62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİM OLDUKLARI DÖNEM - Index Web - 0063 0063
62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİM OLDUKLARI DÖNEM
62-ASKER TÜRKLERİN DEVLETE HAKİMOLDUKLARI
DÖNEM
Bu süre 247- 334 yılları arası olarak 87 yıl devam etti. Bu dönem boyu, onbirinci Abbasi Halifesi El-Muntasır'dan yirmiikinci halife oları El-Müstekfi'ye kadar oniki halife iş;başma geldi. İlk dört halifeden her birinin hükmettiği süre bir ila dört yıl kadar kısa sürdü. Bu süre daha sonra gittikçe artarak beşinci halife El-Mu-temed zamanında yirmiüç yıla, ve 8. halife El-Muktedir zamanında da yirmibeş yıla kadar uzadı. Sonra son dört halife döneminde iktidar süreleri tekrar kısalmaya başladı. Bu dönemdeki hilafet müddetleri bir ila yedi yıl arası kadar değişti..
Bu halifelerin en vasatı ve gerek hal ve gidişat, gerekse güç ve otorite bakımından en makbulü altıncı halife El-Mu'tazid oldu. Bu spbepledir ki bazı kimseler O'nu Hulefa-i Raşidin'den saymışlardır.
Bu dönemde halifeler, siyasi etkinlik bakımından zayıf ve güçsüz idiler. Asker Türklerin idaresine boyun eğiyorlardı. Ellerinde hiç bir yetki yoktu. Askerlerin kendisi bir kuvvet haline gelmişti ya da başka bir deyimle kuvvet onların elindeydi. İdareye onlar musallat olmuş bulunuyorlardı. Allah'ın merhametine nail olanlar hariç, bu halifelerden birini deviriyor -her cuntanın yaptığı gibi-istediklerini de işbaşına getiriyorlardı.
Aslında bu güçsüzlük halifelerin kötü oldukları anlamına da gelmiyordu. Bilakis aralarında El-Mehdi, El-Mu'tazid ve El-Mutta-kiy gibi faziletli halifeler de bulunuyordu. Ne var ki bunların makbul kimseler olmasının sadece kendilerine faydası vardı. Vatandaşlarla ilgili olaraksa ellerinde hiçbir yetki yoktu, hiçbir şey de ya-pamıyorlardı. Halifelerin çoğu da böyleydiler. Doğruluk ise zaten genel bir vasıftı. Esasen onların kendi aralarındaki ihtilafları da durumlarda gözlenen kötüleşmeyi ıslah etmek için ortaya koydukları samimi kanaat ve görüşlerinin neticelerinden başka bir şey değildi. Nitekim halifelerden her biri -bu kanaati eriyle- ortamı düzeltebilecekleri inancını taşıyorlardı.
Cariyelerinin çokluğu ve saraylardaki ahlaksızlık konusunda yapılan dedikodulara gelince bunlarda çok abartma vardır. Bunu düşmanları, dillerini ve kalemlerini kullanarak böyle canlandırdılar ta ki insanın ruhunda nefret uyandıran bir tablo ortaya çıktı. Elbetteki saraylarda cariyeler vardı. Ancak -miktar olarak- makul sayılarda idiler. Bu da, savaşlar sonucu cariyelerin yaygın bulunduğu o asrın özelliklerinden idi ki o zamanın insanları dünyanın her yerinde bu gerçeği biliyor ve yaşıyorlardı. Haklarında yapılan bütün bu dedikodulara rağmen, halkın bütün kızlarına zaman zaman açıkça bazen de gizli surette musallat olan diğer milletlerin hükümdarlarından çok daha iyiydiler. Üstelik krallar böyle yaparlarken haklarında kimse hiç bir şey söyleyemiyordu.
Evet Abbasi halifeleri diğer milletlerin hükümdarlarından daha iffetliydiler. Çünkü cariyelerin işi belli, muameleleri belli ve cariye sistemi o gün için geçerliydi. Bütün bunlarla birlikte Allah Te-ala bunu helal kılmıştır. Buna mukabil vatandaşların hür kızlarına gelince onlardan bu şekilde yararlanmayı Allah haram etmiştir. Hem sonra bilindiği üzere Allah Teala'nın cariyelerin rahminde yarattığı çocukların babalan bellidir. Bu çocuklar dünyaya gelince annelerine hemen hürriyetleri verilir. Artık bunlar çocuk anasıdır-lar, bunları satmak caiz olmaz.
Buna mukabil zina sonucu hür kadınların rahminde peydahlanan çocuğun babası belli değildir. Bu sebepledir ki çoğu kez gay-rimeşru yollarla hamile kalan genç kızlar çocuklarını ya düşürme-
ye ya da kürtaj yaptırarak aldırmaya teşebbüs ederler. Böyle yapmaz da çocuğu doğuracak olurlarsa bu kez de çocuk babasız ve nesebi meçhul kalacak, bu sebeple de daima horlanıp aşağılanacak içinde bulunduğu toplumun en aşağı derekesinde yaşamak durumunda kalacaktır.
Bütün bunlara rağmen -ne yazık ki- diller, halifelerin evlerinde yaşananların sürekli olarak dedikodusuyla meşgul oldukları halde diğer kralların evlerinde olup bitenlere karşı suskun kalmaktadır. Sebebine gelince evvelkiler (yani îslam halifeleri) müs-lüman idiler. Daima, zalim gaddar ve baskıcı küfür dünyasına ve hangi milletten olursa olsun kâfir krallara karşı savaşırlardı.
Ne varki küfür dünyasının köpek gibi İslama saldırdığı, özellikle şu asırda birçok romanlar ve hikâyeler yazıldı, filmler sahnelendi ve bunlarla halifelerin saray hayatı istenen biçimlerde işlendi. Ve insanın arzu ettiği gibi bunları hayal edip yorumlayabilecek şekilde bırakıldı vs.
Bir kısım müslürnanlar bunlar kasıtlı olarak bir diğer kısmı ise sadece eğlenmek için bunları alıp kullandılar. Bu suretle de İslam tarihi alabildiğine çarpıtılmış oldu.
Abbasilerin bazı devirlerinde devlete askerler hakim olduğu için bunlar tarafından bir çok yağma ve gasp olayları meydana geliyordu. Yaptıkları birçok tecavüzler ve kötülükler de bir yana bizzat askeri komutanlar arasında kavgalar çıkıyor, birbirlerini öldürüyorlardı.
Bir ordu, komutanlardan birinin peşinden bir başka komutanı öldürmek için sürüklenirdi. Bu yüzden devlet idaresi geriledi, güvenlik azaldı ve anarşi her yeri sardı. Bu da birçok kötü niyetli kimselerin Örgütlenerek devlete karşı ayaklanmalarına imkan hazırladı.
Bunların birtakım siyasi hedefleri vardı.
Nitekim mecusiler ve yahudiler harekete geçerek fakir tabakanın, içinde bulunduğu sefaleti, yayılan anarşiyi ve zayıfların güçlülere karşı beslediği düşmanlık duygularını sömürdüler.
Bununla birlikte Haşimi hanedanının devamı [1] olduklarını ileri sürdüler, yıktılar, tahrip ettiler, İslam binasından taşlar çekmeye ve O'nun sağlam halkalarını koparmaya çalıştılar.
Onların yıkıcı izleri, yaşamakta olduğumuz şu güne kadar dahi devam etmektedir. Hatta Şiiliğin temellerini de, daha o günlerde atarak salih önderlere asla söylemedikleri sözleri ve işlemedikleri fiilleri mal ettiler. Üstelik kendilerinden habersiz şekilde onlara imamet sıfatım verdiler onları belli bir mertebe sırasına koydular. Hatta onların -tıpkı peygamberler gibi- masum olduklarını ileri sürdüler ve birtakım yorumlar malettiler ki o büyük zevatın akıllarına bile bu gibi şeyler asla gelmemiştir.
İşte Şiilik daha o merhalede ve Islamın çocuklarına yabancı eller tarafından temellendirildi.O sıralarda ortalığa anarşi hakim olduğu ve siyasi hareketler gizlice cereyan ettiği için Haşimi sülalesine yamanma iddiaları da çokça yayıldı. Ve bu iddialar etrafında örgütler kurularak birinden diğerine değişen faaliyet müddetleri içinde devlete karşı çalıştılar. Bu Örgütlerden zamanla zevale eren ve sonu gelenler olduğu gibi devran boyu varlığını sürdürerek kökleri devam eden de oldu.
Gençleri yoldan çıkarmak ve kadım sermaye olarak kullanmaya dayalı örgütler olduğu için uzun süre faaliyetlerine devam etme imkanını bulabildiler.[2]
Bu Devrin Halifeleri
Halifenin adı
1-El-MuntasırBillah
2- El-Müstainu Billah
3- El-Mütezzu Billah
4- El-Muhtedi Billah
5- El-Mutemid Alellah
6- El-Mu'tazıd Billah
7- El-Muktefi Billah
8- El-Muktedir Billah
9- El-Kahiru Billah
10-Er-Radıy Billah
11-El-Muttakıy Billah
12-El-Müstekfi Billah
Hilafet Süresi
247-248 248-252 252-255 255-256 256-279 279-289 289-295 295-320 320-322 322-329 329-333 333-334[3]
[1] Haşimi hanedanı; Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e dayanan Ehl-i Beyt sülalesi (Mütercim
[2] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/467-470.
[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 4/471.
İslami Okul Okulların En Önemlisi