Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDE KURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET DÖNEMİ - Index Web - 0076 0076

75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDE KURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET DÖNEMİ2

Bu Devrin Halifeleri3


75- BUVEYHOGULLARI'NIN ABBASİ DEVLETİ ÜZERİNDEKURDUKLARI ASKERİ HAKİMİYET DÖNEMİ

 

Bu merhale hicri 334'den 447'ye kadar uzanmaktadır. Yani bıi müddet 113 yıl kadar sürmüştür. Bu süre içinde yalnız 4 halife iş­başına geldi. Çünkü bunların hilafet süreleri epey devam etti. Ni­tekim hilafet süresi en kısa olan Halife Et-Taiu'u-Lillah {yani bu merhalenin ikinci halifesi) 18 yıl iş başında kaldı. Buna mukabil Halife El-Kadir'u Bülah'm hilafet süresi ise 41 yıl devam etti. Tabi peş peşe gelen halifelerin iktidar sürelerine nisbetle bu müddetler epey uzundur.

Bu merhalenin özelliği, Fars kökenli Buveyhoğullan'nm devlet yönetimine hakim olmalarıdır. Belki de eski Fars krallarından biri­nin soyundan geliyorlardı. Bu aile Deylem Bölgesinde oturuyordu. Dolayısıyla bura halkından olarak bilinirlerdi. Esasen sıradan va­tandaşlar idiler. Bunların arasında ilk önce Ebu Şüca' adında biri sivrildi. Bu şahıs Hazar Denizinde balıkçılık yapanlardan biriydi. Bunun Ali, Hasan ve Ahmed adlarında üç oğlu vardı. Bunlar birer rütbesiz er olarak Mâkân Bin Kali ordusuna intisab ettiler ve gö­revlerinde cesurca hizmet örnekleri verdiler. Dolayısıyla bir süre sonra da bu orduda subay rütbelerine yükseldiler. Bu arada Mâ­kân Bin Kâli, çok geçmeden Merdaviç Bin Ziyad'la bozuştu. İşte bu sırada Buveyh'in oğullan Merdaviç'i daha güçlü görerek onun

saflarına geçtiler. Merdaviç de onları ağırladı ve bu üç kardeşten Buveyhoğlu Ali'yi Kerec'e vali nasbetti. Ancak sonra bu kardeşlere kızarak, biraderine, bunları uzaklaştırması için emir verdi. Bunun üzerine Merdaviç'in biraderi Buveyhoğlu Hasan ve Ahmed'i gö­revden uzaklaştırdı. Ali'ye gelince cesaretiyle şöhret kazanmış bu­lunduğu ve faziletleriyle tanındığı için onu görevden almadı. An­cak Merdaviç onu tardetmeyi bir kere aklına koymuştu. Onun için üzerine bir ordu gönderdi. Nitekim Ali de Kerec'i terkederek İsfa­han'a gitti ve burada Muzaffer Bin Yakut'a karşı üstünlük elde etti. Burada askerlerine Deylem halkından da bir topluluk katılınca, ordusunun sayısı 700'ü buldu. Sonra Astahr'a giderek Muzaffer Bin Yakut'a yeniden üstün geldi ve hicri 322 yılında Şiraz'a girdi. Sonraları hicri 323 yılında öldürülen Merdaviç'e ikinci kez yaklaş­maya çalıştı. Her şeye rağmen Ali Bin Buveyh mücadele meyda­nında başarılı kaldı ve Fars topraklan onun idaresi altına girdi. Merdaviç'in elinde, biraderine karşılık rehin olarak tutuklu kalan Hasan ise nihayet Merdaviç'in Ölümünden sonra Rey, Isfahan ve Hemezan kentlerini işgal etmeyi başardı. Keza onun diğer birade­ri Ahmed Bin Buveyh de Kirman'ı işgal etti. Ancak bir süre sonra bir diğer biraderi olan Ali onu yardımına çağırınca Kirman'ı bıra­karak 326 yılında gidip bu sefer de Ahvaz'ı işgal etti.

Bir ara Halife El-Muttaki ile Tüzün'ün arası bozulmuştu. Hali­fe de Tüzün'e karşı Bağdad'a girip yönetime el koyması için Bu­veyh oğlu Ahmed'i davet etti. O da aldığı bu davet üzerine Bağ­dad'a giderken Tüzün'ün karşısında yenik düştü. Böylece Buvey­hoğlu Ali'nin hükümranlık sahası bu sırada ta Kerec'den Ahvaz'a kadar uzanıyordu. Ahmed'se Fars topraklarının güneyine hükme­diyordu. Aynı zamanda Fars memleketlerinin kuzey bölgesi de kardeşleri Hasan'm nüfuzu altında bulunuyordu.

Bağdad'da devletin ileri gelenleri bu sefer de Buveyhoğlu Ah-med'den, imdatlarına gelmesini ve kentlerinin idaresine el koyma­sını talep ettiler. O da bu davete uyarak harekete geçti. Devrin ha­lifesi El-Müstekfi Billah da onu karşılayarak ağırladı. Kendisine Muizz'ud-Devle, kardeşi Ali'ye İmad'ud-Devle, öbür kardeşi Ha-san'a da Rükn'üd-Devle unvanlarım verdi. Bu suretle bu 3 karde­şin her biri devletin bir bölgesine hakim oldular. Burayı yönettiler, aynı zamanda kendilerinden sonra çocukları ve torunları da bu topraklara hakim oldular.

Buveyhoğlu ailesi şiiydiler. Nitekim onlardan çok çirkin işler de sudur etti. Mesela hicri 341 yılında tenasuha inanan bir toplu­luk ortaya çıktı. Aralarında, Hz. Ali'nin ruhunun, kendisine intikal ettiğini ileri süren bir genç vardı. Bu delikanlının karısı da Hz. Fa-tıma'nın ruhunun kendisine intikal etmiş bulunduğunu ileri sürü­yordu. Bir diğeri ortaya atılarak Cebrail olduğunu iddia etti. Niha­yet bunlar derdest edilerek cezalandırıldılar. Bu kez adamlar Ehl-i Beyt'e mensup olma iddiasıyla azizlik tasladılar. Ne varki Mu­izz'ud-Devle Ehl-i Beyt'e olan meylinden dolayı bu bidatçıların salıverilmesini emretti. İşte bu tasarruf onun melanetlerinden bi­ri oldu.

Hicri 351 yılında da Şiiler Bağdat'ta cami kapılarına, Muavi-ye'yi, keza Hz. Fatıma'dan (sözde) Fedek'teki hakkını gaspedeni (yani Hz. Ebubekir'i) ve Hz. Hasan'ın, dedesinin türbesinde defne­dilmesini engelleyenleri tel'in eden yazılar yazmışlardı. Sonra bu yazılar gece silindi. Ne varki Muizz'ud-Devle bu sloganların yeni­lenmesini istedi. Ancak vezjr El-Muhellebî araya girerek silinen ifadeler yerine "Hz. Peygamberin aile halkına zulmedenlerin üzerine Allah'ın laneti olsun" diye yazılması tavsiyesinde bulun­du. Ancak bu ifade içerisinde yalnız Muaviye'nin adı açıkça belir­tildi, hicri 352 yılında da Muizz'ud-Devle halkı, çarşıları aşure gü­nü kitlemek zorunda bıraktı. Yemek pişirip satanları o gün yemek pişirmekten menetti. Çarşılarda kubbeli çadırlar kuruldu. Bunla­rın üzerine kilimler seccadeler asıldı. Orta yere saçları dağınık ka­dınlar çıkarıldı. Bunlar caddelerde ağlayıp bağrışarak dövünüp durdular. İşte bu Hz. Hüseyn için ağlanarak ve dövünerek Bağdat'ı da düzenlenen ilk yas törenidir. Bu bid'at (bu çirkin gelenek) yıl­larca devam etti.

Aynı yılın Zilhicce ayının 12'sinde de Şiiler arasında an'ane ha­line gelen "Gadir-i Hum" bayramı yapıldı ve darbukalar çalındı.

Şiiler devletin geniş bölgeleri üzerinde otorite te'sis ettiler. Hatta gerçek mânâda Şii olsun ya da bir iddiadan ibaret bulunsun. Onların adıyla birçok devletler bile kuruldu. Ezcümle Ubeydi Dev­leti bunlardan biridir ki önce Mağrıb sonra da Mısır ve zaman za­man da Suriye'den bazı parçalar bunların idaresi altına girdi. Keza Musul ve Suriye'deki Hamdani Devleti ile, Bahreyn'i hükümleri al­tına alan ve aynı zamanda Yemame'deki prensliklerin ve Arap Yarımadası'mn bazı kısımlarının, idarelerine boyun eğdiği Karmatîler de bunlardandı. Karmatîler Suriye'yi dahi işgal ettiler.

Bunlara ilaveten Irak'a Fars topraklarına, Rey Cebel, Kerec ve Ahvaz'a hükmeden Buveyhoğulları da Şiiydiler. Aynı zamanda îs-maililer'e daha yakın olan Samaniler, yani bütün bunlar Şii olduk­larını ileri sürüyorlardı. Ancak bunlardan Hamdaniler gibi "Gulât" tabir edilen aşırı tutucu Şiiler bulunmakla beraber Buveyhoğulla­rı gibi nisbeten daha az aşırıları, keza Ubeydiler gibi yahudi kay­naklı usullere dayanan, ya da Karmatîler gibi mecusi kökenli inançlara dayanan Şii cemaatler de vardı. Esasen İslamı içenden parçalayıp idareyi ele geçirmek ve bu suretle de daha geniş çaplı ve daha planlı şekilde yıkımı gerçekleştirmek maksadıyla dini ve siyasi birçok hedeflerin arkasida gizli çok çeşitli maksatlar vardı. Yoksa Şiiler eğer Hz. Ali ve soyunun taraftarlığı idealine gerçek ma­nada bağlı dava ve hedeflerinde sadık olsalardı bu hedeflerini mutlak surette gerçekleştirebilirlerdi. Zira koskoca İslam İmpara­torluğunun, geniş sahası üzerinde ehl-i sünnet'in elinde küçük ve daracık mıntıkalardan başka bir yer kalmamıştı. Bu bölgeler ise Endülüs, Arap yarımadasının bazı kısımları üzerinde bulunan kü­çük ve zayıf emirliklerle İslam Devleti'nin doğusunda bulunan Gazneliler'den ibaretti.

Hedeflerindeki farklılıkların bir sonucu olarak bu Şii cemaatler arasında birçok savaşlar da cereyan etti. Bu cümleden olarak Kar-matiler Ubeydilerle, Ubeydiler de Hamdaniler'le savaştılar, sonra aynı zamanda Hamdaniler'le Buveyhoğulları arasında çekişme vardı. Samaniler de bu çekişmeden uzakta, bu çekişmenin dışında değillerdi. Allah'a hamd olsun ki yalan ve iftiralara dayalı bu sapık fırkalar, bu Ehl-i Beyt'e asılsız mensubiyet ya da onların uğrunda çalışmak ve izlerinden yürümek davasında olan bu kamplar ara­sındaki ihtilaf sebebiyledir ki İslam dini, aslına uygun olarak mah­fuz kaldı, değişikliğe uğramadı. Bu dini ve yüce kitabını taahhüt altına alan yüce Allah'tır. Zira Kur'an-ı Kerim'de "Onu indiren ve Onu elbette koruyacak olan elbette biziz [1] diye buyuruyor. Nite­kim bu sapık cemaatler arasına ihtilaf düşürmek ve onları birbir­lerine boğazlatmak suretiyle, bu yüce dini muhafaza buyurdu.

Bu merhale, aynı zamanda Şiilerin kışkırttığı birçok fitnelerle de tanınmaktadır. Ehl-i Sünnetle Şiiler arasında sürekli olarak kav­gaların çıkması da işte buradan kaynaklanıyordu. Tabi ki Buvey-hoğullarmın ve ikinci derecedeki emirliklerin bazı prenslerinin Şi­iliği benimsemeleri sebebiyle bu olaylar cereyan ediyordu.

Yine bu merhalede Büyük İslam Hilafeti'nin sınırları içinde Halife'nin de üstünde bir tek sultan veya hükümdar ya da Buvey-hilerden bir "Emir'ul ümera" vardı ki tüm emirler ve yasaklar artık yalnızca Onun elindeydi. Halbuki Türk asıllı ordunun devlete ege­men olduğu daha önceki merhalede ise sadece birkaç üst düzey komutan ön planda bulunuyordu. Bunlarsa kendi aralarında he­saplaşır, kavga ederlerdi. Bu komutanlar yöntem ve rütbeleri bakı­mından farklıydılar. Evet Buveyhoğulları'nm da kendi aralarında ihtilafa düştükleri doğrudur. Fakat onların hepsi aynı aileden idi­ler. Yani aynı ailenin çocukları birbirleriyle ihtilafa düşüyorlardı.

Esasen halifelerin kendileri istikamet, ahlak ve dindarlık bakı­mından seviyeli şahsiyetler idiler. Fakat artık hür değillerdi. Her şey Buveyhoğulları'nm eline geçmiş bulunuyordu. Halifeler Şiile­rin şiddetli taassubu yüzünden, aşırı decede onlardan ve özellikle halifeleri dahi otoriteleri altına almış bulunan Buveyhilerden ziya­desiyle nefret ediyorlardı. Ve nihayet Mağrıb'ta prensliklerin sayısı zamanla azaldı. Öyle ki Emevüerden ve birkaç emirliğin yerini alan ve geniş bir bölge üzerinde hakimiyet kuran Ubeydiler'den başkası kalmamıştı. Maşrık tarafına gelince bu bölgede emirlikle­rin sayısı çoğalmış, devletçikler artmış ve değişik genişlikteki arazi parçaları üzerinde yayılmışlardı. [2]

 

Bu Devrin Halifeleri

 

1- El-Muti'u Lillâh El-Fadl Bin Cafer El-Muktedir

2- Et-Tai'u Lillah Abdülkerim Bin El-Fadl El-Muü"

3- El-Kâdir'u Billah Ahmed Bin İshak Bin El-Muktedir

4- El-Kâim'u Biemrillah Abdullah Bin Ahmed El-Kâdir[3]

 



[1] Hicr Suresi; Ayet: 9

[2] îbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 8, s. 220-227, 229-232, 287-290

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/145-149.

[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/149.