Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİM OLDUKLARI DÖNEM - Index Web - 0063 0063

62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİM OLDUKLARI DÖNEM... 2

Bu Devrin Halifeleri3


62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİMOLDUKLARI DÖNEM

 

Bu süre 247- 334 yılları arası olarak 87 yıl devam etti. Bu dö­nem boyu, onbirinci Abbasi Halifesi El-Muntasır'dan yirmiikinci halife oları El-Müstekfi'ye kadar oniki halife iş;başma geldi. İlk dört halifeden her birinin hükmettiği süre bir ila dört yıl kadar kı­sa sürdü. Bu süre daha sonra gittikçe artarak beşinci halife El-Mu-temed zamanında yirmiüç yıla, ve 8. halife El-Muktedir zamanın­da da yirmibeş yıla kadar uzadı. Sonra son dört halife döneminde iktidar süreleri tekrar kısalmaya başladı. Bu dönemdeki hilafet müddetleri bir ila yedi yıl arası kadar değişti..

Bu halifelerin en vasatı ve gerek hal ve gidişat, gerekse güç ve otorite bakımından en makbulü altıncı halife El-Mu'tazid oldu. Bu spbepledir ki bazı kimseler O'nu Hulefa-i Raşidin'den saymışlardır.

Bu dönemde halifeler, siyasi etkinlik bakımından zayıf ve güç­süz idiler. Asker Türklerin idaresine boyun eğiyorlardı. Ellerinde hiç bir yetki yoktu. Askerlerin kendisi bir kuvvet haline gelmişti ya da başka bir deyimle kuvvet onların elindeydi. İdareye onlar mu­sallat olmuş bulunuyorlardı. Allah'ın merhametine nail olanlar hariç, bu halifelerden birini deviriyor -her cuntanın yaptığı gibi-istediklerini de işbaşına getiriyorlardı.

Aslında bu güçsüzlük halifelerin kötü oldukları anlamına da gelmiyordu. Bilakis aralarında El-Mehdi, El-Mu'tazid ve El-Mutta-kiy gibi faziletli halifeler de bulunuyordu. Ne var ki bunların mak­bul kimseler olmasının sadece kendilerine faydası vardı. Vatan­daşlarla ilgili olaraksa ellerinde hiçbir yetki yoktu, hiçbir şey de ya-pamıyorlardı. Halifelerin çoğu da böyleydiler. Doğruluk ise zaten genel bir vasıftı. Esasen onların kendi aralarındaki ihtilafları da durumlarda gözlenen kötüleşmeyi ıslah etmek için ortaya koy­dukları samimi kanaat ve görüşlerinin neticelerinden başka bir şey değildi. Nitekim halifelerden her biri -bu kanaati eriyle- ortamı düzeltebilecekleri inancını taşıyorlardı.

Cariyelerinin çokluğu ve saraylardaki ahlaksızlık konusunda yapılan dedikodulara gelince bunlarda çok abartma vardır. Bunu düşmanları, dillerini ve kalemlerini kullanarak böyle canlandırdı­lar ta ki insanın ruhunda nefret uyandıran bir tablo ortaya çıktı. Elbetteki saraylarda cariyeler vardı. Ancak -miktar olarak- makul sayılarda idiler. Bu da, savaşlar sonucu cariyelerin yaygın bulun­duğu o asrın özelliklerinden idi ki o zamanın insanları dünyanın her yerinde bu gerçeği biliyor ve yaşıyorlardı. Haklarında yapılan bütün bu dedikodulara rağmen, halkın bütün kızlarına zaman za­man açıkça bazen de gizli surette musallat olan diğer milletlerin hükümdarlarından çok daha iyiydiler. Üstelik krallar böyle yapar­larken haklarında kimse hiç bir şey söyleyemiyordu.

Evet Abbasi halifeleri diğer milletlerin hükümdarlarından da­ha iffetliydiler. Çünkü cariyelerin işi belli, muameleleri belli ve ca­riye sistemi o gün için geçerliydi. Bütün bunlarla birlikte Allah Te-ala bunu helal kılmıştır. Buna mukabil vatandaşların hür kızlarına gelince onlardan bu şekilde yararlanmayı Allah haram etmiştir. Hem sonra bilindiği üzere Allah Teala'nın cariyelerin rahminde yarattığı çocukların babalan bellidir. Bu çocuklar dünyaya gelince annelerine hemen hürriyetleri verilir. Artık bunlar çocuk anasıdır-lar, bunları satmak caiz olmaz.

Buna mukabil zina sonucu hür kadınların rahminde peydah­lanan çocuğun babası belli değildir. Bu sebepledir ki çoğu kez gay-rimeşru yollarla hamile kalan genç kızlar çocuklarını ya düşürme-

ye ya da kürtaj yaptırarak aldırmaya teşebbüs ederler. Böyle yap­maz da çocuğu doğuracak olurlarsa bu kez de çocuk babasız ve nesebi meçhul kalacak, bu sebeple de daima horlanıp aşağılana­cak içinde bulunduğu toplumun en aşağı derekesinde yaşamak durumunda kalacaktır.

Bütün bunlara rağmen -ne yazık ki- diller, halifelerin evlerin­de yaşananların sürekli olarak dedikodusuyla meşgul oldukları halde diğer kralların evlerinde olup bitenlere karşı suskun kal­maktadır. Sebebine gelince evvelkiler (yani îslam halifeleri) müs-lüman idiler. Daima, zalim gaddar ve baskıcı küfür dünyasına ve hangi milletten olursa olsun kâfir krallara karşı savaşırlardı.

Ne varki küfür dünyasının köpek gibi İslama saldırdığı, özellik­le şu asırda birçok romanlar ve hikâyeler yazıldı, filmler sahnelen­di ve bunlarla halifelerin saray hayatı istenen biçimlerde işlendi. Ve insanın arzu ettiği gibi bunları hayal edip yorumlayabilecek şe­kilde bırakıldı vs.

Bir kısım müslürnanlar bunlar kasıtlı olarak bir diğer kısmı ise sadece eğlenmek için bunları alıp kullandılar. Bu suretle de İslam tarihi alabildiğine çarpıtılmış oldu.

Abbasilerin bazı devirlerinde devlete askerler hakim olduğu için bunlar tarafından bir çok yağma ve gasp olayları meydana ge­liyordu. Yaptıkları birçok tecavüzler ve kötülükler de bir yana biz­zat askeri komutanlar arasında kavgalar çıkıyor, birbirlerini öldü­rüyorlardı.

Bir ordu, komutanlardan birinin peşinden bir başka komuta­nı öldürmek için sürüklenirdi. Bu yüzden devlet idaresi geriledi, güvenlik azaldı ve anarşi her yeri sardı. Bu da birçok kötü niyetli kimselerin Örgütlenerek devlete karşı ayaklanmalarına imkan hazırladı.

Bunların birtakım siyasi hedefleri vardı.

Nitekim mecusiler ve yahudiler harekete geçerek fakir tabaka­nın, içinde bulunduğu sefaleti, yayılan anarşiyi ve zayıfların güç­lülere karşı beslediği düşmanlık duygularını sömürdüler.

Bununla birlikte Haşimi hanedanının devamı [1] olduklarını ile­ri sürdüler, yıktılar, tahrip ettiler, İslam binasından taşlar çekmeye ve O'nun sağlam halkalarını koparmaya çalıştılar.

Onların yıkıcı izleri, yaşamakta olduğumuz şu güne kadar da­hi devam etmektedir. Hatta Şiiliğin temellerini de, daha o günler­de atarak salih önderlere asla söylemedikleri sözleri ve işlemedik­leri fiilleri mal ettiler. Üstelik kendilerinden habersiz şekilde onla­ra imamet sıfatım verdiler onları belli bir mertebe sırasına koydu­lar. Hatta onların -tıpkı peygamberler gibi- masum olduklarını ile­ri sürdüler ve birtakım yorumlar malettiler ki o büyük zevatın akıl­larına bile bu gibi şeyler asla gelmemiştir.

İşte Şiilik daha o merhalede ve Islamın çocuklarına yabancı el­ler tarafından temellendirildi.O sıralarda ortalığa anarşi hakim ol­duğu ve siyasi hareketler gizlice cereyan ettiği için Haşimi sülalesine yamanma iddiaları da çokça yayıldı. Ve bu iddialar et­rafında örgütler kurularak birinden diğerine değişen faaliyet müd­detleri içinde devlete karşı çalıştılar. Bu Örgütlerden zamanla zevale eren ve sonu gelenler olduğu gibi devran boyu varlığını sür­dürerek kökleri devam eden de oldu.

Gençleri yoldan çıkarmak ve kadım sermaye olarak kullan­maya dayalı örgütler olduğu için uzun süre faaliyetlerine devam etme imkanını bulabildiler.[2]

 

Bu Devrin Halifeleri

 

Halifenin adı

1-El-MuntasırBillah

2- El-Müstainu Billah

3- El-Mütezzu Billah

4- El-Muhtedi Billah

5- El-Mutemid Alellah

6- El-Mu'tazıd Billah

7- El-Muktefi Billah

8- El-Muktedir Billah

9- El-Kahiru Billah

10-Er-Radıy Billah

11-El-Muttakıy Billah

12-El-Müstekfi Billah

Hilafet Süresi

247-248 248-252 252-255 255-256 256-279 279-289 289-295 295-320 320-322 322-329 329-333 333-334[3]



[1] Haşimi hanedanı; Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e dayanan Ehl-i Beyt süla­lesi (Mütercim

[2] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/467-470.

[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/471.