Islam Tarihi - 30 Z - Index Web
Zalmoxis:
Zekarya Kitabı:
Zekeriya (a.s.):
Zelot:
Zemirot:
Zen Budizm:
Zend-Avesta:
Zerdüşt (Zarathustra):
Zeus:
Ziggurat:
Zohar (Muhteşem Işık):
Zugot (Çiftler):
Zurvan:
Zwingli Ulrih (1484-1531):
Z
Zalmoxis:
Zalmoxis kültünün kökleri, yakın-doğu ve Akdenizin büyük medeniyetlerinden önceye uzanmaktadır. Burada söz konusu olan, Geta-Dace Tanrısıdır. Geto-Dacesler bugünkü Romanya topraklarında yaşıyorlardı. Daha sonra Goths'larla karışmış ve Balkanlara kadar yayılmışlardır. Bazı bilginlere göre bunların alameti farikası, Frigyalı bir isim olan Kurt kelimesinden gelmektedir. Arkaik Dini kavramlı bu hayvan sembolleri, Hindi-Avrupailerde oldukça çoktur. Bunlar, giriş merasimine bağlı, savaşçı bir birliği belirtmektedir. Burada, söz konusu olan vahşi bir hayvan figürü -altında ilkel olayların orijinal gücünü toplamaktır. Fakat burada bu, bir kurt işareti altında ifade edilmiştir. Alınanlarda bu, bir ayı işaretidir. Romanya Geto-Daceslerinin onları aşmış ve Auguste döneminden itibaren onları asimile etmiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Mars'ın oğulları olan Romulus ve Remus, Romen halkının doğumuna kadar yükseltilmişlerdir. Diğer taraftan Cengiz-Han'ın, geyikle evlenmek için gökten inmiş gri bir kurtu mitolojik ata olarak kabul ettiği söylenmektedir. Zalmoxisler, Balkan topluluklarının kültürel ve dini muhitine ait görünmektedir. Heredotun yerdiği bilgilere göre, onların “Ruhun ölümsüzlüğüne” inandıkları görülmektedir. Buna göre Zalmoxis, yer, verimlilik, ölüler veya Dianysos Tanrısı değildir. O, Fırtına Tanrısı da değildir. Geto-Daces'lerin Diamon'u ansızın, Eskatolojik bir gelişme ile görünmektedir. Eliade'nin söylediğine göre o, mutlu bir öbür dünya ile sürekli bağ kurmuştur. En anlamlı dini merasim, Herodot'un bize anlattığı dini erkandır. Her dört yılda bir elçi, üç savaşçının tuttuğu bir mızrak üzerine atılmaktadır. Kurban edilen bu adamın ruhu, yeraltı ikametinde kabul edilmektedir. Zalmoxisler, orada oturmaktadır. Yaşayan ruhların yeniden güçlenmesi için iletişim böylece yeniden tesis edilmiş olmaktadır.
Zalmoxislerin kültüne ait “ölümsüzlük yapısı” platon'un dikkatini çekmiştir. Sokrat da Zalmoxis kralının hekimleriyle karşılaşmıştır. Bunlar da ölümsüzlük vermeye kabiliyetlidirler. Çünkü onların kralı da bir Tanrıdır. O halde Zalmoxisler “ruh olmaksızın vücudu iyileştirmeye teşebbüs edilmemesi gerektiğini” öğrenmektedirler. Çünkü ruh, ölümsüzlük ve sağlık elde etmek için gereklidir. Geto - Daces'lerin şeytanı, gerçekleşince “iyileştirici Tanrı” olmuştur. Herodot'un bu versiyonu, Antik dünya üzerinde büyük bir etki yapmıştır. Pythagore'un kölesi, üstadı tarafından eğitilmiş ve nihayet serbest bırakılmıştır ve Zalmoxis memleketine dönmüştür. Orada öğretmeye başlamış ve “ne kendisinin ne de öğrenenlerin ölmeyeceklerini, onların devamlı yaşayacakları ve tamamen mutluluğu elde edecekleri bir yere gideceklerini söylemiştir.” Sonra Zalmoxis, talebeleri olan Thraces'ların onu hatırlaymcaya kadar kaybolduğu söylenir. Zalmoxis, üstadından “Bazı şeylerin semavi dünya ile ilgili olduğunu öğrenmiştir.” Zalmoxis, ölümsüz değildir. Ancak o, ruha ölümsüzlük vermektedir. Yapılmış olan kazılar, geto-dace dininin, semavi tanrı Ge'beleizis ile Zalmoxis (Sırlar Tanrısı) arasında senkretik bir karakter taşıdığını doğrulamaktadır. Diamon ve ona yapılan kült, şehir muhitlerinde 270 yılından önce, Hristiyanlık tarafından yutulmuş ve değiştirilmiştir. Eskatolojik, giriş, sırlar gibi konularda Zalmoxis ile Hristiyanlık arasında uygunluk bulunmaktaydı. Hristiyanlığın ilk asırlarında olup bitenleri bilmiyoruz. Bugün Zalmoxis'lerin başkalaşımları kompleks görünüyor. Zalmoxis başkalaşımı, Rumen halkının yerli temelinin ortaya çıkardığı ilgiye bağlıdır, Zalmoxis, bazan paygamber, bazen dini reformatör, bazen de, “Animist-Öncesi” bir kurucu olarak görülmektedir. O, modern Romanya fikirlerinin tarihi içinde kutsal bir grubun dini dehası ile bedenleşmiştir.
Zekarya Kitabı:
Eski Ahitteki otuz
dokuz kitaptan birisidir. Tora'nın (Tevratın) Neviim (peygamberler) bölümünde
yer alan kitaplar arasında on ikinci sırada yer almaktadır. Zekarya kitabının
ilk sekiz bölümü, bir takım kehanetlerden bahseder. Geriye kalan altı bölümde
Kitab-ı Mukaddes uzmanları tarafından ikiye ayrılarak ikinci ve üçüncü Zekarya
kitapları adı vermektedirler. Zekarya kitabının ilk bölümlerine göre
Zekarya’nın peygamberlik döneminin
M.S. 520-518 yılları arasında olduğu tahmin
edilmektedir. Nakillere göre Zekarya, Kudüs tapınağının inşası ile meşgul olmuştur.
Zekarya’nın faaliyetleriyle dünyanın sonunun yakın alakası kurulmakta ve ahir
zamanın başladığı konusu işlenmektedir. Özellikle Zekarya’nın kehanetlerini
anlatan sekiz
Zekarya’nın ikinci ve üçüncü kitapları olarak kabul edilen Zekarya kitabının diğer bölümlerinin M.Ö. IV ve III. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Bu iki kitapta anlatılan hikayelerin daha sonra, Yeni Ahite sokularak İsaya uyarlandığı düşünülmüştür. Bu konularda Matta: XXI/5; Matta: XXVI/31; Matta XIII/7 ve Markos XIV/27 da bilgi bulunmaktadır. Zekarya kitabı on dört bab'tır.
Zekeriya (a.s.):
Hem İslâmi kaynaklarda hem de Yahudi kaynaklarda peygamber olarak bahsedilen Hz. Zekeriya, Yahya'nın babasıdır. Bu Hristiyan kültüründeki vaftîzci Yahya'dır. İnciller, Zekeriya'nın Hz. Harun'un soyundan geldiğinden bahseder. Hatta kohen olduğundan bahsedilen İnciller'de anlatılan öykülerde, bir gün Kudüs tapınağına girdiğinde Cebrail'den, kısır olan karısı Elisabet’in ona “Kutsal Ruhla dolu” bir oğul doğuracağı müjdesini almıştır. Cebrail, Zekeriya'ya doğacak oğlunun adını Yahya koyacağını ve Yahya'nın İsrailoğullarını Allaha yönlendireceğini bildirmiştir. Zekeriya peygamber, çok yaşlı olduğu için bu habere inanmamış ve şaşırmıştır. Ancak Zekeriya peygamberin karısı, gebe kalmış ve dünyaya bir oğlan çocuğu meydana getirmiştir. Zekeriya peygamber, yaşlı bir adamın çocuğunun olması haberiyle dili tutulduğu için, doğan oğlunun ismini yazıyla Yahya olacağını bildirmiştir. Bunun üzerine dili çözülmüş ve kendi adını taşıyan ilâhiyi söylemiştir.
Yahudi dini geleneğinde bahsedilen Zekeriya peygamberle ilgili haberlerin bir kısmı, Kur'an-ı Kerim’le uyum içindedir. Bir peygamber olan Zekeriya arkasında neslini devam ettirecek ve İsrailoğullarını doğru yola getirecek bir oğlunun olması için, Beytü't-Makdiste Allaha dua eder. Çok yaşlı ve eşi de kısır olduğu halde, kendisinin Yahya isminde bir oğlu olacağı haberini alır. Ancak Zekeriya (a.s) tatmin olmaz. Allah'tan bir delil ister. Çocuğu olacağına dair delil ise onun “üç gün konuşamamasıdır”[1]. Kur'an-ı Kerim Hz. Meryem’in sorumluluğunun Zekeriya (a.s.)'a verildiğini bildirir. Zekeriya (a.s.) mabede her girişinde, Hz. Meryem'e mucizevi şekilde yiyecekler getirilmiş olduğunu görür[2]. İslâm kaynakları Zekeriya (a.s)ın eşinin, Hz. Meryem’in teyzesi olduğundan bahsetmektedir.
Zelot:
Milâdi I. asırda Roma yönetimine karşı başkaldıran Filistinli bir grup Yahudiyi belirtmektedir. Kelime olarak Zelot, Allah için ve onun şeriatı için “gayret ve çaba” sahibi demektir. Bu kelimenin İbranice karşılığa qanna'dir. Bu, dini konuda veya bir üstadın talebeliği konusunda gayreti ifade etmektedir. Meselâ bu anlamda, Flavius Joseephe, Bannous'un gayretli talebesi (Zelote) olmuştur. Milâdi 66 yılından sonra Zelote kelimesi, teknik ve politik bir anlama bürünerek “İsyancıları” belirtmek için kullanılmıştır.
Daha doğrusu, bu kelime “Kudüs mabedinde düzeni yeniden tesis etmek isteyen silahlı bir Yahudi grubunu belirtmektedir”. Çünkü Romalılar tarafından Kudüs kuşatıldığı zaman, bu duruma başkaldıran silahlı Yahudi grupları hem farklı, hem de birbirlerine muhalifti. Meselâ Ferisiler bu durumda barışı isterlerken, Reformist ve Ortodoks Yahudiler Zelotelar gibiydi. Ayrıca aşırı ihtilalci Yahudi gruplarda vardı. Milâdi 66'dan 70 yılına kadar Kudüs'te Yahudi ayaklanmaları yer yer görülmüştür. İsa'nın bir Zelote olduğu kabul edilmez. İsa, Simon le Zele'yi havari olarak seçmiştir. [3]Fakat bizzat o, daima şiddete karşı çıkmıştır. [4]
Zemirot:
İbranice Zmr kökünden gelmektedir ki şarkı söylemek demektir. Zemirot, iki ayrı mefhum İhtiva etmektedir: Birincisi, Sefarad ve İtalyan cemaatleri tarafından kullanılan ve Tora’nın ayetlerini göstermektedir. İkincisi, Aşkenazi âdetlerinde şabat yemeğinden önce ve sonra söylenen ilâhileri belirtmektedir. Genelde Zemirot, şiir metinleridir. Bu şiirler, meşhur anonim İbrani şairleri tarafından çağlar boyunca yazılan şiirler ve piyyoutimdir. Zemirot'un büyük çoğunluğu, İbranice yazıldığı halde, bir kısmı Aramice yazılmıştır. Genelde Zemirotta, Cumartesi kurallarına ve âdetlerine atıf yapılmaktadır. Yine Cumartesi kurallarına riayet edenlere verilecek mükafattan bahsedilmektedir.
Yehoudah he Hassid’in Sefer Hasidimi, Cumartesiye övgü ilâhilerini söylemenin caiz olduğunu kabul etmekte ve 92. Mezmurun bir ve iki cümlesini zikretmektedir. Siddour Rachi, Cumartesinin sonunda Zemirot söylemenin doğru olduğunu kabul ermektedir. Nasıl bir ülkenin vatandaşları, flüt ve harb gibi musiki aletleriyle şarkı söyleyerek krallarının savaşa gitmesine refakat ediyorlarsa, Yahudilerde Cumartesiye Zemirot ile veda ediyorlardı. Kabbalistler, XVI. ve XVII. yüzyıllarda Cumartesi şerefine liturjik şiirler kompoze etmişlerdir. Bunların arasında Yom Zeh le-Yisrael ve Yah Ribbon en meşhurlarıdır. Aşkenaz'lara ait ve masa başında söylenen yirmi beş Zemirot, üç gruba ayrılmaktadır: Bu gruplardan herbiri, cumartesi yemeklerinden birine aittir. Bunlardan sekizi Cuma akşamına, sekizi Cumartesi sabahına, dokuzu da Cumartesi akşamına aittir. Bunlar XI. yüzyıldaki Aşkenaz dua kitabı Mahzor Vitry'de bulunmaktadır.
Aşkenaz'lar tarafından toplanan bu şiirler, İspanya'nın İbrani şairlerinden Dounach ben Labrat'a, Yehoudah ha Levi'ye ve Abraham ibn Ezra'ya atfedilmektedir. Sefarad'lar ise kendilerine ait özel bir Zemirot derlememişlerdir. Onlar, sinagogda ve evde Zemer veya Pizmon denilen dini şiirler okumaktadırlar. Şiirlerin sayısı üzerinde herhangi bir tavsiye yoktur. Her cemaat kendine göre bir melodi meydana getirmiştir.
Zemirot şiirlerini, dua kitaplarında ve hayırla ilgili derleme şiir kitaplarında bulmak mümkündür. Bu Zemirot şiirleri, genelde Chalom Alekhem ile başlamaktadır.
Zen Budizm:
Bu kelime, Çince ch'an kelimesinin Japonca telaffuzundan meydana gelmiştir. Ch'an kelimeside Sanskritçe Dhyâna kelimesinden gelmektedir. Sanskritçedeki anlamı “meditasyon”=murakabedir. Zen, bizzat Çinde Taoizmin ve Çin ruhiyatının tesiriyle yayılan Mahâyâna Budizminin özel bir şekli olarak görülmektedir. Zen hareketi, Budizmin özünü ve ruhunu nakletmek iddiasındadır. Budizmin esası ise, Buddha'nın tabiatının bilincinde olmaktır. Bu tabiat herbirimizde mevcuttur. Fakat biz bunun farkında değiliz. Zen'e göre bu tabiat, ne ibadetlerle, ne kutsal kitap etüdleriyle ne de iyi amellerle uyanmamakta; sadece, günlük hayatta mevcut olan mantıkî düşüncenin sınırlarını kurmakla uyanmaktadır. Bu uyanış, insanın benliğinin derinliklerinde olmaktadır. Böyle bir uyanışa götüren metodların elde edilmesi ve formasyonu, sadece üstâd ile talebe ilişkileri içinde ve ruhtan ruha geçen bir eğitim dahilinde kişisel bir tarzda nakledilmektedir. Bu doktrin, Bodhid-Harma'ya atfedilen dört çizgide ifade edilebilir:
1- Kitapların dışında özel bir gelenek
2- Kelimelere ve harflere bağımsızlık
3- Kişi ruhu üzerine toplanmış bir dikkat
4- Kendi tabiatına yönelmiş bir bakış
Bu dört çizgi ile Buddhe'ite (Buda olmak) olmak mümkündür.
Burada önemli olan bir çeşit tefekkürdür. Bu tefekkür, bütün eşyadan bağımsız olacak yapılmaktadır. Tefekkür, bedeni duruşla belirginleşmiştir. Efsaneye göre birgün Bouddha, parmakları arasında bir gül çevirir ve sessizce güler. Talebeleri arasında sadece Kasyapa, Buddha'nın tebessümünü anlamış ve “Buddha'nın ruhunun mührü” olmuştur. İşte bunun için Zen, Buddha'nın ruhundan aralıksız nakledilen bir akıma çok büyük önem vermektedir. Bunun için Zen, özel bir mezhep değil, bizzat Budizmin özü oluğunu iddia etmektedir.
1- Tarih: Bu ekolün Çin'e Bodhidharma tarafindan nakledildiği kabul edilmektedir. Ch'an geleneğine göre onun Çin'e gelişi M.Ö. 540 yılıdır. O, Wei imparatorluğunun kuzeyine doğru seyahat etmiştir. Drada dokuz yıl beyaz bir duvarı seyretmiştir. Böylece o, Çin'deki Zen geleneğinin ilk patriği olarak telâkki edilmiştir. Çin’in birçok şehirlerini dolaşmıştır. VII., yüzyılda, Zen hareketi ikiye bölünmüş, Kuzey Mezhebi ve Güney Mezhebi adını almıştır. Zen hareketi bölününceye kadar Zen’in Cindeki önderleri, Hui-K'o, (478-593), Seng-ts'an (öl: 606), Tao-hsin (580-551) ve Hing-jen (601-674)dir. İşte Hung-jen’in talebelerinden birisi olan shen-hsin (606-706) Kuzey Mezhebinin şefi olmuş-aır. O, tedrici aydınlanma (illumination) ioktrinini yaymış fakat fazla devam etmemiştir. Güney Mezhebi yani Güney Zen'i ise, “Tam aydınlanma doktrinini” istlenmiştir. Bu da Ortodoks Zen’in yegane kriteridir. Bunun liderliğini Hang-en’in meşru halefi olan Hui-neng (638-713) yapmıştır. Böylece o, Çin geleneğinin altıncı patriği olmuştur. Bunun için “Altıncı patrik sûtrası” ona atfedilmektedir, Hui-neng’in ölümünden sonra, Çin imparatoru Wu-Tsung (845)un saltanatı alımdaki Budizme yapılan baskılar dönemi vin Zen hareketi için yaratıcı bir dönem olmuştur. İşte, “üstadların sözleri. Tarihler ve köah kolleksiyonları” hep bu dönemde yazılmıştır.
Pai-chang (749-814), Zen manastır kaidesinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Daha sonra birçok ekol ortaya çıkmış ve “Beş Evler” adı altında birleşmişlerdir. Bunlardan sadece ikisi yaşamıştır. I. Shüan tarafından kurulan (öl:867) Lin-chi (Rinnazî), Liang-chieh tarafından kurulan Is'ao-Tung (soto)dur. Ch'an, Sung hanedanlığı (960-1279) boyunca gelişmiştir. San'at, edebiyat, özellikle Sung boyamaları üzerinde büyük tesir yapmıştır. Bugün Zen, hâla Cinde Terre-pure okulu ile yaşamaya devam etmektedir.
2- Japonya'da Zen: Japonya'da bulunan iki Zen mezhebi aydınlanma ve ona ulaşma tarzı konusunda birbirlerinden ayrılmaktadır: Keşiş Eisai (1141-1215) tarafından 1191 yılında Japonya'ya sokulan Rinzai, daha çok Koan tefekkürü (Murakebe) üzerinde durmaktadır. Dögen tarafından Japonya'ya sokulan Soto mezhebi ise “rahat oturuş metodu” üzerinde durmaktadır. Ona göre bu duruş tarzı, aydınlanma ile aynı kabul edilmektedir. Japonya'da Rinzai ve Soto birbirinden farklı şekilde gelişme göstermiştir Meselâ Rinzai, Samurâi'ler arasında ve yüksek tabaka arasında müntesipler ararken ve merkezlerini Kamakura, Kyoto'da kurarken ve güçlü bir kültürel tesis icra ederken; Soto'lar daha çok taşra da halk arasında faaliyet göstermektedir. Sötö mezhebi, yerli Japon dininden de (Şinto) birçok unsuru bünyesine almış bulunmaktadır. Rinzai, çok sayıda alt mezhebe bölünmüş vaziyette iken, Sötö'lar Fukui, Sotiji ve Yokohama'da bulanan belli başlı mabedlerinde birlik içinde faaliyet göstermektedirler.
Japonya'da bir üçüncü mezhep, 1654 yılında Çinli keşiş Yin-Yüan, tarafından kurulan Obaku mezhebidir. Bu mezhebin lideri 1673'te ölmüştür. Bu mezhep Rinzai mezhebinin metodlarını kullanmakla beraber, dini kitaplara ağırlık vermektedir. Bu mezhep bugüne kadar, Çin ruhunu muhafaza etmiştir. Bunların en ünlü mabedleri Kyoto yakınındaki Uji'de bulunan Manpukuji mabedidir. Zen’in en güçlü şahsiyetleri arasında (1268-1325), Muso Kokushi (1275-1351), İkkyû (1394-1481), Hakuini (1685-1786) ve Bankei (1622-1693)'yi sayabiliriz. Bugün Japonya'da Zen Mezhebinin on milyondan fazla mensubu bulunmaktadır. Meselâ Sötö mezhebinin mensubu yedi milyon, Rinzainin bir kolu olan Myöskinjiha’nın tahminen bir milyon altıyüzbin, Obaku mezhebinin iki yüz elli bin mensubu vardır.
Zen hareketi, insanı kutsalla olan karışıklıktan kurtarma hedefini gütmektedir.
3- Zen Ve San Atlar: Lin-chi, Zen hareketinin, günlük hayattan başka birşey olmadığını ifade etmiştir. Buddha’nın şeriatinin, belli bir aktivite için özel bir yeri yoktur. Burada söz konusu olan, hayatı hergün farklı bir seviyede yaşamaktır. Plastik s an'atlar üzerinde Zen, Japonyada çok derin etki yapmıştır. Japonya'nın peysajist ressamı Sesshû (1421-1506), büyük şair Basshö (1644-1694), Zen tarafından eğitilmiştir. Japonya'da şöyle bir rivayet vardır: “Bir Zen Mü’mini için, kiün, çok güzel bir çay tasına dönüşmesi bizzat Din'dir”.
4- Zen Ve Batı: Budizmin çok sayıdaki şekilleri arasında Zen, Batıda ençok cazip olanıdır. Bu durumda şu soru hep sorulmuştur: Zen hangi noktaya kadar spiritüel ve psikolojik metod olarak, doğulu ve Budist temellerinden ayrılmış olabilir?
Şüphesiz Zen pratiği, Mahâyâna'nın istediği gibi realite vizyonu ile bütünleşmiş olmalıdır. C.C. Jung, şöyle demektir: “Zen’in gerekli spiritüel kavramları, Batıda eksik olanlar değil midir?”
Zend-Avesta:
Zend, tefsir ve yorum anlamına gelmektedir. Zend-Avesta, Avesta'nın yorumu veya tefsiri anlamına gelmektedir. Zend - Avesta, Mazdeizmin veya Zerdüştlüğün kutsal kitabıdır. Bu kitabın birçok bölümleri vardır.
1- Yaşna: Liturji bölümüdür. Gâthâlar, bu bölümün içindedir. Bu, Zerdüştün ilâhilerini oluşturur.
2- Vispered: Yakarışlar bölümüdür.
3- Vendidad: Dini metinler bölümüdür. Mü’minlere günahtan sakınmalarıiçin birtakım nasihatlar yer almaktadır. Yine Zerdüşt ile Ahura-Mazda arasındaki diyalogları ihtiva etmektedir. Bu bölüm, bugün Parsi'lerin dini yasalarını teşkil etmektedir.
4- Sirozot: Senenin aylarını koruyucu Tanrılara yapılan dualar bütünü yer almaktadır.
5- Yasht: Tanrılara ve meleklere yakarışları ihtiva eden bölümdür.
6- Küçük Avesta: Lâiklerin okudukları dualar ve ilâhilerin derlemesidir. Görüldüğü gibi Avesta'nın büyük bir çoğunluğu sadece rahipler tarafından okunmaktadır.
Geleneğe göre Mevcut Avesta, bol miktardaki Zerdüştî edebiyatın bir parçasını teşkil etmektedir. Zaman içinde gözden geçirilen, çeviriler yapılan bu geniş edebiyat, Zend-Avesta şeklinde kendini göstermiştir.
Zerdüşt (Zarathustra):
M. Ö. VI. yüzyılda İran'da yaşadığı kabul edimektedir. Zerdüştlüğün kurucusu olan Zoroastre (Zarathustra) hakkında çok şey bilinmemektedir. Zerdüştlük üzerinde birçok araştırma yapılmıştır. Dinler Tarihi'nin çok önemli konularından birisini teşkil eden Zerdüştlük, bir yandan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâmiyetle ortak i-nanç kavramlarına sahip olarak dikkat çekerken; diğer yandan Hindistan ve yakm doğu kültürlerinin izlerini bünyesinde toplamakla dikkat çekmektedir. Zerdüştlüğun dinler tarihinde iki önemli noktada kaynaklık yaptığı söylenebilir: Bunlardan birincisi, Monoteist bir karakterle Tanrı anlayışını ele almasıdır. İkincisi de, Mesih fikrinin kaynağının Zerdüştlük olduğudur. Sadece bu iki noktada değil, cennet, cehennem veya sırat köprüsü gibi kavramları geliştirdiği, iyilik ve kötülük inancının ayrı ayrı Tanrıya mal edilmesi gibi özelliklerde Zerdüştlüğün ileri sürdüğü dini tarihin orijinal düşünceleri olarak takdim edilmektedir. İran toplumu içinde Zerdüştlük, tarihi süreç içinde değişik isimlerle kendini göstermektedir. M.S. 224-651 yıllarında hüküm süren Sasaniler döneminde, Mazdekçilik veya daha genel bir şekilde Mecusilik olarak isim alan Zerdüştlük, sürekli kültürel ilavelerle Zerdüştün temel ilkelerinden uzaklaşmış görünmektedir. Zerdüştlüğün temel kitabı Avesta'dır. Avesta’nın bir bölümünü oluşturan Gatha'lar, Zerdüştün sözlerini nakletmektedir. Diğer yandan, Zerdüştün eserlerinin yazıldığı dil eski İran dili olan Pehlevice'dir. Çok eski bir dil olan Pehlevice'nin bilinmemesi, Zerdüştün fikirlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasına engel olmuştur. Ayrıca, Zerdüştün sözleri ve o dönemin kaynaklarının daha sonraki dönemlere sağlıklı bir şekilde intikal etmediği de bir gerçektir. Bunun için Zerdüştün hayatı ve e-serleriyle ilgili bilgiler yetersizdir. Zerdüştle ilgili bilgilerin büyük bir çoğunluğu efsanelere dayanmaktadır. Bu tahminlere göre, Zerdüştün, İskender'den iki yüz elli yıl önce yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Büyük İskender, Ahameniş hanedanının merkezi olan Parsa'yı (Persepolis) M.Ö. 330'da feth ettiğine göre Zerdüşt, Harezm’in kralı Viştaşpa'ya kendi dinini, M.Ö. 588'de kabul ettirdiğine göre, Zerdüştün yedinci yüzyılın sonu ile altıncı yüzyılda yadaşığı tahmin edilebilir.
Zerdüştün kırsal bir kesimde doğmuş olması ihtimali çok büyüktür. Çünkü yerleşik düzene saldıranlarla mücadele etmiştir. Zerdüşt bunlar için Dregyant (yalanın arkasında gidenler) tabirini kullanmaktadır. Zerdüşt, Tanrı Ahura Mazda tarafından gelen vahiyleri tebliğle görevlendirilmiştir. Onun için Zerdüştün din felsefesinin temelini, Ahuramazda inancı teşkil etmektedir. Zerdüşt, eski iran dinini yeniden Ahuramazda inancı etrafında şekillendirmeye çalışmıştır. Ahurmazda, Gatha'larda anlatıldığına göre, herşeyin yaratıcısıdır. Aydınlığın kaynağı, evrensel adaletin yaratıcısıdır. İran'ın komşu kültür merkezi Hindistandaki polietist (çok Tanrıcı) Tanrı inancına Zerdüşt dininde tolerans yoktur. Ahuramazda tek ve yegane Tanrıdır. Tanrıça fikri, Zerdüştlükte yoktur. Zamanla Avesta metinlerinde başka varlıkların ismi de görülecektir. Bunlara Ameşa Spenta (iyiliksever ölümsüz) denilmektedir ki altı Semavî varlığı belirtmektedirler. Gatha'larda geçen bu Ameşa Spenta'ları Ahura Mazda ile bağımlı olarak düşünmek gerekir. Bunlar, âdeta Ahura Mazda'nın sıfatları gibi görünmektedir. Bunları melekler olarak düşünmek mümkündür. Ameşa Spenta'lar şunlardır:
1- Aşa Vahista (Doğruluk)
2- Vohu Manah (İyi Akıl)
3- Spenta Armaiti (İyiliksever Bağlılık) Bu üçünün en büyüğü Aşa Vahista'dır. Diğer ikisi bundan çıkmaktadır.
4- Kshathra Vairya (Yararlı Egemenlik)
5- Haurvatat (Bütünlük)
6- Ameretat (Ölümsüzlük). Zerdüştlük, Ahiret inancı yönüyle M.Ö. VI. yüzyıldaki dinlerin içinde dikkat çekici bir dindir. Zerdüştlükte, Ahiret Kshathra Vairya'ya bağlı olarak anlatılmaktadır. Zerdüştlüğün zamanla düalist (İki Tanrılı) bir karakterle takdim edildiğini görüyoruz. Ahura Mazda'nın karşısına Angra Mainya kötülük unsuru olarak çıkarılmıştır. Buna göre Ahura Mazda iyiliği temsil etmekte, Angra Mainyu ise kötülüğü temsil etmektedir. Angra Maİnyu'nun arkasından gidenler kötülerdir. Zerdüştlük, düalist bir karakterle takdim edilse de Angra Mainyu'yu da Ahura Mazda yaratmıştır. Ancak zaman içinde Angra Mainyu'ya ayrı bir varlık verilerek bağımsız hale getirilmiş olma ihtimalini de unutmamak gerekecektir. Nitekim birçok dinler tarihçi buna dayanarak, Zerdüştlüğün Monoteist yapısına işaret etmiştir. Ancak, Zerdüştlüğün düalist karakteri üzerinde duranlarda olmuştur. Zerdüştlüğü düalist yapıda görenlere göre sonunda Ahura Mazda, Angra Mainyu'yu mağlup ederek, dünyayı sadece iyilikle dolduracaktır. Düalist anlayışlar, Zerdüşten sonraki bazı dönemlerde önemli hale gelmiştir. Bu dönemlerdeAhura Mazda ile Angra Mainyu eşit değerde kabul edilmiştir. Ahura Mazda'ya Hürmüz, Agra Mainyu'ya da Ehrimen denildiği nakledilmektedir. Zerdüştün ana felsefesinde olmasa da Hürmüz ve Ehrimen inançlarının birlikte hâkim olduğu dönemlerde, dünya iyi ile kötü arasında bir gerilimdedir. İnsanların ya Hürmüzün, ya da Ehrimen’in yanında yer almaları gerekmiştir. İnsanların, bu varlıklara iradeleriyle tâbi olmaları icab eder. Avesta'ya göre insan bir defa seçimini yapar ve geri dönemez. Dolayısıyla dünya birbiriyle savaş halinde iki kutuptan meydana gelmektedir. Tanrının yanında çiftçiler hayvan yetiştirenler üstündürler. Zorbalar ve yalancılar makbul değildir. Gathalar'da kıyametle ilgili öğretiler oldukça ilginçtir. Burada, insanı, ölümden sonra bekleyen şeyler anlatılır. Dünyadaki hayatla, ahiretteki hayat, sıkı ilişki içindedir. Tanrı, iyilikleri mükafatlandıracak, kötülükleri cezalandıracaktır. Ruhlar, bir nevi “sırat köprüsü” olan Çinvat Peretu'dan geçeceklerdir. Ahura Mazda'nın mahkemesinden sonra iyilik yapanlar sonsuz ışık ülkesine, kötülük yapan ruhlar ise karanlık ülkesine gideceklerdir. Zerdüşt'ün ilginç fikirlerinden birisi de, içinde yaşadığımız dünyanın sonlu olduğu fikridir. Bu son dönemde Ehrimen yok edilecek, dünya kusursuz biçimde yeniden kurulacak, yeni dünyaya yerleşen iyiler sonsuz mutluluk içinde yaşayacaklardır. Çok müphem olmakla beraber Gathalar'da ölülerin dirilişine de işaretlerde bulunulmuştur.
Zerdüştlükte kötülük ruhu Ehrimen'e kurban kesilmesi yasaklanmıştır. Ancak, Zerdüştlükte kanlı kurban yasaklanmış değildir. Kurban törenlerinde Haoma denilen içkili taşkın törenler yasaklanmıştır. Zerdüşt dininde Ateş kültü, önemli olmakla beraber, bu kültü Zerdüştün koyup koymadığı bir tartışma konusudur. Bize göre Zerdüştlükteki Ateş kültü, çok eski bir İran dini unsuru olmakla birlikte Zerdüşt dininde Ahura Mazda'nın aydınlık Tanrısı olarak telâkki edildiği dönemlerde Ateş, Ahura Mazda'nın bir sembolü olarak kabul edilmiştir. Böylece Zerdüştlükte Ateş Mabedleri ortaya çıkmış ve ateş ayinleri kurumsal bir hale gelmiş Ruhban sınıfı oluşmuştur. Mecusilik adıyla Zerdüştlüğün yayıldığı dönemde Ateş kültü, ibadetin merkezini oluşturmuştur. Ateş kültleriyle haoma şenlikleri birlikte yapılarak canlı bir ibadet şekli ortaya çıkmıştır.
Zerdüşt dini, kral Viştaspa döneminde, sarayda yayılma imkanı bulduğu için en güçlü dönemini yaşamıştır. Hatta Zerdüşt, kızlarından birini, kralın vezirlerinden birisi olan Camasp ile evlendirmişti. İslâm kaynaklarında Zerdüştlük Mecusilik olarak geçmektedir. Muhtemelen bu, Ateş kültlerinde ruhban sınıfının yaptığı Magus denilen ayinden kaynaklanmaktadır. Magus ismi, Perslerin üyelerini belirten latince bir kelimedir. Farsçadaki şekliyle Arapçaya geçerken bu kelimenin Mecus olması kuvvetle muhtemeldir. Zerdüştün ortaya çıktığı dönemde üç sosyal sınıf dikkatimizi çekmektedir: Kabile reisleri - Rahipler - Savaşçılar ve Çiftçiler ile sığır yetiştiricileri. Bu toplumsal gruplar kendilerine göre dini bir yapıya sahiplerdi. Meselâ, her sınıfın kendine has bir Tanrısı vardı. Bunlara deava denirdi. Buna göre Mitra ve Varuna'nın da içinde yeraldığı Ahura'lar, kabile reislerinin Tanrılarıydı. Muhtemelen Zerdüşt, bu Hind kökenli dini motiflere pek önem vermemiş ve dini öğretisini Ahura Mazda üzerinde merkezileştirmiştir. Zerdüştlüğe göre dünya, büyük bir yangınla yok olacaktır. Yangından sonra yeniden kurulan dünyada, Ahura-Mazda'ya inanıp onun yolundan gidenler yer alacaktır. Çinvat köprüsünden geçen iyi ruhlar, yeni dünyanın kuruluşuna kadar cennette bekleyeceklerdir. Kötüler ise, cehennemde kalacaklardır. Zerdüştlük, iyiliğin ve kötülüğün, insanların iradeleriyle başlangıçta gerçekleştiğini öğütlemektedir. Bir rivayete göre Ahura Mazda’nın ikiz oğullan olan Spenth Mainyu (iyi ruh) ile Angra Mainyu (Kötü Ruh) arasında sonsuza kadar devam edecek bir mücadele başlamıştır. Spenta Mainyu, doğruluk ve adaletle özdeşleştiği halde, Angra Mainyu, kötülük, yıkıcılık ve yalanla özdeşleşmiştir.
Zerdüştlükle ilgili bilgilerin iki önemli kaynağı vardır: Birincisi Avesta'dır. İkincisi ise, Pehlevice ve Farsça yazılmış kitaplardır. Zerdüştlük, İran ve Afganistan'a doğru yayılmıştır. Ahameniş dönemindeki (M.Ö. 559-330) bazı olaylar, Avesta'nın son bölümünde anlatılanlara mutabık görünmektedir. Büyük İskender’in Ahamenişlerin başkenti Parsa'yı (Persepolis) fethinden (M.Ö. 330) yaklaşık dörtyüz yıl sonra, tamamen Helen kültürünün tesiri altına girmiştir. Bu dönemde Zerdüştlük, canlılığını yitirmiştir. Fakat Part imparatorluğu döneminde (M.Ö. 247-M.S. 224) Zerdüştlükte bir canlanma olduğu görülmektedir, M.S. 224-651 tarihleri arasında İran'da egemen olan Sasani İmparatorluğu, Zerdüştlüğü devletin resmi dini haline getirmiştir. Böylece Zerdüştlüğün ruhban sınıfı çok güçlenerek diğer dinlere karşı devletin baskı yapmasını sağlamıştır. Ancak İslâmiyetin İran'a girmesiyle birlikte, bu baskılar kalkarak, Zerdüştlük İslâmiyet karşısında pasifleşmiştir. Bu dönemde bir kısım Zerdüşt dini mensupları, Hindistana göç etmişlerdir. Bu göç edenler, Hindistan'da Parsiliği meydana getirmişlerdir. Parsiler halâ Hindistan'da yaşamaktadırlar.
Zeus:
Yunan dininin büyük Tanrısı olan Zeus, şimşek, yağmur ve rüzgarı idare eden bir gök tanrısıdır. Zeus, tanrıların ve insanların koruyucusudur. Zeus, Titanların kralı Kronos'un çocuklarından biridir. Kronos, çocuklarından birinin, kendisini tahtan indireceğini öğrenince yeni doğan çocuklarını yutar. Fakat eşi Rheia, Zeus doğduğunda onu Girit'te bir mağarada saklar ve Kronos'a Zeus'un yerine bezlere sarılı bir taş yutturulur. Giritte'ki Titanlar'a karşı bir ayaklanma başlatır ve kardeşleri Hades ve Poseidon'un da yardımıyla Kronos'u tahttan indirir. Üç kardeş, dünyayı aralarında paylaşır. Zeus, Gitantlara karşı Tanrılara önderlik ederek başarılı bir savaş verir ve Tanrıların kendisine karşı başlattıkları ayaklanmaları da bastırır. Homeros'a göre Tanrılar, Yunanistan'ın en yüksek dağı olan Olympos'un tepesinde yaşıyordu. Diğer Tanrılar, Olympos'ta Zeus'a tabi olmaktadır. Zeus'un, Olympos'ta insanların kaderlerini tayin ederek iyileri ödüllendirip kötüleri cezalandırdığına inanılmaktadır. Böylece Zeus, adalet dağıtmakta, kendisine dua edenlerin, kendilerini, evlerini ve mallarını korumaktadır. Yunan mitolojisinde Zeus, aşklarıyla tanınan bir Tanrıdır. Birçok kadınla ilişki kuran Zeus, karısı Hera'yla bu yüzden sürekli kavga halindedir. Guguk kuşu kılığına girerek Hera'ya, kuğu kılığına girerek Leda'ya tecavüz eder. Europa'yı kaçırmak için ise boğa olur. Çocukları; Leto'dan olan ikizleri Apollon ve Artemis, Sparta kraliçesi Leda'dan olan Helena ve Dioskur'lar, Tanrıça Demeter'den olan kızı Persephone, Titan Metis'i yuttuktan sonra kafasından doğan kızı Athena, eşi Hera'dan olan Hephaistos, Hebe, Ares ve Eliethyda ile Tanırca Semele'den olan oğlu Dionysos'tur.
Zeus, Yunan mitolojisinin en güçlü Tanrılarından birisidir. Ancak, Tanrı Athena ve Hera yerel Tanrılar olarak Zeus'tan daha çok şöhret yapmışlardır. Nitekim M.Ö. VI. yüzyılda Atina'da Zeus tapınağı yoktur. Olympia'daki Zeus tapınağı da Hera'ninkinden sonra yapılmıştır. Zeus, Yunan san'at yapılarında sakallı, güçlü bir erkek olarak gösterilmiştir. Zeus'un en önemli sembolü yıldırım ve kartaldır. Zeus heykeli, dünyanın yedi harikasından biri oîarak kabul edilmektedir. Zeus heykeli, heykeltraş Phiolias'ın önemli eserlerinden birisidir. Zeus heykeli, Olympia kentindeki Zeus tapınağında bulunmaktadır. Heykel altın ve fildişi kaplıydı. Yüksekliği on iki metredir. Abonoz, fildişi, altın ve değerli taşlarla bezenmiş, oymalı sedir ağacından bir tahtta otururken gösterilmiştir. Sağa uzattığı elinde bir Nike heykeli, sol elinde ise kartal konmuş bir asa tutuyordu. Bu heykel sekiz yılda yapılmıştır. Heykelin M.Ö. 430'da yapıldığı tahmin edilmektedir. Zeus Tapınağı, M.S. 426 yılında yıkılmıştır. Zeus heykelinin günümüze hiçbir kalıntısı gelmemiştir.
Ziggurat:
Katlı kule şeklinde yapılmış kutsal yapılara verilen isimdir. Zigguratlar, Mezopotamya dininin karakteristik özelliğidir. Zigguratların fonksiyonları tam olarak bilinmemekle beraber; onlar bir mezar değildir ve Mısır piramidleriyle de mukayese edilemezler. Bu konuda yapılan en mantıklı açıklama bu kulelerin, yerle göğü birleştiren bir fonksiyon icra ettikleri inancıdır. Böylece bu kulelerin, yerdekilerin semavi güçlerle ilişkilerini kolaylaştırdığına inanılmaktadır. Diğer yandan bu kulelerin, bazı merasimlerin yapılabilmesi için elverişli zamanı tespit için, Astronomik gözlemler için kullanıldığı söylenmektedir. Ziggurat kelimesi, “yüksek bina yapmak” anlamına gelen Sümerce Zaqâru kelimesinden gelmektedir. Sümerliler, çok eskiden beri katlı kuleler yapıyorlardı. Buna gi-güna adını veriyorlardı. Bu kulelerin teraslan üzerinde mabedler bulunuyordu.
Bazı bilginlere göre Akkadça gîgünü kelimesi paleo - Babilonnien döneminden sonra Zigguratu kelimesiyle ifade edilmiştir. Çünkü bu kelime, kulenin en üst tarafına yapılan mabedi belirtiyordu. Her sitenin bir Ziggurati vardı. M.Ö. 478'de Babildeki Zigguratîar yıkılmış ve Büyük İskender, Zigguratların yerlerini silip süpürmüştür. Zigguratlar çok sağlam pişmiş tuğla ile yapılmışlardır. Zigguratların kat sayısı farklıdır. Genelde yedi katlıdırlar. Muhtemelen başlangıçta daha az katlı iken zamanla kat sayısı çoğalmıştır. Yüksek katlara giriş merdivenle sağlanmıştır. Binanın dört tarafına çıkan bir rampa, bulunmaktadır. Merdivenlerin rampa ile bağlantıları bulunmaktadır.
Zohar (Muhteşem Işık):
Kabba'layı meydana getiren temel mistik metinlerden birisidir. Yahudilerce kanonik kitaplar arasında kabul edilmiştir. Böylece Yahudilerce Tora ve Talmud seviyesinde bir muamele görmüştür. Zohar'ın dili Aramicedir. Tora'yı meydana getiren ilk beş kitabın (Tekvin-Çıkış-Levililer-Sayılar-Tesniye) hermenötik bir yorumu olarak kabul edilmiştir. Beş kitabın (pentateque) her bölümüne bir kısım tahsis edilmiştir. Zohar'da kullanılan üslup nıidraşiktir. (Talmudun Haggadah ve Halakah'da yapılan tefsir şekli). Zohar'ın M.S. II. yüzyılda, yaşayan Rabi Simeon Bar Yohai tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir. Ancak birçok kaynak, Zohar'ın Moise ben Chem Tov de Leon tarafından yazılmış olabileceğini de gözönünde tutmaktadır. G. Scholem'ın araştırmaları bu doğrultudadır. Zohar'ın Filistin'de Simeon bar Yohai ile oğlu Eleazar'ın dostları ve talebeleri arasındaki Tanrısal veya insan düzeni konulan üzerindeki tartışmaları da naklettiğine inanılmaktadır. Zohar şu bölümlerden oluşmaktadır:
1- Midraş ha-Ne'lam (Gizli Midraş)
2- Ra'aya Meheimna (Sadık Çoban)
3- Tikkunei ha Zohar-Sefer ha Zeniut (Gizliliğin Kitabı)
4- İdra Rabba (Büyük Asamble)
5- İdra Zuta (Küçük Asamble)
6- Şova de Mişpatim (Yaşlı Adamın Nutku)
7- Raza de Razin (Sırların Sırrı) Zohar'da, Tekvin kitabındaki yaratılış olayı üzerinde yapılan geniş yorumları bulmak mümkündür. Yine Zohar'da yaratılışın Harflerle simgelenişi anlatılmaktadır. Ruhun üç seviyesi, Mısır'dan çıkış esnasındaki mucizeler, cumartesi gününün kutsal yorumu, ruhların kaderi gibi konular mistik bir muhteva içinde işlenmiştir.
Zohar'ın, R. Moise de Leon'un eseri olduğu kabul edilmekle beraber, Ra'aya Mehemna (sadık çoban) ve Tikkunei ha-Zohar (Gizliliğin Kitabı)’ın XIV. yüzyılda kabbalist biri tarafından yazılma ihtimali büyüktür. Moise de Leon, Zohar'ı yazarken, Tora'yı meydana getiren kitapların her bölümüne bir yorum yapmıştır. Zohar’ın tefsiri, Mişna bilginleri olan Tannaim adı verilen kimselerin eseridir. İşte bunların başında yukarıda isimlerini zikrettiğimiz Simeon Bar Yohai ve oğlu Eleazar gelmektedir. Zohar'da bazı şahsiyetler de geçer. Bunlar Sava (Yaşlı Adam) ve Yenuka (Çocuk) dır. Esrarengiz sırları bunlar anlatmaktadır. Zohar'ın mistisizmi, Yahudi kültürü üzerinde derin tesir yapmıştır. Tora, Talmud ve Kabbala (Zohar), Yahudi dini hayatının temelini oluşturmaktadır. Zohar'ın yazarı, eski kabalistlerden, Özellikle Sefer ha-Bahir'den, XIII. yüzyıldaki Yaakov ve İzak ha-Kohen kardeşlerden birçok figür almıştır. Ancak Zohar'ın yazarı, bu kaynaklara ilaveler yaparak kullanmıştır. Zohar’ın temel yapısı şöyledir:
1- Ebedi olan Tanrısal merkezden on ilâhi gücün meydana gelmesi.
2- Din (Adalet) ve Hased (Merhamet) arasındaki dinamik ilişkinin açıklanması.
3- İlâhi alemin erkek ve şehina olarak belirtilen öğeleri arasındaki cinsel efsane.
4- Sağda yer alan kutsal ilâhi krallık ile solda yer alan şeytanların güçlerinde oluşan krallık arasındaki mücadele.
5- Mesianik efsane, manevi kurtuluşta mesihin ve çevresindekilerin rolü. Zohar, XVI. yüzyılda üç cilt halinde yayınlanmıştır. Zohar’ın Yahudi muhitlerde kabul görmesinin en önemli nedeni, mesihi fikirlerle Yahudi toplumunu fikren ve manen beslemiş olmasıdır. Zohar'daki mistik derinlik de, Yahudiliğin yeni bir anlam kazanmasına sebep olmuştur. Zohar beş cilt halinde basılmıştır. Bunlardan üçü Sefer Ha-Zohar Ha-Torah dördüncü cilt, Tiqqoune Ha-Zohar olarak beşinci cilt ise Zohar Hadach olarak isimlendirilmiştir.
Zohar XVI. yüzyılda üç cilt olarak basılmıştır. Daha sonraki yüzyıllarda diğer ciltler yayınlanmıştır. Zohar'ın Yahudi muhitlerde bunca kabul görmesinin en önemli nedeni, Mesihi fikirlerle Mistik fikirleri birleştirmiş olmasıdır. Zohar, Yahudi dini hayatına büyük bir derinlik kazandırmıştır.
Zugot (Çiftler):
İbranice bir kelime olan Zugot, Yunanca Zygon kelimesinden gelmektedir. Zygon, çift anlamına gelmektedir. Zugot, Mişna’nın Avot (Atalar) bölümünü de belirtilen (1/4-15) şifahi kanunun intikalini sağlayan beş çift hakimi belirtmektedir. Her çift, iki üstaddan oluşuyordu. Yahudi geleneği, her çiftten birinciyi başkan (Nassi), ikinciyi ise başkan yardımcısı Av Bet Din olarak belirtmektedir. Bu beş çift hakim, Bet ha-Mikdaş'ın taştan oyulmuş odasında toplanan Büyük Sanhedrin Meclisinin üyesidirler. Onların faaliyet dönemi, Makabiler isyanı öncesi ile Tannaim dönemi arasında bir geçiş dönemi oluşturmaktadır. Bu beş çift şunlardır:
1- Yose ben Yoezer ve Yose ben Yohanan (M.Ö. 160): Bunlar, Makabiler isyanı zamanında yaşamışlardır. Talmud, “putperestlerin topraklarına” doğru göçü yasaklayan kararlarını nakletmektedir.
2- Yehochoua ben Perahyah ve Nitta'i d'Arbel (M.Ö. 130): Avot, onların bazı ahlâki sözlerini muhafaza etmiş ve bazı halakhot (dini prensipler) Yehochoua ben Preahyah'a atfedilmiştir.
3- Yehoudah ben Tabbai ve Simeon ben Chetah (M.Ö. 100-757): Bir müddet bu iki şahsiyet görevlerini değiştirmişlerdir. Birincisi, Kral Alexandre Yannai döneminde Ferisilerin zulmünden kaçmış ve İskenderiyye'ye
sığınmıştır. İkincisi ise kralın eşi Salome Alexandra tarafından korunmuştur.
4- Chemayah ve Avtalyon (M.Ö. I. yüzyılın sonu): Her ikisinin de Yahudiliğe sonradan girenlerin soyundan oldukları kabul edilmektedir.
5- Hillel ve Chammai (M.Ö. I. yüzyılın sonu ve M.S. 30): Her ikisi de önemli birer Tannaim (Mişna bilginleri) okulu kurmuşlardır.
Zurvan:
Avesta'da Zruuan diye geçmektedir. Bu da zamanların ismidir. Videvdat'ta, zaman kişileşmiş, ya öbür dünyaya götüren yolların yazarı yahut sonsuz zamanın boşluğudur. Buna, Zruuan akarana denir. Bu, bağımsız uzun zamandan ayrıdır. [5]Bu, zamanın üretim teorilerini gerekli kılmıştır. Pehievi kitapları buna işaret etmektedir. Uzun bağımsız zaman, sonsuz zamandan çıkmakta ve on iki bin yıl devam etmekte ve tekrar yerine dönmektedir. Zruuan üzerindeki düşünme, Mazdeizm ilahiyatını derinden değiştirmiştir.
M.Ö. IV. asırdan itibaren iyilik ve kötülük ruhu arasındaki mücadele sona ermişti. Aynı dönemde, Eudeme et Rhodes, Damascius'un bize sakladığı bir not yazmaktadır. Damascius; Justinien’in emri üzerine Akademinin kapatılması ile birlikte Athina' dan kovulmuş tur. Damascius, eski İranlıların yanında zeka ve mutlak sonsuzun ne olduğunu soruyordu. Endeme göre o bazıları için zaman, bazıları için uzaydı. İşte Ohrmazd ve Ahriman buradan doğmuştur. Onlardan Önce de Aydınlık ve Karanlık vardı. Zruuan, İran Sasanilerinde yüce Tanrı olmuştur. Mani, İranlılara yüce Tanrının ismini tercüme etmiştir. Bunun için Zruuan, ismini seçmiştir. Aynı şekilde Sopdianca'da Zruuan ismi, Brahma ile tercüme edilmektedir. Brahma da, Hinduizmin yüce Tanrısıdır. Maniheizm,
İran'dan kovulmuş ve Zurvanizm'de Ortodoks İran inancı tarafından mahkum edilmiştir. Fakat Zurvanizm, Ortodoks Mazdeenlikte kalıcı tesirler icra etmiştir. Yine Zruuan, dört yüzlü bir Tanrı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, üç isimle aynileşmiştir: Bu isimler, İktidar-Hükümet-Zaman ve Mekan.
Hristiyanlara göre Zruuan daima Mazdeizmin Yüce Tanrısı olmamıştır. Bazen Ohrmazd, bazen Mithra, bazen de ikisi birlikte yüce Tanrı olmuştur. Zurvanizm, müslümanlarm İranı fethiyle birlikte gerilemeye başlamıştır. Zaman konusundaki spekülasyonları, İslama bunların soktuğu tahmin edilmektedir. Zurvanist ilahiyat XII. yüzyılda Farsça bir eserle takdim edilmiştir: Bu kitap, “Kitâb-ı Ulemây-ı İslam” dır.
Zwingli Ulrih (1484-1531):
Toogenbourg'da
doğmuştur. Ailesinin kilise ile sıkı ilişkileri vardı. İki amcası rahipti.
Ailedeki onbir çocuktan üç erkek ve iki kız dini tarikatlere girmişlerdir.
Zwingli, tahsilini İsviçre'nin Bale kentinde yapmıştır. Sık sık Hümanist
toplantılara katılmıştır.
1516'da Zwingli, Zürich'de rahiplik görevinde bulunmuştur. Karlstad ve Eck arasındaki “Hür İrade” ve Luther ile Eck arasındaki “papalık” üzerindeki tartışmalara katılmıştır. Zwingli, Luther ile aynı nesildendir. 1519'dan 1522'ye kadar Hümanistlerden ayrılmış ve Erasme ile arası bozulmuştur. Üstad ve model olarak İsa-Mesihi kurtarıcı olarak kabul etmiştir. Ona göre temiz bir hayat içinde İncil en iyi mutlu haberdir.
Aynı dönemde Zwingli
ile Constânce piskoposu arasındaki gerilim büyümeye başlamıştır. Piskopos, Zwingliyi Grossmünster rahibi olarak
tanımamıştır. 1522'de Zwingli Reforma teşebbüs etmiştir. Zwingli, İncile
dayanan ve ona “Mesih Merkezli” bir yer veren 67 tezini kaleme almıştır. Bu
tezler, çok pratik problemleri ele alıyor ve kurumsal kilisenin bazı yönlerini
eleştiriyordu: 1-6 arası Zwingli'nin tezleri, ispatın temellerini ortaya
koyuyor. 17-67 arasındaki tezler, prensipleri açıklıyor ve kilisenin reforme
olması gerektiğini gösteriyordu. 1523'de ikinci bir tartışma konusu ortaya çıkmıştır.
Bu tartışma 26-
Zwingli'nin reformu, Beme'i, Bale, Saint Gall'e gibi büyük şehirleri ve İsviçre'nin büyük bir kısmını işgal etmiştir. Zwingli'nin düşüncesi, İsa-Mesih'le aynileşen Tanrının açık sözü üzerine dayanmaktadır. Tanrının vahyettiği herşeyin bulunduğu Kutsal-Kİtabı tanımak, İncili “iyi haber” haline getirir. İncil, rehberdir ve eğiticidir. O, Tanrının İsa-Mesihteki niyetim anlatmayı istemektedir. Zwingli, insanlığın kalbindeki kilise ilâhiyatçısıdır. İsa-Mesih, bütün insanlık için temel rol oynamaktadır. O, insanlık ırkından bir rehberdir ve kaptandır. O, kilisenin başındadır. Din, (PIristiyanlık) anlamını Tanrının, İsa-Mesihte yaptığı tüm şeylerden almaktadır. Mesih, bütün tarihte, Tanrının insana davetinde, düşüşten sonra Ademin sorgulanmasında, bütün dini tamamlamalarda hareket etmekte ve Hristiyan dinini bilmekte ve tanımaktadır.
İnsan, Tanrının, dünya ile münasebetini, mesihte tasavvur edebilir. Mesih nedeniyle insan oradadır.
Zıvingli'de tabii bir teoloji vardır. Fakat bu ilahiyat, vahyediimiş ilahiyatta gelişmiş olarak bulunmaktadır. Herşey, Tanrının İsa-Mesihe yaptığı vahiyden itibaren anlam kazanmaktadır. Zwingli'ye göre kilise Hz. İbrahimle başlar. Bunun içinbirtek “Tanrının Cemaati” vardır. Kilise kozmik bir boyuta ulaşmıştır. Yahudiler onun bir parçasıdır. Bütün ahidler, birtek ahidle özetlenir. O da Tanrının, Adem’in şahsında insan nesli ile yaptığı ahittir. Bu ahidin merkezi İsa-Mesih'tedir. Kilise birdir. Ancak onun iki yüzü vardır: Görünen ve görünmeyen. Bu dünyada kilise, göğün yeryüzündeki toplantısıdır. Bu vahiyden, tezahüre giden bir hareket içinde, alametlerinden birisi, iman ikrarıdır. Kilisenin fonksiyonlarından birisi, üyelerinden birine tevdi e-dilmiştir. Cemaat bir rahip seçmektedir. Bu konuda Zwingli'nin kullandığı kelime açık değildir. Rahip kelimesini, rahip gözetici, piskopos, peygamber, evanjelist, vaiz kelimeleri ile ifade etmiştir. Ancak Zwingli için iki iş çok önemlidir. Vaaz etmek, öğretmek ve başkasını gözetmek. Buna göre kilisenin alâmetlerinden birisi olmasa da disiplin, gözetim görevi için önemlidir. Bu, kilisenin günahkarın ebedî talihi üzerinde bir hüküm getirmesi şeklinde değil; Allah için temiz olan sürüyü beklemek içindir. Bu gözetlemenin zahmetsiz olması gerekir. İnsanların yapabileceği şeyler olmalıdır. Bu ise, Tanrısal sözün doğru vaazını gerekli kılmaktadır. Zwingli Sacrement kelimesinin [6] yanlış tercüme edildiğini söylemektedir. Zwingli, sakrementin kilise için gerekli olduğunu kabul etmektedir özellikle de Evharistiya'nın.[7] Bu konuda Luther ile 1529’da Marbourg'da hararetli bir tartışmaya girmiştir. Evharistiya için ana metin Yuhanna’nın VI. babı olarak gösteriliyordu.
Roma katoliklerine ve Luthercilere Zwingli'nin yönelttiği sitem, imandan ekonomi yapılmış olmasıydı. Çünkü ona göre Yuhanna VI'ya anlam veren sadece imandı. Yükselme konusuna gelince, İsa-Mesih hem gökte, hem de ekmekte olamaz. Zwingliye göre bardak, ahidin sembolüdür. Ekmek de, vücudun sembolüdür. Vücuddaki birlik, kilisedeki birliktir. Cevher değişimi ekmeği değil, topluluğu ilgilendirmektedir. Zwingli'ye göre İsa'nın gerçek varlığı doktrini, ekmek-şarabı yiyen Hristiyan Mü’minler topluluğunda bulunmaktadır.
Zwingli'deki Devlet doktrini orijinaldir. O, sivil ve kiliseye ait iki alandan Devleti ayırmıyor. Fakat her ikisi biribirine boyun eğmiyor. Hakim, gücünü ve otoritesini bizzat otoriteye boyun eğmiş olan İsa'dan çıkarmaktadır. Spiritüel otoriteler olarak Protestan papazlarının, Tanrının Kelamından başka güçleri yoktur. Çünkü papazlar, Mesihin elçileri ve onun sırlarının bölüştürücüsüdürler. Mutlu bir beşeri adalet, bütün insanlığa ilan edilen kurtuluşa izin verir. Birbirine girmiş olan iki alan (sivil ve kiliseye ait) böylece ayrıdır.
İslami Okul Okulların En Önemlisi