10-İSLAM DEVLETİNİN GENİŞLEMESİ - Index Web - 0011 0011
10-İSLAM DEVLETİNİN GENİŞLEMESİ
Medine'nin Beni Kurayza Yahudilerinden Temizlenmesi
Selam Bin Hakıyk'in İdam Edilmesi
Hz. Peygamber (Sav) İn Zeyneb Binti Cahş İle Evlenmesi
10-İSLAM DEVLETİNİN GENİŞLEMESİ
Önceki bölümde anlatıldığı üzere, çeşitli inanç ve fikirlere mensup îslam düşmanları, Hizipler [1] birleşerek müslümanlan ortadan kaldırmak istiyorlardı. Arap Yanmadası'ndaki bu hiziplerin hepsi, yani yahudiler, Medine içindeki münafıklar ve Medine dışında bulunan Kureyşlilerle bedevi Arap kabileleri, temelde Allah düşmanıydılar. Hizipler, nihayet başarısızlığa uğrayıp, birbirleriyle ihtilafa da düşerek ayrılıp dağıldılar. Önce birleştikleri halde sonra dağılan bu çeşitli düşmanların hakkından gelebilmek için müslümanların şimdi bunlarla teker teker mücadele etmesi gerekiyordu.
Tabi ki ilk önce, Medine civarında yaşamakta olan Yahudi Benî Kurayza Kabilesi'yle hesaplaşmak gerekiyordu. Çünkü vaktiyle müslümanlarla bunlar arasında saldırmazlık antlaşması varken bunlar sözlerinden caymış, müslümanların kuşatıldığını görünce fırsattan istifade ederek onları arkadan vurmak istemişlerdi. Elbet-teki bu, onlara asla güvenilemeyeceği anlamına geliyordu. Bir taraftan ellerine fırsat geçtikçe müslümanlar aleyhinde yeni bir komplo düşünen bu içerideki düşmanı bertaraf etmek gerekiyordu.
İkinci bir husus daha vardı ki davaya hizmet edebilmek için genişlemek ve bu amaçla dışarıdaki düşmanla rahatça mücadele imkanına sahip olabilmek için her şeyden önce otorite merkezini her türlü engelden temizlemek şarttı. Sonra dışarıya yönelmek ve diğer düşmanları parti parti temizlemek gerekirdi. Bu temizlik işine önce yahudilerden başlamak en tabii ve en isabetli seçenek idi.
Çünkü münafıklar en azından -dış görünüşleriyle- müslüman geçiniyorlardı. Müslümanlar, bunların hepsini seçip ayıklayamı-yorau. İçlerinden sadece bazıları tutum ve davranışlarıyla ancak farkedüebiliyordu.
İnsanların kalbini açıp içindekini öğrenmek zorunda olmadığımıza, (bunun da mümkün olmadığına) göre onların dış görünüşüne bakarak bir hükme varmak durumundayız. O halde onları da müslüman saymak gerekiyordu. Hem sonra münafıklar her zaman göze çarpacak faaliyetlerde bulunmazlar. Ancak müslüman-larla birlikte bir savaşa katılmaktan korktukları ya da müslüman-lan yok edici bir kuvveti gördükleri zaman nifakları hemen ortaya çıkar ve açıkça göze çarpar. Fakat müslümanlar güçlendikleri zaman münafıklar gerçek kimliklerini -ellerinden geldiğince gizler-hatta sürekli ibadetlerde bulunarak dindarlık havalanyla çok daha İslama bağlı ve samimi gözükmeye özen gösterirler.[2]
Medine'nin Beni Kurayza Yahudilerinden Temizlenmesi
Beni Kurayza yahudileri Hendek Kuşatması sırasında Kureyş ve Gatafan güçleriyle önce işbirliği içine girerken
daha sonra da onlara destek olmaktan çekinmesi üzerine ortaya çıkan tehlikeli ihtimallere karşı yeniden manevralar yapıp müslümanları uyutmayı düşündüler. Çünkü artık hayatlarından ciddi şekilde endişe ediyorlardı. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)'den aralarındaki antlaşmayı yenilemeyi talep ettiler. Ancak, vaktiyle Medine'den sürülmüş bulunan Benî Nadiyr yahudi kabilesinin tekrar Medine'ye dönmesi şartını da bu anlaşmaya koymak istiyorlardı. Fakat Hz. Peygamber (sav) onların, kuşatma sırasında gösterdikleri haince davranışlarını hesaba katarak bu tekliflerini reddetti.
Hizipler dağılıp müslümanlar da Medine'ye dönerek silahlarını bırakınca, Hz. Cebrail (as) semadan bir emir getirdi. Hz. Peygamber (sav)'e:
"Ya Rasulallah! Yoksa silahı bıraktın mı?" diye sordu. O da: "Evet" diye cevap verince Hz. Cebrail (as):
"Fakat melekler silahlarını bırakmış değillerdir. Sen de düşmanın peşinden henüz dönmüş bulunuyorsun. Allah Teala, şimdi desenin Benî Kurayza üzerine yürümeni emretmektedir. Ben de onları sarsmak üzere kendilerine doğru yön eliyorum" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), hemen münadi çıkararak şu çağrıyı yaptırdı:
"Kim bu çağrıyı duyuyor ve emre boyun eğiyorsa ikindi namazını Benî Kurayza semtinde kılmak üzere derhal gelsin!"
Müslümanlar yıldırım hızıyla Benî Kurayza semtinde toplandılar. Kimisi vaktin daralması yüzünden ikindi namazını yolda kıldı. Hz.Peygamberin emrini : "Çabuk davranın!" şeklinde yorumladığı için böyle yaptı; kimisi de oraya vardıktan sonra ancak gecikmeli olarak kıldı. İkindi vakti geçmişti. Bu durum Hz. Peygamber {sav)'e anlatılınca iki gruptan hiç birini suçlamadı. [3]
Beni Kurayza yahudileri müslümanlarm gelip toplandıklarını görünce hemen kalelerine kapanıp korunma vaziyetini aldılar. O sırada Hayber'den misafir olarak gelmiş bulunan Yahudi Beni Na-diyr Kabilesi liderlerinden Hay Bin Ahtap da onlarla birlikte içeri girip saklandı.
Hz. Peygamber (sav), onları yirmibeş gün kuşatma altında tuttu. Kuşatma uzun sürüp, yahudiler, açlıktan kırılacaklarını anlayınca liderleri olan Kaab Bin Esed kendilerine şöyle hitap etti:
"Ey Yahudiler! Bakınız çok kötü bir durumda bulunuyorsunuz. Şimdi üç alternatif vardır, bunları size sunuyorum. Hangisini tercih ederseniz onu seçersiniz." O'na:
"Söyle bakalım, nedir bunlar?" diye sordular. Kaab şöyle anlattı:
"Gelin bu adama tabi olalım. Allah'a yemin ederim ki: O'nun peygamber olduğu apaçık bir şekilde sizin de gözlerinizin önüne serilmiş bulunmaktadır. O, kitabınız (Tevrat) da işaretlerini bulduğunuz peygamberin ta kendisidir. O'na inanmakla canınızı, malınızı çocuklarınızı ve kadınlarınızı kurtarmış olursunuz."
Fakat Kaab'ın bu gerçekleri ikrar etmesine ve tüm çabalarına rağmen yahudiler direttiler, her şeyi göze alıp:
"Biz Tevrat'ın hükmünden asla ayrılmayız. Onun yerine, başka bir şey de kabul etmeyiz!" dediler. Bu kez, Kaab Bin Esed ikinci alternatifi öne sürerek şunları söyledi:
"O halde gelin önce çocuklarımızı ve kadınlarımızı Öldürelim, sonra da kılıçlarımızı çekip Muhammed'le yandaşlarının karşısına çıkarak onlarla hesaplaşalım. Böylece arkamızda bir ağırlık da bırakmamış ve sonucu belirleyecek olan Allah'ın hükmüne razı olmuş oluruz. Yok olacaksak hep beraber yok olalım. Bu suretle arkada bizi korkutan bir nesil bırakmamış oluruz. Eğer sağ kalırsak and olsun ki kadın da buluruz, çocuk da..."
Bu seçeneğe karşı da yahudiler şu cevabı verdiler: "Peki bu zavallıları tutup ellerimizle öldürürsek, ondan sonra sağ kalsak bile yaşamanın bizim için ne anlamı olacaktır?"
Kaab bu sefer de şöyle dedi: "Peki madem ki bunu da kabul etmiyorsunuz, o halde bakın, bugün Cumartesidir. Umarım Mu-hammed bize güven verir, inelim, O'nunla görüşelim. Umarım O'nu ve yandaşlarını kandırır, bir sonuca ulaşırız."
Yahudiler bu kez de şu cevabı verdiler: "Peki biz kutsal Cumartesimizin hürmetini çiğneyelim mi yani? Herhangi bir işin haram olduğu bu kutsal günde, bir iş yapıp daha önce kimsenin işlemeye cesaret etmediği veya işleyenlerin domuza ve maymuna dönüştüğü böyle bir günahı mı işleyelim?!"
Kaab bu sözleri duyunca: "Şimdi anladım ki içinizde anasından doğduğu günden beri azim ve irade sahibi olmuş hiç bir kimse yoktur" dedi ve Hayber'den gelip yahudileri kışkırtan ve onların basma bu büyük belayı açan Hay Bin Ahtab'a kızıp hakaretler etti [4]
Sonra Benî Kurayza yahudileri Hz. Peygamber (sav)'den, Benî Nadıyr Kabilesi'ni sürdüğü şartlarla Medine'den çıkmalarına izinvermesini istediler. Yani mallarını alıp silahlarını bırakarak çıkmalarına müsaade etmesi talebinde bulundular. Hz. Peygamber (sav) bu isteklerini kabul etmedi. Şartsız olarak teslim olmalarını istedi.
Yahudiler bunun üzerine Hz. Peygamber (sav)'den, vaktiyle müttefikleri olan Evs Kabilesinden -kendisiyle istişarede bulunmak üzere birini göndermesini istediler. Hz. Peygamber (sav), Ebu Lubabe Beşir Bin Eî-Münzir'i onlara gönderdi. Bu zat kaleden içeri girince erkekler etrafım sardı, kadınlar ve çocuklar ağlamaya başladılar. O da bu manzarayı görünce duygulandı. O'na: "Şartsız, bunu kabul etmek zorundasınız" dedi ama bu ifadeyi kullanırken elini gırtlağının üzerinden geçirdi. Bu işaretle onların kesinlikle kılıçtan geçirileceklerini anlatmak istemişti. (Ancak bir sır kaçırmıştı. Bu hatasından dolayı duyduğu ağır sorumluluğu sonraları şu şekilde dile getirmişti):
"Allah'a yemin ediyorum ki o sözü ağzımdan kaçırdığım anda henüz ayağımı bile yerinden kıpırdatmadan Allah'a ve Rasu-lüne ihanet ettiğimi derhal anladım"
Sonra Ebu Lubabe Kaleden çıkar çıkmaz Hz. Peygamber'e görünmeden Medine'ye gidip caminin içindeki direklerden birine kendini bağlayarak cezalandırmak istedi ve bu sırada şunları söyledi:
"Allah beni yaptığımdan dolayı affedinceye kadar şuradan ayrılmayacağım." Ayrıca Rasulullah'a ihanet etmiş hiç bir kimsenin yüzünü görmemek için Benî Kurayza semtine de asla uğramayacağına dair de yemin etti.
Hz. Peygamber (sav), Ebu Lubabe'nin yolunu epeyce bekledi. Geciktiğini görünce de sebebini sordu. O'na: Hal mesele bundan ibarettir, diye olayı anlattılar. Hz. Peygamber (sav):
"Eğer bana gelseydi ben kendisi için Allah'dan af dileyecektim. Ama madem ki öyle yapmış o halde Allah O'nun tövbesini kabul edinceye kadar ben bir şey yapabilecek değilim" buyurdu. Daha sonra Allah Teala şu ayet-i kerimeyi indirerek O'nu af buyurduğunu bildirdi:
"Savaştan geri kalanların bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tövbesini kabul etmesi umulur. Çünkü o bağışlayandır, merhamet edendir. Ebu Lubabe, tövbesinin Allah katında kabul edilmiş olduğuna dair ayet [5] indiğini duyunca, tövbesini tamamlayıcı bir davranış olarak bütün malını sadaka niyetiyle dağıtmak istedi. Ancak Hz. Peygamber (sav) O'na:
"Malının sadece üçte biri keffaret için yeterlidir" dedi [6]
Beni Kurayza yahudileri kalelerinin içinde ve yeterli derecede yiyecek stokuna sahip bulundukları halde moralleri çökmüş, manen perişan vaziyette idiler. Buna mukabil müslümanlar kuşatmanın telaş ve sıkıntıları içinde, fırtınaya yağmur ve soğuğa karşı açık sahada kalıyorlardı, ancak maneviyatları gayet güçlü idi.
Yahudiler ağır bir stres, ümitsiz bir bekleyiş içinde oldukları halde, teslim olmakta geciktiler. Halbuki herhangi bir yerden imdat da beklemiyorlardı. Müslümanlar da artık fazla beklemekten sıkıntı duyuyor, yahudiierin büyük bir moral çöküntüsü içinde bulunduklarını da seziyorlardı. Bu sebeple, şayet teslim olmayacak-larsa hücuma geçeceklerine dair yahudileri tehdit ettiler. Artık kurtulma imkanı yoktu. Özellikle müslümanlarm artık kapılara dayanacaklarını gösteren hazırlıkları görmeye başladıktan sonra yahudiierin içine müthiş bir korku ve panik girdi. Bunun üzerine teslim olacaklarını ilan ettiler. Kalenin kapılarını açıp silahlarını bırakarak çıktılar.
Hz. Peygamber, erkeklerin bileklerine kelepçe geçirilmesini ve Muhammed Bin Mesleme'nin gözetimi altında tecrid edilmelerini emretti. Daha sonra Medine şehir merkezine nakledilerek, Usa-me Bin Zeyd'e ait bir sahada hapsedildiler. Kadınlar ve çocuklar da Beni'n-Neccar ailesine ait bir sahaya nakledilerek koruma altına alındılar. Bu mekan zaman zaman Medine'ye gelen misafir heyetlerin ağırlanmasına mahsus bir yerdi. Teslim alınarak hapsedilen yahudi savaşçıların sayısı dokuzyüzdü. Kadın ve çocukların sayısı da aşağı yukarı o kadar veya biraz daha fazla idi. Yaklaşık bin kadar idiler.[7]
Daha önce de anlattığımız gibi Medine'nin asıl yerlileri olan Evs ve Hazrec kabileleri ile yahudi kabileleri arasında dostluk anlaşmaları vardı. Bunlardan Medine'li Arap Evs Kabilesi yahudiler-den Beni Kurayza ile, Hazrec Kabilesi ise Beni Kaynuka ve Beni Nadıyr K'abileleri ile anlaşmalı idiler. Vaktiyle Hazrecliler müttefikleri olan yahudi Beni Kaynuka ile Beni Nadıyr kabileleri için vasıta olmuş onların Medine'den bazı şartlarla sağ çıkmalarını temin etmişlerdi.
O sıralarda Abdullah Bin Ubey'in, Hazrec lideri sıfatıyla rolü olmuştu. Evs'lüer de., vaktiyle müttefikleri olan Benî Kurayza ya-hudilerinin hapsedildiklerini ve tehlikeli durumda olduklarını görünce daha önce Hazreclilerin kendi müttefikleri için bulundukları girişimleri hatırlayarak duygularıyla hareket etmeye başladılar. Onlardan bir kaç kişi Hz. Peygamber (sav)'e başvurarak O'na:
"Ey Allah'ın Elçisi! Bu adamlarla vaktiyle aramızda dostluk anlaşması vardı. Yakın geçmişte Hazreçlilerin dostlarına yaptığın muamelenin aynısını bunlara da yapmam istiyoruz" dediler.
Hz. Peygamber (sav) onlara hitaben:
"Bu meselede, aranızdan birinin vereceği hükme razı olur musunuz?" diye sordu.
"Elbette!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "İşte (o hükmü verecek olan) o kimse Saad'dir," buyurdu. Bunu duyan Evsliler, sahip oldukları merhamet dolayısıyla müslü-manlar aleyhinde giriştikleri haince faaliyetlere rağmen Benî Kurayza yahudilerinin idamdan kurtulmaları ümidine kapıldılar. İçlerinden birkaç kişi sür'atle Saad'a giderek, O'ndan eski dostları için merhametli davranması ricasında bulundular. Saad Bin Mu-az, Hendek kuşatması sırasında yara almıştı. Medine'de Mescidiniçinde Revir olarak kurulmuş bir çadırda sahabiyye hanımlardan oluşan bir sağlık ekibi tarafından tedavi ediliyordu. Bir merkebe bindirilerek Hz. Peygamber (sav)'in huzuruna götürüldü. Evsliler, kendisinden, yahudiler lehinde bir karar vermesi konusunda ricada bulununca, şu cevabı verdi:
"Hiç kimsenin kınamasından çekinmeden, Saad'ın sırf Allah rızası için konuşmasının artık zamanı gelmiştir."
Bu sözleri duyan Evslilerin, Beni Kurayza yahudilerinin kurtuluşu ile ilgili son ümitleri söndü. Artık anladılar ki bu adamların sonu idamdır. Saad Hz. Peygamber (sav) 'in huzuruna varınca, Ra-sulullah yanında bulunan Ensarilere:
"Efendinize yardım ediniz" buyurdu. Sahabiler Saad'i yere indirdiler. Hz. Peygamber (sav) O'na:
"Ey Saad! Onlar hakkında bir hüküm ver bakalım" deyince Saad:
"Allah'ın ve Rasulünün hüküm vermesi daha evladır" diye cevap verdi. Bu sefer de Hz. Peygamber (sav):
"Allah Teala senin, onlar hakkında hüküm vermeni emretmiştir" dedi. Bunun üzerine Saad ayağa kalkıp ordugahda bulunanlara, özellikle Evs'lilere yüzünü çevirerek şu soruyu sordu:
-Vereceğim hükmü kabul edeceğinize dair Allah'a söz veriyor musunuz? Hep bir ağızdan:
- Evet, diye cevap verdiler.
Sonra Saad, yüzünü Hz. Peygamber'e taraf çevirdi. Ona karşı duyduğu derin saygı, yüzünden okunuyordu. Başı öne eğikti. Eliyle işaret ederek:
- Vereceğim hükmü bu taraf da kabul buyurur mu? diye sorunca Allah'ın elçisi:
- Evet, diye cevap verdi. Sonra da gözaltında tutulan Beni Kurayza yahudilerine yüzünü çevirerek onlara:
- Siz de benim vereceğim hükme razı olur musunuz? diye sordu. Onlar da içinde bulundukları şiddetli korkuya rağmen, affedilme ümidini henüz tamamıyla kaybetmedikleri için titrek seslerle:
- Evet, dediler.
Bakışlar Saad'm üzerinde toplanmıştı. Heyecan doruktaydı. Kimseden çıt çıkmıyordu.
Herkes Saad'm ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordu. Saad verdiği kararı açıklamaya başladı:
- Kurayzaoğullan'nın erkekleri idam edilecek, kadınları da esir tutulacak, malları kuşatmaya katılmış müslüman askerlere dağıtılacaktır. Toprakları ise -Ensar hariç- yalnızca muhacirlere dağıtılacaktır.
"Saad'ın, bu kararı açıklamasından sonra Hz. Peygamber Ona:
- Ey Saad! Sen yedi kat göklerin üstünden inen Allah'ın verdiği hükümle hükmettin" diyerek kendisini onayladı ve hemen Medine'nin pazar yerinde kanallar kazılmasını emretti. Beni Kurayza erkekleri buraya grup grup getirilerek infazları gerçekleştirildi ve cesedleri bu kanallara doldurularak üzerleri toprakla örtüldü.l[8]
İdam edilen erkekler arasında bir tane de kadın vardı. Adı Müzne olan bu yahudi kadın, kuşatma sırasında kale burcunun üzerinden bir el değirmeni taşı atarak, o sırada nöbette bulunan, ancak kale bedeninin gölgesinden istifade etmek için surlara yaklaşmış bulunan Hallad Bin Suveyd adındaki bir müslüman askeri şehid etmişti. Dolayısıyla bu kadın da isyana fiilen katılmış sayılarak idam edildi[9]
Onlardan kalan ganimetin beşte biri hazineye ayrıldıktan sonra geriye kalan miktar müslüman savaşçılara dağıtıldı. Esirler de mücahitlere dağıtıldı. Hz. Peygamber (sav) bu dağıtım sırasında anne ile çocuğunun birbirinden ayırt edilmemesini {Anneyi çocuğundan, çocuğu annesinden ayırmamalarını) emretti. Ubade Bin Samıt Hz. Peygamber (sav)'in:
"Anne ile çocuk birbirinden ayrılmaz!" dediğini nakletmektedir. Ona:
"Anne ile çocuğunun ne zamana kadar birlikte olmalarına müsaade etmek zorunludur?" diye sorulduğunda:
"Erkek çocuk buluğa erinceye, kız çocuk da adet görmeye başlayıncaya kadar birbirlerinden uzaklaştırılamazlar" buyurmuştur.
Bu hadiseden sonra çok geçmeden Saad Bin Muaz'ın yarası kanama yaparak şehid oldu. Onun da bu suretle gayesi gerçekleşmiş, duası kabul olmuş oldu. Daha önce de anlattığımız gibi Saad Hendek Kuşatması sırasında bir ok yarası almış ve şu duada bulunmuştu:
"Allahım! Eğer günün birinde Kureyşlilerle bir savaş yapacağımızı takdir buyurmuş isen, bana o güne kadar ömür ver. Çünkü senin elçini yalanlayan, O'nu vatanından çıkaran bir kavimle savaşmaktan daha çok hoşuma gidecek bir şey yoktur. Ve eğer aramızda mutlak bir savaş çıkacağını mukadder kılmış isen, bana bu savaşta şehid olmayı nasip buyur. Ancak Yahudi Beni Ku-rayza Kabilesi'nin perişan olmasını da bana gösterip yüreğime su serpmeden canımı alma Allahım!"
Müslümanlarla aralarındaki sözleşmeyi tek taraflı çiğneyerek en nazik saatlerde de onları arkadan vurmaya çalışan yahudi Benî Kurayza Kabilesine böyle bir muamelenin yapılması, aslında Hz. Peygamber (sav)'in ne kadar isabetli bir siyaset güttüğünü göstermektedir. Zira zaman zaman bir çok düşmanlar müslümanlarm iyi niyetlerini ve insancıl tutumlarını maalesef sömürmekte, kötüye kullanmaktadırlar. Bu da onların, nasıl olsa atfedilebilecekleri kanısına kapılarak bu tür düşmanlıkları tekrarlamak konusunda kendilerine cesaret vermektedir.
İşte Yahudi Benî Kurayza Kabilesinin adamları da böyle düşünüyorlardı. Ama Saad kararını açıkladığı zaman, Kurayzaoğulîa-rı'nın, tasarladıkları komplolarında başarıya ulaştıkları takdirde müslümanlarm tamamen silinip süpürüleceklerine, yok olacaklarına kesinlikle inanıyordu. Onun için de haklarındaki bu kararında haklı ve ciddiydi. İşte hem müslümanlarm, hem de İslam düşmanlarının bu gerçeği çok iyi bilmeleri, isabetin, doğru davranışın bazan da şiddete başvurmak olduğunu, yumuşak ya da sert muamelenin yerine ve şartlara göre yapılabileceğini, aleyhteki düşmanlıklarında ısrar ettikleri takdirde kendilerine karşı zor kullanmak ve icabında Benî Kurayza Kabilesi gibi onları tasfiye etmek gerekebileceğini bilmeli buna kesin inanmalıdırlar. Nitekim Beni Kurayza hainlerinin idamı hem o günü yaşayan hem de onlardan sonra gelen birçok İslam düşmanları için ders ve ibret olmuştur. Ayrıca müslümanlar bu suretle içeride bulunan düşmanın tehlikesinden kurtulup dışarıdaki düşmanla meşgul olma imkanını buldular.[10]
Selam Bin Hakıyk'in İdam Edilmesi
Dış güçleri müslümanlara karşı tahrik eden şahıslardan biri de Yahudi Selam Bin Hakıyk idi. Bu adam Hz. Peygamber (sav)'in Medine'den sürdüğü, Hayber'de yerleşen Yahudi Benî Nadiyr Kabilesinin ileri gelenlerinden biriydi. Hz. Peygamber (sav)'in emriyle Ensardan beş kişi Medine'den çıkarak, Hayber'e gidip bu terörist yahudiyi bizzat evinde tasfiye ettiler. Ta ki müslümanlara ve İslam davasına karşı bir daha faaliyet yapma cesaretini kendilerinde görmesinler [11]
Hz. Peygamber (Sav) İnZeyneb Binti Cahş İleEvlenmesi
Zeyneb Binti Cahş'm hayatı ve Hz. Peygamber (sav) ile evlenmesi olayı İslamda bazı hükümlerin konmasına ve eski cahiliyet anlayışlarından birinin değişmesine ve ortadan kalkmasına vesile oldu.
Zeyneb Hz. Peygamber (sav)'in halası Umayma'nm kızıydı. İftihar edilebilecek temiz bir soyu ve üstün bir güzelliği vardı. Hz. Peygamber (sav) O'nu azad ettiği (hürriyetini bağışladığı) vaktiyle kölesi olan Harise Oğlu Zeyd ile evlendirmek istedi. Başta gerek kendisi, gerekse ailesi bu evliliğe pek taraftar olmamışlar, (ancak Hz. Peygamber'e de karşı çıkmamışlardı.) Çünkü Zeyneb'in ailesi bu kocayı güzel ve asil kızlarına bir türlü denk görmemişlerdi. Zira ne de olsa vaktiyle Zeyd köle idi. Ne varki İslam'ın getirdiği yeni hayat düzeni, insanların adet haline getirdikleri üzere, birbirlerine ayrı ayrı sınıflar olarak bakmalarını onaylamıyor, bu geleneği tanımıyordu.
Çünkü Allah (cc) şöyle buyurmuştu:
"Ey insanlar! Şu bir gerçektir ki sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır [12]
İşte bu sebepledir ki Hz. Peygamber (sav), onların bu büyüklük komplekslerim kabul etmiyor, evliliğin gerçekleşmesi konusunda ısrar ediyordu. Tabi onların da bu emre karşı koyacak halleri yoktu. Çünkü yine Allah Teala şöyle buyurmuştu:
"Allah ve Rasulü herhangi bir hususta hüküm verdikleri zaman, inanan erkek ve kadın için bu hükmü kabul etmekten başka seçenekleri yoktur. Allah'a ve peygamber'e baş kaldıran, şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur. [13] Dolayısıyla da evlilik, her şeye rağmen gerçekleşti.
Allah (cc), bir cahiliyet adeti olan evlatlığıöz çocuk gibi sayma geleneğini de yürürlükten kaldırmayı irade etmişti. Bu gelenek Cahiliyet devrine aitti. Ancak Islamin hakim olduğu dönemde de devam eder oldu. Ta ki Allah Teala aileye zararlı olan bu müesseseyi ve ilgili miras ve benzeri şeyleri kaldırıp geçersiz saydı.
Hz. Peygamber de Zeyd'i evlatlık edinmişti. Bu sebeple O'nu hep Muhammed oğlu Zeyd diye çağırıyorlardı. Allah Teala şu ayeti indirerek bu yanlışlığı düzeltti:
"Evlatlıkları (filankesin oğlu diye) gerçek babalarının adıyla çağırın. Allah katında en doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kastederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah bağışlar ve merhamet eder." [14] Her şeye rağmen Zeyneb ile Zeyd arasında istikrarlı bir aile hayatı kurulamadı. Beraberliğe de bir türlü katlanamadılar. Bunun üzerine Zeyd, Zeyneb'i boşama konusunda Hz. Peygamber (sav) 'e danıştı. Bunu gerektiren bazı sebepleri de O'na açıkladı. Allah Teala Zeyd'den boşandıktan sonra, O'nun Zeyneb'le evleneceğini, önceden kendisine bildirdiği halde, bu danışma sırasında Zeyd'e biraz daha sabretmesini tavsiye etti.
Bunu böyle bildiği halde Hz, Peygamber meseleyi halka açıklamaktan çekiniyordu. Çünkü: Muhammed evlatlığının karısıyla (yani onlara göre geliniyle) evlendi diyecek, bu olayı dillerine do-layacaklardı. Sebebine gelince: Böyle bir evlilik o günün geleneklerine göre gayrimeşru sayılırdı. Zira evlatlığı, onu evlat edinenin bizzat oğlu gibi kabul ediyorlardı. îslam da evlatlık edinmenin haram olduğunu henüz ilan etmemişti. Ancak Allah Teala bunu yakın gelecekte emredecekti, Zeyd, Zeyneb'i boşayacak, Hz. Peygamber O'nunla evlenecekti. Çünkü bu vadedilmişti.
Allah Teala şöyle buyuruyordu:
"Ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlen-dirdiğin kimseye:
- Eşini bırakma, Allah'dan sakın! diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekmiyordun. Oysa Al-lah'dan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde O'nu seninle evlendirdik ki evlatlıkları, eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allahin buyurduğu mutlaka gerçekleşecektir." [15]
İşte böylece evlatlık edinme sistemi kaldırılmış oldu ve Hz. Peygamber (sav) Cahş Kızı Zeyneb'le evlendi. Bununla birlikte kadınlarla ilgili hicab'[16] (örtü) mecburiyeti Allah (cc) tarafından kondu ve bu sırada Hac ibadeti de müslümanlara farz kılındı [17]
[1] Hizip: Parti, fraksiyon (yani belli bir fikir, inanç, dava ve ideoloji etrafında birleşmiş topluluk) demektir. İslama karşı birleşen ilk kitle hareketleri literatürlerde Ahziab (hizipler) adı altında geçer, Kur'an-ı Kerim'de aynı isim altında bunu işleyen bir sure vardır. (Mütercim)
[2] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 2/121-122.
[3] îbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 2, s. 173; Ibn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 201-202
[4] tbn-i Kesir, EI-Bidaye tere, c. 4, s. 207-208
[5] Enfal Suresi, Ayet: 27; Tevbe Suresi, Ayet: 102
[6] tbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 208-209
[7] tbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 216
[8] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 209-211
[9] Ibn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 219
[10] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 2/123-132.
[11] îbn-i Kesir, EI-Bidaye tere, c. 4, s. 234-236
Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 2/132.
[12] Hucurat Suresi, Ayet: 13
[13] Ahzab Suresi, Ayet: 36
[14] Ahzab Suresi, Ayet: 5
[15] Ahzab Suresi, Ayet: 37
[16] Ahzab Suresi, Ayet: 53-54
[17] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 4, s. 248-250
Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 2/133-135.
İslami Okul Okulların En Önemlisi