Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

86- EL-MÜSTENCİD'U BİLLAH YUSUF BİN MUHAMMED EL-MUKTEFİ (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 555- 566) - Index Web - 0087 0

86- EL-MÜSTENCİD'U BİLLAH YUSUF BİN MUHAMMED EL-MUKTEFİ (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 555- 566)2

Bu Döneminde Prenslikler2

Selçuklular2

Harzemler2

Gurlular2

Zengiogulları3

Ubeydîler3

Muvahhidler5

Yemen. 6

Bu Dönemde Haçlılar6


86- EL-MÜSTENCİD'U BİLLAHYUSUF BİN MUHAMMEDEL-MUKTEFİ(HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 555- 566)

 

Adı Yusuf Ebul Muzaffer, unvanı El-Müstencid'ü Billah'tır. Muhammed El-Muktefî LiemriHah'ın oğludur. Hicri 518 yılında dünyaya geldi. Annesi Tâus adında Gürcü asıllı bir cariye idi.

El-Müstencid esmer, uzunca sakallı idi. Halifelerin en hayırlı­larından, en âdillerinden ve vatandaşlara karşı en merhametlile-rindendi. Vatandaşlardan ağır vergileri ve gümrüğü kaldırdı. Irak'ta gümrük vergisi namına hiçbir şey bırakmadı. Söz dolaştı­ran ve ara bozanlara karşı çok müsamahasızdı.

Bir seferinde söz dolaştırarak dedikodu yapan bir adamı zin­dana attırdı. Halifeye yakın, ileri gelen arkadaşlarından biri bu adamı affetmesi ricasında bulunarak suçuna karşılık hazineye on bin dinar para ödeyeceğini ifade edince halife ona "Eğer bu ada­mın böyle dedikodu yapan bir eşi daha varsa bana getir. Onu da hapsedeyim de halkı şerrinden kurtarayım ve karşılığında ben sana on bin dinar bağışlayayım" diye cevap verdi. Halife El-Müs-tencidü Billah ısrarla iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir şahsiyetti.

İbnü'l-Cevzi onun hakkında şunları anlatıyor. Halife El-Müs­tencid keskin bir kavrama gücüne, isabetli bir görüşe, üstün bîr zekaya ve parlak bir fazilete sahipti. Güzel şiirleri ve anlamlı düz yazıları da vardır. Halife El-Müstencid astronomi ile ilgili aletleri, usturlabı ve daha başka şeyleri de kullanmasını bilirdi. Şu mısra­lar da ona aittir:

Yâr beni ayıpladı, saçım ağardı diye» Keşke bir suçla beni ayıplasaydı bari; Saçıma ak düşmüşse, ayıplanmam da neye? Dolunaylar da aktır, süsler karanlıkları...

El-Müstencid'ü Billah Yirmi dokuz yaşındayken yani hicri 547 yılında veliaht seçildi. Babasının öldüğü hicri 555 yılı, rabiülevvel ayının ikinci pazar günü de kendisine bey'at edilerek hilafet ma­kamına getirildi.

El-Müstencid'in döneminde müslümanlarla Haçlılar arasın­daki savaşlar kızıştı. Bu savaşlar Suriye ile Mısır topraklan üzerin­de cereyan ediyordu. İslam ordularını ise bu iki sahada Mahmud Nureddin sevk ve komuta ediyordu. Çünkü Ubeydi Devleti son derece zayıflamıştı. Dolayısıyla Mısır'ın savunmasını da yine Nu­reddin Mahmud yapıyordu.

Yine El-Müstencid'in dönemindedir ki hicri 557'de Kerecliler İslam topraklarına saldırdılar. Her taran yağmaladılar. Kan akıttı­lar. Bunun üzerine azerbaycan Marağa ve Ahlat hükümdarları on­lara karşı bir birlik oluşturarak üzerlerine saldırdılar.

Halife El-Müstencid 566 yılı rabiüssani ayının sekizinci günü vefat etti. Bu suretle onun hilafet müddeti on bir yıldan fazla sür­dü. [1]

 

Bu Döneminde Prenslikler

 

Selçuklular

 

Bu dönemde Selçuklular büyük ölçüde çökmüş, zayıf düşmüş, buna karşılık, her ne kadar gerçek otorite vilayetlerin başındaki emirler de, ya da Atabek adıyla bilinen eyalet valilerinin elinde bulunuyor idiyse de halifeler de biraz güçlenmiş sayılırlardı. Bilindi­ği üzere "Atabek" baba lider demektir. Mahmudoğlu Sultan Melik-şah hicri 555'de ölünce amcası Melikşah oğlu Muhammed oğlu Süleyman, bu kez saltanat tahtını ele geçirmek istedi. Ancak 556'da öldürüldü. Yerine ise kardeşi Ertuğrul'un oğlu Arslan Şah'a bey'at edildi. [2]

 

Harzemler

 

Bu dönemde Harzemlerin başında Şah olarak Adsızoğlu İl Arslan bulunuyordu. Ortalık sakin ve disiplinliydi. îl Aslan'ın ha­kim bulunduğu topraklan ise bir hayli genişti. İl Arslan hicri 568 yılında ölünceye kadar da başta kaldı.[3]

 

Gurlular

 

Hicri 556'da Alaaddin Hüseyin ölünce yerine memleketinde İsmaili olarak tanınan kim varsa bunları Kovan oğlu Seyfeddin Muhammed geçti. Sonra Seyfeddin, Oğuz Türklerine karşı savaş­mak üzere Belh kenti üzerine yürüdü. Ancak burada yenilerek öl­dürüldü. Bu sırada henüz yirmi yaşım bile doldurmamıştı. Onun yerine kardeşi Şahabeddin komutasında büyük bir ordu göndere­rek Gazne'yi Oğuz Türklerinden kurtaran amcazadesi Gıyaseddin Muhammed Bin Bahaeddin Sam geçti. Şahabeddin Gazne'yi kur­tardığı sıralarda Oğuzlar on beş yıldan beri buraya hükmediyorlar­dı. Şahabeddin aynı zamanda Sind topraklan üzerine de yürüdü. Fakat bu arada Oğuzlar tekrar Gazne'ye dönüp buraya hükmet­meye başladılar.

 Şahabeddin hicri 559'da da güçlü bir ordu ile beraber La-hor'u bir süre kuşatmaya aldıktan sonra şehre hakim oldu. Ve burada Gazne'li devletine son verdi. Çünkü Hüsrev Şah'ı bu şe­hirde esir alarak kardeşi Giyaseddin'e gönderdi. Gıyaseddin de onu öldürdü.

Bu suretle Giyaseddin'in devlet sınırları çok genişledi. Otorite­si güçlendi. Ve hükümdarlık dönemi uzun sürdü. [4]

 

Zengiogulları

 

Nureddin Mahmud Haçlılara karşı mücadelede, üstlenmiş ol­duğu görevi yerine getirmeye devam ediyordu. Haçlılarla Nured­din Mahmud Zengi komutasındaki kuvvetler arasında ilk aşama­da savaşlar sürüp gitmişti. Nureddin Mahmud daha sonra, Ubey-diler zayıf düşünce Haçlıları iki cephe arasında toplamak istiyor­du. Nitekim onları epeyce de hırpaladı.

Nureddin Mahmud Haçlıların karşısında hicri 558'de Hosnul Ekrad {Kürtler Kalesi) civarında bozguna uğramıştı. Burada ani­den büyük Haçlı kuvvetleriyle karşılaşmış. Müslümanlar kaçmak zorunda kalmışlardı.

Haçlılar ertesi yıl hicri 559'da Şavur'a destek ve imdat olmak üzere kalabalık sayılarla Mısır'a saldırdılar. Mısır'a hakim olmak istiyorlardı. Ancak Nureddin Mahmud kuzey kesimlerinde onlara hücum ederek emrindeki komutan Esedüddin Şirguh Bin Sadi'yi de Mısır'a şevketti. Nureddin Mahmud, Harim Kalesi üzerine yü­rüyerek Antakya Prensi Baymond ile Trablus prensi ve aynı za­manda Konstantiniye ordularının komutanı Komus'u esir aldı. Bu kuvvetlerin hepsi ona karşı bir araya gelmiş bulunuyorlardı. Ancak Allah onu düşmanlarına üstün kıldı. Nureddin Mahmud daha sonra Banyas tarafına yönelerek gidip şehri fethetti. Bu sırada Mî-ri Miran (komutanlar komutanı) unvanını taşıyan kardeşi Nas-ruddin de onunla beraberdi. Bu savaşta gözlerinden birini de kay­betti.

Ubeydi Devleti'nin zayıflaması üzerine Nureddin Mahmud Haçlılara karşı Mısır'ı savunmak üzere kuvvetlerini güneye kaydır­dı. Haçlılar da bu yönlerde yığmak yapmışlardı. Mısır'da kavgalı bulunan taraflar arasındaki uçurumları daha da derinleştirmek için Haçlılar bu bölgede nüfuzlarını yaymaya çalışıyorlardı. Nu­reddin Mahmud kuzeyde bulunan Haçlı prensliklerinden de kurtulmak için güçlerini kuzeye doğru kaydırmayı da unutmadı. Bu suretle Haçlıları Beytül Makdis'de iki cephe arasında sıkıştırdı. Bu şekilde ancak çökertilebilir ve ortadan kaldırılabilirlerdi. Nitekim Mısır ve Suriye topraklarının büyük bir kısmı Nureddin Mah-mud'un idaresi akma girince bu sonuç da gerçekleşmiş oldu [5]

 

Ubeydîler

 

Hicri 555 yılında Ubeydi halifesi El-Faizu Binasrillah öldü. Henüz onbir yaşındaydı. Devletinin işlerini ise baş vezir El-Meli-ku's-Salih Farisüddin Ebu'l-Gârat Talâyi' Bin Züreyk yürütüyor­du. Halife EI-Faiz'den sonra amcası oğlu El-Adidu Lidinillah Ebu Muhammed Abdullah Bin Yusuf Bin El-Hafız geçti.

Devlet işlerini ise yine eski vezir Talâyi' Bin Züreyk yürütmeye devam etti. Fakat hicri 556'da öldürüldü. Ondan sonra da yerine oğlu Züreyk Ebu Suca' El-Melikul Adil geçti. Baş vezir Züreyk Mı­sır'ın Said bölgesindeki naibi bulunan Şavir'i babasının vasiyeti üzerine hep uyarıyordu. Bunun ilerlemesini sağlayan da oydu. Şa-vir'e gelince o Ebu Suca' Bin Mticiruddin Essadî'dir. Niyahet Şavir başvezir Züreyk Bin Talâyi'yi başvezirlikten devirip hicri 558 yılın­da yerine geçmeyi başardı. Züreyk Bin Talâyii'de Şavir'in oğlu Tay öldürdü. Tabii bu öldürme hadisesini, her iki tarafın yandaşları üzerinde büyük etkisi oldu.

Nitekim El-Melikul Adil'in taraftarları Şavir'e karşı bir devrim yapmak üzere fikir birliği ettiler. Bu arada devlet ileri gelenlerin­den Dırgâm adında biri bu kini istismar ederek Suriye'ye kaçan Şavir'e karşı bir hareket planladı. Nitekim Dırğâm bu plânında başarı da elde ederek Şavir'in iki çocuğunu öldürdü. Üçüncüsünü de zindana attı. Ve Şavir'in yerine vezaret makamını ele geçirdi.

Bu olaylar üzerine Şavir Bin Müciruddin, Nureddin Mah-mud'dan yardım istedi. Ve düzenleyeceği hamlenin masraflarını ayrıca Mısır haracının üçte birini Haçlılara karşı sarfetmek üzere Nureddin Zengi'ye ödemeyi taahhüt etti. Nureddin Mahmud da Şavir'in bu teklifini kabul etti. Esasen Nureddin'in niyeti, Haçlılan abluka altına alabilmek ve üstlendiği bu görevi yerine getirebil­mek için Mısır'ın idaresini eline geçirmekti. Özellikle Ubeydilerin bir çöküntü içinde bulunduklarını ve Haçlıların saldırıları karşı­sında dayanamayacaklarını da biliyordu. Bunun üzerine Nured-din Şavir'in isteğini yerine getirmek üzere Eseduddin Şirguh Bin Sadi komutasında bir kuvvet şevketti.

Mısırlılar o zamana kadar Haçlılara bir vergi ödüyorlardı. Bir ara Ubeydiler'in {devrimci baş veziri) Dırgâm ile Beytül Makdis'in Haçlı prensi Amouri'nin arası açıldı. Amouri bunun üzerine Mı­sır'ı daha büyük bir senelik vergiye bağlamak ve görüşlerini zorla kabul ettirmek için hicri 559 yılında Mısır üzerine yürüdü. Ve Dır-gam'a karşı Belbis'te üstünlük elde etti.

Dırgâm daha büyük bir yenilgiden kurtulmak için bir savaş taktiği olarak Nil üzerindeki barajları tamamen açtı. Bu sıralar Nil'in taşma mevsimi idi. Hatta bu taşma en geniş şeklini almıştı. Bu suretle Delta tamamen sular altında kaldı. Ve Amouri de tekrar Gersinger'e dönmek zorunda bulundu. Ve nihayet sonuç Dır-gâm'ın lehinde gerçekleşti.

Amouri geri döndükten sonra Dırgâm Şavir'le Nureddin'in anlaştıklarını haber aldı. Buna mukabil o da derhal acele ederek Amouri ile bir antlaşma yaptı. Ve bu antlaşmayla Haçlılara öde­mekte olduğu verginin miktarını arttırdı. Ne varki Şavir Esedüd-din Şirguh ve Necmeddin Eyyub'un oğlu Selahaddin daha atak davranarak Amouri'den önce Mısır'a vardılar.

İki ordu Belbis'te karşılaştılar. Eseduddin Şirguh üstünlük el­de ederken Şavir de Fustat'ı ele geçirdi. Halbuki Dırgâm henüz Kahire sarayında bulunuyordu. Taraftarları kaçarak onu yalnız bı­rakmışlardı. Dırgâm bu sebeple halkı düşmanlarına karşı çarpış­maya teşvik ettiği sırada öldürüldü. Bunun üzerine vezaret maka­mım yine Şavir elde ederek Ubeydi halifesi El-Adid'la barıştı.

Ancak Şavir bu sırada sahip olduğu gücü farkederek Esedud­din Şirgûh'a savaş masraflarını ödemeyi red ederek onunla yap­mış bulunduğu antlaşmayı bozdu. Aynı zamada onun Suriye'ye dönmesini de istedi. Ancak Şirguh onun bu isteğine boyun eğme­di. Bunun üzerine Şavir Haçlılarla anlaştı. Ve Esedüddin'i Belbis'te kuşatma içine aldılar. Şirguh ise sekiz aylık bir kuşatmadan sonra Suriye'ye dönmek zorunda kaldı. Nureddin Mahmud bu sırada Haçlıların elinde bulunan kuzey kesimleri üzerine bir hücum dü­zenledikten sona ancak Şirguh etrafındaki çemberi kırabildi. Ve onların yığmaklarına karşı üstünlük elde ederek (daha önce de kaydettiğimiz gibi) komutanlarını esir aldı.

Nureddin Mahmud aynı zamanda Hârim ve Banyas'ı da fet­hetti. Bu suretle Haçlılar Belbis'te kuşatmayı kaldırmaya ve Nu­reddin Mahmud'un karşısındaki cephede durmak üzere kuzeye doğru yönelmeye mecbur edildiler.

Düzenlenen bu sefer sayesinde Eseduddin Şirguh Mısır'daki durum ve şartları, halkının huy ve tabiatlarım, buradaki insanların birbirleriyle olan kavga ve ihtilaflarını öğrenmiş oldu. Dolayısıyla Haçlıların kökünü kazıyabilmek için burayı mutlak surette ele geçrme zaruretine inandı. Bunun üzerine de akınlarını peşpeşe sürdürdü. Aynı zamanda iki yıl boyunca çok büyük bir hamlenin hazırlığını sürekli olarak yaptı.

Sonra Eseduddin Şirguh Bin Sadi büyük bir orduyla Mısır üzerine yürüdü. Nihayet Belbis mevkiine ulaşarak Mısırlı'ları bu­rada bozguna uğrattı. Ancak bu sırada Şavir, Haçlılardan imdat is­temişti. Bunun üzerine Haçlılar da büyük bir kuvvetle Mısır'a gel­diler. Şirguh'u Belbis'te çembere alarak onu tekrar Suriye'ye dön­mek mecburiyetinde bıraktılar. Bir müddet sonra Haçlılar Filis­tin'deki mıntıkalarına yeniden döndüler.

Sonra Ubeydi Devleti'nin başvezirlik makamına göz dikmiş bulunan Yahya Bin El-Hayyat'm düzenlediği bir devrim Mısır'da cereyan etti. Yahya, Talâyi' Bin Züerek'in destekçilerinden idi. Va­kıa Şavir bu devrimi bastırdı. Nitekim bundan önce de Mısır'da bir çok devrim hareketleri cereyan etmiş bulunuyordu. Ancak bunların hepsi de Yahya Bin El-Hayyat'ın giriştiği devrimden da­ha Önemsiz idiler.

Bir ara Şavir, Nureddin Mahmud'un Mısır'a yeniden saldır­mak üzere bir hazırlık içinde olduğuna dair haber aldı.

Şavir, bunun üzerine Haçlılardan ikinci kez yardım istemeyi düşünerek aynı zamanda onlara ülkesinde devamlı kalabilecekle­rini de vadetti.

Hicri 562'de Şirguh Suriye'den Mısır'a hareket etti. Aynı za­manda Haçlılar da bu sırada Mısır'a doğru yöneldiler. Her iki ordu da Nil kıyılarını takip ediyordu. Nihayet iki ordu Menya Kentinin güneyinde karşılaştılar. Cereyan eden savaşta ise Şirguh galip çık­tı. Haçlılar ise komutanlarına ait karargâhın bulunduğu Kahire'ye doğru çekildiler. Esedüddin Şirguh Kahire üzerine yürüme gücü­nü bu sırada kendinde hissedemiyordu. Onun için Said bölgesin­de kalıcı olmaya gayret etti. Ve bu bölgenin haracını topladı. Son­ra sahra yoluyla İskenderiye'ye hareket ederek hiçbir direnişle kar­şılaşmadan şehre girdi. Ve kardeşi Selahaddin'i sorumlu olarak buraya bıraktı. Aynı zamanda ordusunun yarısını da onun emrine verdi. Kendisi ise tekrar Said'e döndü.

Bu kez Mısır kuvvetleriyle Haçlılar İskenderiye üzerine yürü­yerek şehri hem karadan hem de denizden kuşattılar. Nitekim bu sırada bir Haçlı donanması da İskenderiye açıklarına gelmiş bulu­nuyordu. Kuşatma dört ay kadar sürdü. Bu sırada Selahaddin am­cası Şirguh'tan yardım istedi. O da süratle yardımına geldi. Ancak Esedüddin Şirguh alacağı elli bin dinar karşılığında Mısır'dan çe­kilmek üzere yapılan barış teklifini Haçlılar kabul etmediler. Bu­nunla beraber kuvvetçe zayıf düşmüş oldukları için Haçlılar kuze­ye doğru çekilmeyi menfaatleri açısından uygun buldular. Bunun üzerine Nureddin Mahmud ve beraberinde bulunan kardeşi Kud-beddin Mevdud'la birlikte Haçlıların kontrolü altında bulunan Trablus'a hareket ettiler. Bu sırada Safita'yı fethederek Arka ve Halbâ üzerine de akınlar düzenlediler.

Sonra Haçlılar Mısır'ı işgal etmeye karar verdiler. Çünkü şart­ların ve zamanın artık müsait olduğuna inanıyorlardı. Nitekim Mı­sır'a saldırdılar. Bu sefer Şavir, yine Nureddin Mahmud'dan yar­dım istedi. Nureddin Mahmud bunun üzerine Esedüddin Şirguh komutasında bir hamle gönderdi. Şirguh'la beraber iki kardeşi ile yeğeni Selahaddin de vardı. Nureddin, Şavir'e vereceği desteğin Haçlılara karşı bir zafere vesile olacağına inanıyordu. Bu zafer el­de edildikten sonra Şavir'Ie uğraşacak ve Mısır'ın idaresini de eli­ne geçirebilecekti. Ve sonuçta îslam cephesi ancak bu şekilde kuv­vetlenebilir ve yekvücud hale gelebilirdi. Keza Haçlıların, kontrol­leri altına almış bulundukları bölgelerden kovulmaları da ancak bu şekilde mümkün olabilirdi.

Hicri 564 yılı Safer ayında Haçlılar Mısır üzerine yürüyerek Belbis'e girdiler. Ve burada halka kötü muamelede bulundular. Ondan sonra da Kahire'ye doğru yöneldiler. Bunun üzerine Haçlı­lar şehre girmesin diye Şavir, Fustat'ı ateşe verdi. Bu yüzden Fus-tat halkı Kahire'ye sığındı. Halk bu sırada Haçlıların gerek Bel-bis'te gerekse uğradıkları yerlerde yaptıkları kötülükleri duymuş ve korkuya kapılmıştı. Bu yüzden Kahire halkı gayrete gelerek el­lerindeki bütün imkanlarla Haçlılara karşı koymaya karar verdiler.

Bu sırada Şavir Haçlı, komutan Amouir ile pazarlıklar yapıyor­du. Şirguh ise, Amovri'nin henüz Kahire surları üzerinde bulun­duğu cemaziyelahir ayında buraya ulaştı. Ve Amouri Şirguh'a kar­şı koyamayacağını anlayınca buradan çekilmeyi ve savaş yapma­dan tekrar Filistin'e dönmeyi tercih etti. Şirguh'a Kahire'ye girdi. Mısırlılar ise adetleri olduğu üzere ülkelerini zaptetmeye gelen her güçlü yabancıyı karşıladıkları gibi Şirguh'u da büyük bir se­vinç ve coşkuyla karşıladılar.

Şirguh ise herşeye rağmen Şavir'den kurtulmadıkça istikrarlı bir ortamı temin etmenin mümkün olamayacağına inanıyordu. Nitekim hicri 564 yılında Selahaddin bu görevi yerine getirerek Şavir'den kurtuldular. Bunun üzerine zamanın (sembolik Ubeydi halifesi) El-Adıd baş vezirlik makamını bu kez de Şirguh'a verdi.

Şirguh 565'te ölünce yerine vezaret makamına yeğeni Nec-meddin Eyyub'un oğlu Selahaddin Yusuf geçti. Ve vezaret sembo­lü olarak El-Meliku'n-Nasr unvanını aldı.

İşte bu sıralarda Nureddin Mahmud da Suriye'de Caber Kale­sini ele geçirerek onu Haçlılardan aldı.

Selahaddin Eyyubi kısa zamanda Mısır halkının güvenini ka­zandı. Fakat Ubeydi Halifesi El-Adid aralarındaki inanç farkların­dan dolayı Selahaddin'd en çekiniyor, korkuyordu. Bu sebeple de onun aleyhinde bir takım komplolar hazırlamakla meşguldü. Bunlardan bir tanesi de Necah vasıtasıyla onu ortadan kaldırma teşebbüsüdür. Nitekim bu yüzdendir ki Selahaddin daha önce davranarak Necah'ı ortadan kaldırdı. Hatta Necah'ın yandaşları bu sebeple ayaklanınca Selahaddin onları da bastırdı. Ancak hare­ketleri yıllarca devam etti.

Haçlılar daha sonra Mısır'a karşı bir hamle düzenlemek üzere Bizanslılarla anlaştılar. Ve bu maksatla hazırladıkları bir deniz kuvveti ile hareket ederek Dimyat yakınlarına kadar geldiler. Bu­nun üzerine Selahaddin süratle hareket ederek Dimyat'a geldi. Ve şehirde savaş vaziyeti aldı.

Aynı zamanda Nureddin Mahmud da diğer yandan Haçlıların kontrolündeki kentler üzerine süratle akın düzenlemeye başladı. Bu cümleden olarak Ker'i kuşattı. Selahaddin'e de bir imdat kuv­vet gönderdi, Kuvvetler bu sırada peşpeşe hareket ediyorlardı. Bu kuvvetlerden birinin başında da bizzat Selahaddin'in babası Yu­suf Necmeddin Eyyub bulunuyordu. Hatta Nureddin Mahmud onu görevlendirdiği bu sırada Mısır'a ulaşınca oğlu Selahaddin'e hutbelerin bundan böyle artık Ubeydi halifesi adına değil de Ab­basi halifesi El-Müstencid'u Billah adına okunmasını emretmesi yolunda talimat verdi.

Haçlıların Dimyat kuşatması elli gün kadar sürdü. Ancak Nu­reddin Mahmud'un buraya göndermekte olduğu imdat kuvvetle­rin peş peşe ulaşmasının ve Selahaddin'in şiddetli direnişi ile Ubeydi halifesi El-Adid'ın verdiği destek keza Nureddin Mah­mud'un Beytül Makdis'teki Haçlı prensliğine ait bazı bölgeleri is­tila etmesinin neticesi olarak Haçlılar nihayet Dimyat üzerindeki kuşatmayı kaldırdılar.

Sonunda Haçlılar Dimyat'ı terkettiler. Selahaddin ise burada kalıcı olmak için artık imkan buldu. Ailesi de Suriye'den buraya geldi. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubi babasını, devlet hazine­sinin başına sorumlu olarak tayin etti. Yargı makamlarını da Ubey-diler yerine müslüman hukukçulara devretti. Bu suretle ve özellik­le Selahaddin Eyyubi'nin, ordu komutanlıklarını kendi adamları­na vererek samimiyetlerinden şüphe ettiği kimseleri bu mevkiler­den uzaklaştırmasından sonra artık Ubeydi halifesi El-Adid'ın et­kinliği iyiyden iyiye zayıfladı.

Daha sonra Selahaddin, Ubeydi halifesi El-Adid'in sarayını adamlarından Bahaeddin Karakuş'un kontrolü altına alarak Ubeydi ailesini de sarayın belli bir kanadı içinde göz altına aldı. Sonra devletin ileri gelenlerinden bir heyet oluşturarak, hutbenin artık Abbasi halifesi El-Müstadî'u Billah adına okunması konu-

sunda bu heyete danıştı. Onlar da muvafakat ettiler. Ve artık Mı­sır'da hutbe Abbasiler adına okunmaya başlanır oldu. Sonra El-Adid, hicri 567 yılının başlarında öldü. Peşinden de ne olup bittiği pek bilinmemektedir. Böylece El-Adıd'ın ölümüyle birlikte Fatimi Devleti de ortadan kalkmış oldu. Mısır'ın idaresini ise tamamen Selahaddin Eyyubi teslim aldı [6]

 

Muvahhidler

 

Abdülmümin Bin Ali, denizi aşıp cihat için Endülüs'e geçme­ye hazırlandığı bir sırada hicri 558 yılında öldü. Yerine ise büyük oğlu Muhammed geçti, Ne varki otoritesi artık sarsılmış, etkisi kaybolmuştu. Bunun üzerine muvahhidler onun iki kardeşi Yusuf ve Ömer'in görüşlerini alarak onu devirip yerine Yusuf Bin Abdül-mümin'i geçirmek üzere aralarında fikir birliğine vardılar. Ne var­ki diğer kardeşleri bu görüşlere katılmadılar. Nitekim Kordova emiri Abdullah ile Bicaye Emiri Muhammed böyle düşünüyorlar­dı. Bu iki kardeş bir yıl kadar bu muhalif görüşleri üzerinde kaldı­lar. Ancak daha sonra bunlar da öbürlerine uydular.

Yusuf Ebu Yakub'a beyat edilerek işbaşına getirilince cihat ko­nusunda o da aynen babasının siyasetini yürüttü. Bu sırada San-haca'lı Marzadağ ona başkaldırdı. Ancak Yusuf hicri 559'da Mar-zadağ'm isyanını bastırdı. Sonra biraderi Ebu Hafs'ı cihat için En­dülüs'e şevketti.

Ebu Hafs hicri 556 yılında yirmi bin kişilik bir kuvvetin başın­da hareket ederek Toledo üzerine yürüdü. Ve zafer kazanarak bü­yük miktarda ganimet ve esir ele geçirdi.

Sonra Muvahhidler'in lideri Yusuf Ebu Yakub ile Endülüs'ün doğu kısmını hükmü altına almış bulunan Muhammed Bin Said Bin Mardaniş arasında hicri 565'te bir savaş cereyan etti. Muham­med Bin Said vaktiyle Abdülmümin'e ve ondan sonra da oğluna karşı direnmiş ve kafa tutmuştu. [7]

 

Yemen

 

Yemen'de ise bu dönemde siyasi tablo hiç değişmedi. Aden'de Zurayoğulları, San'a'da Hatemoğulları, Zubeyd'de Mehdioğulları ve Sağda'da da Resoğulları işbaşında bulunuyorlardı.

Res'oğulları Sağda'yı zaman zaman kontrolleri altına alıyor­lardı. Bu sıralarda Re s oğulların dan El-Mütevekkil Ahmed Bin Sü­leyman ön pâna geçmişti. Arap yarımadasının muhtelif bölgele­rinde de bir takım aileler ortaya çıkmıştı. Bunlardan Hicaz'ı Beni Musa (Musaoğulları) idare ediyorlardı. Bunlar Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan'm soyundan gelmektedirler. Bu aile Karmatiler'in bu böl­gede zeval bulmasından sonra hicri 359 yılında idareyi ele aldı. Ve hicri 353 yılma kadar iş başında kaldı. Bu sülale esasen Ubeydile-rin bu bölgedeki temsilcileri sayılmakta idiler.

Onlardan sonra burası Beni Fuleyte (Fuleyteoğulları) ya da Beni Haşini (Haşimoğulları) sülalesinin idaresi altına girdi. Bunlar da aynı zamanda Hz. Ali'nin soyuna mensupturlar. Bu Haşimiler de hicri 958'e kadar iş başında kaldılar. Bunlar iktidarlarının baş­langıcı sırasında halka karşı çok güzel bir yönetim ve siyaset izle­diler. Vatandaşa karşı çok güzel muamelelerde bulundular. Ancak bu muameleleri daha sonra kötüleşti. Hacı kafileleri soyulmaya başlandı. Özellikle bu sülalenin son emiri olan Muksir zamanında durum çok daha kötüleşti.

Yemame'de ise Karmati'lerin temsilcileri olan Uhaydıriler'in idaresi hicri 467'de sona erdi. Ve bölge birkaç emirlik arasında bö­lüşüldü.

Bahreyn'de de yine Karmati'lerin ortadan kalkmalarından sonra Uyûni'ler başa geçti. Bu sülalenin ilk emiri Abdullah Bin Ali El-Uyûnî oldu. Bunların aslı El-Uyun beldesindendir. Ve meşhur Abdülkaysoğulları Kabilesine mensupturlar.[8]

 

Bu Dönemde Haçlılar

 

Nureddin Mahmud'un büyük zaferler kazanmasından ve hele Mısır'ı da kontrolü altına almasından sonra Haçlılar iyice geriledi­ler. Haçh kuvvetleri Nureddin Mahmud'un çevrelediği kuvvetlerin ortasında mahsur vaziyette kalmıştı. Her ne kadar Beytül Makdis yönünde içeriye doğru bazı uzantıları var idiyse de Haçlıların, üze­rinde tutunabildikleri topraklar sadece bu kadardı. Aynı zamanda Haçlılar müslümanlar tarafından her an hücuma uğrayabilecekle­ri, bu topraklardan kovularak denize dökülebileçekleri endişesi içinde yaşıyorlardı. Bu yüzden daima gözleri Avrupa'daydı. Ve bur-daki durumlarını, müslümanlarla giriştikleri savaşlar neticesinde elde etmiş bulundukları avantajları koruyabilmek maksadıyla sü­rekli olarak Avrupa'dan destek bekliyorlardı. Nitekim uğrunda bir­çok kayıplar verdikleri bu topraklar üzerinde yetmiş yılı aşkındır yerleşmiş bulunuyorlardı.[9]



[1] îbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 12, s. 439, 443, 470-471

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/333-334.

[2] H. İ. Hasan, Tarih' ul- Is lam tere, c. 5, s. 80-82

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/334-335.

[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/335.

[4] H. İ. Hasan, Tarih'ul-İslam tere, c. 5, s. 204-205

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/335-336.

[5] H. İ. Hasan, Tarih'ul-lslam tere, c. 5, s. 101-102

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/336-337.

[6] İbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 12, s. 474-481; H. İ. Hasan, Tarih'ul-İslam tere., c. 5, s. 224-238

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/337-343.

[7] H. I. Hasan, Tarih'ul-İslam tere, c. 5, s. 269-271

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/343.

[8] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/344.

[9] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/344-345.