Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

91- EL-MÜSTASIM'U BİLLAH ABDULLAH BİN MANSUR EL-MUSTANSIR BİLLAH (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 640-656) - Index Web

91- EL-MÜSTASIM'U BİLLAH ABDULLAH BİN MANSUR EL-MUSTANSIR BİLLAH (HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 640-656)2


91- EL-MÜSTASIM'U BİLLAHABDULLAH BİN MANSUREL-MUSTANSIR BİLLAH(HİLAFET DÖNEMİ, HİCRİ: 640-656)

 

Adı Abdullah, ünvam El-Müsta'sım'u Bülah, künyesi ise Ebu Ahmet'tir. Mansur El-Mustansır'u Billah'm oğlu ve Bağdat'taki Abbasi halifelerinin sonuncusudur. Hicri 609 yılında Hacer adın­da bir cariyeden dünyaya geldi. Ve hicri 640 yılı cemazielahir ayı­nın onuncu cuma günü babasının ölümü üzerine hilafet makamı­na getirildi. Hadis ulemasından Eş-Şerif Ed-Dimyatî, El-Mus-ta'sım kanalıyla rivayet edilen kırk hadisi tahric etmişti. Ona hadis nakletme icazetnamesi verilmişti. O da, kendisinden hadis rivayet edebileceklerine dair bir guruba icazet vermiştir.

El-Mustasim dindar, babası ve dedesi gibi sünnet inancına bağlı bir zattı. Ne varki kararlılık, cesaret ve büyük davaların ada­mı olmak gibi babasında ve dedesinde bulunan meziyetler bakı­mından onlara benzememişti. Huyunda bir yumuşaklık vardı. Ve iradesi zayıftı. Bir rafizi olan veziri Mueyyidudclin El-Alkami'ye güvenerek herşeyi ona bıraktı. Bu adamsa yanlış bir şekilde halife­yi yönlendiriyor ve onu doğru olmayan bir yolda yürütmeye çalışıyordu. Tatarların (yani Moğolların) Irak'a göz dikmelerine ve Bağdad'ı ele geçirmelerine işte bu vezir ön ayak oldu. Ve bu işi O tavsiye etti, Tatarlardan ona bir haber sızdığı aman bunu halifeden gizliyor. Buna mukabil halifenin hal ve tavırlarını ülkenin içinde bulunduğu durumları gizlice Moğollara bildiriyordu. {Devletine karşı kin ve hıyanetle dolu olan) bu adam Abbasi devletini ortadan kaldırmak ve Abbasi halifeleri yerine Hz. Ali'nin soyundan birini halife olarak devletin başına getirmek istiyordu. Vezir El-Alkamî ile Tatarlar arasında gizlice elçiler gidip geliyorlardı. Halk ise baş­larına ne çoraplar Öldürüldüğünün farkında değildi. Halifeye ge­lince o da gafil ve herşeyden habersizdi.

Halife'nin babası El-Mustansır devletini savunabilmek için vaktiyle askerin sayısını arttırmıştı. Bununla beraber Tatarlarla da bir yandan geçinmeye çalışıyor. Ve işi idare ediyordu. Ancak bir te­cavüzleri vuku bulduğunda onlara karşı koyuyor ve onları bozgu­na uğratıyordu. Fakat yerine oğlu El-Mustasım geçince (alevi vezi­ri) El-Alkamî ona askerin sayısını azaltması tavsiyesinde bulundu. Ve bu kadar kalabalık bir sayıda asker beslemenin faydası olmadı­ğını ileri sürdü. Halife de onun bu düşüncesine katıldı.

Vezir El-Alkarni aynı zamanda halife El-Mustasımıa Tatarlarla iyi geçinmesini ve onlara taviz vermesini nasihat etti. Tabii vezir bu arada Tatarlarla da gizlice temas kuruyor ve onları Irak'a doğru yaklaşmaları için özendirmeye çalışıyordu. Ayrıca hedeflerine ulaştıktan sonra onlara yaptığı bu yardımların karşılığı olarak ken­disine üst düzeyde bir mevki vermeleri ve ön planda olmasını te­min etmeleri talebinde bulundu. Onlar da bu konuda kendisine söz vererek Bağdad üzerine yürümeye başladılar. Halife bu adamı hicri 642 yılında baş vezirlik makamına getirmişti. Daha önceleri hilafet merkezinde hoca idi. (Ders veriyordu.) Vezir olunca yerine İbnül Cevzi'yi tayin etti.

Halife EI-Mustasım nihayet Tatarların eliyle hicri 656 yılı Safer ayının yirmi dördüncü Çarşamba günü katledildi. [1] Halife El-Mustasım yakışıklı bir simaya, güzel bir ahlaka ve sağlam bir inanca sahipti. Adalet ve ihsanda, ilim ve ibadet ehline değer vermede ba­bası El-Mustansır'ı izliyordu. Merhum babası ve dedesi gibi müs-lümanlann çoğunun üzerinde bulundukları selef itikadına sahip, sünni bir şahsiyetti. Ne varki çok yumuşak huyluydu. Pek uyanık değildi. Servete ve mala da çok düşkündü.

El-Mustasım'ın öldürülmesiyle Irak'ta Abbasi devleti de orta­dan kalkmış oldu. El-Mustasım bu devletin son ve otuz yedinci halifesidir. [2]



[1] Bazı tarihçilere göre , kendisine dokunulmayacağına dair Hülagu Han tarafından teminat verilen Halife El-Musta'sım, itimad edip heyetinin arasına çocuklarını ve amcalarını da alarak savunmasız bir şekilde onun karargahına gittilar. Ancak hiçbir örf ve yasaya saygıları olmayan putperest Moğol sürüleri nin bu canavar ruhlu başı, islam dünyasını o gün için temsil etmekte olan bu şahsiyeti ve oğlunu, birer çuvala koydurarak vahşi süvarilerine çiğnetti! Savaşçı atlarının balyoz gibi inen toynakları altında feci şekilde ezilerek can veren bu Halife'nin parçalanan cesedinden geriye bir.şey kalmış olacağını sanmak güçtür.

Tarihten ibret alarak insanoğlunun gittikçe doğrulan daha rahat yakalama­sı gerekirken, insanlık dünyası ne yazık ki buna benzer vahşetleri hala yoğun bir şekilde yaşamaktadır. Bu ise insanlık aleminin medenileşmesi yolundaki ümit ve hayalleri kırıcıdır.

Kaldı ki Moğollar o devirde ilkel inanç ve anlayışlarıyla belki de dünyada en vahşi ve en sapık bir kavim oldukları halde, bugün tesadüfen "Müslümamm" di­yen ve (dedesinden yukarıdaki atalarının üç ya da beş tanesinin bile adlarım bilemediği halde) Moğollara "Atalarımız" ya da "Soydaşlarımız" deyip çocuğu­na Hülagü adını takarak onunla övünen nice zavallı insanlar vardır ki tarih bil. gisinden yoksun olan günümüz toplumlarının bu teknoloji ve uzay çağında bile ne büyük çelişkilerin içinde bocaladıklarını göstermesi bakımından son derece. ilginçtir. (Mütercim)

[2] tbn-i Kesir, El-Bidaye tere, c. 13, s. 305-306, 361-376

Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 5/391-393.