Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

53- EL-MEHDI MUHAMMED BİN ABDULLAH - Index Web - 0054 0054

53- EL-MEHDI MUHAMMED BİN ABDULLAH.. 2

Muhammed El-Mehdi Zamanında Akınlar Ve Fetihler3

Muhammed El-Mehdi Zamanında Siyasi Hareketler3

1- Yusuf Bin İbrahim İsyanı3

2- El-Mukanna İsyanııri4

3- Abdusselam Bin Haşim Eı-Yeşkuri İsyanı4

4- Mervan Bin Hakem'in Torunlarından Dahya Bin Mus'ab Bin El-Asbağ İsyanı4

Muhammed El-Mehdi Döneminde Hariciler4

Muhammed El-Mehdi Döneminde Endülüs'te Durum.. 5


53- EL-MEHDI MUHAMMED BİNABDULLAH

 

 (Hilafet Dönemi, Hicri: 158-169}

Muhammed El-Mehdi Bin El-Mansur Hicri 126 yılında îzec Beldesinde dünyaya geldi. Annesi Humeyrîler'den Mansur Bin Abdullah'ın kızı Arva'dır. Ümmü Mansur ve aynı zamanda Ümmü Musa künyeleriyle tanınırdı. Muhammed El-Mehdi esmer, uzun boylu ve kıvırcık saçlıydı. Gözlerinden birinin üzerinde beyaz bir leke vardı.

Babası El-Mansur'un vefat etmesi üzerine Hicri 158 yılının Zil­hicce ayında hilâfet için kendisine bey'at edildi. Babasının Ölüm haberini alınca iki gün kadar bu haberi halktan gizli tuttu. Sonra halkı namaza çağırttı. Halk toplanınca onlara hitap ederek şöyle dedi:

"Ey halk! Emirülmü'minin efendimiz de Allah'ın bir kuluy­du. Allah Teala O'mı davet etti. O da Rabbinin davetine icabette bulundu. Rabbi O'na emretti. O da Rabbinin bu emrini yerine getirdi."

Muhammed El-Mehdî'nin bu sırada gözleri yaşardı. Konuş­masını şöyle devam ettirdi:

"Hz. Peygamber (sav) de dostlarını kaybettiği zaman gözyaşı dökmüştür. Gerçek şudur ki ben çok büyük bir şahsiyeti kaybet­miş ve çok ağır bir görev yüklenmiş bulunuyorum. Ben Emirül-mü'minin Hazretlerini kaybetmiş olmanın sevabını Allah'tan umuyorum ve müslümanlara halife olabilmek için O'ndan yar­dım diliyorum. Ey halk! Dış görüşünüzle bize gösterdiğiniz bağlı­lık kadar içinizden de bize bağlanınız; ta ki size esenlik temin edelim. Esenliğin de kadrini bilin ve aranızda adaletle hükmeden size ağır yükler yüklemeyen ve Allah'ın ilham ettiği şekilde size selamet getiren yöneticilerinizin emirlerine uyun. Allah'a yemin ederim ki -suçlularınıza- ceza ve -iyi örnek verenlerine de- müka­fat vermekle ömrümü geçireceğim."

Muhammed El-Mehdi kişilik olarak cömert, faziletli ve halkı tarafından sevilen bir halifeydi. İşbaşına gelir gelmez haksızlıkları ortadan kaldırmaya çalıştı ve babasının biriktirdiği servetleri mey­dana çıkararak hepsini halka dağıttı. Bu servetten aile halkına kö­le ve hizmetçilerine hiç bir şey vermedi.

O'na babasının vefatı dolayısıyla herkesten önce baş sağlığı dileyen ve hilafet makamına gelmesi münasebetiyle de aynı za­manda O'nu ilk kutlayan aşağıdaki manzumenin sahibi şair Ebu Dülame oldu. Ebu Dülame yeni halifeye hitaben yasını şöyle dile getiriyordu:

"Gözümün biri sevinç, diğeri hüzün dolu, Hünkârının ardından yasa boğuldu kulu, Gözlerim kâh ağlıyor, kâh gülüyor sevinçten, Gördüklerinden mutlu, ne varki vurgun içten. İhramlı hünkârımız ayrıldı diye üzgün Fakat bir yandan mutlu, çünkü sen varsın bugün Hiç görmedim, göremem, bugün yaşadıklarım, Taranırken bir yandan saçlarımı yolarım. Halife göçüp gitti ey Muhammed ümmeti!

Halefi yönetecek artık bu memleketi. Allah bunu yüceltsin hilafet şerefiyle Diğeriniyse şadân etsin cennetleriyle."

Muhammed El-Mehdi hilafet makamına oturur oturmaz (kan dökmüş olanlar, siyasi kargaşaya sebep olanlar ve zimmetlerinde başkalarının hakkı hukuku bulunanlar hariç) bütün mahkumları affederek zindanlardan çıkardı.

Halife Muhammed El-Mehdi'nin cömertliği hakkında anlatı­lanlardan biri de şudur:

Bir gün kadının biri Mehdi'nin güzergâhı üzerinde bekler. Ha­lifeyle yüzyüze gelince:

"Ey Rasulufiah'ın akrabası! İhtiyacımı sayenden karşıla." di­ye yalvarır. Mehdi:

"Ben şimdiye kadar bana bu ifadeyle hitap eden başka birini duymadım. İhtiyacını hemen karşılayın ve Ona onbin dirhem ödeyin" diye emreder.

Bir gün de İbnül-Hayyat, Mehdi'nin huzuruna girerek O'nu övmüş. Halife Mehdi, sözlerinden hoşlanarak O'na ellibin dirhem ihsanda bulunmuş. İbnül Hayyat bu paraları fakirlere dağıtarak, üzerine de şu beyitleri söylemiş:

"Zenginlik istemiştim el uzatırken o'na, Bilmezdim kapacağım, biraz cömertliğini, Zenginlerin yaptığı elbet zor değil O'na Cömertlik aşılandım, dağıttım eldekini." Halife El-Mehdi bunları duyunca İbnül-Hayyat'ı çağırarak O'na daha önce vermiş olduğu her dirheme karşılık bir dinar ih­sanda bulunmuş.

Muhammed El-Mehdi'nin güvercinlerle oynamaktan ve onla­rı yarıştırmaktan hoşlandığı da yaygın bir kanaattir.

Birgün O'nu muhaddislerden bir cemaat ziyaret etmişti.

Aralarında Ğıyas Bin İbrahim' [1] de vardı. O'na Ebu Hurey-re'den rivayet edilen şu hadisi hatırlattı. Bu hadiste Hz.Peygamber (sav) buyuruyor ki:

"Deve ile at koşusundan başka ödüllü yarıştırma yoktur."

İbrahim bu hadisin sonuna bir de, "Güvercin" sözünü ilave et­ti. Bunun üzerine El-Mehdi kendisine onbin dirhem ihsanda bu­lundu. Fakat adam; huzurdan ayrılınca Halife El-Mehdi "Allah'a yemin ederim ki Giyas'ın Hz. Peygamber (sav) e bu sözü malet-mekle iftirada bulunduğunu çok iyi biliyorum" dedi ve güvercin­lerin derhal boğazlanmalarını emretti. Ondan sonra da Giyas'tan hiç bahsetmedi.

Halife Muhammed El-Mehdi Hicri 159 da Rassafa'da bir cami yaptırdı ve 167 de de Mescidül Haram'ı genişletti.

Hicri 166'da İmam Ebu Yusuf u devletin en yüksek yargı orga­nının başına getirdi. Ve zındıkların takibine koyularak onları te­mizlemek için çaba sarfetti. Hicri 160 yılında amcazadesi İsa Bin Musa'yı veliahtlıktan feragatte bulunmaya mecbur ettikten sonra önce oğlu El-Hadi olmak üzere sonra da diğer oğlu Harun Er-Re-şid'i sırayla kendine veliaht tayin etti. [2]

Halife Muhammed El-Mehdi hoşgörüyle tanınmış bir şahsi­yettir. Bir keresinde Basra'ya gitmişti. Halka namaz kıldırmak üze­re camiye girdi. Bedevinin biri -patavatsız bir şekilde- O'na müez­zinleri göstererek:

"Ya Emirelmü'minin! Şu adamlara söyle, beni, abdest alınca­ya kadar beklesinler" dedi. El-Mehdi de onlara beklemelerini em­retti. Kendisine: "Efendimiz! Bedevi adam geldi" denilinceye kadar ihram tekbirini almadan bekledi. Adam geldikten sonra ancak tekbir alınca halk O'nun /bu hoşgörüsüne son derece hayranlık duydu [3]

El-Mehdi Hicri 159 da amcası Salih Bin Ali'nin kızı Ümmü Ab­dullah'la evlendi. Medine'de bulunduğu bir sırada da Hz. Osman'ın torunlarından Rukiyye Binti Amr'la evlendi. Keza cariyesi El-Hıy-zaran'ı azâd ederek O'nunla da evlendi. Bu hatun El-Hadi ve -ünlü-Harun'ur-Reşid'in annesidir. El-Mehdi bu hanıma aşıktı.

Döneminin sonlarına doğru Halife El-Mehdi, oğlu Reşid'i, bi­rinci derecede veliaht olmak üzere Hadi'den Önceki sıraya almak istedi, Hadi bu sırada Cürcan'daydı. Babası O'nu davet etti, fakat babasının çağrısına uymadı. Bunun üzerine babası bizzat kendisi O'nunla görülmek üzere yola çıktı. Ancak Sebzan denilen bir mevkide 22 Muharrem Hicri 169 günü ölüm O'nu bu yolculuğu sı­rasında yakaladı. Böylece El-Mehdi'nin hilafet süresi sadece on yıl, birbuçuk ay kadar devam etti.

Ölüm sebebi ise, O'nu cariyelerinden biri yanlışlıkla zehirle­miş olabileceği veya bu yolculuk esnasında atının bir harabeye dalmasıyla sırtından aldığı isabet sonucu öldüğü şeklinde ihtilaf­lıdır [4]

 

Muhammed El-Mehdi Zamanında Akınlar Ve Fetihler

 

Mehdi işbaşına gelir gelmez Abbas Bin Muhammed'i bir ordu­nun başında Bizans üzerine, aynı zamanda Hindistan'a da bir or­du şevketti. Fakat girişimleri daha çok Bizans'a karşıydı. Yaz ordu­ları devamlı surette Bizans topraklarına akm yaparlardı.

Bu dönemde her ne kadar geniş çapta fetihler gerçekleştirile­memiş ve sürekli bir şekilde İslam topraklarına yeniden büyük kentler zaptedilerek kazandmlamamışsa da yine de büyük üstün­lükler elde edilmiş, büyük miktarlarda ganimetler ve büyük sayı-larda Bizans'tan esirler ele geçirilmiştir.

İslam Devletinin stratejik noktaları bu dönemde Toros Dağ-ları'nın üzerinde yer alıyor ve buralardan, Akdeniz sahillerinden itibaren kuzey doğu doğrultusunda Erzurum'a kadar devam edi­yordu.

Ünlü komutan Hasan Bin Kahtaba Hicri 162 de Bizans toprak­larına dalarak büyük bir zafer kazandı. Fakat bu dönemden sonra Fetih hareketleri daha da gelişti, bu kez Mehdi'nin oğlu Reşid bu faaliyetleri bizzat kendisi yönetiyordu. Nitekim yanma Halid Bin Bermek'i de alarak askeri bir kuvvetin başında Horasan memle­ketleri üzerine yürüdü ve düşmana bu bölgede ağır kayıplar ver­dirdi. Bu olaydan sonra Reşid, îslam Devletinin Enbar'dan Endü­lüs'e kadar olan Batı bölgelerinin genel valisi oldu.

Komutanlardan Abdulkebir Bin Abdilhamid Bin Abdurrah-man Bin Zeyd Bin El-Hattab Hicri 165 yılında bir kuvvetin başın­da Bizans toprakları üzerine yürüyerek büyük çapta ganimetler ve Bizans'tan çok sayıda esir ele geçirdi. Bir yıl sonra yine Reşid, Bi­zans üzerine bir sefer düzenleyerek Marmara sahillerine kadar ulaştı ve Liyon'un karısı Ogüste ile barış akdetti. Ogüste Bizans Kraliçesiydi. Mütareke iki yıl kadar ancak sürebildi. Ondan sonra Bizanslılar Hicri 168 de barışı tek taraflı olarak bozdular. Bunun üzerine El-Cezire Valisi, Yezid Bin Bedr Bin El-Battal üzerlerine yürüyerek ganimetler ele geçirdi ve üstünlük kazandı. [5]

 

Muhammed El-Mehdi Zamanında Siyasi Hareketler

 

Halife Mansur oğlu Mehdi lehinde her tarafta asayişi temin et­miş ve boyunları ona eğilir hale getirmişti. Bu yüzden Mehdi'nin döneminde pek geniş çaplı karşıt siyasi hareketler cereyan etmedi Ne siyasi rakipleri ne de başkaları aleyhinde faaliyet gösterdiler. Bununla birlikte bir takım basit mahalli olaylar cereyan etti. Bun­lar şöyle özetlenebilir;[6]

 

1- Yusuf Bin İbrahim İsyanı

 

Baram namıyla tanınan Yusuf Bin İbrahim adında biri Hicri 160 yılında Horasan'da baş kaldırdı. Bu adamın üzerine Yezid Bin Mezid, devlet kuvvetleririn başında yürüyerek O'nu esir aldı. Ve Halife Mehdi'ye yandaşlarının ileri gelenleriyle birlikte gönderdi. Mehdi onların hepsini idam etti.[7]

 

2- El-Mukanna İsyanııri

 

Horasan yörelerinden birinde bu adam baş kaldırdı. Adı Ata idi. Tenasüh'a (yani ruhun beden değiştirdiğine) inanıyor, Allah'ın (haşa) Hz. Adem şeklinde ortaya çıktığını, meleklerin, bu sebeple kendisine secde ettiklerini, sonra Hz. Nuh şeklinde ortaya çıktığı­nı, daha sonraları sırayla tüm peygamberlerden her birinin sure­tinde zuhur ederek en nihayet Ebu Müslim El-Horasani ve ondan sonra da kendi suretinde tecelli ettiğini ileri sürüyordu. Bu yüz­dendir ki tanrılık iddi asm d aydı. Eşkâl olarak kör ve çok çirkin gö­rünümlü bir adamdı. Bu yüzden kendine altından bir maske yap­tırmıştı. Hicri  [8] de baş kaldırdı. Halife Mehdi üzerine bir kaç ko­mutan şevketti. Fakat daha sonra O'nu yakalamak için Said el-Harşi'yi görevlendirdi, isyancı El-Mukanna kaçarak Keş Kalesine sığındı. Burada bir yiyecek stoku yapmış ve kaleyi müstahkem ha­le getirmişti. Kuşatmanın şiddetlendiğini görüp, yenilerek ele ge­çirileceğine inanınca ailesiyle birlikte zehir içip intihar ettiler. Yıl Hicri 163'tü. [9]

 

3- Abdusselam Bin Haşim Eı-Yeşkuri İsyanı

 

Bu adam güçlenmiş ve Mehdi'nin komutanlarından birkaçına ve askerlerine karşı üstünlükler elde etmişti. Son olarak komutan­lardan Şebib BinVâc El-Mervezi O'nun üzerine yürüdü. Fakat kar­şısında yenilgiye uğradı. Ne varki Şebib'e imdat kuvvetleri gelince bu kez üstünlük elde etti ve isyancı Abdusselam kaçarak Kınnes-rin'e gitti. Şebib ise O'nu izleyerek nihayet Hicri 162 de yakalayıp öldürdü.

Bu Abdusselam, Safari Haricilerindendi.[10]

 

4- Mervan Bin Hakem'in Torunlarından Dahya Bin Mus'ab Bin El-Asbağ İsyanı

 

Dahya Hicri 165 yılında baş kaldırarak Said Bölgesi'nin büyük kısmına hakim oldu. Neredeyse Abbasi Devletinin nüfusu Said'de artık sona ermek üzereydi.

Bu durum ise, Halife Mehdi'nin (aynı zamanda amcazadesi olan) Mısır'daki valisi İbrahim Bin Salih Bin Ali'ye Öfkelenmesine ve O'nu Hicri 168 de görevden alarak yerine Musa Bin Mus'ab Bin Er-Rabi'i vali tayin etmesine neden oldu.

Ne var ki Mus'ab da Dahya'nın devrim faaliyetlerine karşı ba­şarısız kaldı. Halka karşı sert davranınca da askerler O'nu devrim­cilere teslim ederek kendisini terkettiler. Bu suretle öldürüldü.

O'ndan sonra gelen Hüsam Bin Amr El-Muafın de keza başa­rısızlığa uğradı ve Dahya isyanı Halife El-Hadi zamanına kadar sü­rüp gitti.[11]

 

Muhammed El-Mehdi Döneminde Hariciler

 

Haricilerin Sicilmasa'da kurmuş oldukları devlet devam edi­yordu. Hicri 168 de, bu devletin kurucusu Ebul Kasım Simko ölünce yerine EbulVezir unvanıyla tanınan oğlu Ilyas geçti ve o da babası gibi Abbasi Devleti'nin Kayravan valileriyle iyi geçinmeye çalıştı.

Aynı zamanda bu sıralarda haricilerin İbadiye kolu tarafından Tahert [12] de de bir devlet kurulmuştu. Bu devleti Hicri 161 de tesis etmişlerdi.

Abdurrahman Bin Rüstem[13] bu devletin reisi olmuştu. O da Siciîmasa Safari Devleti'nin hükümdarları gibi Abbasiler'in Kay­ravan valileriyle iyi geçinmeye çalışıyordu.[14]

 

Muhammed El-Mehdi Döneminde Endülüs'te Durum

 

Halife El-Mehdi de babası Ebu Cafer el-Mansur gibi (Endülüs Emiri) Abdurrahman'dan kurtulmak için çok çabaladı. Fakat o da selefi gibi bu çabasında başarısızlığa uğradı. Bu sıralarda Sirakuza Diktatörü (Benikelb Kabilesinden) Süleyman BinYakzan'm siyasi meseleler yüzünden Abdurrahman'la arası açıktı. Süleyman, Abdurrahman'a baskın düzenlemek üzere Frank Kralı Şarlman'la anlaşmıştı. Abbasi Halifesi El-Mehdi de bu anlaşmadan mem­nundu. Nitekim bu baskında yardımı olur diye o da kendi tarafın­dan Endülüs'ün güney sahillerine inmek üzere Abdurrahman Bin Habib El-Fehri'yi görevlendirerek şevketti.

Sözde Şarlman, Endülüs'ün kuzey sınırlarını aştığı sıralarda Abdurrahman El-Fehri de güney sahillerinden Endülüs'e girecek­ti. Vakıa Abdurrahman El-Fehri, Endülüs'ün güney sahilleri üze­rinde bulunan Tedmir'e (Mersiye'ye) indi. Fakat buraya Şarl-man'dan önce varmış bulunuyordu. Dolayısıyla Abdurrahman Ed-Dahil üzerine yürüyerek O'nu yakalayıp öldürmeyi başardı.

Şarlman da bu arada Siraküza ulaştı fakat (Abdurrahman'm yokluğuna rağmen) müslüman halk, memleketlerini bir hıristiyan işgalciye teslim etmeyi reddederek, aralarından Hüseyin Bin Yah­ya El-Ensari adında birinin sevk ve komutası altmda toplanarak savunmaya geçtiler ve şehrin kapılarını Şarlman ile kafadarı Sü­leyman'ın yüzüne kapadılar. Tarih Hicri 161 idi.

Şarlman geldiği yere dönmek zorunda kaldı ve Süleyman Bin Yakzan'ı da bir savaş esiri olarak beraberinde alıp götürdü. Zira O'nu, kendisini aldatmış ve böyle bir gailenin içine sürüklemiş ka­bul etti. Şarlman'm süratle dönmesinin sebeplerinden biri de, Germen-Sakson kabilelerinin, hıristiyanlıktan soğuyup din değiş­tirmek istemeleri oldu.

Şarlman bu sırada Pirene dağlarını geçerken ordusunun geri­deki birliklerine Basque Kabileleri hücum ettiler. Bunlarla bera­ber Süleyman'ın oğulları da vardı. Babalarını kurtarıp aldılar. As­lında bu saldırıyı Abdurrahman Ed-Dahil cesaretlendirmişti. Son­ra bu Süleyman öldürüldü ve Sirakuza'ya da Hüseyn Bin Yahya El-Ensari hükmetmeye başladı. Böylece Endülüs'de içerideki du­rum istikrara kavuştu. Özellikle Hicri 161 de Abdurrahman Sira­kuza'ya girerek Şarlman'la olan ilişkilerini düzeltti.[15]



[1] Giyas Bin ibrahim, Hz. Peygamber {sav)'in adına ve hesabına hadis uy­durmuş bir yalancıdır, (mam Ahmet Bin Hambel müslümanlann bu adamın ri­vayet ettiklerine itibar etmediklerini, Yahya Bin Main de O'nun İçin "güvenilir değildir" demektedirler. Cürcani ise "Birçok kimseden o'nun hadis uydurduğu­nu duydum" diye uyanda bulunmakta, Buharı de müslümanlann O'nu terketti-ği ifade etmektedir

[2] îbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 10, s. 247, 250

[3] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 10, s. 259

[4] tbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 10, s. 254-263

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/273-277.

[5] îbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 10, s. 216-227, 244-251, 253-263

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/ 277-278.

[6] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/278-279.

[7] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/ 279..

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/279.

[8] El-Mukanna; Maskeli demektir. Müellif bunun sebebini özetle yukarıda anlatmaktadır. (Mütercim)                                                                       U;Amp

[9] İbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 6, s. 42-43, 52-53; İbn-ı Kesir, El-Bıdaye tere, c. 10, s. 244-245

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/279.

[10] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/280.

[11] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/280.

[12] Tahert; Mağrib'm en batısında karşı karşıya kurulmuş iki kentin adıdır. Birine Eski Tahert, diğerine ise Yeni Tahert denilmektedir. Mesile ile aralarında 6 merhale kadar bir mesafe mevcuttur. Burası Tilimsan ile Beni Hammad kale­si arasında bulunmaktadır. Etrafı surlarla çevrili bir kent olup 4 kapısı vardır. Ad­lan Babussafa, Babulmenazil, Babulendülüs ve Babulmetahin 'dir, Cezzul adı verilen bir dağın yamacında kurulmuştur. Çarşıya nazır bir kasabası vardır. Adı El-Masuma'dır. Mine adıyla anılan ve kıble tarafından akan bir nehrin kıyısında bulunmaktadır. Birçok menbalardan beslenen bir diğer nehir daha vardır ki bu­nun da adı Tatuş nehridir. Hem halk hem toprak bu nehirden beslenir. Şehrin doğusundadır. Burada hertürlü meyva bulunur. Özellikle burada yetişen turp dünyanın bütün turp çeşitlerinin en güzeli ve en lezzetlisidir

[13] Abdurrahman Bin Rüstem Abdulvahab'm oğlu, o da Rüstem'in oğlu o da Behram'ın oğludur. Behram Hz. Osman'ın hizmetlisiydi. Abdurrahman hicri birinci asrın sonunda Mağrib'e gitti. Orada 135-140 yılları arasında kaldıktan sonra İbadiler'le birlikte doğuya intikal etti. İbadiler, Kayravan'ı Safariler'den 141 de alınca burayı Abdurrahman yönetmeye başladı. Oradan tabi olduğu lide­ri El-Maafırİ'ye yardımcı olmak üzere Kıbrıs'a gitti. Ancak El-Maafiri 144 yılında Muhammed Bin El-Eş'as tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Abdurrahman Kayravan'a döndü. Sonra da buradan Orta Mağnb'a giderek Bin El-Eş'as'a kar­şı direnişe geçti. Daha sonra buradan da Tahert mevkiine İntikal etti

[14] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/280-281.

[15] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/281-282.