların içinde un uzun olanı Capou'da keşfedilen bir kiremit üzerine yazılmış ofanıdır. Bu metin, muhtelif tarihlerde icra edilen kurban merasimlerinin dökümünü sunmaktadır. Yunan ve Roma dinlerinin aksine Etrüsk dini, vahye dayanan bir dindir. Bu dinin sırları insanlara peygamberler tarafından öğretilmiştir. Bu peygamberlerden biri, Tages'dir. Tarquinia'h bir çiftçinin toprağa çizdiği saban izinden mucizevi şekilde çıkmıştır. O, çocuk biçiminde ve boyunda'dır. Ancak, kendisine “Tanrısal Bilgi” verilmiştir. “Tages’in kitapları” büyük bir şöhrete ulaşmıştır. Bir diğer meşhur rivayet Clusium'da meydana gelmiştir. Vegoia denen dağ, Arruns'a Jüpiter’in kararlarını öğretmiştir. Vegoia’nın vahyine yer hukuku bağlanmıştır.
Peygamberler tarafından Etrüsk halkına bildirilen vahiylerin bulunduğu kitaplar, bir takım doktrinler meydana getiriyordu. Bunlara Romalılar, “Etrüsk Disiplini” adını vermişlerdir. Bunları üç grupta toplayabiliriz:
Birinci grup kitaplar: Kurbanların bağırsaklarının yorum sanatını ihtiva ediyordu. Bu konuda Etrüskler üstad olarak kendilerini görüyorlardı. Rahipler, dinin bütün alanlarında yetkili idiler. Özellikle bunların görevleri; Tanrılara sunulan kurbanların bağırsaklarını okuyarak kader konusunda bilgi vermekti. İkinci grup kitaplar: Daha çok yıldırımla ilgili etrüsk doktrinini İhtiva ediyordu. Böylece, geçmiş bir fenomene çok önem veriyorlardı. Çünkü bunları, Tanrıların iradesinin elle tutulabilen bir işareti olarak kabul ediyorlardı. Üçüncü grup kitaplar: Ritüellerle ilgili kitaplardır. Bunlar, insan hayatı ve devlet hayatı ile ilgili kuralları ihtiva ediyordu. Ölülerle ilgili konular yer alıyordu. Ayrıca bağışlanma şekilleri açıklanıyordu. Etrüskler için tabiat bir çeşit evrensel finaiiteye tabi idi. Tabiatta meydana gelen olaylar, insanlara iradelerini ve isteklerini göstermek için tanrılar tarafından meydana getiriliyordu.
Etrüsk rahipleri ve Tanrıları, konusunda birşeyler söylemek de oldukça zordur. Çünkü Etrüsk pantheonunu ve mitolojisini derinden tanımak mümkün değildir. Gizli güçlerin dışında, Etrüsk Tanrıları, genelde bildiğimiz isimleri taşımaktadırlar, çünkü İtalyancadan alınmışlardır. Meselâ, Ani, Janus'dan, Uni, Junon'dan, Nethuns, Neptune'dan, Maris, Mars'dan, Selvansl Silvanus'dan gelmektedir. Ayrıca, Yunanca'dan gelen kelimeler de vardır. Meselâ, Aplu, Apollon'dan, Artumes, Artemis'den gelmiştir. Etrüsk dini geleneği, rahipler topluluğu tarafından titiz şekilde muhafaza edilmiştir. Rahiplerin, Etrüsk dini hayatının bütün veçhelerinde büyük yetkileri vardır. Rahiplerin büyücü rolleri olduğu gibi, insanlar ve site üzerine yıldırımlarıda çektiklerine de inanılıyordu.
Etopya Kilisesi:
Etopya'da Hıristiyanlık M.330 yılına doğru Tyr'lı genç bir Hıristiyan olan Frumentius tarafından yayılmıştır. Kızıldeniz'de gemisi batmış olan Frumentius'u, İskenderiyyeli Athanese, piskopos olarak takdis etmiştir. Frumentius bu dağlık bölgeye, giriş kanalları ile nüfuz etmiştir. Daha önce aynı yollar, Mısır kraliçesi Hatshepsout'un ve Saba melikesinin gönderdiği askerler tarafından da kullanılmıştır, Etopya, yüzyıllarca tek Hıristiyan Afrika ülkesi olarak kalmıştır.
Lalibela bölgesinin kayalara ayrılmış manastır ve kiliseleri, Bizans'tan ve Kıptilerden etkilenmiş, fresklerle süslüdür. XVI. yüz yıldan itibaren birkaç Ermeni ve Portekiz seyyah, bölge süslemeciliğine yabancı unsurlar sokmuşlardır. Ancak kiliselerin plânı aynı şekilde kalmıştır. Bölge kulübelerinin şeklini hatırlatan kiliselerin yuvarlak planı oldukça ilginçtir. Habeşistan kilisesi, yakın bir tarihe kadar Mısır Kıpti kilisesine bağlı bulunmaktaydı. Etiopya patriği, İskenderiyye patriği tarafından atanmıştı. Bugün Etiopya kilisesi, tamamen bağımsızdır. Kilisenin ruhani reisi, Addis-Abeba'da oturmaktadır. Etiopya Hıristiyanlar! monofizittirler ve Musevi şeriatının gıda, sünnet ve cumartesi günü ile ilgili birçok yasak ve emirlerini benimsemişlerdir.
Bakınız: Habeşistan Kilisesi.
Euhemerus (Öhemerus):
MÖ 4. yy'da yaşayan Messeneli yazar. Bir seyahat romanında (Sacred Scripture), Hint Okyanusu'nda bir adayı ziyaret ettiğini, orada üzerinde tanrılar Ouranos Cronos ve Zeus'un işlerinin yazılı olduğu bir altın sütun gördüğünü iddia etti ve tanrıların bir zamanlar insan olduklarını söyledi. Tanrıların ilahlaştırılan kahramanlar oldukları teorisi (Euhemerizm) sonradan yaygınlaştı ve birçok yazar bunu Eski Yunan tanrılarının gerçek tabiatı sergilemede kullandılar. Tanrıların aslında kahramanlar olduğu ve dinin atalara tapınmadan zuhur ettiği teorisi modern çağda da bazılarınca iddia edildi.
Eumenidler:
Bakınız: Erinnyeler.
Eunomia:
Eski Yunan'da düzen ve hukuk tanımanın tanrıçası; Zeus ve Themis’in kızı; Dike ve Eirene’nin kızkardeşi.
Euripides:
(MÖ 485-406) Geleneksel Yunan mitolojilerine ve tanrılarına karşı güçlü bir tenkitçi olan Yunanlı dramatist.
Europa (Avrupa):
Yunan mitolojisinde Tyre kralı Apenor'un kızı. Mitolojiye göre Zeus, kendisini bir boğa suretine sokarak Europa'ya göründü ve sonra onu sırtına alarak Girit'e götürdü. Europa, orada Zeus'a çocuklar (Minos dahil) doğurdu. Europa'ya ya bir Girit tanrıçası olarak tapılmış ya da o bir Girit tanrıçasıyla özdeşleştirilmiştir. Önceleri Europa ismi yalnızca Yunanistan'a verilmişken sonradan tüm kıta için kullanılmaya başlandı.
Eusebe De Cesaree:
Piskopos ve Yunan tarihçisidir (265-340). 313 yılından ölümüne kadar Cesaree piskoposluğu yapmıştır. Constantin’in gözde danışmanlardandır. Arienlere karşı tartışmada çok önemli rol oynamış ve İznik Konsilinde Athanase'la tartışmıştır. Çok büyük bir bilgin olan Eusebe, tarih ve zaman hesaplan üzerinde birçok kaide geliştirmiştir. Başlanmandan M. 323 yılma kadar tüm Hıristiyanlık tarihini içine alan bir kilise tarihi yazmıştır. Ayrıca, Hıristiyanlığı savunan birçok eser bırakmıştır.
Eusebius:
(y. 260-340) Kilise tarihi yazarı. Yazdığı kilise tarihi, apostalik dönemden kendi zamanına kadar Hıristiyanlık hakkında bilgi verir. Ayrıca Filistin şehitleri, Konstantin’in Hayatı ve benzeri diğer eserleri de vardır. İznik Konsilinde konsil kararlarını kabul etmiştir.
Euterpe:
Eski Yunan mitolojisinde sanat tanrıçaları olan 9 Muse'den birisi; flüt tanrıçası.
Eutyches:
Monofizitliğin İstanbul'daki kurucusu olan Eutyches (378-454) İsa'nın sadece Tanrısal tabiata sahip olduğunu savunmuştur. İsa'nın insani tabiatının sadece bir görünüm olduğunu ileri sürmüştür. Eutyches’in taraftarlarına Eutychiensler adı verilmiştir.
Evancelik Kiliseler:
Jacob Albright'ın (1759-1808) isminden hareketle Albright Kardeşliği diye de adlandırılan küçük bir Amerikan Protestan mezhebi. Albright, Metodist Episkopal Kilisesinden ayrılarak, bağımsız bir organizasyon oluşturdu. 1816'dan itibaren bu organizasyon Evancelik Birlik olarak adlandırıldı. Bu birlik içerisindeki çeşitli tartışmalar bazı ayrılıklara yol açtı ve nihayet 1922'de kendisini Evancelik Kilise olarak adlandıran, bir birlik oluşturuldu. Evancelik Kilise, 1946'da Evancelik Birlik Kardeşliği Kilisesini oluşturmak için Mesih'te Birleşik Kardeşlik hareketiyle birleşti.
Reform döneminde kurulmuş olan kiliselere verilen isimdir. Kısacası, Protestan kiliselerin diğer bir adıdır. XVI., yüzyılda Martin Luther’in başlattığı “İnsanın amelle değil, imanla kurtulabileceği” tezine ağırlık veren kiliseler, Protestan kiliselerini doğurmuştur. Protestan kiliselerine Evan-jelik kiliseler, Reforme kiliseler, adı verilmiştir. Martin Luther XVI. yüzyılda insanın kurtuluşu konusundaki fikirlerini açıkladığı zaman, Katolik Kilisesi, Luther'i aforoz etmiştir. Luther ayrı bir kilise kurmayı düşünmemesine rağmen, Vatikan'ın Luthere karşı tavrı, onun ayrı bir yol izlemesine sebep olmuştur. Luthercilerin çok önem vermeleri nedeniyle de bu harekete “Evanjelik” adı verilmiştir. Protestanlığın diğer bir temsilcisi olan Jean Calvin’in yolundan gidenler ise “Reform kiliseleri” adını benimsemişlerdir.
Protestan kiliseleri, İngilterede Anglikan kilisesi olarak kendini göstermiştir. Anglikan kilisesi, kilise sırlarında Protestan iken, kilise hiyerarşisinde Katolik geleneği benimsemiştir. Ancak, papanın otoritesini benimsememişlerdir. Protestan mezhepleri arasında Evanjelik birlik güçlenerek devam etmiş 1846 yılında Londra'da, Avrupa'da ve Amerika'da elli mezhebin temsilcisi 800 delegenin katılımı ile “Dünya Evanjelik ittifakı” kurulmuştur. İttifakın üzerinde mutabık kaldığı temel prensipler şunlardır:
1- İlâhi ilham eseri olan kutsal metinler, tek ve yeterli yetkili kaynaktır.
2- Herkes kutsal metinlerin yorumunda, kişisel düşüncelerim kullanabilir. Bu herkesin hakkıdır.
3- Tanrının birliği üç ayrı birlik olan Teslisde gerçekleşmektedir.
4- İnsan tabiatı sınırsız bir bozulma içindedir.
5- Tanrının oğlu, insan bedenine bürünmüş ve bütün insanların günahlarına keffaret olarak can vermiştir.
6- Kurtuluş sadece imanla mümkün olmaktadır.
7- İnsanları mutlu yapan, Kutsal-Ruhtur.
8- Ruh ölümsüzdür. İnsan kıyamette bedeniyle dirilecek ve son yargıyı İsa yapacaktır.
9- Din adamı kurumu, Tanrısal iradeyle kurulmuştur.
10- Ocak ayının ilk haftası “Evrensel İbadet” haftası olarak belirlenmiştir. Evanjelik ittifak, kuruluşundan sonra, XIX. yüzyıl boyunca, din özgürlüğü konusunda önemli rol oynamıştır. Ancak XX. yüzyılda etkinliği zayıflamış ve faaliyetleri İngiltere'yle sınırlı kalmıştır. 1867'de Amerika'da kurulan kolu, 190S'de “Federal kiliseler konseyi” ismini almıştır. Evanjelik ittifak 1958'de “Evanjelik misyoner ittifakı”nı kurmuştur. Amerika'da Protestan eğilimler içinde liberaller ile fundamentalistler arasındaki gerilim XX., yüzyılda artmıştır. Fundamentalistİer, zamanla “Evanjelik” ismini benimsemişlerdir. 1942'de kırk kadar mezhep bir araya gelerek, “Ulusal Evanjelik Birliğini” kurmuşlardır. 1957'de Dünya Evanjelik Dayanışmasını benimseyen birlikler, Amerika Reform kilisesiyle birleşmiş ve “Kongregasyonel Hıristiyan Kiliseleri Genel Konseyi”ni meydana getirmişlerdir.
Evancelikalizm (Evangelicalism):
Genelde Evancelik terimi reform döneminden itibaren, öğretilerini yalnızca mcilîere dayandırma iddialarından dolayı Protestan kiliselere atfedildi. Almanya ve isviçre'de ise Evancelik terimi uzun zaman özellikle Protestan kiliselerinin Lutherci grupları için kullanıldı. Öte yandan İngiliz kilisesinde terim, kişisel ihtidayı ve İsa Mesih’in keffaret olarak öldüğüne iman yoluyla kurtuluşu vurgulayan akım için kullanılmaktadır.
Evancelist:
Hıristiyanlıkta 4 kanonik İncilin yazarlarına verilen unvan.
Evharist (Eucharist, Evharistiya):
“Şükran” anlamına gelen Evharist, Hıristiyan ayinleri arasında merkezi bir role sahiptir. Bu sakrament için kullanılan diğer isimler ise “Komünyon Ayini”, “Kutsal Komünyon”, “Mass”, “Rabbin Akşam Yemeği” ve “Ekmek şarap Ayini”dir. İsa'nın havarileriyle yediği son akşam yemeğine nispeten düzenlenen bu ayin, çok erken dönemlerden itibaren Hıristiyanlarca düzenli olarak yapılan bir sakrament olagelmiştir. Bu ayin bir Hıristiyan için İsa Mesih’in eti ve kanıyla bütünleşmek anlamını taşır. Pavlus ile Ebionitler arasındaki en belirgin görüş farklarından biri de budur. Zira Pavlus, komünyondaki ekmeğin İsa'nın etini içeceğin ise kanını ifade ettiğini söylerken Ebionitler, bu ayinin sadece bir hatıra anlamını ifade ettiğini söylüyorlardı. Reform dönemi sonrası da Protestanlar arasında Evharistin yalnızca bir hatıra olduğunu kabul eden bazı teologlar ortaya çıktı. Erken dönemlerden itibaren Evharistin bir çeşit kurban olduğu da kabul edildi. Yine Reformistler arasında bazıları bunu da kabul etmediler. Bakınız: Virtualizm.
Evlilik:
a- Eski İsrail'de Evlilik: Eski İsrail'de Evlilik ve aile hayatı hemen hemen semitik doğudaki karakteri göstermektedir. Bu karakter, Ataerkil aile tipidir. Aile şefi, çocuklar, torunlar, hizmetçiler ve köleler bu otoritenin altındadırlar. Çünkü Ataerkil toplumların karakteri budur. Evlilikle genç kız, babasının evini terkeder ve kocasının evine gider. Nişanlı kızın babasına verilen Mehir, kadının satın alındığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Mehir, üyelerinden birini kaybeden aile için bir telâfi anlamı taşıdığı gibi, evlenmenin belli kurallara göre ifâ edildiğini de göstermektedir. Diğer yandan, babaya ödenen mehrin yararlanma anlamada yoktur. Mehir, dul kalma veya başka bir şekilde reddedilme halinde kadın için bir garanti görevi ifâ etmektedir. Genç kızın bekaretinin tesbiti çok önem taşımaktadır. Şayet genç kadın bakire değilse; recm cezasına çarptırılmaktadır.[40]
Koca, efendi olarak telâkki edilmiştir. Onun karısından beklediği şey, Tanrısal takdisin aiâmeti olarak çok sayıda çocuk doğurmasıdır. Kısırlık, bir kadın için en büyük felakettir. [41]Çok nadir olarak erkekler kısır kadınlarına teselli için şöyle derler: “Ben sana on oğuldan daha iyi değilmiyim?” [42]Bazıları için zenginlik alâmeti olan poligami, ilk kadının kısırlığı durumunda daima var olmuştur. Hamurabi kanunlarına göre kısır kadın, kocasına bir cariye sunmak zorundadır. Bu durumda doğacak çocuk, meşru olan ilk kadının oğlu olarak telâkki edilir [43] Nesil endişesi, levirat kanununu açıklamaktadır. Buna göre bir adam çocuksuz ölürse, eşi, ilk kocasının neslini devam ettirebilmek için kayın biraderi ile evlenmektedir. [44]
Bütün toplumlarda “yakınla cinsel ilişki” temel bir yasaktır. Tekvin’in rivayetleri, klandaki evlilikleri kayırarak sosyal tutarlılığı devam ettirme endişesini izhar etmektedir. [45]Evlenilmeleri yasak olanların listesi Levililer'de uzun bir liste halinde sunulmuştur. [46]
Eski İsrailde kadının statüsü oldukça düşüktür. Kocası onu daima reddedebilir. [47]Kadınla erkek aynı haklara sahip değildir. Zina yasak edilmiştir; [48]fakat Yahudi şeriati özellikle kadın üzerine ağırca basmaktadır. Zina eden erkek ve kadın öldürülmektedir. [49]
b- Eski Ahide Göre Evlilik: Eski Doğu, hayatı, aşkı ve evliliği, mitoloji ve dini rükünler vasıtası olarak kutsallaştırmaktadır. Ana Tanrıça kültü, verimliliğn sembolü idi. Kutsal Fahişelik, hayati güçleri canlandırmayı amaçlıyordu. Babil'de yeni yılın ilk gününde Kral Mardouk ile İştar'ın birleşmesini temsil ediyordu. Bütün bu uygulamalar Eski Ahitte kınanmaktadır. [50]Fakat halk inançları bunları, yaşatma eğiliminde olmuştur. Yahve'nin bütün tasvirleri reddedilmiştir. Evlenme, Tanrının yaratıcı İradesine bağlanmıştır. Tekvin 2'de erkek ve kadının birbirini tamamlayıcılığı üzerinde durulmaktadır.
Evliliğin temel kanunu, Tevratta şöyle belirtilmektedir:” Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak ve karısı ile bir beden olacaktır. [51]Normal olarak kadın, babasının evini terkedecektir. Erkek de ilk tesanüt kurduğu kimseleri terkedecek ve karısı ile bir hayat arkadaşlığı kuracaktır.
Yahudi tarihi boyunca, peygamberler, hakimler, aile müessesini, daha istikrarlı ve kadmm liyakatına daha saygılı bir şekilde geliştirmeye çalışmışlardır. Tanrı Yahve'nin İsraille yaptığı ahdi, evlilik akdine benzeterek peygamberler, ailenin derin tabiatını anlatmaya katkı sağlamışlardır. Bu konuda Hoşea, öncülük etmektedir. O, putperest halkların sadakatsizliğini kınamakta; onu, zaniye bir kadınla mukayese etmektedir. Yine o, bağışlayıcı ve kurtarıcı aşkla yükselmektedir. [52]
Aynı konular üzerinde Yeremyada durmuş, Hezekiel ise aldatılmışlıktan kırgın Tanrısal eşin öfkesini duyurmuştur.[53] Sürgünün sonuna doğru, sadakatsiz eşin Tanrı tarafından terkedilmediği ilân edilmeye başlanmıştır. [54]Bir zaman için terkedilmiş olan böyle eşierin nesillerinin çoğalacağı bildirilmektedir. [55]Yahudi tarihinde Hakimler, gençleri evlilikte sadakate davet etmişler ve ideal bir kadın portresi çizmişlerdir. Neşideler Ne-şidesi, karşılıklı aşkı tebcil etmektedir. Yahudi geleneğinde mistik aşkm hareket noktası, Tanrı Yahve ve İsrail’in arasında olduğu düşünülen mecazi evlilik olayıdır.
c- Yeni Ahitte Evlilik: Hıristiyanlığın zuhuru anında, İsrailde poligami hemen hemen kaybolmuştur. Ailevi faziletlerin sağlamlığı, çocuk düşürmenin kabul edilmemesi, İsrail halkının nüfusunun çoğalmasına ve putperestler nezdinde bir cazibe kuvvetli olmasına katkı sağlamıştır. Hahamlık yahudiliğinin koyduğu kurallar ve yasalar, kadının aleyhine olmuştur. Meselâ boşanma konusunda, Hillel okulu (daha toleranslı) ile Shammai okulu (daha sert) arasındaki tartışma meşhurdur. Bunun yankısı İncillerde de görülmektedir. Hz. İsa'ya kadını boşama nedenleri sorulduğu zaman şöyle demiştir:
“Ferisiler geldiler ve onu deniyerek; Adama karısını boşamak caizmi?” diye kendisinden sordular. O da cevap verip onlara dedi:
“Musa size ne emretti?” Onlarda dediler:
“Musa bir boş kağıdı yazmağa ve kadını boşamağa müsaade etmiştir.” Fakat İsa onlara dedi:
“Yüreklerinizin katılığından dolayı, size bu emri yazdı. Fakat hilkatin başlangıcından Allah onları erkek ve dişi yarattı. Bunun için bir adam babasını anasını bırakacak, karısına yapışacaktır. İkisi'de bir beden olacaktır. Şöyle ki, onlar artık iki değil, fakat bir bedendirler.” İsa sözlerini şöyle tamamlar:
“Kim karısını boşar, ve başkası ile evlenirse, ona karşı zina eder. Ve kadın kocasını boşar ve bir başkası ile evlenirse, zina eder.” [56]Bu cevap karşısında İsa'nın talebeleri şaşırmışlardır. Çünkü boşanma, mutlak olarak reddedilmektedir. Çünkü boşanma, geçici bir ödündür. Bunun için İsa, Tekvinin 1/27; 2/24'deki ifadeleri hatırlattıktan sonra, şöyle diyor: “Allahın birleştirdiğini, insan ayırmasın”. İsa, evliliğin çözülmezliğini iyice belirttikten sonra, boşanmayı söz konusu edenleri şöyle mahkum etmektedir: “Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir.” [57]
Hıristiyanlıkta, karısının sadakatsizliği karşısında istisnaî bir kaidenin olup olmadığı hep sorulmuştur. Bu konuda Matta 19/9'deki cümleler delil olarak ileri sürülmüştür. “Kim zinadan ötürü olmayıp karısını boşar ve başkası ile evlenirse, zina eder; boşanmış olanla da evlenen zina eder.”
Aile konusunda S. Paul'un açıklamaları dikkat çekicidir. Aphrodit mabedinin hakimiyetinde olan Corinthe şehrinde evlilikle ve bekaretle ilgili sorulara cevaplar, vermiştir: Paul, zina korkusu ile evlenmeyi tavsiye ediyor. O da boşanmayı kabul etmiyor. Paui'un bütün bu konular'daki izahı, I. Korint. Bab 7'de genişçe görülmektedir. Yine, Paul, evli insanlara, istikrarlı bir aile hayatı, tavsiye etmekte, özellikle bekar kalamayanların evlenmesine izin vermektedir. Diğer yandan, Paul'un, I. ve II. Timoteosa'ya yazdığı mektuplar, aile problemlerine çok yer vermiştir. Burada, yaratılış düzeni [58] ve analığın büyüklüğü [59] üzerinde durulmuştur. Yine orada “genç dullar” evliliğe davet edilmişler, çok yaşlılarında kendilerini ibadete vermeleri tavsiye edilmiştir. [60]
II. asrın başında Polycarpe, “dulları” “Rabbin Mihrabı” olarak takdim ediyor. [61]Eski Metinlerde, “evlilik âyini” ile ilgili hiçbir şey görülmemektedir. Sadece Antakyalı İgnace'ya göre, piskoposun görüşü olmaksızın evlenmemek gerektiği belirtilmektedir.[62] İşte buna göre Hıristiyanlar bu âdeti devam ettirmektedirler. Bu nedenle Katoliklerin “evlilik sakramenti” olarak kutladıkları âyinin kaynağı İgnace olsa gerektir.
Diğer yandan Paul'un Efesoslulara yazdığı mektupta “evlilik spiritüalitesi” konusunda önemli yenilikler getirdiği görülmektedir. Paul, çiftleri, ilişkilerini İsa ile kilise arasındaki birleşme sırrı üzerine dayandırmaya davet etmektedir. Bunun için şöyle demektedir. “Ey kadınlar! kendi kocalarınıza Rabbe tâbi olur gibi tâbi olun. Çünkü bedenin kurtarıcısı Mesih, kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır.” [63]Bu metne göre, İsa'nın durumu, erkeğin karısına olan aşkı için bir model görevi yapmaktadır. Buna göre, kilisenin İsa'ya bağlılığı, eşin hayatı için bir örnektir. Skolostiklerin hazırladığı yedi sarkament içine evlilik sakramentide girmiştir. Fakat Protestanlar vaftiz ve Evharistiya dışında sakrament kabul etmemektedirler. Hıristiyanlıkta evlilik ve aile konusunda en önemli karar II. Vatikan konsilinde alınmıştır. Burada aile konusunda şöyle denmektedir: “Hıristiyan ailesi, bir evlilikten ve bir aşk iştirakinden çıkmıştır. Bu akd, İsa ile kilisenin birleşmesi aşkıdır”. Böylece Hıristiyan ailesi, bütün insanlara, dünyada kurtarıcının yaşayan varlığını ve kilisenin gerçek tabiatını gösterecektir. Tâ ki Hıristiyan ailesinde eşlerin aşkı, ailenin sadakati ve birliği, bütün aile üyelerinin dostça işbirliği, devam ettiği ölçüde devam edecektir,
ç- İslâmda Evlilik: İslâmiyette evlilik dini bir akitten çok, sosyal bir akit özelliği taşımaktır. İslâm'da evlilikte esas olan, diyalog üzerine oturan evliliktir. Böyle bir evlilikte erkek veya kad egemenliğinden çok, eşler arasındaki işbirliği söz konusu olmaktadır. İslâm'da evlilikte de esas olan eşlerin biribirlerine karşı gösterdikleri saygıdır. İslâmda poligami, islâmın temel felsefesi değildir. İslâmın temel felsefesi, doğru imana, doğru niyete ve hayırlı işlere götüren düşünce yapısıdır. İslâmın aile hayatına verdiği önemin temel felsefesi, doğru ve dürüst insanın yetiştirilmesidir.
Evliya:
Bakınız: Velî.
Evrad:
Arapça, “gelmek ulaşmak” anlamına gelen Vird’in çoğulu. Tasavvufta günün çeşitli vakitlerinde okunan dua ve zikirler. Okunan evrad tarikattan tarikata farklılık gösterebilir.
Excommunication:
Hıristiyan geleneğinde herhangi bir kişiyi dini gruptan, cemaattan ya da kiliseden tecrit etme, ibadet ve sakramentlerden yoksun bırakma ve onu tecrit etmeleri konusunda diğer cemaat üyelerini de uyarma. Excommunication, aforozdan farklıdır, zira aforoz bir kişiyi tamamıyla din dışına atma ve lanetlemeyi ifade eder. Bakınız: Aforoz.
Exil (Exile):
İbranicede galout kelimesiyle ifade edilen sürgün, Yahudilerce, hatalarından dolayı, bir ceza olarak kabul edilmiştir. Sürgün ilahiyatı, dönüş ve Mesih ilahiyatını da ihtiva etmektedir. Uzun yılları içine alan sürgün (Exil) karşısında, Yahudi mistiği, Diaspora'ya müspet bir anlam verme yollarını aramıştır. Talmud şöyle demektedir: Tanrı, İsraillileri, sadece başka milletlerin arasında inançlarını yaymaları için dağıtmıştır. [64]Kabalist İsaac Louria, İsraillerin dünyanın yaratılışı sırasında tüm yeryüzüne saçılmış olan kutsallık “kıvılcımlarını” toplamak için dağılmaları gereği üzerinde ısrarla durmaktadır. Sürgünler, böylece, dünyanın mesihi kurtuluşuna iştirak etmektedirler. Yahudi geleneğine göre, Tanrısal varhk (ehehina veya shekinah) Yahudi milleti ile birlikte sürgün edilmiştir. O, ancak Mesih geldiği zaman, onunla birlikte Sion'a dönecektir.
Eyke Halkı:
Kur'an'da kendilerinden bahsedilen bir halk[65]; Hz. Şuayb'ın halkı. Kur'an'a göre onlar, Hz. şuayb kendilerini tevhide davet ettiğinde ve ticaret ve alış verişte doğruluğa dürüstlüğe çağırdığında onu yalanladılar; bununla da kalmayıp kendilerine bir afet vermesi konusunda Allah'a karşı meydan okudular. Bunun üzerine Allah onları bir azapla helaketti.
Eyyub (Yob):
Kur'an'da ismi anılan bir peygamber. O, maruz kaldığı bir hastalığa karşı sabreden ve Allah'ın lütfuna mazhar olan örnek bir kişi olarak zikredilir. [66]Eski Ahit'teki Yob (Eyyub) Kitabı ona atfedilir.
Eyub Kitabı:
Eski Ahidin kitapları arasında yer alan Eyub Kitabı, Yahudi kutsal kitabı olan Tanah'ın bölümleri arasında yer almaktadır. Eyub kitabı, bir hikmet kitabıdır. Eyub’un sabrını ve hikmetlerini dile getirmektedir. M.Ö. VI. veya V. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Kitaptaki bazı bölümlerin sonradan ilave edildiği kabul edilmektedir. Eyub kitabında, Eyüb'ün üç arkadaşı arasında geçen tartışmalar yer almaktadır. Eyub, Allahla konuşarak acılarını dile getirmektedir. Bu acıların nedenleri ve bunlara karşı gösterilen sabır, Eyub kitabında dile getirilmiştir.
Eyub kitabındaki tartışmaların merkezini, Eyub oluşturmaktadır. Eyub'a göre kendisi günahsızdır. Ancak arkadaşları onun günahkar olduğunu savunmaktadırlar. Ancak, Eyub bu açıklamalardan tatmin olmuş değildir. Eyub ile Allah arasında geçen konuşmalar da Eyub'u tatmin etmez. Fakat konuşmalardan çıkan sonuç şudur: Allahın insanlar için takdiri birçok hikmetlerle doludur. Allahın hikmetinin gayesini bilemeyiz. İnsana düşen görev, eiinden geleni yapıp, gerisini Allah'a bırakmaktır. Eyub kitabı, kırk iki babdan meydana gelmiştir. 32-37 babların sonradan ilave olunduğunu belirten kaynaklar vardır.
Ezakiel:
İşaya (İsaiah) ve Yeremya’nın (Jeremiah) halefi; büyük Eski Ahit peygamberlerinin sonuncusu. Kitabı Mukaddes'teki Ezakiel kitabının yazan olarak tanımknan Ezakiel’in Babil sürgününü yaşacağına inanılır.
Rahip Buzi'nin oğlu olan Ezechiel, sürgünden sonra, Yahudi formasyonu üzerinde kesin bir tesir icra etmiştir. Ezekieİ’in ortaya koyduğu doktrin, eski Ahidin peygamberlerinin ortaya koyduğundan daha kolaydır. Ezekiel kral Joiakin (M.Ö. 597) ile birlikte sürgüne gönderilmiştir. Ezekiel, Babil sürgünleri sırasında görevini icra etmiştir. O, boş hayallere karşı sürekli halkı uyarmıştır. Ezekiel, gelecekteki ceza üzerinde, cemaatini düşünmeye davet etmiştir. M.Ö. 586'daki Kudüs'ün kesin olarak düşmesinden sonra o da mesajını değiştirmiştir. Çünkü o vakit ümitsiz haik kendi kendine şunu soruyordu: “Nasıl yaşayacağız?” O, buna bir ümit ışığı ile cevap veriyordu: “Niçin ölüyoruz. İsrail’in evi için mi?” [67]ve geleceğin planının çiziyordu. Hezekiel kitabının yaymlayıcıları, onun ilk metnindeki sadeliğini bozmuşlardır. Onlar, peygamberin düşüncesini yeni noktalarda geliştirmişlerse de, Hezekiel’in açıklamalarını ağırlaştırmalar ve onun metnini müphem hale sokmuşlardır. Ancak, Ezekiel, hayret verici bir yazardır. Onun açıklamalarında, evrensel mitolojinin belli başlı konularını bulmak mümkündür. Meselâ, ilkel adam, ejderha, kozmik ağaç gibi! Ezekiel, düşüncesinin kaynağındaki şeyi I. babda açıklamıştır. Detaya boğulmakla birlikte global anlam açık olarak görülmektedir. Tanrı, kozmozda ve dört canlı tarafından sembolize edilen sayısız güçler üzerinde saltanat sürmektedir. Bu canlı varlıkların tasviri, Mezopotamya saraylarına ve mabedlerine girişleri gözetleyen Kerubimleri hatırlatmaktadır. Ezekiel'e görülen Tanrı, Sina'nın Tanrısıdır. Süleyman mabedinin kemerinin üstünde hazır olan Tanrıdır. İşaya O Tanrıyı mabedde görmüştür. O, evrenin Tanrısıdır. Sürgünlere yakındır. O, sürgünler arasına mabedini kurmuştur. [68]Ezekiel, İşaya’nın doktrinini geliştirmiştir. Ezekiel’in, cesur şekilde Işaya'nın düşüncesine girdiği diğer bir noktada; İşaya şehri, kutsal ikamet nedeniyle ihlâl edilmez görürken; Ezekiel, başşehre, putperestlik günahı yayılınca, alınacağını düşünüyordu. [69]Kudüs şimdi yanmıştı. Hezekiel, sürgünlerin ümitsizliğini işitiyordu. “Bizim ümidimiz yıkılmıştır. Bu bizden yapılmıştır.” [70]Ezekiel, İsrail vicdanında kesin bir gelişme meydana getirmiş ve şöyle demiştir: Suç işleyen can, ölecek olan odur; babanın fesadını oğul taşımaz ve oğulun fesadını baba taşımaz; salihin salahı kendi üzerinde olur, kötünün kötülüğü de kendi üzerinde olur.” [71]Aynı konu 3/16-21; 33/1-20 de yeniden ele alınmıştır. Yine o, mesajlarında “Adaleti nedeni ile yaşamak” prensibini yaymıştır. [72]Ezekiel'e göre yargılama yapılınca, geriye gerçek diriliş olan kurtuluş kalacaktır. [73]Son yargılama gününde herkes dağıldığı yere toplanacaktır. Hayata kavuşan halk, ata toprağı üzerinde toplanmış olacaktır. Abdest onları temizleyecek. Bu pasaj Yeremya’nın 31/31-34 pasajları ile mukayese yapılabilir. Bu yeni hayat, birleşik bir krallıkta gerçekleşecektir. Şüphesiz bu da Davud soyundan gelen birinin soluğu ile olacaktır. Ezekiel’in 40-48 babları, yeni mabedi tasvir etmektedir. Mabedden fışkıran su. Ölü denize kadar heryerde hayat vermektedir. [74]Ezekiel kitabının son cümlesi “Yahve oradadır” diye bitmektedir.
Ezan:
(Arapça. “ilan etme”) İslamda müezzin tarafından namaza çağrı ya da bir başka sebeple cemaatın toplanması amacıyla yapılan çağrı. 7 cümleden oluşur (şia'da 8 cümle). Ezan ilk kez Medine'de yaklaşık 623'de okunmaya başlandı. İlk ezan okuyan kişi Hz. Bilal Habeşi'dir.
Ezher:
Mısır'daki ünlü cami ve üniversite. Dünyanın en eski üniversitelerinden birisi olduğu söylenir. Fatımîler tarafından kurulan Ezher, kısa zamanda büyüyüp gelişmiş ve önemli bir eğitim merkezi olmuştur. 1895'te Muhammed Abduh tarafından reforma tabi tutulan Ezher, yüzyılımızın başlarına kadar Mısır'ın hukuk, ilahiyat ve dil ağırlıklı eğitim veren adeta tek ileri eğitim merkeziydi. 1962'den sonra tıp, ziraat ve mühendislik gibi diğer bölümler de açıldı.
Ezra:
Eski Ahit'te yer alan bir şahsiyet; İsrailoğullarının Babil sürgünü (MO 586-538) sonrası cemaatın başında Kudüs'e döndükten sonra bir dizi reform yaparak günümüz Yahudiliğinin temellerini atan kişi; Yahudiliğin babası. Rahip ve katip Ezra'nın faaliyetleri Eski Ahit’in Ezra ve Nehemya kitaplarında anlatılır. Pers kralı Artaxerxes, Ezra'yı sürgündeki Yahudilerden bir grup toplayarak Kudüs'e dönmek ve orada cemaatı yeniden tesis etmekle görevlendirir. Bunun üzerine Ezra yaklaşık 1700 kişiyle MÖ 458/457'de yola çıkar ve Pers kralının özel koruması altında Kudüs'e yerleşir. Ezra, Babil sürgünü sonrası İsrailoğullarının ırksal saflıklarını temin için bir dizi tedbir alır ve bir hukuk sistemi oluşturmaya başlar. Sürgün döne minde yabancı ırktan kadınlarla evlenen İsrailoğullarının eşlerini boşamalarını ister. Eski Ahit'te[75], “Musa'nın Torah'ının usta yazıcısı” olarak nitelenen Ezra'nın Kudüs'te yaptığı önemli faaliyetlerden birisi de Torah'ın yeniden belirlenip yazılması işidir; zira bu dönemde Torah’ın elde mevcut olan herhangi bir yazılı nüshası yoktur. Do layısıyla Ezra, -Yahudi geleneğine göre- tanrıdan aldığı direktifler doğrultusunda Torah'ı Asurî yazı siciliyle yeniden yazar ya da yazdırır. Bunu yaparken onun, Torah metninde bazı harflerin noktalanması gibi çeşitli değişiklikler yaptığı da Talmud yazarlarınca kabul edilir. Tüm bu faaliyetleri nedeniyle Ezra, Yahudi geleneğinde çok önemli bir yere sahiptir ve haklı olarak günümüz Yahudilerince ona “Yahudiliğin Babası” ve “ikinci Musa” gibi isimler verilmiştir. Zira günümüz Yahudilik düşüncesinin ana hatlarını ilk sistematize eden ve Yahudiliğinin gerçek kurucusu olan kişi Ezra'dır. Öteden beri Yahudiler, Musa'ya inmemiş olsaydı Torah'ın Ezra'ya ineceğine inanmaktadırlar. Bakınız: Üzeyr.
Ezra'nın Birinci Ve İkinci Kitabı:
Yahudi kutsal kitabi'nın yetmişler tercümesinde yer aldığı halde, daha sonra kutsal metinlerden çıkarılan apokrif metindir. Bu metin, bugün Yahudi kutsal kitabındaki Ezra isimli metin değildir. Apokrif olan bu metnin Aramice veya İbranice yazılmış olma ihtimali büyüktür. Bugün bu metnin Yunancası ve Lâtincesi mevcuttur.
Ezra'nın birinci kitabındaki konular, M.Ö. 621-444 tarihleri arasında Yahudileri ilgilendiren konulardır. Apokrif olan bu metin, bugün kutsal kitapta yer alan Ezra kitabıyla paralellik arzetmektedir. Apokrif kabul edilen metin, Babil esareti sonucundaki Yahudi kültürel ve sosyal tarihini yansıtmaktadır.
Bu metniler üzerinde çalışanlar, bu metinlerin M.Ö. II. yüzyılda Mısırlı bir Yahudi tarafından kaleme alındığını tahmin etmektedirler. Bu metin, Yahudi tarihinden çok, Yahudi ahlâkî kurallarını yansıtmaktadır. Metinde, Tanrı Yohova, Yahudi şeriatı, Kudüs tapınağı, yabancılarla evliliğin yasaklığı gibi konular üzerinde durulmaktadır. Meşhur Yahudi tarihçisi, Josephos (Yasef ben Mathas), bu Apokrif metne çok önem vermiştir. Ezra'nın birinci kitabı, Ezra'nın üçüncü kitabı olarakda bilinmektedir.
Ezra'nın ikinci kitabıda, apokrif metin olarak kabul edilmektedir. Bu metin, Ezra'ya gelen yedi vahyi ihtiva eder. Ancak bu metin, M.S. 100 yıllarında bir Yahudi tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir. Yazıldığı dil, Aramice'dir. Milâdi ikinci yüzyılda bir Hıristiyan tarafından, kitabın Yunanca metnine bir giriş yazılmıştır. Bundan yaklaşık bir asır sonra yine, başka bir Hıristiyan yazar Yunanca metne XV. ve XVI. bölümleri eklemiştir. Bu Yunanca metin, İsa ve Hıristiyan öğretilerini anlatmaktadır. Aramca ana metin kaybolduğu için, daha sonraki çalışmalar hep, Yunanca metin üzerinde yapılmıştır. Ezra'nın ikinci kitabındaki ana konu, dünyanın sonuyla ilgilidir. Metinde Yahudi milliyetçiliği ve Yahudi dini hakkında temel fikirler mevcuttur. Yine metinde ele alınan konulardan biri, Kudüs mabedinin tahribinden sonra, Yahudilerin içine düştükleri sıkıntılardır.
El-Ezrakî:
(ö. 858) Ahbaru Mekke isimli eserin yazarı olan meşhur tarihçi.
[1] Fil: 105/1-5.
[2] Tekvin. 2:8
[3] Tekvin. 2:10-14.
[4] Maide: 5/5.
[5] Bakara: 2/256.
[6] Tekvin. 35:1, 49:25.
[7] Tekvin. 17:1, 28:3, 35:11, 43:14, 48:3 ve Çıkış. 6:3.
[8] Tekvin. 31:13, 35:7.
[9] Tekvin. 14:18-20, 22.
[10] Tekvin. 21:33.
[11] Tekvin. 16:13.
[12] Ali İmran: 3/110.
[13] Kehf: 18/9-26.
[14] Buhari, Enbiya:52
[15] Müsned. IV. 274
[16] Kehf: 18/25.
[17] I, Samuel, 30/27; Mika 1/3; Mezmurlar, 96/13.
[18] Amos 9/5-6; I. Samuel 30/30.
[19] Nahum 1/1-6.
[20] Yeremya 4/23-26
[21] I. Samuel 13/3-4
[22] Mezmurlar 96/13
[23] Mika; 6/1-3, 1. Samuel 63/1-6
[24] I. Samuel 6/5; 52/7; Mezmurlar 24/7-9; Mezmurlar 47.
[25] Mika 4/6; I. Samuel 49/10
[26] I. Samuel, 51/11. O bazan babadır. I. Samuel 63/16.
[27] Zekarya 14/1
[28] Amos 3/12; Smaul. 28/5.
[29] Amos:9; I. Samuel, 7/21-22; 11/6.
[30] Markos: XIIl/33; Matta: XIV/42; XXV/13; Luka XII/35-46, 21,36.
[31] I. Korintos: XVI/22; Vahiy XXII/20.
[32] Matta: VI/10.
[33] Markos: XIII/29
[34] Luka: XV1I/21.
[35] Matta: XIII
[36] Matta: X.
[37] Yuhanna: XIV ve XVII.
[38]I. Korintos: XV; II. Korintos: V/l-10;
[39] Özellik la guerre Juifs: 120-161.
[40] Tesniye: 22/13-29
[41] Mezmur: 128.
[42] I. Samuel, 1, 8.
[43] Tekvin: 16.
[44] Tesniye: 25/5-10.
[45] Tekvin: 24.
[46] Levililer: 18/20.
[47] Tesniye: 24/1.
[48] Çıkış: 20/14, Tesniye: 5/18,
[49] Levililer: 20/10.
[50] Tesniye: 23/18.
[51] Tekvin: 2/24.
[52] Hoşea: 2/20-21.
[53] Hezekiel: 16/60-2.
[54] İşaya, 50/1
[55] İşaya: 54/1
[56] Markos: 10/1-12.
[57] Matta: 5/28.
[58] I Tm/4,3
[59] 2/15
[60] I tm, 5/3-16.
[61] Filipelilere: 4/3.
[62] A. Polycarpe, V.2.
[63] Efesoslular; 5/22-23.
[64] Pesahim: 87b.
[65] Şuara: 26/176 ve devamı, Kâf: 50/14.
[66] Enbiya: 21/83-84; Sâd: 38/41-44.
[67] 33/10
[68] Xl/16.
[69]VIII.
[70] 37, 11.
[71] 18/20.
[72] 6/8-10; 9/4; 11/13; 12/16; 14/22.
[73] 37. Bab.
[74] 47. Bab.
[75] Ezra 7:6.
İslami Okul Okulların En Önemlisi