75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDE KURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET DÖNEMİ - Index Web - 0076 0076
75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDE KURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET DÖNEMİ
75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDEKURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET
DÖNEMİ
Bu merhale hicri 334'den 447'ye kadar uzanmaktadır. Yani bıi müddet 113 yıl kadar sürmüştür. Bu süre içinde yalnız 4 halife işbaşına geldi. Çünkü bunların hilafet süreleri epey devam etti. Nitekim hilafet süresi en kısa olan Halife Et-Taiu'u-Lillah {yani bu merhalenin ikinci halifesi) 18 yıl iş başında kaldı. Buna mukabil Halife El-Kadir'u Bülah'm hilafet süresi ise 41 yıl devam etti. Tabi peş peşe gelen halifelerin iktidar sürelerine nisbetle bu müddetler epey uzundur.
Bu merhalenin özelliği, Fars kökenli Buveyhoğullan'nm devlet yönetimine hakim olmalarıdır. Belki de eski Fars krallarından birinin soyundan geliyorlardı. Bu aile Deylem Bölgesinde oturuyordu. Dolayısıyla bura halkından olarak bilinirlerdi. Esasen sıradan vatandaşlar idiler. Bunların arasında ilk önce Ebu Şüca' adında biri sivrildi. Bu şahıs Hazar Denizinde balıkçılık yapanlardan biriydi. Bunun Ali, Hasan ve Ahmed adlarında üç oğlu vardı. Bunlar birer rütbesiz er olarak Mâkân Bin Kali ordusuna intisab ettiler ve görevlerinde cesurca hizmet örnekleri verdiler. Dolayısıyla bir süre sonra da bu orduda subay rütbelerine yükseldiler. Bu arada Mâkân Bin Kâli, çok geçmeden Merdaviç Bin Ziyad'la bozuştu. İşte bu sırada Buveyh'in oğullan Merdaviç'i daha güçlü görerek onun
saflarına geçtiler. Merdaviç de onları ağırladı ve bu üç kardeşten Buveyhoğlu Ali'yi Kerec'e vali nasbetti. Ancak sonra bu kardeşlere kızarak, biraderine, bunları uzaklaştırması için emir verdi. Bunun üzerine Merdaviç'in biraderi Buveyhoğlu Hasan ve Ahmed'i görevden uzaklaştırdı. Ali'ye gelince cesaretiyle şöhret kazanmış bulunduğu ve faziletleriyle tanındığı için onu görevden almadı. Ancak Merdaviç onu tardetmeyi bir kere aklına koymuştu. Onun için üzerine bir ordu gönderdi. Nitekim Ali de Kerec'i terkederek İsfahan'a gitti ve burada Muzaffer Bin Yakut'a karşı üstünlük elde etti. Burada askerlerine Deylem halkından da bir topluluk katılınca, ordusunun sayısı 700'ü buldu. Sonra Astahr'a giderek Muzaffer Bin Yakut'a yeniden üstün geldi ve hicri 322 yılında Şiraz'a girdi. Sonraları hicri 323 yılında öldürülen Merdaviç'e ikinci kez yaklaşmaya çalıştı. Her şeye rağmen Ali Bin Buveyh mücadele meydanında başarılı kaldı ve Fars topraklan onun idaresi altına girdi. Merdaviç'in elinde, biraderine karşılık rehin olarak tutuklu kalan Hasan ise nihayet Merdaviç'in Ölümünden sonra Rey, Isfahan ve Hemezan kentlerini işgal etmeyi başardı. Keza onun diğer biraderi Ahmed Bin Buveyh de Kirman'ı işgal etti. Ancak bir süre sonra bir diğer biraderi olan Ali onu yardımına çağırınca Kirman'ı bırakarak 326 yılında gidip bu sefer de Ahvaz'ı işgal etti.
Bir ara Halife El-Muttaki ile Tüzün'ün arası bozulmuştu. Halife de Tüzün'e karşı Bağdad'a girip yönetime el koyması için Buveyh oğlu Ahmed'i davet etti. O da aldığı bu davet üzerine Bağdad'a giderken Tüzün'ün karşısında yenik düştü. Böylece Buveyhoğlu Ali'nin hükümranlık sahası bu sırada ta Kerec'den Ahvaz'a kadar uzanıyordu. Ahmed'se Fars topraklarının güneyine hükmediyordu. Aynı zamanda Fars memleketlerinin kuzey bölgesi de kardeşleri Hasan'm nüfuzu altında bulunuyordu.
Bağdad'da devletin ileri gelenleri bu sefer de Buveyhoğlu Ah-med'den, imdatlarına gelmesini ve kentlerinin idaresine el koymasını talep ettiler. O da bu davete uyarak harekete geçti. Devrin halifesi El-Müstekfi Billah da onu karşılayarak ağırladı. Kendisine Muizz'ud-Devle, kardeşi Ali'ye İmad'ud-Devle, öbür kardeşi Ha-san'a da Rükn'üd-Devle unvanlarım verdi. Bu suretle bu 3 kardeşin her biri devletin bir bölgesine hakim oldular. Burayı yönettiler, aynı zamanda kendilerinden sonra çocukları ve torunları da bu topraklara hakim oldular.
Buveyhoğlu ailesi şiiydiler. Nitekim onlardan çok çirkin işler de sudur etti. Mesela hicri 341 yılında tenasuha inanan bir topluluk ortaya çıktı. Aralarında, Hz. Ali'nin ruhunun, kendisine intikal ettiğini ileri süren bir genç vardı. Bu delikanlının karısı da Hz. Fa-tıma'nın ruhunun kendisine intikal etmiş bulunduğunu ileri sürüyordu. Bir diğeri ortaya atılarak Cebrail olduğunu iddia etti. Nihayet bunlar derdest edilerek cezalandırıldılar. Bu kez adamlar Ehl-i Beyt'e mensup olma iddiasıyla azizlik tasladılar. Ne varki Muizz'ud-Devle Ehl-i Beyt'e olan meylinden dolayı bu bidatçıların salıverilmesini emretti. İşte bu tasarruf onun melanetlerinden biri oldu.
Hicri 351 yılında da Şiiler Bağdat'ta cami kapılarına, Muavi-ye'yi, keza Hz. Fatıma'dan (sözde) Fedek'teki hakkını gaspedeni (yani Hz. Ebubekir'i) ve Hz. Hasan'ın, dedesinin türbesinde defnedilmesini engelleyenleri tel'in eden yazılar yazmışlardı. Sonra bu yazılar gece silindi. Ne varki Muizz'ud-Devle bu sloganların yenilenmesini istedi. Ancak vezjr El-Muhellebî araya girerek silinen ifadeler yerine "Hz. Peygamberin aile halkına zulmedenlerin üzerine Allah'ın laneti olsun" diye yazılması tavsiyesinde bulundu. Ancak bu ifade içerisinde yalnız Muaviye'nin adı açıkça belirtildi, hicri 352 yılında da Muizz'ud-Devle halkı, çarşıları aşure günü kitlemek zorunda bıraktı. Yemek pişirip satanları o gün yemek pişirmekten menetti. Çarşılarda kubbeli çadırlar kuruldu. Bunların üzerine kilimler seccadeler asıldı. Orta yere saçları dağınık kadınlar çıkarıldı. Bunlar caddelerde ağlayıp bağrışarak dövünüp durdular. İşte bu Hz. Hüseyn için ağlanarak ve dövünerek Bağdat'ı da düzenlenen ilk yas törenidir. Bu bid'at (bu çirkin gelenek) yıllarca devam etti.
Aynı yılın Zilhicce ayının 12'sinde de Şiiler arasında an'ane haline gelen "Gadir-i Hum" bayramı yapıldı ve darbukalar çalındı.
Şiiler devletin geniş bölgeleri üzerinde otorite te'sis ettiler. Hatta gerçek mânâda Şii olsun ya da bir iddiadan ibaret bulunsun. Onların adıyla birçok devletler bile kuruldu. Ezcümle Ubeydi Devleti bunlardan biridir ki önce Mağrıb sonra da Mısır ve zaman zaman da Suriye'den bazı parçalar bunların idaresi altına girdi. Keza Musul ve Suriye'deki Hamdani Devleti ile, Bahreyn'i hükümleri altına alan ve aynı zamanda Yemame'deki prensliklerin ve Arap Yarımadası'mn bazı kısımlarının, idarelerine boyun eğdiği Karmatîler de bunlardandı. Karmatîler Suriye'yi dahi işgal ettiler.
Bunlara ilaveten Irak'a Fars topraklarına, Rey Cebel, Kerec ve Ahvaz'a hükmeden Buveyhoğulları da Şiiydiler. Aynı zamanda îs-maililer'e daha yakın olan Samaniler, yani bütün bunlar Şii olduklarını ileri sürüyorlardı. Ancak bunlardan Hamdaniler gibi "Gulât" tabir edilen aşırı tutucu Şiiler bulunmakla beraber Buveyhoğulları gibi nisbeten daha az aşırıları, keza Ubeydiler gibi yahudi kaynaklı usullere dayanan, ya da Karmatîler gibi mecusi kökenli inançlara dayanan Şii cemaatler de vardı. Esasen İslamı içenden parçalayıp idareyi ele geçirmek ve bu suretle de daha geniş çaplı ve daha planlı şekilde yıkımı gerçekleştirmek maksadıyla dini ve siyasi birçok hedeflerin arkasida gizli çok çeşitli maksatlar vardı. Yoksa Şiiler eğer Hz. Ali ve soyunun taraftarlığı idealine gerçek manada bağlı dava ve hedeflerinde sadık olsalardı bu hedeflerini mutlak surette gerçekleştirebilirlerdi. Zira koskoca İslam İmparatorluğunun, geniş sahası üzerinde ehl-i sünnet'in elinde küçük ve daracık mıntıkalardan başka bir yer kalmamıştı. Bu bölgeler ise Endülüs, Arap yarımadasının bazı kısımları üzerinde bulunan küçük ve zayıf emirliklerle İslam Devleti'nin doğusunda bulunan Gazneliler'den ibaretti.
Hedeflerindeki farklılıkların bir sonucu olarak bu Şii cemaatler arasında birçok savaşlar da cereyan etti. Bu cümleden olarak Kar-matiler Ubeydilerle, Ubeydiler de Hamdaniler'le savaştılar, sonra aynı zamanda Hamdaniler'le Buveyhoğulları arasında çekişme vardı. Samaniler de bu çekişmeden uzakta, bu çekişmenin dışında değillerdi. Allah'a hamd olsun ki yalan ve iftiralara dayalı bu sapık fırkalar, bu Ehl-i Beyt'e asılsız mensubiyet ya da onların uğrunda çalışmak ve izlerinden yürümek davasında olan bu kamplar arasındaki ihtilaf sebebiyledir ki İslam dini, aslına uygun olarak mahfuz kaldı, değişikliğe uğramadı. Bu dini ve yüce kitabını taahhüt altına alan yüce Allah'tır. Zira Kur'an-ı Kerim'de "Onu indiren ve Onu elbette koruyacak olan elbette biziz [1] diye buyuruyor. Nitekim bu sapık cemaatler arasına ihtilaf düşürmek ve onları birbirlerine boğazlatmak suretiyle, bu yüce dini muhafaza buyurdu.
Bu merhale, aynı zamanda Şiilerin kışkırttığı birçok fitnelerle de tanınmaktadır. Ehl-i Sünnetle Şiiler arasında sürekli olarak kavgaların çıkması da işte buradan kaynaklanıyordu. Tabi ki Buvey-hoğullarmın ve ikinci derecedeki emirliklerin bazı prenslerinin Şiiliği benimsemeleri sebebiyle bu olaylar cereyan ediyordu.
Yine bu merhalede Büyük İslam Hilafeti'nin sınırları içinde Halife'nin de üstünde bir tek sultan veya hükümdar ya da Buvey-hilerden bir "Emir'ul ümera" vardı ki tüm emirler ve yasaklar artık yalnızca Onun elindeydi. Halbuki Türk asıllı ordunun devlete egemen olduğu daha önceki merhalede ise sadece birkaç üst düzey komutan ön planda bulunuyordu. Bunlarsa kendi aralarında hesaplaşır, kavga ederlerdi. Bu komutanlar yöntem ve rütbeleri bakımından farklıydılar. Evet Buveyhoğulları'nm da kendi aralarında ihtilafa düştükleri doğrudur. Fakat onların hepsi aynı aileden idiler. Yani aynı ailenin çocukları birbirleriyle ihtilafa düşüyorlardı.
Esasen halifelerin kendileri istikamet, ahlak ve dindarlık bakımından seviyeli şahsiyetler idiler. Fakat artık hür değillerdi. Her şey Buveyhoğulları'nm eline geçmiş bulunuyordu. Halifeler Şiilerin şiddetli taassubu yüzünden, aşırı decede onlardan ve özellikle halifeleri dahi otoriteleri altına almış bulunan Buveyhilerden ziyadesiyle nefret ediyorlardı. Ve nihayet Mağrıb'ta prensliklerin sayısı zamanla azaldı. Öyle ki Emevüerden ve birkaç emirliğin yerini alan ve geniş bir bölge üzerinde hakimiyet kuran Ubeydiler'den başkası kalmamıştı. Maşrık tarafına gelince bu bölgede emirliklerin sayısı çoğalmış, devletçikler artmış ve değişik genişlikteki arazi parçaları üzerinde yayılmışlardı. [2]
Bu Devrin Halifeleri
1- El-Muti'u Lillâh El-Fadl Bin Cafer El-Muktedir
2- Et-Tai'u Lillah Abdülkerim Bin El-Fadl El-Muü"
3- El-Kâdir'u Billah Ahmed Bin İshak Bin El-Muktedir
4- El-Kâim'u Biemrillah Abdullah Bin Ahmed El-Kâdir[3]
İslami Okul Okulların En Önemlisi