Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

77- ET-TAYİ'U LİLLAH ABDÜLKERİM BİN FADL EL-MUTF (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 363-38) - Index Web - 0078 0078

77- ET-TAYİ'U LİLLAH ABDÜLKERİM BİN FADL EL-MUTF (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 363-38)2

Et-Taytu Lillah Döneminde Bizanslılar2

Et-Tayi'u Lillah Döneminde Prenslikler Buveyhiler2

Hamdanîler4

Samaniler4

Gazneliler4

Karmatiler5

Ubeydiler5

Endülüs Emevileri6

Yemen. 7


77- ET-TAYİ'U LİLLAH ABDÜLKERİM BİN FADL EL-MUTF (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 363-38)

 

Adı Abdülkerim Bin El-Fadl El-Muti', künyesi Ebu Bekir'dir. Hicri 320 yılında [1] doğdu. Annesi Hezar [2] adında bir cariyeydi.

Hicri 363 yılında babası El-Muti' onun lehinde Hilafet maka­mından çekildi. O sırada Et-Tayiu Lillah 43 yaşındaydı. Kendisine bey'at edilince kaftanını giyerek bindi; kortejde ordu da berabe­rinde bulunuyordu. Sübüktekin'se merasim sırasında önde yürü­yordu. Ertesi gün Halife, Sübüktekin'i değerli giyimlerle taltif etti. Ona sancağı ve Nasruddevle unvanını verdi.

Halife Et-Tayiu Lillah Hz. Ali soyuna aşırı bağlılık gösteriyor­du. Hilafet makamının heybeti onun zamanında son derece düş­tü. Öyleki şairler onu yermeye başladılar. Çünkü Başvezir Adudu-devle'yi önceki halifelerin geleneklerinin tersine kendisi çıkıp kar­şılıyordu.

Sonra hicri 381 yılında Buveyhoğlu Bahaüddevle; Halife Et-Tayiu Lillah'ı gözaltına aldı. Bu sırada halk saraydan mal yağma­lamaya ve aşırmaya çıktı. Bahauddevle, Halife'nin dilinden sözde istifa ettiğine dair bir feragatname hazırlayarak ona ikrar ettirdi. Ondan sonra hilafet makamı El-Kadiru Billah'a verildi. Devrik Halife Et-Tayiu Lillah ise hicri 393 yılında Ramazan Bayramı gece­si ölünceye kadar yeni halifenin yanında kaldı. Cenaze namazını da bizzat Halife kıldırdı.

Et-Tayıu Lillah, beyaz tenli, etine dolgun güzel vücutluydu. Burnu biraz büyükçeydi. Çok güçlü ve atılgandı. [3]

 

Et-Taytu Lillah Döneminde Bizanslılar

 

Bizans Kralı Armanos ölünce arkasından iki küçük oğlan ço­cuğu bıraktı. Bunlar babalarının yerine geçtiler. Onun öldüğü gün Nakforus (Damastuk) İslam topraklarına akın düzenlemekle meş­guldü. Savaştan dönüp, Armanos'un öldüğünü duyunca tahta göz dikti. Devletin bazı ileri gelenleri de gizlice onu bu konuda özen­dirmeye çalıştılar. Çünkü esasen bu iki çocuk bunca büyük bir gö­revi üstlenecek yeterlilik ve yaşta değillerdi. Bu maksatla Nakfo­rus, bu iki çocuğun annesiyle evlenerek idareyi ele geçirdi. Ancak neden sonra karısı olan bu iki küçük prensin annesiyle arası açıl­dı. Bunun üzerine Kraliçe Şamaşkikoğlu ile temas kurarak onu Nakfor'u öldürüp yerine geçmeye özendirdi. Nitekim o da böyle yaptı ve durum onun lehinde oluştu. Sonra da Nakforus'un karde­şi Leon ile oğlu Vardis'i yakalayarak zindana attı. Ondan sonra da İslam toprakları üzerine akınlar düzenleyerek Trablus'a kadar ulaştı.

İki küçük prensin dayısı nihayet bir ara Şamaşkikoğlu'na ze­hir yedirmeyi başardı. Nitekim adam öldü ve küçük prenslerin adı ve şöhretleri büyümeye başladı. Fakat büyük patriklerden biri olan Menir oğlu Vard, bu sırada iktidara göz dikmişti. Hedefine ulaşabilmek için de Hamdanilerin desteğini arıyordu. Nitekim Patrik Vard bu maksatla Hamdanî Lideri Ebu Tağlib'le haberleşti. Ebu Tağlib'de onu destekleyeceği vaadinde bulundu. Bunun üze­rine Vard sınıra yakın stratejik noktalara yığmak yaptı ve Bizans üzerine yürüdü. İki küçük kral da Vard'in üzerine peş peşe ordular gönderdiler. Ne var ki Vard bu mücadelesinde üstünlük elde edi­yor ve ilerliyordu. Vard Konstantiniye'ye yaklaşınca küçük krallar meselenin akıbetinden korkmaya başladılar. Onun için Leon'un oğlu Vardis'i zindandan çıkararak O'nu ordunun başına geçirdiler. Vardis ise düşmanını yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Vard kaça­rak İslam topraklarına sığındı ve Adududdevle'ye mesajlar gön­derdi. Ancak bu sırada iki küçük kral kardeşler de Adududdevle'ye mesaj gönderiyorlardı. Nitekim Adududdevle'de bu miniklerin ya­nında yerini aldı. Ve Vard'ı yakalayarak Hicri 369 yılında zindana attı. Vard ise hicri 375 yılına kadar müslümanların hapsinde kaldı.

Nihayet bu tarihte, Bizanslıların elinde bulunan müslüman esirlerden bir kısmım serbest bırakması, Bizans topraklarından yedi kaleyi müslümanlara teslim etmesi, keza kendi hayatında ne kendisinin ne de arkadaşlarından birinin İslam topraklarına sal­dırmaması şartıyla Samsamuddevle onu salıverdi. Bunun üzerine Vard Bizans topraklarına döndü. Her ne kadar küçük bir alan üze­rinde otorite te'sis edebildiyse de tüm Bizans idaresini bir türlü ele geçiremedi.[4]

 

Et-Tayi'u Lillah Döneminde PrensliklerBuveyhiler

 

Bir ara İzzuddevle Bahtiyarla Nasruddevle Sübüktekin'in

arası bozulmuştu. Türkler, Nasruddevle'yi destekliyorlardı. Sonra iki taraf arasında savaşlar cereyan etti. İzzuddevle, amcası Rük-nüddevle ile onun oğlu Adududdevle'den yardım istemek zorun­da kaldı. Halbuki daha önceleri amcasına hiç danışmıyordu. Çün­kü zaten danışma işini bir kenara atmıştı. Amcasıoğlu Adudud­devle'ye karşıydı. Ne varki zor durumda kalınca danışmaktan ve imdat istemekten başka çaresi kalmamıştı. Aynı zamanda Hamda-noğlu Ebu Tağlib'in de desteğine baş vurdu. Bunun üzerine hicri 364 yılında Adududdevle amcasıoğlu İzzuddevle'ye yardım etmek üzere gelerek Bağdad'a girdi. Tabi yerini beğenince burayı ele ge­çirdi. Ordu da-ona meyletti. Bu sıralarda evine kapanıp kapısını kitlemekten başka çaresi kalmayan İzzuddevle'nin başına işler aç­tılar. Hal böyleyken Adududdevle halifenin ağzından eyalet so-rıımlularma mesajlar göndererek durumun Adududdevle sayesin­de istikrara kavuşmuş bulunduğunu bildirdi. Sonra Adududdevle ile Halife Et-Tayiu Lillah'm arası da bozuldu. Bu ise {devlete el koymuş bulunan) Adududdevle'nin, iki buçuk ay kadar, halifenin adının hutbelerde anılmamsı için emir çıkarmasına sebep oldu.

İzzuddevle bahtiyar, devlet idaresinden el çekmek zorunda kalınca onu Basra'da vali olarak temsil eden oğlu, babasının am­cası Rüknüddevle'ye bir mesaj göndererek Adududdevle ve onun veziri Ebu'1-feth Bin El-Amîd yüzünden babasının ve amcalarının ne hallere düşmüş olduklarını yazdı. Rüknüddevle de ona cevap göndererek babasına yardım edeceğini, hatta gerekirse Irak üzeri­ne yürüyüp Adududevle'yi oradan kovacağım yazdı.

Bu olaylar üzerine Irak'ta bu kez de durum Adududdevle aley­hinde gelişmeye başladı. Çünkü Basra'da İzzüddevle nin oğlu Merzeban önce ona baş kaldırdı. Keza gerek Vasıt'da Muhammed Bin Bakiyya, gerekse Ahvaz'da Sehl Bin Büşr onun idaresini tanı­maz oldular. Bu ikisinin her biri de aslında İzzuddevle'nin basma gelenlerden dolayı üzülüyorlardı. Fakat Adududdevle, Muham­med Bin Bakiyya'yı cezalandırmak için vasıt üzerine yürüyünce ordusu Bin Bakiyya'nm kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradı. Bu gelişmeler karşısında Adududdevle, babası Rüknüddevle'yi kendi saflarına kazanmak ve onun, (zayıf düşmüş olmasından, bu se­beple de Buveyhoğiu ailesinin, devlet üzerindeki otoritesini nihai bir şekilde kaybedeceğinden korktuğu için) İzzuddevle'yi destek­lemekten vazgeçirmeye çalışıyordu. Ancak baba {yani Rüknüd­devle) kardeşinin oğlunu kendi oğluna karşı desteklemeye devam etti ve oğlu Adududdevle'ye de Bağdad'ı amcasıoğluna bırakması için ısrarda bulundu. Binaenaleyh Adududdevle Bağdadi terk ede-, rek Fars'a intikal edip amcasıoğlu izzuddevle'ye orada naib olmak üzere yerini amcasıoğluna bıraktı. Aynı zamanda devlet idaresin­de ona yardımcı olsun diye kardeşi Ebuishak'ı da İzzuddevle'nin yanında bıraktı.

Keza Adududdevle, Oman'a da El-Mutahhir Bin Abdullah'ı gönderdi ki bu zat Oman idaresini eline geçirdi, bu arada Buveyhî orduları Kirman'dan çekildiler Kirman halkı Buveyhi otoritesini tanımaz oldu. Bunun üzerine Adududdevle El-Mutahhir Bin Ab­dullah'a Kirmanlılar'm üzerine yürümesini emretti. O da gidip, Buveyhi idaresine karşı bura halkına boyun eğdirdi.

Sonra Rüknüddevle otoritesi altında bulunan toprakları ço­cukları arasında paylaştı. Adududdevle, Fars ve Kirman'ı; Mueyyi-deddevle Rey ve İsfahan'ı; Fahrüddevle ise Hemedan ve Deynur'u aldı. Kısa bir süre sonra da hicri 366 yılında Rüknüddevle öldü. [5]

Rüknüddevle ölünce bu sefer oğlu Adududdevle Irak üzerine yürümeye hazırlandı. Bunu ise amcasıoğlu izzuddevle'nin, kendi­sine karşı kışkırtıcılıkta bulunduğu gerekçesiyle yapıyordu Nite­kim hicri 367 yılında harekete geçerek İzzuddevle'yi kendisine bağlılık göstermesi, idaresine boyun eğmesi ve Irak'tan uzak dura­rak onu görevlendireceği herhangi bir yere de gitmeyi kabul etme­si konusunda uyardı. İzzuddevle'de bunu kabul ederek beraberin­de Hamdanoğullarından Hamdan Bin Nasırud devle'yi de alıp Şam'a hareket etti. Bir miktar yol alıp Akbara'ya varınca Hamdan İzzuddevle'ye dönüp Musul'a gitmeleri ve burayı ele geçirmeleri fikrini ortaya attı ve tercih bakımından Musul'un Şam'dan daha iyi olduğunu söyledi. İzzuddevle de onun bu teklifine muvafakat-ta bulundu. Bunu duyan Adudeddevle Musul'a doğru peşlerine düştü. Şehri Ebu Tağlib El-Ham d anî'd en kurtarmak istiyordu.

İşte bu sırada Hamdanoğlu Ebu Tağlib, İzzuddevle'yle haber-leşerek ondan beraberinde bulunan kardeşi Hamdan'ı teslim etmeşini istedi. Ve şayet bunu yapacak olursa onunla birlikte Adu-dudevle'ye karşı savaşacağı ve Bağdad'ı yeniden kendisine elde ettirmek üzere onu yeniden Bağdad'a iade edebileceği sözünü verdi. îzzuddevle de bu teklifi kabul edip istediğini yerine getirdi. Bu suretle Ebu Tağlib, kardeşi Hamdan'ı yakalayarak onu, bir ka­leye hapsettikten sonra İzzuddevle'ye gitti. İkisi El-Hadise'de bu­luştular. Bunu haber alan Adududdevle ise üzerlerine yürüdü. Her iki tarafın orduları Tikrit yakınlarında karşılaştılar. Cereyan eden savaşta, üstünlük elde eden Adududdevle amcasıoğlu İzzuddev-le'yi esir alarak onu öldürdü. Böylece Irak'ta durum istikrar buldu.

Sonra Adududdevle Musul üzerine yürüyerek burayı da aldı. Ebu Tağlib ise kaçarak Nusaybin'e sığındı. Adududdevle ise bir yerden öbürüne kaçan Ebu Tağlib'i arkadan kovalayıp durdu. Ta ki Dımışk'a varıncaya kadar. Ne varki Ebu Tağlib, şehre giremedi. Buradan da Taberya'ya yöneldi ve o taraflarda öldürüldü. Adu­duddevle' [6] ise, aleyhinde olduğu biraderi Fahrüddevle'nin otori­tesi altında bulunan toprakları da elegeçirdikten sonra hicri 372 yılında ölünceye kadar işbaşında kaldı. Aynı zamanda Cürcan'a da hakim oldu. Sonra yerine oğlu Merzebân Ebu Kalicar geçerek Samsamuddevle unvanını aldı.

Hicri 373 yılında Mueyyidüddin Rüknüddevle Ölünce vezir Ebu'I-Kasim Bin Abbad Fahruddevle'ye haber yollayarak onu iş­başına getirdi. Ondan sonra da Fahrüddevle, Samsamuddevle'yle

barıştılar.

Bir ara Rüknüddevle'nin oğlu Şerefüddevle, kardeşi Samsa­muddevle ile bozuştu, aralarında savaş çıktı. Ancak Şerefüddevle üstünlük elde ederek hicri 376 yılında Bağdad'a girdi ve burayı ele geçirdi. Kardeşi Samsamuddevle'yi de Fars bölgesinde bir kaleye hapsetti. Aynı zamanda amcası Fahrüddevle ile de arası bozuldu.

Şerefüddevle hicri 379 yılında ölünce yerine Bahaüddevle ve Dıyaülmille unvanlarını alan kardeşi Ebu Nasr geçti. Bu arada çok geçmeden Samsamuddevle hapisten kaçarak savaştığı kardeşi Ba-hauddevle'nin ordusu karşısında üstünlük kazandı. Ondan sonra da Fars toprakları Samsamuddevle'nin, Irak ve Ahvaz da Bahaüd-devle'nin otoritesi altında kalmak üzere barıştılar. Ne varki daha sonra araları tekrar bozuldu/ [7]

 

Hamdanîler

 

Halep bir ara Ebu Tağlib'in hizmetlilerinden olan Kar'aveyh tarafından zaptedildikten sonra Ebu'l-Meâlî buraya tekrar döndü. Seyfuddevle'nin oğlu Ebu'l-Meâlî, Homs'taydı. Halep halkıyla ya­zışarak sonra buraya gelip şehri dört ay kadar kuşatma altına al­dıktan sonra hicri 366 yılında kente girdi. Fakat Netcur şehrin ka­lesine sığınarak Ebu'l-Meâli'ye teslim olmamak için direnişe geç­ti. Sonra Netcur'a dokunulmamak ve Homs Naipliği kendisine bı­rakılmak garantisiyle O'nunla barıştı. Ancak Nefcur, bu hadiseden sonra Ubeydiler adına Dımışk Naipliğini üstlendi. Daha sonra Ubeydiler'le de arası bozularak yeniden Ebu'l-Meâlî adına vali sı­fatıyla Homs'a döndü.

Adududdevle, amcasıoğlu İzzuddevle'ye galebe çalınca Musul üzerine yürüyerek Hamdanoğlu Ebu Tağlib'ten burayı Diyarbe-kir'i ve Diyar Rabia'yı da almıştı. Aynı zamanda Seyfuddevle'nin oğlu Ebu'l-Meâli'nin üzerinde Halep'te de otorite kurmuştu. Son­raları Hamdanoğlu Ebu Tağlib, Dımışk kentini kuşatıp buraya gir­meyi bir türlü başaramayınca gittiği Taberya'da öldürüldü. Sürek­li savaşlar onu yormuş, bitap düşürmüştü. Bu olaylar sırasında kızkardeşi ve aynı zamanda Nasıruddevle EI-Hamdanî'nin kızı Cemile ile, EbuT-Meali'nin kızkardeşi ve aynı zamanda Seyfud­devle'nin kızı olan hanımı da beraberinde bulunuyordu. Ukayloğullari O'nun ailesini ve adamlarını alıp Haleb'e götürdüler. Ebu'l-Meâlî, kızkardeşini yanma aldı. Cemile'tül-Hamdani'yi ise Musul'da Adududdevle'nin naibi olan Ebu'I-Vefa'ya gönderdi. Ebu'l-Vefa'da O'nu bizzat kendisi Aduddevle'ye gönderdi. Adud-devle Cemile'yi zindana attı. Bu kez de Saadüddevle Ebu'l-Meâlî Homs'taki Valisi Netcur'la ihtilafa düştü. Netcurs'a bu sırada Ubeydilerden yardım istemişti. Ebu'l-Meâlî ise Bizansîılar'ın des­teklenmesini istiyordu. Bu sebeple savaş çıktı. Ebu'l-Meâlî üstün­lük elde etti. Saadüddevle ise hicri 381 yılında öldü.

Bu arada hicri 379 yılında Ebutahir İbrahim Bin Nasıruddev-Ie ve kardeşi Ebuabdillah El-Hüseyn bir yıl kadar Musul'da yeni­den nüfuz sahibi oldular. [8]

 

Samaniler

 

Hicri 366 yılında Mansur Bin Nuh öldü. Yerine ise ondan sonra oğlu Ebu'l-Kasım Nuh Bin Mansur geçerek Mansur unvanını aldı. Ebu'I-Kasım yaşça küçüktü ve henüz onüçünü doldurmuş değildi. Samani ordusunun Horasan'daki Başkomutanı bunu fırsat bilerek elinin altında bulunan topraklarda bağımsızlığını ilan etti. Sonra Curcan'ı ele geçirmiş bulunan Buveyhoğlu Adududdevle ile Saraa-noğlu Nuh Bin Mansur arasında savaş çıktı. Samaniler'in bu sırada yenilgiye uğraması, Samanoğlu ailesinden bazı şahısların ayaklan­masına yol açtı. Her şeye rağmen Samanoğullarmdan bu prensin dönemi hicri 387 yılma kadar devam etti. Ancak yaşının küçük ol­masından kaynaklanan sebeplerle bu dönem biteviye isyanlar ve harplerle geçti. Aynı zamanda annesi de devlet idaresine karışıyor­du. Keza annesinden pek de geri kalmayan vezirler de devlet idare­sine müdahale ediyorlardı. Bu cümleden olarak Buveyhoğulları ve Türkler de onun topraklarına göz dikmiş bulunuyorlardı. Bütün bunlarla beraber, bir de bizzat Samanoğullan Hanedanı'nın üyele­ri kendi aralarında siyasi rekabet içerisine girmişlerdi. [9]

 

Gazneliler

 

Samanoğullan nezdinde bir ara sivrilmiş ve mevki sahibi ol­muş azadh Türklerden biri olan Alptekin, Herat Kentine vali tayin edilmişti. Sonra mevkiinden azledilen Alptekin, yine Samaniler adına babasının valilik ettiği Gazne Kentine gitti. Babası Ölünce, onun yerine geçerek kendisini vaktiyle Herat Valiliğinden uzaklaş­tıran Gazneliler'e karşı cephe aldı.

Fakat bir yıl sonra 353 yılında öldü. Yerine ise aynı görevi yap­mak üzere oğlu İshak geçtiyse de üzerinde hükmettiği nüfuz böl­gesinin sınırlarını genişletmeyi başaramadan hicri 355 yılında öl­dü. Ondan sonra ise yerine azadlılan geçti. Ki bunlardan biri de hicri 366 yılında işbaşına gelen Sübüktekin'dir. Sübüktekin, sahip olduğu üstün akli meleke, din ahlakı, faziletler ve olgunluk sebe­biyle ordu tarafından devlet idaresinin başına getirildi. Onu başla­rına geçirip idarelerini ona teslim ettiler. Kendisine bağlılık yemi­ninde bulundular ve emrine itaat ettiler. O da gerçekten onları gü­zel bir şekilde idare etti, güzel bir siyasetle yönetimlerini yürüttü. Sübüktekin Alptekin'in damadıydı.

Sübüktekin, -yavaş yavaş- üzerinde hükmetmekte olduğu nü­fuz bölgesini genişletmeye başladı. Önce Gazne yakınlarındaki Kasdar'ı ve Herat'la Sicistan arasında bulunan Best'i aldı. Aynı za­manda Samanîler'e yardımda bulunarak, bu arada Horasan'da al­dı. Keza Hint topraklarının bir kısmını da istila ederek Kabil'in bu­lunduğu dağlık bölgeleri ele geçirdi. Sübüktekin bağımsız olması­na rağmen yine de Samani iktidarına bağlı olduğunu itiraf ediyor, onların idaresini tanıyordu. [10]

 

Karmatiler

 

Türkler Bağdad'ta karışıklık çıkarıp Sübüktekin yenilip öldük­ten sonra Alptekin arkadaşlarından bir grupla beraber Homs'a doğru kaçtı. Bu sırada Ubeydîler'in Dımışk Valisi Zalim Bin Mev-hub El-Okayli onu yakalamak için peşine düştü. Ancak bunu ba­şaramadan döndü. Alptekin ise Dımışk'a yürüyerek, şehrin ileri gelenlerinin de görüş ve muvafakatıyla kente girdi. Nitekim ona itaat edeceklerine dair söz vermiş o da onları koruyacağını dair va-adde bulunmuştu. Bunun üzerine Alptekin Ubeydîler'in Dımışk Valisi olan Reyyan El-Hadim'i şehirden kovdu. Ubeydi Halifesi El-Muiz adına okunan hutbeyi keserek, Abbasi Halifesi Et-Tayiulillah adına hutbe okutmaya başladı. Ancak sonra Ubeydi Halifesi EI-Muiz ile işi idare etmek maksadıyla haberleşmeye başladı. El-Mu-iz de bunun üzerine ona teşekkür ederek bu davranışından dolayı sevindiğini bildirdi ve aynı zamanda kendisi tarafından bu kez onu Dımışk'a vali nasbetmek üzere kendisini davet etti. Fakat Alp­tekin El-Muiz'ze güvenmediği için bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine El-Muiz, ordusunu topladı. Dımışk üzerine yürümek isti­yordu. Ne varki bu hedefini gerçekleştiremeden ölüm onu yakala-yı verdi.

Alptekin'e gelince El-Muiz'zin ölümünü fırsat bilerek, Ubeydi-lerin idaresine tabi bulunan, aynı zamanda Zalim Bin Mevhub El-Ukayli'nin de bulunduğu Sayda gibi Suriye'nin sahil şehirlerine bir akın düzenledi.

Vaktin Ubeydi Halifesi El-Aziz'u Billah Alptekin'in bu yaptıkla­rını haber alarak üzerine Sicilyalı Cevher komutasında bir ordu şevketti. Taraflar karşılaştılar ve aralarında cereyan eden savaş iki ay devam etti. Bu sırada Alptekin Karmatîlerin lideri El-Hüseyn Bin Ahmed'den yardım istedi. O da bu istek üzerine El-lhsa'dan geldi. Cevher bunu öğrenince derhal Dımışk'ı terk etti, fakat Alp­tekin ve Karmati lideri onu peşinden takip ettiler ve kendisini As-kalan'da kuşattılar. Cevher burada zor durumda kaldı. Ancak son­ra Alptekin'le buluşarak anlaştılar. Alptekin onun Mısır'a geri çe­kilmesine müsaade etti. Fakat ardından Ubeydî Halifesi El-Aziz, Karmati Lideri Hüseyn Bin Ahmed'le Alptekin'in üzerine büyük bir orduyla geldi. Karmati'yle Alptekin Ramle'ye dönmüşlerdi. Ta­raflar savaşa tutuştu. Ubeydi Halifesi El-Aziz başına ödül koyarak nihayet Alptekin'i esir aldı. Ancak O'nu çok iyi bir şekilde ağırladı ve beraberinde Mısır'a götürdü.

Nitekim Alptekin, kendisine yedirilen zehirle ölünceye kadar da Mısır'da kaldı. Fakat Karmati Taberya'ya gitti. Ubeydi Halifesi

El-Aziz ona haber yollayarak yanma gelmesini, onu da Alptekin gibi ağırlayacağını kendisine bildirdiyse de Karmati bu teklifi kabul etmedi. Teklifi reddeince Aziz ona 20 bin dinar para gönderdi ve bunu her yıl Ödeyeceğini vadetti. Ne varki Karmati bu parayı da alarak gerisin geri El-İhsa'ya döndü.

366 yılında Karmatiler'in lideri EbuYakub Yusuf Bin Ebu Said El-Cennabi öldü. Ondan sonra Karmatilerin başına altı kişi geçti ki katiyyen kendi aralarında herhangi bir anlaşmazlığa düşmemiş­lerdi. Bunlar (sade) yani "efendiler" diye Karmatiler arasında anı­lırlardı. Aynı zamanda bu yıl içerisinde Şam'ı ele geçiren Karmati ordularının baş komutanı El-Hüseyin Bin Ahmed Bin Ebu Said El-Cennabi de öldü. Bu adam Abbasi Halifesinin idaresine saygı gösteriyordu.

373 yılında da Karmatiler Basra ve Küfe şehirlerini ele geçir­mek üzere harekete geçtiler. Buna Müeyyideddevle Bin Rüknüd-devle'nin vefatından sonra ancak teşebbüs ettiyseler de başarılı olamadılar.

375 yılındaysa Karmatiler Küfe bölgesinde birtakım karışıklık­lar çıkardılar. Bunun üzerine Samsamuddevle üzerlerine bir ordu göndererek onları Küfe mıntıkasından kovdu ve liderlerini de öl­dürdü ki bu "efendi" dedikleri ileri gelenlerinden biriydi. [11]

 

Ubeydiler

 

Hicri 365 yılında Ubeydi Halifesi El-Muiz Ebu Temim Maad Bin El-Mansur İsmail Öldü. Yerine ise El-Aziz unvanını alan oğlu Nizar geçti. El-Muiz, bilgili, faziletli, cömert ve cesur bir zattı. Gü­zel ahlak, halka karşı insaflı davranış ve elit tabaka hariç halkın iş­lemesini istediği yakışıksız davranışları gizli tutmak bakımından babasının yolunu izliyordu. Ancak bu davranışları daha sonra ale­niyete döktü ve onu bu davranışlara teşvik edenleri de istedikleri­ni serbest yapmalarını emretti. Ancak kendisi bu konuda kınana­cak seviyelere düşmedi.

Ubeydi Devleti'nin sınırları El-Aziz zamanında genişledi. Ta­bii Homs, Hama, Şeyzer ve Halep kentleri kapılarını ona açtıktan sonra Suriye topraklarının hepsini ülkesine kattı. Mekke üzerine de bir ordu gönderdi. Bu ordu Mekke'yi bir müddet kuşattıktan sonra şehre girdi ve 365 yılında burada adına hutbe okundu. 382 senesinde de Musul'da adına hutbe okundu.

El-Aziz, babasının vaktiyle nasbetmiş bulunduğu Sanhaca Şeyhi Yusuf Bilgin Bin Ziri Bin Munâd'mü [12] Afrika Valiliğini de onayladı. Aynı zamanda onun idari bölgesine Trablus, Sirt ve Ec-dabya kentlerini de ilave etti. Ne varki Yusuf, El-Aziz'e karşı her ne kadar itaat gösterisinde bulunuyor ve ona görünürde yaranmaya çalışıyor idiyse de bir çeşit bağımsızlığını ilan etmişti.

Bu arada Hazrun Bin Falful EI-Mağravî hicri 365 yılında Sicil-masa'yı basarak Safarilerin imamı olan Ebu Muhammed El-Mu'tezzi öldürüp başını Kurtuba'ya gönderdi. Bu suretle Safariler Mağrib'te nihai bir şekilde yok oldular. Yusuf Bilgin de Mağnb'da Zinnatalılarla savaşarak Endülüs Emevilerinin buradaki temsilci­lerini bu bölgeden çıkardı.

Sicilya Emiri Ebu'l-Kasım Bin El-Hüseyn Bin Ali Bin Ebu'l-Hüseyin bir kaç kale fethetmiş bulunuyordu. Daha sonra Bardavil Franklardan oluşan büyük bir kuvvetle Sicilya'ya yürüyerek Mal-ta'yı kuşattı. Bu hadise üzerine, korkan Ebu'l-Kasım ondan kaçtı. Ne varki Franklar onu peşisıra takip ederek kendisine ulaştılar. Hicri 372 yılında taraflar arasında savaş cereyan etti ve bu savaş sı­rasına Ebu'l-Kasım öldürüldü. Yerine ise oğlu Cabir geçerek tekrar Franklarla savaşa tutuştu ve O'nlara karşı zafer elde etti.

Yusuf Bilgin Bin Ziri hicri 373 yılında öldü. Yerine ise Zinnata-lılara boyun eğdirmek üzere Mağnb üzerine yürüyen oğlu Elti  Mansur geçti, ancak Zinnata'lılarm karşısında yenilgiye uğradı. Fatımî Halifesi El-Aziz'in kışkırtmaları sonucu Kutama Kabilesi ayaklandı.

El-Mansur 377 tarihinde üzerlerine yürüyerek onlara karşı üs­tünlük elde etti. Ancak Ebu'l-farac El-kutamî ikinci bir defa daha ayaklandı. Ne varki Mansur'un karşısında selefi gibi o da yenildi.

El-Mansur'a amcası Ebu'l-Bahar ters düşmüştü. Fakat bir sü­re sonra pişmanlık duyarak gelip yeğeni El-Mansur'la barıştı.

Ubeydiler Şiilik gösterisiyle fikirlerini El-Aziz döneminde yay­maya çok önem verdiler. Bu sebeple ve bu ideolojinin ölçülerine göre geçmişi yansıtacak şekilde Şiilik düşüncesi yeniden düzen­lenmeye başladı.

Her şeye rağmen El-Aziz bütün bunların ötesinde fazilteli bir kimseydi ve affetmeyi severdi. Bilhassa daha önceleri babasının yaptığı gibi hıristiyanlara ve yahudilere karşı çok hoşgörülüydü. Aynı zamanda hıristiyan bir bayanla evliydi. Kipt Kilisesine karşı sürekli ilgi duyuyordu. Nitekim hıristiyan İsa Bin Nastoryus'u ve­zirlik makamına getirdi. Aynı zamanda bir yahudi olan Menşa Bin İbrahim'i de Şam'a sorumlu tayin etti. [13]

 

Endülüs Emevileri

 

Hicri 366 yılında El-Hakem öldü. Bu zat, El-Mustansıru Billah Bin En-Nasır Lidinillah Abdurrahman El-Emevi'dir. Hükümdar­ların en hayırlılarından ve en bilginlerinden biriydi. Fıkıh ilmini, münazarayı ve tarihi çok iyi bilirdi. Alimleri sever onlara ihsanlar­da bulunurdu. Öldüğü zaman yaşı 63 yıl 7 aydı. Hilafet müddeti ise 15 yıl 5 ay kadar sürdü.

Ondan sonra da yerine oğlu Hişam geçti. Hişam henüz 10 ya­şındaydı. El-Müeyyidü Billah unvanını aldı. Devrinde ihtilaflara düşüldü. Halk ona karşı çalkalandı. Bir süre hapse atıldı, sonra çı­karıldı ve Hilafet makamına tekrar iade edildi. Devleti onun adına, özel hizmetinde bulunan El-Mansur Ebu Amir Muhammed Bin Ebu Amir El-Maafiri [14]  ile iki oğlu El-muzaffer ve En-Nasır idare ediyorlardı. Halkı çok güzel ve adaletli bir şeklide yönettiler ve düşmanlarla savaştılar. Onların iktidarı 26 yıl kadar sürdü.

Bu El-Mansur kuzeydeki Hıristiyan Leon'un ülkesine savaş açarak burayı ele geçirdi. Kalelerini yıktı ve Barselona'yı dize ge­tirdi. Mansur Mağrıb sergerdelerinden ve kuzey hıristiyanların­dan kendine özel bir ordu kurmuştu. Arap, İspanyol ve Sicilyalı­lardan oluşan eski askerlere karşı kendini sağlama almak için böy­le yapmıştı.[15]

 

Yemen

 

Zubeyd'deki Beni Ziyad (Ziyadoğulları) Devlet'i devam edi­yordu. Bu aşamada bu devletin hükümdarı îshak Bin İbrahim'di. San'a'da ise BeniYakub (Yakuboğulları) Devleti vardı. Bu devletin de hükümdarı bu dönemde Abdullah Bin Muhammed Bin Kah-tan'dı. Bu sırada ise Dahhakoğulları hanedanı iş başına geldi. Sa-ada'daki Ben'ir-Res (Resoğulları) Hanedanı ise, bunlardan hicri 366 dan 403'e kadar iktidarı devam eden Yusuf İmamet makamın­da bulunuyordu.[16]



[1] 317 olduğu da söylenmektedir

[2] Ateb olduğu da söylenmektedir

[3] Tbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 8, s. 546-547; İbn-i Kesir, EI-Bidaye tere, c. 11, s. 469, 522-523; c. 12, s. 28-29

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/177-178.

[4] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/178-179.

[5] Rüknüddevle hoşgörülü, cömert halkını ve ordusunu çok iyi idare eden onlara karşı şefkatli ve adaletli davranan ileri görüşlü, büyük idealleri olan zu­lümden nefret eden emrindekileri de zulüm etmekten meneden, kan dökmek­ten son derece sakınan, (mutlak suretle gerekli olduğu zaman hariç) can doku­nulmazlığının bir hak ve korunmasının da bir vecibe olduğuna inanan bir şah­siyetti. Fukarayı gözetir. Onların yoksulluk yüzünden kötü yola düşmelerini ön­ler. Ramazanlarda büyük camilere gider buralarda dert dinlerdi. Hz. Ali soyuna maddi yardımlarda bulunur. İhtiyaç sahiplerine büyük miktarlarda bağış yapar­dı. Elit tabakadan olsun avamdan olsun herkese çok iyi muamelede bulunurdu. (Eî-Kamil'den)

[6] Aduddevle Hüsrev Ebuşüca Bin Rükniddevle; "Şahinşah" unvanını ilk defa kullanandır. Bu, kralların kralı demektir.

Her yılın başlangıcında sadaka olarak üikesinin her yerindeki müst eh akla­ra dağıtılmak üzere maddi yardımlar tahsis eder. Bunların da muhtaç olanlara dağıtılmak üzere kadılara ve halkın ileri gelenlerine teslim edilmesini emreder­di. Gelirsiz kalan devlet memurlarıyla temas kurar onlara yardımda bulunur ve görevlerinin hesabını da onlardan sorardı, tlim ve ilim ehlini çok sever onlara yardımda bulunur beraberlerinde oturup onlarla ilmi konular tartışırdı. Onun için her taraftan bilginler ve ilim erbabı onu ziyaret ederlerdi. Ülkenin her yerin­de hastaneler ve köprüler gibi tesisler inşa etti. Ancak ömrünün sonlarına doğru çok ağır ve zalimce vergiler koydu.

[7] îbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11, s. 479-480, 483-484, 490-492, 505-509, 515,518-519

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/179-183.

[8] İbn-ül Esir, El-Kamil tere, c. 9, s. 74-78; İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/183-184.

[9] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11, s. 484, 547

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/184.

[10] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11, s. 485

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/185.

[11] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11, s. 469-471, 485-486, 492, 510, 513

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/185-187.

[12] Bin Munad'ın tanınmaya başlaması onun, El-Muiz'zin komutanları arasına girmesiyle oldu, Magrib bölgesinde Zinnatlılar'ı dize getirmeye çalışır­ken güzel bir sınav verdi. Ubeydiler Mısır'a hakim olup EI-Muiz buraya intikal edincec onu Sicilya ve Trablus hariç, Kuzey Afrika'ya genel vali tayin etti. Çünkü Sicilya'ya Keiboğulları, Trablus'a da Kutama kabilesi hakim idiler. El-Muiz, Bin Munad'ın "Biîgin" olan {muhtemelen bu berberice) adını değiştirerek ona Yusuf ismini verdi ve kendisine Ebulfütuh lakabıyla Seyfüddevle unvanını taktı. Onun döneminde Uzak Mağrıb'in halkı ayaklanarak Endülüs Emevileri adına hutbe okumaya başladılar. Bunun üzerine Yusuf, üzerlerine yürüyerek onlara boyun eğdirdi

[13] îbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 11, s. 481-483

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/187-189.

[14] ) Bu zat Kahtani kabilesine mensup Muhammed Bin Abdullah Bin Amir Bin Muhammed Ebiamir, Bin El-Velid Bin Yezid Bin Abdülmelik El-Maafİri'dir. El-Mansur Bin Ebiamir olarak tanınırdı. Dedesi Abdülmelik Tarık Bin Ziyad'ın Endülüs'e çıkarma yapan ordusundaki tanınmış şahsiyetlerden biriydi. El-man-sur Endülüs'ün görevindeki Cezire'tü-1-Khadra (Yeşilada)nm köylerinden birin­de doğdu. Gençliğinde Kardova'ya gidip Kardova üniversitesinde okudu. Babası burada ders veriyordu. Üstün zekası ileri görüşlülüğü ve çalışkanlığıyla emsalle­rini geride bıraktı. Halife Hişam'ın annesi Kraliçe (Subh)'un sempatisini kazan­dı ve sarayda görev aldı. Edep tevazu, fazilet ve düşkünlere karşı şefkat gibi has­letlerle meşhur oldu. Hayatında bilginlerin halkın ve ordunun sevgisini kazandı. 393 yılında kuzey hırıstiyanlarıyla savaşırken ölünceye kadar yaşadı.

[15] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/189-190.

[16] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/190.