Islam Tarihi - 11 I2 - Index Web
İ
İfk Hadisesi (Gerdanlık Olayı):
İhvanı Müslimîn (Müslüman Kardeşler Teşkilatı):
İlahi Komedya (La Divina Commedia):
İskenderiyeli Athanase (Atha-Nase D'alexandrie):
İskoçya Birleşik Bağımsız Kilisesi:
İsmailiyye (Sebîyye, Yedi İmamcılar):
İsnaaşeriye (Oniki İmamcılar):
İ
İaldabaoth:
Bakınız: Yaldabaoth.
İao:
Gnostik mitolojide “ejderha yüzlü” olarak da adlandırılan bir arkon.
İapetos:
Eski Yunan mitolojisinde bir titan; Uranüs ve Gaea’nın oğlu ve Cronos, Pallas, Okyanus ve titanların kardeşi. Onun, Zeus tarafından Tartarus'a atıldığına ve Iranine adasının onun üzerine kurulduğuna inanılır.
İasion:
Zeus ve Elektra'nın oğlu; Dardanus'un kardeşi. Eski Yunan mitolojisine göre Demeter kendisine aşık oldu ve kendisinden Philamelus ve Patus'u doğurdu.
İatromantis:
Eski Yunan'daki hekim rahipler. Bunların, bilinmeyen şeylerle ilgili bilgi almak ve dünyayı üst alemlerden izlemek ve görmek amacıyla zaman zaman ilahi alemlere doğru ruhsal seyahatler düzenlediklerine inanılırdı.
İbadet:
Tapınma, belirli ritüelleri ifa etme; kulluk; kişinin yaşantısını inancından kaynaklanan şekilde disiplinize etmesi ya da belirlemesi. Kişinin davranış kalıplarını ifade eden ibadet, dinin temel unsurlarından birisidir. Dolayısıyla her dinsel gelenek kendi yapısına uygun olarak belirlediği ibadet anlayışına müntesiplerinin adapte olmalarını ister. İnsan hayatının tamamını bir düzen ve intizama sokmak hedefini güden İslamda ibadet, İslamın bu hedefine paralel şekilde kişinin günlük yaşamındaki tavır ve davranışlarının tamamını ihata eden bir kapsama alanına sahiptir. Dolayısıyla kişinin, yalnızca namaz, oruç ve benzeri belirli davranışları yapması değil, yemek, içmek, uyumak, çalışmak gibi her hareketi ibadet kapsamına girer. İslam, kişiden yaşamındaki bütün davranışlarını Allah için ve Allah'ın koyduğu kurallara uygun şekilde yapmasını ister ve bunu “Allah'a İbadet” olarak niteler. Nitekim Kur'an'da insanın yaratılış gayesinin Allah'a ibadet olduğu vurgulanır. [1]Diğer taraftan, Allah'ın koyduğu sınırları ihlal ederek Allah'tan başka şeyler ya da güçler doğrultusunda yapılan davranışlar ise “şeytan'a ibadet” olarak nitelenir ve yaşamında bunu gerçekleştiren kişiler kınanır. “Size şöyle and vermedim mi? Ey Adem oğulları, şeytan'a ibadet etmeyin; o, size apaçık bir düşmandır. Bana ibadet edin; doğru yol budur.” [2]
İbadîlik:
Haricîliğin temel kollarından birisi. İbadîlik ismi 7. yy'da yaşayan Abdullah ibn İbad'ın isminden gelmektedir. Ezarika gibi diğer Haricî ekollerin aşırı tutumlarına katılmayan Abdullah ibn İbad, Emevilerin sempatisini kazandı. İbadîliğin ilkelerini belirleyerek sistematize eden asıl kişi ise Cabir ibn Zeyd'dir. Bu nedenle Cabir, Umdetu'l-İbadiye diye anılır. İbadiler ılımlı görüşleriyle tanınırlar; kendilerinden olmayan diğer Müslümanları tekfir etmezler, İbadîler imamların gizli konsillercc seçilmesini savunurlar Günümüzde Umman, Libya, Cezair ve Doğu Afrika'da yaşarlar. Bakınız: Haricîlik.
İbâhiye:
İslam tarihinde, İslamın yasak ve haram saydığı tüm hususları helalleştirmeyi her şeyi mubah saymayı ilke edinen akım; bu görüşleriyle tanınan çeşitli Batınî akımlar ve tarikatlara verilen genel ad. İbâhiler, dinsel kuralların kişiyi tanrıya ulaştırmada bir vasıta olduğunu, dolayısıyla Fenafillah makamıyla Allah'a ulaşmış olan kişilerin artık bu emir ve yasaklamalara uymalarına gerek kalmadığını düşünürler.
İbis:
Eski Mısırlılarca özellikle tanrı Thoth ile ilişkili görülen bir kutsal kuş. Thoth'un bu kuş şeklinde göründüğüne inanılır ve Hermopolis'te ona bu şekilde tapılırdı. İbis, araştırma ve bilgiyi sembolize etmekteydi. Bakınız: Thoth.
İblis:
Kur'an'da, halife olarak yaratılan İnsanın üstünlüğünü kabul etme konusundaki Allah'ın emrine karşı gelerek şeytanlaştığı ifade edilen metafizik varlık. [3]Allah'ın otoritesine isyan etmesi nedeniyle Allah onu lanetlemiş ve rahmetinden uzaklaştırmıştır. Kur'an'da cinlerin yalın ateşten yaratıldıkları belirtilir [4]ve Iblis’in de ateşten yaratıldığı ifade edilir. [5]Dolayısıyla Kur'an'da İblis’in cinlerden olduğu vurgulanmaktadır. Kur'an'da şeytan terimi genel bir ifade olarak, Allah'ın otoritesine karşı gelen ve böylelikle kötülüğü seçmiş olan herkes için kullanılıp insan ve cin şeytanlarından bahsedilirken[6], Allah'ın otoritesine karşı geldiği belirtilen ilk varlık olan İblis’in, şeytanlaşmış olan ilk figür olduğu anlaşılmaktadır. Bakınız: şeytan.
İbn Arabî:
(Ebu Abdillah Muhyiddin ibn Arabî, 1165-1240)
Vahdeti Vücud kuramı doğrultusundaki görüşleriyle tanınan ünlü mutasavvıf. Murcia doğumlu olan İbn Arabî, İslam aleminin hemen her tarafına seyahatlarda bulunmuş ve birçok kişi üzerinde etkili olmuştur. Anadolu'da başta Sadrettin Konevî olmak üzere tasavvuf çevreleri onun Vahdeti Vücud düşüncesinden etkilenmiş, özellikle Sadrettin Konevî aracılığıyla fikirleri Anadolu'da yayılmıştır. İbn Arabî çok yazan bir mutasavvıftır. Önemli eserleri arasında Futuhâtu'l-Mekkiyye, Fıısûsul-Hikem ve Kitâbu'l-Esfâr sayılabilir. Varlıkta birlik düşüncesini işlediği Vahdeti Vücud kuramı yanı sıra, velilerin sahip olduğu tasavvufi bilginin (marifetin) de Allah'tan alınan bir bilgi olduğu, velilerin nebilerden üstün olduğu gibi görüşleri de oldukça tartışılmıştır. Bakınız: şeyhu'l-Ekber.
İbn Bâcce:
(Ebubekir Muhammed İbn Yahya, ö. 1139):
Farabi ve İbn Sina tarafından kurulduğu söylenen Meşşai okulunun Endülüs'teki temsilcisi olan ve Ortaçağ Avrupa'sında Avempace adıyla tanınan ünlü filozof. Görüşleri İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi düşünürler üzerinde de etkili olmuştur.
İbn Batuta:
(Şerafeddin Ebu Abdullah Muhammed ibn Abdullah, ö. 1377)
14. yy'da Atlas Okyanusu kıyılarında Çin'e kadar yaklaşık 30 yıl süren gezilerini bir Seyahatname halinde yazıya döken ünlü seyyah. Eserinde o, ziyaret ettiği yerlerin siyasal ve sosyo-kültürel yapısıyla ilgili önemli bilgiler verir.
İbn Haldun:
(Ebu Zeyd Abdurrahman ibn Muhammed, 1332-1406)
Ünlü Müslüman tarihçi, sosyolog ve filozof. En önemli yapıtı Kitâbu'lAber ve Divânu'l'Mübteda ve'l-Haber'e yazdığı ünlü Mukaddime'de ele aldığı tarih felsefesi kendisine haklı bir şöhret kazandırmıştır.
1332 yılında Arabistan'ın güneyinde Endülüslü bir aileden doğmuştur. 1406'da Kahirede ölmüştür. İbn Haldun “Berberiler Tarihinin” yazarıdır. Bu eserin mukaddimesi, bir bilgi ansiklopedisidir. Pedagoji, dilbilimi, politik ekonomi gibi değişik konulara nüfuz etmiş, tenkidli tarih incelemelerinin temellerinden birini oluşturmaktadır. Aynı zamanda İbn Haldun'un bu mukaddimesi, Auguste Comte'dan beş asır önce sosyolojinin ilk temellerini atmaktadır. İnsan düşünce tarihinin esası olan bu büyük eser maalesef doğru şekilde Arapça olarak neşredilmemiştir. İbn Haldun tarafından bizzat 1402'de düzeltilen nüsha İstanbul'da muhafaza edilmektedir. Mukaddimenin İngilizce tercümesi 1958'de yayınlanmıştır. Mukaddime Türkçeye de çevrilmiştir. İbn Haldun, muhtelif ülkelerin büyük düşünürleriyle mukayese edilmiştir. Ünlü İngiliz felsefe tarihçisi Arnold Toynbee 1935'de, mukaddimenin emsalsiz olduğunu itiraf etmiştir. İbn Haldun'un rasyonalist olduğu da söylenebilir.
İbn Hazm (994-1064):
(Ebu Muhammed ibn Ahmed İbn Hazm el-Kurtûbî, 994-1063)
Birçok alanda meşhur olan önemli bir İslam alimi Kitâbu'l-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ahvâi ve'n-Nihâl başlıklı büyük eseri, dinler tarihi konusunda önemli bir kaynak konumundadır.
Asıl adı Ebu Muhammed Ali bin Ahmed Said Bin Hazm'dır. Endülüs'te yetişen büyük Zahiri İslâm ilâhiyatçısıdır. İbn Hazm, Endülüs'teki kültür birikiminden istifade etmiştir. Birçok alanda eser vermiştir. Fıkıh, mantık, tarih, ahlak, Din tarihi ve kelam konularında dört yüzden fazla eser yazmıştır. İbn Hazm, kültürel alandaki çeşitliliğini, aldığı eğitime borçludur. Babasının yüksek bir devlet görevinde bhmması, onun iyi yetişmesini sağlamıştır. Endülüs Emevilerinin büyük halifesi Muzaffer’in 1008'de ölmesi, Endülüs'ün karışmasına sebep olmuş, İbn Hazmda bu siyasî çalkantıların içine girmiştir. 1031 yılına doğru düşüncelerini daha çok edebiyat alanında göstermeye başlamıştır. Hayatının bir kısmını Mayorka'da geçirmiş, ancak genelde Manta Lişem'deki aile çiftliğinde yaşamıştır. Bazı kaynaklar, onun seksen bin sayfa yazdığını nakleder, islâm ilahiyatı alanında yazdıkları, zahiri eğilimi aksettirmektedir. Ayetlerin zahiri anlamlarına ağırlık vererek geliştirdiği zahiri fıkıh ekolü ve kelâm ekolü, zahiri okulun yerleşmesinde etkili olmuştur.
İbn Hazm İspanya gibi dini çoğulculuğun kalıntılarının canlı şekilde yaşadığı bir bölgede yaşadığı için “Dini çoğulculuğu” yansıtan eserlere ağırlık vermiştir. Bu alanda yazdığı en önemli eserlerden birisi “Kitabu'1-Fasl Fî'1-Milel Ve'1-Ehvâî Ve'n-Nihal”[7] dir. Bu eser üzerine hem Doğuda hem de Batıda çok şey yazılmıştır. Türkiye'de, tarafımdan yazılan “Müslümanların Hıristiyanlara Karşı Yazdığı Reddiyeler ve Tartışma Konuları [8] isimli çalışmaya bakılabilir. Batı'da ise, M. Asin Palacios ciddi bir çalışma yapmıştır.[9] İbn Hazm, bu ünlü eserinde İslâm dışı tüm fırkalardan bahsetmiştir. Onların görüşlerini sergilemiş ve tenkidlerini yapmıştır. Bilhassa, Yahudi ve Hıristiyan Kitab-ı Mukaddesi üzerinde çok sistemli tenkidlerde bulunmuştur. İbn Hazm, Hıristiyanlıktan iki ayrı yerde bahsetmiştir. Kitabu'l-Fasl'ın I. cildinde “Allaha şirk koşanlar bölümü içinde” Teslis doktrininin reddi mahiyetinde meşhur kristolojik cereyanlara yer vermiş ve İsa'nın tabiatı konusunda Hıristiyanların içine düştükleri tezadları göstermiştir. Yine aynı bölüm içinde Hıristiyan kredosunu (Amentüsünü) üç kristolojik cereyan nokta-i nazarından tenkid etmiştir. Bu arada Hz. İsa'nın çarmıh olayının haber olarak nakli değeri üzerinde durmuş ve bu haberin tevatür özelliği taşımadığı konusunu belirtmiştir.[10]
İkinci ciltte ise, daha çok Hıristiyan Kitab-ı Mukaddesi üzerinde durmuş ve Hıristiyanların Ahd-i Cedidi tahrif ettiklerini ispatlamaya yönelmiştir. Bunun için önce, İnciller hakkında bilgi vermiş, sonra Hıristiyanların kutsal telâkki ettikleri diğer kitaplar konusunda bilgiler sunmuştur. İbn Hazm, Kitab-i Mukaddes’in mevsukiyetinin reddine dair 180 sayfa ayırmıştır. Önce, Tevratın ilk beş kitabına, sonra Hıristiyan kitabı mukaddesine yönelerek, tahrifin vukuunu ortaya koymaya çalışmıştır.
İbn Hazm, Kitabu'l-Faslı'nda Yahudilik üzerinde de yeterince durmuştur. Klâsik Yahudi mezheblerinden Samiriler, Sadukiler, Rabbaniler ve İseviler hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca, Yahudileri neshi kabul edenler ve etmeyenler olmak üzere ikiye ayırmıştır. İbn Hazm bunların dışında “Yahudi kutsal kitaplarındaki” çelişkilerden de bahsetmiştir[11]. İbn Hazm'ın diğer eserlerinden bir kaçı:
1- Cevheretü'l-Ensâbi'l-Arap, Kahire, 1982
2- el-Fasl..., Daru'l-Ma'rife, Beyrut, 1975
3- el-İhkam fi Usûli'l-Ahkâm, Beyrut, 1983.
4- el-Muhaüâ bî'1-Âsâr, Beyrut, 1988.
5- Tavku'l-Hamame fi'1-Ulfe ve'1-Ullâf, (1928-33).
İbn Hişam:
(Ebu Muhammed Abdülmelik ibn Hişam, ö. 833)
İbn İshak'ın siyerini genişleterek yeniden kaleme alan ünlü İslam tarihçisi. Ayrıca o, Kitabu't-Ticân adlı eserinde zamanının efsanelerini toplamıştır.
İbn İshak:
(Ebu Abdullah Muhammed ibn İshak, 704-767)
Hz. Muhammed’in hayatını konu alan es-Sire başlıklı ünlü eseriyle meşhur olan İslam tarihçisi.
İbn Kesîr:
(Ebulfidâ İsmail İbn Ömer, ö. 1373)
İslam tarihi, tefsir ve hadis alanında eserler vermiş olan İslam alimi. Onun Tefsir'i önemli tefsir kaynaklarından biridir.
İbn Mukaffa:
(Ebu Amr Abdullah ibnu'l-Mukaffa, 723-759)
Emeviler ve Abbasiler devrinde yaşayan ve zındıklıkla suçlanarak ölüme mahkum edilen İbn mukaffa, dinler tarihine yönelik çevirileriyle tanınır. İbn Mukaffa, eski İran ve Hint dini ve mitolojisine ilişkin bazı eserleri Arapçaya çevirmiştir.
İbn Rüşd:
(Ebu Velid Muhammed ibn Ahmed, 1128-1198)
Batıda Averroes ismiyle tanınan ünlü İslam filozofu. Kurtuba doğumlu olan İbn Rüşd, bir müddet fıkıhla uğraştıktan sonra Aristo'ya yazdığı yorumlarla tanındı; eserlerinde dinle felsefenin uzlaştığı görüşünü savundu. Çalışmaları özellikle Batı'da etkili oldu ve erken dönemlerden itibaren çeşitli Batı dillerine çevrildi.
İbn Sina:
(Ebu Ali el-Hüseyin ibn Abdillah, 980-1037)
Tıptan matematiğe doğa bilimlerinden metafiziğe kadar birçok bilim dalında eserler vermiş olan ünlü İslam filozofu. Avicenna adıyla da tanınan ibn Sina, felsefeyle ilişkili eserlerinde Farâbî’nin şerhleri vasıtasıyla Aristo felsefesini yorumladı. Kânûn fi't-Tıb, Kitâbu'ş-Şifâ, Kitâbu'n-Nefs ve Kitâbu'l-İşârât eserlerinden bazılarıdır.
İbn Teymiyye:
(Takiyüddin Ahmed İbn Teymiyye, 1263-1328)
Harran doğumlu ünlü İslam alimi. Zamanındaki yozlaşmaya ve İslam dışı kültürel etkileşime karşı var gücüyle savaşan ve düşünceleri yüzünden sık sık hapishaneye atılan ibn Teymİyye, yaşamı boyunca Kur'an ve Sünnet'e dayalı görüşlerini yılmadan savundu, Kur'an ve Sünnet'e aykırı bulduğu görüş, düşünce ve davranışları şiddetle tenkit etti. Görüşleri nedeniyle sık sık sürgüne gönderildi ve nihayet elinden kitapları ve kalemi alınarak atıldığı hapishanede vefat etti. İbn Teymiyye, yazdığı 500'den fazla risalede Haricî, Rafızî, Karmatî, Kaderi, Mutezilî ve benzeri akımların görüşlerini eleştirdi. Ayrıca o el-Cevâb fi's-Sahîh gibi eserleriyle Hıristiyanlığa karşı da çeşitli polemik türü eserler kaleme aldı.
İbn Tumart:
(1080-1128) Eimohadlarca mehdi olarak görülen Faslı reformist. Bakınız: Elmohadlar.
İbnu'l-Kelbî:
(ö. 819 veya 821/822) Cahilîye dönemi Arap dinîyle ilişkili önemli çalışma Kitâbu'l-Asnâm'ın yazarı olan Arap yazar. Eserinde cahiliye dönemi Arap dini, mitolojisi ve tanrılar panteonu hakkında önemli bilgiler verir.
İbnu'r-Ravendî:
(Ahmed ibn Yahya ibn ishak er-Ravendî, ö. 910)
Peygamberliği ve mucizeyi reddettiği ve Dehriliği savunduğu söylenen kişi. Çeşitli kaynaklar onun bir mülhid olduğunu ifade etmektedir. Önceleri Mutezile ekolü içerisinde yer alan İbnu'r-Ravendî, daha sonra bu ekolden ayrılmıştır. O aklı ön plana çıkarmış, akılla çelişen tüm düşünce ve inançların batıl olduğunu ve peygamberlerin öğretilerine uygun sonuçlar elde eden akıl olduktan sonra peygamberliğe İhtiyaç olmadığını savunmuştur. Bakınız: Dehriyye.
İbrahim:
1- Hz: İbrahim (Abraham, Avram). Kur'an'da, hayat hikayesine sıkça yer verilen ve “Allah'ın dostu”[12] olarak nitelenen bir peygamber. İbrahim yaşamı boyunca yılmaz bir tevhid savaşçısı olmuştur. Onun araştırarak tevhid inancını bulduğu ve içinde yaşadığı toplumun politeizmine ve şirke dayalı dinsel yapısına karşı mücadele ettiği[13], bu konuda babasıyla dahi ters düştüğü ve inancından dolayı ateşe atılmak suretiyle yok edilmeye çalışıldığı anlatılır. [14]Kur'an'da bir Hanîf ve bir Müslüman olarak nitelenen İbrahim, putlar yıkan örnek bir muvahhid olarak anılır ve yaşamı ve mücadelesi müminlere örnek olması için sıkça anlatılır. Yaklaşık olarak MÖ 1700 civarında yaşamış olduğu tahmin edilenHz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. İsmail’in babasıdır. O ve oğlu İsmail birlikte Kabe’nin temellerini yükseltmişler, burayı Allah'a ibadet edilen bir mescit yapmışlardır. Öte yandan Kitabı Mukaddes'te Hz. İbrahim’in hayatı Tekvin 1 l:26-25:18'de anlatılır. Buna göre Kalde'de Ur'da doğan İbrahim, ilahi bir emirle önce Harran'a, oradan da Kenan diyarına gider. Önce Hacer'den oğlu İsmail doğar; daha sonra Tanrı ona, karısı Sarah'tan bir diğer erkek çocuk (ishak) vadeder. İshak'm doğumu sonrası ise oğlunu kurban etmesi konusunda denenir. O, buna diraver gösterince İshak'ın yerine kendisine bir koç gönderilir ve ayrıca o, Tanrı tarafından mükafatlandırılır. Bakınız: Hanîf, Kabe.
2- Kur'an'ın, Mekke döneminde nazil olan 14. suresi, İbrahim suresi 52 ayetten oluşur.
Hz. İbrahim’in M.Ö. ikinci bin yılda veya ondokuzuncu asırda yahut on sekizinci asırda yaşadığı tahmin edilmektedir.
Hz. İbrahim, Yahudilik, Hıristiyanlık ve islâmiyet gibi üç ilâhi dinde çok önemli bir yer tutar ve bundan dolayıda o, her üç dinde “peygamberler babası” olarak adlandırılır. Bunun için Hz. İbrahim'i bu üç din zaviyesinden değerlendirmek gerekecektir:
1- Yahudilikte Hz. İbrahim: İbranicede Abraham, çok çocuk babası anlamına gelmektedir. Bu kelime Arapça'ya İbrahim olarak geçmiştir. Yahudilikte Hz. İbrahim, Tanrının emri ile Harran'dan, Kenan diyarına gitmek üzere davet edilmektedir. O'da, akrabalarından, babasından ayrılarak Tanrının göstereceği memlekete gider. Tanrının bildirdiğine göre İbrahim, gittiği yerde mübarek olacak, adı büyüyecek ve yeryüzünün bütün kabileleri onda mübarek olacaktır. [15]Yine Yahudi kaynaklarının bildirdiğine göre İbrahim o zaman yetmiş yaşındaydı. Kenan diyarına geldikleri zaman Tanrı, İbrahim’e, bu bölgeyi onun zürriyetine vereceğini müjdelemişti. İbrahim’de oraya bir mezbaha yapmıştı. [16]Fakat kıtlık olunca, İbrahim misafir olarak Mısır'a gitmişti. Firavunun adamları İbrahim’in karısı Sara'yı güzel görünce hemen Firavun'a duyurmuşlar, Firavun da Sara'yı hemen yanına çağırmıştı, İbrahim, Sara'ya, “Kız kardeşi” olduğunu söylemesini tenbih etmişti. Sara yüzünden İbrahim'e iyi davranılmıştı Birçok şeye sahip olmuştu. Firavun, Sara'ya yaklaşmak isteyince Tanrı, Firavuna belâlar veriyordu. Nihayet Sara’nın, İbrahim’in karısı olduğunu anlamıştı. Bunun üzerine İbrahim'i çağırmış ve şöyle demişti: “Bana bu yaptığın nedir? Bu senin karın olduğunu niçin bana bildirmedin? Niçin; bu benim kız kardeşimdir, dedin, ben de onu karı olarak aldım ve şimdi, işte karını al ve git.”[17] İbrahim büyük bir mal varlığı ile Mısır'dan yeniden Kenan ülkesine dönmüştü. Fakat İbrahim’in Sara'dan çocuğu olmuyordu. Rab Yehova'dan çocuk istiyordu. Sara cariyesi olan Mısırlı Hacer'le, İbrahim’in zürriyetinin olmasını arzu etmişti. İbrahim Hacer'i karı olarak almış ve o da hamile kalmıştı. Duruma Sara çok üzülmüştü. Hacerle, Sara arasında huzursuzluk başlamıştı. Neticede Hacer bir oğlan doğurmuştu. Adım İsmail koymuşlardı. [18]Tanrı Yehova, İbrahim’in neslini daha da çoğaltacağı müjdesini vermişti. İbrahim ve zürriyetiyle Tanrı arasındaki ahdin alâmeti “Sünnet kılmak” olacaktı. Bunun için Tanrı Yehova şöyle diyordu: “ve gulfe etinizde sünnet olunacaksınız ve sizinle benim aramdaki ahdin alâmeti olacaktır.” [19]Nihayet Tanrı, İbrahim’e karısı Sara'dan da bir oğul vereceğini müjdelemişti. [20]Gerçekten Sara gebe kalmış ve bir oğlan doğurmuştu. İbrahim, doğan çocuğun adını İshak koymuştur ve sekiz günlük iken sünnet etmiştir. Fakat Sara, Hacer'i ve oğlunu kıskanıyordu. Bunun için İbrahim, Hacer'i ve oğlu İsmaili çöle bırakmaya gitti. Tanrı Yehova, İsmaili de büyük millet yapacağını vaadediyordu [21]Daha sonra Tekvin’in bildirdiğine göre Rab, İbrahim'i denemek istemiş ve oğlu İshak'ı kurban etmesini emretmiştir. [22]İbrahim, oğlunu tam kurban edeceği zaman, gökten bir ses, İbrahim, İbrahim!, diye seslenmiş ve elini çocuktan çekmesini istemiştir. Bu esnada İbrahim'e bir koç görünmüş ve İbrahim onu kurban etmiştir. Artık Hz. İbrahim iyice yaşlanmıştır. İshak'ın evlenme zamanı gelmiştir. İshak, Mezopotamya'dan amcasının kabilesinden bir kızla evlenmiştir. İshak'ın karısı Rebeka'dan iki oğlu olmuştur: Esav ve Ya'kub. Yakub, topuğu tutan yahut yerini alan demekti. Ya'kub oğulları çoğalmış, İsrailoğullarını meydana getirmiştir. Hz. Musa’da bu sülâleden gelmiştir. Böylece Hz. İbrahim, Yahudilerin atası kabul edilmektedir.
2- Hıristiyanlıkta Hz, İbrahim: Yeni Ahittede de Hz. İbrahim'e çok büyük bir yer verilmektedir. Matta İncili'nde Hz. İbrahim'den “Babamız” diye bahsedilmektedir. [23]Yine göklerin melekûtunda İbrahim, İshak ve Yakub'un oturacağı bildirilmektedir.[24] İsa, gününün, İbrahim tarafından görüldüğünü ve onun mesrur olduğunu bildirmektedir.[25] Paulde özellikle “İbrahim’in imanını” tebcil etmekte ve İbrahim’in iman ettiğini, salih olduğunu, iman edenlerin İbrahim’in oğulları olduğunu dile getirmektedir. İbrahim’in bereketi, Mesih İsa'da milletlere gelsin ve iman vasıtasıyla Ruhun vaadini alalım demektedir Paul [26] Yine Paul, İbrahim’in yüz yaşında öldüğünü, yaşlı Sara'dan çocuk vereceği şeklindeki Allahın vaadinden İbrahim’in tereddüt etmediğini belirtmektedir. [27]Allah'ın, İbrahim’in zürriyetine yaptığı vaadin mesihte gerçekleştiğini söylemektedir.[28] Hatta Paul daha da ileri giderek şöyle der: “Ve eğer siz Mesihin iseniz, o halde İbrahim’in zürriyeti, vade göre mirasçılarsınız.” [29]İshak'ın kurban edilmesi olayı da Paul tarafından tebcil edilmektedir. [30]Görüldüğü gibi Hz. İbrahim’in Hıristiyanlar nezdinde de çok önemli bir yeri vardır.
3- İslâmiyette Hz. İbrahim: “Peygamberler babası” olan Hz. İbrahim, İslâmi gelenekte de çok önemli bir yer tutmaktadır. Allahın dostu anlamına gelen Halil lakabıyla anılır. İslâmi kaynaklarda Hz. İbrahim’in doğduğu yer konusunda bilgi yoktur. Sadece Kur'an-ı Kerim'de “Ben Rabbime hicret edeceğim, muhakkak ki, o aziz ve hakimdir” buyrulmuştur. Bu hicretin Kenan bölgesine doğru olması muhtemeldir. Daha sonra da Mısır'a gitmiştir. Hz. İbrahim’i, bu hicrete zorlayan o bölgede yaygın olan putperestliktir. İbrahim önce babasını putperestlikten uzaklaştırmaya çalışmış ve şöyle demişti. “Ey babam, işitmez, görmez, sana hiç bir faidesi olmaz şeylere tapıyorsun” [31]Babası, İbrahim’in nasihatini dinlemez, Onun kaybolmasını ve uzaklaşmasını ister.
Fakat Hz. İbrahim, kavminin ibadet ettiği putlara kötülük yapmayı tasarlamış ve onları kırmaya yemin etmişti. Böylece o, onlara putların zarar ve fayda vermediğini ve hatta kendisine zararı dokunana bile kötülük yapmaya güçleri yetmediğini açık bir şekilde göstermeyi amaç edinmişti. Nihayet bir bayram günü putları kırma vaktinin geldiğini düşünmüştü. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şunları okuyoruz: “Bunun üzerine o da kurnazca onların düzme Tanrılarına varıp dediki: Hani yemek yemiyorsunuz? Ne oluyor size konuşmuyorsunuz? Nihayet gizlice onları sağ eliyle bir vurup kırdı” [32]
Bayramlarını kutladıktan sonra halk, putların başına geleni gördü. Bu manzaradan korkarak, mukadderatlarına el uzatan bu zalim yapıyıayı araştırmaya başladılar, İbrahim'den şüphelenmişlerdi. İbrahim, derhal mahkemeye getirildi. İbrahim, putları, “en büyüklerinin” kırdığını söyleyerek ve şöyle devam etti:
“Eğer konuşurlarsa onlara sorun, bence büyük put, diğer küçük putlara ibadet edilmesine kızarak onların hepsini kırmıştır”.
İbrahime şöyle cevap verdiler:
“Sen bu putların konuşmadığını bildiğin halde bizden nasıl onlara sormamızı istiyorsun? İşte o zaman Hz. İbrahim’in, onların delillerini susturucu beliğ cevabı ortaya çıkıvermişti:
“Öyleyse, Allahı bırakıp da size hiçbir şeyle ne faide ne zarar yapmayacak olan (bu put)lara hâlâ tapacak mısınıız? Yuf size ve Allahı bırakıp tapınakta olduklarınıza, akıllanmayacaksınız siz?” [33]Fakat Hz. İbrahim’in kavmi, iyice azgınlaşmış ve fikri mücadeleyi değil; kuvveti tercih etmişlerdi. Bunun için de İbrahimi yakarak öldürmeye karar vermişlerdi. Fakat Allah'ın kudretiyle İbrahim kurtulacaktı. Bu olay Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır: “Allah ateşe şöyle demişti: Ey ateş İbrahime soğu ve ona karşı selâmet ol!” [34]Gerçekten ateş soğumuş ve İbrahim'e selâmet olmuştu, işte İbrahim bundan sonra hicret etmiş ve Kenan bölgesine yerleşmiştir. İbrahim’in önce İsmail sonrada İshak isminde iki oğlu olmuştur. Hacer İsmail’in annesi, Sârâ'da İshak'ın annesidir. İslâmi kaynaklar kurban edilmek üzere hazırlananın İsmail olduğunu söylemektedir. İsmail, peygamberimizin atası sayılmakta, İshak da İsrail oğullarının atası sayılmaktadır. Çünkü israil oğullan, İshak oğlu Yakub'un soyundan gelmektedirler. Böylece, Hz. İbrahim, hem Arapların hem de İsrailoğularının müşterek atası durumundadır.
İslâmi gelenekte Ka'be, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edilmiştir. Makam-ı İbrahim, Hz. İbrahim’in Ka'beyi inşaatı sırasında kullandığı iskelenin adıdır.
Yine İslâmi gelenekde Hz. İbrahim, Yahudi ve Hıristiyan değil müslüman ve hanifdir. Çünkü İbrahim “Şüphesiz ki ben bir muvahhid (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak yüzümü o göklere ve yeri yaratmış olan Allah'a yöneldim. Ben müşriklerden değilim.” [35]demektedir. Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, İslâmi akide de saygıya layık bir mübarek peygamber olarak görülmektedir. Allah'ın dostudur. Bunun için “halilu'llah” lakabım almıştır. Cömertliği ve merhameti ile tanınmıştır; peygamberler babasıdır.
İbrahimî Kardeşlik:
Bu teşkilat, 1967 yılı Ocak ayında 1901 sayılı kanuna göre Sorban'da kurulmuş ve aynı yılın 29 Kasım’ında da çalışmaya başlamıştır. O günden itibaren İbrahimî gelenekten kaynaklanan, Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve Müslümanlarda olan kültürel, ahlâki ve manevi değerleri karşılıklı anlayışı, sosyal adaleti, barışı ve hürriyeti geliştirmek için durmadan değerlendirmeye çalışmıştır. Bu çalışmalar, genelde politik seçimlerin, gizli ve saygısız şekilde dinî değiştirmeye çağırmaların dışında tutulmuş, dinî kanaatlere ve her Mü’minin iman ikrarına saygı esas alınmıştır.
Böylece İbrahimî kardeşlikten çıkacak olan herşey, üç monoteist dinin geleneğine kuvvetli şekilde bağlanmıştır. Konferanslarının birinde Leon Askenazi, Yahudilerdeki dinî ve ahlâki tecrübe arasındaki kimliği hatırlatmıştır. Yine o, bunların İbrahim'e gelen vahyin kalbini oluşturduğunu da ifade etmiştir.
Josy Esenbergde şöyle demiştir: Temel mevkii nedeniyle bizi herşeyde İbrahim birleştirebilecektir. Bu temel mevki, İslâm düşüncesinde, İncillerde yer almaktadır. Diğer yandan, Yahudiliğin ve Yahudi tarihinin anahtar kişisi yine İbrahim'dir. Katolikler de II. Vatikan konsilinin dogmatik yasası olan Lumen Gentium'da ve Nostra Aetate'de Yahudiler ve Müslümanlar için yazılı olanları unutmayacaklardır.
Bu hareketin öncülerine göre, bütün Hıristiyanlar, aziz Pavlos'a kulak vererek “kardeşlik” için savaşacaklardır. Çünkü St. Paul şöyle demiştir: “İmanı açıklayanlar, İbrahim’in oğullarıdır”. Müslümanlarda imanlarından sapmayacaklardır. Çünkü Kur'an, İbrahim'i, Peygamberler arasında zikretmektedir.[36] İbrahimî kardeşlik teşkilatı, bütün yıl boyunca çalışmalarına devam etmektedir. “Altı Gün Savaşları” sırasında, yardım toplamış ve üç dinin kurbanları arasında sembolik olarak dağıtmıştır. İbrahimi kardeşlik teşkilatı, daima bu sosyal faaliyetleri geliştirmeye çalışmakta ve bu amaçla, Fransa'da ve dişarda kollokyum ve konferanslar düzenlemektedir. Paris'te bu teşkilat, ayhk toplantılar yapmaktadır. Bu toplantılarda belli bir konu üzerinde konuşma yapılmaktadır. Burada her dinden bir kişi, belli bir konudaki görüşlerini kendi dini açısından açıklamaktadır. Toplantılarda tartışılan konular, genelde şunlardır: İman ve akıl; ahlak ve din, Musa, İsa, Muhammed; Monoteist dinlerde özel ve cemaatle ibadet ve ümit.
İbrahim Ethem:
(ö. h. 161) Aslen bir Belh prensi olan ünlü sufi. Hayat hikayesi Gautama Buddha'ya benzetilen İbrahim Ethem’in dünyevi iktidarı bırakarak tasavvuf yolunu seçtiği söylenir, İbrahim Ethem, özellikle dünyadan yüz çevirmeyi ve Allah sevgisini vurgulamıştır.
İbranî (Hebrew-Hebreu):
Yahudi geleneğine göre İvri (hebreu) kelimesi özel bir isim olan Eber'den gelmektedir. Bu da Şam'ın soyundandır. [37]İbrani kelimesi bir başka görüşe göre öte taraf anlamına gelen ever edatından gelmektedir. İbraniler, nehrin, yani Fıratın veya Ürdün nehrinin öbür yanından geldikleri için böyle adlandırılmışlardır.[38] Bazen de İbraniler, Kenanlıların şikayet ettikleri Habiru kabilesi olarak düşünülmüştür. İlk İbraniler, göçebe bir millet değildi. Onlar, hayvancılıkla ve ziraatla uğraşıyorlardı. Onlarda, yerleşik hayata çok büyük bir özlem vardı. Kendi aralarında “İsrail oğulları” olarak adlandırılırken, diğer kabilelere kendilerini İbraniler” olarak takdim ediyorlardı. Kenan ülkesinin fethinden sonra İbraniler kendilerini “İsrail” olarak, M.Ö. VI. yüzyıldan sonra da “Yahudiler” olarak takdim etmeye başlamışlardır. Muhtemelen “Juif” kelimesi bu “Judeens”-Yahudiler” kelimesinden türetilmiştir. İki bin yıl boyunca, Yahudiler ve Hıristiyanlar İbranice'nin, insanlığın ana lisanı olduğunu ifade etmişlerdir; Bugün ise İbranice'nin, dünyanın en eski dillerinden biri olduğu kabul edilmektedir. Yine İbranice'nin kökünün semitik diller olduğu ifade edilmektedir. En eski terimler İ.Ö. XI. yüzyıla kadar gitmektedir; onlar da “fenike dili” karakteriyle yazılmışlardır. Fakat İ.Ö. IV. yüzyıldan itibaren Arami alfabesi empoze edilmiştir. Tevrat Aramice yazılmıştır.
Bütün dillerde olduğu gibi edebî dille, günlük konuşma dilini biribirinden ayırmak gerekir. Günlük dil, Aramiceye oldukça yakındır. Mişna'da bu dille karşılaşıyoruz. Tevrat dili ve konuşulan dil “İbranice” olarak adlandırılmıştır.
Sürgünden sonra Talmud bilginleri, daha sonra da Hahamlar, Tevrat dilinin kutsal karakteri üzerinde ısrar etmişlerdir. Çünkü Tanrı, Tora'yı İbranİce vermiştir. Bunun için her harfin yüklü olduğu anlamı, çözmek gerekir. Bu tarihten itibaren, ortaçağda kabbalistler tarafından geliştirilecek olan çok sayıda yoruma girişilmiştir. Guematria, bunlardan biridir. Buna göre her harfin bir sayı değeri vardır. İbranice, günümüze kadar durmadan gelişmiş; Yunanca, Latince, Farsça, Arapça ve Avrupa dillerinin katkılarıyla zenginleşmiştir. XIX. yüzyıldaki Yahudi kültür rönesansı Haskala, Yiddish dilinin hakim olduğu Doğu Avrupa Yahudileri arasında İbranice'nin kullanımını yaygınlaştırmıştır. XX. yüzyılın başında bir Rus Yahudisi olan Eliezer Ben Yehouda, modern İbraniceyi, Filistinlilerin milli dinî olarak empoze etmeye muvaffak olmuştur.
İbranice Ansiklopedi:
İbranice olarak yayınlanan kültür ansiklopedisidir. Yahudiliğin tarihi ve bugünkü durumu hakkında bilgi vermektedir. 1947 yılında yayınlanmaya başlayan ansiklopedinin 1975 yılında 25. cildi yayınlanmıştır. Bugün Encyclopedia Hebraica 33 cilttir. Bu ansiklopedi, Yahudiliğin tarihsel, dinsel ve kültürel yönlerden gelişimini açıklamaya çalışmaktadır. Bilhassa, Kitab-ı Mukaddes, Sami dilleri, Yahudi biyografileri ile ilgili çok önemli bilgiler vermektedir. Ansiklopedi Judaica veya Jewish Encyclopedia gibi daha sonra İngilizce kaleme alınan ansiklopedilerin kaynağını “İbranice” yazılmış olan “Encyclopedia Hebraica” teşkil etmektedir.
İbrani Edebiyatı:
Sami dil ailesinin içinde İbranilerin dili olan ve Filistin bölgesinde M.Ö. XVIII. yüzyıldan itibaren konuşulan dildir. İbranice M.Ö. III. yüzyıldan itibaren yerini Aramca'ya bırakmıştır, Halk Aramca'yı kullanmakla beraber, İbranice, edebiyat ve din dili olarak kullanılmaya devam etmiştir. İbranice Yahudi tarihinde belli dönemler geçirmiştir.
1- Klâsik İbranice: Tora metinlerinin yazıldığı İbranicedir. Tora'nın büyük bir kısmı bu İbranice ile yazılmıştır.
2- Mişna İbranicesi: Talmud'un metin kısmı olan Mişna, sözlü gelenekten yazıya, M.S. 150-200 yılları arasında Yahuda Ha-Nasi tarafından geçirilmiştir. Talmud'un metin kısmının yazıldığı İbranice, genelde Talmud akademilerinde kullanılmıştır.
3- Hıristiyanlık çağında kullanılan İbranice: Yunan, Arapça, İspanyolca ve diğer dillerden birçok kelime ihtiva etmektedir.
4- Çağdaş İbranice: Eski Ahidin dili ile yakından alakalı olan İbranicedir. Bu dil, bugün İsrail’de geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bugünkü İbranice'de de, Akad, Sümer ve Arap dillerinden kelimeier görülmektedir. Tevrat diline dayanan çağdaş İbranice, aynı zamanda yazı dili ile konuşma dilini beraber götürmeye yönelmiştir. Çağdaş İbranice, Avrupa Yahudileri olan Aşkenazi'lerin dilinden ziyade; Doğu dünyası Yahudileri olan Seferadi yahud ilerinin dilini yansıtmaktadır, ibranice, Arap alfabesi gibi sağdan sola yazılmaktadır. Yirmi iki harften oluşmaktadır.
Tarihte görülen İbrani Edebiyatı, birçok dildeki çalışmaları içine almaktadır. Yunanca, Arapça, İspanyol Yahudicesi (Ladino), Avrupa İbranicesi Yidiş dillerindeki tüm çalışmalar, İbrani edebiyatını meydana getirmektedir. İbrani edebiyatı, dünyanın en eski yazılı ve sözlü edebiyatlarından birini teşkil eder. Yahudi edebiyatının en eski örneklerini Tanahk yani Eski Ahidin, Tora, Nebiler ve kitaplardan oluşan metinleri meydana getirmektedir. Bunun dışında yüzyılları içine alan şifahî edebiyat olan Mişna edebiyatı da Yahudi edebiyatını ciddi şekilde zenginleştirmektedir. M.S. II. yüzyılda yazıya geçirilen bu edebiyat Mişna denilen metnin meydana gelmesini sağlamıştır. Mişna üzerinde çalışanlara Tannaimler dendi. Bu ana metin üzerinde Babil ve Kudüs'te kurulan iki Önemli bölgede iki Talmud gelişmiştir. Babildc, Babil Talmudu; Kudüste Kudüs Talmudu. Her iki Talmııd, çok önemli Talmud akademilerinde, geliştirilmiştir ve her iki Talmud akademisinde de çok önemli Talmud âlimleri yetişmiştir. Bunlara Amoraim denmiştir. Talmud Eğitim Merkezlerindeki başkanlara da Gaonim denmiştir. Talmud'un metni olan Mişna üzerinde yapılan bu yorum çalışmaları, daha sonra Talmud'u meydana getiren çalışmaları ortaya çıkarmıştır. Bu okulların gelişmesinde en önemli isimlerden birisi Hillel'dir. Milâdi I. asırda çok önemli bir şöhrete sahip olmuştur. Yahudi sözlü edebiyatının yazıya geçmiş şekli olan Mişna iki önemli konuyu ihtiva ediyordu: Birincisi, Halaha'dır. Yahudi dini, hukuki ve itikadı konularını ihtiva eder. İkincisi Haggada'dır. Bu da Yahudi tarihini, kıssalarını ve mitolojilerini içerir. Her iki gruptaki Mişna metnini yorumlayanlar Talmud'u yani Gemarayı (tamamlamak) meydana getirmişlerdir. Mişna üzerinde yapılan yorum çalışmaları iki önemli bölgedeki okullarda sürdürülmüştür. Belli başlı Talmud okulları şunlardır:
1- Filistinde: Cesaree, Sepphoris, Tiberiade ve oucha.
2- Babil'de: Nehardea, Soura, Pombeditha. Yahudi edebiyatı tarihinde XIII. yüzyılda İspanya'da yetişen Musa b. Meymun (İbn Meymun) önemli bir yer tutmaktadır. Musa b. Meymun, Tevrat'ı yeniden yorumlamış ve Yahudi itikadını düzenlemiştir. Meşhur eseri olan Delâletü'l-Hairin (şaşıranların kılavuzu) çok önce Arapçaya tercüme edilmiştir. Bu eseri ülkemizde Prof. Dr. Hüseyin Atay, Arapça olarak yayınlamıştır.
Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde de Tevrat ve Talmud çalışmaları devam etmiştir. Bu alanda Troyes'li Raşhi'yi (Rabbi Şlomo Yitshaki), Safad'da Yasef bin Efraim Karo'yu anabiliriz. Bu çalışmalar 12-17. asırlar arasında devam etmiştir. Yine Almanya'da Mendelssohn'un başlattığı kültür hareketini de burada zikretmek yerinde olacaktır. Tora, Almancaya çevrildi. Haskala, bir Yahudi aydınlanma hareketini başlattı. Mendelssohn'un çalışmaları, Polonya ve Rusya'daki Yahudileri etkilemiştir. Haskala, bir Yahudi aydınlanma hareketim ortaya çıkardı. Bu hareket sonucu Avrupa'da, İbranice çok önemli edebiyat ürünleri ortaya çıktı. XIX. yüzyılın sonuna doğru, İbrani edebiyatının merkez üssü yeniden Filistin'e kaydı. Burada Eliezer ben Yehuda, çok önemli rol oynadı. Filistin'de İbrani edebiyatı hayranları çoğaldı. Asher Barash gibi İbrani yazarlar, Filistin'e ilk yerleşenlerin mücadelelerini işlediler. 1966'da Nobel Edebiyat ödülünü “Bir Gecelik Misafir” (1966-1967) adlı iki ciltlikle Shmuel Yosef Agnon kazandı.
Bugün İsrail Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları, İbrani Edebiyatının gelişmesi için her türlü çabayı göstermektedirler. İbranice çok güzel klâsik eserler yayınlanmakta ve yeni İbranice'ye aktarılmaktadır.
İbraniler İncili:
Hıristiyanlarca apokrif olarak kabul edilen bir incil. Aziz Jerome'ye göre, Nazerenler tarafından kullanılan bu İncil, dolayısıyla “Nazarenler İncili” olarak da bilinir. Jerome, bu incilin Aramca olduğu ancak İbranca harflerle yazıldığını söylemektedir. Bazı modern araştırıcılar bunun, Matta Inci-li’nin asıl versiyonu olduğunu İddia ederler. İbraniler İncili, kanonik İncillerde yer almayan İsa'nın bazı sözlerini içerir.
İcazet:
Arapça. Ruhsat, izin. Tasavvufta belirli bir yetkinliğe ve mertebeye ulaşan müride şeyhi tarafından verilen irşat yetkisi. Ayrıca eski dönemlerde İslamİ eğitim kurumlarında belirli bir bilim dalında eğitimini tamamlayan öğrenciye verilen diplomaya da icazet denilirdi.
İcâzu'l-Kur'an:
İslami literatür İçerisinde Kur'an'ın icazını (mucizevi yönünü, edebi güzelliğini) konu alan birçok esere verilen ad.
İcma:
Çeşitli İslam hukuk ekollerince Kur'an ve Sünnet'ten sonra üçüncü kaynak olarak kullanılan icma, belirli bir konuda alimler arasında söz konusu olan fikir birliğidir. İcma, Sahabe icması, Ulema icması ve Ümmetin icması gibi çeşitli kategorilere ayrılır.
İctihad:
İslam hukukunda, hakkında kesin bir nas (açık hüküm) bulunmayan çeşitli konularda Kur'an ve Sünnet gibi temel kaynaklara dayalı araştırma yaparak görüş bildirmek. Ictihad yapan, yani belirli konularda görüş bildiren kişilere Müctehid adı verilir.
İda (İla):
Hindu kutsal kitaplarından Rig Veda'da, yiyecek. Sonraları konuşma tanrıçası olarak kişileştirilen İda’nın, ilk insan Manu'yta olan ilişkileri konusunda Hint mitolojisinde çeşitli efsaneler bulunur. Bir efsaneye göre İda, Manu'yu eğitmiş ve ona kurbanla ilgili kuralları öğretmiştir. Bir diğer efsaneye göre ise İda, Manu'nun, neslinin olması için sunduğu bir kurbandan neşet etmiş ve sonra onun neslini çoğaltmak için Manu ile evlenmiştir. Bir başka efsane ise İda'nın, Manu'nun büyük oğlu olduğunu vurgular. Buna göre aslında erkek olan İda, kutsal bir mezarlıktan geçtiği için dişi bir varlık haline dönüştürülmüştür. Bakınız: Manu.
İdol:
Yunanca eidolas'tan türetilen idol, suret veya şekil anlamına gelmektedir. Dinsel geleneklerde özellikle tapınmada kullanılan suretler ve benzeri şeyler için genel bir isim olarak kullanılır. Bakınız: Fetiş.
İdris:
Kur'an'da ismi anılan ve “yüce bir yere yükseltildiği” vurgulanan [39]bir peygamber. Geleneksel olarak onun elbise dikmeyi bulduğu ve çeşitli bilim dallarıyla uğraştığı düşünülür. Bu nedenle Ortaçağdaki çeşitli yazarlar, Hermetik gelenekteki mitolojik bir şahsiyet olan ve Eski Yunan ve Mısır'daki yazı ve hikmet tanrıları Thoth ve Hermes'le ilişkili olan hikmet savunucusu Hermes'le İdris arasında bir ilişki kurmuşlardır. Öteyandan Eski Ahit'te yer alan ve Nuh'un atası olduğu belirtilen Henoh'un (Henoch) Hz. İdris'le özdeş olduğu söylenmektedir.
İdunn:
İskandinav geleneğinde Aesir tanrılarının, altından gençlik elmalarını koruyan tanrıça; şiir tanrısı Bragi'nin karısı. Mitolojiye göre bir gün Loki, yiyecek çalmak isteyen bir kartalla savaştı ve kartal Loki'yi alıp uzaklaştı. Sonra Lokî’nin, Idunn'dan altın elmaları çalmaya söz vermesi üzerine kartal onu serbest bıraktı. Daha sonra Loki, İdunn'u oyalarken dev Thiazi'den başkası olmayan kartal elmaları çaldı ve İdunn'u da alıp götürdü. Sihirli elmalarından uzaklaşan Aesirler ise hızla yaşlanmaya başladılar. İşler o kadar kötüye gitti ki tanrılar, hem İdunn'u hem de eğer elmaları geri getirmezse Loki'yi öldürmeye karar verdiler. Bunun üzerine Loki, Freyja’nın kuş suretini ödünç alarak Thıazi’nin ülkesine uçtu. Thiazi dışarıdayken Loki, İdunn'u bir ceviz suretine soktu ve onu alarak geri getirdi. Durumu fark eden Thiazi, kartal suretine bürünerek onu takibe başladı. Loki, kaçarak tanrıların evi olan Asgard'a ulaştı. Kendisini kovalayan Thiazi ise buraya ulaştığında daha önceden onun için talaştan bir tuzak hazırlamış olan tanrılar talaşı yaktılar; böylelikle Thiazi’nin kanatları yanarak yere düştü ve tanrılarca taşlanarak öldürüldü.
İfa (Fa):
Batı Afrika'ya has bir fal bakma sistemi. Nijerya'nın Yoruba halkı ve civar topluluklarca uygulanan İfa, Daho' mey'de Fa diye adlandırılır. İfa sistemi, Orunmila diye bilinen koruyucu bir tanrıyla ilişkili olarak görülür, iki tür fal açma metodu vardır. Birincisi her iki ucunda dörder yarım fındık, bulunan bir ip vasıtasıyla yapılır. İkincisi ise toz veya kumla kaplı bir tahta yüzey kullanılmak suretiyle yapılır. Bir avuç fındık bir elden diğerine aktarıldığında elde kalan son fındıkların bir veya iki tane olmasına göre falcı bu tahta üzerine bir veya iki çizgi çizer ve bunu tahtada sekiz sıra çizgi oluşana kadar devam ettirir. Daha sonra da bu şekilleri yorumlar. Bakınız: Geomansi.
İfk Hadisesi (Gerdanlık Olayı):
Hz. Aişe'nin, eşi Hz. Muhammed'le birlikte gittiği bir seferden dönerken, konaklanan yerden ihtiyacından dolayı biraz uzaklaşması ve düşen gerdanlığını aramak üzere bir müddet zaman geçirmesi olayı. Hz. Aişe gerdanlığını bularak döndüğünde kervanın hareket ettiğini görmüş ve geride kalan bir sahabiyle birlikte gelerek kervana yetişmiştir. Bu olayı bir fırsat bilen münafıklar, bununla İlgili olarak Hz. Aişe’nin zina yaptığı iftirasını atmışlardır. Daha sonra nazil olan ayetlerle [40]Hz. Aişe'ye bir iftira atıldığı ve onun masum olduğu vurgulanmıştır.
İfrit:
Cinlerden bir grup için kullanılan bir isim. Genellikle onların kötü tabiatlı, kocaman yapılı, güçlü ve kuvvetli varlıklar olduklarına inanılır. Kur'an'da ise ifrit terimi, Hz. Süleyman'ın maiyyetinde olan cinlerden bir varlık olarak zikredilir.[41]
İftitah Tekbiri:
İslamda namaza başlarken getirilen tekbir, yani Allahu ekber (Allah en büyüktür) ifadesi.
İgigi:
Eski Mezopotamya'nın yüce tanrılarının tamamı için kullanılan genel bir ad; Babil mitolojisindeki gökyüzü tanrıları. Mezopotamyalılar İgigi’nin gökyüzünde yaşadığını, buna karşılık Annunaki’nin ise yeraltı dünyasında yaşadığını düşünürlerdi. Bakınız: Annunaki.
İgnatius Loyola:
(1491/1495-1556) Hıristiyanlıktaki Cizvit tarikatının kurucusu. Bir askerken 1521'de yaralandı ve bundan itibaren İsa Mesih’in bir askeri olmaya karar verdi. Sonra İspanya ve Paris'te faaliyette bulunan İgnatius, 1534'te altı arkadaşıyla birlikte fakirlik ve iffetlilik yemini etti. Daha sonra 1537'de İtalya'ya giderek papanın hizmetine girdi. İçinde bulunduğu “İsa'nın Dostları” cemiyeti 1540'ta kutsandı ve Îgnatius onun ilk lideri oldu. Bakınız: Cizvitler.
İgva (Tentation):
Bir işin yapılması veya yapılmaması için muayyen saiklerin cazibesi altında içten veya dıştan yapılan tahrike igva denir. İgvanın dindeki kabulüne göre bu saikler, genel olarak bir hataya sürükler. Ancak onlar sadece bir denemeden ibarettir. Hz. Havva olayında olduğu gibi, İgva'yı icra eden Şeytandır. Hz. İbrahim’in, Eyyûb'un, çöldeki İsa-Mesih’in olaylarında olduğu gibi; Şeytan'a bu imkânı veren Allah'tır. [42]Yine kutsal kitapta Tanrısal plana kurtuluş uygun olmasa da insanın Allah'tan bir takım alâmetleri veya ihsanları yalvararak istemesi de Allah'ı bir nevi denemesi olarak zikredilmiştir. Zevke, zenginliğe, iktidara doymayan insan istekleri, igvanın kaynağını teşkil eder. Dünya istekleri (şehvet), geçici bir nimetin cazibesine kapılır, fakat uzak olan daha yüce nimeti terkeder. Ona karşı konulabilirse, igva bizatihi kötü bir şey olmaktan çıkar. Çünkü o, faziletle beraber bulunabilir. Zühd ve dua, ona karşı savaşta insanın en iyi yardımcısıdır. İsiâmiyette buna vesvese de denmektedir. Vesvesenin şeytandan kaynaklanması, İslâmın temel düşüncelerinden biridir. İslama göre insanın kendini, şeytanın igvasmdan koruması gerekmektedir. Kur'an-ı Kerim’in Nas ve Felâk sureleri şeytanî vesveseye, hile ve desisesine karşı bir korunma duasıdır.
İhlas:
Kur'an'ın 112. suresi. Mekke'denazil olan bu sure 4 ayettir.
İhram:
İslamda, normal zamanlarda helal olan bazı davranışların hac ve umre zamanında geçici olarak haram kılınması; hac ve umre esnasında giyilen dikişsiz düz elbise.
İhvan:
Tasavvuf geleneğinde bir tarikatamensup olan kişiler.
İhvanı Müslimîn (Müslüman Kardeşler Teşkilatı):
İngiliz işgali altındaki Mısır'da 1930'lu yıllarda kurulan ve İslam aleminde bağımsızlık ve Kur'an ve Sünnet çerçevesinde yeniden yapılanma süreci açısından önemli bir rol oynayan sosyal siyasal hareket. Hasanul Benna gibi liderlerin büyük çabasıyla Mısır'da hızla yayılan hareket, Benna'nın İngiliz ajanlarınca şehit edilmesinden sonra da yayılışını sürdürdü ve kısa zamanda Mısır sınırlarını aşarak bütün Arap dünyasında etkili olmaya başladı. Mısır'da, İngiliz işgaline ve krallığa karşı oluşan muhalefete büyük ivme kazandıran ihvan hareketi, krallığın yıkılışında da etkin rol oynadı. Ancak krallık sonrası idareyi ele geçiren güçler de İhvan'ı kendi yönetimleri açısından tehlikeli bularak, bu harekete karşı çeşitli yaptırımlar uyguladılar. Günümüzde İhvan hareketi, başta Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesinde hâlâ etkin konumdadır. Hareket içerisinden zamanla, çeşitli fikir ayrılıkları nedeniyle birtakım gruplar ortaya çıkmıştır.
İhvanu's-Safâ:
10. yy'da Basra ve Bağdat'ta, îslam dünyasında bilim anlayışını ve felsefi düşünceyi hakim kılmak amacıyla kurulan gizli cemiyet.
İhvanü's-Safa Hareketi:
“Safa kardeşler” hareketi, İslâm dünyasında görülen çok önemli bir fikir ve ideoloji grubudur. X. yüzyılda Basra'da İsmailiye cemaatına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve mistik boyutlu bir harekettir. Hareketin belli başlı simaları, Ebu Süleyman el-Busti, Ebu'l-Hasan ez-Zencani, Ebu Ahmed el-Mihrecani ve Zeyd b. Rifa'dır.
İhvanu's-Safa’nın hedefi, evrensel kültür mirasını, İslâmî çerçevede yeniden yorumlamaktır. Böylece İslâm felsefesinin gelişimini sağlamaktır. İhvanu's-Safa hareketi, fanatizme karşı savaş açarak, bugüne kadar yazılan bütün kitaplardan istifade etmeye ve hür düşünceyi geliştirmeye yönelmiştir. Bunu gerçekleştirebilmek için, her düşünceye, dine, kültüre ve geleneğe hoşgörü ile yaklaşmıştır. Bunun için İhvanu's-Safacılar, Yunan felsefesinin önemli simalarına olduğu kadar, peygamberlere de önem vermişlerdir. Hind ve İran kültürlerindeki hikmet felsefesine eğilmişler, Yahudi ve Hıristiyan mistik anlayışından yararlanmışlardır. İhvanu's-Safa ekolü, düşüncelerini destekler mahiyette, bir dizi eser meydana getirmişlerdir. Bu eserler, “İhvanu's-Safa Risaleleri” adı ile anılmışlardır. Bu risaleler, genelde o dönemin bir “Bilimler Ansiklopedisini” meydana getirirler. İhvanu's-Safa hareketi o dönemde İslâm dünyasını derinden etkilemiştir. İhvanu's-Safa risaleleri belli başlı dört kısımdan oluşmaktadır: I. Kısımda, edebiyat, matematik ve mantığa tahsis edilen on dört risale vardır. Bu bölümde, sayılar, geometri, müzik, güzel sanatlar, ahlâk ve mantık konulan işlenmiştir. II, Kısımda, tabiat ilimleri ve psikoloji işlenmektedir.
Bu bölümde on yedi risale vardır. Botanik, hayat ve ölüm, zevk ve acı, ruhun yeniden bedenleşmesi (Tenasüh), insan bilgisinin özellikleri, dillerin farklılığı gibi konular ele alınmaktadır. III. Kısım ise, on risaleden oluşur. Bu bölümde metafizik konular işlenmektedir. Aşk ve akıl, bu kısımda ele alman ana konulardır. IV. Kısımda, hukuk, ilahiyat, astroloji ve mistik konular işlenir. Bu kısımda on risale vardır. Ahlakî ve ruhî temizlenme yolları ve bunların metodları burada ele alınmıştır. Yine, Melekler, Cinler, Şeytan, Peygamberlik, egemenlik sistemleri büyü ve tılsım bu bölümün temel konularıdır. Risaletü'l-Camia adıyla anılan risale genel bilgileri ihtiva eder. İhvanu's-Safa hareketinin yapmaya çalıştığı en önemli kültürel faaliyet, Yunan düşüncesi ve İslâm dışı kültürlerle İslâm kültürünü birlikte sunmak ve hoşgörülü bir toplumsal yapı meydana getirmektir.
İkarus (Icarus):
Eski Yunan mitolojisine göre sanatkar Daedalus'un oğlu. İkarus, Girit kralı Minos tarafından babasıyla birlikte hapsedilir. Daedalus, iki yapay kanat yaparak oğluyla birlikte kaçar, ancak uçarken güneşe fazla yaklaşan İkarus'un kanatlarındaki tutkal erir ve sonunda Ege Denizi'ne düşerek boğulur.
İkebena:
Japonca “çiçek takı”. Özellikle Zen Budızminde önemli bir yere sahip olan bir kült objesi.
İkinci Adem:
Hıristiyan geleneğinde İsa Mesih'e verilen bir unvan. İnsanlığın düşüşünün prototipini oluşturan İlk Adem'e karşın, İsa Mesih’in insanlığın kurtarıcısı olması nedeniyle ona bu isim verilir. Bu terimin kullanılışı oldukça erken dönemlere kadar gider. Diğer taraftan Pavlus, İsa'dan “Son Adem” olarak da bahseder. [43]
İkiz Kült Odaları:
Anadolu'da Beycesultan kazılarında rastlanan Bronz dönemine ait sağlı sollu kült odaları. Giriş, mihrap ve din görevlisinin odasından oluşan üç bölümlü bu kült odaları, tapınaklarla ilgili ilk örneklerden olmaları dolayısıyla oldukça önemlidirler.
İkiz Savaş Tanrıları:
Kuzey Amerika'da Navaho yerlilerinin inandıkları ilahi varlıklar, inanışa göre onlar, babaları olan güneşe bir yolculuk yaparlar. Bu yolculuklarında kendilerine “Örümcek Kadın” denilen bir ruh klavuzluk eder ve onlara bazı tılsımlar ve büyü formülleri verir. Babaları, onların gerçektenoğulları olup olmadıklarını denemek için onlara bir dizi tuzak hasırlar; ancak onlar bütün bunlardan başarıyla kurtulurlar.
İknaton:
Monoteistik bir reformist olduğu söylenen ve MÖ 14. yy'da yaşayan Mısırlı Firavun. İsmi, IV. Amenofis'tir. Yaklaşık olarak 10 yaşındayken tahta çıkmış ve 26 yaşında ölmüştür. Saltanatının altıncı veya sekizinci yılında ismini İknaton'a çevirmiştir. Thebes'te tanrı Amun kültüne karşı çıkarak, onun suretlerini yıktırmış ve yazıtlarda yer alan isimlerini sildirmiştir. Ayrıca o, Thebes'i terk ederek Akhetaton'a yerleşmiştir, Amun kültünün yerine güneş kursu Aton kültünü yerleştirmeye çalışmıştır. Ancak onun döneminde bazı küçük tanrı kültleri de varlıklarını sürdürmüştür. [44]Bu nedenle İknaton'un bir henoteist olduğu da düşünülebilir. Ölümü sonrası Amun rahipleri eski Amun kültünü tekrar canlandırdılar. Nitekim İknaton'un ikinci varisi Tutankhaton ismini Tutankhamun'a (Amun'un yaşayan sureti) çevirdi. Aton'un isimleri tüm yazıtlardan sildirildi; ancak Teli el-Amarna'daki kaya mezarlarında günümüze kadar geldi.
İkon (Icone):
Dar manâda ikon, tahta panonun üzerine yapılmış bir resmi ifade eder. Bu ikon bir bayram vesilesiyle Kilisede teşhir edilir veya kilisenin duvarları üzerinde ve bilhassa kilisenin ikonostase bölümünde sürekli olarak bulundurulur. Bir evde de “Yüksek bir köşeye” konmuş olan ikonlar, ailenin mihrabını teşkil eder. Fakat bir kilise, tüm mimarisiyle, fayanslarıyla, freskleriyle dev gibi bir ikonu meydana getirir. VII. Genel Konsil (787) “Kutsal resimlere” veya “İkonlara” saygıyı kesin olarak kabul etmiştir. Bu saygı, bir tapınma değildir; sadece tapınmaya bir vasıtadır. Zira ikon, daima aslını yansıtır. Yani o, direkt veya endirekt “ikonlar ikonu” İsa'yı temsil eder.
VII. Genel Konsil (787) ve 1667 Moskova Konsili, tanrısal derinliğin kaynağı olarak babanın tasvirini yasak etmiştir. Ancak İsa tasvir edilebilir ve edilmelidir de, Çünkü İsa, sadece tanrısal kelâm değil, aynı zamanda babanın aynı cevherinin bir suretidir. Görünmez olan baba, onda maddeyi kutsallaştırarak görünür hale gelmiştir. Yahudi - Hıristiyanlığa göre, Allah'ın şeklinde yaratılmış olan insan, İsa'da ve Kutsal Ruh'ta tam bir benzerlik, yani gerçek çehresini bulunmaktadır. Tanrılaşma konusunda Ortodox mistik geleneği açıklayan ikonun, telkin ettiği ebedilik çehresi işte budur (Orada kulaklar ve ağızlar incelmiş ve içe kıvrılmış, alın genişlemiş ve parlamış yüz, büsbütün göz haline gelmiş, yani tamamen şeffaflaşmıştır. Tasvir, daima cepheden yapılmıştır. İşte bütün bunlar, saf dua ve saf kabul haline gelmiş bir varlığı göstermektedir).
Böylece İkon, tanrısal güzelliğin sırrı haline gelmiş, kutlu bir şahsiyetin varlığını ortaya çıkarmıştır. Ortodoksluğa göre ikon, âyinin tamamlayıcı bir kısmını teşkil eder. İkonun ressamı ise, gerçek bir görev icra eder. Sert kurallar, bayramların anlamını ve tasvir edilmiş yüzlerin hürriyetini korurlar. Fakat ressamın onları kullanmadaki hürriyeti sınırsızdır. Son asırlardaki büyük bir gerilemeden sonra ikon sanatı bugün, bir Rönesans dönemi yaşamaktadır. Bizans kilisesi bünyesinde kendini gösteren ikonoklast hareket, bir asra yakın bir mücadele dönemi oluşturmuştur. Hatta bu konu, Doğu ve Batı kiliselerinin arasını açmıştır. Ancak VII. genel konsil olan 787 İznik konsilinde ikon konusu kabul edilmiştir.
Bundan böyle Doğu ve Batı kiliselerine ikonlar yeniden konulmaya başlamıştır.
İkona:
İkonalar, İsa Mesih'i, Meryem'i veya herhangi bir Hıristiyan azizi temsil etmek üzere yapılmış olan resimler ya da mozaik, fildişi veya başka herhangi bir materyal üzerine işlenmiş olan kabartmalardır. Ortodoks Kilisesi'nde bunlara dua ve tazim edilir; zira bunlar vasıtasıyla başta İsa Mesih ve Meryem olmak üzere azizlerin inananlar üzerindeki tasarruf ve şefaatlerini sürdürdüklerine inandır. Bakınız: İkonoklastik çekişme.
İkonografi:
Çeşitli dinlerde, özellikle de Hıristiyanlıkta, din büyüklerini, azizleri ve din kurucularını temsil eden resim ve figür sanatı. Hıristiyanlıkta ikonografi ilk samanlar genelde sembolik bar yapıdaydı; İsa Mesih bir balık ya da çoban şeklinde resmedilirdi.
İkonoklastik Çekişme:
725'ten 842'ye kadar Ortodoks Kilisesi'ni karıştıran ikonaların tazimine ilişkin çekişme. 726'de imparator III. Leo, tüm suretleri put ilan eden ve onların yıkımını emreden bir genelge yayınladı. Bunun üzerine bir rahatsızlık ve cezalandırma dönemi başladı. 753'te Hieria Sinodu'nda imparator V. Konstantin, Mesih’in yalnızca İnsanlığının tasvir edilmesiyle ya Nesturiler gibi onun bütünlüğünün bölünmekte olduğunu ya da Monofizitler gibi iki tabiatın bozulduğunu ileri sürdü ve Meryem ve azizlerle ilgili ikonaları put ilan ederek yıkılmalarını emretti. İmparatoriçe İrene ise seleflerinin politikasını değiştirdi. 787'de toplanan İznik Konsili'nde ikonalara tazim yönünde karar çıktı ve ülke çapında İkonaların onarılması önerildi. İkinci ikonoklastik çekişme ise V. Leo zamanında 814'te yaşandı. Leo, kiliselerden ve halka açık binalardan ikonaları kaldırdı. Bu kararı, karara karşı çıkanlara yönelik birçok cezalandırma izledi. İmparator Thephilus'un 842'deki ölümüne kadar bu durum sürdü. Nihayet onun dul eşi Theodora, 843'te Methodius'u patrik olarak seçtirdi ve Lent'teki ilk Pazar günü ikonalar anısına bir bayram düzenledi. Bu bayram, o günden itibaren Ortodoks Kilisesi'nde “Ortodoksluk Bayramı” olarak kutlanmaktadır.
İkonoklazm (İconoclasme):
8 ve 9. yy'da Bizans imparatorluğunda ortaya çıkan ikona kırıcılık akımı. Bu akım, ikonaları tazim etmeyi putperestlik olarak gördüğünden ülke çapında ikonalara karşı savaş açıldı; ikonaları tazim edenlere sıkı bir takibat uygulandı. Bakınız: İkonoklastik çekişme.
Bu kelime, Resim ve Kırmak kelimelerinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı, Resim Kırmak veya Put-kırmak demektir. İkonoklazm, VIII. ve IX. asırlarda ortaya çıkan Bizans kökenli bir harekettir. Bu hareket, azizlerin resmini kullanmayı ve onlara kültü reddediyordu. Bu hareketin kökeni Yahudi [45] ve İslâmi[46] doktrinlerden kaynaklanıyordu. Ayrıca bu harekete, mutezilî Nesturi fırkası da destek veriyordu. Çünkü Nesturiler, İsa'nın Tanrısal ve beşerî tabiatlarının ayrı olduğunu İleri sürüyorlardı. Diğer yandan monofizit Hıristiyanlar da İsa'nın bir tek tabiatta yutulduğunu ileri sürüyorlardı. Bu noktadan, ikonoklazm hareketi, kristolojik tartışmaların bir devamı olarak görülmektedir. Bu kristolojik tartışmalar, Roma imparatorluğunun Doğu eyaletlerini harekete geçirmiştir. Aslında ikonoklazm hareketinde İslâm'ın tesiri düşünülebilir. Çünkü ilk defa Doğu Bizans'ta kendini göstermiştir. İsauriya Hanedanlığı (Bozkır hanedanlığı) İslâm tehdidi ile karşı karşıya bulunduğu zaman bu fikirlere sahip olunmuştur. Bu hanedanlığın yöneticileri ikonoklazm hareketinin, putperestlikten farksız olan dinî pratikleri kökünden yok edeceğine inanıyorlardı. Bozkırlı III. Leon (İsaurien) (717-741) putkıran hareketini böylece başlatmıştı. Çünkü III. Leon, monofizit Hıristiyanlığı ve İslâmi çok iyi biliyordu. Yine Suriye'de ve Mısır'da sanatkârlar genelde geometrik hatları ağaç ve hayvan resimlerini tercih ederlerken; Bizans'ta, klâsik Heleni örnek alarak sanatkârlar, insan figürlerini tercih ediyorlardı. Bizans'ta ilk putkıran hareketi 724 yılından itibaren kendini göstermeye başlamıştır. III. Leon, resimler aleyhinde konuşmaya başlamış ve onların tahribini emretmiştir. Piskoposlar buna tepki göstermiş ve Papa II. Gregoir (715-731), III. Leon'u aforoz etmiştir. Buna karşılık III. Leon, senatoyu toplamıştır. Fakat Papa, bu senatonun kararlarını reddetmiştir. Doğuda, imparatorun resme karşı yayınladığı kararlar uygulanmıştır. Sadece Haç resmine dokunulmamıştır. Papa III. Gregoire (731-741) ise, 731'de Romen konsilinde, resim karşıtlarını kınamış ve ikonlara kültü kabul etmiştir. III. Leon'un oğlu V. Constantin, 28 Ağustos 753'de Hieria'da büyük bir pispokoslar toplantısı yapmış ve resim yasağını duyurmuştur. Bu konsilde resimlere yapılan kült, putperestlikle aynı kabul edilmiştir. Yine burada, bizzat İsa'nın resmi bile yasaklanmıştır. V. Constantin’in oğlu IV. Leon da bir putkırandı. Karısı İrene ise resimlere saygı gösteriyordu. 780'de IV. Leon ölünce, karısı İrene, putkıran hareketine son vermeye çalışmıştır. Papa’nın ve Melkit patriklerinin de desteğiyle VII. genel konsilin toplanması için çalışmalar yapılmış ancak konsil 787'de İznik’te toplanabilmiştir. Bu konsilin son oturumu, İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. Konsilde put-kıran hareketi, lanetlenmiş, kiliseler birliği tesis edilmiştir. Böylece, resimlere kült kabul edilmiştir.
Ancak VII. konsilin put-kıran hareketi lanetlemesi, put-kıran harekete son verememiştir. Put-kıran hareket, VI. Constantin zamanında yeniden ortaya çıkmıştır. Çünkü VI. Constantin, metresi Theodote ile nikahsız yaşamak için putkıranlardan bir destek aramaya yönelmiştir. İrene iktidarı 792-801'de yeniden ele geçirmiştir. Daha sonra tahta geçen Bizans imparatorları Theophile kadar (829-842) ikonlara sempati göstermişler veya ılımlı davranmışlardır. Sadece Ermeni V. Leon, (813-820), resim taraftarlarına zulmetmiştir. Put-kıran hareketinin bu ikinci dönemi, fazla sert geçmemiştir. Resim taraftarları bu dönemle övünmektedirler.
Theophile’in ölümü ile put-kıran hareket sona ermiştir. Özellikle karısı, Theodara, Ortodoksluğun artan gücünün farkındaydı. Bu Ortodoks çevre (burada Ortodoks kelimesi gerçek Hıristiyanlık anlamında kullanılmıştır.) Put-kıranları ekarte etmiş, böylece de Bizans kendi ruhunu yeniden bulmuştur.
İkonostase:
Doğu kiliselerinde, ayin esnasında rahipleri halktan ayıran bölmeye verilen addır. Etimolojik olarak İkonostâse, ikon taşıyan yerdir. İkonostase’in tarihi, VIII. asra dayanmaktadır. Bu bölme, putkıran hareketine karşı kazanılan zaferin bir çeşit yüceltilmesi olarak ortaya çıkmıştır.
İkonostasis:
Ortodoks kiliselerinde kutsal mekanı kilise ortasındaki ana kısımdan ayıran sahne.
İkra':
Müslüman halk arasında Kur'an'ın Alak suresine verilen bir isim. Alak suresi, “İkra”' terimiyle başladığından bu sure İkra' suresi olarak adlandırılır.
İkşvaku:
Hint güneş ırkının mitolojik kurucusu. Onun, Treta çağının veya ikinci çağın başlarında Ayodhya'da hükmeden güneşin büyük oğlu olduğuna inanılır. Ayrıca Ikşvaku'nun yüz oğlunun bulunduğu kabul edilir.
İlah (el-İlâh):
Tanrı; tazim edilen, kutsallaştırılan ya da tapınılan varlık. Arapçada hakim olan, yöneten, yönlendiren, kendisine kulluk edilen gibi anlamlara gelen “ilah” terimi, Kur'an'da kişinin yaşamına egemen olan ve kendisini yönlendiren temel güç anlamında kullanılır. Bu bağlamda, yaşamında kişisel çıkar ve menfaatlerini temel ilke edinen kişiler “hevâ ve heveslerini ilah edinenler” olarak kınanır.[47] Ve müşriklerin “kendilerine şeref ve izzet sağlasınlar diye Allah'tan başka ilahlar edindikleri” vurgulanır. [48]İslamın Tevhid inancının temeli, kişinin yaşamında yalnızca Allah'ı İlah olarak kabul etmesi ve Allah'tan başka güçlerin ilahlığmi reddetmesidir. Bu doğrultuda Müslüman, yaşamında kendisini yönlendiren, tavır ve davranışlarını belirleyen ve kendisine egemen olan güç olarak yalnızca Allah'ı kabul eder; yaşamında başka İlahlara yer vermediği gibi ilahlık iddiasında bulunan güç ve kurumların bu iddiasını reddeder. Bu nedenle, Allah'tan başka ilah olmadığı, yani Lâilâhe illallah prensibi, Îslamın tüm öğretisini özetleyen ifadedir.
İlahi:
Tanrıyı ya da çeşitli dinsel değerleri Övmek üzere yazılmış olan ve çoğunlukla şarkı olarak okunan şiir. Hemen her dinsel gelenekte ilahilere rastlanır.
İlahi Komedya (La Divina Commedia):
Dante’nin, gelecek dünyanın üç alemi, yani İnferno, Purgatorio ve Paradiso ile ilgili vizyonunu tanımladığı eserine verilen yaygm ad. Bu vizyonunda Dante, bu dünyanın karanlık bir ormanından cehennemi geçerek yeryüzünün merkezindeki şeytan'a doğru seyahat eder ve sonra Purgatorio'nun (ara alemin) 7 tabakasına doğru yükselir. Buranın zirvesinde ise yeryüzü cennetine (Adem'le Havva'nın yaratıldığı yere) ulaşır. İlahi Komedya, cehennem, ara alem ve cennetle ilgili epik bir destandır. Dante, bunu sevdiği bir kadın olan Beatrice'e bir hatıra olmak üzere yazmıştır. Dante‘nin en önemli başyapıtıdır.
İlahiyat (Theologie):
Tanrıbilim; teoloji. Din ve tanrıyla ilgili konuları ele alan bilimdalı.
Tanrıbilim olarak bilinen ilahiyatın kökenleri Yunan felsefesine kadar inmektedir. Yunanca Theos, Tanrı demektir. Logie, bilim anlamına gelmektedir. İkisi birlikte “Tanrı Bilim” anlamına gelmektedir. İlahiyat, Tanrı, insan ve âlem ilişkisini dinî ve aklî bazda işleyen bir bilimdir. İlahiyatta, kelâm ağırlıklı değil; din felsefesi ağırlıklı bir yaklaşım söz konusudur. İlahiyat terimi, batıda genel kabul görmüş bir kavram olarak önce Hıristiyanlığa dayandırılmıştır. Bütün dinlerde, özellikle Yahudilik ve İslâmiyettede ilahiyatla ilgili çalışmalar bir hayli çoktur. Fakat İslâm bilimlerinde ilahiyatla ilgili çalışmalar daha çok savunmacı bir yol izleyen kelâm çalışmalarına tahsis edilmiştir. Halbuki ilahiyat, dinldaha çok akılla temellendirmeye çalışma faaliyeti olarak dikkat çeker. Bu konuda Farabi, İbni Sina, Gazali ve İbni Rüşd'ün çalışmaları “ilahiyat” formasyonu içinde ele alınabilir. Batıdaki ilahiyat kavramı köklerini Yunan felsefesinde bulur. Eflatun ve Aristo'nun çalışmalarında, mitolojide ilahiyatın izleri görülür. Eski Yunanda ilahiyat, inanç ve ibadetle ilgili bilgilerin, Tanrı ile bağlantı kurularak anlatılması olayıdır. Batı dünyasında ilahiyat, daha çok Hıristiyanlıkla içice anlatılmaya çalışılmıştır. Hıristiyanlığın tutarlı bir mantıksal düzlem içinde sunulması şeklinde ifade edilmiştir. Bu, bir nevi Hıristiyan Din felsefesi olarak kendini göstermiştir. Bugün Batı dünyasındaki ilahiyat çalışmaları, daha farklı bir boyutta gelişmektedir. İlahiyat çalışmalarının Din felsefesi, Din psikolojisi, Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi, Din fenomenolojisi boyutu içinde genel ve özel çalışmalarla geliştirilmeye çalışılması dikkat çekicidir.
Ancak ilahiyat sadece Hıristiyanlıkla ilgili değil, diğer dinlerle ilgili çalışmalarda ihtiva eder: Bu açıdan Dinler Tarihi ile sıkı bir ilişki içine girer. İlahiyatla felsefe arasındaki yakınlık, akla verdikleri değerde yatmaktadır. Bunun için ilahiyatla felsefe arasmda birçok konu müşterektir. Genel felsefenin çizgisi, felsefî konuları, din dışı bir düzlemde akılla çözmeye çalışmasıdır.
İlahiyat ise, dinî konuları, akılla temellendirme hareketidir. İlahiyatın ele aldığı konuları, Tanrı, günah, ahiret, kulluk, insanın yaratılış amacı, özlem gibi başlıklar altında belirtebiliriz. Ancak ilahiyat, sadece bunlarla ilgilenmez; başka birçok günlük proplemle de meşgul olur. İlahiyatın amacı, dinin bütün öğretilerini kapsayan bir takım normatif kurallar geliştirmektir. İnsanın yaratılış nedenini, dine dayalı yorumlayarak, insanı zihnen ve ruhen tatmin etmektir. İlahiyat, bütün bu çalışmaları yaparken, çağımızın ilimlerinden de yararlanmayı kendisine prensip edinmiştir. Bugün Batı dünyasında, İslâm dünyasında ve hatta güney-doğu Asyada birçok ilahiyat fakültelerinde “ilahiyat” üzerinde ciddi çalışmalar yapılmaktadır.
İlamatecuhtli:
Meksika dini ana tanrıçası. Çeşitli rivayetlerde, eski çağlarda Meksika yerlilerinin İlamatecuhtli için insan kurbanı törenleri yaptıkları, kışın düzenledikleri bir festivalde bir kadını kurban olarak kestikleri ve başını törenle dolaştırdıkları anlatılmaktadır.
İlhad:
Belirli bir inanç sisteminden dönme; yoldan çıkma, sapkınlık. Yoldan çıkan kişilere Mülhid denir.
İlham:
Çeşitli inanç sistemlerinde bilgi edinme yollarından birisi olarak kabul edilen ilham, belirli konularda kişilerin içine doğan esin ya da sezgidir. İlham deney ya da akıl yoluyla elde edilen bir kazanım değil, kişilere doğaüstü güç ya da güçlerce verilen bir bilgidir.
İlk Günah:
Bakınız: Asli Günah.
İlk Hasat:
Çeşitli kültürlerde hasadın ilk ürünleri bir rahip ya da lider tarafından toplanır ve bunların tanrı ya da atalar için kutsal olduğu düşünülür, Tanrı ya da ata ruhlarına bu ilk ürün takdî-mesi yapılana kadar kimse üründen yiyemez. Benzer şekilde sürüde ilk doğan hayvan ya da ilk tutulan balık da tanrılara takdim edilir. Bazı eski kültürlerde görülen, ilk doğan çocuğun tanrıya ya da mabede adanması da ilk hasat takdimiyle ilişkili olmalıdır.
İllapa:
İnkalar ve civar halkların şimşek, fırtına, gök gürültüsü ve hava tanrısı, İllapa, kız kardeşinin yağmuru muhafaza ettiği testiyi kıran eli savaş sopalı “bir adam şeklinde tasvir edilir. Onun bu testiyi kırmasıyla gök gürültüsü ve yıldırımların oluştuğuna inanılır; yağmurun ise ilahi bir nehir olan saman yolundan geldiği düşünülür.
İlliyyîn:
Kur'an'da, salih ve Allah'a itaatkar olan kimselerin amellerinin yazılı olduğu belirtilen kitap, İlliyyîn'e Mukarreb meleklerin şahit olduğu vurgulanır. [49]Bunun Cennette bir mekan olduğu da ifade edilir. Bakınız: Siccîn.
İlma:
Eski Fin dinindeki hava tanrısı; kahraman tanrı Vainamoinen’in dedesi.
İlmarinen:
Eski Finlilerin demir tanrısı. Mitolojiye göre tanrı İlmarinen, büyücü Pohja tarafından istenilen ve Sampo adı verilen bir büyü yaptı. Bunun için o, bir kuğu tüyü, inek sütü, bir arpa tanesi ve doğurgan bir koyunyününü bir araya getirdi. Bunların birbiriyle karıştırılarak işlenmesi sırasında altın bir yay, altın bir saban, bir gemi ve altın boynuzlu bir İnek gibi birçok harikulade nesne ortaya çıktı. Ancak o, bunlardanhiçbirine aklanmayarak, asla tanımlanamayan Sampo belirinceye kadar çalışmalarına devam etti. Neticede ortaya çıkan Sampo da İlmarinen'i tam mutlu etmedi. Daha sonra İlmarinen, Pohja'nın kız kardeşiyle evlendi, ancak karısı kısa zaman sonra kötü ayılarca katledildi. Sonunda İlmarinen, Sampo'nun büyücüler ülkesine nasıl mutluluk getirdiğini anladı ve kahraman Vainamoinen ile birlikte Sampo'yu parçalayıp, onun bazı parçalarını elde etmeye muvaffak oldu.
İlya (Eliyahu):
İlya'nın M.Ö. IX. yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. İsrail Peygamberler indendir. İsrail halkının, Kenan Tanrısı Baal ile ilgili kültlere eğilmesiyle meydana gelen yozlaşmaya karşı savaş açan önemli bir şahsiyettir. İlyada Yahudilikte monoteizmin yerleşmesi için mücadele etmiş, ahlâk ve Tora inancının yerleşmesine çalışmıştır. Yahudi-Hıristiyan inanışına göre, îlya Kral Ahab döneminde yaşamıştır. Bu dönemde Ahab’ın karısı İzebel, Tanrı Yehova yerine Baal kültünü yerleştirmeye çalışmıştır. İlya, bunun cezasını kuraklıkla ödetmiştir. Kral Ahab, Karmel dağında peygamberleri toplar. Bunu gören İlya, bütün kavme şöyle der; “Eğer Yehova, Allah ise, onun ardınca yürüyün. Ve Eğer Baal ise, onun ardınca yürüyün. “Ancak topuluk ona cevap vermemiştir. Bunun üzerine İlya şöyle demiştir: “Rabbin Peygamberi olarak ben, yalnız ben kaldım. Fakat Baal’ın peygamberleri dört yüz elli kişidirler.”[50] İlya, tevhid mücadelesini bütün şiddeti ile sürdürmüştür. “Sonunda İlya, Rabbin elinin üzerinde olduğunu göstermiş ve yağmur yağarak kıtlık yok olmuştur.” [51]Görüldüğü gibi, Yahudilikte İiya’nın çok önemli bir yeri vardır. İlya, sadece Yahudi geleneğinde değil, Hıristiyan zühdünde de önemli bir yer tutmaktadır. 20 Temmuz günü ona tahsis edilmiş bir kült vardır. Bu bayram, Karmel dağında yapılmaktadır. Bu külte, Hıristiyanlar da çok önem vermektedirler. Bu kült gününde yakın-doğudaki bütün Hıristiyan tarikatleri buraya gelerek hacı olmaktadırlar. Bu külte, bütün din mensupları katılmaktadır. Bunların arasında Yahudiler, Hıristiyanlar, Dürziler ve hatta Müslümanlar da bulunmaktadır. Buraya gelen hacılar, iki yeri ziyaret ederler: Birincisi, İlya’nın mağarasıdır. Bugün bu mağarada “Karmel Rahiplerinin” manastırı vardır. ikincisi, Karmel dağının tepesindeki kurban yeridir.
İlya konusunda Tanah da ve İncillerde ve her iki dinin geleneğinde çok zengin bilgi vardır. Özellikle Tanah'ın I. ve II. Krallar kitabında, İlya'dan çok sık bahsedilmektedir. İnciller'de ise, Markos: XV/33; Luka: 1/17; Matta'da XVII/10-13'de bilgi verilmektedir.
İslâmiyette İlyas olarak bilinen İlya hakkında bilgi verilmektedir. Allanın Peygamberlik verdiği kişilerden birisi olarak gösterilen İlyas (a.s.) “Milletine (Allah'a karşı gelmekten) sakınmazmısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbiolan Allah'ı bırakıp da Ba'le mi taparsınız? Demişti” [52]“Ancak kavmi, İlyas'ı yalanladı. Kavminden çok azı hariç, hepsi cehennemi hak etmişlerdir.” [53]
Kur'an-ı Kerim'de İhyasın tavrı övülür: “Ve sonra gelenler içinde kendisine bir ün bıraktık. “İlyas'a selâm” dedik” buyrulur[54]
İlyas:
(Elijah, Elias, MÖ 9. yy)
Kuran'da ismi zikredilen ve övülen bir peygamber. Kıtr'an'da Hz. İlyas'ın, yaşadığı toplumda yaygın bir kült olan Baal kültüne karşı mücadele ettiği ve halkı Tevhid inancına davet ettiği vurgulanır.[55]
Kitabı Mukaddes'e göre de bir peygamber olan İlyas, Kenaniler ve Fenikelilerin yerel politeist kültlerine karşı, yalnızca yüce tanrıya (Yahve) tapınmayı tesis etmeye çalıştı; çeşitli mucizeler gösterdi. O, ahlaki yapı ve sosyal adaletin Önemini ısrarla vurgulayarak bunun gerçekleşmesi için mücadele etti. Kitabı Mukaddes'te onun sonunda “kasırgalar arasında ilahi aleme yükseldiği” ifade edilir. [56]Halk inancında Hızır ile İlyas'ın buluşması olayına Hıdırellez (Hıdrellez) denilir ve 6 Mayıs'ta bir bahar bayramı şeklinde bu kullanılır. Bakınız: Hızır.
İlythia:
Eski Yunan doğum tanrıçası. Onun hem ağrı hem de rahatsızlık getirdiğine ve hiçbir çocuğun o hasır olmadan doğmadığına inanılırdı. İlythia, yeni doğmuş çocuğun gözlerine ışık getiren ilahi varlık olarak düşünüldüğünden, diz çökmüş ve elinde meşale tutan birisi şeklinde tasvir edilir.
İmam:
1- İslamda lider, önder ya da devlet reisi; Hz. Muhammed sonrası müslümanların liderliğini yapan halifeler.
2- İslam hukuku ve hadis gibi bilim dallarında önemli çalışmalar yapmış, çığır açmış yada belirli bir yetkinliğe ulaşmış olan alimlere verilen unvan (İmam şâfiî, İmam Züfer, İmam Gazzali gibi).
3- Namazda kendisine uyulan ya da cemaata namaz kıldırak kimse. İslamda, Hıristiyanlık ya da bir başka dînde olduğu gibi bir din adamları sınıfı yoktur. Dolayısıyla ilk dönem İslam tarihinde, günümüzde olduğu gibi mesleği namaz kıldırmak, dua okumak veya cenaze yıkamak olan imamlar ya da müezzinler sınıfı yoktu; cemaat içerisinden yetki ya da bilgi açısından en uygun olan kişi cemaata imamlık yapardı. Ancak sonraki dönemlerde söz konusu olan sosyo-kültürel değişime paralel olarak bir din adamları sınıfı türetildi.
İmam Rabbani:
(Ahmed Farukî Serhendî, 1563-1624)
Nakşibendî tarikatının Müceddidiye kolunun kurucusu olan ünlü mutasavvıf. Varlıkta birlik fikrini savunan Vahdeti Vücud akımını akla ve şeriata aykırı olduğu gerekçesiyle tenkit etti ve buna karşı, isim ve sıfatlarda birliği savunan Vahdeti şuhûd fikrini benimsedi. Taraftarlarınca Müceddîd ilan edildi. Görüşleri Mektubât başlıklı bir eserde toplanmıştır. Bakınız: Vahdeti şuhûd.
İmamı Azam:
Bakınız: Ebu Hanîfe.
İmamiyye:
Kendilerini Caferi Sadık'ın yolunu izleyenler olarak tanımlayan Caferilere verilen bir ad; Şia’nin en ılımlı kolu. İmamiyye mezhebinin en karakteristik özellikleri imamet düşüncesi ve takıyye gibi hususlardır. İmamiyye, imamlığın nas (kesin İslami hüküm), veraset ve vasiyetle belirlendiğini, Hz. Muhammed'den sonraki imamların Hz. Ali ve onun soyundan gelenler olduğunu kabul eder. Dolayısıyla bu mezhep, her imamın (liderin) kendisinden sonra gelen imamı belirlediğini ifade eder. İlk altı imamın Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynelabidin (ö. 712), Muhammed Bakır (ö. 732) ve Caferi Sadık (ö. 765) olduğu konusunda İmamiyye ekolleri hemfikirdirler. Ancak yedinci İmamın kim olduğu konusunda İmamiyye iki kola ayrılmıştır. Yedi İmamcılar olarak da bilinen İsmailiyye yedinci İmamın Caferi Sadık'ın oğlu İsmail olduğunu kabul ederken Oniki imamcılar olarak adlandırılan ana ekol ise Musa Kazım'ı yedinci imam olarak benimserler. İmamiyye'ye göre imamı kabullenme dinin temel esaslarındandır. Kabirde sorulacak sorulardan birisi de “imamın kimdir” sorosodor. İmamiye mezhebi taraftarları arasında takıyye, yani uygun olmayan durumlarda kişinin kendini gizlemesi uygulaması yaygındır. Bakınız: İsnaaşeriye, İsmailiyye.
İslâm mezhepleri tarihinde Şiiliğin büyük bir kesimini temsil eden mezheptir. Bu mezhebe on iki imamcılık, Caferilik gibi isimler de verilmektedir, Caferi mezhebi olarak bilinen İmamiye'nin mensuplarının büyük bir çoğunluğu İran'da yaşamaktadır. Humeyni'nin kurduğu İran İslâm cumhuriyetide temelde İmamiye inancına dayanmaktadır. Özellikle on iki imama çok değer ve önem verdikleri için Caferiyye mezhebinde imam, ilâhi vahiyle veya vasiyetle belirlenmiştir. İmamiye Hz. Ali'yi birinci imam olarak kabul etmektedir. Ondan sonra gelen her imam, biribirini takip etmiştir. Aslında Cafer Sadık’ın fıkhı içtihadlarına dayanan imamiye, amelde pratik olarak Caferi Sadık'a dayandığı halde; imanda imamlara çok önemli yer verdiği içinde İmamiye adını almıştır.
İmamiye'ye göre Hz. Muhammed (a.s.), imamlığı, Hz. Ali'ye bırakmıştır. Ondan sonra imamlık, Hz. Hasan ve Hüseyin'e geçmiştir. Daha sonra Hüseyin’in oğlu Ali Zeyne'l-Abidin (öl: 713) imam olmuştur. Daha sonra, Ali Zeyne'1-Abidin’in oğlu Zeyd'i imam kabul edenler Zeydiyye mezhebini meydana getirmişlerdir. Zeydin muhalifleri ise kardeşi, Muhammed el-Bakır'i (öl: 733), ondan sonra da onun oğlu Cafer Sadık'ı (öl: 766) beşinci ve altıncı imam olarak kabul etmişlerdir. Cafer Sadık'tan sonra onun oğlu İsmail'i imam kabul edenler, İsmailiye mezhebinin teşekkülünü hazırlamışlardır. Diğer oğlu Musa el-Kazım'ı (öl: 799) İmam kabul edenler ise, imamiyenin teşekkülünü hazırladılar. Bunlar, Musa Kazım'ı yedinci imam olarak kabul ederler. XVI. ve XVII. yüzyılda İran'da egemen olan Safevî hanedanlığı, resmen İmamiyeyi devletin dinî olarak kabul etmiştiir. İmamiye, yedinci imam Musa Kazım'dan sonra şu imamları kabul etmektedir:
8. Ali Rıza (öl: 818)
9. Muhammed et-Taki (öl: 835)
10. Ali en-Naki (öl: 868)
11. Hasan el-Askerî (öl: 873)
12. Muhammed el-Mehdi.
İmamiye'ye göre on ikinci imam kayıp olmuştur, hayattadır. Dünyanın sonunda, kıyamet kopmadan dünyada yeniden görünecek ve adaletle dünyayı yönetecektir. On ikinci imamın kaybolması ile imamiye mensuplarının yönetimi arasında meydana gelen boşluğu,dört vekil, (Nuvvab-ı Erbaa) on ikinci imam adına yürüterek doldurmuştur. Bu naiplik dönemi, 940 yılma kadar devam etmiştir. Daha sonra, on ikinci imam adına, müçtehitler karar vermişlerdir. Müçtehidin velayeti mutlak ve evrenseldir. Şeriatin uygulanması ve sosyal problemlerin çözümü ile doğrudan sorumludur. O, on ikinci imam adına hüküm verir. Bunun için herkesin ona itaati şarttır. On ikinci imam adına hüküm verecek müçtehitlerin yukarıdan aşağıya dereceleri şöyledir:
l- Ayetullahi'l-Uzma (Büyük Ayetullah)
2- Ayetullah (Allahın işareti)
3- Huccetü'l-İslâm (İslamın kanıtı) İmamiyye İslâm dininin, tevhid, Nübüvvet, imamet, ahirete iman ve adaletten müteşekkil olduğunu ileri sürer. Ehl-i sünnetle İmamiyye arasındaki belli başlı farklar şunlardır:
1- Allahın sıfatları, onun özüyle aynıdır diyerek, Mutezileye yaklaşır ve Ehl-i sünnetten ayrılırlar.
2- Kur'an’ın mahlûk olduğuna inanırlar.
3- Allah’ın, ahirette görülemiyeccğini savunarak, Ehl-i sünnetten ayrılırlar.
4- İmamlığı, dinin temellerine yerleştirerek, ehl-i sünnetten ayrılırlar.
5- İmamiyye, on iki imamın masum olduğunu savunmuştur. Ehl-i sünnet ise böyle bir inancı kabul etmez.
6- İmamiyye, İslâm dininin dört kaynağına inanır: Kur'an, sünnet, icma ve akl. Sünnet konusunda, Ehl-i sünnet bütün sahabilerin Resülüllah'dan yaptıkları nakilleri doğru kabul ettiği halde, İmamiyye, imamlar tarafından gelen hadisleri doğru kabul eder.
7- İmamiyye, Mut'a nikahının geçerli olduğuna inanır, ehl-i sünnet ise bunu geçerli görmez.
8- On ikinci imamın geleceğini beklerler. Ehl-i sünnet ise böyle bir inancı reddeder.
İmhotep (İmouthes):
M.Ö. 27. yüzyılda Mısır'da yaşadığına inanılan bilge bir kişidir. Mısır'ın üçüncü sülalesinin ikinci Firavunu Cocer’in (M.Ö. 2686-2613) vezirliğini yapmıştır. Daha sonra yüceltilmiş, Yunan Tanrılarından Askle-Pios'la aynı derecede görülmüştür. Yukarı Nil kıyısındaki ilk Idfu tapınağının mimarı sayılan İmhotep’in Memfis kentindeki Sakkara metropolünde inşa edilen basamaklı piramidi tasarlayarak, eski krallığı (M.Ö. 2686-2160) başlattığı kabul edilir. En eski yontma taş abidesi olarak kabul edilen bu pramit, altı basamaktan oluşur. İmhotep’in, döneminin en büyük dehası olarak kazandığı ün, saraydaki konumu, katip olarak gördüğü eğitim ve ölümünden yalnızca yüzyıl sonra yarı Tanrı düzeyine yükselmesi, çok yetenekli bir doktor olduğunu gösterir. İmhotep, M.Ö. 525'te Perslerin, Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Tanrı olarak kabul edilmiş ve Menus Tanrılar panteonunda önemli bir yere gelmiştir. Üçlü Tanrılar panteonunda Ptah, kainatın yaratıcısı; Sehmet, savaş ve salgın hastalık Tanrısı olarak kabul ediliyordu, imhotep kültü, Yunan ve Roma dönemlerinde de devam etmiştir. Nil'de bulunan File adasında imhotep adına yapılan tapınaklar, kendisinden şifa bekleyen hastalarla dolup taşıyordu.
İman:
Dinsel geleneklerce ifade edilen doktrinleri kabullenme; insanın kendisine sunulan ilahî gerçeğe olumlu cevap vermesi. Genel anlamda iman, dinsel gelenekler tarafından öngörülen en küçük yaklaşıma kadar her şeyi kabullenme olarak düşünülebileceği gibi, dar anlamda, her inanç sistemi tarafından belirlenen ve o sistemin temel yapısını içeren kısa formülleri benimseme olarak da anlaşılabilir. Bu doğrultuda İman formülü basit bir cümleden ibaret olabileceği gibi, çok uzun ve karmaşık doktrinleri de içerebilir. Ayrıca İman, gelenekten geleneğe farklılık göstererek, yalnızca basit bir kalben kabul etme şeklinde algılanabileceği gibi, inanılan şeylerin hareketlerle de desteklenmesişeklinde de kabul edilebilir. İslamda genellikle kısaca altı ana esasta (Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman) toplanan iman, geniş anlamda Kur'an'da inanılması ve kabul edilmesi gereken her şeye inancı içerir. Ebu Hanife, imanın beş unsuru barındırması gerektiğini belirtir. Bunlar inancın dil ile ikrarı, kalp ile tasdik edilmesi, inanılan şeye gönülden bir haz duyma (yakın), inanılan şeyi bilme (marifet) ve son olarak inanç doğrultusunda yaşamı düzenlemedir (İslam). Bakınız: Kredo.
İmberombera:
Avustralya dinsel geleneğinde yaratıcı ana tanrıça; tanrı Wuraka'nın eşi. İmberombera’nın Endonezya tarafındaki, denizden çıktığına, vücudundan çocuklar, hayvanlar ve bitkiler yarattığına inanılır. Ayrıca onun her kabileye bir lisan verdiği düşünülür.
İmdugud:
Eski Mezopotamya'da Ur bölgesinde tapınılan yağmur tanrısı. Onun aslan başlı bir kartal suretinde olduğu düşünülür ve uzun kuraklık sonrası yeryüzüne hayat veren yağmurun getiricisi olduğuna inanılır. MÖ 3000 yıllarında Gudea isimli birisi, tanrının kendisine rüyada göründüğünü ve Lagaş'da kendisi için bir tapınak yapmasını emrettiğini iddia etti. Bakınız: Ningursu.
İmhotep:
Eski Mısır'ın maharet, ilaç ve tıp tanrısı. Aslında tannlaştınlmış sıradan bir insan olduğu söylenen İmhotep’in, yaklaşık MÖ 2780'lerde Üçüncü Krallık döneminde kral Zoser’in (Jeser) danışmanı olan bir sanatkar olduğu söylenir. Zaggara'daki Step Piramit’in dizaynını onun yaptığı düşünülür. Ancak Mısırlılar sonradan onun tanrı Ptah ile Nut'un oğlu olan bir tanrısal varlık olduğunu düşündüler. İmhotep’in kült merkezi Memfifteydi. Genellikle o, dizlerinde açık bir kitap tutarak oturmuş, başı traşji bir rahip şeklinde tasvir edilir. Eski Yunanlılar onu Asclepius ile özdeşleştirmişlerdir. Bkri. Ptah.
İmran:
Kur'an'a göre Hz. Meryem’in babası[57]. Bakınız: Yoachim, Anna.
İn-Şuşinak:
Gökyüzü ve yeryüzünün hakimi ve tanrıların kralı olduğu düşünülen Elam tanrısı. Onun kült merkezi Susa idi.
İn-şuşinak'ın, muhtemelen tanrı Addad'ın bir versiyonu olduğu belirtilir.
İnan, Abdulkadir (1889-1976):
Aslen Başkırdıstan'lı olan İnan, Troysk'da öğrenimini tamamlamıştır. Türk folkloru ile yakından ilgilenmiştir. Başkırt bağımsızlık mücadelesine katılmış ve Türkistan da bağımsızlık mücadelesi veren komiteyle ilişki kurmuş, Zeki Velidi Togan iie birlikte, İran ve Afganistan'a, oradan da Hindistan'a ve Avrupa'ya geçmişlerdir. Daha sonra Türkiye'ye gelerek çalışmalarını Türkiyat Enstitüsü'nde sürdürmüştür. Erzurum ve Hasan Kale'de folklor çalışması yapmış ve bu çalışmalarını “Birinci İlmî Seyahata Ait Rapor-1930” ismiyle yayınlamıştır.
Abdülkadir İnan, Atatürk'ün dil konusunda yaptığı toplantılara katılmıştır. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde profesör olarak ders vermiştir (1935-1944). Bu fakültede verdiği Doğu Türk lehçeleri, Orhun ve Yenisey abideleri konularındaki derslerini “Türkoloji Ders Hulasaları- 1936” ismiyle yayınladı. Güneş Dil teorisi, konusunda da çalışmalar yaptı. Bu konudaki çalışmalarını da “Güneş-Dil Teorisi Üzerine Ders Notları- 1936” ismiyle yayınladı. 1944'de profesörlüğü kaldırılarak tercüman, okutman, öğretim görevlisi gibi unvanlarla 1955 kadar Dil Tarihteki derslerine devam etti. Abdülkadir İnan, Türk Dil Kurumu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı' nda müşavir üye olarak görev yapmıştır. 1964'den sonrada Türk Kültürü Araştırma Enstitüsünde uzman olarak çalışmıştır. Abdülkadir İnan'ın Dinler Tarihi konusunda eski Türk Dini, Türk Destanları, Hurafeler ve Kur'an çevirileri konularında çalışmaları olmuştur. Abdülkadir İnan’ın çalışmalarına merhum Prof. Dr. Hikmet Tanyu hocamız çok büyük destek vermiştir. Bu eserlerin tashihinde bizzat yardımı olmuştur. Dinler Tarihi konusundaki başlıca eserleri şunlardır:
1- Tarihte ve Bugün Şamanizm, 1954. Bu eserdeki bazı görüşleri, Hikmet Tanyu hocamızın telkinleriyle düzeltilmiş ve son baskısı, birinci baskısından farklı yayınlanmıştır.
2- Kur'an-ı Kerim’in Türkçe Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme- 1961.
3- Hurafeler ve Menşeleri- 1962
4- Makaleler ve İncelemeler- 1968.
5- Manas Destanı- 1972.
6- Eski Türk Dini Tarihi- 1976. Özellikle bu kitabın tashih ve düzeltmelerinde Prof. Dr. Hikmet Tanyu'nun büyük katkısı olmuştur.
İnananlar Birliği:
1934'te Sır Francis Younghusband Londrada “World Congress of Faiths” isimli bir dernek kurmuştur. Onun hedefi, birliğin faktörü olarak dinle vicdanları ve kalpleri etkilemektir. Diplomat ve Keşmir’in yöneticisi olan Younghusband, Tibet'te barışçı bir misyon icra etmiştir. Burada, Tibet Budizmin’in mistik prensiplerinden ilham almıştır. 1939 Temmuz'unda resmen Sorbonne üniversitesine davet edilmiştir. Orada derneğin IV. kongresi yapılmıştır. İkinci dünya harbinin akabinde, Fransa'da bağımsız olarak kurulmuş olan “inananlar birliğinin” başkanı olan Jaques Bacot ile temas sağlanmıştır. Bu derneğin temelinde Solange Lemaitre, Louis Massignon, Mmes Jaques de pange ve Roger d' Howteville, Rene Grousset, George salles vardı. Derneğin hedefi, insanın kurtuluşunu ve başarısını, birleşmekte bulan herkesle karşılaşmak ve tanışmaktır.
Dernek mensupları bu birlik için her türlü senkretizmden kaçınmaktadırlar. Böylece, bütün dinlerin ve kültürlerin aynı davaya hizmet etmesi düşünülmüştür.
İnanmayanlar Sekreteryası:
Bu sekreterya II. Vatikan konsilinin çalışmaları sırasında gün ışığına çıkmıştır. Papa VI. Paul, 9 Nisan 1965'de bu sekreteryanın kurulduğunu ilân etmiştir. Sekreteryanın hedefi, Katolik kilisesi ile bu kiliseye ait olmayan insanların ilişkilerini düzenlemektir. Bu konuda 6 Ağustos 1964'de neşredilen Ecclesiam Suam yasası kiliseyi üç hedefe yöneltiyordu: Birincisi, kilisenin bütün insanlığı kucaklamasıdır. Bu, inançsız, dinsiz ve ateistleri de içine almaktadır. Yani, kilise herkesin kilisesidır. İkincisi, Hıristiyan olmayan mü’minlere yönelmesiydi. Üçüncüsü, Katolik olmayan Hıristiyanlardı. Böylece, Hıristiyan toplulukları ile ve Hıristiyan dışı din mensupları ile yeni bir ilişki kurmak amaçlanmıştır. Ayrıca Katolik kilisesi, kendilerinin Ateist olduklarını söyleyenlerle de İlişki kurmaya yönelmiştir. Böylece bu sekreterya çift bir görev üstlenmiştir. Birincisi, Ateizm fenomenini incelemektir. Bunun için inançsız insanlarla bu planda samimi bir işbirliği gerekli olmaktadır. Bunu yapmak için de, ateizmin köklerini ve şekillerini tasvir etmek, onların durumlarını ciddi şekilde incelemek ve niçin ateist olduklarını araştırmak gerekecektir. Bunun yapılabilmesi için, İnsan ırkına saygı ve sempati duymak gerekir. Başkasını dinleme arzusu, ilişkileri genişletmek temelini buîma yollarını aramak gerekir.
Sekreterya, inançsızlarla, her türlü ateistleri, agnostikleri ve ilgisizleri kastetmektedir. İnananlarla - inanmayanlar arasındaki karşılaşma, ancak insanın müşterek tabiatına saygı üzerine oturtulmalıdır. Bunun için, aşk, aile, hakikat, adalet, barış, iş ve ilim gibi hayat için gerekli olan konularda dünyayı değiştirmek ve ahenkleştirmek İçin işbirliğine ihtiyaç vardır. Buna göre diyalog, bir din değiştirme olayı değildir. Diyalog, inançsızlığa ve imana karşılıklı saygıyı daha iyi anlamaya götürür. Bu sekretarya, Hıristiy anları, zamanımız insanlarına Hıristiyan mesajını götürmek için teolojik-pastoral düşünceye davet etmektedir.
İnanmayanlar sekretaryası, bir kardinal tarafından yönetilmektedir. Papa’nın etrafındaki piskoposlarla birlikte başkan, toplantılara katılmaktadır. Sekretaryanın milletler arası, bir sekreterya olmasına çalışılmaktadır. Yirmibeş kardinal ve psikopos bu sekreteryaya üyedir. Ayrıca kırk danışmanı vardır. Periyodik olarak tam kadro ile toplanmaktadırlar. Üyelerin Roma'da oturma zorunluluğu yoktur. Bu amaçla, Tokyo'da, Mexika'da, Viyana'da, Kampala'da, Abidjan'da toplantılar yapılmıştır. İlk başkan Viyana piskoposu Kardinal Konig'e, Paris Katolik enstitüsü müd. Mgr Poupard halef olmuştur. 1980 yılında poupard, Roma'da toplanan Sinodda, Sekreteryanın çalışmaları hakkında bilgi vermiştir:
Bu sekreterya Ateizm ve inanmayanlarla diyalog konusunda çok sayıda yayın yapmıştır:
1- Foi chretienne et Marxisme d'Aujaard'hui, 1973.
2- Secularisation en Afrique?-1973.
3-L’ indifférence Religieuse, 1978.
4- Continuité et évolutio dans 1'Enseignement du Magistere sur Communisme, Socialisme, Marxisme, 1840-1980.
5- Science et Foi- 1980.
6- Eglise devant le defi'de 1'Atheisme Contemporain, 1982.
7- Les Croyants au defi d'un Monde Secularise, 1983.
İnayet (Grâce):
İnayet, mutlak olarak karşılıksız bir lütuf ve bağıştır. İnayet, süje olarak düşünüldüğü gibi- (Allah gibi) obje olarak da (şu veya bu bağış, afv gibi) düşünülebilir.
Fakat inayet teriminin Hıristiyanlıktaki manâsını başka bir şeyle karıştırmamak gerekir. Bu, Hıristiyanlıkta, Allah'ın özel bir lütfuna atfedilebilen bir Kurtuluş amacıyla bir takım iyi işler yapmayı müsait hale getiren sujenin, iç istidadıdır. İlâhiyatçılar, günahın kaybettiği ve tövbenin iade ettiği insanı kutlulaştıran inayeti, tanrısal bağışta bulduğu için veya bu hareket veya görev açısından geçici tanrısal itişler olan aktüel inayetten ayırmışlardır.
Katolik ilahiyatına göre, inayetin gerçek neticesi, insanın tabiatüstü bir hale veya tabiatüstü ahlâkî bir aksiyona yükseltilmesidir. Basit yaratıkların ulaşamadıkları ve keşif halinde seçkin kişilerde mükemmelleşen tabiat üstülükle; Katolik ilahiyatı, bizzat Allah'ın tabiatına sırlı bir şekilde iştiraki kasdetmiştir. Böyle bir ilâhî inayet, Allah'ın bağışlayıcı aşkından ve insanları günahtan kurtaran, onların üzerine ilâhi insanları cezbeden İsa - Mesih’in kendini Çarmıh'ta feda etmesiyle kazanılan birtakım liyakatlerden kaynaklanmaktadır. İnayet hayatı, verenle alan arasındaki bir aşk mübadelesinden ibarettir. Bu karşılıklı aşk, insan adına; evrensel bağişlayıcılığı içinde İsa'nın gidişatına benzer bir gidişatı ihtiva eder.
İnsan hürriyeti, ilâhî inayet ve kaderin lütfü konularında yapılan teolojik tartışmalar, kurtuluşu, sadece çok az bir seçkinler zümresine tahsis etmiş görünüyor. Bu tartışmalardan da bir sonuca varabiliriz: Yani, inayet, hürriyeti ihlâl etmez; bilakis onu gerekli kılar. Yahut onu, her gerçek aşkta olduğu gibi yaratır. Allah kişiyi, hatası olmadan veya aşkını reddetmedikçe azaba duçar etmez. Bu terimler üzerindeki ince düşünceleri veya itirazları çoğaltmak mümkündür. Mü’minlerin uzlaşmalarının meydana getirdiği güçlükler ne olursa olsun, Mü’minler bu iki hakikata iştirak ediyorlar.
İnanna:
Sümerce İnnin’in Kenani çekimi; İştar'ın bir versiyonu, yeryüzü tanrıçası olan İnanna, daha sonraları ayla ilişkili olan bir tanrısal varlık olarak görüldü ve boynuzlu bir tanrıça şeklinde tasvir edildi. İnanna, Baal’ın karısı tanrıça Belili ile özdeşleştirildi. İbraniler onu Tamar olarak biliyorlardı. Ayrıca o, çocukların kanını emen kocakarı Annis olarak da düşünüldü.
İnapatua:
Avustralya'daki Aranda mitolojisine göre inapatua, insanın hammaddesini oluşturan şekilsiz yaratıklardır. Gökyüzünden inen Numbakulla'nın, İnapatua'dan insanı oluşturduğuna inanılır.
İnar:
Mitolojiye göre büyük bir ejderhayı ve onun ailesini yok eden Hitit tanrısı. Rivayete göre İnar, bu ejderhaları yok etmek için bir festival hazırladı. Festivalde onlar o kadar çok yediler ki çıktıkları deliğe tekrar giremeyecek kadar şiştiler. Böylelikle kaçamayan ejderhaları İnar kolaylıkla avladı.
İnari:
Şintoizmde pirinç tanrısı. Pirinç torbasının üzerinde oturan sakallı bir adam şeklinde gösterilen İnari, popüler bir tanrıdır; iyi hasat için ona dua edilir. Tilkilerin, bu tanrının elçileri olduğuna inanılır ve dolayısıyla İnari mabetlerinde tilki büstlerine sıkça rastlanır, İnari eski dönemlerde aynı zamanda demirciler tanrısı olarak da görülmektedir.
İncil (Evangile):
Arapça. “müjde, iyi haber”.
1- Kur'an'da, Hz. İsa'ya Allah tarafından vahye-dildiği belirtilen ve İnsanlık için bir hidayet ve nur olduğu vurgulanan kutsal kitap [58] Hz. İsa'ya vahyedilen İncil’in yazıya geçirilip geçirilmediği ve akıbetinin ne olduğu bilinmemektedir.
2- Hıristiyan kutsal literatürü içinde İsa Mesih’in hayat hikayesini konu edinen birçok metne verilen isim; Gospel. Hıristiyanlığın kutsal metinleri arasında yer alan İncil/İnciller, Kur'an'da zikredilen İncil değildir. Zira Kur'an'da bahsedilen İncil, peygamber İsa'ya Allah tarafından vahyedilen mesajları içeren bir kitaptır. Oysa Hırİstiyanlara göre İsa Mesih, bir peygamber ya da bir insan değil, insanlığın kurtuluşu için yeryüzüne inmiş ve bedenleşmiş bir tanrıdır. O, tanrısal üçlemenin (Teslisin) ikinci unsuru olan Oğul’dur. Dolayısıyla İsa'nın bizzat kendisi bedenleşmiş olan vahiydir. Hıristiyanlığa göre eldeki İnciller ise bedenleşmiş tanrı İsa Mesih’in yeryüzündeki yaşam öyküsünü ele alan ve İsa'nın çarmıhta öldürülüşünden çok sonraları çeşitli İncil yazarlarınca kaleme alınmış olan metinlerdir. Aynı “şekilde gerek bu İncillerin gerekse İncil yazarlarının, eldeki bu metinlerin İsa'ya vahyolunan şeylerin derlenmesi olduğu yönünde herhangi bir iddiası söz konusu değildir. Dolayısıyla İncil metinleri, -tıpkı İslam tarihinde Hs. Muhammed’in biyografisini konu alan kitaplar gibi- İsa Mesih’in hayat hikayesini konu alan birer siyer kitabı görünümündedir. Bugün elimizde bulunanYeni Ahit içerisindeki 4 İncil'den (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri) başka, Hıristiyanlık tarihinde yüzlerce İncil metni mevcuttur. Bunlardan büyük kısmı tarihi süreç içerisinde kaybolmuş, ancak Kilise Babaları ve benzeri çeşitli yazarların eserlerinde bu İncillerin içerikleriyle ilgili bilgi verilmiştir. 325 İznik Konsili'nde yüzlerce metin arasından kutsal metnin standart bir nüshasını belirleme amacıyla kabul edilen Yeni Ahit içerisindeki Inciller, Hıristiyanlarca Kanonik İnciller olarak nitelenir. Bunların dışındakiler ise Apokrif metinler olarak görülür. 4 İncil'den ilk üçü (Matta, Markos ve Luka) benzerlikleri nedeniyle Sinoptik İnciller olarak adlandırılırken, gnostik unsurların yoğun şekilde görüldüğü Yuhanna İncili genellikle “Dördüncü İncil” olarak bilinir. Sinoptik İnciller arasından Markos İncili’nin diğerlerinin kaynağı olduğu söylenir. Bu İncillerden en erkeninin yaklaşık olarak birinci yüzyılın sonlarına doğru (MS 80 civarında) yazıldığı, Yunanna İncili’nin ise ikinci yüzyılda yazıldığı iddia edilir. Buna rağmen bazı Yeni Ahit uzmanları, bu 4 İncil’in üçüncü yüzyıldan önceye ait olmadığı kanaatındadırlar. 4 İncilin ortak özelliği, Pavlusçu anlayıştaki bir İsa motifini yansıtmalarıdır. Bu İncillerden başka İbraniler İncili, Ebionitler İncili, Yakub İncili, Mısırlılar İncili, Barnaba İncili gibi metinlerle, Gnostik İnciller olarak adlandırılan Tomas İncili, Filip İncili ve Meryem İncili gibi metinler ve Çocukluk İncilleri diye adlandırılan çeşitli İncil metinleri de bilinmektedir. Bunlardan bir kısmının tam metni bir kısmının da bazı fragmentleri günümüze kadar gelmiştir.
İncil kelimesi, Yunanca iyi anlamına gelen Eu ve haber, mesaj anlamına gelen Angelion kelimelerinden meydana gelmiştir. İncil genel olarak evrensel bir aşk kanununda, kurtuluş vadinde ve Allah'ın saltanatının ümidinde özetlenen İsa - Mesih’in öğretilerine dayanmaktadır. Aslında bu öğreti, Eski Ahid’in öğretileriyle hazırlanmıştır. Tekvin III, 15'te: “O, seni başına saldıracak” cümlesinden başlayarak kadının oğlunun, yılan şeytanın üzerindeki zaferi “Protévangile” diye adlandırılan kısa bir pasajda haber verilmiştir. İşte bu pasajda, Kilise babaları, Mesihî inancın köklerini görüyorlar (İlk müjde, günahtan sonra ilk kurtuluş ışığı). Bu öğreti, peygamberler, şiir ve hikmet kitabı yazarlarınca açıklanmıştır. [59] O, Yeni Ahit’in diğer kitapları ve ikibin yıldan beri yürürlükte olan bir gelenek tarafından açıklanacak olan dört İncil'de esas olarak ifade edilmiştir. Bu İncilerden üçü “Synoptique'ler” (Mukayeseli İnciller) olarak adlandırılmıştır. Çünkü onların metinleri aynı paraleldedir. Benzer metinlerin her biri aynı bakışı ihtiva eder. Benzerlikleri ve benzemezlikleri ihtiva eden bu parçalar arasındaki yakınlık, İncil yorumlarının en büyük problemlerinden birini teşkil eder.
Yorum ve Matematik: Bugün, İncil metni, tarihçiler tarafından Luka ve Matta'nın kendi üsluplarıyla, kendi muhitleri için açılamış oldukları 107 pasajın müşterek kaynağının, Petrus'un (Pierre) talebesi Markos'un İncili olduğu, isbat bilmişe benziyor. Matta ve Luka'da para1el olan diğer metinlerin büyük bir kısmı ise, kaynak olarak adlandırılan ve başlangıçtan beri şifahî olarak nakledilen, özellikle Hz. İsa'nın sözlerini ihtiva eden, izi bulunamayan bir başka gelenekten gelmektedir. Bu sözler, Hz. İsa zamanındaki Filistin halkının dili olan Aramiceden Yunancaya çevrilmiş olan Havari Matta’nın ilk İncilini teşkil edebilir. Nihayet, direkt şahitlerin yanında (Luka’nın kendisi için elediği gibi) yapılmış olan anketler veya Petrus'un, Markos'un, Matta’nın kişisel hatıralarından meydana gelen İncil yazarlarının her birine has metinler de vardır. İlk şehadetlere ve bilhassa Aziz İrenee'nin şehadetlerine göre: Matta'ya ait olan ilk İncil’in söz (logia) kısmı, M. 64'den önce (Petrus'un Roma'da Çarmıha gerildiği sene) muhtemelen M. 40-50 yıllarının tarihini taşımaktadır. Markos'a ait olan İncil ise M. 64'den biraz sonradır. Paul'un seyahat arkadaşı Luka'ya göre olan İncil ise aşağı yukarı M. 80 tarihini taşımaktadır. Matta İncilinin son şekli de aynı tarihlerde oluşmuştur. Yuhanna İncili de I. asrın sonunda 95-98'e doğru teşekkül etmiştir. Fakat bu İncil de havariye ait olan pasajlarla, onun etrafından etkilenmiş olan pasajları ayırmak mümkündür.
Bir İmanın Temelleri: İncillerin mevsukiyeti ve tarihleri kabul edilmekle beraber; onların tarihî değerleri problemine pek dokunulmamıştır. Şurası bir gerçektir ki, İncil yazılmadan önce konuşulmuştur. Havarilerin vaaz konusu, İsa-Mesih’in sözleri ve hayatının olayları misyonerlerinin mizacı ve ilk muhtedilerin reaksiyonlarıyla, şahsiyetin bazı çizgilerini çoğaltma temayülü ve bazı olayları abartma ile etkilenmedi mi? Aslında İncil sorumlularını, Hıristiyan vaazını İsa'nın ölümünden 30-40-50 sene sonra toplanan metinler içinde sınırlandırmaya teşvik eden tavsiye, açık bir risk değil mi? Çünkü böyle olduğu takdirde şuursuz bir mitoloji meydana gelecektir. Öyle ise mitolojiden uzak olan tarihî hakikatleri ortaya çıkarmak için; İncilleri, mitolojilerden temizlemek gerekecektir. İşte özellikle Bultmann'dan beri yapılan modern yorum çalışmaları, bu amaca matuftur. Hıristiyan imanının özünü muhafazaya oldukça dikkatli olan bir takım Katolik yorumcular ve “Hikmetlerin ve olayların küçük derlemelerinin, çok erkenden din öğretmenlerine ve vaazlara yardımcı olmak üzere teşkil edildiğini; onların tercihlerine ve dinleyicilerin ihtiyaçlarına göre onlara başvurduklarını itiraf ederler. Onların bir kısmı mucizeler, hikmetler, halk hayatının bir bölümü, İsa'nın çarmıha gerilmesinin rivayeti gibi şeylerdi. İşte böylece az veya çok yaygın bir takım kolleksiyonlar meydana gelmiştir. Daha sonra İncil yazarları, onları kendi yazıları içinde toplamışlardır. [60]İşte İnciller de tabiat üstü bir karakter gösteren her şeyi mitolojilerin Olympe’ine atmak adeti, buradan gelmektedir. Bu noktada yorumcuların çoğunun atlamayı kabul etmedikleri bir uçurum vardır. Hakikatte, İncil metinlerinin detayı Milâdî 30 yılındaki Filistin’in durumuna uygun düşmekle beraber. Milâdî 70 yılında Titus tarafından Kudüs Mabedinin tahribini takib eden durumlara hiç de uygun düşmemektedir. Çünkü İnciller tarafından tasvir edilen ortam, Paul'un Mektuplarındaki tasvirden çok farklıdır. Yani, aynı vaaz, yeni ifadeler içinde verilmiştir. Mucizeleri anlatan İncil rivayetleri ise, diğer metinlerle beraber devam etmiş ve onlarla aynı dokuyu oluşturmuştur. Onların tartışmaları bir tarihten ziyade bir felsefeyi göstermektedir. Çünkü metinlerin bir kısmını kabule, diğer bir kısmını da redde tarihi bir sebep yoktur. Diğer taraftan İncil yazarları, eğer yeni muhtedilerin imanını tebcil etmek istemiş olsalardı, bilhassa dirildikten sonra kahramanlarının, muhteşem bir portresini çizmeğe muvaffak olacaklardı. Fakat onlar, bunu yapmadılar.
Bu ve başka birçok delil, eleştiri fikrine göre farklı şekilde değerlendirilmişlerdir. Fakat yine de bu deliller her ne kadar ilmî bir gerçeğin yerine kaim olmasa da; insanların imanına makul bir temeli sağlayabilmektedirleri.
Not: Toulouse Katolik Enstitüsü Eski Rektörlerinden Bruno de Solage, Synoptique İncillerin etüdüne matematiği tatbik etmiştir. Bu konuda bak. Synopse Grecque des Evangiles: Methode Nouvelle pour Resoudre le Probleme Synoptique (Leyden ve Toulouse). Üç Synoptique'de (Mukayeseli İnciller) bulunan 107 müşterek pasaj üzerinde yapılan incelemeye göre bunlardan 68'i her birinde vardır. Ayrıca 15'i Luka ve Markos'ta vardır. 22'si de Markos ve Matta'da aynen mevcuttur. Geri kalan ikisi de Luka ve Matta'da yoktur. Bütün bu müşterek pasajlar için başka delillerle desteklenmiş olarak çıkan matematiksel sonuç, Markos'un müşterek kaynak olduğudur.
İncubo:
Latin düşüncesinde bir kabus ruhu veya gömü ile ilgili ruh. Bazen orman ruhlarıyla da özdeşleştirilen İncubo'nun, Ortaçağda uyuyan kadınları avlayan bir kötü ruh olduğu düşünülmüştür. Buna karşılık bir diğer kötü ruh olan Succubus ise uyuyan erkeklerle ilişkili görülmüştür. Bakınız: Al karası.
İndigetler:
Eski Roma'da Aeneas, Heracles ve Romıılus gibi ilahlaştırılan kahramanlar. Bunlar ikinci dereceden tanrısal varlıklar olarak görülürlerdi.
İndra:
Hinduizmin savaş ve verimlilik tanrısı. İndra'nın temel özelliklerini ifade eden mitoloji şöyledir: Bir zamanlar güçlü bir Brahmin’in iyilik timsali bir oğlu vardı. Bu çocuğun birisi çalışmak, birisi yemek yemek ve bir diğeri de çevreyi gözetlemek için kullandığı üç başı vardı. İndra, çocuğu kıskanıyordu ve ona karşı büyük bir nefret besliyordu. Zira bu çocuk o kadar kutsaldı ki bütün varlıklar ona hayranlık duyuyor ve ona hizmet ediyordu, İndra, en cazibeli kızları bu delikanlıyı aldatmaları için ona gönderdi. Ancak bu çaba da boşa çıktı, zira delikanlı kızlara karşı ilgisiz kaldı. Buna iyice kızan İndra bir şimşekle çocuğu parçalayarak üç kafasını da kesti. Çocuğun cesedinden güvercinler oluştu. Çocuğun babası Vritra isimli güçlü bir ifrite başvurarak onu İndra ile savaşmaya gönderdi. Vritra başı göklere değecek kadar iriydi; İndra'yla savaşarak onu yendi ve yuttu. Bunun üzerine diğer tanrılar İndra'nın yardımına geldiler ve Vritra'nın ağzını açarak İndra'yı kurtarmaya çalıştılar. Sonunda bir anlaşmayla Vritra onu bırakmaya razı oldu. Buna göre İndra, hiçbir zaman hiçbir silahla ona saldırmayacağına söz verdi. Ancak öç alma peşinde olan İndra, bir akşam deniz kenarında gördüğü Vritra'nın üzerine denizden yükselen köpük sütununu attı. Tanrı Vişnu'nun karşı konulmaz gücünü ihtiva eden köpük sütununun etkisiyle Vritra cansız yere düştü. Bu mitoloji İndra'nın pek çok özelliğini sergilemektedir. O, savaş yanlısı, hiddetli, bencil, herhangi bir adalet ve eşitlik tanımayan ve aristokratik özelliklere sahip bir tanrısal varlık olarak gözükür. Bu nitelikleriyle İndra, Hindistan'a hakim olan Arya ırkının bir prototipi görünümündedir. Ona Parjanya, Jvargapati, Meghavahana ve Vajri gibi isimler de verilir. İndra, saldırgan davranışın bir ifadesi ve savaşçı aristokrasinin tanrısıdır. O, şimşekleri kontrol eder, gökyüzünde ya kendi savaş arabasıyla ya da fil Aîravata üzerinde dolaşır. Indra'nın savaşta öldürülenleri tekrar diriltebildiğine, okları ve şimşekleriyle bulutlan yarıp yağmur indirdiğine inanılır.
Vedalar'daki Tanrıların şefidir. Aryenlerin yenilmez Tanrısıdır. Çünkü onları, daima zafere götürmektedir.
Aryenlerin ve Tanrıların düşmanları olan Dâsa'yı veya Dâsyu'yu İndra mağlup etmiştir. İndra, Somâ'yı sevmektedir ve bunun için aşk maceralarına girmiştir. Vişnu'nun arkadaşları arasında bulunmaktadır. Fakat onun rolü, ikind derecededir. Ancak daha sonra İndra, Tanrıların başında yer almıştır. İndra’nın karakteri daha çok pasif ve teşkilatçı yapıdadır. İndra’nın, babasını öldürerek hakimiyeti ele geçirdiği mitolojide anlatılmaktadır. Hind mitolojisine göre, güneşi ve Muson rüzgarını engelleyen ejderha Vrtra'yı öldürerek halkı sükûnete kavuşturmuştur. Kurban olarak, şimşek ve yıldırımı kullanır. Soma bitkisiyle beslenir. Vücudundaki berelerden dolayı, bin gözlü olarak tasavvur edilir. Halk mitolojisinde ve heykellerde Beyaz bir fil, Airavata'ya binmiş olarak tasvir edilir. İndra, Budacı ve Jainist mitolojide de tanınır. Jainizmde Mahavira’nın dünyayı terkini simgeleyen kesik saçlarını İndra eiinde tutmaktadır.
Mahabbarata'da, İndra’nın mitolojik savaşları anlatılır.
İnduljans (İndulgence):
İndulgences kelimesi, Lâtince hayra eğilmek anlamına gelen Indulgere'den gelmektedir. Bu maksatla enduljans, affetmeye, bağışlamaya, tolerans göstermeye, himaye etmeye bir temayül anlamı taşır. Teolojik anlamda induljans, günah dolayisiyle alınan cezanın, kısmen veya tamamen bağışlanmasıdır. Çünkü günah, bir suçluluk ve bir cezayı ihtiva eder. İnduljans, tevbe sakramenti veya bir hayır işiyle affedilebilen suçluluğu gidermez. O, sadece kefaretin cezasını hafifletir veya kaldırır.
Diğer taraftan induljans, kişinin liyakatlerine değil, hac, dua, haç işareti, sadaka v.s. gibi bağışlama ile ilgili olarak ifa edilmiş özel icraatlarla Allah'ın hususî inayetine bağlıdır. Aziz Petrus'a (Pierre) lütfedilmiş olan yetkilerle (Göklerin melekutu), onun halefi olan Papa, vakit olarak muayyen gün, sene veya senenin bütün günlerini belirtebilir. Genellikle bu günler, Sakramentlere ve kültlere iştirak etmeden önce vaktiyle tövbekarlara empoze edilen zamanlara uygundur. Aynı zamanda o, A'rafa maruz kalanların cezalarının azaltılması anlamına da gelir. İşte bundan dolayı, günlerin sayısı, analojik bir anlamdan başka bir şey ifade etmez. Bu papalara ait yetkiler, bazı suistimallere de neden olmuştur. Bu yolsuzluklar II. Joule (1503-1513) zamanında zirveye ulaşmıştır. Roma'da Yeni Sen Pierre Kilisesi için Papa, ihsanlara mukabil Enduljansı çoğaltmıştır. Yine bunun için bazı vaizler, Hıristiyan ülkelerini dolaşmışlar, Enduljanslar takdim edip, bağışlar toplayarak onları Roma'ya göndermişlerdir. Bu enduljans alış-verişi skandal boyutlara ulaşarak çok sayıda hıristiyanın isyan ve protestosuna neden olmuştur. İşte Luther onlardan biriydi. Ayrıca, Reform, enduljans kavgalarından kaynaklanmıştı. II. Vatikan Konsili'nin sonunda (1965) ve VI. Paul tarafından neşredilen (9 Haziran 1968) “Enduljans Derlemelerinden (Recueil des indulgences) itibaren; Enduljans'ların tatbiki ciddi şekilde düzenlendi ve bundan böyle induljans’ın geçerliliği gerçek iman ve takva fiillerine bağlandı.
İndra-Loka:
Hinduizmem göre tanrı İndra'nın yöneticisi olduğuna inanılan bir göksel alem.
İndrani:
Hinduizmde tanrı Indra'nın karısı. Rig Veda'da adından sıkça bahsedilen İndrani, Hinduizmde daima önemsiz bir rol oynamıştır. Bazıları ise İndra'nın karısının verimli toprak Urvara olduğuna inanır.
İnfitar:
Kur'an'ın 82. suresi. Mekke döneminde nazil olan bu sure 19 ayeten oluşur.
İng:
Anglo-Saksonların kurucu tanrısı ve Berenitia’nın kraliyet hanedanının kurucusu. Hem İsveç kraliyet hanedanı Ynglingler ve hem de Vandal kraliyet hanedanı, ing’in bir ata olduğunu iddia ederler. Aynı iddia, kuzeydoğu İngiltere’nin yerel kralları tarafından da yapılmıştır. İskandinav geleneğine göre verimlilik tanrıları olan Vanirlerdenbirisi olan İng, Freyr ile ilişkilidir. Bakınız: Freyr, Vanir.
İngirta:
Sabitlikte Ganzibralığa (başrahipliğe) giriş töreninin en önemli seremonisi. Bu seremoni, ölüm döşeğinde olan bir kişi kullanılarak yapılır. Bu kişi İngirtayı (mesajı) ışık alemine götürme görevini ifa edecektir. Bir Sâbiînin bu görev için seçilmiş olması onun için büyük bir şereftir. İngirta içerisinde biraz meyva suyu ile karıştırılmış birkaç damla susam yağı olan küçük bir şişeden ibarettir. Bunu hazırlamak için rahipler bir miktar susam tohumunu önce nehirde yıkarlar sonra da ezerek yağını çıkarırlar. Bu yağın birkaç damlası biraz hurma suyu ile karıştırılarak küçük bir şişe içerisine konulur. Yağın kalanı ise Masiqta töreninde kullanılmak üzere başka bir kaba konulur. Bu şişe çamurla sıvanarak takdis edildikten sonra şom Yavar adı verilen yüzük ve Ganzibra adayının tırnak işaretiyle mühürlenir. Bu şişe (İngirta), daha sonra ölecek kişinin rit elbisesi arasına sokulacak ve öldüğünde onunla birlikte gömülecektir.
İknalar:
Eski Peru'ya hakim olan halk. İnka dininde son derece gelişmiş bir rahipler sınıfı vardı. Başrahip Villac ya da Huillac Umu diye adlandırılırdı. Ayrıca tapınaklarda hizmet yapmaları veya kurban olarak sunulmaları için yetiştirilen ve tapınağa adanan “Güneş Bakireleri” denilen seçilmiş kadınlar da vardı. İnkaların en önemli tanrısı Huiracocha idi. Bu, bir çeşit kültürel kahraman olarak görülüyordu. Güneş tanrısı İnti ise yönetici sınıfın tanrısıydı ve verimlilikle ilişkiliydi. Ayrıca insan veya hayvan suretiyle tasvir edilen daha birçok tanrısal varlığa inanılmaktaydı. Bundan başka canı ve malı koruyan ev ruhlarına inanılırdı. İnkalar arasında atalar kültü de oldukça yaygındı, inkalar, ölüm sonrası hayatın varlığına, öldükten sonra iyilerin gökyüzünde yüksek bir mekana çıktıklarına, kötülerin ise yeraltında soğuk yerlere gittiklerine inanırlardı.
İnka Dini:
Meksika'da Aztek imparatorluğunun çağdaşı olan güçlü İnka İmparatorluğu Pachacuti'nin (1438-1471) saltanatından itibaren Güney Amerika'nın büyük bir bölümüne yani Ekvator'dan Şili'ye kadar olan bölgeye hakim olmuştur. Gittikçe egemenliği yayıian İnka'lar, egemen oldukları bölge halkını, politik ve ekonomik teşkilatlarına boyun eğmeye ve dilleri quichua'yı ve dinleri olan Güneş kültünü benimsemeye zorlamışlardır.
Güneş kültü, imparatorluğun iktidarına sıkıca bağlı bulunmaktadır. Çünkü İnka kralı Sapa İnca, Güneş Tanrısı İnti'nin neslinden kabul ediliyordu. Fakat İnka imparatorluğunda icra edilen kült, sadece güneş kültü değildi. O, farklı kökenli inanç ve dini unsurlardan bir karışım meydana getiriyordu. Bunun için Güneş Kütünde bir tür halk inancı olan Animist kökenli Huaca kültü ile yüce Tanrı olan Viracocha kavramını meydana getiren teolojik nazariyeler birlikte bulunmaktadır. İnka Tanrı panteonunun tepesinde Güneş ve onun kız kardeşi ve eşi olan ay bulunmaktadır. Yani İnti ile Quılla (Ay) bulunmaktadır. Böylece, bu Tanrısal çiftler, mitolojik dönemde Manco Capac hanedanlığının atalarına benzemektedirler. Buna göre ilk imparator, Manco Capac ve kızkardeşi ve eşi olan Mama-Ocllo, Tanrısal çiftler soyunu oluşturmuşlardır. Buna göre, yaşayan İnka imparatoru ve eşi de aynı tanrısal soyun bir devamı olarak kabul edilmiştir.
İnka'ların en büyük mabedleri başşehir Cuzco'daki Coricancha mabedidir. Bu mabedde, Güneş Tanrısı altından, Ay Tanrısı da gümüşten yapılmış iki disk ile temsil edilmiştir.
İnka'ların inandığı diğer Tanrılar ise, gök gürültüsü ve yağmur Tanrısı olan İllapa ile bazı yıldızlardı.
Aslında İnka dininin kökenini, İnka öncesi toplumların inançları oluşturmaktadır. Meselâ Huaca kelimesi, eşyayı, dağı, taşı, mağarayı, mezarı ve tabiatüstü esrarlı güçlerle mücehhez bütün eşyaları belirtmektedir. Başkent Cuzco ve çevresinde 500 den fazla Huaca sayıları bulunmuştur. Mahalli efsanelere göre bu eşyalar, taş haline gelmiş insanlar ve hayvanlardır. Huaca, mezarar, Malqui ise ataların kemikleridir. Mumyalar ise ölen imparatorların, mumyalarıdır. Yine İnkalar da, dağ yollarında Apacheta diye adlandırılan taş yığınları yükseliyordu. Bu taşları, yolcular, yolculuklarının iyi geçmesi için yığıyorlardı.
Cenopalar ise Huaca’nın özel bir bölümüdür. Yani burada, sözkonusu olan, büyü, muska ve heykelciklerdir. Bunlar, ailelerde muhafaza edilmektedir. İnka imparatoru Gök gürleme Tanrısı'nın bir canopa'sma sahip olduğu söylenir. Yine İnkalar'da, Ana-Tanrıça olan, Pacha-Mama, ve Sara-Mama, Mısır Tanrıçası olarak kabul edilmekte ve ikinci derecede rol oynamaktadır.
Merasimler, on iki aylık güneş-Ay takvimini düzenliyorlardı. Bu merasimler rahiplerle ve “güneşin Bakireleri” diye isimlendirilen “seçilmiş kadınlarla” ifa ediliyordu.
İnkarnasyon (Hulul):
İlahi bir varlığın insan veya herhangi başka bir doğal varlık şeklinde tezahür etmesi. Değişik inkarnasyon tipleri mevcuttur. Örneğin Hıristiyanlıkta tanrısal cevherin Mesih'te inkamasyonu kabul edilir. Hinduizmin Avatara inancına göre İse tanrısal varlıklar (özellikle Vişnu) çeşitli insan veya daha alt düzeydeki tanrısal varlıklar şeklinde tezahür edebilirler. Budizmde ise Nirvana öncesi Buddhaların başarılı ruh göçlerinden bahsedilir. Ancak burada herhangi bir tanrısal varlığın inkarnasyonu söz konusu değildir. Tibet Lamaları da önceki Buddhalar veya Bodhisattvaların inkarnasyonları olarak kabul edilirler. Bakınız: Reinkarnasyon, Tenasüh.
İnka Rahipleri:
İnka dini, devlet dini olması hasebiyle, çok sayıda din adamının varlığını gerektirmiştir. En büyük rahip, (Villac umu), imparatorun yakın akrabasıdır ve çok asil bir yeri vardır. O, doğrudan doğruya rahipleri ve “Güneşin Bakirelerini” kontrol altında tutmaktadır. Her eyalet, her şehir veya köy, rahibleri ve hizmetçileri, mahalli Tanrıların hizmetine veriyorlardı. Cuzco daki güneş Tanrısı mabedindeki kültte, dört binden fazla kişi hizmet vermekteydi. Güneş Mabedi, Titicaca gölünde bir adanın üzerine inşa edilmiştir. Burada farklı kategorilerde altı yüz bölge papazı ve şarap dökme merasimi için chicha imal eden bin kadın bulunuyordu.
Din adamı sınıfının hayatı ve mabedlerin giderleri, güneşin topraklarından ve lama sürülerinden elde ediliyordu. İnkalar bir bölgeyi imparatorluklarına ilave ettiklerinde bu araziyi üçe bölüyorlardı; Güneşin, devletin ve yerli halkın arazileri. Köylüler, Öncelikle gelirleri dine ait olan arazilerde çalışmak zorundaydılar.
İnnen:
Karma (Dharma) doktrini için kullanılan Japonca terim.
İnnina (İrnina, Nin):
Venüs gezegeni tanrıçası için kullanılan Sümerce isim; tanrıça İştar'ın Sümerlerdeki karşılığı. Bakınız: İştar.
İnopportunistler:
1869-1870 Vatikan Konsili'nde, papanın yanılmazlığı tanımına karşı çıkan Hıristiyanlara verilen ad.
İnsan:
Kur'an'ın 76. suresi. 31 ayetten oluşan bu sure Medine'de nazil olmuştur.
İnsan Kurbanı:
Çeşitli inanç sistemlerinde saman zaman rastlanan bir uygulama; kutsala en üst düzeyde yapılan takdim. Çeşitli kutsal metinlerde, eski devirlerde ilk doğan erkek çocuğunyüce varlığa kurban olarak adanması geleneğinin varlığına ışık tutan ifadeler yer alır. Ayrıca yapılan araştırmalarda başta Aztekler olmak üzere, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan çeşitli paganist toplumlarda ve sır dinleri mensupları arasında İnsan kurbanı törenlerine yer verildiği anlaşılmıştır. Kurban edilen şahıslar başta esir ve köleler olmak üzere, çocuklar ve kadınlar arasından seçilirdi.
İnsanın Dostları:
Yehova şahitlerinden çıkmış olan milenarist bir harekettir. Yehova şahitleri doktrinini sınırlamaktadırlar. İsviçreli Alexandre Freytag (1870-1947) tarafından kurulmuştur. O, insanlara, ebedî hayatı öğretmeye kendini adamıştır. Ona göre ebedi hayatı tanımanın yolu, bir embryon halinde bulunan ve yeryüzü cennetinden geçmektedir. Bu cennet ise, doğru bir beslenme ile fedakarlıkla ve yeryüzünü yeniden ağaçlandırma ile kazanılmaktadır. Kurucusunun ölümünden sonra, mezhep, İsviçre ve Fransa kolu olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Fransız kolu Lot-et-Garonne'a yerleşmiştir.
Be'lı bir doktrinleri ve iman ikrarları mevcut değildir. Ancak Egoizmi yok ederek gerçek kilise kurulabilir düşüncesine sahiptirler.
Belli bir kilise sırları da yoktur. Yaptıkları tek şey, murakabe halindeki sessiz toplantılar ve ifade ettikleri şehadetlerdir.
Dünyada yüzbin civarında mensupları vardır. Bunun yaklaşık beşbini Fransada'dır.
İnşikak:
Kur'an'ın 84. suresi. Mekke'de nazil olan bu sure 25 ayetten oluşur.
İnşirah:
Kur'an'ın, Mekke'de nazil olan 8 ayetiik 94. suresi.
İnti:
Güney Amerika yerlilerinden İnkaların güneş tanrısı. İnti, güneş ışınlarıyla çevrilmiş parlak yüzlü bir insan şeklinde düşünülür. İnka krallarının İnti’nin soyundan geldiğine inanılır ve dolayısıyla yalnızca onların İnti’nin ismini zikretmelerine izin verilirdi. İnkalar, İnti için yıllık mısır hasadı festivali düzenlerlerdi. 8 gün süren bu festival esnasında gün doğumundan batımına kadar ilahiler okunur ve çeşitli hayvan kurbanları yapılırdı.
İnziva:
Çeşitli nedenlerle toplumdan uzaklaşarak bir başına yaşama; dünyadan el etek çekme; bir başına kendini ibadete, teemmül ve istiğraka verme. Asketik yaşam tarzının vaz geçilmez bir unsuru olan inzivaya, asketizme yer veren tüm dinsel geleneklerde önem verilir. Tasavvufta “Halvet” olarak ifade edilen bu yaşam tarzı, yaygın geleneğe göre 40 gündür. Bakınız: Asketizm.
İo:
(1) Yeni Zelanda'da Maorilerin yüce tanrısı. “Gizli yüzlü İo, “her şeyin başlangıcı İo”, “sonsuz İo” ve “aşk tanrısı İo” gibi tanımlamalar, onun tabiatını açıklamaktadır. Onun diğer bütün tanrılardan üstün olduğuna ve yalnızcarahiplerce bilindiğine inanılır.
(2) Eski Yunan mitolojisinde tanrıça Hera'nın Argos'taki bir rahibesi; Zeus'un metresi. Mitolojiye göre Zeus, İo ile beraber olmak için kendisini bir buluta dönüştürür. Karısı Hera'nın buna kızması üzerine, gizlice İo'yu genç bir inek haline çevirir. Ancak bu inekten şüphelenen Hera, onu gözetlemesi için dev Argos Panoptes'i görevlendirir. Daha sonra Hermes, Apollo'dan aldığı flütünün sihirli sesiyle Argos'u uyutmaya başlar. Argos'un yüz tane olan gözü kapandığında Hermes onun başını keser. Sonra Hera bu beyaz ineği sokması ve rahatsız etmesi için bir sinek gönderir. Bu arada İo ise bu işkencelerden kurtulmak amacıyla kaçarak denizi geçer ve çocuğu Epaphus ile birlikte Mısır'a gider.
İoskeha:
Kuzey Amerika yerlilerinden İroquois ve Huronların yaratıcı tanrısı. Onun rüzgar tanrısının ikiz oğullarından birisi olduğuna inanılır. Mitolojiye göre loskeha, henüz annesinin karnındayken ikiz kardeşi Tawiscara ile kavga eder ve kavga sırasında annesi ölür. Tavviscara, İoskeha'nın kavgayı başlattığını iddia eder ve tanrıça Ataentsic, İoskeha'yı uzaklaştırır. Bunun üzerine babasına sığınan İoskeha'ya babası avlanması için silahlar ve ekmesi için tohumlar verir. Böylece İoskeha hayvanları yaratır ve bitkileri yetiştirir. Ayrıca o, hayvan ve bitkileri kötü etkisi altına alan Hadui adındaki bir şeytanı da alt ederek ondan ayinlerde kullanılan si' Kirli bitkiyi, tütünü alır. Ay ve güneşi kötülüklerin erişemeyeceği yere, gökyüzüne yerleştirir; en sonunda da insanlığı yaratır. Bu esnada kardeşi Tavviscara kendisini gözlemektedir. O da İoskeha gibi şeyler yaratmaya çalışır ancak başaramaz ve sonunda İoskeha tarafındansürgüne gönderilir.
İrene (Eirene, Pax):
Eski Yunan barış tanrıçası; Zeus veThemis’in kızı ve Horealardan birisi; Dike ve Eunomia'nın kız kardeşi. 3 Ocak onun festival tarihiydi.
İrene (130-202):
Anadolu'da doğmuş, Lyon piskoposu olmuş ve Lyon'da ölmüştür. İzmir piskoposu S. Polycar-peinin talebesi olmuş ve onu Polycarpe 157 yılına doğru Gaules'a göndermiştir. Daha sonra Lyon piskoposu S. Pothin, ona rahiplik derecesi vermiş ve papa Eleuthere, Yahudilerle aynı gün paskalya bayramını kutlayan doğulu Hıristiyanları cezalandırmaması için onu aracı olarak göndermiştir. 177 yılındaki zulümlerde öldürülen S. Pothin'den sonra, Lyon piskoposu olmuştur (178). İrenede muhtemelen 202 yılındaki zulümler döneminde öldürülmüştür. S. İrene, bütün hayatını, İncil propagandasına adamıştır. Gnostiklere karşı şiddetle mücadele etmiştir. II. yüzyılda Batı'da imanın koruyucusu olmuştur. Onun ençok üzerinde durduğu konu, Havariler geleneğini devam ettirme konusudur, “Demonstration de la prediciation Apostolique” isimli bir müdafaa risalesi vardır. Fakat bu risale, sadece Ermenice tercümesiyle bilinmektedir. Bu risale, Anti-Gnostik açıdan önem taşımaktadır.
İris:
Eski Yunan'da gökkuşağı tanrıçası; tanrıların elçisi. Thaumas ve Electra'nın kızı olduğu söylenen İris’in tanrı Zeus'un kişisel elçisi olduğu ve insanlara ve tanrılara onun mesajını ilettiği düşünülürdü. İris’in özel bir asa taşıdığına ve kanatlarının bulunduğuna inanılırdı. Kült merkezi Delos'ta olan İris'e kuru incir ve bal kekleri takdim edilirdi.
İrra:
Tanrı Nergal'ın bir ismi. Kendisine, tanrıların isteği üzerine insanlığa hastalık verme görevi verildiği düşünülür. Bakınız: Nergal.
İrtidat:
Dinden dönme; bir inancı terk ederek dinin dışına çıkma; apostazi. İrtidat eden kişiye Mürted adı verilir.
İsa:
İsa Mesih y. MÖ 5/3-MS 28/30.
Kur'an'da ismi zikredilen, mucizevi şekilde bakire Meryem'den doğduğu belirtilen ve kendisine İncil’in verildiği ifade edilen bir peygamber.[61] Kur'an'daki çeşitli ifadelere göre İsa, çocukluğundan itibaren çeşitli mucizeler göstermiştir. [62]O, kısa rısaleti süresince içinde yaşadığı Yahudi toplumuyla mücadele etmiş ve sonunda tıpkı çağdaşı Hz. Yahya gibi ölüme mahkum edilmiştir. Ancak Kur'an çarmıha gerilerek öldürülenin İsa olmadığını, fakat Yahudilerin çahmıha gerdikleri kişinin İsa olduğunu zannettiklerini vurgular. Zira Allah, onu mucizevi olarak bundan kurtarmış ve daha sonra vefat ettirmiştir. [63]Kur'an'ın İsa'yla ilgili ifade ettiği bu hususlar, Kur'an öncesi dönemlere ait çeşitli ekollerce de benimsenmiştir. Hıristiyanlıkta ise İsa, teslisi oluşturan üç tanrısal varlıktan birisi olarak görülür. Hıristiyanlar onun Oğul olarak tanrısal bir cevhere sahip olduğuna, insanların kurtuluşu için insan şeklinde tecessüd ettiğine, yeryüzünde hukuka bağlı bir insan şeklinde yaşayarak çile çektiğine ve İnsanlığın temizlenmesi için çarmıha gerilerek kendi kanını akıttığına inanırlar. Hıristiyanlara göre çarmıhta ölen tanrı İsa mezara gömülmüş, ancak gömülüşünün üçüncü gününde mezardan çıkarak semaya yükselmiş ve orada tanrısal krallığını ilan etmiştir. İnanışa göre o, ahir zamanın sonuna yakın bir dönemde Mesih olarak tekrar yeryüzüne gelecek ve insanlığın kurtarılması konusunda yarım kalan işini tamamlayarak yeryüzünde tanrının krallığı dönemini başlatacaktır. Bakınız: Diriliş, Parousia, Doketizm, İncil.
İsaf Ve Naile:
Cahiliye dönemi Araplarınca tazim edilen iki uluhiyet. Bunlar, Kabe mevkiinde yer alan iki dikili taşla temsil olunmaktaydı. Araplar, İsaf ile Naile’nin iki sevgili olduklarına ve Kabe içerisinde zina ettiklerinden dolayı taşa dönüştürüldüklerine inanırlardı.
İsaiah:
Bir Eski Ahit peygamberi. İsaiah, Yahuda krallığı sarayında etkili olan bir kişiydi. MÖ 740'tan Asurluların Yahuda'yı işgal ettiği 701'e kadar çalışmalarını sürdürdü. Geleneksel olarak onun şehit edildiği kabul edilir.
İsaiah'ın Yükselişi:
Erken dönem kilise yazarları tarafından iyi bilinen bir apokrif kitap. İlk kısım [64] İsaiah'ın öldürülüşü olayını anlatır, ikinci kısım ise [65] onun göksel
aleme çıkışını ve orada kendisine vahiy verilişini anlatır. Bu apokrif metnin MS 350 öncesine ait olduğu belirtilir.
İshak (İsaac):
Kur'an'da ismi zikredilen bir peygamber[66]; Hz. İbrahim'e geç yaşında müjdelenen, eşi Sare'den doğma oğlu. Kitabı Mukaddes'e göre tanrı, İbrahim’in inancını denemek için oğlu İshak'ı kurban etmesini ister; ancak İbrahim’in bu denemeyi metanetle geçmesi üzerine İshak'ın yerine kurban olarak bir koç gönderir, îslami gelenekte ise genellikle kurban olarak adananın İsmail olduğu görüşü yaygındır. Bakınız: İsmail.
Hz. İbrahim’in Sara'dan doğma oğlu olan İshak, Esav ve Yakub'un babasıdır. Bu durumda İsrail oğullarını Hz. İbrahim'e bağlayan çok önemli bir bağdır. Hz. İbrahim’in Tanrıya kurban olarak sunmak istediği Tevrata göre İshak'tır.
İsrail peygamberlerinden, ikinci peygamber olan Hz. İshak, Tanrı Yehova tarafından seçilmiş bir şahsiyettir. Bunun için, kutsal kitapta (yeni ve eski Ahitte), Tanrı, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub'un Tanrısı olarak kendini takdim etmektedir. Kur'an-ı Kerim, Hz. İshak'ı salih insanlar arasında saymaktadır[67]. Hz. İbrahim’in, oğlunu kurban etmesi olayından Kur'an-ı Kerim bahsetse de, kurban edilmek istenen oğulun ismi zikredilmez. Ancak, İslâm kaynakları kurban edilmek istenenin İsmail olduğunu belirtirler. İslâmiyetle-Yahudilik arasındaki en önemli konulardan birisi, Hz. İbrahim’in, hangi oğlunu kurban etmeye yöneldiği konusudur. Bu konuda açık olarak İsmail veya İshak ismi zikredilmez. Hz. İbrahim’in ilk oğlu, Hz. Hacer'den doğan İsmail'den İslâm kaynakları bahseder ve kurban edilmek isteneninde o olduğunu zikrederler. Ancak Tekvin [68] de Hz. İbrahim’in kurban etmek istediği çocuğun İshak olduğundan bahsedilir. Tekvine göre İshak’in kurban edilme işleminde babasına itaat ettiğinden bahsedilir. Bu konuda Kur'an-ı Kerimin Sâffât süresi 101-103. ayetlerindeki anlam, Tekvindeki anlamla uyuşmaktadır. Ancak, Saffat suresi 101-111. ayetlerinde Hz. İsmail’in ismi zikredilmez. Kur'an müfessirleri, kurban edilmek istenenin İsmail olduğunu beyan etmekte iseler de, bu konuda Kur'anda açık bir husus yoktur, Müfessirlerin İsmail demelerindeki sebep, Hz. İsmail’in Harran'dan göçten sonra doğmuş olmasından olabilir. Fakat Tekvin'de Hz. İbrahim’in önce Filistin'e, daha sonra da Mısır'a gittiğini ve Sara'nın cariyesi olan Hacer'le Mısır'dan dönüşte evlendiğini okuyoruz. Böylece Hz. İbrahim’in ilk çocuğunun Hz. İsmail olduğunu öğreniyoruz. Hz. İbrahim’in ilk karisi Sara'dan, ishak daha sonra doğmuştur. Böylece İslâm'a göre İsmail’in mi yoksa İshak'ın mı kurban edilmek istendiği konusu kapalı kalmakta ve İslâm bilginlerinin çoğunluğu İsmail’in kurban edilmek istendiğini beyan etmektedirler.
İsis (Aset, Eset):
Eski Mısır tanrısal varlıklarının en önemlilerinden birisi; ideal annelik ve kadınlık sembolü; ana tanrıça. Bir verimlilik tanrıçası olan İsis, Osiris’in kızkardeşi ve karısı, Horus'un ise annesidir. Onun yeryüzü tanrısı Geb ile gökyüzü tanrıçası Nut'un kızı olduğuna İnanılır. Mitolojiye göre İsis, kocasr yeryüzüne Mısır kralı olarak hakim olduğunda tebasına un yapmayı, ip eğirmeyi ve hastalıkları iyileştirmeyi öğretmiştir. Ayrıca onun evlenmeyi tesis ettiğine de inanılır. Bundan başka o, kocasının yokluğunda onun yerine hükmetmiş ve kocası öldüğünde ise onun cesedini aramıştır. Ancak buna mani olmak isteyen Set, cesedi 14 parçaya ayırarak her bir parçayı uzak bir yere atmıştır. İsis daha sonta bu parçaları birleştirerek cesedi mumyalamış ve böylelikle Osiris ebedi hayatta tekrar restore edilmiştir. İsis kültü, Mısır'dan başka Roma'da da yaygınlaşmış ve orada o, çekici olgun bir kadın şeklinde tasvir edilmiştir. Roma'da 29-31 Ekim tarihlerinde onun adına düzenlenen festivaller kutlanırdı. Kötü ruhları kovmak için çıngırak ve Tat adı verilen sihirli bir düğüm tanrıça İsis’in kutsal sembolü olarak kullanılmıştır. Ayrıca İsis’in, kutsal isim Ra'yı keşfeden tek uluhiyet olduğuna inanılır. İnanışa göre o, bir sihirli yılanla Ra'ya işkence ederek, ondan İsminin gizli anlamını açıklamasını sağlamıştır. İsmin gizli anlamını kavramak ise ona hayat gücü vermiştir.
Mısır Tanrılar panteonunun en meşhur Tanrıçasıdır. Geb ve Nout'un kızı olarak kabul edilmektedir. Kardeşi Osiris’in zevcesidir. Horus'un annesidir. Osiris mitolojinin kahramanıdır. Bu mitolojinin birçok varyantları vardır. Evlilikte aşkın sembolü olmuştur. Set tarafından ondört parçaya bölünmüş olan eşinin vücudunu araştırmıştır. Nephtis ve Thot tarafından yardım edilen İsis, sihirsel gücüyle Osiris'e yeniden hayat nefesi vermiş ve ondan oğlu Horus'a hamile kalmıştır. İsis’in efsanesi, bütün Mısır'a yayılmıştır. Bunun için Mısır'da çok sayıda İsis mabedi yapılmıştır. Bunların en meşhuru Philae mabedidir. Ay Tanrıçası, Ana Tanrıça, çocukluğu himaye eden, sınırsız güçle mücehhez olan İsis, yüce Tanrılığı elde etmiş ve Mısır'da gittikçe popüler hale gelmiştir. Nihayet evrensel Tanrıça olmuş, Yunanlılar tarafından Demcter'le (büyük Tanrıça) birleştirilmiştir. Romalılar büyük bir heyecanla İsis Demeter kültürü kabul etmiş ve bütün imparatorluğa yaymışlardır. O zaman İsis, tabiatın evrensel anası olmuştur. Onun adına her yerde mabedler tahsis edilmiş, rahipler sınıfı oluşmuş, ritüeller ve bayramlar teşekkül etmiştir. Bu ritüellerin bir kısmı Hıristiyan dinî törenlerine geçmiştir. Ana Tanrıça kültü olarak ifade ettiğimiz “İsis sırlarının” Roma dünyasının dinî evriminde çok büyük rolü olmuştur.
İskenderiye İlahiyat Okulu:
Hıristiyanlıkta İsa'nın şahsıyla ilgili tartışmalarda monofizit akideyi savunan teolojik akım mensupları; Kitabı Mukaddes yorumu konusunda Alegorik Tefsir geleneğini sürdüren İlahiyatçılar, İskenderiyeli yazarlar, tanrının aslanlığını, her üç şahsiyetin de esaslı tanrılığını ve vücut bulmuş Mesih’in ilahi tabiatını vurguladılar. Bu nedenle onlar, Mesih’in insanlığı konusunda ısrar eden Antakya ekolüne karşı çıktılar ve Mesih’in ilahlığı konusundaki aşırı ısrarlarıyla onlar Mesih’in gerçek insanlık yönüne inanmayı reddettiler. Monofizitizm ve Monothelitizm akımları, bu ekolün görüşleri doğrultusunda şekillendi. Bakınız: Antakya İlahiyat Okulu.
İskenderiyeli Athanase (Atha-Nase D'alexandrie):
İskenderiyye piskoposudur. Arianızmi mahkûm ettirdiği İznik Konsili'nin (M.S. 325) öncülerindendir. İlâhiyatçı, hatip, kilise babası olan Athanase, i'tizal olarak mücadele ettiği Arien'ler tarafından birçok defa sürgün edilmiştir.
İslam:
Kur'an'da, Hz. Muhammed vasıtasıyla tebliğ edilen ve yalnızca Allah'ı ilah olarak tanıma, O'na hiçbir şeyi ortak koşmama ve yalnızca Allah'a ibadet etme temeline dayalı olan din, inanç sistemi. Arapça “teslim olmak, boyun eğmek” anlamına gelen bir fiil kökünden türetilen ve terim olarak “teslim olma” anlamına gelen İslam, Kur'an'da “Allah'ın insanlar için seçtiği (belirlediği) din”, “Allah'ın dini” şeklinde tanımlanır. [69]Dini, insanın yaşam biçimi ya da hayat tarzı olarak tanımlayan Kur'an'a göre Allah'ın dini olan İslam, insanı hidayete ve kurtuluşa kavuşturacak olan yegane dindir. İnsanın yaşamında ölçü olarak seçeceği, İslamın dışındaki diğer dinler ise kişiyi sapkınlığa ileten yollardır; Allah, İslamdan başka din edinilmesinden asla razı olmaz, İslam, kendi tarihini İnsanlık tarihinin herhangi bir dönemiyle ya da Hz. Muhammcd'le başlatmaz; zira İslam, insanlık tarihiyle başlayan bir tarihsel sürece sahiptir. Allah'ın dini olarak îslam, yaratılan ilk insan olan Adem'e Allah tarafından bir yaşam tarzı olarak öğretilmiştir. Adem sonrası dönemde de İslam, çeşitli elçiler vasıtasıyla tekrar tekrar insanlığa anlatılmış, insanların İslamın dışında başka yollar edinmemeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla Kur'an'a göre Adem, Nuh, Hud, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ve bütün peygamberler, insanlara Allah'ın dini olan îslamı tebliğ eden birer İslam peygamberidirler ve onların tebliğ ve temsil ettikleri din de İslamdır. [70]İslamda, bu peygamberlere ve onlara Allah katından verilen vahiylere inanmak, aralarında herhangi bir ayrım yapmamak iman esaslarmdandır. İslamın temeli mutlak bir monoteizme, Allah'ın her konuda birlik, teklik ve en üstünlüğüne dayanır. Bu doğrultuda İslam, hayatın merkezine Allah inancını yerleştirir ve her konuda Allah'ın üstünlüğünü kabul etmeyi ve Allah'ın koyduğu sınırları (Hududullah) gözetmeyi olmazsa olmaz bir değer olarak görür. Herhangi bir konuda Allah'ın koymuş olduğu kurallara alternatifler aramayı ya da yalnızca Allah'a ait olması gereken hakları kişinin kendisinde veya bir başkasında görmesini Allah'a ortak koşma (şirk) olarak niteler ve bunun kişiyi kesin bir sapkınlığa ileteceğini vurgular. [71]İslamın temel öncelikli kaynağı Kur'an'dır. İslam, inanan kişinin, Allah'tan bir vahiy olan Kur'an'da belirtilen tüm hususlara tam bir teslimiyetle inanarak kabul etmesini ve Kur'an'da kendisine öngörülen yaşam tarzını hayatında gerçekleştirmesini ister. Ayrıca Kur'an'da peygambere (Hz. Muhammed'e) itaat da sıkça vurgulanır. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in Sünnet'i, yani İslamı algılama ve yaşama konusundaki örnekliği de İslamın Kur'an'dan sonra gelen temel kaynağıdır. İslamda, kişinin tüm yaşamı ibadet ya da kulluk çerçevesinde ele alınır; dolayısıyla inanan insanın bütün tavır ve davranışlarında yalnızca Allah'a ibadeti (salih amel) gözetmesi istenir. Bu arada, kişinin yaşamında gerçekleştirmesi istenen namaz, oruç, zekat gibi bazı özel ibadet biçimleri ise Kur'an'da özellikle vurgulanır. Bu temel ibadet şekilleri yaygın olarak “İslamın 5 şartı” diye bilinir. Bakınız: Kur'an, Müslüman, İman, İbadet.
İslâm dini, kültürel ve politik değerler sistemine sahip olan bir dindir. Ancak müslümanların, müslüman olmayanlarla diyalogu zor bir hadise değildir. Özellikle Müslümanlarla Hıristiyanlar bugün birçok ülkede bir arada yaşamaktadırlar. Hatta günlük hayatta işbirliği yapmakta ve aynı devlete hizmet etmektedirler. İslâm dini, prensip olarak bu şekildeki diyaloga hiçbir zaman kapalı kalmamıştır. İslâm dini davet metodunu, “Rabbin yoluna hikmetle, güzel öğütle “davet et şeklinde ortaya koymuştur. [72]Fakat davetin müsbet sonuç vermesinden ümit kesilirse o zaman her din sahibini kendi inancıyla başbaşa bırakmak tavsiye edilmektedir.[73] İslâmın diğer din sahipleriyle karşılaşmasının tarihini İslâmın bidayetine kadar götürebiliriz. Bu karşılaşmalar, bazen çok derin, bir anlayış içinde cereyan etmiş, bazen de şiddetli teolojik tartışmalar içinde kendini göstermiştir. Özellikle İslam-Hıristiyan ilişkilerini ortaya koyan İslâmi literatür oldukça zengindir. [74]
İslâmiyet ile Hinduizm arasındaki en meşhur diyalog gayreti, Ekber zamanında (1542-1605) yapılmıştır. Ekber’in hedefi, senkretik bir din kurmak olduğu için bu diyalog pek başarılı olmamıştır. İslâm Hıristiyan diyalogu konusunda Katolik kilisesinin teşebbüsünü de burada hatırlatalım. Muhtelif Hıristiyan akımları arasında meydana gelen ökümenizm hareketinin içinde İslâm-Hıristiyan diyalogu da tavsiye edilmiştir. Bu diyalogtan maksat, her iki tarafında biribirini tanıması idi. Böyle bir diyalogun öncüleri arasında Louis Massignon (öl. 1962) ve P. Demeersman'ı sayabiliriz. Demeersman; Tunus'da, Arab Güzel San'atlar Enstitüsünü (İbla)'yı kurmuştu. Diğer Hıristiyan şarkiyatçılar da birçok merkez kurmuşlardır. Bu faaliyetler, Katolik kilisesi tarafından kabul edilmiştir. İşte bu fikirler II. Vatikan konsilinde (1962-1965) açıklık kazanmış ve bu konsilde “Hıristiyan olmayan Dinler Sekretaryası” kurulmuştur (1964). Bu tarihten itibaren, Vatikan ile İslâm dünyasının bazı kuruluşları çok sayıda “İslâm-Hıristiyan diyalog” toplantıları yapmışlardır.
Cenevre'deki “Kiliseler Genel konseyi” de “zamanımızın ideolojileri ve inananların Diyalogu” için kurulan alt-komisyon da bir “İslâm bölümü” açmıştır.
Müslümanlarla-Hıristiyanlar arasında yapılan diyalog toplantıları her iki tarafın iyi niyet taşıdığını ortaya koymuştur. Bugün Müslümanlar ve Hıristiyanlar, dünya barışı, vicdan hürriyeti, sosyal adalet, insan hakları gibi konularda çok faydalı çalışmalar yapabilecek durumdadırlar.
İslâm Öncesi Arabistanda Din:
İslâm öncesi dönemde Arap putperestliği, tüm Arabistan yarımadası ile Suriye'nin kuzey sınırlarına kadar uzanan bölgede yaşamaktaydı. Bu putperestlik, ibadet alanında temel bir bütünlük arzetmekteydi. Fakat pantheon ile ilgili alanda pek net değildi. Herodota göre Araplar, Orotalt diye adlandırdıkları yegane Tanrıları Dionysos'a ve Alilat diye isimlendirdikleri Ourania'ya ibadet etmekteydiler. Orotalt Arap putperestliğinin iyi bilinen bir Tanrısıdır. Fakat bazılarına göre bu Tanrı, bir Tanrıça idi. Alilat, el-lat veya allat haline gelmiştir. Buda bir Tanrıça idi. Araplar onu, Allah'ın üç kızından biri olarak görüyorlardı. Mekke'de Hubel, Allahı temsil ediyordu. Menat ve Uzza Allah'ın diğer iki kızı olarak kabul ediliyordu. Menat, kader ve taîih tanrıçası idi. Uzza ise en güçlü Tanrı kabul ediliyordu. Bu putların yamsıra iyi ve kötü cinlere de inanılıyordu.
Araplar bu putlara, kanlı kurbanlar takdim ediyorlardı. Rahipler, fal okları çekerek, insanların talihlerini yorumlayorlardı. Çoğu zaman, yüksek yerlerde bulunan tapınaklar, bir haremle sınırlandırılıyordu. Oraya sadece silahsız olarak ve günlük elbiseler çıkarılarak giriliyordu ve putlar tavaf ediliyordu. Sonbahardaki sulh aylarında genelde büyük panayırlar kuruluyordu. Bu panayırlarda hitabet yarışları ve hac yapılıyordu. Dini törenler, kurban merasimleri ve dinî bir yemekle sona eriyordu. Güney Arabistan: M.Ö. iki bin yılının sonunda Güney Arabistan'da, sulama tesislerine dayanan bir medeniyet kendini göstermişti. Bu topraklar üzerindeki en eski kitabeler, M.Ö. bin yılından önceyi göstermektedir. Bu bölgede Saba va Ma’in krallıkları kurulmuştur. M.S. III. yüzyılın sonuna doğru Saba krallığı tüm komşularına egemen olmuştur. Daha sonra bu bölgede Hıristiyanlık ve Yahudilik kendini göstermiştir.
Yüce Tanrı Attar, fırtına ve şimşek Tanrısıydı.
Şems (güneş), bir Tanrıça’nın adıdır. Saba hanedanlığının koruyucu Tanrısıdır. Bazı krallıklar da kendi özel Tanrılarına sahipti. Main krallığının Tanrısı Vedd; Saba krallığının özel Tanrısı, Almakah; Kataban krallığının Tanrısı Amm ve Hadramet krallığının Tanrısı Sin idi. Ayrıca her kabilenin koruyucu Tanrısı vardı. Yine ocak Tanrıları ve sulama ile ilgili Tanrılarda tebcil ediliyordu. Rahipler, Tanrıların inayetini elde etmek için, kurbanlar ve takdimeler sunuyorlardı. Her şehrin kendisine ait bir veya daha çok mabedi vardı. Bu mabedlerde dinî kitabeler ve adaklar muhafaza ediliyordu. Genelde mabedlerin planları dikdörtgen şeklinde idi. İçinde putların ve mihrabın bulunduğu bir yer vardı. Mesela Hadramevt'te mabed, bir tepenin üzerindeki bir terasta bulunuyordu. Oraya çok basamaklı bir merdivenle çıkılıyordu. Kuzey Yemen'deki Cebel laud tepesinde iki mabed vardı. Bu iki mabed 6 km.lik bir kaldırımla biribirine bağlanmıştır. Bu yol üzerinde hac yemekleri için taştan masalar yapılmıştır. Hac merasimi ve şölen yemeği bütün mabedlerde icra edilmektedir.
Güney ve Orta Arabistan'ın dini kaynakları:
1- Safaitik yazıtları: Şam'ın güney doğusundaki, Ürdün'deki ve Suudi Arabistan'daki kitabelerin verdiği bilgilere dayanılarak İslâm öncesi Arabistan'ın dinî durumu hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu kitabelerin tarihi, M.Ö. I. yüzyıldan M.S. sonra IV. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrı panteonları, komşu Tanrılardan etkilenmiştir. Bu bölgede belli başlı Tanrı, muhtemelen güneş Tanrıçası olan Al-Lat idi. Bu Tanrı Lâh (ilah-Allah)la birlikte bulunuyordu. Yine bu bölgede Rudâ, Dushâra ve Shay'ha-kavm tebcil ediliyordu. Palmyre'den alman Tanrı Ba'alsamin “göğün sahibi” olarak, yağmur ve fırtına Tanrısı olarak yüceltiliyordu. Bu bölgelerde bazı taşlar üzerine yapılmış resimler, ölünün dostlarının ve akrabalarının, ölüyü davet için, kendi isimlerinin yazıldığı taşları attıklarını göstermektedir.
2- Thamoudeennes yazıtları: Bu yazıtlar ismini, özellikle kuzey Arabistan topraklarında yaşayan Thamoud Arap kabilesinden almaktadır. Bu yazıtlar M.Ö. IV. yüzyıldan başlayarak M.S. III. yüzyıla kadar sıralanmaktadır. Belli başlı Tanrıları şunlardır: İl (Bu Tanrı Allah'a eş durumdadır) İlâh ve Lahay olarak tebcil edimektedir. Dişisi ise Lâftır. Rudâ, Nuhay ve Attarsam diye bilinen Tanrılar, Ruldaiu, Nuhay ve Attarsamain ismi altında tebcil ediliyordu. Arab din tarihi uzmanı J. Starcky, Nuhay'ın, Lahay’ın basit bir varyantı olduğunu ileri sürmektedir. Lahay ise İlâh’ın aynısıdır. Yine o, Attarsam’ın (Attar), Uzza'yı temsil ettiğini ve Uzza isminin ise, Thamoudeens metinlerde bulunmadığını, ancak Menat isminin bulunduğunu belirtmektedir.
3- Lihyanites yazıtları: Lihyanit'ler İ.Ö. IV. yüzyılın başına doğru Hicaz'da Dedân bölgesinde bir krallık kurmuşlardır. Bunların hatıraları iki asır boyunca yaşamıştır. Bunların belli başlı Tanrıları Zu-Gabat'tı. Kürk sahibi anlamına geliyordu). Fakat bu Tanrının hüviyeti meçhul kalmıştır. Han-Aktap (Yazıcı), Tanrıça Han-Uzzâ ve Vedd bilinen diğer Tanrılarıdır. Muhtemelen bu son Tanrı, Ma’inTiler tarafından Dedân'a getirilmiştir. Tanrı Vedd’in bir mabedi vardı.
4- Nebateens yazıtları: Bir ticaret ve kervan halkıdır. Fakat Aramice bir yazı dili kullanıyorlardı. İ.Ö. IV. yüzyılın sonundan itibaren başşehirleri olarak, Petrâ zikredilmeye başlanmıştır. Nabateens’ler, Gazza'dan ölü denize kadar olan bölgeyi işgal etmişlerdir. Bunların toprakları, Harran'a kadar uzanan geniş ve verimli bir ülkedir.
Nabateens’lerin belli başlı Tanrısı Dushâra idi. Bu Tanrı Zeus'a benzetiliyordu. Bu Tanrı, Shay al-kavm (Halkın koruyucusu) olan Tanrıya muhalifti; Shayal-kavm, şarap içmeyen bir Tanrıydı. Nabateens’ler, Tanrılara kanlı kurban da takdim ediyorlardı.
İskoçya Birleşik Bağımsız Kilisesi:
1900'de Birleşik Presbiteryen Kilisesi'yle Iskoçya Bağımsız Kilisesi’nin birleşmesiyle oluşan kilise.
İsmail (İşmael):
Kur'an'da kendisinden bahsedilen ve övülen bir peygamber[75]; Hz. İbrahim’in oğlu. Kur'an'da, babası İbrahim'le birlikte İsmail’in Allah'ın emri doğrultusunda Kabe’nin temellerini yükselttikleri vurgulanır. [76]İslami gelenekte, Kur'an'da İbrahim’in oğlunu Allah'a adamasıyla ilgili anlatılan hadisenin [77]genelikle İsmail'le ilişkili olduğu düşünülür. Eski Ahit'te ise [78]İbrahim’in Hacer'den doğma oğlu olan İsmail’in, İshak'ın doğumundan sonra Sare’nin isteği (kıskançlığı) üzerine annesiyle birlikte çöle sürüldüğü anlatılır. Buna göre İbrahim, bir su tulumu ve bir parça ekmek vererek Hacer'i oğlu İsmail'le birlikte tek başına çöle gönderir. Su ve ekmek bitene kadar çölde dolaşan Hacer, sonunda çocuğun (İsmail’in) ölümünü görmemek için onu bir çalılığın arkasına atar ve uzakta bir yerde ağlamaya başlar. Sonra tanrının meleği gelerek çocuğu almasını, tanrının her şeyden haberdar olduğunu söyler. Hacer, çocuğu aldığında orada bir su kuyusunun belirdiğini görür. Daha sonra çocuk büyüyerek bir okçu olur ve bir Mısırlı kadınla evlenir. Öte yandan Eski Ahit'te, İbrahim’in hangi oğlunu tanrıya adadığı konusunda bir çelişki göze çarpar. Bir ifadede İbrahim’in ilk doğan oğlunu adadığı vurgulanırken, bir diğerinde ise İshak'ı adadığı vurgulanmaktadır. Oysa İbrahim’in ilk doğan oğlu yine Eski Ahit'e göre İsmail'dir. Zira Eski Ahit, İbrahim 86 yaşındayken İsmail, 100 yaşındayken ise İshak doğduğunu vurgulamaktadır. [79]Bakınız: İshak.
İsmailiyye (Sebîyye, Yedi İmamcılar):
Şia'nın İmamiyye ekolü içerisinde, Caferi Sadık'ın oğlu İsmail’in (ö. 760) Caferi Sadık'tan sonra yedinci imam olduğunu kabul edenlerin oluşturduğu mezhep hareketi. Bu mezhep taraftarlarına göre yedinci imam İsmail ile onu izleyen imamlar Muhammed Mektûm ve Muhammed Hatib gizli imamlardır. İsmailiyye'ye göre peygamberler Allah'ın “Nâtık hüccetleri”dir; İmamlar ise “Sâmid hüccetleri”dir. Sâmidler, peygamberin yeryüzündeki vasileridir, imamlar günahsızdırlar ve yanılmazlar; dolayısıyla yaptıklarından sorumlu tutulmazlar. İmamlar uygun ortam oluşana kadar gizlenmek durumundadırlar; ancak uygun ortam oluştuğunda kendilerini açığa vururlar. Nitekim Fatımîler devletini kuran Ismailîlerin imamları gizlenme gereğini duymamışlardır. İsmailiyye, İslam dışı birçok dinsel gelenekten etkilenmiş senkretist bir mezhep görünümündedir. İsmaililik içerisinde değerlendirilen çeşitli akımlar Gulati şia olarak adlandırılan heretik akımlar arasında yer almaktadır. İsmailiyye mezhebi sonradan Nizariler ve Müstaliler şeklinde iki ana kola ayrılmıştır. Günümüzde Ağa Hanların önderliğindeki Nizariler, Hindistan'da “Hocalar” diye adlandırılır. Bakınız: Ağa Han.
İsmenus:
Eski Yunan'da nehir tanrısı Asopus ve Metope’nin oğlu.
İsnaaşeriye (Oniki İmamcılar):
İmamiyye’nin en büyük ve günümüzde en yaygın kolu; Caferilik. Bu mezhep mensupları, ilk altı İmam olan Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynelabidin, Muhammed Bakır ve Caferi Sadık'tan sonra, Caferi Sadık'ın büyük oğlu İsmail’in imamlığını, İsmail’in bası günahlara meyyal olmasından dolayı kabul etmezler ve onun yerine küçük kardeşi Musa Kazım'ı (ö. 799) yedinci imam olarak benimserler. Daha sonra gelen imamlar Ali Rıza (ö. 818), Muhammed Cevad (ö. 835), Ali Hâdî (ö. 868) ve Hasan el-Askerî'den (ö. 873) sonra 12. imam olarak kabul edilen Muhammed Mehdi’nin (ö. 870) gaybet alemine çekildiğine, ancak ahir samanda beklenen Mehdi (Mehdiyyül Muntazar) olarak geri döneceğine inanırlar. Mehdinin yokluğu dönemi anlamına gelen gaybet dönemi iki kısma ayrılır. Bunlardan 69 yıl süren “küçük gaybet dönemi”nde imamla halk arasında iletişimi sağlayan naiblerin varlığına inanılır. Bu dönem sonrası ise “büyük gaybet dönemi” başlamıştır; bu dönemde Mehdi’nin gelişine kadar Ayetullahlar toplumu yönlendirme işini üstlenmişlerdir, isnaaşeriye akımı, İmamiyye’nin temel özellikleri olan imam inancı ve takıyye düşüncesi gibi hususları yansıtır. Bunun dışında fıkıh açısından bu mezhep, Ehli Sünnet ekollerine oldukça paralel bir yapıya sahiptir. Yalnızca, abdest alırken ayakların meshedilmesi. Muta nikahı denilen geçici nikah uygulamasına ruhsat verilmesi, namaz kılarken secdede yanda taşınan küçük bir taş kullanılması ve ezana “Aliyyun veliyyullah” ilavesinin yapılması gibi bazı konularda farklı yaklaşım sergiler. İsnaaşeriye, günümüzde İran'a hakim olan mezheptir. Bakınız: İmamiyye.
İsra:
Kur'an'ın 111 ayetten oluşan 17. suresi. Bazı ayetleri Mekke'de bazı ayetleri ise Medine nazil olmuştur. İlk ayetinde Hz. Muhammed’in yaşadığı İsra (gece yürüyüşü) ve Miraç mucizesine değindiğinden sureye bu ad verilmiştir. Bakınız: Miraç.
İsrafil:
İslamda 4 büyük melekten birisi. Onun kıyametin başlangıcı demek olan Sûr'a üfleyecek melek olduğuna inanılır. Bakınız: Sûr.
İsrail:
(1) Hz. Yakub'a verilen bir ad. Kitabı Mukaddes'te, tanrıyla güreşinde onu yenmesinden dolayı tanrı Yahve tarafından ona “tanrıyla ve insanlarla güreşip yenen” anlamına gelen bu adın verildiği belirtilir. [80]Bakınız: Yakub.
(2) Tarihte Hz. Süleyman'ın vefatı sonrası oğullarından Yeraboam etrafında toplanan 10 kuzey kabilesinin oluşturduğu devlete İsrail adı verilmiştir. Bu devlet MÖ 721'de Asurlularca yıkılmıştır. Öte yandan Hz. Süleyman'ın diğer oğlu Rehaboam'a tabi olan iki kabilenin kurduğu güneydeki Yahuda devleti ise varlığını MÖ 587'de Babillilerce yıkılışına kadar devam ettirmiştir.
(3) Günümüzdeki İsrail devleti ise Filistin’in İngiliz işgali altında bulunduğu yıllarda başta Doğu Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilerek Filistin’in bazı bölgelerine yerleştirilmiş ve askeri ve siyasi olarak desteklenmiş olan Yahudilerce 1945 yılında kurulmuştur. Kuruluşundan itibaren başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok batı devletinin askeri, ekonomik ve siyasal vesayeti altında geliştirilmiş olan israil, sürekli bir saldırgan ve yayılmacı politika izlemiş ve bu durum bölgede günümüze değin süren ve muhtemelen gelecekte de sürecek gibi gözüken insan hakları ihlallerinin, terör ve kaos ortamının oluşmasına neden olmuştur.
İsrailoğulları (Benî İsrail):
Hz. Yakub'a verilen İsrail lakabından hareketle, Yakub'un 12 oğlunun soyundan türeyen halka verilen ad. Kur'an'da İsrailoğulları terimi genellikle Hz. Musa kıssasıyla ilişkili olarak geçer.
İsrailiyyat:
Yahudi ve Hıristiyan kültürüne ait olan bilgiler. İsrailiyyat terimi, özelde çeşitli tefsir, hadis, tarih, fıkıh ve benzeri bilim dallarıyla ilişkili İslami eserlerde yer alan, ancak islami kaynaklardan ziyade Yahudi ve Hıristiyan yazılı ya da sözlü kaynaklarına dayanan materyal için kullanılmaktadır. Birçok İslam dışı, hatta İslamın temel yapısıyla taban tabana zıt hususun İslam dünyasına sokulmasında, toplum yaşantısına hurafe ve batıl inançların yerleşmesinde İsrailiyyat önemli bir rol oynamıştır.
İstidrac:
İslami düşünceye göre, inanmayan kişilerden sadır olan olağanüstü hallere verilen ad. Müslümandan sadır olan olağanüstü hallere ise Keramet denilir.
İstihare:
İslamda, kişinin vereceği bir kararın hakkında hayırlı olup olmayacağı konusunda Allah'tan kalbini yönlendirmesini dilemesi ve bu niyetle abdest alıp Allah'a dua ettikten sonra yatması.
İşaya:
İsrail’in büyük peygamberlerindendir. [81] Onun görevi, İ.Ö. VII. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bizzat kendisi, ailesi hakkında geniş bilgi vermektedir. [82] Hatta eşinden ve çocuklarından bahsetmektedir. [83]Devrine göre ender bir kültür ortaya koymaktadır. Saraya girerek kralların danışmanlarını sorguya çekmektedir. [84]Krala hitap etmekten çekinmemektedir. [85] Gösterdiği mucizeler, onun şairlik yeteneğini sergilemektedir. O, İlâhiyatçı olarak, Tanrının kutsallığını belirtiyor ve Tanrısal plânın seyrini okuyordu. Gelecekle ilgili haberlerde, ümitsizliğe düşmüyor, mesajlarını talebelerine tevdi ediyordu. [86]Böylece bir ekol oluşturmuştur. Hatta onun ismi kullanılarak “sahte bir İşaya” bile toplanmıştır. Bugün kabul edilen İşaya’nın birinci kısmındaki [87] mevsuk mucizelerin ayird edilmesi bile, uzmanlar arasında canlı tartışmalara neden olmuştur.
İşaya, Eski Ahidin içinde altmış altı bab'la yer almaktadır. İsa'ya genelde, nasihatlarla dolu bir kitaptır. Ahlâk ve dürüstlük nasihatları ağırlıktadır.
İşkur:
Hitit'lerin yağmur tanrısı Addad'ın Sümerce ismi.
(İnanna, Aştart, Aştaroth, Astarte, Anaitis, Anat, Atar, Atargatis, Tarata)
Mezopotamya'nın aşk ve verimlilik tanrıçası. Babası Sin, erkek kardeşi Şamaş'tır. Iştar'ın hem olumlu hem de olumsuz niteliklere sahip olduğuna inanılırdı. Dolayısıyla o, bir sevgi, aşk, bolluk, bereket ve seks tanrıçası olduğu kadar, aynı zamanda bir savaş ve şiddet tanrıçasıydı. Iştar, hasat tanrısı Tammuz veya Dumuzi ile yakm irtibatlıydı; zira inanışa göre onun için yeraltı dünyasına inmişti. Iştar'm temel kült merkezi olan Uruk'ta (Erech), tanrıçaya bir takdim olmak üzere seks törenleri yapılırdı. Eski Mezopotamya'da tanrıça İştar'ın, ihtiraslı bakışlarıyla erkekleri tutsak ettiğine, hatta öldürdüğüne inanılırdı. Nitekim Gılgamış Destanı'nda da yarı tanrı olan Gılgamış'ın İştar'ın seksi ihtirasını reddetmesinden dolayı öldüğü tasavvur edilir. Ayrıca tanrı Tammuz'un ölümüne de onun neden olduğu düşünülür. Böylelikle İştar, ölümcül kadın tiplemesinin orijinal bir örneğidir. İştar, Babil'de Ninlîl ile özdeşleştirildi. Ninlil, Enlil’in eşiydi. Ayrıca o Venüs gezegeniyle de özdeşleştirildi. iştar-Venüs kültü bütün Mezopotamya'da yaygındı.
Asur-Babillilerin, Kenanlıların ve Fenikelilerin büyük tanrıçalarıdır. Verimlilik, Bitki, Aşk Tanrıçasıdır. İştar, Tanrı Sin ve Shamash ile birlikte bir teslis oluşturmaktadır. İlkbaharın dönüş mitolojisi, bunların mabedlerinde, çok önemli şenliklerle kutlanıyordu. Bu da, öldürülen sevgilisi Tammouz'u aramak ve onu aydınlığa ve hayata yeniden döndürmek için iştar'ın “cehennemlere inişinin” hatırası olarak kutlanıyordu. Bu ölme ve dirilme mitolojisi, Antikite'deki Bitki kültüne sıkıca bağlıydı. Sabahyıldızı da semitik savaşçı bir Tanrıça olarak kabul ediliyordu.
İşum:
Eski Mezopotamya mitolojisinde düşmüş bir tanrısal varlık. Onun, yeraltı dünyasında tanrıça Ereşkigal ve onun kocası tanrı Nergal'ın baş danışmanı olduğuna inanılır.
İşvara (İşa):
Sanskritçe. “efendi, üstad, koca, kral, tanrı”. Hint düşüncesinde yüce tanrı. Ghagavad Gita'da, varlıkların efendisi ve yüce sahip olarak görülen Krişna için kullanılsa da Işvara terimi genelde yüce varlık olarak Şiva'nın bir unvanıdır.
İslamda belirli zamanlarda, özellikle Ramazan'ın son 10 gününde belirli bir yere çekilerek tüm zamanı dua ve namazla geçirmek.
İttifak (Alliance):
Yahudi geleneğine göre dünyanın yaratılmasında ve düzeltilmesinde Allah ile insan ortaktır. Yine Allah ile bütün insanlık arasında “ittifak” denen bir sözleşme olmuştur. Buna göre Nuh'a yedi kanun tevdi edilmiştir. (Put-perestliği-zinayı-mahremle evlenmeyi-hırsızlığı vs. yasaklayan). Buna karşılık olarak Allah, bir daha tufan ile dünyayı yıkmamayı taahhüd etmiştir. Bu ittifakın alâmeti ise, gök kuşağıdır. [88]Daha sonra, insanlığın manevî kaderi Allah'ı keşfeden İbrahim'e özel bir şekilde tevdi edilmiştir. Artık ittifak, ebedî olarak onaylanmıştır. Allah'ın Kenan ülkesini vereceği güçlü ve çok sayıda milletleri, İbrahim meydana getirecektir. Buna karşılık bu millet, Allah'a tapacak, hakka ve ahlâka saygılı olacaktır. Bir başka ahid alâmeti ise, sünnet olmaktır. [89]Allah bu ittifakı, İshak ve Yakub, daha sonra Sina dağının eteğinde toplamış olan bütün İbranî milleti ile yenilemiştir: “Eğer gerçekten sözümü dinleyecek ve ahdimi tutacaksanız, baria bütün kavimlerden has kavim olacaksınız. Çünkü bütün dünya benimdir. Ve siz bana kâhinler melekutu ve mukaddes millet olacaksınız.” [90]Neticede İsrail, yasa olarak Tora'ya saygıyı üstleniyor ve ittifaka söz veriyor. Allah ise İsrail'i korumayı taahhüt ediyor. Peygamberlerin tebliğ edecekleri bu ittifak, İsrail’in hatası ne olursa olsun geri döndürülemeyecektir.
Güney Amerika yerlilerinden Mayaların sağlık, iyilik ve gökyüzü tanrısı. Güneş tanrısının oğlu olan İtzamna'nın ölülere hayat verme gücüne sahip olduğuna inanılır. Onun sembolü kırmızı bir eldir. Ekinlerdeki verimliliğin devamı ve su kaynaklarının bolluğu için İtzamna'ya çeşitli şeyler sunulur ve sincap kurban edilirdi. İtzamna, aynı zamanda alfabe ve şekillerle ilgili tanrıdır.
İtzcoliuhqui:
Meksika yerlilerinin karanlık, soğuk, volkan, felaket ve kötülük tanrısı.
İtzpapalotl:
Meksika yerlilerinin inancında, aslında ölüm ve şehvetin karışımı olan güzel dişi şeytan.
İuturna (Juturna):
Eski Roma nehir ve su kaynakları tanrıçası; Daunus ve Venila'nın kızı. İnanışa göre onu baştan çıkaran Jüpiter, bu davranışı karşılığı onu ilahlaştırdı. Onun festival tarihi 1Ocaktı.
İxzaluoh:
Maya tanrıçası. Mayalar onun dokumacılığı icat ettiğine inanırlardı.
İyi Cuma (Good Friday):
Hıristiyan geleneğinde Easter öncesi Cuma. Oruç ve günahlardan tövbe günü olarak kabul edilen bu gün, İsa Mesih’in haça gerilmesinin yıllık bir anısı olarak kutlanır.
İzamal:
Kuzey Yucatan'da Maya dini açısından önemli bir kült merkezi olan bir şehir. Orada Mayaların tanrılarına ait beş piramit-tapınak bulunmaktaydı. Güneyde ve batıda olan tapınaklar, gökyüzü tanrısı İtzamna'ya aitti. Doğudaki tapınak ışık tanrısı Chac'a, kuzeydeki ise uzun kuyruklu papağan suretli güneş tanrısı Kinich Kak Mo'ya aitti. Ayrıca merkezde, en önemli tapınak olan savaş tanrısı Hun Pic Tok'un tapınağı bulunmaktaydı.
İzanagi:
Şintoizmde yaratıcı tanrı; İzanami’nin eşi. Karısı İzanami ölüp yeraltı alemine indiğinde İzanagi onu kurtarmak üzere yeraltı alemine indi. Ancak burada yeraltı aleminin kötü güçleriyle savaşmak zorunda kaldı; zira bu varlıklar (özellikle dişi varlıklar) onu ele geçirmeye çalıştılar. Hatta yeraltı aleminin bir parçası haline gelerek kirlenmiş olan İzanami dahi onu ele geçirmeye çalıştı. Sonunda İzanagi kaçarak yeraltı aleminden dışarı çıktı ve bu alemin girişini bir kaya parçasıyla kapattı. Sonra yeraltının pislikleriyle kirlenmiş olan elini yüzünü yıkamaya başladı. Yüzünü yıkarken onun sol gözünden düşen damlalardan güneş tanrıçası Amaterasu doğdu. Onun diğer uzuvlarından düşen damlalardan ise diğer çeşitli tanrısal varlıklar meydana geldiler.
İzanami:
Şintoizmde ana tanrıça; İzanagi’nin karısı ve kız kardeşi. İzanami, tanrı İzanagi'ye Japon adalarını ve pek çok tanrıyı yaratma konusunda yardımcı oldu. Yaratmaya ilişkin ilk girişimler başarısızlıkla sonuçlanır ve bundan canavarlar doğar. Ancak sonra onlar, rüzgar, ağaçlar, dağlar tanrısını ve diğer birçok ilahi varlığı yarattılar. Son doğan ise ateş tanrısı Ho-Masubi idi. Onun doğumu İzanami’nin ölümüne neden oldu. Ölüm sonrası İzanami yeraltı dünyasına indi ve kocası İzanagi, onu geri getirebilmek için kendisini izledi, ancak başarılı olamadı.
İznik Konsili:
Hıristiyan genel konsilleri içerisinde iki İznik Konsili vardır Bunlardan ilki 325 İznik Konsili'dir. Arius'un kristolojik fikirlerine ve ayrılıkçı hareketine karşı imparator Konstantin tarafından düzenlenen bu konsile geniş bir katılımın olduğu, ancak Arius ve taraftarlarının katılması beklenmeden Arıus'un muhalifi Athanasius'un inisiyatifi altında toplantının başladığı belirtilir. Konsilde İsa'nın şahsı konusunda “benzer cevher” teorisine karşı Athanasius'un “aynı cevher” teorisi kabul edildi ve bu görüş -bazı iddialara göre- imparatorun da taraf olmasıyla toplantıya katılanlara dayatıldı. Bu görüşü kabul etmeyenler Arius'la birlikte aforoz edilerek cezalandırıldılar ve sürgüne gönderildiler. Ayrıca bu konsilde kanonik İndiler olan 4 İncil, Hıristiyan İnancını yansıtan kutsal kaynaklar olarak kabul edildi ve bunların dışındaki diğer literatür apokrif sayılarak reddedildi. Bu konsilde belirlenen iman formülü “İznik Kredosu” olarak bilinir. Yedinci genel konsil sayılan ikinci İznik Konsili ise 787'de ikonalarla ilgili kavga üzerine toplandı. Bu konsilde tasvir düşmanlığı reddedilerek İkonaların tasvir ettikleri şahıslarla aynı oldukları vurgulandı.
İzumo:
Japonya'da, Kore'ye bakan kuzey batı sahilindeki en eski kutsal merkez. Burada tapınılan tanrı, güneş tanrıçası Amaterasu'nun kardeşi fırtına tanrısı Susanowo'nun oğlu Onamuchi'dir. Ameterasu'nun, bu tapmağı aslında yeğeni için yapmış olduğu ve orada, ilk tanrılar İzanagi ve İzanami’nin evlerindeki sütunu andıran bir merkezi sütun bulunduğu söylenir. İzumo tapınağı, İse'dekiler gibi ağaçtan yapılmıştır.
[1] Zariyat: 51/56.
[2] Yâsîn: 36/60-61.
[3] Araf: 7/11-20, Hicr: 15/28-39.
[4] Hicr: 15/27.
[5] Araf: 7/12.
[6] En'am: 6/112.
[7] Beyrut, 1975.
[8] Ankara. 1998.
[9] Bak: M. Asin Palacios, Discoursos İleidos ante la R. Academia de la Historia en la recepcion publica del senor, D.M.A.P. Madrid, 1924, sh: 72
[10] Bütün bu bilgiler için bak: I Cilt 48-62
[11] Bak. İbn Hazm, Kitabu'1-Fasl: 1/99; 11/13-14, 1/100, 102,114,130-131,161,163.
[12] Nisa: 4/125.
[13] En'am: 6/74-83.
[14] Enbiya: 21/51-70.
[15] Tekvin XII, 1-4.
[16] Tekvin, XII, 7-8.
[17] Tekvin, XII, 11-19.
[18] Tekvin: XVI, 1-15.
[19] Tekvin: XVII/11.
[20] Tekvin: XVII, 16.
[21] Tekvin: XXI, 18.
[22] Tekvin: XXII, 1-2.
[23] Matta: III, 9.
[24] Matta: VIII, 11, Luka: XVI, 23.
[25] Yuhanna: VIII, 56.
[26] Gal. III, 6-17.
[27] Rom, IV, 18.
[28] Gal: III, 16.
[29] Gal: III, 29.
[30] İbran: XI, 1749.
[31] Meryem: 19/41-48.
[32] es-Saffat: 37/83-93.
[33] el-Enbiya: 21/66-67.
[34] el-Enbiya: 21/61-69.
[35] el-Enam: 6/79.
[36] Tevbe: 9/114; Enbiya: 21/51-72; Mümtehine: 60/4.
[37] Tekvin: X, 21-25.
[38] Tekvin XIV, 13.
[39] Meryem: 19/56-57.
[40] Nur: 24/11-21.
[41] Neml: 27/39.
[42] Bk. Matta, IV, Markos I.
[43] I Kor. 15:45.
[44] Örneğin bu dönemde Ra kültüne dokunulmamıştır.
[45] Çıkış: XX/4-5.
[46] Tebbet: 111/43; Araf: 7/133-134; Taha: 20/96; Enbiya: 22/31, Furkan: 25/3-4
[47] Furkan: 25/43.
[48] Meryem: 19/81.
[49] Mutaffifin: 83/18-28.
[50] I. Krallar 18/16-22.
[51] I. Krallar 18/41-46.
[52] es-Saffat: 37/124-126.
[53] es-Saffat: 37/127-128.
[54] Saffât: 37/129-130.
[55] En'am: 6/85, Saffat: 37/123-132.
[56]II Kral 2:11.
[57] Tahrim 12.
[58] Ali İmran: 3/3-4, Maide: 5/46.
[59] Krş.: R. Marie; Bultmann et I’interpretation du Nouveau Testament, Paris 1956.
[60] Krş. X. L. Dufour, Les Evangiles et I'Histoire de Jesus Paris, 1963; yine aynı yazarın, Resurrection de jesus et message Pascal, Paris 1972.
[61] Ali İmran: 3/47-48, 59, Maide: 5/46.
[62] Bakara: 2/87, 253, Maide: 5/110-115, Meryem: 19/27-34.
[63] Ali İmran: 3/55, Nisa: 4/157-158, Maide: 5/117.
[64] 1-5. bölümler.
[65] 6-11. bölümler.
[66] Saffat: 37/112-113.
[67] Enbiya: 21/72.
[68] XXII/1-13
[69] Ali İmran: 3/19-83, Maide: 5/3.
[70] Bakara: 2/132.
[71] Nisa: 4/48-116.
[72] en-Nahl: 16/125.
[73] el-Kâfirûn: 109/6.
[74]Bu konuda daha geniş bilgi için, Prof. Dr. Mehmet Aydın, Müslümanların Hıristiyanlara Karşı Yazdıkları Reddiyeler ve Tartışma Konuları, Konya, 1989 isimli kitaba ve Roma'da yayınlanan taba İslamochristiana dergisinin ciltlerine bakılmalıdır.
[75] Meryem: 19/54-55.
[76] Bakara: 2/125-129.
[77] Saffet: 37/100-108.
[78] Tekvin. 21:14 ve devamı.
[79] Tekvin. 16:15-16, 21:5.
[80] Tekvin. 32:28, 35:9-15; Hoşea 12:4-5.
[81] İşaya; VI/I.
[82] İşaya: VIII/3.
[83] İşaya: VII/3; VIII/3.
[84] XXII/15-23.
[85] VII/4-9; XXVII / 21; XXVIII /1.
[86] VIII/16.
[87] 1-39.
[88] Bk. Tekvin, IX, 13.
[89] Tekvin, XII, 1-3, XV, 6-14.
[90] Çıkış: XIX, 5-6.
İslami Okul Okulların En Önemlisi