Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 12 J - Index Web

J. 2

Jagannata:2

Jaidev (Jayadeva Jaidev):2

Jaimini:2

Jainizm: (Caynacılık):2

Jambu-Dvipa:3

James:3

Jamnia Sinodu (Tamnia Sinodu):4

Jana:4

Janaka:4

Janam-Sakhis:4

Jansenizm:4

Janus:4

Japri:5

Jason:5

Jataka:5

Jati:5

Jean (XXIII) 1881-1963:5

Jehovah:6

Jen:6

Jeu'nun Kitapları:6

Jimmu Tenno:6

Jina:6

Jinja (Jingu, Yaşiro):6

Jiriki:6

Jnana:6

Jodo:6

Josephus:6

Joshua:7

Jörd:7

Jötun (Jötnar):7

Ju:7

Jubilee:7

Jubilees Kitabı:7

Juda Ha Levi:7

Judith Kitabı (Yudis):8

Juju:8

Julunggul (Yulunggul):8

Jung Karl-Gustâv (1875-1961):8

Juno:8

Juok:8

Justin:8

Justitia:8

Juturna:8

Juventas (Iuventas):8

Jüpiter:9


J

 

Jagannata:

 

Sanskritçe. “dünya efendisi”. Hin­duizmde Vişnu ve Krişna için kullanı­lan bir ilahi lakap. Jagannata’nın meş­hur tapınağı, Kalküta'nın yaklaşık 500 km güneyinde olan Puri'dedir. Burada üç önemli tanrısal figür bulunur. Bunlar Krîşna ile Krişna'nın erkek ve kız kar­deşleri olan Balarama ve Subhadra'ya ait figürlerdir. Her Haziran'da bu figür­ler, büyük tapınak arabası üzerinde yı­kanmaya götürülürken vecd halindeki hacılar kendilerini bazen arabanın te­kerlekleri önüne atarak ezilirler. Her kasttan kişi için kutsal sayılan bu festi­vale sayısız hacı katılır.

 

Jaidev (Jayadeva Jaidev):

 

12. yy Hint şa­iri. Bengal'de doğan Jaidev, bir müddet asketik bir yaşam sürdükten sonra evlenmiş ve kral Lakshmana'nın sara­yında önde gelen bir şair olmuştur. Krişna ve Radha'nın sevgileriyle ilgili bir sürü lirik şiir yazan Jaidev’in bazı ilahileri, Sih kutsal metni Adi Granth'ta yer almaktadır.

 

Jaimini:

 

Hint Mîmamsa felsefe ekolünün sözde-kurucusu. Hakkında çok az şey bilinen ve yaşadığı dönem belirsiz olan Jaimini’nin muhtemelen MÖ 2. yy'da yaşadığı sanılır. Jaimini’nin temel kitabı Mimamsa Sutra'dır. İlahi gerçek olarakVedaların öğretisini yorumlayan bu metin, Mimamsa sisteminin ve daha sonraki yorum ve teorilerin temelini oluşturur.

 

Jainizm: (Caynacılık):

 

Hindistanda M.Ö. VI. yüzyılda Vardhamana Mahavira (M.Ö. 540-468) tarafından kuru­lan bir dindir. Bu dinin ismi Jina'lardan gelmektedir. Jina'lar, tenasüh çarkından kurtulan kişilerdir. Jina'ların yolunu takip edenlerin dinine Jainizm denmektedir. Jainistler, Hindulara nispetle daha tole­ranslıdırlar. Jainizm'de milli karakter belirgindir. Bunun için, Jainizm Hindistan dışında yayılma göstermemiştir. En yo­ğun oldukları bölge, Batı Hindistan ve Uttar Pradesh, Madhya Pradesh Maharashtra eyaletleridir. Ayrıca, Mysore bölgesinde de Jainistler mevcuttur. Hinduizmin vedanta kültüne bir tepki olarak ortaya çıkan Jainizm, aslında dini bir ifrat hareketidir. Jainizmin temelinde Ahımsa öğretisindeki ifrat yarmaktadır. Bunun ise özü, hiçbir canlıya zarar ver­memektir. Jainizm, Tanrı inancım öne çıkarmadan, kainatı canlı ve cansız varlık olarak ikiye ayırır. Zühd hayatını öne çıkaran mistik bir felsefeye hakim olan Jainizm, çileci bir hayat tarzını benimse­mektedir. Zahidane duyguların bir ifratı da denilebilir.

Ahimsa'ya çok önem vermeleri Jainistleri, hayvancılıktan ve tarımcılıktan uzak tutmuştur. Buna karşılık, tahsil yapma ve tüccarlık gibi işlerde çok ileri gitmişlerdir. Bugün bile, çok zengin Jainist tüccarlar vardır. Jainizmde kast sistemi pek belir­ginlik göstermez.

Jainizm’in tarihi konusunda kesin bir baş­langıç verilmemekle beraber M.Ö. VIII. yüzyıla kadar bu tarihi çıkaranlar olmuş­tur.

Dinler tarihinde Jainizm’in kurucusu ola­rak M.Ö. 599'da Bihar eyaletinde doğ­muş olan 24. Tirthankara gösterilmekte­dir. Budizm’in kurucusu Budda ile aynı yüzyılda doğmuştur. Buda metinlerinde Nataputra (Naraların oğlu) olarak geçmektedir. Vardha-Mana 28 yaşın­da çileci bir hayat sürmeye başlamıştır. İç aydınlığına ulaştıktan sonra otuz yıl bo­yunca Jainist doktrini yaymaya çalışmış­tır. M.Ö. 527'de Bihar bölgesindeki Pava'da doğmuştur. Burası o günden beri, Jainistlerin çok önemli bir Hac yeri olmuştur. Yeni yıl şenlikleri ile hac ayı aynı günlere rast getirilmektedir. Genelde Jainist dini hareket belirli deği­şimlerden geçmiştir. M.S. I. yüzyılda bu değişim iki istikamette kendini göstermiş­tir. Bunlardan biri Digambara'lar yani çıplaklardır. Büyük Keşişler çıplak gezer­ler. Halk ise belden aşağısını örter. Bunlar her türlü dünyevi şeye karşıdırlar. Bunun için elbise bile giymezİer. Kadınlar hak­kında çok menfi düşünmektedirler. Ka­dınlar için manevi kurtuluş yolunun ka­palı olduğuna inanmaktadırlar. İkinci Jainist ekol Şvetambaralar'dır. Bun­lar, beyaz bir elbise giydikleri için, beyaz elbiseliler diye isimlendirilmişlerdir. Bun­lar, Digambara'lann görüşlerine katılma­maktadırlar. Şvetambaralar, kökleri M.Ö. IV. yüzyıla kadar varan “Kutsal Metinle­re” inanmaktadırlar. Bu dini metinler M.S. 467 yılına doğru tam olarak şekillenebilmiştir. Svetambara kutsal metinleri, 45 bölümden oluşmaktadır. Bu dini me­tinler, muhtelif konuları içermektedir. Genelde metinler, çilecilik ve karma üze­rinde yoğunlaşmaktadır. Jainizmin felsefesine göre iki ruhtan olu­şan Jiva bütün varlıklarda mevcuttur. Ajiva'nın (Cansız ruh) unsurları ise şun­lardır: Dharma, (harekete imkan veren or­tam) Adharma, (hareketsizliğe imkan veren ortam), Akoşa, (Herşeyin içinde var olan), pudgala (madde), kala (zaman) Jainizm'de nedenselliği dile getiren Karman, lâtif olmakla birlikte yine de maddi bir ruh olarak düşünülür. Jiva'ya sızarak ona engel olan Karman, tenasü­hün kaynağı gibi görülmektedir. Kar­mandan kurtulmanın tek yolu kurallara bağlı yaşamaktır. Karman'dan kurtulmak için aşağıdaki şeylerin yapılması gerekir:

1- Oruç tutmak

2- Tövbekar olmak

3- Ba­zı yiyecekleri yememek.

4- Tenha yer­lerde yaşamak

5- İşlenen günahlar için pişman olmak

6- Alçak gönüllü olmak.

7- Herkese hizmet etmek.

8- Çalışkan ol­mak.

9- Tefekküre dalmak.

10- Benliği yok etmek.

Jainizme göre insanın temel görevi, ruhu­nu ve çevresindeki canlıları geliştirmektir. Bunun için Ahimsa, en üst düzeyde dav­ranış ilkesidir. Bu ilkeye göre,

1- Hiçbir canlıyı incitmemek.

2- Yalan söylememek.

3- Çalmamak.

4- Cinsel ilişkiye girmemek.

5- Mülk edinmemek. 

6- Geceleri yemek yememek. Diğambara kesişleri günde sa­dece bir öğün yemek yerler. Jainizm genel felsefesinde herkesin şu ku­rallara uyması şarttır:

1- Et, bal, meyve yememek, şarap içme­mek.

2- 12 tövbeye uymak. Bunlar şunlardır:

1- Kaba şiddete başvurmamak

2- Kaba yalana başvurmamak

3- Kaba Hırsızlığa başvurmamak

4- Karısına iyi davranmak

5- Az mülk edinmek

6- Hareket alanını dar tutmak

7- Cezalardan kaçınmak

8- Eğlenceden uzak durmak

9- Ağırbaşlı olmak

10- Oruç tutmak

11- Kesişlere ve başkalarına hediyeler vermek

12- Fiziksel nedenlerle yeminlere uy­mayacak duruma gelindiğinde kendini aç bırakarak rıza ile ölüme gitmek. Jainizm'de kadınlar erkeklere nisbetle ikinci derecede varlıklardır.  Mahavira, kadınların da zahidlik tarikatlarına gir­mesine izin vermiştir. Böylece, Jai­nizm'de de rahibeler sınıfı teşekkül etmiş­tir.

Jainistlerin bulunduğu her yerde hac merkezleri vardır. Bunlardan bazıları günlük dua ve ibadet yerleri olarak kulla­nılmaktadır. Mabedlerde tasvirlere tapınma vardır. M.S. 1-3. yüzyıllarda her iki Jainist ekol mensuplarının Tirthankaraların, ayakta veya bağdaş kurmuş otu­rur durumda çıplak tasvirlere taptıkları söylenir. En eski Jain tasviri, Akota'da bu­lunmuştur ve M.S. V. yüzyılın tarihini ta­şımaktadır. Jainizm'de, kurtuluşa ermiş bütün ruhlara keşişlere ve kutsal yazılara (şiruta) tapmılmaktadir. Tasvir ve heykel­lere, çiçekler sunulur, ilahiler okunur. Jainizm, kurban amacı ile hayvan kesimi­ne karşıdır. Kast sistemi, geçerli değildir. Tasvirlere tapınma konusu, Budizmle or­tak bir noktadır. Hem Budda’nın, hem de Jina'nın tasvirleri aynı niteliktedir. Hindistan'da İslâmiyetin yayılması, Jainist kolların bazılarında tasvir düş­manlığını meydana getirmiştir. Hindis­tan'da Jainizm, Türk İmparatoru Ekber (1556-1605) döneminde çok parlak bir du­ruma gelmiştir. Hindistan'ın kurtuluşu için çalışan Mahatma Gandhi, Jainist bir aileden gelmiştir. Bunun için siyasal mü­cadelesinde Ahimsa metodunu ciddi şe­kilde kullanmıştır.

 

Jambu-Dvipa:

 

Sanskritçe. “gül-elma kıtası”. Hindu düşüncesine göre, Meru Dağı'nı çevreleyen kıtaların merkezi ya da güneydekiler. Bu kıtanın güneyinde “Bharata'nın oğlunun ülkesi”  olan Hindistan bulunur. Jambu-dvipa ayrıca Meru Dağı etrafındaki bir halka şek­linde de tanımlanır. Bu halkanın, tere­yağı ve şire okyanusu ile diğer kıtalardan ayrıldığına inanılır.

 

James:  

 

(William James, 1842-1910)

Amerikan pragmatist filozof ve psiko­log. James, bizi “daha iyi” hale getirece­ğinden dolayı tanrının varlığına inanma hakkına sahip olduğumuzu, an­cak bu inancın, geçerliliğine ilişkin herhangi bir kesinliğin olmadığını savunmuştur.

 

Jamnia Sinodu (Tamnia Sinodu):

 

Kudüs­'ün MS 70'te yıkılışı sonrası, yaklaşık olarak MS 90 civarında Yahudi din bil­ginlerince Joppa'nın 13 mil kadar gü­neyinde bir yerleşim merkezi olan Jam­nia ya da Jabna'da toplanan ve Eski Ahit’in kitaplarının belirlenmesine yönelik konuları görüşen konsil. Eski Ahit’in kitaplarının statüsü, görüşülen konuların başında geliyordu. Bu konsilde Tanah adı verilen Eski Ahit me­tinleri belirlendi; Eski Ahit’in Yunanca tercümesi olan Septuagint'te bulunan bazı kitaplar Apokrif sayılarak Tanah'a alınmadı. Bakınız: Apokrif, Eski Ahit.

 

Jana:

 

Eski Roma'da giriş ya da başlangıç tanrısı Janus'un karısı. Janaka Güneş ırkının mitolojik Hindis­tan kralı; ilk

 

Janaka:

 

Janaka'nın, as­lında savaşçılar sınıfını oluşturan Kshatriya'ya mensup olduğu halde, bir Brahmin’in yardımı olmaksızın ritüelleri yaptığı ve sonunda bir Brahmin ol­duğu söylenir.

 

Janam-Sakhis:

 

Sih geleneğinde Guru Nanak'ın hayat hikayesiyle ilgili bir derleme. İsmi “doğuş delilleri” ya da “yaşamın delilleri” anlamına gelen bu kitabın çeşitli versiyonları mevcuttur ve muhtemelen MS 16. yy'a aittir.

 

Jansenizm:

 

Hıristiyan geleneğindeki bir heretik akım. C.O. Jansen’in (1585-1638) Augustinus isimli eserinden alı­nan beş öneride özetlenebilen bir dü­şünce akımı. Bu akım, insanların ya doğal ya da doğaüstü bir determinizmin kurbanları olduklarım savunur ve tan­rının özel bir lütfü olmaksızın, onun emirlerini yapmanın insan için imkansız olduğuna inanır. Bu teolojik pesi­mizm, hareketin ahlaki katılığı ve sert­liği ile ifade edilmeye çalışıldı. İlk dö­nem Jansentstler Jansen’in arkadaşı Saint-Cyran'ın öğrencileriydi. Onun ölümü sonrası 1643'te Antoine Arnold başa geçti. 1653'te ise papa X. Innocent, hareketi sapık ilan etti.

Jansenius'un doktrininin adıdır. 1585'da Acquaıda doğan Hollan­dalı ilâhiyatçı 1614'de Papaz olmuş, 1635'de Ypres Piskoposu olmuş ve 1638'de de ölmüştür. Aziz Augustin’in te­sirinde kalarak o, tüm faaliyetlerini 1618'den 1635'e kadar Louvainde'de ders vermeye, vaaz vermeye, kalem münakaşasına, Jansénizmi alevlendirecek olan 1640'da neşredilen “Augus-tinus” adlı eserini hazırlamaya teksif etmiştir. Esas olarak onun doktrini, ilahiyat ekollerinin birbirlerini yedikleri hür irade ve kader Problemlerine dayanmaktadır. Ona göre kaderine boyun eğen kişi, nihaî iradenin inayetini reddedemiyeceği için ne de onu elde edemiyeceği için hür iradeden mah­rumdur. Yine ona göre, kader varsa öy­leyse kurtuluş evrensel olmamış ve İsa ile olan keffaret de tüm insanların yararına icra edilmemiştir. Allah'ın iradesine göre, sadece seçkinler ve cehennemlikler vardır. Bu seçimde hiç bir insanî fiilin müdahale­si de yoktur. Fransa'da Port-Royal manas­tırına “Augustinus”u aziz Cyran dahil etmiştir. Doktrin hızlı bir şekilde Arnould'lar, Nicole'ler, Sayc'ler gibi ünlü müntesipler kazanmıştır. Fakat 1653'de X İnnocent müdahale ederek Jansenuis'un kitabından çıkartılan beş öneriyi sapıklık olarak görmüş ve reddetmiştir. Aslında bu bir kazan kaldırma olmuştur. Çünkü neticede, Jesuites'ler, Dominicainler, bü­tün üniversite hocaları, Port-Royal des-Champs münzevileri, hücumları ve sa­vunmalarını artırmıştır. Pascal’ın provincialesları savaşa katkıda bulun­muşlar ve yakılmışlardır. IX. Clement’in sulh devresi olan 1669 sakinliğinden son­ra mesele, daha şiddetli şekilde yeniden ortaya çıkmıştır. XIV. Louis’in emri üzeri­ne 1711'de, Paris’in Port Royal'i yerle bir edilmiştir. Papalık, Unigenirus'u (1713) bir defa daha Jansenizmi ve diğer hataları aforoz etmiştir. Neticede ruhban sınıfı bö­lünmüş, parlamento alevlenmiş ve Janscnistler 1764'de Fransa'dan sürülmüşlerdir. Bütün bunlara rağmen merkezi Hollan­da'da olan bir Jansenite Kilisesi ayakta ka­labilmiştir. Bugün bu kilisenin bir baş pa­pazı, iki piskoposu, binlerce müntesibi vardır. Fakat Jansenizm, bazı mutaassıp Hıristiyanların vicdanında derin bir şe­kilde yayıl abilmiştir.

 

Janus:

 

Eski Roma'nın giriş ve başlangıç tanrısı; kapı ve kemerlerin ruhu. Kapı­lardaki anıtlar onun adıyla adlandırı­lırdı. Bir başlangıç tanrısı olarak du­alarda Öncelikle onun adı zikredilirdi. Ocak ayının çeşitli batı dillerindeki İsmi olan January de ismini ondan al­maktadır. Onun, önünü ve arkasını aynı anda görebildiği düşünüldüğünden onun sembolü arkada ve önde aslan yüzlü bir figürle gösterilir.

 

Japri:

 

Sihlerin sabah duası. Her dindar Sihin sabah kalktığında ve banyo yap­tığında bunu ezberden okuması gerekir. Japri, “hatırlama” anlamına gelir. Guru Nanak tarafından derlenen bu duanın, tanrı tarafından vahyedildiğine inanılır.

 

Jason:

 

Mitolojik Yunanlı kahraman; Argonautların lideri. Mitolojiye göre Ja­son, Centaur Chiron tarafından yetişti­rildi; eve dönerken (bir rivayette ise tanrıça Hera'yı bir nehirden geçirirken) sandalı kayboldu. Onun özel bazı görevlerle görevlendirildiği ve büyücü Medea ile evlendiği anlatılır.

 

Jataka:

 

Sanskritçe. “doğuş hikayeleri”. Gautama Buddha’nın yeryüzündeki önceki yaşantısıyla ilgili hikayeleri ele alır. Buddha'nın hayvan ve insan suretlerindeki maceralarıyla ilgili 547 hikayeyi içeren Jataka'da yer alan popüler hika­yelerin, MS 5. yy'da derlendiği, ancak bunların daha önceki dönemlerden kaynaklanmış olduğu belirtilir.

Jâtakas, doğuşlar demektir. Fa­kat jatakas, Buddha Sakyamuni'nin, önce­ki hayatlarına ait birtakım olayları anlatan efsaneler anlamına gelmektedir. Buddha, önceki hayatlarına ait bilgiye, ancak uya­nışı anında sahip olabilmiştir. Buddha bu olayları bizzat talebelerine vaaz ederken göstermiştir. Bu efsaneler oldukça eskidir. Bunlar'dan bazıları, Sulta ve Vinaya Pitaka'da yer almıştır. Bu efsanelerin oluşması M.Ö. IV. yüzyılın başında ol­muştur. Bu tarihte, birçok farklı hikayeler toplanmıştır. Bu derleme bize Pâli dilinde, 547 hikaye olarak intikal etmiştir. Bugün Jâtakas'lar, iki ayrı unsurdan meydana gelmektedir. Birçok mısranın meydana getirdiği Gâtha'lar, Jatakalarm mevsuk kısmını meydana getirmektedir. Bu kıt'alar, arkaik dilde yazılmışlardır. Bunlar, bizzat Buddha'nın sözlerinin Jâtakas'ların sözlerinin bir tekrarı gibi gö­rülmektedirler. Jâtakas'ların ikinci unsu­runu nesir halindeki bir şerh meydana ge­tirmektedir. Bu şerhin içine Jâtha'lar yer­leştirilmiştir. Bu kısım daha yakın bir zamanda kaleme alınmıştır. Nesirle, mısra­lar arasında her zaman ahenk bulunma­maktadır. Jâtakas'larda anlatılan efsanele­rin merkezini, Buddha'nın önceki hayatı­nın hikayeleri oluşturmaktadır. Efsane­lerde işlenen konular, basit ve samimidir. Hikayelerde, hayvanlar, muhtelif meslek sahibi kişiler, bahçıvanlar, çiftçiler, terzi­ler, çömlekçiler, hırsızlar, bakanlar ve prensler yeralmaktadır.

 

Jati:

 

Sanskritçe. “doğuş”. Hint geleneğinde kast için kullanılan bir terim.

 

Jean (XXIII) 1881-1963:

 

Papa XXIII. Jean, 25 Kasım 1881'de Sotto'da doğmuştur. Asıl adı Guiseppe Roncalli'dir. On üç ço­cuklu bir ailenin üçüncü çocuğudur. İla­hiyat tahsilini Roma'da tamamlamıştır, 10 Ağustos 1904'de rahiplik sıfatını kazanmıştır. 31 Ocak 1905'den 22 Ağustos 1914'e kadar Bergama piskoposu olan Mgr Radini-Tedeschi'nin sekreterliğini yapmıştır. Birinci dünya savaşında beş kardeşini kaybetmiştir. Sonra profesör olmuş ve daha sonrada 12 Mart 1921'de Roma'daki iman propaganda merkez ko­mitesi başkanlığına atanmıştır. 1924'de Bulgaristan'ı ziyaret etmiş ve 1925'den 1934'e kadar, Papalık elçisi olarak Sofya'­da kalmıştır. Daha sonra, Türkiye'de ve Yunanistan'da bu görevi devam ettirmiş­tir (1934-1944). 1944-1953 yılları arasında Paris'te Vatikan elçiliği yapmıştır. 1952-1953'de Unesko'da Vatikan daimi temsil­cisi olmuştur. 1953-1958 yılları arasında Venedik patriği görevini üstlenmiştir. 28 Ekim 1958'de Papa olarak seçilmiştir. Pa­palık seçimine 51 kardinal katılmıştır. Bunlardan 17'si İtalyandır. Papa seçilince XXIII. Jean ismini almıştır. 4 Kasım 1958'de Papalık tacını giymiştir. Böylece XXIII Jean, 77 yaşında Papa seçilmiştir. 25 Ocak 1959'dan itibaren Roma kilisesinin bir konsilini toplama niyetiyle kamuoyu­nun dikkatini çekmiştir. Bu konsilin bir genel konsil olacağını bildiriyordu. Papa XXIII. Jean, gerçek görev aşkını Ro­ma'daki paroisslarları ziyaretle göstermiş­ti. Bunun için, hapishanelere, çocuk hastahanelerine kadar gitmiştir. Kardinal­lerin sayısını, geleneksel olarak kabul edi­len 70 sayısının üstüne çıkarmıştır ve kardinallerin baş listesine Milano başpis­koposu Mgr Jean-Baptiste Montini'yi koymuştur. Montini'nin II. Vatikan konsilinde aktif bir rol oynadığını gör­mekteyiz. Papa XXIII. Jean, dört yıl yedi ay ve altı gün papalık yapmıştır. Bu arada sekiz genelge yayınlamıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Ad Petri Cathedram (29 Haziran 1959): Barış, birlik ve gerçekler üzerinde duran bir genelge.

2- Princeps Pastorum (28  Kasım 1959): Misyonlar, yerli rahip sınıfı ve lâik'ler, ile ilgili genelge.

3- Mater et Magistra (15 Mayıs 1961): XIII. Leon'un sosyal genelgesinin 70.ci yılı mü­nasebetiyle yayınlanan genelge.

4- Rerum Novarum, Pacem’in terris (11 Nisan 1961): Milletlerarası barış, adalet ve hürriyet konularını işleyen bir genelgedir. Papa XXIII. Jean’ın yaptığı en büyük kalıcı faaliyetin, II. Vatikan konsilini toplaması olduğu kabul edilmektedir.

 

Jehovah:

 

Bakınız: Yahve, Tetragrammaton.

 

Jen:

 

Çin düşüncesinde iyilik, aşk, insanlık ve güzellik ilkesi; iyilikseverlik. Jen bir taraftan Konfüçyanizmde önemli olan 5 değerden en önemlisi olarak görülür, diğer taraftan ise o, bütün değerlerin toplamı olarak kabul edilir. Bu 5 değer şunlardır: İyilikseverlik, doğruluk, uy­gunluk, hikmet ve hakikat. Konfüçyüs, Jen’in çevreyi iyileştireceğini ve Jen'e yönelen kişinin kötü olamayacağını söyler. Jen’in anlamının, “insanları sevmek” olduğu da söylenir.

 

Jeu'nun Kitapları:

 

Enosh'a atfedilen gnostik içerikli iki metin.

 

Jimmu Tenno:

 

Japon geleneğine göre, İlk Japon imparatoru (MÖ 7. yy). Jimmu’nun Japonya'yı birleştirdiğine ve tanrı­ların kılavuzluğu ile yönetimini kurdu­ğuna inanılır. Bu arada onun tarih ola­rak Hıristiyanlığın başladığı bir za­manda yaşamış olabileceği de iddia edilmektedir, şinto geleneğinde Jimmu'nun güneş tanrıçası Amaterasu'nun torunu olduğuna inanılır ve dolayısıyla onun ilahi bir kökene sahip olduğu vurgulanır.

 

Jina:

 

Bakınız: Cina.

 

Jinja (Jingu, Yaşiro):

 

Şinto mabedi ya da kutsal mekanı. Jinja'nın çeşitli tip ve büyüklükte olanları vardır. Son yüzyıl­dan itibaren “Jinja şinto” (Mabet şinto-'su) ve “Kyoha şinto” (Mezhep şinto'su) arasında bir ayrım yapıldı. Sıradan Jinjalar ana bina, tapınma salonları, dua okuma, adak sunma ve kutsal hareket­leri icra etme salonlarını içerir. Jinjalarda rahipler düzenli olarak kutsal me­tinler okurlar ve yeşil dal takdimesinde bulunurlar. Ayrıca yıllık olarak düzen­lenen festivaller Jinjalarda kutlanır. Bakınız: Haiden, Heiden.

 

Jiriki:

 

Budizmde, inananın kendini disiplinîze etmek vasıtasıyla aydınlanmayı sağlaması için kullanılan Japonca bir terim. Buna karşın Tariki ise Amida'nın rahmetiyle kurtuluşu ifade eder.

 

Jnana:

 

Sanskritçe. “bilgi”. Ajnana, yani cehale­tin zıttı olan Jnana, özellikle yüce bilgi ya da yüce ruhla birlik ve onu tanı­mayla ilişkili olan hikmettir. Hindu kutsal metinlerinde, özellikle de Bhagavat-Gita'da bilgi metodu  (Jnana-Yoga); çalışma metodu (Karma-Yoga) ve bağlılık metodu (Bhakti-Yoga) ile karşılaştırılır. Bunlardan Bhakti, jnana'ya üstündür; ancak “bilgi” yine de çok önemli olarak görülür. Hatta hiçbir şe­yin Jnana gibi temizlemediği söylenir.

 

Jodo:

 

Japonca “saf ülke”. Japon Budizminde sadakat ve bağlılığa dayalı Budist mezhepleri için kullanılan genel bir isim. MS 5. yy'da Çin Budizm ekolü, Amida Buddha'nın batının “saf ülke­sinde” yaşadığını ve insanları şükür vasıtasıyla olan inançla kendisine davetettiğini öğretti. Japon Saf Ülke mez­hebi olan Jodosu, MS 12-13. yy'da ya­şayan Honen tarafından kuruldu. Öğ­rencisi Shinran, Jodo Şinşu'yu, yani Gerçek Saf Ülke mezhebini kurdu. Sa­dece imanla kurtuluş konusunu işleyen bu mezhep Budist monastisizmine muhaliftir. Bakınız: Shinran.

 

Josephus:

 

(Flavius Josephus, 37-100)

Ya­hudi tarihçi. Onun bir Ferisi olduğu söylenir. Bir müddet asker olarak savaşa katılmış ve tutsak düşmüştür. Kudüs'ün işgali sırasında Titus'a tercümanlık yapmış, sonradan onunla birlikte Roma'ya gitmiş ve Roma vatandaşı olmuş­tur. Yahudi Savaşı (Jewish War) ve Ya­hudilerin Kalıntıları (Antiquities of Jews) adlı eserleri ünlüdür. İkinci eserinde o, yaratılıştan başlayarak Yahudi Savaşına kadar olan Yahudilik tarihini ele alır.

 

Joshua:

 

(Yûşa ibn Nün)

Kitabı Mukaddes'e göre Hz. Musa'nın yanında yer alan ve ona gönülden inanan bir kişi; Kenan diyarıyla ilgili  bilgi getirmek üzere Musa tarafından gönderilen  12 kişi arasında olumlu rapeor getiren iki kişi­den biri. Musa, hayatının sonuna doğru Joshua'yı yerine aday olarak gösterdi. Musa sonrası Joshua, İsrail oğullarının başına geçerek onların Kenan diyarını fethetmelerinde onları yönetti. Kitabı Mukaddes'teki Joshua Kitabı, Musa'nın son günlerinden Joshua'nın ölümüne kadar geçen sürede israil oğullarının parlak günlerini konu alır. lslami kaynaklarda o, Yûşa ibn Nûn adıyla tanı­nır.

 

Jörd:

 

İskandinav mitolojisinde yeryüzü tanrıçası; Odin’in eşi ve Thor'un an­nesi. Jörd, aynı zamanda Fjorgynn ola­rak da adlandırılır.

 

Jötun (Jötnar):

 

İskandinav mitolojisinde yer alan devler. Genellikle aptal yapılıvarlıklar olduklarına inanılan bu devle­rin doğuda Jütunheim'de oturdukları söylenir. Thor gibi tanrıların bile onlar yanında cüce kaldığına inanılır.

 

Ju:

 

Çin'de, özellikle Konfüçyanist gele­nekte bir bilgin ve bilginler sınıfı. Kon­füçyüs zamanında Ju, görevi ritüellerle ilgili konularda kılavuzluk etmek olan bir kişiydi. Böylesi Ju'lar geniş kollu el­biseler giyer, tüylü şapka ve kare ayak­kabılar kullanırlardı. Konfüçyüs bu öğ­retmenlere saygı duyardı; ancak sonra­dan Konfüçyüs, Ju ekolünün kurucusu olarak değerlendirildi. Ju ekolünün fel­sefesi, Konfüçyüs zamanından itibaren Çin'e hakim oldu. Zamanla Ju felsefesi gelişti ve Konfüçyüs zamanındakİnden farklı olan çeşitli değişik fikirleri be­nimsendi.

 

Jubilee:

 

1- Yahudi hukukuna göre her 50 yılda bir gelen yıl; bu yılda Yahudi tut­sakların özgürlüklerini, kazandıkları düşünülür.

2- Hıristiyanlıkta Kutsal Yıl; papanın, Roma'yı ziyarete gelen her­kese genel Endüljans sunması. Jubilee yılı kavramı 1300'dc Papa VIII. Boniface tarafından tesis edildi. Boniface her 100 yılda bir Jubilee yılının geldi­ğini düşünmüştü. Ancak sonraları bu süre 25 yıla kadar düştü. En son kutsal yıl 1975'te kutlandı. Jubilee yılında St. Peter'deki Kutsal Kapı açılır ve buradan girenlere genel Endüljans sunulur.

 

Jubilees Kitabı:

 

“Küçük Tekvin” diye de adlandırılan apokrif bir Yahudi metni. Tekvin ve Çıkış'ın muhtevalarını yo­rumlayan bu eserin muhtemelen MÖ 140 ile 100 arasında derlendiği tahmin edilmektedir.

 

Juda Ha Levi:

 

Şair, Filozof ve hekim olan Levi, 1085'e doğru Tolede'de doğ­muş; 1140'da Filistin'de ölmüştür. En önemli felsefi eseri Le Kuzari'dir. Bu ki­tapta, Yahudiliği, Hıristiyanlara ve Müs­lümanlara karşı savunmaktadır. İsrailin çökmesini, Ahdin bozulması ile değil; cemiyetlerin körü işlemlerinin bir alâmeti olarak izah eder. Ona göre İsrail, insanlı­ğın, vucuddaki kalbi gibidir. Bir nevi iklimler teorjsi geliştirerek Filistin’in “Bir Tanrısal Akis” ortaya koyduğunu izah etmektedir. Saadia'dan beri Yahudi felse­fesini besleyen rasyonalizme tepki göstererek akıl üzerinde, imanın üstünlüğünü belirtmektedir. Ona göre gerçek yakini sadece iman sağlamaktadır. Mümin, sez­gi ile Allah'a ulaşabilir. Akıl, düşünce ko­nusunu yıkmakta ve sadece bir takım hi­potezler vermektedir. Levi'ye göre Tanrı, tarihte görünmekte ve amel, niyete üstün gelmektedir. İşte Yahudilikteki emirlerin önemi buradan kaynaklanmaktadır.

 

Judith Kitabı (Yudis):

 

Yahudi literatürü içerisinde yer alan bu apokrif metin, Babil kralı Nabukadnczzar'ın Yahudi­lere karşı olan saldırısını farklı şekildeyorumlayan ve tarihsel bilgilere aykırı olan bir kitaptır. Kitap, Jjudith’in Nabukadnezzar'ın komutanını nasıl baştan çıkardığını ve sonra da onun kafasını kestiğini, komutanın kesik  başının halkın önünde dolaştırılarak Yahudi halkın nasıl cesaretlendirildiğini ve ni­hayet düşmanların nasıl yenilerek kaç­tığını   anlatır.  Kitabın muhtemelen Makkabiler döneminde derlendiği tahmin edilmektedir.

 

Juju:

 

Özellikle Batı Afrika'da dinsel ve sîhirsel nesneler için kullanılan bir ke­lime. Juju, nesneler, güçler ve tabularla ilgili olarak kullanılmaktadır.

 

Julunggul (Yulunggul):

 

Kuzey Avustral­ya'ya ait önemli bir mitolojide yer alan bir büyük yılan. Mitolojiye göre bir or­manda yaşayan bu yılan, iki kız kardeşi ve bunlardan birisine ait olan bir bebeği yutar. Ancak daha sonra tekrar kusar.

 

Jung Karl-Gustâv (1875-1961):

 

İs­viçre'nin bir köyünde 1875 yılında dün­yaya gelmiştir. Pasteur bir baba ve sevimli bir annenin yanında büyümüştür. Bale üniversitesinde tip tahsili yapmıştır (1895-1900). Zürih'te psikiatr ihtisası yaptıktan sonra, 1907'de Freud ile karşılaşmıştır. On üç saat durmadan Freud ile konuştuğunu söylemektedir. Dünyanın birçok ülkesine seyehat yapan Jung, Aşkın ve ölümün es­rarına hiçbir zaman geçerli bir cevap bu­lamadığını söylemektedir. Bunun için Eyub gibi, elimi ağzıma koymak zorunda kaldım, demektedir. Jung'un psikoloji üzerinde birçok eseri vardır.

Juno:

 

Eski Roma evlilik tanrıçası; Satürn­'ün kızı ve Jüpiter’in eşi. Sıklıkla Yunan tanrıçası Hera ile özdeşleştirilen Juno'nun İsmi “genç kadın” anlamına gelen bir terimden türetilmiş olabilir. Juno, kadınların hayatıyla yakından ilgili bir tanrıçaydı. Ayrıca o, ay ile de ilişkili olarak görülür ve bazen “ay tanrıçası” diye adlandırılırdı. Juno, büyük devlet tanrıçası haline gelmiş ve Jüpiter ve Minerva ile birlikte bir teslis oluştur­muştu. Eski Roma'da onun adına dü­zenlenen birçok festival vardı. Juno, doğum tanrıçası Lucina ile de özdeşleştirilmiştir.

 

Juok:

 

Doğu Afrika'daki Shilluk halkının yaratıcı tanrısı. Mitolojiye göre Juok, kuzeyde beyaz kum bulur ve ondan beyaz adamları yaratır. Sonra Nil'e doğru seyahat eder ve kahverengi adamları yaratmak için Nil’in çamurunu kulla­nır. Daha sonra güneye ulaştığında siyah toprağı bulur ve onda'n da siyah adamları yaratır. Bu şekilde insanı ya­ratma işini tamamlayan Juok, insana yürüyebilmesi için ayaklar verir ve sonra sırayla kollar, gözler, ağız, dil ve kulaklar bahşeder.

 

Justin:

 

(Justin Martyr, ö. MS 165)

Roma­'da yaşayan ve öldürülen Hıristiyan apolojetik yasar. İlk apolojetik çalışma­sını imparator Antoninus Pius'a hita­ben yazdı. İkinci çalışmasını ise Roma Senatosuna yöneltti. Eserlerinde Hıris­tiyanlığın en rasyonel inanç olduğunu savundu.

 

Justitia:

 

Eski Roma adalet tanrıçası.

 

Juturna:

 

Bakınız: luturna.

 

Juventas (Iuventas):

 

Eski Roma'da ebedi gençlik tanrıçası; Romalı gençlerin fa­vori tanrıçası. Capıtol'da onun eski bir kült yerinin var olduğu söylenir.

 

Jüpiter:

 

Eski Roma’nın en üstün tanrısı; şimşek ve yıldırımlarla kendini gösteren gökyüzünün gücü; gökler, yağmur ve hava tanrısı. Aynı zamanda bir savaş tanrısı olduğuna da inanılan Jüpiter'e her ay (genellikle ayın 13 veya 15’inde) , gökyüzünün açık ve dolunaylı olduğu bir zamanda tapılırdı.