Islam Tarihi - 08 G - Index Web
G
Gelenekçilik (Traditionalizm):
Genç Erkekler Hristiyan Birliği:
Genç Kadınlar Hristiyan Birliği: (Young Women's Christian Association-Ywca)
Gerçeklik İncili (Evangelium Veritatis, The Gospel Of Truth):
I. Gréoire Le Grand (540-604):
Gregorios Aziz, (Nazıanzoslu) (330-389):
Gregorios Aziz (Nyssalı) (335-394):
Gregorios II (Kıbrıslı) (1241-1290):
I. Gregorius (Büyük Aziz) (540-604):
VII- Gregorius (Ildebrando Hildebrand) (1020-1085):
Gusül (Gusül Abdesti, Boy Abdesti):
Günaltay, Mehmet Şemseddin (1883-1961):
Gymnosophistler (Çıplak Bilgeler):
G
Ga-Oh:
Kuzey Amerika'da Iroquois kabilesinin rüzgarlar tanrısı; taşları silah olarak kullanan dev.
Gabarlar (Gheberler):
Hindistan'daki Parsilerden farklı olarak İran'da kalmış olan Mecusiler; İran Mecusileri. Gabar teriminin menşei kesin olarak belli olmamakla birlikte bunun Arapça “kâfir” teriminden gelmiş olabileceği iddia edilmektedir. 7. yy'da Müslümanların İran'ı fethetmesiyle Mecusilerin büyük kısmı Hindistan'a göç etmiş ve orada Parsi cemaatını oluşturmuştur. İran'da kalanlar ise Gabarlar adı altında varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Gabgab:
Bakınız: Cabcab.
Gabriel:
“Tanrı kudretlidir” anlamına gelen Gabriel ismi, Kitabı Mukaddes'te yalnızca birkaç yerde geçer.[1] Ancak Talmud'a göre o, tanrının tahtı etrafındaki dört baş melekten birisidir. Gabriel’in dışındaki diğer baş melekler ise Michael, Rafael ve Uriel'dir. Talmud'a göre Gabriel, Michael ile birlikte Adem’in evliliğinde sağdıçlık yapmıştır. Ayrıca onun tanrıyla peygamberler arasında elçilik yaptığı ve ateşin prensi olduğu da belirtilir. Bakınız: Cebrail, Melek.
Gaea (Gaia, Ge):
Eski Yunan'da insanlarve tanrılar tarafından tapıldığı kabul edilen yeryüzü tanrıçası; Kaos'un kızı; gökyüzü tanrısı Uranüs'ün karısı; Cronos, Pallas ve Okyanus'un yanı sıra Saykloplar ve Titanların da annesi. Onun Olimpus öncesi dönemde hayatın kaynağı ve her şeyin annesi olduğuna inanılır. Efsaneye göre Gaea, Titanları, Sayklopları ve diğer bazı varlıkları yaratmak için oğlu Uranüs'le birleşmiştir. Çeşitli geleneklere ait birçok efsanede var olan yeryüzü ve gökyüzünün evliliği ve sonradan çocukları tarafından birbirinden ayrılmaları mitolojisi Gaea ve Uranüs'ün birleşmeleri mitolojisinde de görülür. Ayrıca Gaea’nın dağların ve denizlerin de annesi olduğu söylenir. Gaea, Themis ile de özdeşleştirilmiştir.
Gaffar:
Allah'ın güzel isimlerinden birisi; bağışlaması bol olan, engin bağışlayıcı olan.
Gagauzlar:
Bugün, Ortodoks Hıristiyanlığı benimseyen ve genellikle Romanya, Bulgaristan'ın Kuzeydoğusunda, Varna çevresindeki, Dobruca ve Kavarna'da, Bulgaristan'ın güneyinde Yanbol ve Topolougrad'da ve özellikle Moldavya'da yaşayan Türk boyuna verilen isimdir. Bugün bunların nüfuslarının 200 binin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Gagauzların gerçek nüfusunu tespit bir hayli zordur. Çünkü bunlar, bulundukları ülkenin nüfus kayıtlarına o ülkenin vatandaşları olarak girmektedirler. Gagauzlann kökleri üzerinde birkaç görüş ileri sürülmüştür: Bazı bilginler, Gagauzlann Bulgar olduklarını, dillerini kaybetmelerine rağmen, dinlerini muhafaza ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Bazı araştırmacılar ise, Gagauzlann aslının Rum olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bazı Türk bilginlerinin de benimsedikleri diğer bir görüş de şöyledir; Bulgar tarihçisi G.D. Balasçev, Oğuzname'nin Seyyid Lokman rivayetine dayanarak, Gagauzların Anadolu “Selçuklu Sultanı II. İzzetin Keykâvus (1261-1282) ile Bizans İmparatoru VII. Mihael Paleolog'a iltica eden Türkler olduğunu iddia etmiştir. Balasçev'e göre Gagauzlar, Anadolu Selçuklu Türklerinin torunlarıdır. Gagauz adı da “Keykavus”tan gelmektedir. Gagauzlar hakkında diğer bir görüşte şöyledir: Gagauzlar, 1064 yılında Tuna'yı geçerek Balkanlara yerleşen oğuz Türklerinin soyundan gelmektedir. Daha sonra Balkanlara gelen bu Türklerin, Rusya'ya geçip, başka Türk unsurları ile birleşerek Karakalpak'ları meydana getirdikleri ve Ortodoksluğu kabul ettikleri söylenmektedir. Türkiye'de Dinler Tarihi üzerinde çalışan değerli bilim adamları Prof. Dr. Hikmet Tanyu ve Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu beyler de aynı görüşü paylaşmaktadırlar. Ancak bu görüş de genel olarak kabul görmemiştir. Görüldüğü gibi, Gagauzlar meselesi üzerinde henüz son söz söylenmiş değildir. Gagauzlann zengin sözlü bir halk edebiyatı vardır.
Galanti Avram: (1873 -1961):
Türkiye Yahudilerinden, çok bilgin bir zattır. Çalışmaları genellikle Türkiye Yahudileri üzerinde olmuştur. İstanbul Üniversitesinde 1933 yılma kadar Sami dilleri ve eski çağ tarihi okutmuştur. 1943-1946 yılları arasında politikaya atılmıştır. Basın hayatında da aktif görevler yapmış Akşam ve yeni Mecmua'da değişik konularda yazılar yazmıştır. Osmanlıca, Türkçe, Fransızca ve Arapça bilmektedir. En önemli çalışmaları Türk Yahudi ilişkileri üzerinde olmuştur. Eserlerinden bazıları şunlardır:
1- Türkler ve Yahudiler 1928
2- Turcs et Juifs, Etüde Historique, politique, 1932
3- Appendice aux documents officiels turcs concernant Les Juifs de Turqie, 1941
4- Medecins Juifs au service de la Turquie, 1938
5- Les Juifs sous la dominations des Turcs seldjoukides, 1941
6- Recueil de Nouveaux documents inedits. Concernant I'Histoire des Juifs de Turquie 1949
7- Histoire des Juifs de Turquie, 1986 (9 cilt)
Galatyalılara:
Hıristiyanların kutsal kitabı Yeni Ahit’in bir kitabı; Pavlus'un Anadolu'daki Galatyalılara mektubu. Bunun, Roma'daki Galatyalılara hitap ettiği de ileri sürülür. Pavlus, bazılarının Galatyahları Yahudi hukukunun tüm emirlerini tutmaya çağırdığını duymuş ve onların Mesih'e inançlarını kaybedecekleri endişesiyle bunu yazmıştır.
Galeru (Kaleru):
Kuzey Kimberley yöresinde Ungud olarak adlandırılan Avustralya yerli mitolojisinin gökkuşağı ejderhası. Galeru, mağara resimlerinde sık sık büyükçe bir yılan şeklinde tasvir edilir. Onun verimlilik ruhu karakterine sahip olduğuna inanılır.
Galile:
(Galileo, 1564-1642)
Ünlü İtalyan astronom ve matematikçi. Çalışmalarında dedüktif metottan ziyade empirizmi kutlanan Galile birçok önemli buluş yaptı. Güneş sistemiyle ilgili Kopernik teorisinde ısrar eden Galile, bu nedenle kilise tarafından yargılandı.
Gallikanizm:
Hıristiyanlıkta (özellikle Fransa'da) Roma Katolisizminden ve papanın otoritesinden az ya da çok bağımsız olmayı hedefleyen doktrinlere verilen ortak ad. 14 ve 15. yy'larda, Fransız kilisesinin papalıkla ilişkisinde özel bir statüye sahip olup olmaması meselesi önemli bir tartışma konusuydu. Son olarak I. Vatikan konsilinde papanın yanılmazlığı tanımı, Galtka-nizmin Roma Katolisizmine uygun olmadığını ortaya koydu.
Gallikanların hürriyetlerini savunmayı amaçlayan bir doktrindir. Buna göre, Fransız kilisesi, Katolik imanının esaslarına ve Vatikan'a bağlı, kalmakla beraber, özel teşkilatını ve hürriyetlerini korumayı arzu ediyordu. Bu doktrin kendini, XV. yüzyıldan itibaren teolojik öğretimde hissettirmeye başlamıştır. 7 temmuz 1438'de kral VII. Charles'a piskoposlar tarafından empoze edilen “Bourges pragmatik yaptırım” tartışmasında bu konu iyice belirginleşmiştir. Burada yirmi üç reform kararı resmen tasdik edilmiştir. Bu kararlar, konsillerin, papaların üstünde olduğunu ilân ediyordu. Ayrıca, piskoposların seçiminin formalitelerini değiştiriyordu ve Fransa kilisesine belli bir bağımsızlık getiriyordu. Papalar ise bunu kabul etmemişlerdi. XI. Louis ise Unu kalcurmıştı. Ancak, Üniversitenin ve Parlamentonun tarihi sonucu onu yeniden yürürlüğe koydu. Bu konuda VIII. Charles ve XII. Louis'nin krallıkları döneminde birçok tartışmalar yapılmış ve 1516 yılında X. Leon ile I. François arasında bir konkordato antlaşması yapılmıştır. Bu konkordato, piskoposları atama yetkisini krala veriyordu. XIV. Louis'nin saltanatı altında krala verilen haklar, papalığın muhalefetine yol açmış ve Roma ile bir mücadele süreci başlatmıştı. Bir bölünmeden sakınmak için 1693'de piskoposlar, boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Ancak, Gallikanizm ilahiyatı, gizli olarak devam etmiştir. 1801 konkordatosu, nisbeten bağımsız bir kilise mefhumunu kabul etmiştir. Monarşinin Restorasyonu, Fransa din adamlarının bölünmesine neden olmuş ve canlı polemik bütün XIX. yüzyıl boyunca devam etmiştir. Sonuçta, Roma'ya yani papaya, tüm Hıristiyan hayatının ve imanının yönetimini veren Ultraontanisme ile 1870 I. Vatikan konsilinin “papanın yanılmazlığı” doğmasını belirtmesiyle yenilgiye uğrayan Gallicanisme ortaya çıkmıştır.
Gamalı Haç:
Dünya kültürlerinin ortak olarak kullandıkları, Gamalı Haç, antik medeniyetlerden başlayarak birçok kültürde görülmektedir. Mezopotamya medeniyetinde madeni paralar üzerinde Gamalı Haç görünmüştür. Hıristiyanlık'ta ve Bizans sanatında görüldüğü gibi, orta Amerika'da, Mayalar'da da görülmektedir. Hind kültüründe ve Jainizm'de gamalı Haç, bir uğur simgesidir. Hind kültüründe, Gamalı Haç iyice yaygın hale gelmiştir. Halk, kitap, defter, kapı eşikleri ve mabedde sundukları şeylerin üzerine gamalı haç işareti koymaktadır. Kolları sağa dönük gamalı Haç, güneşi simgelerken; kolları sola dönük, gamalı Haç, daha çok tehlikeyi ve büyücülüğü simgeler.
Hitler Almanyası, kolları sağa dönük gamalı Haçı, milli sembol olarak kabul etmiştir. Daha sonra bu Haç, Antisemitik (Yahudi düşmanlığı) fikirleri temsil etmiştir. Almanya'da kurulan Nasyonal Sosyalist Parti, gamalı Haçı, partinin simgesi olarak kabul etmiştir. 15 Eylül 1935'de de koyu kırmızı zemin üzerinde beyaz bir daire içinde yer alan siyah gamalı Haç, Almanya'nın milli bayrağı olmuştur. Hitler sonrası dönemde Almanya bu bayrağı terkederek, san, kırmızı ve siyah olmak üzere üç paralel kuşaklı bir bayrağı benimsemiştir.
Gamaliel:
1- Hıristiyanlık öncesi Kudüs' 'te Pavlus'un hocası olan ünlü Yahudi rabay.
2- Nag Hammadi Metinlerin' den Adem’in Vahyi'ne göre insanlığı ateş felaketinden kurtarmak üzere yeryüzüne inen üç ilahi elçiden birisi.
Ganalar (Gana-Devatalar):
Hinduizmde tanrılar ordusu; toplam dokuz gruptan oluştukları söylenen ikinci dereceden Hindu tanrıları. Bakınız: Ganeşa.
Gandharva:
Hinduizmin kutsal metinlerinden Rig Veda'da yer alan ilahi varlık; kutsal içecek Soma'nın koruyucusu; ilahi sırları bilen, kadınlar üzerinde güç sahibi olan ve evlilik törenlerinde ismi anılan varlık. Sonraki dönemlerde Gandharvalar, 6000 veya daha fazla varlıktan oluşan bir sınıf olarak düşünüldü. İnanca göre onlar İndra'nın semasında oturan tanrıların şarkıcıları ve müzisyenleriydiler. Onların yaratıcı tanrı Brahma'dan doğdukları ve Apsara denilen perilerle evli oldukları söylenir. Onların başkanı Chitraratha'dır ve onlar Naga yılanlarıyla savaşırlar.
Gandhi (Mohandas Karamchand):
(Mohandas Karamchand Gandhi, 1869-1948)
Mahatma veya Gandhiji olarak adlandırılan Hindu lider. Hint geleneğindeki üçüncü kast olan Vaishya'ya tabi olarak doğan Gandi, İngiltere'de eğitim gördü, Güney Afrika'da bir müddet bulundu ve nihayet bağımsızlık hareketini yönetmek üzere Hindistan'a döndü. Bağımsızlık sonrası aşırı görüşlü Hindu Mahasabha ekolüne bağlı bir suikastçı tarafından öldürüldü. Dinsel düşünceleri onun politikasını yönlendirdi. Gandi, Bhagavat Gita ve Caynizmin şiddet karşıtlığından etkilendi. Delhide bulunan mezarı günümüzde bir ziyaret yerine dönüşmüştür. Bazı Hindular onu çağdaş bir Avatar olarak görürler.
Dünyada büyük ruh anlamına gelen Mahâtmâ Gandhi olarak bilinmektedir. Gandhi, Hindistan'ın politik liderinden daha çok, aksiyonda şiddet - dışıcılığın havarisidir. O, 2 Ekim 1869'da Pordanbar'da doğmuştur. Babası başbakanlık görevini yürütmüştür. Gandhi'nin hayatı belli başlı üç devreye ayrılmıştır:
1- İngiltere'de ve Hindistan'da avukatlık formasyonunu kazandığı ve avukatlık yaptığı yıllar.
2- 1893-1914 yılına kadar, Güney-Afrika Cumhuriyetinde politik metodlarmın tecrübesini kazandığı yıllar. Orada Hind ticaret evinin menfaatlerini savunmuştur.
3- Bizzat Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesine girdiği yıllar; 1914-1948, Otuz dört yıl boyunca onun şiddet dışı metodları, doktrinal bir seviyeye ve evrensel bir pratik değere ulaşmıştır. Otuz yedi yaşında kendi âdetlerine göre evlenmiştir. Karısı ile birlikte “cinsel hayattan uzak” yaşamaya karar vermiştir. Onun politikası, zahidlik üzerine kuruludur.
Avrupada maruz kaldığı dini ve dindışı zorlayıcı tesirler ona yirmi dört yaşına doğru “Ahlakın herşeyin temeli; Hakikatin da her ahlakın özü olduğu” sonucunu ilham etmiştir. Bunun için onun yegane hedefi “Hakikat” olmuştur. Hindin kutsal kitaplarının okunması onun ingilizler karşısındaki aşağılık duygusundan kurtulmasına yardımcı olmuştur. İncildeki “Dağdaki vaaz”dan “kötülüğe karşı şiddet-dışı olmayı” öğrenmiştir.
Nathal'da tanık olduğu ırk ayrımı onu, insan hakları konusunda çalışmaya sevketmiştir. Bir gazete çıkararak orada “pasif direniş” konusunu işlemiştir. Şiddete karşı oruçla cevap: Gandhi Hindistan'da satyâgraha'yı yayacaktı. Bnun için seyahatler yapıyordu. 1915'de Ahmedabad'da kurduğu Ashram'a peryodik olarak çekiliyordu. Orada, Hindin dokunulmaz yüksek kastlarının üyelerini grup grup kabul ediyordu. 1919 yılında “Vatandaş İtaatsizliğini” ilân ederek 24 saatlik bir genel grev kararı vermiştir. Bu harekete karşı baskıdan 600 kişi ölmüştür. Gandhi, hedeflerine ve metoduna uygun olarak “gevşeme” politikası izlemiştir. “Şiddet-dışılıkla kendini temizlemekle, gerçekten vatandaşın hakkını koruma” prensibini uygulamaya koymuştur. Çatışmalar şiddete dönüşünce Gandhi oruç tutmaya başlamıştır. Bir kaç hafta süren oruçlardan sonra Gandhi bir takım antlaşmalar elde etmiştir. O, birçok defa tutuklanmış ve serbest bırakılmıştır. Yine o, kast sistemini devam ettiren Hindulara karşıda savaş açmıştır. Böylece Gandhi'nin başlattığı hareket, gittikçe saf bir sosyal ve spiritüel politikaya doğru yönelmiştir. 1940'da savaşa katılmayı reddetmiş ve 1942'de Japonlara karşı şiddet-dışılıktan başka şekilde mukavemet göstermiştir. Böylece, Gandhi ve 25000 kişi tutuklanmıştır. Karısı 22 Şubat 1944/de hapiste ölmüştür. Gandhi ise 74 yaşında iken 6 Mayısta serbest bırakılmıştır. Savaştan sonra, zorlu müzakerelerin ardından Hindistan'ın bağımsızlığı ilân edilmiştir(15 Ağustos 1947). Fakat Hindu ve müslümanlar ayrılmışlardır. Böylece Hindistan ve Pakistan meydana gelmiştir. Gandhi 75 yaşında iken yaya olarak yeniden bölünmüş bölgeleri dolaşmaya başlamıştır. Oruç tutmuş ve Hindu ve müslümanlann ziyaret yerlerine gitmiştir. Bu müsahamayı, müsahamasızlıkla ödemiş ve Gandhi 30 ocak 1948'de öldürülmüştür.
Gandhi'nin şiddet-dışıcılığının dini temeli- evrensel bir teizmin Hind'de özel olarak ifadesidir. Birçok modern Hindli gibi Gandhi de şekilsiz dini tecrübeyi, belirli bir imanın üstünde görüyordu. Bunu, milletler planında çok hafif bir teorik senkretizm olarak kabul edebiliriz. Tarihte, Gandhi haksızlıklara, zulümlere, sapmalara karşı “şiddet-dışı” bir enerji ile galip gelen adam olarak kalacaktır. Şiddet-dışı enerjinin kaynağı ise, hertürlü kişisel menfaatlerden uzaklaşarak, spiritüel vasıtalara, ibadete, oruca ve fakirliğe yönelmektir.
Ganesha(Ganapati):
Ganaların ya da Hint dinindeki ikinci dereceden tanrısal varlıkların efendisi; Şiva ve Parvati’nin oğlu. Sarı ve pembe renkli fil başlı tanrı olan Ganeşa, hikmet ve talih tanrısı olarak popülerdir. Mitolojiye göre şiva, kızgınlıkla oğlunun başını koparır ya da yakar; fakat sonra Parvati'den kopan bu başı bir fil başıyla değiştirmesini ister. Ganeşa, büyük ihtimalle eski bir orman tanrısı olmalıdır. Onun büyük bir fareye bindiği veya farelerin ona eşlik ettiği düşünülür. Kitapların veya her hangi bir işin başlangıcında hikmet tanrısı olarak onun adı anılır. Ganeşa'nın birçok tapınağı vardır.
Shiva ve Pârvati'nin oğlu olan Ganesha (sanskritçe kutsal sürülerin Tanrısı) veya Ganapati yani küçük Tanrı, Hindular tarafından en çok başvurulan Tanrılardan biridir. Onun görevi, insanî teşebbüslere bir takim engeller koymak ve onları aşmak içinde kendi mensuplarına yardım etmektir. O, yarı insan, yarı hayvan olarak tasvir edilmektedir. Yani, insan bedeni üzerinde fil başına sahiptir. İri göbekli, yumuşak minderler üzerine oturmuş, kırmızı elbiselerle süslenmiş, aynı renkte sunulan çiçekleri almaktadır. Demek oluyor ki, çok kompleks bir şahsiyeti vardır. Bir yandan savaşçıdır, diğer yandan bolluğu meydana getirmektedir (elinde bir kalbur tutmaktadır, şişmandır) ve entellektüeldir, (fil zekanın semülüdür). Günümüzde Hind'de, Ganesha'ya tapanlar küçük dükkan sahipleri ve serbest meslek sahipleridir. Küçük dükkanda, Tanrının bir ikonu bulunmaktadır. Rıtüel alamet ve kutsal kitabı bulunmamaktadır. Asıl olan Ganesha'ya saygıdır.
Ganimet:
İslam hukukunda Müslümanların savaşta düşmanlarından ele geçirdikleri her türlü mal mülke verilen ad. Elde edilen ganimetler 5 hisseye ayrılır. Bunun dördü savaşa katılanlara dağıtılır; bir hisse ise çeşitli ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere devlet bütçesine aktarılır.
Ganj (Ganga, Ganj Nehri):
Hindistan'ın en kutsal yeri. Hindular, Ganj’in Vişnu'nun ayak parmağından çıktığına ve bilgelerin dualarıyla cennetten getirildiğine inanırlar. Ayrıca, şiva'nın Ganj'ı başının üzerinde tuttuğuna inanılır ve bu nedenle şiva “Ganj'ın tutucusu” olarak adlandırılır. Ganj nehri aynı zamanda tannlaştinhr ve onun Himalayaların kızı olan bir tanrıça olduğu kabul edilir. 1500 km uzunluktaki Ganj boyunca birçok tapınak ve Benares şehri gibi birçok kutsal şehir yer alır. Hacılar kötülüklerden temizlenmek için Ganj'ın kutsal sularına girerler ve akışını izlerler. Ölüler Ganj sahilinde yakılarak külleri nehre atılır. Halk, Ganj'ın içine giren her şeyi ve herkesi kutsadığına İnanır.
Sanskritçe'de Ganga olarak söylenen Ganj bütün Hindularca kutsal bir Hac yeridir. Özellikle Ganjın etrafındaki sihirler için çok önemli dini bir mekandır. Bu şehirlerin en önemlisi Benares'dir. Ganj, Brahmanların Tanrı panteonlarından birisidir. Tanrıça Ganga, kutsal dağ olan Kailassa'dan inmektedir. Yani Himalaya’nın buzlu mağarasından gelmektedir. Daha doğrusu onun kızıdır. Ganj’ın suları o kadar kutsaldır ki, bütün günahları temizleyebilmektedir. Onun geçtiği her yer, daimi bir Hac yeridir. Onun suyu içilir, şişelerle taşınır, banyo yapılır. İyi bir Hindu'nun en büyük hayali, küllerinin Ganj'ın suyu ile karışmasıdır. Purana'lar, Ganj’ın suyunun harika faziletlerini itiraf ederler ve Gangotri'den itibaren delta'ya kadar Ganj'ın akışım takip edenlerin tahmin edilemez mutluluklara erişeceklerini söylemektedirler. Ganj’ın çevresinde tarih boyunca birçok uygarlıklar kurulmuştur. Mesela, Aşoka krallığının merkezi, Ganj kıyısında kurulan bugünkü Patna'dır. Ganj nehrinin kutsal olarak taşıdığı çok önemli bir anlamı da vardır. Ganj nehrinin akıntısı istikametinde Hindular’ın Tirath dedikleri birçok Hac mahalli bulunmaktadır. Ganj ve Yamuna’nın birleştiği noktada ocak ve şubat aylarında arınma törenleri yapılmaktadır. Bu törenlere Mela denir. Birçok Hindu, bu törenlere katılmak için uzun mesafelerden akın ederler. Hinduizmin en büyük Hac merasimi, Ganj nehrin'deki yıkanmadır. Hindistan'da ayrıca, Benares, Hardvar Ve Gangotri de önemli ziyaret yerlerindendir. Ganj nehri kıyısında ölüleri yakmak için birçok tapınak vardır. Hinduizm'de ölüler, doğrudan cennete gitmeleri için yakılır ve külleri Ganja atılır. Ganj nehrinin, külleri, cennete götüreceğine inanılmaktadır.
Ganymeda (Hebe):
Eski Yunan'da gençlik tanrıçası; kahraman Herkül'ün eşi. Zeus ve Hera'nın kızı olan Hebe, tanrıların yıkanması, giyinmesi ve süslenmesine yardım eden bir ilahi varlık olarak düşünülürdü. Ancak o, bu işi sonradan yağmur tanrısı Ganymede'ye kaptırmıştır.
Ganymede:
Eski Yunan'da yağmur tanrısı; Tros ve Callirrhoe’nin oğlu. İnanışa göre o, o kadar güzeldi ki bir kartal tarafından kapılarak tanrılara şarap dağıtıcılığı için Olirnpus'a götürüldü. O, Romalılarca Catemitus adıyla tanınır.
Ganzibra:
Mandencede “hazinedar” anlamına gelen bu terim, Sâbülerde bölgesel başrahiplere verilen addır. İngirta adı verilen bir giriş töreniyle göreve başlayan Ganzibralar, rahiplerin göreve atanmaları ve Masiqta töreni gibi ayinleri yönetirler. Bakınız: Tarmida, İngirta.
Garanik Olayı:
İslam tarihinde karışıklığa neden olan olaylardan birisi de Garanik olayı diye bilinen olaydır. Hz. Peygamberin, Mekke müşriklerini İslama ısındırmayı arzu ettiği bir esnada, şeytanın araya vahiy diye soktuğu bazı sözleri, Hz. Peygamber'e okutması ve daha sonra cebrailin ikazıyla durumun düzeltildiği olay, Garanik olayı olarak biiinmektedır. Bu olaya göre Hz. Peygamber Necm süresini Kabe'de okurken “Gördünüz mü lât ile uzzâ'yı”[2] ayetini okumuş ve “yemin olsun ki bizi Allaha yaklaştırmaları için onlara tapıyoruz” şeklinde bir cümleyi ilave etmiştir. Bunun üzerine bir kısım müminler, buna inanmış bir kısmı da şaşkınlığa düşmüştür. Hz. Peygamber de durumun ne olduğunu ancak Cebrail’in ikazı ile anlamıştır. Cebrail bu cümlenin Allahtan gelmediğini belirterek, Allah Rasülünü uyarmıştır. Duruma son derece üzülen Allah resulü, bir korku ve telaşa düşmüştür. Bu anda şu ayet nazil olmuştur: “Ey Muhammed! Biz, senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o, bir (beşeri arzuları) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Kendi ayetlerimde sağlamlaştırır.”[3] İslâm kaynakları bu konunun üzerinde bir hayli durmuşlardır: Garanikle ilgili rivayetler çeşitli şekilde geçtiği için, İslâm bilginleri de bu konuda farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Bu görüşleri şöylece sıralayabiliriz:
Garanik hadisesi doğrudur. Allah, Cebrail vasıtasıyla Hz. peygamberin, şeytanın telkiniyle yaptığını düzeltmiştir. Ancak bundaki hikmet, Hz. Peygamber’in bütün insanların iman etmesini istemesi ve isteğinin yanlış olduğunun gösterilmesi açısından Peygamberinin önce yanılmasına yol açmış, sonrada hatasını düzeltmiştir. Meselâ, Alûsî bu görüştedir. Yine Ferid Vecdi de, Melek ile şeytanın ruhani varlık olduğunu Hz. Peygamberin vahyi melekten aldığını, yine ruhani bir varlık olan şeytanın igvası ile vahyi karıştırdığını ve bunun Allah tarafından düzeltildiğini söylemiştir. Çağımızın önemli alimlerinden Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’da Garanik olayını şöyle açıklamıştır: Garanik metni, vurgu ile ifade edebilecek bir soru şeklinde âyet olarak nazil olmuştur. Fakat müşriklerden biri bu âyeti, soru vurgusunu ihmal ederek olumlu bir cümle olarak okuyunca, müşrikler secde etmişlerdir. Hz. Peygamber’in bu olaydan üzüntü duyması üzerine de âyet neshedilmiştir. Bazı bilginler de Garanik olayı ile ilgili rivayetlerin asılsız olduğunu belirt-mektediler. Bunlara göre bu konudaki rivayet Hz. Peygambere doğrudan ulaşmamaktadır. Bu hadislerdeki raviler güvenilir değildir. Bu konudaki en güvenilir haberin Said b. Cübeyr’in İbn Abbas'a atfettiği rivayettir. Bunda bile “Zannettiğime göre İbn Abbas şöyle demiştir.” ifadesi vardır. Bu ifade, rivayetin sağlamlığını zedelemektedir. Bunun için başta İbn Huzeyme olmak üzere birçok alim bu rivayetleri sağlıklı bulmamıştır. Bu alimlere göre Garanik hadisesi Kur'an-ı Kerim’in ruhuna aykırıdır. Böyle bir hadisenin olması, Hz. Peygamber'e bir hakarettir. Hz. Peygamber Kur’an’ın hiçbir ayetinde, şeytanın böyle bir müdahalesi ile karşılaşmamıştır. Çünkü bu mümkün değildir. Hz. Peygamber vahyi alırken ve tebliğ ederken, Allah'ın hıfz' em anında'dır. İlâhi vahyin arasına beşerin bir sözünün karışması söz konusu olamaz. Garanik olayını bir kısım İslâm bilginleri kabul etmezken, müsteşrikler bu konunun üzerinde ciddi şekilde durmuşlardır. Kur'an-ı Kerim’in vahiy ürünü olmadığı şeklindeki fikirlerini isbat için Garanik hadisesi onların işine gelmiştir. Bu konuyu, özellikle Regis Blachere, Montgomery Watt, T. Nöldeke ve L. Caetani bu anlamda işlemişler, son yıllarda aynı anlayışı selman Rüşdi, Londra'da “Şeytan Ayetleri” adı ile yayınladığı kitapta sergilemiştir. Daha sonra Selman Rüşdi, müslümanlardan özür dilemiştir.
Garm:
İskandinav mitolojisinde Hel’in gözcü köpeği.
Garuda (Vainateya):
Hindu mitolojisinde, üzerine Vişnu'nun bindiği düşünülen yarı insan yarı akbaba bir varlık. Onun kuşların kralı ve yılanların düşmanı olduğu belirtilir. Efsaneye göre o, doğumunda o kadar parlaktı ki tanrılar,ateş tanrısı Agni için Garuda'ya taptılar. Ayrıca onun annesi Vinata'yı kurtarmak İçin tanrılardan bir şey çaldığına ve bunu geri almak için Indra'nın kendisiyle savaştığına inanılır.
Gâşiye:
Kur'an'ın 88. suresi. Mekke döneminde nazil olan ilk surelerden olan Gaşiye suresi 26 ayetten oluşur.
Gatalar (Gathalar):
Mecusiliğin en eski metinleri; Avesta'nın Zerdüşt'e atfedilen bölümü. Zerdüşt'ün temel öğretilerini ihtiva eden Gatalar, yüce tanrı Ahura Mazda'yı, onun Zerdüşt'ü görevlendirmesini ve kötülüğe karşı mücadeleyi ele alır. Avesta'nın ilk kitabı olan Yasna’ınn ilk kısmını ve temelini oluşturan Gataların nasıl kompoze edildiğibilinmemektedir. Bakınız: Avesta.
Avesta'dan bir kelimedir. Şarkı anlamına gelir. Zarathustra tarafından özel bir lehçe ile kompoze edilmiş on yedi ilahiyi belirtmektedir. Gâtha'ların, şu veya bu vesile ile kompoze edildiği anlaşılmaktadır. Gatha ilâhileri, ateşin önünde kurban merasimi sırasında okunmaktadır. Gâtha'ların sıralanışı, uzunluklarına göre yapılmıştır. Bunun için bu sıralanış, tarihi sırayı yansıtmamaktadır. Gatha'lar, Yasna'nın merkezini oluşturmaktadırlar. Gatha'lar beş grupta toplanmışlardır. Senenin sonunda beş günde okunmaktadırlar.
Birinci Gatha: 28 ile 34 ilâhiden oluşmaktadır. Bunları şöyle özelliktendirebiliriz: Yasna 28, Dua gatha'larıdır. Yasna 29, sığır ruhunun ifâhisidir. Yasna 30, seçim ilâhisi dır. Yasna 31, seçimin ikinci gathasıdır. Yasna 32, “Seçilmiş Hakim” olarak adlandırılabilir. Yasna 33, Zerdüştle ilgilidir. Yasna 34, Kutsal ateşin önünde yapılan bir duadır.
İkinci Gatha: 43'den 46'cı kısma kadar uzanmaktadır: Yasna 43, Rab'la konuşma gathasıdır. Yasna 44, Rabba sorulan soruların gathasıdır. Yasna 45, Doktrinin kısaltılmış bir takdimidir. Yasna 46, kaçış gathasıdır.
Üçüncü Gatha: 47 ile 50. kısma kadar uzanmaktadır. Yasna 47. kutsal-ruh gathasıdır, Yasna 48, sofuluğu ilgilendirmektedir. Yasna 49, kötü bir şefe karşı, katılımsızhğı savunmaktadır. Yasna 50, Zerdüştle Tanrısı arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini anlatmaktadır.
Dördüncü Gatha: 51 Yasnadan medana gelir ve iyi iktidarı anlatır.
Beşinci Gatha: 53'cü yasna'yi ihtiva eder. Bu evlenme Gathasıdır.
Gautama Buddha:
(MÖ 560-480) Budizmin kurucusu için kullanılan yaygın isim. şakya kabilesine ve Gotama klanına mensup olan Gautama, şakyamuni (şakyaların bilgesi) olarak da adlandırılır. Asıl adı Siddhartha'dır (Pali dilinde: Siddhattha). Gautama'nın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, onun genellikle MÖ 560 civarında Nepal sınırındaki Kapilavastu yakınlarında doğduğu kabul edilir. Babası Suddhodana, Kshatriya kastından bir yöneticiydi, annesi Maya ise o küçükken ölmüştü. Yasodhara ile evlenen Gautama'nın Rahula isimli bir oğlu oldu. Ancak 29 yaşındayken o, evini terk ederek ıstırabın mahiyetini ve nedenini keşfetmek üzere inzivaya çekildi. Önceleri Brahmanlara tabi olduysa da uyguladıkları aşırı çileciliğin gerçeği bulmada doğru bir yol olmadığı düşüncesiyle onların yaşam tarzını bıraktı ve ormanda kendisini düşünce ve tefekküre verdi. Yedi yıllık bir teemmül sonucunda bir incir ağacı (Bo Ağacı) altında aydınlandığını, kainatın sırrını çözdüğünü, tenasüh çemberinden kurtulmanın yolunu bulduğunu ilan etti. Sonraki dönemlerde yaşamının sonuna değin gezgin bir vaiz olarak yaşadı ve etrafında toplanan talebelerine hakikat öğretisini anlattı. Genellikle Budistler, Buddha'ya ruhsal bir prensip olarak bakarlar ve ona olgunluğa ulaşmış anlamına Tathagatha derler. Bakınız: Buddha, Budizm, Gotama.
Gavs:
Tasavvufta veliler silsilesinin ileri gelenlerine verilen bir unvan. Bunlara Kutub veya Gavsı Azam isimleri de verilir. Bakınız: Kutub.
Gaya:
Hindistan'da Bihar bölgesinde bulunan ve Hindu hacılar tarafından ziyaret edilen bir şehir; 7 kutsal kentten birisi. Hindu inancına göre tanrı Vişnu'nun ayak izi olan Vişnupad burada bulunur. Bu kentin 9 km ötesinde ise Budistlerin en kutsal 4 mekanından birisi olan Buddha-Gaya ya da Bodh-Gaya yer alır. Buddha'nın burada aydınlanmaya kavuştuğu kabul edilir. Büyükçe bir taş tapınak bu yeri işaretler.
Gayatri:
Hinduizmin kutsal metinlerinden Rig Veda'nın Savitra olarak da adlandırılan en kutsal kısmı. O, “Vedaların Anası” olarak adlandırılır. Her Brahmin sabah kalktığında, öğlen vakti ve yatarken bunu okur.
Gayb:
Arapça. “bilinmeyen, gizli alan”. Gayba iman Kur'an'da temel iman esasları arasında zikredilir. [4]Bir yönden o, tüm iman esaslarını kapsayan bir niteliğe sahiptir. Gayb, insanın akıl ve tecrübeyle algılayamadığı her şeydir; Allah'ın varlığı, melekler, ahiret, cennet, cehennem ve benzeri metafizik aleme ilişkin bilgilerin yanı sıra, alemin ve insanın nasıl yaratıldığı gibi geçmişe ait bilgiler, İnsanların kalplerinden geçen şeyler gibi şu ana ait bilgiler ve yarın ne olacağı gibi geleceğe ait bilgiler gayb bilgileri kapsamına girer. Kur'an'da gaybı ancak Allah'ın bildiği, başka hiç kimsenin (peygamberler de dahil) gaybı bilmediği birçok kez vurgulanır. Allah, ancak Allah'ın vahyine mazhar olan bazı peygamberlerin, Allah'ın bildirdiği kadarıyla gaybı bilebileceklerini belirtir. Öte yandan İslam dışı birçok gelenekte rahipler, büyücüler, şamanlar, mistikler, dinsel önderler ve benzeri kişilerin, akıl ve tecrübe yoluyla bilinmeyen aleme ilişkin bilgiye çeşitli şekillerde ulaştıkları inancı vardır. Bu kişiler fal, sihir, büyü, sezgi, ilham, rüya, teemmül, istiğrak, ekstazi hali, dua ve benzeri çeşitli yollarla ilahi alemle irtibata geçmek suretiyle gayb bilgisine ulaşabileceklerini iddia ederler. Bakınız: Şaman, İotromantis.
Gaybet:
Tasavvufta kişinin kendisinden geçmesi, varlıkta yokluğu yaşaması veya kendisini maddi alemden tecrit etmesi; müridin, kalbine gelen bir ilhamla nesnel ortamdan sıyrılıp şuur halini kaybetmesi, vecd halini yaşaması.
Gaybet Dönemi:
Şia'da, 12. İmam olan İmam Mehdi Muntazar'ın yeryüzünden ayrılışından “ahir zamanın sonunda tekrar döneceği zamana kadar devam eden geçici dönem, şu anda yaşadığımız dönemini de içine alan, İmam’ın bu geçici yokluğu döneminde İmam'ın naiplerince onun misyonu sürdürülmeye çalışılır.
Gayomart:
Mecusi mitolojisinde “ölen hayat”, “kutsanmış insan”, mitolojik ilk insan. İnanışa göre Gayomart, yaratılışın altıncı aşamasında yaratılan ilk insandı. Güneş gibi parlayan Gayomart'ı, Ahura Mazda yeryüzünden oluşturdu ve dinlendirmek için onu bir müddet uyuttu. Sonra şeytan Ahriman ve diğer kötü varlıklar ona saldırdılar; Gayomart 30 yıl ıstırap çekti ve sonunda öldü. Ancak baki kalan tohumundan 40 yıl sonra ilk insan çifti olan Maşye ve Maşyane doğdu. Zamanın sonunda kurtarıcı Saoşyant'a ölüleri diriltme gücü verilecek ve bu vesileyle dirilecek olanların ilki Gayomart olacaktır. Böylelikle Gayomart ebediyen yaşayacaktır.
Mazdeizme göre ilk insanın ismidir. Bu isim, Gaya Mareton'dur, Gatha'da bir passajdan çıkarılmıştır. Anlamı, “insan hayatı” dernektir. Pehlevice kozmoloji kitabı olan Bunda hishneye göre, o Ahriman tarafından öldürülmüştür. Onun tohumu, güneşte muhafaza edilmiş, toprağa düşmüş ve toprak ilk insan çiftini meydana getirmiştir. Çünkü, Gayomart, henüz gerçek bir insan değil; daha çok bir prototip insandır. Firdevsi'nin şehname adlı kitabında Gayomart’ın bir kral insan olduğundan bahsedilmektedir.
Gayyâ:
Kur'an'da adı anılan ve namazı terk edip şehvetlerine uyan kişilerin gedecekleri yer olduğu ifade edilen bir mekan. [5]Cehennem’in bir tabakası.
Gâzi:
Allah'ın dinini yüceltmek ya da Allah'ın koymuş olduğu değerleri savunmak uğruna Allah'ın ve Müslümanların düşmanlarına karşı mücadele eden, savaşan kişilere verilen bir unvan. Bu mücadele ya da savaş esnasında hayatını yitiren kişilere ise şehit unvanı verilir. Gazilik ve şehitlik, İslamda oldukça önemli olan unvanlardır, Kur'an'da Allah yolunda ölen ya da öldürülenlere yönelik birçok övgü ve methiye mevcuttur.
Gazve:
İslam tarihinde Müslümanların inanmayanlarla yaptıkları savaşlara (özellikle Hz. Muhammed döneminde yapılan savaşlara) verilen bir isim.
Gazâlî:
(Gazâlî, 1058-1111)
Büyük İslam İlahiyatçısı ve filozofu Gazzâlî, Tus'da doğdu. 1091'de Bağdat'ta hoca oldu ve şöhrete ulaştı. Farabi ve İbn Sina'nın görüşlerini tenkit etti. 1095'te sufi yaşantısını tercih ederek Bağdat'tan ayrıldı; Mekke, Kudüs ve şam'a seyahatlerde bulundu. Nihayet Tus'ta tasavvuf yaşantısına çekildi. Daha sonraları 3 yıl Nişabur'da ders verme konusunda ikna edildi, fakat hastalık nedeniyle tekrar Tus'a döndü. Eserlerinde ehl-i sünnetgörüşlerini savunan Gazzâlî, zaman zaman Yunan filozoflarının metotlarını kullandı. Kitapları arasında İhyâu Ulûmi'd'Dîn oldukça önemlidir.
Ge (Gou):
Afrika'da Dahomey’in ay tanrısı; tanrı Mawu'nun oğlu. Ge, babası ve annesi Lisa ile bir üçlü oluşturur. Ona beyaz horoz kurbanı sunulur.
Geb (Keb, Seb):
Eski Mısır'ın “tanrıların lideri” ve “tanrıların babası” olarak da adlandırılan yeryüzü tanrısı. Eski Mısır düşüncesine göre tanrı Ra, Shu ve Tefnut'u yarattıktan sonra, bu iki tanrı birleşirler ve Geb (yeryüzü) ile kız kardeşi Nut'u (gökyüzü) doğururlar. Geb ile Nut daha sonra birleşerek dört çocuk sahibi olurlar. Bunlar Osiris, İsis, Set ve Nepisis'tir. Geb, yönetmesi için kendisine dünyanın verildiğine inanılan ve kültü yaygın olmayan bir tanrıdır. Birçok dinsel gelenekte yeryüzü hep dişi olarak düşünülürken burada erkek olarak algılanması oldukça enteresandır. Geb’in sembolü kaz idi.
Gefjun:
İskandinav mitolojisinde Asynjur olarak bilinen tanrıçalardan birisi. Bir hikayede o, bir bakire olarak anılırken, bir diğerinde ise onun bir devden 4 oğlunun olduğu ve onları toprağı süren öküzlere çevirdiği anlatılır. Gefjun'un kaderi bildiğine inanılırdı.
Gehenna:
Kudüs'ün güney ve güneybatısındaki bir bölge ismi; Teli Hinnom. Erken devirlerde insan kurbanı yapıldığı iddia edilen bu bölgenin, sonraki dönem Yahudi düşüncesinde sapıkların cezalandırılacağı bir yer olarak görüldüğü belirtilir. Eski Ahit kitaplarından İşaya ve Yeremya'da, buraya tanrıya karşı gelenlerin cesetlerinin atılacağı ve burasının ölülerin yeri olacağı vurgulanır. [6]Bakınız: şeol, Cehennem.
Gelenek (Tradition):
Lâtince traditio keiimesi, bir ihsanı nakletmek anlamına gelir. Yunanca paradosis kullanılmıştır.
Dini gelenek (tradition), çağlar boyunca bir kurtuluş mesajı olarak telâkki edilmiştir. Geleneği, ne kesin ve hareketsiz bir emanet, ne de asırlardan asırlara gizlice intikal eden şifahi bir anlatım olarak düşünmemek gerekir. Gelenek, son derece kompleks bir realitedir. O, vahyedilmiş olan ilâhi kelâmın, yazı, vaaz, âyin, hayatta tatbik yollarıyla muayyen bir cemaata ulaştırılmasıdır. İşte bunun için bir Yahudi geleneği (Tevrattan üstün), bir İslâm geleneği Allah tarafından direk vahyedilen (Kur'an'dan aşağı derecede), bir Hıristiyan geleneği var olmuştur. Roma Katolik mezhebi için geleneği kontrol eden, kabul eden, yorumlayan sadece kesin ve yanılmaz otoritesiyle Kilisedir. Yine de Kilise farklı şekiller ve anlatımlar içinde belli bir ölçüde teolojik kanaatlerin farklılığını yasak etmemiştir. Yani teolojik farklılık, İsa tarafından havarilere ve onların haleflerine emanet edilen sır ve iman çerçevesi içinde bulunduğu müddetçe meşrudur. [7]Canlı bir gelenek, zamanın üç boyutu olan, geçmişi, hâli, geleceği kapsar. O halde o, geçmişin şuuru, hâlin yaşamında ise geleceğin tohumudur. Bir kısım düşünürler, bir sadakat garantisi olarak geçmişin alâmetlerini halde ararlarken; bazı düşünürler ebedi gençliğin bir ümidi olarak geçmişte geleceğin tohumlarını sezmeye meyyaldirler. Muhafazakâr, bir takım eski şeyleri muhafaza eden geçmişi, yaşatmak ister. Gelenek, her ikisini de aynı birliğin hüviyeti içinde ele alır.
Reform, Kutsal Kitaba bir öncelik verirken; Katolik kilisesi ise, birinin diğeri içinde mündemiç olduğunu bilerek mükemmel ve mevsuk bir yorum meydana getirebilmek için. Kutsal Kitabı geleneğin karşısına çıkarmaz. Ona göre, sözün yorumunu yapmayan bir ortamda yazı, yazının olmadığı bir ortamda da söz yoktur. II. Vatikan Konsili, bu konuda şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Nakledilmiş kanunu öğretmek, uygulamak, muhafaza etmek için, piskoposlarla Mü’minler, dikkat çekici bir uyum içindedirler.” Fakat yazılmış veya nakledilmiş olan Allah'ın sözünün mevsuk bir şekilde yorumlanması görevi, sadece İsa-Mesih adına yetkisini kullanan yaşayan kiliseye emanet edilmiştir. Şurası bir gerçektir ki, Kutsal gelenek, Kutsal Kitap, kilise yetkisi Allah'ın çok hakimane gayesine göre öylesine birbirine bağlanmış ve ortak hale gelmiştir ki onlardan hiç biri, diğeri olmaksızın istikrar içinde olamaz ve onların hepsi sadece kutsal ruhun tesiri ile aynı zamanda kendine göre, insanların kurtuluşuna etkili bir tarzda katkıda bulunur.[8]Bu konuda Hıristiyan mezheplerini şöylece değerlendirebiliriz: Hareket noktalarına göre Katolik Kilisesi, kilise yetkisi (Magistere) üzerinde; Ortadoks kilisesi, gelenek (Tradition) üzerinde; Protestanlık ise daha çok kutsal yazı (Ecriture) üzerinde durmaktadır.
Gelenekçilik (Traditionalizm):
Dar anlamıyla, gerçeği anlama konusunda akim rolünü reddeden ve dinsel geleneği tüm bilginin kaynağı olarak gören teori. 19. yy'da batıda bazı Katolik ilahiyatçı Urca savunulan bu teoriye göre metafizik, ahlaki ve dinsel bilgi, tanrının insana vahyine dayalıdır.
Gelusgpa (Gelugpa):
Tibet Budizminin, giydikleri şapkalarından dolayı, sıklıkla “Sarı şapka” diye de isimlendirilen yaygın bir tarikatı. 14. yy'da Tsong-kha-pa tarafından kurulan bu tarikat, Tibet’in devlet dini haline geldi. Onun temel öğretileri Mahayana Budizminin diğer şekillerinden biraz farklıdır.
Dge-lugs'dan gelmektedir. Buda “Fazilet metodu” veya “Faziletli Davranış” anlamına gelmektedir. Tibet Budizminin dört büyük ekolünden birisidir. 1409'da Tson-kha-pa tarafından kurutmuştur. Bu ekolün taraftarları, gelukpa diye adlandırılmışlardır. Gelukpa salikleri, bekarlığa titiz şekilde riayet etmektedirler. Ekol şefi, Gaden -Tripa diye adlandırılmıştır. Şeflik görevi, miras yolu ile veya tenasüh yolu ile değil, Şeriatın gerektirdiği maneviyatı çok iyi bilmeye bağlı olarak intikal etmektedir. Manevi olgunlaşma yolunda en ileri giden birisi, keşişlerin kapalı bir oturumunda şef olarak seçilmektedir. Bu seçim, biraz papa’nın seçimine benzemektedir. Gaden-Tripa, Tson-khopa’nın yeryüzündeki temsilcisidir. En meşhur Gelukpa manastırları, Sera, Gaden, Drepung, Tashilhumpo ve Gyuto dratsang (1474), Kumbum Jampaling (1578) ve Amdo Tashikyil (1780)dir.
Gelukpa'lar tedrici yükselmeye çok önem verirler. Bu okulun üstadlarına göre, üç önemli tavsiye vardır: Manastır disiplini (pratimoksha); Uyanış düşüncesi (Bodhicıtta); Giriş formülleri (Tantra): Bu üç tavsiye birlikte icra edilir. Gelukpa'lar hem dış, hem de iç bünyeye çok önem verirler. Böylece vücuda ve sese dikkat ederler. Yine zihinsel gelişmeye de itina gösterirler.
Gemara:
Yahudilikte rabbilerin Mişna'ya yaptıkları yorumlar için kullanılan bir terim. Bunlar Filistin ve Babil'deki Yahudi din bilginlerince çok tartışıldı ve hem Mişna hem de Gemara, 5. yy'dan itibaren Filistin ve Babil Talmudlarına dönüştürüldü. Bakınız: Talmud.
Gematria:
Yahudilikte rabaylar tarafından, sözcüklerden gizli anlamlar çıkarmak için kullanılan bir yorum metodu. Buna göre İbrancadaki her harf bir sayısal değere sahiptir ve kelimelerdeki harflerin bu sayısal değerleri hesaplanarak bundan çeşitli yorumlar çıkarılabilir. Bu metot Hıristiyan ve İslam geleneğinde de uygulanmaktadır. Bakınız: Ebced.
Genç Erkekler Hristiyan Birliği:
(Young Men's Christian Asso-ciation -Ymca) 1844'de Londra'da George Williams'ın önderliğin de on iki kişinin kurdukları bir kulüptür. Kulübün hedefi, gençlerin maneviyatlarını geliştirmektir. Bu amaçla kurulan gruplar hızla gelişmeye başlamıştır. İngiltere'de ki kulüp, çok hızlı şekilde halk desteği bulmuştur. Daha sonra İngiltere dışında da bu tip kulüpler kurulmaya başlamıştır. 1850 yılında Avusturalya'da, 1851'de Kuzey Amerika'da kurulmuştur. Bu amaçla Montreal'da ve Bostan'da kurulan kulüpler çok hızlı şekilde, gelişmişlerdir.
Genç erkekler Hıristiyan Birliği, dini bilginlerin yanında, spor faaliyetleri, kamp tesisleri açma, danışmanlık, okul açma gibi faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. Amerika'da özel okullar konusunda bu dernek çok ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Okul çağını aşmış kişiler için de gece dersleri vermektedirler. Genç erkekler Hıristiyan Birliği, milli konseylere, konseyler de 1855'de Cenevre'de kurulan Genç Erkekler Hıristiyan Dünya Birliğine bağlıdırlar. 1955'de bu birliğin üyeleri 100. yılı kutlamak için Paris'te toplanmışlardır. Bu törene sekiz bin üye katılmıştır. Bu vesile ile birçok konuda konferanslar verilmiştir.
Genç Hristiyan Emekçiler:
1912 yılında peder Joseph Cardijn tarafından Belçike'da kurulan Katolik bir işçi hareketidir. Joseph Cardijn’in hedefi, Hıristiyanlığı işçiler arasında yaymak ve onları buralarda, fabrikalarda çalışmaya hazırlamaktı. Bu hareket 1925'de ülke genelinde örgütlenerek çok önemli bir gelişme göstermiştir. Bu hareketi, Belçika Katolik piskoposları ve Vatikan desteklemişlerdir. Bu işçi hareketi, misyonerliği üstlenerek, Hıristiyanlığı yaymaya yönelmiştir. Bunların çalışma formülü şu cümleydi: “Gör, Yargıla Ve Öyle Davran”. Bu hareket özellikle Fransızca konuşulan bölgelerde çabuk gelişmiştir. Daha sonra, üniversite öğrencileri, aileler, çiftçiler arasında da hareket, mensup bularak gelişmiştir. 1950'lerde bu hareket “Genç Hıristiyan Hareketi” adı ile tanınmaya başlamıştır.
Genç Kadınlar Hristiyan Birliği: (Young Women's Christian Association-Ywca)
Bu hareket 1855'de İngiltere'de kurulmuştur. Hareket iki alanda hizmet vermiştir: Birincisi, kadınlar için dua etmek, diğeri genç kadınlara barınacak yer sağlamak için faaliyet göstermek. Genç kadınlar Hıristiyan Birliği 1877'de ve 1884'de tüzüğünü gözden geçirerek, çalışma alanını genişletmiştir. İngiltere dışında, Amerika'da otuz beş kadın biraraya geîerek, ilk “Hanımlar Hıristiyan Birliğini” kurmuşlardır. 1866 yılında aynı amaçlı bir dernek de Boston'da kurulmuştur. 1906 yılında Amerika'da bütün kadın dernekleri birleşerek milli bir örgüt oluşturmuşlardır. Ulusal kadın örgütü, sanayileşmenin kadın üzerindeki tesirlerini ele alarak ve kadınlara destek vermek istiyordu. Ayrıca fakirlikle ve kadınların sosyal hayattaki yerinin tesis edilmesi ile ilgili çalışmalar yapıyordu. Bütün ırklardan ve dinlerden kadınların katılacakları, yaz kampları açılıyordu. Bu örgütün Amerika'da iki milyondan fazla üyesinin olduğu tahmin edilmektedir.
Gendenwitha:
Kuzey Amerika'da Iroquois kabilesinin sabah yıldızı tanrıçası.
Genesis:
Bakınız: Tekvin.
Genevan Kateşizmi:
Hıristiyanlıkta J. Calvin tarafından geliştirilen iki İman formülü.
1. Catechismus Genevensis Prior: Bu 1537'de ortaya konulan bir formüldü.
2. Catechismus Genevensis: Soru cevap şeklindeki bu formül ise 1542 ve 1545 yıllarında ortaya kondu ve Cenova kilise devletinin temel dokümanlarından birisi oldu.
Genius (Iovialis):
Eski Roma varlık ve yaşam tanrısı; doğumdan ölüme bütün insanlarda bulunan bir ruh.
Genku:
Japon Jodo ya da Saf Ülke Budizminin kurucusu olan Honen’in bir ismi. Bakınız: Honen.
Gentile (Yabancı):
Kitabı Mukaddes'te Yahudi olmayanlar için kullanılan genel bir terim.
Geomansi (Geomancy):
(1) Geçmişi, geleceği veya şu anla ilgili bilinmeyeni avuç dolusu kum ya da toprak kullanarak veya yere ya da ağaca işaretlenen bazı işaretleri yorumlayarak keşfetme metodu. Afrikalıların İfa'sı modern bir Geomansi metodudur. Bakınız: İfa, Fal.
(2) Bina ve mabet yapımında veya mezar yeri belirlemede kişilere şans ve uğur getiren uygun yerlerin seçilmesi sanatı. Bu sanatla uğraşanlara geomantist denir. Eski Çin'de Geomantistler bina yapımı veya mezar için güneye eğik ve doğuda yer alan bir tepe ararlardı. Bu' mm, ilgili kişilere mevsimlere ve Yin-Yang'a karşı bir üstünlük kazandıracağını düşünürlerdi. Bakınız: Feng Shui.
Geonim:
Babil’in Sura ve Pumbeditha şehirlerinde iki büyük Yahudi akademisinin başlarına verilen isim. Bağdat'ın İslam devletinin başkenti olmasıyla onların önemi de artmıştır. Geonimler, Talmud'daki çeşitli metinlerin yorumlayıcıları olarak şöhret kazandılar; Talmud'un sivil ve dinsel konularda uygulanışını göstermek için hukuk kuralları oluşturdular. Dolayısıyla onlar, İslam dünyasından olduğu kadar Hıristiyanlardan da öğrenciler edindiler ve etkileri İspanya'ya kadar ulaştı. Bunların etkisi 1258'de Türklerin Bağdat'a hakim oluşuna kadar yaklaşık 500 yılsürdü. Bakınız: Aşkenazim, Sefardim.
Gerçeklik İncili (Evangelium Veritatis, The Gospel Of Truth):
Nag Hammadi metinleri arasında [9] yer alan bir incil metni. Bu İncil İsa'nın mesajı, ölümü ve diğer konuları gnostik bir bakış açısıyla ele alır. Bu nedenle eser Hıristiyan gnostisizmi alanında önemli bir kaynaktır. Bazı araştırıcılar bu eserin, kilise babası Irenaeus'un eserinde bahsettiği Valentinus ekolüne ait Gerçeklik İncili'yle özdeş olduğunu söylerler.
Gerd (Gerda, Gerdr):
Asynjur olarak adlandırılan İskandinav tanrıçalarından birisi; bir yeryüzü tanrıçası; Gymir’in kızı ve Frey’in karısı. Rivayete göre Gerd’in parlaklığı her yere yansırdı ve bu durum Frey'i üzerdi. Öyle ki Frey yemez içmez hale gelirdi. Bununla ilgili bir efsane Snorri tarafından anlatılır.
Gershom Ben Judah:
(960-1040) Sistematikleştirdiği Talmud'a dayalı kurallar yüzyıllarca Almanya ve Fransa'da kullanılan bir Yahudi rabay. O, reformlarıyla tanındı; kadın haklarını savundu, çok evliliği yasakladı ve karının rızası olmaksızın bir boşanmanın olmayacağı kuralını koydu. Onun reformları Kitabı Mukaddes ve Talmud'dan bir sapma olmasına rağmen birçok Yahudi bunları kabul etti.
Geryon:
Yunan mitolojisinde üç başlı bir canavar. Mitolojiye göre Heracles onun sığırını çalar ve sonra da onu öldürür.
Get:
Yahudilikte boşanan çiftlerin boşandıklarını belgeleyen yazılı vesika.
Getto (Ghetto):
Erken dönemlerde Avrupa şehirlerinde Yahudilerin yaşadıkları bölgelere ve caddelere verilen ad. 11. yy'dan itibaren gettolardan bahsedilir. Günümüzde ise azınlık grupların, mültecilerin ya da fakirlerin yaşadığıkenar semtlere bu ad verilir.
Gev:
Sâbiî mitolojisine göre yedinci kat yeraltı aleminin karanlık prensi; karanlık kralının kardeşi.
Gezgin Yahudi:
Geleneksel Hıristiyan inancına göre, çarmıha gerilmek üzere götürülen İsa Mesih'le alay eden bir Yahudi. Bu hareketinin bir karşılığı olarak o, kıyamet gününe kadar yeryüzünde dolaşıp durmakla cezalandırılır.
Ghazzati:
(Nathan Ghazzati)
Gazalı Nathan Levi, 17. yy'da mehdıliğini ilan eden Sabbatay Sevi’nin koyu bir takipçisiydi ve ona birçok mürit kazandırdı.
Ghede:
Haiti’nin siyah renkli, ölüler tanrısı. Onun işareti alçak bir mezar üzerinde bir kare haçtır. Ghede’nin hayatın efendisi olduğuna, hem başlangıç ve hem de son olduğuna inanılır. Ayrıca inanışa göre Ghede, çocukların koruyucusudur ve iyileştirici güçlere sahiptir. Aynı zamanda o kozmik bedendir. Ghede’nin Afrika menşeli olduğu ve sık sık mezarlıkların koruyucusu ve zombilerîn efendisi olarak görülen Baron Samedi ile bağlantılı olduğu söylenir.
Ghee (Ghi):
Hindu ayin ve törenlerinde tören ateşi ve diğer işler için kullanılan süzülmüş tereyağı.
Gılgamış(Gılgamesh):
Eski Babil'de Erech’in mitolojik kralı ve üçte ikisi tanrı üçte biri insan olan figür. Gılgamış Destanı'nda onunla ilgili hikayeler yer alır. Buna göre Gılgamış, yarı vahşî insan olan Enkidu ile önceleri mücadele eder, ancak sonradan onunla dost olur. Enkîdu'nun öldürülmesi üzerine Gılgamış kendisi için ölümsüzlüğü arar. Daha sonra atası Utnapiştim kendisine tufandan nasıl kurtulmuş olduğunu anlatır. Bundan sonra Gılgamış, yaşlıları tekrar gençleştiren bir bitkiyi almaküzere denize dalar ve nihayet bu bitkiyle birlikte Erech'e geri dönerken bitkiyi bir ejderhaya kaptırır. Bakınız: Utnapiştim.
Antik Mezopotamya'nın en meşhur ve en önemli destanının ismidir. Sümer mitolojisinden çıkmıştır. Babil'de olduğu gibi Asur'da da bin yıldan fazla bir zaman gelişmiştir. Bu bölgenin sınırlarını aşmış, Filistin'den Anadoluya kadar tanınmıştır. Tufan'ı müteakip ilk hanedanlığın kralı olan Ourouk (gılgamış) kralının maceralarıdır. Kitabeler, Gılgamış isminin İ.Ö. 2000 yılının başından beri tanındığına işaret etmektedirler. Buna göre Gılgamış'ın İ.Ö. XVIII. yüzyıla doğru yaşadığı tahmin edilmektedir. Gılgamış destanı eksik olarak, Asur kralı Assurbanipal (İ.Ö. 669-629)in kütüphanesinin kalıntıları içinde bulunmuştur. Bu parçalar, üçüncü bin’in sonunda meydana getirilmiş olmalıdır. Hz. İbrahim’in ülkesinde hâkim olan dini inançlar konusunda çok değerli belge olan ve büyük destanların birincisi olan Gılgamış destanı, dini tarihin çok önemli bir belgesini oluşturmaktadır. Destanın genel muhtevasını, Ourouk kralının komşularına ve Isthar'a karşı açtığı savaşlar meydana getirmektedir. Yarı insan şeklinde olan sadık dostu Enkidou ile birlikte Batıya doğru, kahraman Outa-Napisthim'i aramak için bir seyahate çıkar. Ondan, ölümsüzlüğün sırrını öğrenir. Tufanın uzun bir hikayesini ortaya koyar. Bu seyahat sırasında Enkidou ölür. Gılgamış, ölülerin bulunduğu cehennemlere iner. Gençlik bitkisine sahip olduğu için ölümsüz olmayı düşünür. Fakat bir yılan, ondan gençlik bitkisini kaçırır ve o da insanlığın müşterek kaderine maruz kalır. Gılgamış, silindir mühürler üzerinde ve Asur saraylarında kabartmalarda tasvir edilmiştir.
Gılgamış Destanı:
İçerisinde tufan olayının Babil versiyonuna da yer verilen, MÖ ikinci bin yıla ait 12 tabletlik vesika, ilk tabletlerde yarı tanrı olan kahraman Gılgamış’ın vahşi insan Enkidu ile mücadelesi anlatılır. Sonra onunla arkadaş olması ve Enkidu'nun ölümü ele alınır. 12. Tablette ise Enkidu, ölüler alemiyle ilgili Gılgamış'a bilgiler verir.
Gılman:
İslami gelenekte Cennetteki erkek hizmetçilere verilen ad. Bakınız: Hûrî.
Giardano Bruno:
(1548-1600) Heretisizm suçlamasıyla kilise tarafından mahkum edilerek diri diri yakılan ünlü İtalyan bilim adamı.
Gibil:
Asurluların ateş tanrısı; Nusku'nun bir diğer ismi. Anu'nun oğlu olan Gibil, tanrıların ve insanların yöneticisi olarak adlandırılır. Onun özel görevinin, hayattayken adaletsizce hükmeden hakimlerin ruhlarını yargılamak olduğuna inanılırdı.
Ginza (Ginza Rba):
“Hazine, Büyük Hazine” anlamlarına gelen Ginza, Sâbiîlerin en önemli kutsal kitabıdır. Sidra Rba (Büyük Kitap) ve Sidra d Adam (Adem’in Kitabı) olarak da adlandırılan bu kitap, Sağ Ginza ve Sol Ginza diye iki kısma ayrılır. Ginza, teolojîk, mitolojik ve kozmolojik konularla kurtuluş ve eskatolojik düşünceleri ihtiva eder. Yapılan çalışmalar Sidra d Nişmata (Ruhlar Kitabı) olarak da adlandırılan Sol Ginza'daki metinlerin tarihsel olarak Ginza’nın diğer kısımlarından daha eski olduğunu ortaya koymuştur. Bu kısımda yer alan metinlerin büyük ihtimalle MS 3. yy'da derlendiğibelirlenmiştir.
Ginzberg:
(Asher Ginzberg, 1856-1927)
Genellikle Achad Ha-am “halktan biri” olarak bilinen Rus Yahudisi; “kültürel siyonizmin” kurucusu. Ginzberg, Filistin'de bir Yahudi devleti kurulması fikrini destekledi ve daha ziyade bir ruhsal merkez hüviyetinde olan Yahudiliğin yeni bir şeklini araştırdı. Bu sistem sonradan “Ruhsal Siyonizm” olarak adlandırıldı. Bu sistemde peygamberane idealler, güncel şartlara uygulanıyordu. Ginzberg'e göre Yahudilerin çoğu diyaspora durumundayken, bir seçkinler grubu en üst yaşam tarzını bütün topluma yansıtabilirdi.
Giordano Bruno:
(1548-1600) İtalyan filozof. 1562'de Dominikan tarikatına katıldı, fakat ortodoksiye ters düşen fikirleri nedeniyle 1576'da kaçtı. 1592'de engizisyon temsilcilerince yakalandı ve yakılarak öldürülene kadar gözetim altında tutuldu. Aristotelîan doktrinlerin aşırı bir muhalifi ve bir N. Copernicus hayranıydı. Görüşlerinde panteistik immanentizmi savundu. 19. yy'da onun ismi İtalyan nasyonalizmi için kilise karşıtı bazı hareketlerle özdeşleştirildi.
Giriş Töreni (İnitation):
İlkel toplumlarda erginlik, giriş veya geçiş törenlerinden biridir. Bu tören, herçeşit merasimle belirgin hale gelmiştir. Yani, eğitim, tecrübe, bayramlar, ilâhiler, danslar. Bütün bunlar, milletten millete değişiklik göstermektedir. Giriş töreninin özü, çocukluk hayatını, yetişkinlik hayatından ayırma noktasında bulunmaktadır. Giriş merasimi, genelde bir bekleme döneminden sonra yapılmaktadır. Bu bekleme safhasında genç çocuklar, pratik ahlâki ve dini eğitim almakta, klanlarının yetişkin insanları ile bütünleşmesi sağlanmaktadır. Aynı yaştaki çocukların giriş törenleri, bir yaş sınıfı meydana getirmektedir. Bu yükselme merasimi, hayat boyunca bir tesanüde götürmektedir. Giriş törenleri ve giriş merasiminin özellikleri ülkelerle, ırklara göre değişmektedir. Bunun için Afrika, Amerika'da ve Pasifik ülkelerinde değişik giriş törenleri vardır. Bu törenlerde genç çocukların geçirdikleri tecrübe az veya çok acı vericidir. Böcek sokmaları, kan aldırma, diş sökme, kesici dişlerin eğelenmesi, sünnet olma ve nadiren de kız çocuklarından keserek birşey alma gibi denemelerden çocuklar geçmektedir. Bu törenlerde yapılan danslar, genelde maskeli yapılmakta ve bazı yasaklar! ihtiva etmektedir. Bu merasimler, çocuğun o zamana kadar yaşadığı kadınlar toplululuğundan ayrılması törenleridir. Bunun için de çocukların geçirdikleri tecrübeler, erkek cemiyetine girmelerine izin vermektedir. Çocuklar, gürültüsünü işittikleri Büyük Ruh tarafından parçalanma korkusu içinde yaşamaktadırlar. Çocuklar, özel beyaz rob, süslü elbiseler giymektedirler. Onlar daha sonra, klan veya kabilelerinin yaşlıları tarafından eğitilirler. Böylece, toplumlarının âdetlerini, aile yapılarını, evlenme kanunlarını, ruhi kuvvetleri öğrenirler. Yaş değişikliği ile birlikte, isim değişikliği de olmaktadır. Artık çocuklar törenle erkekler cemiyetine katılmışlardır. Bu sosyal ve kabilevi girişe ilk giriş adı verilmektedir. Buna sünnet olma da dahildir. Bazı toplumlarda, dini gruplara, tarikatlara, gizli derneklere girme merasimleri vardır. Bazen bu giriş törenleri birçok dereceler ihtiva etmekte ve saliklere Özel güçler vermektedir. Bunların arasında sadece yüksek derecelere giriş yapmış olanlar, mitolojilerin ve sembollerin mükemmel bilgisine sahip olmaktadırlar. Dernek girişlerinde, giriş töreni, yeni mensubu sırlara götürmektedir. Genelde bu, ölüm ve dirilme meras imleriyle icra edilmektedir, Ölüm derneğe girişinden önceki insanın halini; diriliş ise, derneğe girişten sonraki insanın halini ifade etmektedir.
Antikitede salik, gizli bilgiye kabul edilmektedir. Aktüel sır derneklerinde de bazı giriş şekilleri icra edilmektedir. Bu, daha yüksek bir hale, yeni bir hayata, aydınlık bir doğuşa geçiştir. Masonluk bu, batini giriş şeklim muhafaza etmiştir. Fakat büyük dinlerden sadece Yahudilikte bu merasim, Katoliklerdeki ilk komünyona, Protestaniardaki konfirmasyon'a denk olarak Bar Mitzva adı altında muhafaza edilmiştir.
Hindu'larda da Brahmane'nin ikinci doğuşu, birtakım merasimlerle belirginleşmiştir. Bu merasimler sırasında, genç çocuklar, “kutsal kordon” almaktadırlar. Parsi'lerde ise delikanlılar, gömlek giymekte ve kutsal kemer kuşanmaktadırlar.
Bu eski giriş merasimlerinin birçok izi, bugün dini karakterini kaybetmiş âdetlerde muhafaza edilmektedir.
Gita Govinda:
“Sığır sürüsü ilahileri”. MS 12. yy'da Bengalli şair Jayadeva tarafından derlenen ilahiler. On Avatara'ya, yani tanrı Vişnu'nun inkarnasyonuna yakarış ile başlar. Her şiirin son cümlesi yazarın ismini içerir. İlahilerin ana teması, Vişnu'nun Avatara'sı olan Krişna'nın Radha ve diğer sığır kışlara olan aşkıdır. Krişna ve Radha’nın birbirinden soğukluğu ve ayrılığını, Radha’nın ıstırabını ve sonra ikisinin birleşmelerini anlatır.
XII., asrın, Bengalli şairi Jayadeva’nın şiiri olan Gitâ-Govinda (şairler tarafından Bouvier diye terennüm edilmiştir). Krishna’nın ve Gopi'lerin (çobanların) Yamuna (Ganj’ın kolu) kenarlarındaki aşklarını, ormanlardan ve bozkırlardan teşekkül eden ıssız bir tabiat içinde canlandırır. Krishna, Rukmini ile evli olmasına rağmen, sayısız metresleri arasında gözdesi Râdha ile dikkati çekmektedir. Faka yine de bu, onun civardaki çiftlik kadınlarını ayartmasına mani olmayacaktır. Gitâ-Govinda, terkedilmiş, Râdha'nın kaderini, arzusunu, özlemini, sonra, Krisha’nın dönüşünü ve birleşmiş sevgililerin sevincini terennüm etmektedir. Klâsik Sanskritçe ile yazılmış olan metin, şarkılar serisine dahil edilen bendlerden meydana gelmiştir. Orada çok canlı bir ihtirasa maruz kalmış, sevgi dolu bir kadının tecrübe ettiği muhtelif duygular ifade edilmiştir. Saray şairi Jayadeva’nın, amatör şiirleri kullanarak lirik bir eser meydana getirmiş olması muhtemeldir. Fakat çok erkenden Gitâ-Govinda’nın metnini, mistik terimlerle yorumlamak moda olmuştur. Buna göre Râdha, Rabbi ile birleşmeyi arayan ruhu temsil etmektedir. Bununla beraber, sadece halka açık olan, modern dillerde terennüm edilenlere benzeyen bu şiirler gerçekten bu rolü oynamaktadır. İşte bu yanlışlıktan dolayıdır ki sadece birkaç Hind ilâhiyatçısı (pandit) tarafından anlaşılan bu yüksek düzeydeki metin, sadece din adamlarına ait görülmüştür. İşte bu inhisardan dolayıdır ki Hindde, başlangıçta kutsal şiirle, kutsal oimayan şiirin arası kesin şekilde ayrılmış değildir. (Modern Hindin birçok manevi üstadları Gita'yı tercüme ve şerh etmişlerdir. Bunların arasında özellikle Shri Aurobindo Paris, 1942'yu, Mahârishi Yoği'yi sayabiliriz.)
Gjallarhorn:
İskandinav mitolojisinde tanrı Heimdall'ın “çalan boynuzu”. Bir ağaç altına veya bir kutsal kuyuya konulan bu boynuz, ancak kıyamet günü bütün dünyada çalınacak ve tanrıları uyandıracaktır.
Gladsheim:
İskandinav mitolojisinde “saadet ve mutluluk alemi”. Valhalla'nın orada durduğuna inanılır.
Glaucus:
Eski Yunan'da Poseydon ve Nais’in oğlu olan önemsiz bir deniz tanrısı.
Gna:
Asynjur olarak adlandırılan İskandinav tanrıçalarından birisi; Frigg’in elçisi. Onun denizde ve gökyüzünde atını sürdüğüne inanılırdı.
Gnosis:
Yunanca. “bilgi, hikmet, marifet”. Gnostik geleneklerde kişinin kurtuluşu için bilmesi şart olan gizli kutsal bilgi; tanrının gerçekliği, alemin hakikati ve ruhun yapısıyla ilişkili esoterik bilgi. Çeşitli gnostik geleneklerde Manda, Sophia gibi değişik terimlerle ifade edilir. Hindu geleneğindeki Jnana terimi de Yunancadaki gnosis ile ilişkilidir, ancak farklı şekillerde kullanılır.
Gnostik:
Geniş anlamda alem, insan, tanrı ve kurtuluşa ilişkin esoterik ve mistik kutsal bilgiye sahip olduğunu iddia eden kişi ya da akım. Dar anlamda ise kült ve ritüellerinde, Gnostisİzm olarak adlandırılan dinsel geleneğe yer veren akımlardan herhangi biri veya bu akımlara tabi olan kişi. Bakınız: Gnostisizm, Gnosis.
Gnostisizm:
Tanrı, alem, insan ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini kendine has kutsal esoterik (gizli) bilgi doktrini temeline dayalı olarak açıklamayı ilke edinen dinî felsefî gelenek. Temel inanç esasları ve ibadet şekillerinde gnostisizmin hakim olduğu Sâbiîlik, Maniheizm, Hermetisizm ve benzeri gelenekler gnostik dinler olarak adlandırılır. Gnostisizmin başlı başına bir din sayılıp sayılamayacağı tartışılmaktadır. Ayrıca gnostisizmin menşei konusunda da birçok görüş ileri sürülür. Başta çeşitli kilise babaları olmak üzere, birçok Hıristiyan yazar, gnostisizmi Hıristiyanlık içerisinden kaynaklanan bir heretik (sapkın) akım olarak değerlendirmiş ve Simon Magus'u bütün sapıklıkların (ve bu arada gnostisizmin) bahası olarak görmüşlerdir. Ancak, gnostisizmin Hıristiyanlık öncesi dönemlerden itibaren var olan bir gelenek olması gerçeğinden hareketle, bu görüş birçok bilim adamı tarafından tenkit edilmiş ve bizzat Hıristiyanlığın kendisinin de çeşitli gnostik düşüncelerden etkilenen bir din olduğu belirtilmiştir. Gnostisizmin İran, Eski Yunan, Eski Mısır, Babil ya da Yahudilik kaynaklı olabileceği doğrultusunda bilim adamlarınca çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Ancak yapılan çalışmalar Hıristiyanlık öncesi dönemlerden itibaren başta Filistin, Mısır ve Suriye bölgeleri olmak üzere, Ortadoğu'nun çeşitli bölgelerinde yerleşik olan toplumlarda gnostik inanç ve öğretilerin mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Işık ve karanlık ya da iyilik ve kötülük arasındaki düalizm, maddi alemin (ve bedenin) kötülüğü, demiurg düşüncesi, ruhun ilahi aleme ait olup süfli yeryüzünde beden içerisinde hapishane hayatı sürdüğü, kurtuluş için dünyevi olan her şeyden uzaklaşmak ve bunun neticesinde gnosise ulaşmak gerektiği gibi hususlar gnostisizmin temel öğretileri arasındadır.
Gnostisizm, kök itibariyle, İran dualizmine, Eflatuncu ortaçağ filozoflarının alegorik idealizmine ve Yahudiliğin vahiy öğretilerine dayandırılmıştır. Şüphesiz Gnostisizm de Mısır ve Mezopotamya kültürlerininde tesiri büyüktür. Gnostisizm, gerçek şeklim, Hıristiyanlığa karşı oluşan bir düşünce şekli içinde göstermiştir. Bunun için Aziz İrenaeus (185), Aziz Hippolytus (200), Aziz Epiphonios (375) gibi kilise büyükleri, Gnostisizm'e şiddetle karşı çıkmışlardır.
Tarihte ilk Gnostik olarak M.S. I. yüzyılda Yahudi Simun Magus gösterilir. Magus, kötülüğün Tanrının içindeki bir kopuştan kaynaklandığını ileri sürer. Şüphesiz bu görüş, monoteist vahiy telâkkisinin tesiri ile ileri sürülmüştür. Yeni Ahit'teki Gnostiklerle ilgili sözler de bu düşünüş şeklinden kaynaklanmaktadır. Gnostisizm'de düalist düşünce, Yunan-Roma dünyasında Gnostisizm'e yayıldıktan sonra ortaya çıkmıştır. Dualizmin Gnostisizm'e girişinde Platoncu felsefenin etkisi büyük olmuştur. 1940 yıllarında yukarı Mısır'da Nag Hamadî yakınında bulunan Gnostik belgelerde Milâdi III. yüzyıldaki Gnostik düşünceye yer verilmiştir.
Gnostisizm, zaman içinde farklı düşünüş şekillerine bürünmüştür. Yarı Gnostik Manicilik, İran dinlerinin de etkisiyle ruh ve madde ayırımına girmemiştir. Diğer yandan zahit çizgiler bu Gnostisizm'de belirgin hale gelmiştir. Gnostik vahiy anlayışı, kutsal vahiyden farklıdır. Gnostik vahiy, akıl yeteneklerinin yardımı ile elde edilemediği için, felsefi aydınlanmadan; kökleri tarihte olmadığı ve kutsal metinlerden kaynaklanmadığı için de Hıristiyan vahyinden farklıdır. Gnostik vahiy, benliğin sırrının, insanın içine doğmasıdır. Gnostisizm'e göre kötü bir dünya, iyi bir Tanrının eseri olamaz. Bunun için iyi ruhların kaynağı, Tanrıya yabancıdır. Dünya, kötü ruhların tesirindedir. Gnostisizmin görüşleri, özellikle Milâdi ikinci yüzyıldan sonra çok değişik mezheplerin görüşü olarak yayılmıştır. Gnostik mezhep üstadları, Yahudi ve Hıristiyan metinlerini allegorik tarzda yorumlamışlardır. Gnostik mezheplerin pratikleri, müşterek yemek, vaftiz törenleri, dua, oruç ve sadaka gibi görüntülerle kendini göstermektedir. Hıristiyan düşünürleri, Gnostisizm'e karşı çıkmışlardır. Ancak başlangıçta bu düşünürler, Gnostisizm'e sıcak bakmışlar ve birçok özelliği Hıristiyanlığa ilave etmişlerdir. Kuzey Afrikalı St Augustinus, önce Mani dinine girmiş, daha sonra Hıristiyanlık'ta karar kılmıştır. Ancak, birçok Mani unsurunu, Hıristiyanlık yorumuna ilave etmiştir. Özellikle bu, Hıristiyan çileciliğinde kendim göstermektedir.
Go-Vinda (Go-Pala):
Hinduizmde tanrı Krişna'nın bir ismi; Krişna’nın çobanlar tanrısı olması rolüne işaret eden bir lakap. Bakınız: Krişna.
Gobind Singh:
(Gobind Rai Singh, 1666-1708)
Sihlerin onuncu gurusu. Babası dokuzuncu guru Tegh Bahadur'un 1675'te ölümü üzerine guru oldu. Sihlerarasında yeni bir organizasyon geliştirdi. Khalsa teşkilatının çekirdeğini oluşturmak üzere takipçilerinden beşini (Panj Payara, “Beş Kutsal”) seçti; bunlar aynı kaptan içtiler, Beş K'yı gözettiler ve Singh (aslan) adını aldılar. Go-bind Singh, Pencab'da birçok kaleler inşa ettirdi ve kutsal kitap Adi Granth'ın bizzat guru olduğunu ilan etti.
Gog Ve Magog:
Kitabı Mukaddes'e göre [10] şeytanın emrinde olan iki güç. Talmud'a göre onlar Mesih’in gelişi öncesi fitneyi kışkırtan güçlerdir. Rabbi Akiba, daha sonra onların 12 ay boyunca cezalandırılacaklarını bildirir. Bakınız: Yecüc ve Mecüc.
Gohei (Mitegura):
Şinto geleneğinde kullanılan bir temizlenme aleti; bir kült objesi; her iki tarafında asılı desenli kağıt şeritler bulunan bir sopa. Kağıt şeritler üzerinde bulunan yirmiden fazla motif gizemli anlamlar taşır, şinto tapınağında Gohei, hem sembolik bir sunak olarak kabul edilir hem de ibadet esnasında tanrının hazır bulunduğuna işaret eder.
Golden Bough:
Bakınız: Frazer.
Goliat (Goliath, Golyat):
Bakınız: Câlut.
Gommata (Gommateshvara):
Digambara Caynistlerinin bir azizi. Rivayete göre o, meditasyon halinde o kadar uzun süre kaldı ki sarmaşıklar ve ayrık otlan onun bacaklarına sarıldı. Onun yaklaşık 17 metre boyundaki büyük bir heykeli Mysore'da, Shravana Belgola'daki bir tepede bulunur. Tamamen çıplak olan bu heykel MS 10. yy'da yapılmıştır.
Gopa:
Genelde Yasodhara ismiyle bilinen, Gautama Buddha'nın karısına zaman saman verilen bir ad.
Gopi:
Sanskritçe. “çoban kadın”. Bir sığır çobanının karısı veya kızı. Ortaçağ Hindistan'ının mistik ve erotik destanlarında Gopiler, Krişna’nın eşleri olan Vrindavana veya Brindaban çobanlarıydı. Onlar insan ruhlarını sembolize eder ve zaman zaman ilahi varlıklar olarak düşünülürdü. Efsaneye göre Krişna flütünü çalar ve kadınları kocalarını terk etmeye ve ay ışığında kendisiyle dans etmeye çağırırdı. İnsan açısından bu yasal olmayan aşk, bütün İnsani bağların önüne geçen ilahi aşkın bir temsili olarak görülürdü. Krişna, kendisini çoğalttığı bir oyun oynardı ve böylelikle her Gopi, Krişna'nın kendisiyle dans ettiğini düşünürdü. Ancak Krişna, özellikle Radha'yı gözetirdi.
Gopuram:
Güney Hindistan'da, bir tapınağın kapısı veya duvarları üzerinde yükselen kule. Bunların en büyükleri 60 metre yüksekliğindedir. Bu mimari tarzına Dravidian ya da Pandyan denilir. Pandyan terimi MS 12. yy'dan itibaren ülkeye hakim olan ve birçok Gopuram inşa eden hanedanın isminden gelmektedir. Gopuramlar üzerinde genellikle hayvan, insan veya tanrı figürleri yer alır.
Gorakhnath:
Hindistan'ın Yoga tarikatı Nathaların liderlerinden birisi. 12. yy'da yaşayan Gorakhnath ile ilgili birçok hikaye anlatılır. Onun tanrı şiva'dan doğduğu söylenir. O, öğretilerini içeren şiirler derlemiş ve Kanphata Yoga'yı kurmuştur.
Gorgonlar (Gorgo):
Eski Yunan mitolojisinde kurnaz Medusa, güçlü Sthenno ve sıçrayan Euryale diye adlandırılan üç canavar kız kardeş. Bunların en kötüsü Medusa'ydı. Korkunç bir yüzü, yılan saçları, geniş kanatlan ve insanları taşa çeviren gözleri vardı. Onlar uzak batıdayaşıyorlardı. Medusa, deniz tanrısı Poseydon tarafından seviliyordu ve Poseydon'a kanatlı at Pegasus'u doğurmuştu. Kahraman Perseus, Medusa'yı öldürmüş ve düşmanlarını taşa çevirmek için onun başını yanında taşımıştır. Bundan başka Gorgon, Argos'ta gömüldüğü söylenen bir yeryüzü tanrıçası da olabilir.
Gorton:
(Samuel Gorton, 1592-1677)
Kendi adıyla bilinen Gortoncular akımının kurucusu. Londralı olan Gorton 1636'da Boston'a yerleşti ve orada dinsel özgürlüğü savundu. Ayrıca o, teslis inancını reddederek şartlı ölümsüzlüğe (annihilaticnizm) inandı. Fikirleri nedeniyle o, sık sık yerel yöneticilerle anlaşmazlıklara düştü. Taraftarları 18. yy'a kadar bir mezhep olarak varlıklarını devam ettirdiler.
Gosala (Goshala):
Hinduizmin Ajivika mezhebinin kurucusu ve baş mürşidi. Makkhali Gosala ve Goshala Maskariputra gibi çeşitli isimlerle isimlendirilir. Bazı metinlere göre o, 24. Ajivika mürşididir; fakir bir ailede doğmuş ve Buddha'dan bir ya da iki yıl önce ölmüştür. Gosala, Caynizmin lideri Mahavira ile de muhtemelen görüşmüştür. Gosala’nın hayatı Caynist ve Budist kaynaklardan öğrenilmektedir. Bakınız: Ajivika.
Goswami:
Sanskritçe. “sığırların efendisi”. Krişna’nın, bir değerli kişinin veya bir mistik dilencinin lakabı. Sık sık Gosain diye yazılan bu terim genellikle Vaishnava mezhebi ileri gelenlerini tanımlamada da kullanılır.
Gotama:
(1) Buddha’nın bir ismi. Bakınız: Gautama Buddha.
(2) Ortodoks Hindu felsefesi Nyaya ekolünün kurucusu, bazen Akshapada diye de adlandırılan ve muhtemelen MÖ 3. veya 2. yy'da yaşayan bir başka Gotama idi. Kendisine atfedilen Nyaya Sutra'daki bilgilerden bir kısmı ait olabilir, ancak çoğunluğunun daha sonraki dönemlerde kompoze edilmiş olduğu kabul edilir.
(3) Yedi eski kahinden birisi.
Gotra:
Hindu geleneğinde aile ismi, klan. Hindu Brahminleri aile isimlerini kendilerinden aldıkları efsanevi bilge kişilere büyük değer verirler.
Gök Gürültüsü Kuşu:
Amerika yerlilerinin çoğu tarafından inanılan gök gürültüsü tanrısı. Onun gözlerinin şimşek olup çaktığı ve kanatlarının sesinden gök gürültüsünün oluştuğu düşünülür. Ayrıca şahin ve kartal suretindeki bazı küçük ruhların da ona eşlik ettiğine inanılır.
Graceler:
Eski Yunan'ın mutluluk ve şükran tanrıçaları. Sayıları ve isimleri konusunda farklı rivayetler olmakla birlikte genellikle onların sayısının üç olduğu kabul edilir. Aglaia (parlayan), Thalia (çiçek açan) ve huphrosyne (mutluluk saçan) diye adlandırılan bu üç tanrıça, önceleri elbiseli olarak tasvir edilirken sonradan çıplak birer figür olarak gösterildiler.
Graiae:
Gorgonların mağarasını koruyan tek gözlü ve tek dişli gri tanrıçalar. İsimleri Enyo, Pemphredo ve Deino idi. Güzel olmalarına rağmen gri saçlıydılar.
Grainne:
İrlanda mitolojisinde kahraman Fîonn ile nişanlanan, ancak Diarmaid'le kaçan güzel bir kadın.
Gramadevata:
Hindistan'ın mahalli tanrısal varlıklar. Birçok kasaba ve köyde, özellikle güney Hindistan'da suret veya mabetlerine rastlanır. Bu mabetler, şîva ve Vişnu gibi Hindu tanrılarının tapınaklarından daha küçük ve daha sadedir. Fakat buralarda daha düzenli ayinler yapılır. Bu köy uluhiyetlerinin çoğu dişidir ve sıklıkla isimlerine Ammaveya Amman, yani “anne” terimi eklenir. Bunların birçoğu hastalık, kolera, çiçek veya sığır hastalıkları tanrıçalarıdır. Bazıları ise yılan tanrısıdır.
Granet Marcel (1884-1940):
Fransız sosyologu ve Dinler Tarihçisi'dir. İkinci dünya savaşından önce yüksek öğretim, Patrik okulunda profesör olarak çalışmıştır. Marcel Mauss'un talebesidir. Çin incelemelerine, sosyolojinin metodlarını dahil etmiştir. Dünya çapında tanınan çalışmaları, sinolojiye yeni bir boyut kazandırmıştır. Başlıca kitapları şunlardır:
1- Fetes et chansons Anciennes de la Chine, Paris, 1919.
2- Danses et Legendes de la chine Ancienne, Paris, 1926.
3- La Civilisation Chininoise, Paris, 1929.
4- La Pensee Chininoise, Paris, 1934. Yine Marcel Granet’in, Çin'de evlenme sistemleri, klan ve akrabalık ilişkileri üzerinde birtakım çalışmaları daha vardır. Marcel Granet’in 1922 yılında Paris'te yayınlanan “la Religions des Chinois” isimli eseri de zikre değer bir çalışmadır. Bu eser 1980 yılında yeniden yayınlanmıştır. Bu esere Georges Dumezii bir mukaddime yazmıştır. Marcel Granet burada Feodal dinle, resmi dinî incelemektedir. Çin dinlerinin kökenleri, Konfüçyüsçü okulun klâsikleri arasında yer almaktadır. Granet, bunları yorumlayıcı bir metotla tahlil etmiştir. Halk inançları ile ve resmi dinle Taoizm’in ilişkisi, kısa bir şekilde kitapta izah edilmiştir. Onun dini dünyaya, uygulamaya yöneldiği sosyolojik metoda sitem etmeden, Granet’in birçok talebesini ifade edilen şekiller yararına yaşayan dini ihmale yöneltip yöneltmediği daima sorulmuştur.
Granicus:
Eski Yunan'da bir nehir tanrısı;Okyanus ve Tethys’in oğlu.
Granth:
Bakınız: Adi Granth.
Gree-Gree (Gris-gris):
Bu terim, bir zamanlar Afrika'daki dinsel ve sihirsel nesneler ya da kült objeleri için kullanılmaktaydı. Terimin kökeni muğlak olmasına rağmen Afrika menşeli olduğu tahmin edilmektedir.
I. Gréoire Le Grand (540-604):
I. Gregoire, Roma'da doğmuştur. Manastır hayatına girmiş ve Sicilya'da altı manastır kurmuştur. 579 yılında Papa II. Pelagc, delege olarak onu, imparator'un yanına İstanbul’a göndermiştir. 585 yılında Roma'ya döndüğünde, II. Pelage in ölümü üzerine papa seçilmiştir. Papalık görevini istememesine rağmen, kabul etmek zorunda kalmış ve 3 eylül 590 tarihinde merasim yapılmıştır. Göreve başladıktan sonra, maddi ve manevi gayretini devam ettirmiş; veba, açlık gibi felaketlerle mücadele etmiş, Vatikan'ı yeniden teşkilatlandırmıştır. Din adamı sınıfının ahlâki yapısına dikkat etmiş; formasyon yönünden onların gelişmesini sağlamıştır. İngiltere'ye bir misyoner heyeti göndermiş; İstanbul Patriğinin “ökümenik” vasfını kabul etmemiş; kendisi içinde “Üniversal papa” unvanını reddederek “Tanrının Hizmetçisi” unvanım tercih etmiştir. I. Gregoire, Hıristiyan spiritüalitesinin kurucusu sayılır. Özellikle “Eyub kitabının yorumu” isimli eseri önemlidir. Batının dördüncü “kilise doktoru” olarak kabul edilen I. Gregoire’in ismi, daima diğer Batılı kilise babalan ile birlikte zikredilir ve liturjik reformlarla anılır.
Gregorios Aziz, (Nazıanzoslu)(330-389):
IV., yüzyılın önemli kilise babalarından biridir. Nazianso piskoposunun oğludur. Kayseri, İskenderiyye ve Atina'da din tahsili görmüştür. Aziz Basileios'le (329-379) arkadaşlık yapmıştır.
Gregorios, 362 yılında rahip olmuştur. 370-379 yılları arasında piskopos olan Basileios'u, Ariusçu doktrin taraftarlarına karşı desteklemiştir. Kısa bir süre Gregorios, Sasima piskoposu olmuş, fakat bu unvanı hiç kullanmamıştır. Babasının ölümü üzerine (374) Nazianzos kilisesini bir müddet idare etmiştir. Daha sonra İsauria (Bozkır) manastırına çekilmiştir.
Milâdi 325 yılında İznik'te Ariusçuluğa karşı toplanan konsilde, Gregorios, Airusçuluğa şiddetle karşı çıkan gruba katılmış ve Anadolu temsilcilerinin önderi olmuştur. 381 İstanbul Konsilinde Gregorios, İstanbul piskoposluğunun en güçlü adayı idi. Ancak Mısır-İskenderiyye piskoposu Timothios'un, İstanbuîa gelişi ile bu, gerçekleşemedi. Gergin ortamda bunalan Gregorios, bu çatışmalardan gönül rızasıyla çekildi. Daha sonra Gregorios, Arianzos'a döndü. Naziansos kilisesini yine kısa bir süre yönetti. Gregorios, carmen de se ipso (kendisiyle ilgili şarkı) diye bilinen uzun bir şiirle tanınmaktadır. Ayrıca Gregorios, dini konularda şiirler yazmıştır. Günümüze kadar ulaşan yazıları, mektup ve vaaz türü yazılardır.
Gregorios Aziz (Nyssalı) (335-394):
IV., yüzyılın önemli Hıristiyan ilâhiyatçılarındandır. Kayseri piskoposu, Aziz Basüeios'un kardeşidir. Felsefe ve retorik konusunda iyi bir eğitim görmüştür. Perıparthenias (Bekaret üzerine) yazdıgı incelemede evliliğe karşı tenkidler yöneltmiştir. Bekar kalmayı tercih ederek larda manastıra çekilmiş ancak daha sonraki yıllarda Nyssa piskoposu olmuştur. Roma imparatoru Valens’in Ariusçuluğu desteklenmesiyle, Kapadokya bölge valisi tarafından takip altına alman Nyssâh Gregorios sürgüne gönderilmiştir. Valens’in 378'de ölmesiyle durum normale dönmüş, Gregorios, Kapadokya'ya geri dönmüştür.
Hıristiyan kredosu (= amentüsü) ile ilgili toplanan konsillere katılmıştır. 379'da Antakya konsiline katılmış, daha sonra 381 yılında İstanbul'da toplanan I. İstanbul Konsiline katılmıştır. İstanbul'da İmparator çevrelerinde vaaz etme imkanı bulmuştur.
Gregorios'un yazılarında üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi, Ariusçuluğa karşı geliştirdiği fikirlerdir. Vaazlarını Hexaemeron (altı gün), De opificio Homini (İnsanın yaratılışı), Meghas Katekhetikos Logos (büyük Din kitabı) gibi kitaplarda toplamış ve bu eserlerde Hıristiyan ilahiyatının temellerini açıklamıştır.
Gregorios, Piaton'dan ve Origenes'den (185-254) etkilenmiştir. Özellikle çileci gelenekle ilgili görüşleri, Doğu ve Batı kilisesinin ibadetlerine tesir etmiştir. Gregorios'un bu görüşleri, peri tu biu ta Moiseos (Musa'nın hayatı üzerine) isimli kitapta geniş şekilde anlatılmaktadır. Bu eserde, Gregorios Yunan ve Hıristiyan düşüncelerini birleştirmiştir. Gregorios'un görüşleri, Hıristiyan İlahiyatı açısından çağımızda yeniden gündeme gelmiş ve büyük itibar görmeye başlamıştır.
Gregorios (Sinalı) (Ö1:1346):
Rum Ortodoks ilahiyatının XIII. yüzyıldaki çok önemli temsilcilerindendir. Daha çok mistik ibadet sistemine eğilim göstermiştir. Sonuçta tefekküre dayalı mistik ibadet hayatını tercih etmiştir. Bunun için Hesykhia öğretisini geliştirmiştir. Hesykhia, Tanrısal sükuneti yakalama metodudur. Bu mistik metodu uygulamak için Athos dağına çekilmiştir. 1325'de, Bulgaristan'a geçmiş, Balkanlar'da dini tefekküre dayalı mistik düşüncenin yayılmasında önemli bir rol oynamıştır.
Gregorios'un Hesykhia A metodu 137 aşamadan oluşmaktadır. Hesykhia’nın temel felsefesi, Tanrı-insan birliğine ulaşmaktır. Athos dağının çok önemli keşişlerinden birisi olan Aziz Gregerios Palamas; Gregerios'un çağdaşıdır. Aziz Palamas, Hesykhia öğretisine karşı yapılan itirazları “Kutsal Hesykhia öğretisinin savunması” (1328) isimli kitabında cevaplamıştır.
Gregorios, teslis, Kutsal-Ruhun Baba'dan çıkması konularında birçok çalışma yapmıştır.
Gregorios II (Kıbrıslı) (1241-1290):
Doğu Roma imparatorluğu'nun dini politikaları içinde yetişmiş bir kilise büyüğüdür. Bizans sarayında rahip olarak göreve başlamış; 1283-1289 yılları arasında İstanbul patriği olarak görev yapmıştır. Döneminde Katolik ve Ortodoks kiliselerin birleşmesi için yapılan çalışmalarda genelde birleşme karşıtı bir tavır sergilemiştir.
II. Gregorios, Ortodoks ve Katolik kiliselerinin birleşmesini istememe nedenini Katolik ilahiyata karşı kaleme aldığı Tomos Pisteos (İman kitabın)da açıklamıştır. Kutsal-Ruh'un Baba'dan ve oğul'dan çıktığını savunan katolik ilahiyata karşı bu görüşü reddederek, kutsal ruhun sadece Baba'dan çıktığı tezini savunmuştur. İskenderiyye ve Antakya kiliseleri II. Gregorios'un bu kitabım eleştirmişlerdir. Bu eleştirilere karşı, II. Gregorios, Homologia isimli kitabını kaleme almıştır. Ancak bu eleştirilere daha fazla dayanamayarak 1289'da patriklikten ayrılmıştır. II. Gregorios, XIII. yüzyıl, Bizans Hümanizminin temsilcilerinden sayılmaktadır.
I. Gregorius (Büyük Aziz) (540-604):
Asil bir aileden gelen Gregorius, Papa III. Felix’in torununun oğludur. Gençlik yılları Roma'da geçmiştir. Daha sonra manastır hayatına özlem duymuştur. Babasından kalan sarayı S. Andrea manastırına dönüştürmüştür. Başta Papa I. Benedictus olmak üzere birçok Papanın takdirini kazanmıştır. Hiç arzu etmemekle beraber, 590'da papa oldu. Papalığa bir çeki düzen verdi. Papalık, merkeziyetçi bir yapıya sahip oldu. Hedef olarak, halkı, bilinçli bir Hıristiyan yapma yolunu seçti. Papalık dönemi, siyasi ve askeri karışıklıklarla geçti. Gregorius'un yaptığı en büyük hata Haçlı seterini başlatması oldu. Diğer yandan köle ticaretine de karşı çıkmadı. Papalık topraklarını birleştirerek, papalığa dünyevi bir iktidar özelliği kazandırdı. Aziz Agustinus'un Civitas Dei (Tanrı Devleti) öğretisine bağlı kalarak, dini iktidarla dindışı iktidarı birleştirmek, daha doğrusu, din dışı iktidarı dini iktidara bağlamak istiyordu. Ancak I. Gregorius, yine de farklı bir kişilikti. Çünkü onda, münzevilikle, atılganlık; idealizm ile gerçekçilik bir anda bulunuyordu. Bütün bunlara rağmen, manastır hayatını seviyordu. Bunun için Benediktin tarikatının manastır ilkelerini yaydı. İmanı, halkın anlayacağı bir dille irade etti. Cesedlere tapınılmasını yasakladı. Hatta bunu yapanlara Aforoz cezasının verilmesini istedi.
VII- Gregorius (Ildebrando Hildebrand) (1020-1085):
Fakir bir aile çocuğu olarak dünyaya geldi. Roma'da Santa Maria Manastırında öğrenime başladı ve Schola Cantorum (müzik okulu)'a devam etti. Papa VI. Gregorius'un hizmetine girdi. VI. Gregorius, görevden uzaklaştırılınca, Ildebrando da Almanya'ya sürgün edildi. Orada imparator III. Heinrich’in yakınlığını kazandı. Papa IX. Leo tarafından Romaya davet edildi. Papa IX. Leo'nun oluşturduğu reformcu gruplar arasında yer aldı. Aynı grupta Papa II. Alexander’in döneminde de çalışmayı sürdürdü. Daha sonra kardinal oldu. Ildebrando Papa II. Alexander'dan sonra 22 Nisan l073'te ittifakla Papa seçildi ve VIL Gregorius adını aldı. 30 Haziran 1073'te San Pietro Bazikilasında takdisle göreve başladı.
1054'te Doğu ve Batı kiliseleri arasında Kutsal Ruluın çıktığı yer konusundaki cavgada, bölünmeyi durdurmak için büyük çaba gösterdi, ancak başarılı olamadı.
Papa VII. Gregorius'un el attığı önemli konulardan birisi de kilise görevlilerindeki yozlaşma ve disiplinsizlik konusu olmuştur. Çünkü onun papalık dönemine kadar kilise görevlileri iyice yozlaşmıştı. Papa olduğu zaman şu problemlerle karşılaştı:
1- Kilise topraklan ve rütbeler para ile alınıp satılıyordu,
2- Rahipler evleniyorlardı veya nikahsız yaşıyorlardı.
Papa VII. Gregorius bu konulara el atmıştı. Fakat yüksek makamlar hep para ile alındığı için bu konulardaki mücadelede pek başarılı olamadı.
Dönemin siyasi ve reform girişimleri sonunda patlak veren olaylar karşısında İmparator IV. Heinrich'le arası bozuldu. IV. Heinrich, papalıktan çekilmesini istedi. Bunun üzerine papa VII. Gregorius, IV. Heinrich'yi aforoz etti. Aforoz sonucu IV. Heinrich’in nüfuzu azalmıştı. IV. Heinrich, papaya kendisini bağışlatmaya geldi. Ancak, VII. Gregorius, Heinrichten korkarak, Toscana kontesi Matilda'nın şatosuna sığınmıştı. Bağışlanmak için Heinrich, üç gün boyunca soğukta, şatonun kapısında ayakta beklemişti. Sonunda Gregorius, IV. Heinrich'i bağışladı ve aforozunu kaldırdı.
Daha sonraki gelişmelerle Papa VII. Gregorius ile IV. Heinrich’in arası tekrar bozuldu. Heinrich taraftan piskoposlar, Bressanone'de toplanarak Gregorius'u, papalıktan indirdiklerim ilân ettiler. Yerine papa olarak Ravenna başpiskoposu Guberto'yu, III. Clemens adı ile karşı papa seçtiklerini duyurdular. IV. Heinrich, İtalya topraklarına girerek, Romayı kuşattı. 21 Mart 1084'de Roma IV. Heinrich’in askerleri tarafından işgal edildi. Papa VII. Gregorius, Sant Angelo kalesine kaçmıştı. Karşı papa III. Clemens San Pietro'da, papalık makamına oturduktan sonra, IV. Heinrich'e imparatorluk tacını giydirmişti. Gregorius 1085'de Solerno'da öldü.
Gregorius (VIII) (?-1137):
Benediktin tarikatına mensup olan Maurice Bourdın, ilk eğitimini Cluny Manastırında görmüştür. Portekiz'de piskoposluk görevinde bulunmuş, daha sonra Brağa başpiskoposluğuna atanmıştır. Toledo başpiskoposu Bernardo ile tartışmaya girmiş ve sonunda Papa II. Paschalis tarafından görevinden alınmıştır. Daha sonra aklanarak yeniden görevine başlamıştır. VIII. Gregorius, Kutsal-Germen İmparatoru V. Heinrich'le iyi dostluklar kurmuştu. Bunun üzerine Papa II. Paschalis, Gregorius'u aforoz ermiştir. Daha sonra Papa olan II. Gelasius'u, V. Heinrich, papa olarak kabul etmedi. VIII. Gregorius'u, karşı papa olarak ilân etti. Ancak, VII. Gregorius daha sonra, hem papa II. Gelasius, hemde papa II. Calixtus tarafından aforoz edildi ve sürgünde öldü.
Gregorius IX. (1170-1241):
Asıl adı Ugolino Di Segni'dir. Papa III. Innocentius'un yeğenidir. Ugolino, ilahiyat tahsilini Paris Üniversitesi'nde yapmıştır. Papa, III. Innocentius'un elçisi olarak iki defa Almanya'ya gitmiştir. 1206'da Ostia'da kardinal piskopos olmuştur. Ugolino (ugo), çağının mistik dini hareketlerine karşı ilgi duymuştur. XIII., yüzyılın en önemli Katolik mistik dini hareketi olan Dominikenlerle, Fransis-kenlerin kurucularını yakinen tanıyordu. Özellikle Fransisken. tarikatını himaye ettiği bilinmektedir. 1227-1241 yılları arasında papa'lık yapmıştır. Papa IX. Gregorius, Sicilya kralı III. Friedrichten başlangıçta destek görmüştür. Fakat Friedrich’in samimiyetinden şüphe ederek onu aforoz etmiştir. Friedrich bu karara şiddetle karşı koymuştur. Karşılıklı ordu düzenleyerek, papa, Sicilya'ya saldırmıştır. Papalık kuvvetleri bu savaşta yenilmiştir. IX. Gregorius, bir müddet sessiz kalmıştır. Bu dönemde papalık, daha çok sapık hareketlere karşı mücadeleye önem vermiştir. Bu arada Engizisyon mahkemelerini güçlendirmiştir. Dominikenleri himaye etmemiştir. Kral Friedrich'le Papa arasındaki mücadele, 1235'te yeniden başlamıştır. III. Friedrich, Roma'ya saldırmış, Papanın 1241'de toplamaya çalıştığı konsile, üyelerin gelmesine Friedrich’in askerleri mani olmuştur. Bu çekişmelerden rahatsız oian IX. Gregorius 1241'de ölmüştür.
Gregorius XIII. (1502-1585):
Asıl adı Boncompagni'dir. Öğrenimini Bologna üniversitesinde yapmıştır. Bir müddet aynı üniversitede hukuk dersleri veren Papa IV. Pius tarafından 1561'de yapılan Trente Konsiline delege olarak gönderilmiştir. 1565'de kardinal olmuş ve İspanya elçiliğine atanmıştır.
14 Mayıs 1572'de papa olmuştur. Papalığı döneminde karşı reform çabalarını devam ettirmiş ve Protestanlığa karşı ciddi tedbirler almıştır. Kilise mensuplarının yolsuzlukları ile ciddi şekilde ilgilenmiş ve bu doğrultuda komisyonlar kurmuştur.
Trente konsilinin kararlarını uygulamak için önemli çalışmalar yapmıştır. Böylece “Tridentin Katoliklik prensipleri” olarak Trente konsili kararları kabul edilmiştir. Konsilde alman kararlara göre ilahiyat okulları açılması için çaba sarfetmiştir. Gregorius üniversitesi böylece açılmıştır. Papa XIII. Gregorius, açılan ilahiyat okullarına ve kollejlere Cizvitleri yerleştirmiştir. Protestanlığa karşı mücadele etmek üzere misyonerler yetiştirmiştir. 1582'de Jülien takviminin yanlışlarını düzelterek, Gregoriyen takvimini uygulamaya koymuştur.
Gregorius Üniversitesi:
Halen ciddi şekilde öğretim veren çok önemli bir Katolik Üniversitesidir. Roma'nın merkezinde bulunmaktadır. Dünyaca ünlü bir kütüphanesi vardır. Kapısında, “Pontificia Üniversitas Gregoriana” yazılıdır. Dünyanın muhtelif yerlerinden gelen öğrenciler öğrenim görmektedirler. Üniversite Gregoriana 1551 yılında St. Ignacio de Loyola ve St. Francisco de Barjia tarafından Roma kolleji (Collegium Romanum) olarak kurulmuştur. Daha sonra bu kollej, papa III. Julius tarafından üniversiteye dönüştürülmüştür. Üniversite bugünkü adını Papa XIII. Gregorius'tan almıştır. Çünkü papa, bu üniversitede önemli ölçüde düzenlemelerde bulunmuştur. (1567)
Üniversite Gregoriana, daha çok Cizvit asıllı öğretim üyeleriyle faalilyet göstermektedir. Ders programlan oldukça zengindır. Başta ilahiyat, kilise hukuku, felsefe, kilise tarihi, misyonerlik, toplum bilimleri Piskoloji, zühtçülük ve din bilimleri enstitüleri ile bir Latince okulu üniversite bünyesinde bulunmaktadır. Gregoriana üniversitesinin mezunları arasından birçok aziz, on altı papa ve birçok büyük insan yetişmiştir. Üniversitenin esas amacı, Hıristiyan din adamlarına yüksek öğrenim sağlamaktır. Üniversitenin rektörünü doğrudan papa atamaktadır. Vatikan'a bağlı önemli bir üniversitedir. Öğrenciler arasında din adamı olmayanlar da bulunmaktadır. Bu üniversitenin davetiyle 1985'de ve 1987'de iki defa, Gregoriana üniversitesinde bulunma imkanı buldum. Birçok değerli öğretim üyelerinin arasında bir müddet missioloji fakültesi dekanlığı yapan ve onbir dil bilen prof. Arij Crollius'u burada saygı ve minnetle anıyorum. Üniversite Grogoriana bugün, Piazza Dello Pilotta meydanında bulunmaktadır.
Gregoryen Takvimi:
Papa XIII. Gregorius, 1582'de julyen takvimini yeniden düzenleyerek Gregoryen takvimini yürürlüğe koymuştur. Julyen takvimine göre Güneş yılı 365 1/4 gün olarak hesaplanmıştı. Her dört yılda bir, altı gün ekleniyordu. Böylece merasimlerle, takvim arasında uyum sağlanıyordu. Fakat güneş yılının gün sayısında yapılan küçük hesap hatası, mevsimlerin takvimde yüzyılda bir gün gerilemesine sebep oluyordu.
Bu gerileme Papa XIII. Gregorius'un döneminde on dört güne ulaşmıştı. Ancak Gregorius, 11 Mart'a rastlayan ilkbahar tarihini İznik konsilinin toplandığı tarih olan 21 Mart'a almıştı. Bu işlemin resmi başlama tarihi olarak da 4 Ekim 1582'yi esas kabul etti. Takvimi 10 gün ilerleterek ertesi günü 15 Ekim olarak ilân etti. Gregorius'un takvimde yaptığı bu değişiklik, İtalya, Portekiz ve Katolik Alman devletleri tarafından kabul edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde Protestan devletleri, İngiltere ve kolonileri, İsveç, Japonya, Yunanistan ve Türkiye (1 Ocak 1926) Gregoryen takvimini benimsemişlerdir. İslâm ülkeleri, Hicret takvimi ile birlikte Gregoryen takvimini birlikte kullanmaktadırlar.
Gregoriana:
1551'de “Collegium Romanum” adıyla Ignatius Loyala tarafından kurulan Roma'daki Cizvit Üniversitesi. 16. yy sonlarında Papa Gregori tarafından geliştiren bu kurum bir üniversiteye çevrildi.
Gregory:
(Aziz Gregory, y. 240-332)
“Ermenistan Havarisi” ve “Aydınlatıcı” gibi unvanlara sahip olan Gregory, Kapadokya'da sürgündeyken Hıristiyan oldu ve Ermenistan'a dönüşü sonrası yaklaşık 280'de kral Tiridates'i Hıristiyan yaptı. Daha sonra o, yaklaşık 294'te ilk Ermeni patriği (Katolîkos) olarak atandı. Böylelikle o, Ermeni Kilisesi'nin geleneksel kurucusu olarak bilinir. Bakınız: Ermeni Kilisesi.
Grendel:
İskandinav mitolojisine göre Danimarkalıların ülkesine zarar veren ve Beowulf tarafından öldürülen bir deniz canavarı.
Gök Tanrı:
Dinler tarihinde tekamülcü din nazariyelerinin karşısına konulan çok önemli bir görüş de yüce Tanrı kavramı konusudur. Bu tanrı “Deus otiosus”dur. Bu konuda ilk fikir Andrew Lang'a aittir. Buna göre “Gök Tanrı” yani yüce Tanrı, göklerin derinliğinde yaşayan bir Tanrıdır. Gök Tanrı konusunda daha temelli fikirleri Wilhelm Schmidt ileri sürmüştür. Schmidt, bu konudaki görüşlerini, “Tanrı Fikrinin Kökeni” ismiyle yazdığı onbir bin sahifelik kitabında açıklamaktadır. Schmidt'e göre, insanlar başlangıçta yüce Tanrıya inanmışlar, daha sonra bu Tanrıyı unutarak başka Tanrılara tapınışlardır. Buna göre Urmonotheismus (yüce Tanrı=Tek Tanrı), insanlığın başlangıcında mevcuttur. Bu yüce Tanrı, kendini çoğu kez Gök Tanrı (Deus otiosus) şeklinde göstermiştir. Dünya’nın birçok bölgesinde Dinler Tarihi, Gök Tanrının varlığı hakkında geniş bilgiye sahiptir. Gök Tanrı inancı, Amerika, Afrika, Orta Asya'da canlı şekilde görülürken, Orta Asya Türk boylarında en belirgin şekilde kendini göstermiştir. Türkler, Gök Tanrıya (Muteal=yüce olarak) inanmaktadırlar. Onun herşeye kadir olduğuna ve herşeyi yarattığına inanırlar. Gök Tengri veya Gök Tanrı olarak söylenen bu Tanrı, Türkler'de canlı şekilde kendini hissettirir. Türk Hakanları, zafer dahil herşeyi Gök Tanrının verdiğine inanırlar. Türkler'de yer Tanrısı inancı olsada bu ikinci derecede ve Gök Tanrıya bağlı bir Tanrıdır. Bazen Gök Tanrı Bay Ülgen olarakda isimlendirilir. Buna göre Orta Asya Türk halklarının en temel özelliği, Gök Tanrı inancına sahip olmalarıdır.
Grettir:
Bir İskandinav mitoloji kahramanı. Grettis Saga'da onun korkunç suretli bir kadınla yaptığı mücadele anlatılır. Uzunca bir savaştan sonra kadın, onu bir nehre sürükler. Ancak elini kurtaran Grettir, kadının kolunu koparır ve sonunda kadını nehre atar.
Gri Keşişler (Friarlar):
Fransizkan tarikatı mensuplarına giydikleri elbisenin renginden dolayı verilen lakap. Günümüzde giyilen elbiseler kahverengidir. Bakınız: Fransizkan Tarikatı.
Gri Rahibeler:
Çeşitli ülkelerde bağış işiyle uğraşan Hıristiyan rahibe örgütlerine verilen ad. Bu adla bilinen en meşhur kuruluşlardan birisi. Madam d'Youville tarafından 1737'de Montreal'de kendisini hastalara yardıma adayan küçük bir topluluk olarak kuruldu.
Grighorios:
(Patrik Grighorios, ö. 1821)
Mora isyanını desteklediği gerekçesiyle, İstanbul'da patrikhanenin orta kapısında idam edilen Ortodoks patrik. Bu tarihten itibaren Ortodokslar bu kapıyı kapalı tutarak, patrikhaneye giriş çıkışı yan kapılardan yapmaktadırlar. Burada bir Müslüman yöneticinin aynı şekilde idam edilişine kadar Ortodoksların bu kapıyı kapalı tutmaya ant içtikleri yönünde spekülasyonlar yapılmaktadır.
Grigris:
Senegal'den Angola'ya kadar Afrika'nın çeşitli bölgelerinde bir çeşit muska olarak kullanılan kutsal nesneler paketi. Bu nesneler insan ve hayvan kemikleri, kafatasları, yengeç kıskaçları, kürkler, yapraklar, paralar, ziller ve kurumuş yılanlar olabilir. Bu paketler sihir, büyü ve korunma amacıyla kullanılır. Bakınız: Muska.
Grihastha:
Hint geleneğinde yüksek kast mensubu bir Hindu için dinsel yaşamın ikinci aşaması.
Grihya Sutralar:
Kişisel ibadetlere ve ev içi ritüellere özel atıflarda bulunarak doğumdan itibaren bütün hayatı düzenleyen Hindu dinsel metinleri.
Gu:
Batı Afrika'da Fon'un savaş ve demir tanrısı. Gu'nun insanlara silah, tarım aletleri ve yapı malzemeleri verdiğine inanılır.
Gueonim:
Gaon kelimesinin çoğuludur. Gaon, büyük üstad demektir. Babil Yahudi akademisi şeflerine verilen bir isimdir. Bu isim, yani Gueonim, VI. yüzyılın sonundan XI. yüzyıla kadarki dönemdeki Babil Yahudi akademisyenlerine verilmiştir. Bunlar, Talmud üstadlarının eserlerinden Halakhah'ı, yeni şartlara adapte etmeye çalışmışlardır. Böylece, bu konuda fetva isteyenlere fetva vermişlerdir. Kısaca Gueonim, Diaspora Yahudilerinin sorularına cevap vermeye çalışmışlardır. Gueonimin en parlak üstadları, SURA akademisi şefi olan Rav Sâadyah Gaon'dur (812-942).
Gueonimlerin çağı, İslâm kelâmının gelişme çağı ile paralellik göstermektedir. Doğu Yahudi üstadları bazı müslüman kelâmcılan örnek almışlardır.
Guenon Rene (1886-1951):
15 Kasım 1886'da Blois'da doğmuş, Katolik kilisesinde vaftiz olmuş ve 7 ocak 1951'de Kahire'de müslüman olarak ölmüştür. XX., yüzyılın önemli düşünürlerinden biri olan Rene Guenon, önemli bir simadır.
Çünkü o, kendinden önceki felsefi akımlara bağlı olmadığı gibi; zamanının akımlarmada bağlı kalmamıştır. Hermetik ve masonik çevrelerle sıkı temas içinde olan Guenon, bunların hiçbirine eğilim göstermemiştir. Guenon'un fikirleri, bugünün bazı batı entelektüelleri yanında rağbet görmüştür. O, fikirlerini otuz kadar eserde ve çok sayıda makalede ifade etmeye çalışmıştır. R. Guenon, Yahudiliği Hıristiyanlığı ve İslâmi iyi biliyordu. Batini fikirlere eğilim gösteriyordu. Bunun için Yahudiliğin Kabbala hareketinin ve İslâmın sûfi eğiliminin üzerinde fazlaca durmuştur. Ona göre Hıristiyanlık, dahili boyutunu kaybetmiştir. Guenon, Doğu Dinlerinden Hinduizme evrensel metafizik prensipler doğrultusunda bağlılığını korumuş ve bize bunların keşfi için yardımcı olmuştur. Guenon, “İntroduction generale aux doctrines Hindoues” isimli eserinde, çok yüksek sembolik anlamlar üzerinde durmuştur. Meselâ, hayat ağacından ve Dünya’nın merkezinden bahsetmiştir. R. Guenon, 1912 yılında İslama girdiğini ilân etmiştir. Hayatının son yirmi yılını da Kahire'de şeyh Abdu'l-Vahid Yahya ismi ile geçirmiştir. Guenon, hayatının büyük bir kısmını İbn Arabi'nin (1165-1240) Tasavvuf felsefesini inceleyerek geçirmiştir. Eserleri, incelediği bütün dinlerdeki bu geleneğin, yeniden canlandırılmasına yönelmiş vaziyettedir. Özellikle inandığı ve savunduğu Devr-i Daim teorisi onu, modem çağm şiddetli bir tenkidine götürmüştür. Modern çağ onun için karanlık ve yıkıcı bir çağdır. O, dünya çapında bir ezoterizmi hedefliyordu. Guenon'un araştırma samimiyeti, bilgisinin genişliği, yaklaşımlarındaki maharet ve derinlik, ona birçok öğrenci kazandırmıştır. Böylece R. Guenon, öldüğünde arkasında bir ekol bırakan nadir simalardan birisi olmuştur.
Guha:
Bazı Budist keşişlerin cemaat halinde bir arada yaşadıkları mağara manastırlara verilen ad. Bakınız: Vihara.
Gul:
(Çoğulu. Ağval) Mısır halk İnancında kötü karakterli olarak nitelenen bir cin grubu. Bunların bir hayvan ya da canavar şeklinde göründüklerine, mezarlar ve diğer ıssız yerlerde dolaştıklarına inanılır. Ayrıca cesetleri yedikleri ve yamyamlık gayesiyle bazen insanlara da saldırdıkları söylenir. Bakınız: Cin.
Gula:
Yeryüzü ana tanrıçası için Eski Mezopotamya'da kullanılan bir isim; Ninurta’nın eşi ve Anu'nun kızı. Sağlıktan sorumlu bir tanrıça olan Gula'nın kutsal hayvanı köpekti.
Gulatı Şia:
Şiiliğin, aşırı görüşleriyle tanınan çeşitli gruplarına verilen genel ad. Bu grupların birçoğu Hz. Ali’nin ya da bazı imamların tanrı olduğuna ya da tanrısal ruhun onlarda hulul ettiğine inanmaktadır.
Gunab:
Hottentot kötülük tanrısı; iyilik tanrısı Heitsi-Eibib'ib düşmanı. Onun, gökkuşağını yarattığına inanılır.
Gunabibi (Kunapipi):
Kuzey Avustralya mitolojisinde bir “büyük ana”. Onunla ilgili ritüeller genelde verimlilikle ilgiliydi. Kocası, yılan şeklinde tasvir edilen şimşekti. Resim ve kabartmalarda o, ana tanrıçanın sembolik yeryüzü rahmindeki gökkuşağı yılan şeklinde gösterilir.
Gunalar:
Hindu düşüncesinde, özellikle Samkhya felsefesinde asli cevheri (Prakriti) oluşturan ince unsur veya nitelikler. Bir ipin telleri gibi Gunalar da üçtür: İyilik veya parlaklık (Sattva), arzu veya enerji (Raja) ve karanlık veya donukluk (Tama). Madde bu üç Gunanın üçünü de eşit şekilde içerir. Ancak varlıklar ve nesneler Gunaları farklı oranlarda terkip ederler ve dolayısıyla daha iyi veya kötü olabilirler. İyiliğin hakim olduğu yerde doğruluk ve erdemvardır. İhtirasın hakim olduğu yerde Şiddet ve kaba güç hakimdir. Karanlık ise aptal varlıklarda görünür. Dolayısıyla Sattva Guna, yüce ruha en yakın olandır ve özgürlüğe iletir. Raja Guna, ruhun geçişini önler. Tama Guna ise ruhu yoğun karanlıkta tutar. Bakınız: Samkhya.
Gungnir:
İskandinav tanrısı Odin’in, cüceler tarafından yapılan sihirli mızrağı. Odin, “Gungnir'i sallayan” olarak adlandırılır.
Gurdvara:
Sih tapınağına verilen, ad. Gurdvara'da herhangi bir suret ya da heykel bulunmaz. Bu tapınak genellikle haftada bir kez toplu ibadet için kutlanılır. Gurdvara'da ibadet amacıyla yere bir sergi yayılır ve bir uca bir kürsü üzerinde kutsal kitap Adi Granth konur. Arkasında elinde Çauri (bir püsküllü sopa) tutan bir adam oturur. Halk, Adi Granth'ın karşısında bağdaş kurarak otururlar. Müzik eşliğinde ilahiler okunduktan sonra bir konuşma yapılır. Sonra tekrar müzik dinlenir ve arkasından kutsal kitaptan bölümler okunur. Son olarak Parşad adı verilen yiyeceğin karıştırılarak herkese birazcık dağıtılması ve yenilmesi töreni yapılır. Başta Amritsar'daki Altın Tapınak olmak üzere birçok Gurdvaranm kubbesi altın kaplıdır.
Guru:
1- Hinduizmde “öğretmen, hoca, rehber”; talebelerine yol gösteren, onları irşat eden, ahlaki ve kutsal metinleri öğreterek ibadetleri yöneten dîni mürşit. Manu Kanunları, müritlerin gurularına karşı görevleri konusunda birçok eski öğretiyi ihtiva eder.
2- Sih geleneğinde ruhani öğretmenlere verilen unvan. Sihizmin ilk altı büyük gurusundan ilki Guru Nanak'tır. Nanak sonrası diğer ilk gurular ise sırasıyla şunlardır: Guru Angad (1504-1552), Guru Amar Das (ö. 1574), Guru Ram Das (1534-1581), Guru Arjan (1563-1606) ve Guru Har Gobind (1595-1644). Sihizme göre 10. guru olan Guru Gobind Singh'ten sonra guru olarak kutsal metin Adi Granth kabul edilir.
Sanskritçede Guru, ağırlığı olan, önemli anlamlarına gelmektedir. Geleneksel Hinduizm'de ise Guru, manevi üstadı belirtmek için kullanılır. Tarihte ne kadar uzaklara gidilirse gidilsin Hind, dharmaya göre az veya çok Ortodoks mezhepler oluşturmaya yönelen birtakım salikleri etraflarında toplayan dini şahsiyetler yetiştirmiştir. Hinduİzm’in modern şekliyle oluştuğu zamandan beri, yani onbeş asırdan bu yana, çoğalmış mezhepler, Hindu dini hayatının en canlı unsurunu göstermişlerdir. Hepsi az veya çok gevşek bir şekilde bir manevi mürşidin etrafında teşkilatlanmış, onun öğretisine göre yaşamış, çoğu defada onun ölümü ile kaybolmuştur. Bu mezhep gruplanmalarının en büyük çoğunluğu, müntesiplerin sayısına göre çok az bir önem taşımaktadır. Hatta bu mezheplerin tesiri, sadece mahallidir. Buna rağmen bazıları, büyük dini karakterler olmayı ve hatta yeni bir din olmayı başarmışlardır. Birkaç tilmiz en büyük guru olan, Jina’nın, Bouddha'nın ve Nanak’ın etrafında toplanarak, Hinduizm kadrosu içinde Jainizm, Budizm, Sikhizm mezheplerini doğurmuşlardır. Neticede çağdaşlarını dharma ile uzaktan veya yakından ilgili bir problemle ilgilendirmeye yetenekli her şahsın, Guru olarak adlandınldığı görülür. Bununla beraber verilen öğretinin gerçek bir manevi muhtevaya sahip olması gerekmektedir. Bir ilâhiyatçı veya iyi bir tahsil gören herhangi bir kimse ister istemez bir guru değildir. Böyle kimseler daha çok pandit (doktor) olarak adlandırılır. Aksine, Guru'ların çoğu ümmi kimselerdir. Bu unvanı onlara verenler müritlerdir. Bir kimse guru unvanı ile şereflenirse o kimse, kendisinde devamlı Tanrı bulunan kutsal bir kimse olarak telâkki edilir. Bazen, bizzat guru, bir çeşit taht üzerine yerleşmiş olan Vişnu'nun veya Shiva'nın bedenleşmesi olarak görülür. Böylece o, birtek Allah'a bağlı olarak takdimeleri kabul eder. Burada görülen yegane şey, kurtuluşu sağlayan büyük inayet olayıdır (Darshana Ayini). İşte bunun içindir ki onun öğretimine, guru tarafından icra edilen kabul merasiminden sonra iştirak edilebilir. Guru, yeni sâlike “Shiva'ya saygı” şeklinde her gün okuyacağı, mantra denilen bir zikir verir.
Guruhi:
Afrika'da Gambia'nın kötülük tanrısı. Guruhi’nin kendisine tapanlardan kurbanlar istediğine, kendisine karşı çıkanları zehirlediğine ve işkence ettiğine inandır.
Gurunga:
Kuzey Avustralya mitolojisinde yer alan bir dişi ruh. Efsaneye göre üç erkek ve iki kız kardeş bir ayin esnasında kutsal ateş Nereire’nin gizli kutsal adını andıklarında ateş alevlendi ve sıçradı. Kızlardan biri olan Gurunga onu söndürmeye çalıştı, ancak ateş daha da yayılarak birçok kişiyi yaktı.
Gusül (Gusül Abdesti, Boy Abdesti):
İslamda vücudun tümünü yıkamak suretiyle alınan bir çeşit abdest. Cinsel boşalma sonrası ya da kadınlar için hayız nifas halleri sonrası gibi bazı durumlarda mecburi olarak gusletmenin yanı sıra Cuma namazı öncesi gibi bazı durumlarda da isteğe bağlı olarak gusül abdesti alınır. Gusül abdesti, suya tamamen dalıp çıkmak suretiyle yapılabileceği gibi, ağız ve burun yıkandıktan sonra vücudun tamamen yıkanması suretiyle de yapılabilir.
Günah:
Dinsel kurallara aykırı olarak yapılan ve bunun karşılığı olarak manevi ve maddi bazı cezalara konu olan durum ve davranışlar. Her dinsel geleneğin kendi yapısına uygun şekilde bir günah anlayışı vardır. İslamda günahlar başlıca iki kategoride toplanır: Birincisi işlendiği takdirde kişiyi Müslüman olma niteliğinden çıkaran günahlardır. Allah'ı ya da Allah'ın hükümlerini inkar etmek anlamına gelen küfür ile Allah'a ait olan yaratma, yönetme, rızk verme, hakim olma ya da varlıkların hayatını yegane düzenleyici olma ve benzeri konularda yalnızca Allah'a ait olan hakları başkalarına da vermek demek olan şirk bu kategoriye girer. Bir insanın küfür ya da şirk kapsamına gi' ren bir düşünce, durum ya da eylemi temsil etmesi, ilgili kişinin İslamdan çıkması anlamına gelir. İkinci kategoriyi oluşturan günahlar ise kendi arasında büyük günahlar ve küçük günahlar şeklinde ikiye ayrılır. Allah'ın açık bir hükümle yasaklamış olduğu zina etmek, hırsızlık yapmak, adam öldürmek, namazı terk etmek ya da benzeri suçlar büyük günahlar ya da Kebâir grubu içinde değerlendirilir. Bunların dışında İslamda yapılması hoş karşılanmayan diğer günahlar da küçük günahlar olarak görülür. Bu ikinci kategoride sınıflanan günahların da işleniş biçimleri bazen kişinin İslamdan ayrılması anlamına gelebilir. Örneğin bir kişinin Allah'a isyan yahut da inat kabilinden bir haramı işlemesi küfürdür; aynı şekilde çoğu İslam alimi namazı tamamen terk etmeyi küfür olarak görmüşlerdir. Öte yandan Allah Kur'an'da “insanın işlediği günahlardan dilediğini affedeceğini, ancak kendisine şirk (ortak) koşulmasını asla bağışlamayacağını” vurgulamaktadır. [11]İslamda kişinin işlediği günahlardan kamusal ve kişisel haklara tecavüz mahiyetinde olanlara karşı cezai yaptırımlar öngörülür.
Günah kavramı, insanlığın en eski kavramlarından biridir. Homoreligiosus (Dindar adam) yaratılış itibariyle bir kutsal ihtiyacı içinde doğmuştur. Bu ihtiyaç içinde doğan insan, etrafında kendisine saygı göstereceği, ibadet edeceği bir varlık bulmak zorundadır. Bunun için insanlığın ilk dönemlerinden itibaren kutsal var olmuştur. Etrafında bir kutsal bulan insan, onun dışındakilere kutsal dışı demiştir. Kutsala karşı da birtabu oluşturmuş, ona saygılı davranmış ve ona yaklaşmak için birtakim icraatlar yapmak zorunluluğunu hissetmiştir. İşte kutsal için koyduğu kuralların ihlâli, günah mefhumunu meydana getirmiştir. Peygamberlerin ikaz ettiği toplumlarda da Tanrısal buyruklara itaat ermeme olayı günahı meydana getirmiştir. İlâhi dinlerde de günah, Tanrının isteklerini yerine getirmeme olayıdır. Bu anlamda günah, Eski Ahitte, Yeni Ahitte ve Kur'an-ı Kerim'de açıklanmıştır. Günahı körükleyen ve teşvik eden bazı kaynaklar da vardır. Bunlar, şeytan, nefis, gurur ve insandaki benliktir.
Yahudilikte emirler ve yasaklar Tanah'ta da yani Yahudi kutsal kitablannda bildirilmiştir. [12]Tanrı Yehova'nın emirlerini yerine getirmemek veya yasakları işlemek günahtır. Yahudi şeriatında birçok günah konusu vardır. En önemlileri On Emir'de sıralanmıştır. Bu emirlere uymamak büyük günahtır. Yahudilikteki on emir şunlardır:
1- Yehova'nın karşısında başka ilahlar olmamak.
2- Put yapmamak.
3- Allanın ismini boş yere kullanmak.
4- Cumartesi gününe saygılı olmak, hiçbir iş yapmamak.
5- Anneye, babaya hürmet etmek.
6- Adam öldürmemek.
7- Zina etmemek.
8- Hırsızlık yapmamak.
9- Yalan yere şahitlik yapmamak.
10- Komşunun hiçbir şeyine tamah etmemek. [13]
Yahudi Tanah'ında olduğu gibi, Talmud'da da birçok günah konusu vardır. Talmudun ana metni olan Mişna altı bölümden meydana gelir. Her bölümde günahla ilgili birçok önemli emir vardır. Mişna’nın altı bölümü şunlardır.
1- Zeraim: (Ziraatla ilgili hükümler)
2- Moed: (Belirli günlerle ilgili hükümler)
3- Nashim: (Kadınlarla ilgili hükümler)
4- Nezikin: (Ceza ve medeni kanunla ilgili hükümler)
5- Kodashim: (Mukaddes şeylerle ilgili hükümler)
6- Tohoroth: (Temizlikle ilgili hükümler)
Hıristiyanlık ise günah konusuna daha ciddi şekilde eğilmiştir. Hıristiyanlık, çileciliğe ve zahitliğe ve daha da ileri giderek ruhbanlığa çok önem vermiştir. Bunun içinde, dünyayı hor ve hakir görmüştür. Hıristiyanlıktaki bu ruhbaniyet eğilimi, sadece din adamlarına mahsus değil, bütün Hıristiyanlar için geçerlidir. Bunun için dünya ile ilgili emirler, İncil'de fazla yer almaz. Dünya ve dünya işleri önemsizdir. Günlük ekmeğin elde edilmesi kâfidir. Aile hayatı mühim değildir. Bekar kalıp, kendini koruyabilenler için bekar kalmak daha iyidir. Evlilik, günahtan kendini koruyamayanlar içindir. Evlilik bu dünyanm insanları içindir. Öbür âlemin insanları için evlilik yoktur. Hıristiyanlığın en önemli akidelerinden birisi “Asli suç” doktrinidir. Buna göre beşeriyet Hz. Adem ile Hz. Havva'nın işlediği suçtan sorumludur. İnsanlık bu suçu genetik olarak nesilden nesile taşımıştır. Hz. İsa, insanlığı bu asli suçtan kurtarmak için Çarmıha gerilmiştir. İnciler- İsa’nın, Baha'nın nezdinde yegane şefaatçi olduğunu [14] ve O' bütün beşeriyetin günahlarına kefaret olarak geldiğini haber verir. [15]Hıristiyanlığa göre, çarmıhtan sonra insanlığın işlediği günahlar için Hz. İsa, dünya’nın sonunda gelecek ve insanlığı günahtan temizleyecektir. Hıristiyanlık günah konusunda çok ileri giderek şu düşüncelere yer verir: “Bir kadına şehvetle bakan bir adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. Eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa, onu çıkar ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes ve kendinden at, çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin cehenneme gitmesinden iyidir.” [16]
Hıristiyanlık kilise sakramentlerinin içine “Günah itirafını” da koyarak, Tanrı adına bazı günahların bağışlanması prensibini getirmiştir. Hıristiyanlıkta'ki Endüljans da bir nevi günahların bağışlanması ve cennette iyi bir yere sahip olma gibi bir niyetin sonunda ortaya çıkmıştır. Fakat bu konu çok istismar edilmiştir. Lutherin itirazı, günah konusunda Papanın sahip olduğu olağanüstü gücedir. Luther bunun için 95 maddelik protestosunu hazırlamıştır. Lutherin üzerinde durduğu temel konu, günahların amelle değil; imanla ve Tanrının inayetiyle bağışlandığı konusudur. Yine Hıristiyanlığa göre günahın kaynağı şeytandır. Dünyanın sonunda İsa, şeytanı “kireç çukuruna” atacak böylece kötülük ve günah dünyadan silinecektir. İşte o zaman dünyada barış sağlanacaktır.
İslâmiyette de günah konusunun üzerinde yeterince durulmuştur. Kur'an-ı Kerim'de günah kelimesinin karşılığında münker, fuhş, seyyie, suizenb, ism, cürüm, zenb, hatie gibi kelimeler kullanılmıştır. Ancak yapılması gereken emirlerin yapılmaması veya yasakların çiğnenmesi de günah kelimesi ile ifade edilmektedir. İslâm âlimleri günahları büyük günahlar, küçük günahlar olarak ikiye ayırır. Ancak büyük günahların sınıflandırılmasında kesinlik yoktur. Allaha şirk koşmak, zina, hırsızlık, kumar, içki, ana babaya zulüm etmek, kul hakkı yemek gibi suçlar büyük günah kavramın içinde ele alınmıştır. Büyük günahların sayısını, dörtten, yetmişe kadar çıkaranlar vardır. Yine de bu konuda İslâm bilginleri arasında kesinlik yoktur. Küçük günah kavramıyla, hafif suçlar ele alınmaktadır.
İslâmiyette, Hıristiyanlıkta olduğu gibi “Asli günah” anlayışı yoktur. Yani, Hz. Adem'le Havva'nın işlediği suçların bütün insanlığa genetik olarak geçtiği gibi bir anlayış yoktur. İslâm'da herkes işlediği günahtan kişisel olarak sorumludur. Hiç kimse, başkasının günahından dolayı günahkâr olmaz ve onun cezasını çekmez. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür kimde zerre miktarı şer işlemişse onu görür”[17] buyrulmuştur. Yine İslâmiyette, günahlar yüzünden ümitsizliğe düşmek yoktur. Allah şirkten başka bütün günahları affedeceğini şöyle bildirmektedir: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur”[18]. Buna göre günahkar insanların Allah'ın kendilerini bağışlayacağından ümitlerini kesmemeleri gerekir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur: “Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım: Allahın rahmetinden ümit kesmeyin”[19]
Günah Çıkarma:
Günah çıkarma işlemi Yahudi-Hıristiyan dini hayatında görülen önemli bir dini kuraldır. Hıristiyanlıktan önce, Yahudiler Yom Kippur (keffaret günü) bayramını kutlamakta ve mabedde, işlenen günahlar için takdimeler sunmaktaydılar. Bu takdi-meler sunulmadan önce, topluca günahlar itiraf edilmekteydi. Ayrıca “günah keçisi” olarak bir ergecin üzerine günahlar yüklenerek ve ergeç çöle salıverilerek İsrailin günahları bağışlanıyordu. [20]Kudüs mabedinin ihtişamlı günlerinde mabede yapılan günah takdimeleri, bütün hızıyla devam etmiştir. Daha sonraki dönemlerde Yom Kippur, bir dua ve nedamet günü olarak kutlanmaya devam edilmiştir. Yine Hz. İsa'dan önce, vaftizci Yahya'nın günah itirafında bulunanları vaftiz ettiği Matta İncilinde anlatılmaktadır. [21]Hatta Hz. İsa'nın da vaftizci Yahya'ya vaftiz olmak için geldiği Matta'da anlatılır. [22]Hıristiyanlıkta “günah çıkarma” yani “günah itirafı”, çok erken dönemlerde belirmeye başlamıştır. Kilise V. yüzyılda, büyük perhizin başında günahların itiraf edilmesini, kutsal perşembede ise günahların bağışlanmasını istiyordu. Yine çok dindar Hıristiyanlar, ölüm döşeğinde bir kez daha, günah çıkararak temizleniyordu. Daha sonra bu işlem “Hasta yağı” adı ile Katolik ve Ortodoksların sakramentlerine dahil edilmiştir.
Hıristiyanlıkta, bir rahip önünde günah itirafı ile ilgili İncillerde açık bir ifade yoktur. Sadece, “Göklerin Melekûtu anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey, göklerde bağlanmış olacaktır”[23] şeklindeki İsa'nın cümlesi, rahiplere olağanüstü manevi birgüç vermektedir. Bazı kilise babaları, rahip önündeki günah itirafını buna bağlamaktadırlar.
Rahiplerin önünde günah itirafı konusunu, kilise IV. Lateran konsilinde (1215) karara bağlayarak, “Her Hıristiyanın yılda en az bir defa rahibin önünde günah çıkarmasını şart koşmuştur”. Bugün Katolik ve Ortodoks kiliseleri “günah itirafını” sakramentlerinin arasında kabul etmektedirler. Protestan kiliseleri, günah itirafını sakramentlerin araşma koymaz. Katolik ve Ortodoks kilisesine göre, bir Hıristiyan işlediği bir günahı, günah itiraf hücresinin önünde, bir rahibe anlatır. Bu günahı işlediğini, bir daha ışlemiyeceğini itiraf eder. Rahip de onun için dua eder, günahının bağışlanmasını temenni eder. Daha önce kilisenin herhangi bir yerinde rahip, günahkarı dinlerdi. XVI., yüzyıldan itibaren kilise mimarisinde, “günah çıkarma” hücreleri yapılmaya başlanmıştır. Günah çıkarma hücreleri iki kısımdır: Birinde rahip bulunur. Arada bölme ile ayrılmış diğer kısımda “günah işleyen” bulunur. Kafesli bir pencereden rahiple, günah işleyen konuşur. Bölmenin içinde diz çökmek için bir basamak vardır. Bu şekildeki bölme ile rahip ve günahkarın birbirini tanımaları önlenmek istenmiştir.
Günah itirafı, Budizmin rahiblerinde de canlı şekilde icra edilmektedir. “Dolunay olduğu” zaman rahipler cemaatinin tam kadrolu toplantıları yapılır. Bhikkhu'lar, sırayla işledikleri günahları itiraf ederler. Yasaklanmış amellerin yapılmasını itiraf etmek, Budizm rahipleri için orijinal bir yöndür. Yine Budizm'de rahiplere bir takım disiplin cezalan da verilir. Bunlar bazen keffaretler şeklindedir: Oruç tutmak ve kutsal kitabı okumak gibi. Şayet Budist rahip mal edinmişse, elde ettiği mallar elinden alınır. Bakınız: Endüljans.
Günah Keçisi:
Bu kelime özellikle Eski Ahit'te belirgin şekilde kullanılmaktadır. Keffaret Günü (yom kippur), temizlenme merasimlerinde “Yahudi milletinin” günahları bir erkek keçiye yüklenir[24] ve çöle bırakılırdı. Böylece İsrail halkının günahları kendilerinden gitmiş ve halk temizlenmiş sayılırdı. Başka milletlerde de buna benzer merasimler vardır. Meselâ, eski Yunanda, veba gibi büyük belâları defetmek için, bazı insanlar feda edilirdi. Atinalılar, Thargelia şenliğinde bir erkek ve bir kadın seçerler, süslerler ve şehrin dışında taşlarlardı. Böylece, şehrin bir yıl müddetle kötülüklerden uzak kalacağına inanılırdı.
Romalılar Lupercus şenliklerinde, kurban edilen keçilerle bir köpeğin derisinden yapılan şeritleri keserler, kadınların döl vermesi için, bunlarla kırbaçlarlardı. Hz. İsa'nın, bütün insanlığın suçuna keffaret olarak çarmıha gerilmesi de bir nevi, günah keçisi kavramıyla açıklanabilir.
Günaltay, Mehmet Şemseddin (1883-1961):
Şemseddin Günaltay 1883 yılında Erzincan'ın Kemaliye ilçesinde doğmuştur. İlk dini bilgi ve arapça derslerini müderris olan babası Ethem Efendi'den almıştır. İlk tahsiline Üsküdar'daki Ravza-i Terakki mektebinde başlamış ve Vefa idadisinden mezun olmuştur. Yüksek tahsilini de Darül-Muallimin-i Âliye'-nin (yüksek öğretmen okulu) fen bölümünü bitirerek yapmıştır. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiştir. 1909 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İsviçre'nin Lozan Üniversitesi Tabiat bölümüne gönderilerek, tahsilini ilerletme fırsatı verilmiştir.
Türkiye'ye döndükten sonra bir süre, Kıbrıs, Midilli ve İzmir'de öğretmenlik yapmıştır. Ziya Gökalp’in tesirinde kalarak, Türk medeniyet tarihi çalışmalarına yönelmiştir. 1914 yılında Darül-Funun edebiyat fakültesinde öğretim üyeliği yapmıştır. Fakültede “Medeniyet Tarihi”, 1917 yılında Süleymaniye Medresesinde, “Tarih-i Edyan ve Din-i İslâm”, 1919 yılında Darül-Funun Edebiyat Fakültesinde “islâm kavimleri tarihi” ve Süleymaniye Medresesinde “İslâm felsefesi” dersleri vermiştir. 1924 yılında, Daru'l-Funun ilahiyat fakültesinde, “Din-i İslâm tarihi ve Fıkıh tarihi” hocalığı yapmış ve daha sonrada İlahiyat Fakültesi dekanı olmuştur.
1931 yılında Türk Tarih kurumuna üye seçilmiş ve 1941'den 1961 yılına kadar Türk tarih kurumu başkanlığı yapmıştır. Ayrıca, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde hocalık yapmıştır.
Bilimsel çalışma ile siyaset hayatını birlikte götüren Günaltay, 1915'de İttihad ve Terakki'den Bilecik mebusu oiarak seçilmiş ve 1920 yılına kadar bu görevini devam ettirmiştir.
Milli mücadele döneminde çeşitli görevlerde bulunmuş 1923-1950 yılları arasında Sivas milletvekili, 1950-1954 arasında da Erzincan millet vekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girmiştir. Bir ara Millet Meclisi Başkan vekilliği yapmıştır. 15 Ocak 1949-22 Mayıs 1950 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin 14. Başbakanı olmuştur. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat parti iktidara gelince, görevinden ayrılmıştır. 1958-1959 yılları arasında Cumhuriyet Halk partisi istanbul il başkanlığı yapmıştır. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden sonra Kurucu Meclis üyeliği yapmıştır. 20 Ekim 1961'de İstanbul'da vefat etmiş, Ankara cebeci asker mezarlığına defnedilmiştir.
Günaltay’ın Osmanlıca ve Türkçe birçok çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:
A. Osmanlıca eserleri:
1- Hurafattan Hakikata (1916)
2- Tarih-i edyan (1922)
3- İslâm Tarihi (1922)
4- Mufassal Türk Tarihi (1922-1924 5 cilt.)
5- Maziden Âtiye (1923)
6- İslâmda Tarih ve Müverrihler (1923)
7- Felsefe-i Ûlâ, İsbât-ı Vacip ve Ruh Nazariyeleri (923)
8- Zulmetten Nura (1925) B. Türkçe Eserleri:
1- Orta Asya'nın Umûmi Vaziyeti (1933)
2- Mezopotamya-Sümerler, Akadlar, Gutiler, Amurriler, Kassitler, Assurlular, Mittaniler, İkinci Babil İmparatorluğu (1934)
3- Suriye ve Palestin (1934)
4- İbraniler (1936)
5- Türk Tarihinin ilk Devirleri, uzak şark, kadim Çin ve Hind (1937)
6- Türk Tarihinin ilk Devirlerinde yakın şark, Elam ve Mezopotamya (1937)
7- La Decande du Monde Musulman est-elle due a L’invasion des Seldjucides (1937)
8- Dil ve Tarih tezimiz üzerine Gerekli Bazı İzahlar (1938)
9- Yakın Şark II: Anadolu, En Eski çağlardan Akamenişler istilâsına kadar (1946)
10- Yakın Şark III: Suriye ve Filistin (1947)
11- İran Tarihi: En Eski çağlardan İskenderin Asya seferine kadar (1948)
12- Yakın Şark IV: Persler'den Romalılar'a kadar: Selevkoslar, Nabatiler, Galatlar, Bitinya ve Bergama krallıkları (1951)
Şüphesiz Şemseddin Günaltay’ın bütün çalışmaları bunlardan ibaret değildir. Biz bu listeye bazılarım seçerek aldık. Günaltay, birçok dergide çok ciddi yazılar yazmıştır. Sırat-ı Müstakim ve Sebilü'r-Reşad, Darü'l-Funun ilahiyat Fakültesi Dergisi, Türk Tarih Kurumu, Belleten gibi dergiler bunlardandır.
Şemseddin Günaltay’ın bizimle ilgili yönü, yazmış olduğu Tarih kitaplarıdır, özellikle Tarih-i Edyan isimli eseri, konumuzla yakinen alakalıdır. 1916 yılında Günaltay’ın yayınladığı bu kitap, Süleymaniye Medresesi'nde okuttuğu “Tarih-i Edyan ve Din-i İslâm” dersi muhtevasında hazırlandığı ve daha sonra geliştirildiği izlemini uyandırmaktadır. Günaltay bu derslerde Dinler Tarihinin luzümu, İslâm dünyasında Dinler Tarihi, Dinin Mahiyeti, Dinlerin Tasnifi, Dinler Tarihinde kullanılan bazı terimler, ilkel Dinler, Afrika Dinleri, Çin Dinleri, Taoizm, Japon Dinleri gibi konular üzerinde durmuştur.
Günaltay Tarih-i Edyan'ı yazarken, daha çok Fransızca kaynaklardan yararlanmıştır. Günaltay’ın Totemizmle ilgili verdiği bilgilerle, Emile Durkheim’in, Les Formes Elementaires de la vie Religieuse [25]de verdiği bilgiler, paralellik arzetmektedir.
Günaltay’ın Tarih-i Edyanı hazırlarken kullandığı diğer yabancı kaynaklar ise, şunlardır:
1- Max Müller, Essays in Comparative Mythology (1856).
2- Frazer, James-George, Totemism and Exogamy (1906)
3- Reinach, Salomon, L'Histoire Generale des Religions (1909)
4- Tylor, Edward Burnette, Primitive Culture, (1871)
5- Spencer, Herbert, Essai les principes de la sodologie, (1876-1896)
6- Eş-Şehristani, Muhammed b. Abdulkerim, el-Milel ve'n-Nihâl, Beyrut, (1975)
Günaltay, Tarih-i Edyan'ın baş kısmında[26] “İlm-i Edyanın Alem-i İslâmda vaziyeti” başlığı altında verdiği bilgilerde islâm alemindeki dinlerle ilgili çalışmaları vermektedir. Burada verilen bilgiler Dinler tarihi açısından çok yararlı bilgilerdir. Sonuç olarak Şemseddin Günaltay, Türkiyede yetişmiş çok önemli bir siyaset ve bilim adamıdır. Özellikle Türk Kültür Tarihi ve Dinler Tarihi konularında yaptığı çalışmalar, hâlâ önemli bir kaynak olarak bilim' adamlarımız tarafından kullanılmaktadır.
Güneş:
Bir gündüz yıldızı olan güneş, ışığı ve sıcaklığı ile daima, hayatın ve tüm mutlulukların kaynağı olarak telâkki edilmiştir. Bunun için “güneş kültü” en eski kültlerin arasında yer almakta veya çok sayıda inançla birlikte bulunmaktadır. Hatta bazı tarihçiler, bütün dinlerin kaynağının güneş kültünden geldiğine bile inanmışlardır.
Güneş, muhtelif adlandırmalar altında büyük Tanrı olarak kabul edilmiştir. Meselâ, Mısır'da Amon, Re, Aton olarak; Vedalar Hindistan'ında Surya veya Savitri olarak, Yunan'da Apollon olarak isimlendirilmiştir. Japonya'da ise Amaterasu adını almıştır. Amaterasu orada, iktidardaki hanedanlığın atası kabul edilmiştir. Mitra kültünde de güneş, iktidardaki hanedanlığın atasıdır. Fakat güneşe gösterilen en büyük tezahüratı Meksika pramitleri ve Inka'ların güneş dini ortaya koymuştur. Güneş kültü, özellikle soğuk ülkelerde karanlıktan korkan insanların evrensel içgüdüsü kültü halindedir. İşte bundan dolayı, güneşe “ilâhiler” takdim edilmiştir. Güneşin ışıkları, “mutluluk ışıkları” olarak kabul edilmiştir.
Güneş Bakireleri:
Güney Amerika yerlilerinden İnkalarda küçük yaştan itibaren manastırlarda çalışmak, İnsan kurbanı törenlerinde kullanılmak ya da toplumun ileri gelenlerinin eşleri olmak amacıyla ülkenin dört bir tarafından seçilen ve bir tapınak disiplini altında yetiştirilen kızlar. Bu kızların eğitim ve disiplininden sorumlu olan rahibe (Coya Pacsa), güneş tanrısı İnti’nin dünyevi karısı olarak görülürdü. Bakınız: İnti.
Güneş Dansı:
Bazı Kuzey Amerika yerli kabilelerinin yılın en önemli olayı olarak düzenledikleri festival. Hem kabileler arası görüşme fırsatının sağlandığı hem de gençlerin savaşçılığa giriş törenlerinin yapıldığı bu festivalde gençler, göğüslerine tahta kazık saplanıp uzun iplerle direklerde sallandırılır ve sürekli döndürülmek suretiyle gün boyu güneşte bırakılırlardı. Bakınız: Shakuru.
Güneş Kursu:
Anadolu medeniyetlerinde M.Ö: 3500-2000 tarihleri arasında, kral mezarlarında görülen güneş kursu, güneşi simgelemektedir. Özellikle Alaca Höyük ve Horoz tepe'deki kral mezarlarında bulunmuştur. Güneş kursunun, bezemeli figürlerle güneşi simgelediğine inanılmıştır. Güneş kursu, altındaki delikli bölümlerden bir soğanın ucuna takılarak kullanıldığı bir alan veya tuğ şeklinde kullanıldığı düşünülmektedir. Bazı güneş kurslarında, geyik ve boğa figürleri de bulunmaktadır.
Eski Yunan mitolojinde tanrı Apollo'nun Thrincia adasında yaşayan kutsal sığırları. Odysseus'un gemisindeki bütün mürettebat bu kutsal sığırlardan bazılarını öldürdükleri için denizde boğulurlar.
Gwion:
Galler mitolojisinde yer alan ilahi savaş ve yeniden doğuşla ilgili bir ruhsal varlık. Efsaneye göre dişi bir figür olan Cerridwen, sihirli kazanını gözlemek üzere Gwion'u görevlendirdi. Gözetleme işini yaparken kazandan parmağına üç damla sıçrayan Gwion bunu tattığında etkilendi. Bunu gören Cerridwen, onu karşılıklı şekil değiştirmeye ikna etti ve Cerridwen bir tavuk, Gwion ise bir buğday tanesi oluncaya kadar şekil değiştirdiler. Bu aşamada Cerridwen, onu yuttu, ancak sonra tekrar doğurur ve onu denize attı. Mitolojiye göre daha sonra denizden kurtarılan Gwion büyük bir şair oldu.
Gylfaginning:
İskandinav geleneğine ait edebiyata ve mitolojiye ilişkin bir eser olan Snorri’nin Edda'sının ilk bölümü.
Burada bir İsveç kralı olan Gylfi'den bahsedilir. Gylfi, tanrılar şehri olan Asgard'a gider, onlara geçmiş ve gelecekle ilgili sorular sorar.
Gymir:
İskandinav mitolojisinde devler ülkesindeki bir şatoda ikamet eden bir dev; güzel Gerd’in babası.
Gymnosophistler (Çıplak Bilgeler):
Erken dönem Hıristiyan yazarlarca Hindu (muhtemelen Caynist ve Budist) keşişler için kullanılan bir terim. 2. yy'daki İskenderiyeli Clement, Hintli çıplak bilgelerin ne evliliği ne de çocuk edinmeyi tanımadıklarını söyler. 4. yy'da Jerome ise Hindistan'ın çıplak bilgelerinin inançları arasında, Buddha’nın bir bakireden doğduğu düşüncesinin bulunduğunu iddia eder.
[1] Danyel. 8, 16; 9, 21; Luka. 1, 19, 26.
[2] Necm: 53/19
[3] el-Hac: 22/52
[4] Bakara: 2/3.
[5] Meryem: 19/59.
[6] Yeremya. 2:32; İşaya. 66:24.
[7] Krş. VI. Paul, 19 Ocak 1972 tarihli oturum.
[8] Bk. Die Verbun la parole de Dieu-18 Kasım 1965.
[9] 1. Cilt 16-43. sayfalar.
[10] Ezakiel. 38, 38 ve Vahiy. 20: 8.
[11] Nisa: 4/116.
[12] Tanah: Tora, Ketubim ve Nebiim'dir.
[13] Çıkış: XX/2-17.
[14]I. Yuhanna lift.
[15] I. yuhanna II/l.
[16] Matta: 5/27-30.
[17] ez-Zilzal: 99/7-8
[18] Nisa: 4/48
[19] Zümer: 39/53.
[20] Levililer: 16/21-22.
[21] Matta: 3/5-6.
[22] Matta: 3/13-14.
[23] Matta: XVI, 18-19
[24] Levililer: 16/8-10.
[25] Paris-1912.
[26] sh:13-19.
İslami Okul Okulların En Önemlisi