Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

79- EL-KAÎM'U BİEMRİLLAH ABDULLAH BİN AHMED EL-KAADİR (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 422-467) - Index Web - 0080 0080

79- EL-KAÎM'U BİEMRİLLAH ABDULLAH BİN AHMED EL-KAADİR (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 422-467)2

El-Kaim'u Biemrillah Döneminde Prenslikler3

Buveyhîler3

Selçuklular3

Gazneliler4

Ubeydiler4

Endülüs Emevîleri5

Yemen. 5


79- EL-KAÎM'U BİEMRİLLAH ABDULLAH BİN AHMED EL-KAADİR (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 422-467)

 

Adı Abdullah Bin Ahmed El-Kadir, künyesi ise Ebu Cafer'dir hicri 391 yılında Düca adlı, Ermeni asıllı bir anneden dünyaya gel­di. Annesinin adının Katrünneda olduğu da söylenmektedir. Hic­ri 422 yılında babasının vasiyeti üzerine hilafet makamına getiril­di. Bu sırada 31 yaşındaydı. Ona El-Kâim'u Biemrillah unvanını veren de babasıdır.

El-Kâim, yakışıklı, siması güzel, pembe beyaz tenli, boyu boşu yerinde bir yapıya sahipti. Dini yaşantısında titiz, gayet dindar, dünyaya perva etmeyen, gözü tok, bilgili, Allah'a güçlü bir iman ile bağlı, çokça sadaka veren sabırlı, edebiyata düşkün, güzel yazı ya­zan, adaletli ve insanıyla etkili, vatandaşların işlerini çabucak gö­ren bir şahsiyetti. Kendisinden beklenen bir şeyi gerçekleştirmek­te adeta engel tanımazdı.

Bir ara Buveyhoğulları'mn azadlılarından Türk asıllı Ebu'l-Haris Arslan El-Besasiri adında biri kabadayılık yapıyordu. Halk ondan korkuyordu. Ayrıca bu El-Besasiri adında adamın kötü bir inanca sahip olduğuna ve Halifeyi devirerek Abbasi hanedanına son vermek istediğine dair Halife'de bir kanaat oluşmuştu. Bu en­dişeyle Halife Oğuz Türklerinin sultanı olan ve bu sıralarda Rey kentinde bulunan Selçukoğlu Tuğrul Bey, Ebu Talib Muhammed Bin Mikail'le haberleşerek onu derhal yanma gelmesi için sonra El-Besasiri'nin evi yakıldı. Tuğrul Bey de şehre girmek üzere Hali­feden izin istedi. Halife'nin izin vermesi üzerine de hicri 447 yılın­da Bağdad'a girdi.

Bu sırada Halife ile El-Besasiri'nin aralan açık bulunuyordu. Dolayısıyla EI-Besasiri Bağdad'ı terketti; Vasıt kentinden gelen ve Halife'nin kendisine.Tuğrul Bey'in emirlerine boyun eğmesi için buyruk çıkardığı El-Melik Er-Rahim ile birlik olarak şehre girmedi ve El-Besâsiri ayrıldıktan sonra Rahba'ya gitti. Vaktiyle ezanın sözlerine ilave edilmiş bulunan "HayyeAlahayril amel" bid'atı da Halife El-Kaim'u Biemrillah döneminde kaldırıldı. El-Kaim Tuğ­rul Bey'in kardeşi Davud'un kızı Hatice'yle evlendi. Bu arada EI-Besasiri de Musul'u ele geçirmeyi başardı. Sonra EI-Besasiri Mı­sır'daki Ubeydi Halifesi El-Mustansır'la temas kurarak kendisine bey'at etmesini, propagandasını yapmasını kendisini asker ve malla desteklemesini ve bey'atte bulunmak üzere yanma gelmesi­ni ve kendisine temsilen Bağdad'ı işgal etmesini istedi.

Fakat Ubeydi Halifesi El-Mustansir El-Besasiri'ye tamamen güvenemiyordu. Sadece Şam'dan ona asker ve mal göndermek su­retiyle yardım etmekle yetindi, fakat yanma gitmedi. Bu sırada EI-Besasiri Tuğrul Bey'le, anne bir kardeşi İbrahim Yenal'ın arasını bozmuştu. Kardeşinin mevkiini elinden almak üzere İbrahim'i Tuğrul Bey'in üzerine kışkırtmıştı. Onun için Tuğrul Bey kardeşi­ne karşı mücadele vermekle meşguldü. El-Besasiri ise bunu fırsat bilerek Bağdat üzerine yürüdü ve hicri 450 yılında şehre girmeyi başardı. Beraberinde Mısır'dan gelen kuvvetler de vardı. Taraflar arasında savaş cereyan etti, Halife'ye ait cami hariç, bütün mescit ve camilerde Ubeydi Halifesi adına hutbe okundu. Sonra El-Besa­siri Halifeyi ele geçirerek onu Hadiset'ül-Ana kentine göndererek orada zindana attı. Halife'nin, zindanda bulunduğu bu sırada ba­şından geçenleri yazıp Mekke'ye gönderdiği rivayet edilmektedir. Anlatıldığına göre, Halife'nin AllahTeala'ya hitaben bir dilekçe ola­rak yazdığı bu yazısı Kabe duvarına asıldı. Bu dilekçede Halife El-Kaim'u biemrillah Allah Teala'ya şöyle yakarıyordu:

"Zavallı kuldan Yüce Allah'a dilekçemdir:

Ey Allah'ım! Sen gizli sırları bilen, sen gönüllerde saklı olan her şeyi bilensin. Ey Allah'ım! Sen, engin ilahi bilginle kulların hakkında sahip olduğun kuşatıcı bilginle sana bilgi vermemden ganisin, seni aydınlatmamdan münezzehsin. Şu asi kulun (El-Besasiri) biliyorsun ki nimetlerine karşı nankörlük etmiş, sana şükran vazifesini yerine getirmemiş bulunmaktadır. Bundan do­layı karşılaşacağı sonucu gozardı etmiş, onu hatırlamaktan ve düşünmekten sarfınazar etmişti. Nitekim senin hoşgörün onu o kadar şımartmış bulunmaktadır ki bize karşı baş kaldırmış bu­lunmakta, bize mağrur bir şekilde mütecaviz bir şekilde kötülük­te bulunmuştur. Ey Allah'ım! Artık şu günkü durumda taraftarlar azalmış, zalim kişi galebe çalmıştır. Sen ise ahvali açık bir şekilde bilen insaflı ve adil bir hakimsin. Ancak seninle aziz olabileceği­mize inanıyor, ondan sana sığınıyoruz. Halbuki o ise yaratıklara dayanarak aziz olmak istiyor, biz ise ancak sana dayanarak aziz olmak istiyoruz. Onunla aramızdaki ihtilaftan dolayı seni hakem kılmış bulunuyoruz. Hakkımızı Ondan icra etmek üzere sana te­vekkül etmiş bulunuyoruz. İşbu zulme uğramışlığımızı senin dergahı ilahiyene şikayet ediyoruz. Bu zulmün ortadan kaldırıl­masında senin ilahi keremine güveniyoruz. Allah'ım! Hakkı icra ederek aramızda hükmet."

Şiiliklerinden ve Mısır Ubeydileri ile olan ilişkilerinden dolayı Buveyhüer'den nefret eden, Halife'nin veziri Ebu Mesleme'yi de işte bu El-Besasiri öldürdü.

Sonra Tuğrul Bey de kardeşi İbrahim Yenal'ı ele geçirerek onu öldürdü. Bu suretle de El-Besasiri'nin peşine düşmek için gailele­rinden boşalmış ve fırsat bulmuş oldu. Dolayısıyla Bağdad'a dö­nerek, hicri 451 yılında şehre girdi. El-Besasiri ise Bağdad'da dik­tasını bir yıldan daha fazla devam ettiremedi. Tuğrul Bey El-Besa-siri'yi ele geçirerek o'nu öldürdü. Bu suretle Halife de makamına döndü ve ondan sonra namazgâhındaki minderden başka yere başını koyup uyumadı.

Halife El-Kaim'u Biemrillah bu hadiseden sonra artık kendini oruç ve ibadete verdi. Kendisine eziyet edenlerin cümlesini affet­ti, sarayından yağmalanan eşyalarını ise ancak değerlerini ödeyerek satın aldı ve bu konuda "Biz bu eşyaları Allah rızası için sada­ka saydık" dedi ve ondan sonra da artık başını bir yastık üzerine koymadı.

Halife El-Kaim'u Biemrilîah hicri 454 yılında kızını Tuğrul Bey'le evlendirdi. 455'te de gerdeğe girdiler. Tuğrul Bey Bağdad'da güvenliği sağladı ve Rey kentine dönerek hicri 455 yılının ramaza­nında burada öldü. Bu sırada 70 yaşındaydı. Hoş görülü, çok ta-hammüllüydü. Müthiş sır saklardı. Namazları vaktinde kılmaya son derece özen gösterirdi. Aynı zamanda pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya ve beyaz elbise giymeye önem verirdi. Tuğ­rul Bey'in erkek çocuğu yoktu. Bu sebeple kendisinden sonra mevkiine geçmek üzere biraderinin oğlu Süleyman Bin Davud'u tayin etti. Ne varki yeğeni Alparslan kardeşi Süleyman'ı devirerek idareyi ele geçirdi ve Adududdevle unvanını aldı. Hicri 465'te öl-dürülünceye kadar da iktidarda kaldı.

Halife El-Kaim'u Biemrilîah ise Hicri 467'de öldü. Yerine ise torunu geçti. [1]

 

El-Kaim'u Biemrillah Döneminde Prenslikler

 

Buveyhîler

 

Buveyhoğulları sülalesi gittikçe zayıflamış ve aralarındaki ih­tilaflar da gittikçe büyümüş bulunuyordu. Bu ise Selçukluların kuvvetlenmesine, hatta güçlerinin katlanarak artmasına sebep ol­du, hicri 423 yılında orduyla Buveyhoğlu Celalüddevle'nin arası açıldı. Bu sebeple Bağdad'ı terkedince bu sefer de şehre Buvey­hoğlu Ebu'l-Kalicar girdi ve kentin doğu kesiminin korunması gö­revini hicri 425 yılında Ebu'l-Haris Arslan adında ve EI-Besasiri lakabıyla bilinen Türk asıllı bir komutana teslim etti. Diğer yandan Celalüddevle de büyük sayılarda askeri yığmaklar yapmış ve bu El-Besasiri'yi de kendi saflarına çekmişti. Dolayısıyla Bağdad'a tekrar dönme imkanını buldu. Ancak bu arada Ebu'l-Kalllicar'la Celalüddevle arasında barış yapıldı. (Bu barışın bir nişanesi olarak da) Ebu'I-Kalicar'm oğlu Ebu Mansur Celalüddevle'nin kızıyla ev­lendi. Ne var ki çok geçmeden tarafların arası yeniden açıldı ve Ebu'l-Kalicar, Celalüddevle'nin 435 tarihinde ölmesinden sonra 436 yılında Bağdad'a tekrar girmeyi başardı. Ebu'l-Kalicar Bağ­dad'ı ele geçirince bu kez Selçukoğlu Tuğrul Bey, kardeşi İbrahim Yenal'ı El-Cebel bölgesi üzerine şevketti. İbrahim de buraya girdi. Sonra EbuT-Kalicar Tuğrul Bey'le de barış yaparak (bu barışın bir nişanesi olmak üzere) Tuğrul Bey Ebu'l-Kalicar'm kızıyla, Ebu'l-Kalicar'ın oğlu Mansur da Tuğrul Bey'in kardeşi Davud'un kızıyla evlendiler.

Ebu'l-Kalicar hicri 440 yılında ölünce yerine oğlu Ebunasr Hüsrev Feyruz geçerek El-Melik'ur-Rahim unvanını aldı. Şu varki Buveyhoğullarının yönetiminin son dönemlerinde Halife'yle Bu-veyhoğulları arasındaki ilişkiler iyi değildi.

Ebu'l-Kalicar'm döneminden beri Buveyhoğulları Mısır Hü­kümdarları olan Ubeydilere hep yanaşmaya çalışıyorlardı. Bu, as­lında ve her şeyden önce onların ortak tarafları olan aynı düşünce ve inancı paylaşmaktan dolayıydı. Nitekim, Buveyhoğulları Ubey-diler'e karşı duydukları bu sempatiyi Abbasi Halifeleri üzerindeki baskıları konusunda bir vesile ya da silah olarak kullanıyorlardı. Bu sırada EbuT-Kalicar İsmaililer'e ait kitapları okuyor ve Ubey-diler'in Fars'taki propagandacısı Hibetullah Eş-Şirazi'nin dersle­rini takip ediyordu. Nüfuz bölgeleri içerisinde bu şahsın faaliyet göstermesine Buveyhiler göz yumuyor, hatta onu destekliyorlardı. Sonra onu Irak'a da davet ettiler. Nitekim Hibetullah Eş-Şirazi bu­rada büyük ölçüde faaliyetlerini icra etti. Hatta bu faaliyetlerinde öyle ileri gitti ki Şiraz'da Ubeydiler adına hutbe bile okudu.

Bir ara Abbasi Halifesi El-Kaim'u Biemrilîah Ebu'l-Kalicar'a Hibetullah Eş-Şirazi'yi derhal teslim etmesini emrederek aynı za­manda Bağdad yönetimini Selçuklulara teslim edeceğine dair onu tehdit bile etti. Ne varki Ebu'l-Kalicar her şeye rağmen bu konuya bir son vermedi.

Bu sırada Ahvaz ve Fars'ı yönetmek konusunda El-Melikurrahitn ile kardeşlerinin arası açılmıştı. Bu da Selçuklular karşısında yekvücut duracaklarına onların zayıf düşmesine yol açtı. Zira par­çalanmış bulunuyorlardı. Buysa hasımlarının onların elinde bulu­nan mülk ve araziler üzerine hücum etmelerine neden oldu.

Tuğrul Bey 447 tarihinde Bağdad üzerine yürüyünce El-Meli-kurrahim de bu yöne doğru sefere çıktı. Bu sırada Vasıt kentindey-di. El-Besasiri de ondan ayrılarak Rahba'ya gitti. El-Melikurrahim Bağdad'a ulaşınca, Halife, El-Besasiri'nin dönekliğini ona anlattı. Keza emirlerine bağlı olmasını nasihatlerini dinlemesini emrede­rek, Tuğrul Bey'e de tâbi olmayı kabul etmesini kendisinden iste­di. Nihayet bu suretle Buveyhîler'in nüfuzu sona erdi ve saltanat­ları zeval buldu.[2]

 

Selçuklular

 

Buveyhilerin gittikçe zayıfladıkları sırada Selçuklular da gittik­çe güçleniyorlardı. Bu sırada Muhammed Tuğrul Bey Nisabor'a hakim oldu. kardeşi Cafer Davud Bey'i de Horasan üzerine şevket­ti. Cafer Horasan'a girdi. Tuğrul Bey ise Cürcan ve Taberistan'a intikal ederek buraları da topraklarına ekledi. Sonra İsfahan'a yö­nelerek burayı bir yıl müddetle kuşattıktan sonra 442 yılında şeh­re girdi ve burada bulunan bir Bizans prensini esir aldı. Bunun üzerine Konstantiniye İmparatoru, prensin serbest bırakılması konusunda Tuğrul Bey'Ie yazılı temas kurdu. Tuğrul Bey ise bunu, Konstantiniye'de bir cami inşa edilmesi şartına bağladı. Nitekim bu şart yerine getirildi. Sonra Tuğrul Bey Rey Kenti'nden ayrılarak İsfahan'a geçti ve burayı kendisi için merkez haline getirdi.

Tuğrul Bey, sonra Bizans topraklarına da akınlar düzenleyerek bol miktarda ganimet ele geçirdi. Musul'da ve Enbar Kenti'nde hicri 446 yılında adına hutbe bile okundu. Bilahare ertesi yıl Bağ­dad'a girerek Buveyhoğulları'nm buradaki nüfuzuna son verdi. Ardından Halife'yle Selçuklulular arasındaki ilişkiler güçlendi. Ni­tekim Abbasi Halifesi El-Kâim'u Biemrillah hicri 448 yılında Tuğ­rul Bey'in kardeşi Davud'un kızı Hatice'yle evlendi. Ancak bir sü­re sonra Tuğrul Bey, anne bir, kardeşi İbrahim Yenal ile bozuşun­ca Bağdad'ı terketmek zorunda kaldı. O'nun Bağdad'dan çıkma­sıyla bu kez El-Besasiri hicri 450 tarihinde şehre girdi. Ancak Tuğrul Bey kardeşini ortadan kaldırmayı başardıktan sonra hicri 451 de yeniden Bağdad'a döndü ve El-Besasiri'yi öldürdü. Ondan sonra ortalık onun otoritesi sayesinde istikrar buldu. Aynı zaman­da hicri 455 yılında da Halife'nin kızıyla evlendi. Fakat erkek çocu­ğu olmadı. Bu bakımdan Tuğrul Bey'in veziri Amîdülmülk Mansur Bin Muhammed Ebu Mansur El-Kandari'nin yardımıyla, yeğeni Süleyman O'nun yerine geçti. Ne varki Süleyman'ın kardeşi Al­parslan'la amcası Kutulmuş onu devirerek üstünlük kazandılar ve iktidarı Alparslan ele geçirdi. Amidülmülk El-Kandari ise hicri 457 yılında öldürüldü.

Hicri 462 senesinde ise Bizans İmparatoru Armanos, başların­da patriklerin de bulunduğu sayılamayacak kadar kalabalık bir or­duyla İslam topraklan üzerine yürüdü. Bu büyük kuvvetlerin ba­şında gelmiş olmakla O, aslında İslamı ve müslümanları tamamen ortadan kaldırmaya azmetmişti. Bu niyetinde ve hayalinde o ka­dar ileri gitmişti ki Irak topraklarını patrikleri arasında taksim bile etmişti. Hicri 463 yılında Alparslan, sadece 20 bin savaşçının ba­şında O'nunla karşı karşıya geldi. Taraflar arasında bir savaş cere­yan etti ve askerlerinin azlığına rağmen, zaferi Alparslan elde ede­rek bizzat Rum Kralı Armanos'u da esir aldı. Bu savaş Malazgirt Meydan Muharebesi olarak tarihe geçti. Alparslan daha sonra Ar­manos'u af ederek onu salıverdi. Ancak Armanos ülkesine dönün­ce Bizanslılar'in onun yerine bir başkasını tahta geçirmiş oldukla­rını gördü. Alparslan 's a hicri 465 yılında Öldürüldü. Yerine de oğlu Melikşah geçti.[3]

 

Gazneliler

 

Gazne Hükümdarı Sultan Mes'ud Hindistan üzerine^yürüye­ n güneyindeki dağlık bölgede bulunan Serestı Kalesi

istemiş, ancak buna imkan bulamamıştıbaş kaldıran buradaki valisine karşt üstünlük e de ederekonu.kaç

mak zorunda bıraktı. Bir yıl sonra Hindistan a önceden du^dıği akınlarını yeniden başlattı. Oğlu Mecdud'u ise Pencne sorumlu olarak tayin etti. Bu bölgelerde güvenli sonra 2'nci defa Horasan'a dönerek hicri 431 yılında O rini buradan kovdu ve güçlenmiş bulunan Selçuklulara karşı savaş vererek onlara üstün geldi. Ne varki daha sonra Selçuklular ona karşı üstün geldiler ve 429 tarihinde de Horasan'ın büyük bir kıs­mına hakim oldular.

Sultan Mes'ud'sa bu sırada Hindistan seferiyle meşguldü. Bu seferden dönüşünde Selçukluların üzerine yürüdü ve hicri 430 yı­lında Tuğrul Bey'e karşı üstünlük elde ederek onu Horasan'dan kovdu. Ne varki Mesud hicri 431 yılında tekrar yenildi. Hatta nere­deyse esir bile düşecekti. Mes'ud kuzey batı cephesinden Güney­doğuya askerini nakletmekle ordusunu yordu. Askerleri ondan bıktılar ve maiyetinde bulunan bir grup onu devirerek öldürdüler, yerine de kardeşi Muhammed'i geçirdiler. Muhammed'inse daha önceleri gözlerine mil çekilmişti. Muhammed Gazne'ye dönerek öldürülen biraderi Mes'ud'un oğlu Mevdud'a bir mesaj göndere­rek kendisine babasından dolayı baş sağlığı diledi ve bu suikastîe hiç bir alakası olmadığına dair açıklamada bulundu. Fakat Mev-dud Horasan'dan ayrılmış, Gazne üzerine yürümeye başlamıştı. Amcası Muhammed'e karşı savaştı ve onu yendi. Peşinden Gaz-ne'ye girerek amcası Mesud'un ölümünden dolayı öfkeli bulunan Abdurrahim hariç, amcasını ve bütün çocuklarını öldürdü. Aynı zamanda suikastîe ilişkisi bulunanların hepsini ortadan kaldırdı ve hicri 432 yılında iktidarı ele geçirdi.

Biraderi Mevdud'un Pencap Valisi olan Mecdud bu sıra, kar­deşine baş kaldırarak Gazne'ye doğru yola çıkmıştı. Fakat şehre ulaşmadan yolda öldü. Mevdud'sa kendisine karşı ortak bir birlik oluşturan Hind Krallarını yendi ve Gazneliler'e Hindistan üzerin­deki eski heybetlerini kazandırdı. Aynı zamanda Selçuklular'a kar­şı savaşmaya kararlıydı. Ancak hicri 441 yılında öldü. Yerine ise oğ­lu İkinci Mesud geçti. Fakat amcası Birinci Mesud'un oğlu Ebu'l-Hüseyin Ali onunla iktidar kavgasına tutuştu ve başa geçmesin­den 5 gün sonra da idareyi elinden aldı. Ancak çok geçmeden Gaz-neli Mahmud'un oğlu Abdurreşid'de bu sefer kendisi için siyasi propagandalara girişti ve Gazne üzerine yürüdü. Bunu haber alan Birinci Mesud'un oğlu Ebu'l-Hüseyin Ali şehirden kaçtı.

441 yılında Abdurreşid şehre girdi ve ortalık istikrara kavuştu. Abdurreşid Selçukluları Horasan'dan kovmak istiyordu. Fakat bu görevi üstlenmiş bulunan komutanı, Gazne'ye dönerek Abdurreşid'i devirdi ve onu 444 yılında öldürdü. Ancak devletin diğer ileri gelenleri bu hadiseye karşı tepki gösterdiler ve bu komutanı yaka­layıp öldürdüler. Yerine ise aralarından biri olan ve Selçuklularla mücadeleye çalışan Ferruh Zad'ı seçtiler. Fakat o da 451 de öldü. Yerine ise 491 yılma kadar iş başında kalan Mesud'un oğlu İbra­him'i seçtiler. İbrahim Hindistan'da birçok kaleler fethetti ve Sel­çuklularla barış yaptı.[4]

 

Ubeydiler

 

Ubedi Halifesi Ebu'l-Hasan Ali Ez-Zahir, hicri 428 yılında ölünce yerine El-Mustansır unvanını alan oğlu Ebu'1-Emim Mu­hammed geçti. Henüz yaşça küçüktü ve sekizim bile geçmiş değil­di. Siyasi nüfuzu, Şam'ı, Hicaz'ı ve Kuzey Afrika sınırlarını aştı. An­cak onun Kuzey Afrika Valisi El-Muiz Bin Badis adına hutbe okun­masını artık kesmiş ve hicri 435 yılında Abbasi Halifeleri adına hutbe okutmaya başlamıştı. Buna içerlenen El-Mustansır Said Bölgesi'ne kadar göçüp gelen Beni Hilal, (Hilaloğullan) Kabilesini O'na karşı kışkırtmaya çalıştı. Bu kabile batıya doğru sür'atle iler­liyordu. Bir zaman sonra El-Muiz Bin Badis'in idare ettiği toprak­lara ulaştı ve oralarda karışıklık çıkarmaya çalıştı. Aynı zamanda Bin Badis'in ordusunu yenerek hicri 443 yılında Kayravan Kentine girerek burayı yıktı. El-Muiz'zin elinde ise El-Mehdiyye kenti ve havalisinden başka bir yer kalmadı. Fakat çok geçmeden kısa bir süre sonra El-Muiz yeniden güçlendi.

441 yılında ise El-Mustansır, Halep ve Suriye'nin diğer kentle­rini (buranın Emiri olan Semmal Bin Salih Bin Mirdas'ı kovduktan sonra) zaptetmeyi başardı.

İşte bu hadiseden sonra Ubeydi Devleti de yavaş yavaş içe çe­kilip küçülmeye başladı. Çünkü hicri 448 yılında Murabıtlar Dev­leti ortaya çıkmış ve yavaş yavaş genişlemeye başlamıştı. Sonra 462 yılında Ubeydiler'in Hicaz'daki nüfuzu da sona erdi. Bu sefer de buralarda minberler üzerinden Abbasilere dua okunmaya baş­landı. Aynı zamanda 463 yılında Ubeydiler'in Halep'teki izleri si­lindi. El-Mustansır döneminde Ubeydiler'le Bizanslılar arasında­ki ilişkiler iyi gidiyordu. Taraflar arasında, imparator Dördüncü Mikaıl zamanında bir barış antlaşması yapılmıştı.

Keza Mısır'a bir ara, gıda yardımında bulunacağını taahhüt eden dokuzuncu Konstantin'le de ayrıca bir muahede yapılmıştı. Fakat bu Konstantin öldü ve yerine imparatoriçe Teodora geçince, yapılmış bulunan bu antlaşmayı ancak bazı şartlarla kabul edebi­leceğini bildirdi ki bu şartların en önemlisi, kendisine karşı her­hangi bir hareket cereyan ettiğinde Ubeydiler'in ona yardım et­mek üzere taahhütte bulunmaları isteğiydi. Ancak Ubeydi Halife­si El-Mustansır bu şartı kabul etmedi. Ne var ki bu da taraflar ara­sında Ubeydiler'in karada zafer kazanmalarıyla sonuçlanan bir savaş cereyan etti. Ubeydiler deniz savaşmdaysa kaybettiler. Bu da El-Mustansır'ı hicri 447 yılında Bizanslılarla mütareke yapmaya zorladı.[5]

 

Endülüs Emevîleri

 

Endülüs'te müslümanlar parçalanmıştı. Bu dönemde her şeh­rin ayrı bir hükümdarı vardı. Bu sülalelerin en önemlileri ise:

*  Beni Hamud (Hammudoğulları)ndan sonra Kordova'daki Beni Cahvar (Cahvaroğulları},

* İşbiliye'deki Beni Abbad (Abbad oğulları,)

* Batlayus'taki Beni'l-Aftas (Aftasoğulları)

* Saragosse'daki Beni Hud (Hudoğulları),

* Valensiya'daki Beni Ebi Amir (Ebu Amiroğullan) ve

* Danya'daki Mücahi El-Amiri idi.[6]

 

Yemen

 

Bu sırada Tuhama'da Beni Necah (Necahoğulları) Devleti var-di. Bu devletin kurucusu Emir Necah hicri 452 yılında Öldü ve ye­rine El-Ahval lakabıyla tanınan oğlu Said Bin Necah geçti. Said hicri 481 yılma kadar iktidarda kaldı.

Mekke'ye giderken Ali Bin Muhammed Es-Sulayhi'nin üzeri­ne bir baskın düzenleyerek onu öldürdü.

Sulayhılere gelince, onların İsmaililik ideolojisi hicri 439 yı­lında başlamıştı. Önce bunlardan Ali Bin Muhammed Es-Sulayhi Haraz taraflarında Mesar Dağında baş kaldırıp direnişe geçtikten sonra bu ideolojiyi ortaya attı.

Esasen bu şahıs, Ali Bin El-Eadl ile Bin Havşab arasında ihtilaf baş gösterdikten sonra bir kenara çekilmişti. Çünkü bunlardan bi­ri, bölgeyi hükmü altına almış ve açıkça küfrünü ortaya koymuştu. Ta ki hicri 303'te kendisine ölünceye kadar. Bin Havşab ise Ye-men'in batı kesimlerinde yalnızlığa çekilmişti. Oğlu Cafer de onunla beraberdi.

Sonra Bin Ebu'1-Fadl ölünce Süleyman Bin Abdullah Ez-Zeva-hi, öğrencisi olan Ali Es-Sulayhi'ye, onun halefi olması tavsiyesin-de bulundu. Es-Sulayhi önce dindarlık tasladı. Yemenlileri birleş­tirmeye çalıştı. Haraz Bölgesini çevreleyen kabileler onun sözünü tuttular. Bu sayede de onlardan bir kuvvet oluşturarak bölgedeki birçok lidere karşı üstünlük kazandı ve San'a'yı zapt ederek Yafiro-ğulları Sülalesini buradan çıkardı. Aynı zamanda Emir Necah'a da zehir içirdikten sonra Zübeyd'i işgal etti ve Aden'e kadar ulaştı. Bu suretle Yemen'in her tarafı onun idaresine boyun eğdi. Ancak da­ha sonra dün onu destekleyenler ona karşı 448 yılında baş kaldır­dılar ki bunlar da Hemedan reisleriydi.

Sulayhi bu kez de Ubeydi Lideri El-Mustansır lehinde propa­ganda yapmaya başladı. Buna karşılık o da Es-Sulayhi'ye Mek­ke'nin idaresini verdi.

Hicri 458 yılında ise Es-Sulayhi hac mevsiminde bulunmak üzere sefere çıktı. Ondan sonra da El-Mustansır'ı ziyaret edecekti. Fakat Said Bin Necah onu, güzergahı üzerinde bulunan Tuha­ma'da basarak öldürdü. Sonra yerine oğlu El-Mükerrem geçti.

El-Mükerrem, Necahoğulları'yla savaşıp onlara üstün gelme­yi ve Sulayhilerden, onların elinde esir bulunanları hicri 460 yılın­da kurtarmayı başardı. Bu esirlerden biri de onun bizzat annesi olan Şahap kızı Esma idi. Ancak bu sırada Said El-Ahval, savaşta sağ kurtularak Dehlek Adasına kaçtı. El-Mükerrem ise hicri 482 yılına kadar iş başında kaldı.

Bu sıralarda Beni Res (Resoğuiları) zayıflamış bulunuyorlardı.İdeolog Yusuf'un hicri 403 yılında EI-Mehdi El-Hüsey Bin El-Ka-sim'in da aynı yıl içerisinde ölümünden sonra ki bunlar aynı za­manda yaşamış aynı ideolojinin imamlarıydı. Bunların Devletleri hicri 426 yılma kadar 23 yıl kadar bir fetret devri yaşadı.

Sonra Ebu Haşini Hasan Bin Abdurrahman hükümdar oldu. Onun da iktidarı hicri 431 yılma kadar sürdü. Sonra Devlet ikinci kez altı yıllık bir fetret devri daha yaşadı. Ondan sonra devletin ba­şına 437 yılında Ebu'1-Feth Ed-Deylemi geçti. Ancak o da Fid Har-bi'nde 444 yılında Ali Bin Muhammed Es-Sulayhiye karşı verdiği mücadele esnasında öldürüldü. Sonra imamların iktidarı yaklaşık yüz yıl kadar kesintiye uğradı.[7]



[1] ) İbn-i Kesir, EI-Bidaye tere, c. 12, s. 1] 1-113, 164-171, 174-175, 182-185, 188-192, 198-204, 226-228, 232-Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/213-216.

[2] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/216-218.

[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/218-219.

[4] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/219-221.

[5] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/221-222.

[6] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/222.

[7] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/222-224.