Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

105- HİCRİ 656'DAN ÖNCE HİNDİSTAN'DAKİ MÜSLÜMANLARLA İLGİLİ TARİH ÖZETİ - Index Web - 0106 0106

105- HİCRİ 656'DAN ÖNCE HİNDİSTAN'DAKİ MÜSLÜMANLARLA İLGİLİ TARİH ÖZETİ2

Hulefa-İ Raşidinve Emeviler2

Gazneliler3

Balaban Hanedanı4

(Hicri: 664-689)4

1- Gıyasûddîn Balaban. 4

2- Muizüddin Keykubat5

Halaciler (Halaçoğulları)5

1- Celalüddin Feyruz El-Halaci5

2- Alaüddin Muhammed Şah El-Halacı5

3- Halaçoğlu Şahabeddin Bin Alaüddin. 6

4- Kutbüddin Mübarek Şah. 6

5- Nasıruddin Hüsrev Han. 6

Tuğlukoğulları Hanedanı6

(Hicri: 720-815)6

1- Gıyasüddîn Tuğluk Şah. 6

2- Tuğluk Şahtn Oğlu Muhammed Şah. 7

3- Feyruz Şah Bin Recep Ebulmuzaffer7

4- Feyruz Şah Oğlu, Fatih Oğlu Tuğluk Şah. 7

5- Ebubekir Şah. 7

6- Muhammed Şah. 7

7- Alaüddin İskender Şah. 8

8- Mahmud Şah. 8

Hızıroğulları Hanedanı8

(Hicri: 815-855)8

1-Hızır Han. 8

2- Mübarek Şah. 8

3- Muhammed Şah. 8

4-Alaüddin Şah. 8

Ludlular Hanedanı9

(Hicri: 855-932}. 9

1-Behlül Bin Kala. 9

2- Behlül Oğlu Nîzam Han. 9

3- Nizam Han Oğlu İbrahim.. 9


105- HİCRİ 656'DAN ÖNCEHİNDİSTAN'DAKİMÜSLÜMANLARLAİLGİLİ TARİH ÖZETİ

 

Hulefa-İ Raşidinve Emeviler

 

Hicri 15     Hz. Ömer (RA) Bahreyn ve Oman'a Osman Bin Ebil'as'ı

vali tayin etmişti. O da kardeşi Hakem'i yerine vekalet etmek üzere Bahreyn'e bırakıp kendisi Oman'a gitti. Ve buradan Hindistan'a bir ordu şevketti. Sonra diğer kar­deşi Muğira Bin Ebil'as'ı da Debil'e gönderdi.

Hicri 24 Hz. Osman Bin Affan (RA) Abdullah Bin Amir Bin Ku-rayz'ı Irak'a vali tayin etmişti. O da Hakim Bin Cebele El-Abdi'yi Hindistan üzerine yolladı.

Hicri 29     Hz. Ali Bin Ebi Talib (ra) El-Haris Bin Murra El-Abdi'yi

Hindistan'a yolladı.

Hicri 44 El-Mühelleb Bin Ebi Sofra Muaviye Bin Ebi Sufyan dö­neminde bir sefer düzenleyerek bizzat Muaviye'nin ta­limatı üzerine Abdullah Bin Sevad El-Abdi'yi Hindis­tan'a yolladı. Keza, Ziyad Bin Ebih, Hind sınırları üze­rindeki stratejik bölgelerden sorumlu olarak Raşid Bin Amr El-Cedidi El-Ezdi'yi görevlendirdi. Nitekim bu ko­mutan Hindistan üzerine düzenlediği bir akın sırasın­da şehit oldu. Valî Ziyad Bin Ebih onun yerine Sinan Bin Seleme'yi buraya tayin etti. Sinan iki yıl bu görev­de kaldı.

Abbad Bin Ziyad da Hindistan'ın sınır bölgelerine akınlar düzenledi. Sonra Ziyad, El-Münzir Bin El-Ca-rud El-Abdi'yi Hindistan'da görevlendirdi. El-Münzir burada öldü. Peşinden Abdullah Bin Ziyad, Bin Harri El-Bahili'yi Hindistan'a gönderdi.

Daha sonra Haccac Bin Yusuf Es-Sekafi, Said Bin Eş­lem Bin Zer'a El-Kilabi'yi Hindistan'da görevlendirdi. El-Haris EI-Allafi'nin iki oğlu Muhammed ile Muaviye kendisine isyan ederek onu öldürüp sorumlusu olduğu stratejik bölgeye hakim oldular. Sonra Haccac onun ye­rine Mecaa Bin Saar Et-Temimi'yi görevlendirdi. Bila­hare onun da yerine Muhammed Bin Harun Bin Zira En-Nemri'yi tayin ederek gönderdi.

Haccac Debil'e de savaşçı olarak Ubeydullah Bin Neb-han'ı şevketti. Ubeydullah giriştiği savaş esnasında şe-hid oldu. Bunun üzerine Haccac Oman'dan Bedii Bin Tuhaf El-Buceli'nin hareket etmesini emretti. Nitekim Bedii de bu emir üzerine giriştiği savaşta şehid oldu.

Hicri 92 Haccac'ın sonra görevlendirdiği Muhammed Bin Ka­sım gidip Sind bölgesini fethetti.

Hicri 96 Emevi Halifesi Süleyman Bin Abdüîmelik Sind bölgesi­ne, Yezid Bin Ebi Kebşe Es-Sekseki'yi vali tayin etti. Çok geçmeden Ebu Kebşe öldü. Halife Süleyman bu sefer onun yerine Habib Bin El-Mühelleb'i görevlendirdi.

Hicri 99 Sonra Halife Ömer Bin Abdülaziz Amr Bin Müslim El-Bahili'yi Sind'e vali tayin etti.

Hicri 103 Halife Yezid Bin Abdüîmelik, Hilal Bin Ahvaz Et-Temi­mi'yi Hint Valisi olarak görevlendirdi. Bunun üzerine Mühelleboğulları Sind'e kaçtılar. Vali Hilal, onlardan Mühelleb'in oğullan: Müdrik, EI-Mufaddal, Abdülme-lik, Ziyad, Mervan ve Muaviye ile Mühelleb'in torunla­rından Yezid'in oğlu Muaviye'yi öldürdü.

Hicri 107 Halife Hişam Bin Abdüîmelik Sind sınır bölgesine so­rumlu olarak El-Cünd Bin Abdurrahman El-Murri'yi

tayin etti.

Hicri 111 Hişam, ondan sonra da Temim Bin Yezid El-Utbi'yi gö­revlendirdi. Daha sonra ise buraya El-Hakem Bin Ava-ne'yi gönderdi. El-Hakem burada şehit düştü.

Hicri 122   Sonra Amr Bin Muhammed Bin El-Kasım Es-Sekafi

buraya vali tayin edildi. Fakat Mühelleboğlu,Yezidoğlu Mervan isyan ederek onu öldürdü.

Hicri 126 Halife Yezid Bin El-Velid stratejik noktaların sorumlusu Amr Bin Muhammed Bin El-Kasım'ı görevden azlede­rek yerine Yezid Bin Arrar'ı tayin etti.

Hicri 130 Mansur Bin Cumhur El~Kelbi, Yezid Bin Arrar'a isyan ederek onu Öldürdü. Ve Sind'in bağımsızlığını ilan etti.

Hicri 132 Ebu Müslim EI-Horasani Sind'in stratejik bölgesine so­rumlu olarak Mugalles El-Abdi'yi gönderdi. O da Man-sura karşı mücadele verdi. Fakat ona yenildi. Bunun üzerine Ebu Müslim, Sind'e bu kez Musa Bin Kaab Et-Temimi'yi yolladı. Musa, Mansur'a karşı başarı elde ederek Hicri 124 tarihinde Sind vilayetini ele geçirdi. Sonra Musa Bin Kaab, yerine oğlu Uyayna'yı görevlen­dirdi. Ancak Uyayna idareye karşı baş kaldırdı.

Hicri 142 Mansur Amr Bin Hafs Bin Ebi Sofra El-Atki'yi Uyayna'nın üzerine şevketti. Amr, Uyayna'ya karşı çarpışarak sonunda Sind bölgesine hakim oldu. Onun döne­minde Hz. Ali'nin torunlarından Abdullah Bin Mu-hammed Bin Abdullah, Bin El-Hasan El-Müsenna Bin El-Hasan Sind'e girdi.

Hicri 151 Mansur, Amr Bin Hafs'ı Sind yönetiminin başından uzaklaştırarak yerine Hişam Bin Amr Et-Tağlibi'yi gö­revlendirdi. Hişam da Meltan ve Keşmir'i fethettikten sonra Hicri 158'de öldü.

Hicri 157  Sonra Mansur, Sind'e Mabed Bin Halil Et-Temimi'yi

tayin etti. O da 159'da öldü.

Hicri 159 Halife El-Medi, Sind'e Ruh Bin Hatem'i vali olarak ta­yin etti. Sonra onu Bestam Bin Amr Et-Tağlib'i ile de­ğiştirdi. Ancak daha sonra Bestam'ı da azletti.

Hicri 161 Halife Eî-Mehdi, Ruh Bin Hatem'i tekrar görevine iade etti. Ancak sonra onu görevinden uzaklaştırdı. El-Meh­di sonra buraya Nasr Bin Muhammed Bin El-Eş'as EI-Khuzai'yi, sonra Abdülmelik Bin Şahab El-Mesmai'yi vali tayin etti. Ancak daha sonra tekrar Nasr Bin Mu­hammed Bin El-Eş'as'ı iş basma getirdi. Nasr öldüğü hicri 163 yılma kadar da bu görevde kaldı.

Hicri 164 El-Mehdi daha sonra, buraya Musbih Bin Amr Et-Tağ­libi'yi, ondan sonra da Beys Bin Tarif EI-Kufi'yi tayin etti.

Hicri170 Halife Harun Reşid, burada vali bulunan El-Leys'i az­lederek yerine İsmail Bin Ali'nin azadlısı Salim El-Yu-nusi'yi tayin etti. Salim 4 yıl bu görevde kaldı.

174 Harun Reşid, sonra buraya İshak Bin Süleyman El-Ha-şimi'yi vali tayin etti. İshak ölünce halife Harun onun yerine oğlu Yusuf u görevlendirdi. Sonra onu da azletti. Ve yerine Tayfur Bin Abdullah Bin El-Mansur El-Hu-meyri'yi tayin etti. Ondan sonra Cabir Bin El-Eş'as Et-Tai'yi, sonra Said Bin Müslim Bin Kuteybe'yi, sonra Abbasi hanedanından Cafer El-Mansur'un oğlu İsa'yı görevlendirdi. İsa, bir ara yerine vekaleten Muhammed Bin Adi'yi bıraktı ise de, halife Harun onu görevden alarak yerine Abdurrahman'ı, daha sonra da Eyyub Bin Cafer Bin Süleyman'ı tayin etti.

Hicri 184  Bu görevlerde bulunan valilerin başarısız kalmaların­dan sonra Halife Harun Reşid Sind'e Davud Bin Yezid Bin Hatem El-Mühellebi'yi vali tayin etti. Bunun üzeri­ne işler yoluna girdi. Davud 205 tarihinde ölünceye kadar da bu görevde kaldı.

Hicri 205 Halife Me'mun da Davud'un ölümünden sonra yerine oğlu Beşir'i tayin etti. Fakat Beşir devlete baş kaldırdı.

Hicri 211 Halife Me'mun, Beşir'in üzerine, Sahib BinSalih adın­da bir komutan şevketti. Fakat Beşir onu yendi. Ardın­dan, Me'mun 213 yılında Beşir'in üzerine bu kez de Gassan Bin Abbad El-Kufî komutasında bir kuvvet gönderdi.Bunun üzerine Beşir aman dilemek zorunda kaldı. Me'mun daha sonra Sind stratejik bölgesine Gas-san'm ardından ünlü vezir Halid Eî-Bermeki'nin toru­nu Musa Bin Yahya'yı vali tayin etti. Musa'nın burada güzel icraatları oldu. Ve yerine, kendisinden sonra oğlu Omran'ı bıraktı. Devrin Abbasi halifesi El-Mu'tasim da bu tayini onayladı. Sonraları, bu topraklara gelip yer­leşmiş bulunan Arap boylarından Nizaroğullarıyla Ye-manilerin arasına fitne girdi. Bu kavgada vali Omran Yemaniler'i tutunca Ömer Bin Abdülaziz El-Hubari ta­rafından suikaste uğrayarak öldürüldü.

Halife El-Mutasun, ondan sonra yerine Anbese Bin İs­hak Ez-Zabi'yi görevlendirdi. Ancak Anbese daha son­ra halife El-Mütevekkil döneminde görevden alınarak yerine Harun Bin Halid El-Mervezi gönderildi. Ne var-ki o da kabilecilik kavgaları yüzünden hicri 240 yılında öldürüldü.

Hicri 240 Ömer Bin Abdülaziz El-Hubari, devrim yaparak Sind idaresini eline geçirdi. Halk da onu destekledi. Bu durumu gören Halife El-Mütevekkil onun yönetimini onayladı. Sonra yerine oğlu Abdullah geçti. Ondan sonra da Abdullah'ın oğlu Ömer, babasının yerine geç­ti. Ünlü tarihçi El-Mesudi hicri 303 yılında bu valiyi gi­dip ziyaret etmiştir. O sıralarda Kureyşli El-Meniyye f   Bin Esed Multani ele geçirdi.[1]

 

Gazneliler

 

Hicri 366 Sübüktekin Gazne'nin idaresini üstlenince Pencab kralıyla savaşarak onu yendi.

Hicri 387 Sübüktekin'den sonra Gazne'nin idaresini, oğlu Mah-mud üstlendi. Başlangıçta Mahmud Horasan'da savaşla meşgul oldu. Sonra Hindistan'a yönelerek buraya tam onyedi kez girdi. Ve 391 yılında Pencap Kralını Peşaver yakmlarında yenilgiye uğrattı. 396'da da Multan'm, Kar-mati inancı üzerinde olan Ebulfeth Davud Bin Nusayr Bin Hamid adındaki lideri ile savaştı. Bu sayede geniş topraklar onun egemenliği altına girdi. Çünkü hemen hemen her yıl Hindistan'a savaş düzenlerdi. 417 yılında da deniz kıyısında bulunan Somat'ı fethetti.

Hicri 421 Sübüktekin'in oğlu Mahmud öldü. Yerine ise vasiyeti­ne göre oğlu Muhammed geçti. Ancak kardeşi Mesud ona karşı baş kaldırarak idareyi ele geçirdi.

Hicri 432 Mesud öldürüldü. Yerine ise kardeşi Muhammed geti­rildi. Ancak onu da Mesud'un oğlu Mevdud öldürerek idareyi ele geçirdi.

Hicri 435 Hindistan Emiri Mesud'un oğlu Mecdud öldü. Bunun üzerine Hind'li hükümdarlar yeniden ayaklandılar.

Hicri 441 Mevdud öldü. Yerine ise amcası Abdürreşid Bin Mah­mud geçti. Hindistan idaresinin başına ise halifenin mabeyn hizmetlilerinden Kerkh'li Noştekin'i görevlen­dirdi. Noştekin halka güzel muamelede bulundu.

Hicri 444 Abdürreşid öldürüldü, ondan sonra Gazne'nin idaresi Mesud'un oğlu Farahzad'm eline geçti.

Hicri 451 Sonra Gazne idaresini Mesud'un oğlu İbrahim üstlen­di. Ve öldüğü 481 yılma kadar da iş başında kaldı. Yeri­ne ise oğlu geçti.

Hicri 481 Babasının ölümü üzerine bu kez de Gazne idaresini İb­rahim'in oğlu Mesud üstlendi. Hindistan Valiliğine ise mabeynci Doğan Tekini getirdi. 508 tarihine kadar da iş başında kaldı.

Hicri 508 Mesud'un yerine geçen Arslan Şah Muhammed Bahe-lim'i Hind Emiri olarak görevlendirdi.

Hicri 512 Onun yerine geçen Behram Şah kardeşi Arslan Şah'a karşı ayaklandı. Bunun üzerine Arslan Şah Hindistan'a kaçtı. Daha sonra Gazne'ye döndü. Ancak 512 yılında öldürüldü.

Hicri 543 Gur'lu Seyfüddin Gazne'yi ele geçirdi. Bunun üzerine Behram Şah Hindistan'a kaçtı. Daha sonra Gazne'ye dönerek 544'te buraya girdi. Ancak Gur'lu Alaüddin tekrar Gazne'ye döndü. Bu sıralarda Behram Şah öl-müş, yerine ise oğlu Hüsrev Şah geçmişti. Hüsrev Şah Hindistan'a kaçtı. Ve 555'te Lahor'da ölünceye kadar da orada kaldı. Yerine ise oğlu Hüsrev Melik geçti.

Hicri 572 Gur'lu Şahabüddin Hindistan üzerine yürüdü. Ve Mul-tan'ı Karmatiler'in elinden aldı.

Hicri 582 Şahabüddin aynı zamanda devletleri yıkılan Gazneli-lerden Lahor'u da aldı.

Hicri 588 Gur'lu Şahabüddin Hindu'lara karşı zafer kazandı. Ve Dehli'ye {Başka adıyla Delhi'ye) yaklaştı. Burayı aldık­tan sonra feodal idaresini azadlısı Kudbüddin Aybek'e vererek kendisi ise Gazne'ye döndü.

Hicri 589 Kudbüddin Aybek Dehli'ye girerek burayı kendisine idare merkezi haline getirdi.

Hicri 590 Hicri 599

Hicri 602 Hicri 607

Hicri 622

Hicri 633

Hicri 634 Hicri 638

Hicri 639

Hicri 644 Hicri 664

Şahabüddin tekrar Hindistan üzerine yürüyerek Cem-na nehri yakınlarında Hindulara karşı zafer kazandı. Halaci hanedanından Muhammed Bin Bahtiyar, Bey-har'ı ele geçirdi. Muhammed, Kudbüddin Aybek adına Ganj Nehri'nin gerisinde kalan topraklan idare ediyor­du. Rangbor Kentini de kendine merkez edinmişti. Ay­nı zamanda Bengale de hakim oldu.

Gur'Iu Şahabüddin öldü. Kudbüddin Aybek'de kölelik­ten azad edildi. Ve Lahor'da ülkenin tahtına oturdu. Kudbüddin Aybek öldü. Yerine ise oğlu Aramşah, yöne­timi üstlendi. Kutbüddin Aybek'in kölesi Şemsüddin İltutmuş ta Dehli kentinin bağımsızlığını ilan etti. İltutmuş sonra Bengal üzerine yürüyerek burayı Gıya-süddin Khalaci'den aldı. Oğlu Nasırüddin Mahmud'u da buraya vali tayin etti. Sonra Bengal halkı ona karşı ayaklandılar. Bu nedenle İltutmuş 627'de bir daha bu­raya döndü. Ve komutanlarından Alaüddin adında bi­rini buraya sorumlu olarak görevlendirdi. îltutmuş Dehli'de öldü. Yerine ise oğlu Rüknüddin geç­ti. Ve kardeşi Kutb'u öldürdü. Bunun üzerine halk, bas­kısından dolayı ona karşı ayaklandılar. Ve başa geçtik­ten bir kaç ay sonra da onu öldürdüler.

İdarenin başına İltutmuş'un kızı Raziye getirildi. Raziye devrilerek yerine kardeşi Muizüddin getirildi. Sonra kızkardeşi Raziye ile kocası ona karşı baş kaldır­dılar.  Fakat Muizüddin, kardeşi Nasırüddin Mah-mud'un da yardımıyla onları çökertti. Komutanlar, devlet ileri gelenleri İltutmuş'un oğlu Mu-izüddin'e karşı ayaklanarak onu öldürdüler. Ve yerine İltutmuş oğlu Alaüddin Mesud'u iş başına getirdiler. Devlet ileri gelenleri daha sonra Mesud oğlu Alaüddin'i devirerek yerine amcası Nasırüddin Mahmud'u seçtiler.

İltutmuş oğlu Nasırüddin Mahmud öldü.[2]

 

Balaban Hanedanı

(Hicri: 664-689)

 

İltutmuş sülalesi hicri 607'den 664'e kadar elli dört yıl müd­detle iş başında kaldıktan sonra ortadan kalktı. Bu hanedanın son hükümdarı yirmi yıl kadar hüküm süren Nasırüddin Mahmud İl­tutmuş'tur. (644-664) Ölümünden sonra yerine onun Dehli naibi Gıyasüddin Balaban geçti. Gıyasüddin Balaban hicri 664-689 yıl­ları arasında çeyrek asır müddetle Dehli'ye hükmeden bir sülale kurdu. Bu müddet içerisinde aileden iki hükümdar ülkeyi yönetti. Bunlar:[3]

 

1- Gıyasûddîn Balaban

 

Gıyasüddin Balaban Nasırüddin Mahmud İltutmuş'un hicri 664'te ölümü üzerine iş başına geldi. Tatarlarla savaşarak her kar­şılaşmada da onları yendi. Sonra Bengal'deki naibi Tuğrul ona kar­şı baş kaldırdı. Gıyasüddin Balaban Bengal'deki bu asi naibinin üzerine önce bir küçük askeri birlik gönderdi. Sonra da onu ceza­landırmak için bizzat kendisi hareket etti. Bunun üzerine Tuğrul, sığınmak için Tatarlara kaçtı. Fakat Gıyasüddin onu peşinden ko­valayarak Tatar sınırlarına henüz ulaşmadan önce Tuğrul'u yaka­layıp öldürdü. Gıyasüddin Balaban kendisini Sind Valisi olarak temsil eden oğlu Han Şehid Muhammed'i yerine geçmek üzere veliahd olarak seçmişti. Han Şehid Muhammed, Multan kentinde oturuyordu. Fakat Tatarlara karşı giriştiği savaşlarından birinde daha babasının sağlığında öldürüldü. Bunun üzerine Gıyasüddin bu kez de torunu Keyhüsrev'i babasının ölümünden sonra kendi­ne veliaht tayin etti. Fakat çok geçmeden Gıyasüddin, torunu hak­kındaki bu kararından vazgeçerek kendisini Bengal valisi olarak temsil eden diğer oğlu Nasirüddin Mahmud'u veliaht tayin etti.

Gıyasüddin Balaban yirmi iki yıl hüküm sürdükten sonra hic­ri 686'da öldü. Bu sırada veliahtı Bengal'de bulunan oğlu Nasirüd­din Mahmud idi. Ne varki devlet ileri gelenleri Nasırüddin'i değil, oğlu Keykubat'ı hükümdar seçtiler. Bu olay Nasırüddin'in üzerin­de büyük bir etki yaptı. Ve kuvvetlerini toplayarak Hindistan'a yü­rüdü. Oğlu Keykubat'a karşı çarpışmak üzere yön tuttu. Ancak iki tarafın ordusu karşılaşınca baba, çocuğuna karşı şefkate geldi. Na­sırüddin'in babalık duygulan kabararak sonuçta baba oğlu barış­tılar. Ve Dehli'ye birlikte hareket ettiler. Burada baba Nasirüddin Mahmud, oğlu Muizüddin Keykubat lehinde feragatta bulundu. Devlet ileri gelenlerinin hepsi de Muizüddin'e beyatte bulundular. Nasirüddin Mahmud ise Bengal'e döndü. Ölünceye kadar da bu­rada kaldı.[4]

 

2- Muizüddin Keykubat

 

Muizüddin Keykubat'a bir hastalık isabet etti. Tabipler ona iyileştirici bir ilaç bulmakta çaresizlik içine düştüler. Bir tarafına felç indi. O, bu durumdayken naibi Halaç oğlu Celalüddin Feyruz baş kaldırdı.Ve şehrin dışında devrimini ilan etti. Bunun üzerine Keykubat ona kendisi ile görüşmek üzere devletin ileri gelenlerini gönderdi ise de bunlar, Celalüddin Feyruz'un yanma gider git­mez, onun safında yerlerini alıyorlardı. Sonra Halaç oğlu Celalüd­din Feyruz Dehli'ye girerek üç yıl ve bir kaç ay kadar ülkeyi yönet­miş bulunan Keykubat'ı öldürdü. Böylece onun ölümüyle Bala­ban hanedanı da son bulmuş oldu.[5]

 

Halaciler (Halaçoğulları)

 

(Hicri: 689-720)

Bu hanedan hicri 689'dan 720'ye kadar otuz bir sene iş başında kalmış ve bu sülaleden dört hükümdar yönetimi üstlenmişlerdir.[6]

 

1- Celalüddin Feyruz El-Halaci

 

Celalüddin, Balaban oğullarından hükümdar Keykubat'm Dehli naibi idi. Sonra ona baş kaldırarak kendisine karşı üstünlük de elde etti.Ve hicri 689'da tahtını ele geçirdi. Celalüddin daha son­ra Kere Kentinin valisi bulunan kardeşinin oğlu Alaüddin Muham-med Şah ile ihtilafa düştü. Bu yeğeni aynı zamanda kızının da ko-casıydi. Halk Celalüddin'i ona karşı kinle doldurmuşlardı. Celalüd­din bunun üzerine yeğenini davet etti. Ancak yeğeni bu daveti red-. detti. Celalüddin de ona kendi çocuğuymuş gibi muamele etmek ve yanma gitmek istediyse de yeğeni, amcasına karşı bir kuvvet hazır­ladı. Ve iki taraf karşılaşınca da hicri 696'da amcası ve kayınpederi Celalüddin Feyruz Halaci'yi öldürdü. Ve tahtını da eline geçirdi.[7]

 

2- Alaüddin Muhammed Şah El-Halacı

 

Alaüddin Muhammed Şah, amcasını öldürdükten sonra Deh­li'ye doğru giderken amcasının oğlu Rüknüddin bir ordunun başında ona karşı çıktı. Ne varki Rüknüddin'in askerleri Alaüddin Muhammed Şah'in saflarına geçtiler. Bu da Rüknüddin'in yenil­mesine ve Sind memleketlerine kaçmasına sebep oldu. Bundan sonra Alaüddin'in, Tatarlarla çekişmesi başladı. Başlangıçta Ala­üddin Halaci, Tatarlara karşı üstünlük elde etti. Nitekim Tatarlar Horasan'a geri çekildiler, ancak daha sonra Tatarların lideri Kutluk Hoca gelerek hicri 697'de Alaüddin'in ordusunu yendi. Ve Tatarlar Dehli yakınlarına kadar ulaştılar. Bu kez Alaüddin bizzat kendisi çıkarak ölümcül bir mücadeleyle Tatarlara karşı savaştı. Ve onları yendi. Bunun üzerine Tatarlar Maveraünnehr memleketlerine ge­ri çekildiler.

Alaüddin Muhammed Şah hicri 697 de Gucerat'a bir kuvvet şevketti. Ve buraya girdiler. 703'de de Dekkan'a bir ordu gönderdi. Bu ordu da Dekkan topraklarına girdi. Ve burada büyük bir zafer kazandılar.

Tatarlar hicri 707'de tekrar Hindistan'a döndü iseler de, Alaüd-din'inkarşrsmda yenilgiye uğradılar. Aynı yıl içerisinde bir saldın daha düzenlediler. Ancak Sind Emiri Tuğluk, bunların üzerine bir ordu şevketti. Onlara karşı üstünlük kazandı. Sonra da Hindis­tan'ın güneyine doğru yönelerek Kirala (El-Ma'ber) topraklarım fethetti. Ve burada bir mescid inşa etti.

Alaüddin'in kalabalık sayıda çocukları vardı.Bunların bazıları­nın adları şöyledir. Hızır, Sadi, Şahabüddin Ebubekr ve (Kutbud-din adıyla da bilinen) Mübarek Han.

Alaüddin hastalanınca, çocuklarından Hızır'ın annesi, kocası­nın yerine oğlunu seçmesini istedi. Nitekim Hızır'ın annesi bu ko­nuda kardeşi Sancar'la da anlaşmıştı. Alaüddin'in naibi, bu olup bitenler hakkında ona bilgi aktarınca Alaüddin şiddetli bir öfkeye kapılarak hem kayınbiraderi Sancar'ı öldürdü, hem de oğlu Hızır'ı hükümdarlıktan men etti. Hızır bu sırada Dehli'den uzak bir yerde bulunuyordu. Olup bitenlerden dolayı çok üzgündü. Dehli'ye ge­lince de babası on^ zincire vurdu. Ancak babası oğluna karşı ba­balık duygularıyla tekrar acımaya başladı. Onun bu durumuna üzülerek Hızır'ı kendine veliaht tayin etmek istedi. Ne varki kardeşlerinin taraftarları onun zincirlerini çözmediler. Ve bu durumu da babasına bildirmedüer. Alaüddin oğlu Hızır'ı sordukça da ya­kında huzuruna çıkacağı yolunda cevaplar verilerek onu oyalama­yı başardılar. Nitekim Alaüddin oğlu Hızır'ı göremeden hicri 715 yılında öldü.[8]

 

3- Halaçoğlu Şahabeddin Bin Alaüddin

 

Alaüddin ölünce onun Dehli'yi yöneten naibi, küçük oğlu Şa-habüddin'i tahta oturttu. Ve onu hesaba katmadan kendi başına devleti yönetmeye çalıştı. Aynı zamanda küçük Şahabüddin'e de hükmetti. Alaüddin'in diğer çocuklarından korktuğu için onlardan Ebubekr'le, Sadi'yi zindana atarak gözlerine mil çektirdi. Hızır'ın gözlerine de mil çekilmesini emretti. Mübarek'i de zindana attı. Fakat Mübarek'in gözlerine mil çektirmedi. Hiç şüphe yok ki Mu-izüddin Keykubat'ın kızı olan bu çocukların annesi şiddetli bir üzüntü ve sıkıntı içine girdi. Bunun üzerine kocası Alaüddin tara­fından vaktiyle kendisine hediye edilmiş bulunan iki kölesi Beşir ve Mübeşşir'i sultanın naibini Öldürmeleri için kışkırttı. Onlar da gidip naibi öldürerek (Kutbüddin adıyla da bilinen) Mübarek Han'ı zindandan çıkardılar. Mübarek Han küçük kardeşi hüküm­dar Şahabüddin'in yanma gelerek bir süre onun naibi sıfatıyla devleti yönettikten sonra onu devirerek idareyi ele geçirdi.[9]

 

4- Kutbüddin Mübarek Şah

 

Kutbüddin hicri 717'de kardeşini devirdikten sonra tahta otur­du. Ve zindanda bulunan diğer kardeşleriyle birlikte hapsedilmek üzere devrik kardeşim de yolladı. Kuvvetlerini de hicri 718 de Dek-kan'm batısına şevketti. Halacoğlu Kutbüddin Mübarek Şah'm kuvvetleri burada zafer kazandılar. Ve Diyogir'de bir mescid inşa ederek buraya Devletabad adım verdiler. Kutbüddin'in askerleri sonra Kirala üzerine yürüdü. Burada büyük ganimetler ele geçirdi-ler.Daha sonra da Bonbay taraflarına Varangal'a doğru yürüdüler. Bura halkı ödemeyi kabul ettikleri belli bir miktar vergi karşılığında barış yaptılar. Kutbüddin Mübarek Şah bu savaş dolayısıyla devlet merkezinden ayrılınca devletin ileri gelenleri onu devirmek ve yerine kardeşinin oğlu Hızır'ı başa geçirmek üzere aralarında anlaştılar. Hızır ise bu sırada henüz on yaşını bile doldurmamış bir delikanlıydı. Kutbüddin bu komployu haber alınca çocuğu öl­dürdü. Aynı zamanda onun zindanda bulunan babasını ve amca­larını da adam göndererek öldürttü.[10]

 

5- Nasıruddin Hüsrev Han

 

Nasıruddin Hüsrev Han hükümdar Kutbüddin Mübarek Şah'ın en büyük devlet adamlarından biriydi. Kutbüddin kardeş­lerini ve yeğenini öldürünce Hüsrev Han da kendi canından kork­maya başladı. Onun için Kutbüddin henüz başına bir iş getirme­den o Kutbüddin'in sonunu getirmek için hazırlıklar yaptı.Ve ni­hayet hicri 720 yılında kurduğu bir komplo ile Kutbüddin'i öldür­dü. Ve devlet idaresini eline geçirdi. Hüsrev Han Hindulara karşı sempati besliyordu. Bu yüzden müslümanlar ondan nefret ediyor ve kendisinden kurtulmayı temenni ediyorlardı. Hüsrev Han tah­ta oturunca Sind'de bulunan Tuğluk hariç bütün devletin ileri ge­lenleri ona beyatte bulundular. Ancak Tuğluk onların aksine Hüs­rev Han'a karşı olduğunu ilan ederek üzerine yürüdü. Ve onu öl­dürdü. Dolayısıyla Hüsrev Han'ın hükümdarlığı dört aydan fazla sürmemiş oldu.[11]

 

Tuğlukoğulları Hanedanı

(Hicri: 720-815)

 

Bu sülale hicri 720-815 yıları arasında doksan beş yıl hükmet­ti. Ve bu aileden sekiz hükümdar iş başına geldi. Sırayla şunlardır:[12]

 

1- Gıyasüddîn Tuğluk Şah

 

Gıyasüddin Tuğluk Alaüddin Halaci zamanında Sind memle­ketlerine geldi. O sıralarda Sind emiri, hükümdar Alaüddin'in kar­deşi Halacoğlu Adlu Han'dı. Gıyasüddin Adlu Han'a yakınlık ka­zandı. Ve onun hizmetinde bulundu. Emir Adlu Han da onu ken­dine yaklaştırarak süvari birliklerinin komutanı yaptı. Nitekim Gı­yasüddin Tuğluk Tatarlara karşı girişilen savaşta büyük bir kahra­manlık örneği verdi. Tam yirmi dokuz olayda onlara karşı cansipe­rane çarpıştı. Bunun üzerine Adlu Han ona gazi unvanını verdi. Ayrıca Gıyasüddin, şehirlerden birinin de valiliğini üstlendi. Oğlu­nu da emrindeki süvarilere komutan yaptı.

Kutbüddin öldürülüp Hüsrev Han başa geçince, onu aynı şe­kilde Sind bölgesi süvari birliklerinin komutanı olarak görevde bı­raktı. Ancak Gıyasüddin Tuğluk, Hüsrev Han'ın bu tayinine aldır­madan ona karşı olduğunu ilan ederek Multan kentinin emiri Keşlu Han'm da yardımından-iştifade etti. HüsrevHanTuğluk'un baş kaldırdığını öğrenince kardeşinin komutasında üzerine bir kuvvet gönderdi. Fakat bu kuvvet Tuğluk ile Keşlu'nun birlikleri karşısın­da yenilgiye uğradılar. Tuğluk ile Keşlu ise Dehli üzerine yürüye­rek şehre girdiler. Bu sebeple Hüsrev Han buradan kaçtı. Böylece Tuğluk devletin idaresini ele geçirdi. Ve Keşlu Han'la herhangi bir anlaşmazlığa da düşmedi. Bilakis onlardan her biri diğerine önce­lik tanımaya çalışıyor, birbirlerine saygı gösteriyorlardı.

Dehli Sultanı Gıyasüddin Tuğluk Şah, kardeşlerini öldüren Bengal melikine karşı savaş açtı. Gıyasüddin'in diğer kardeşleri kurtulmayı başarmış, Dehli'ye kaçarak Dehli Sultanı olan birader­lerinden yardım istemişlerdi. Bu istek üzerine Gıyasüddin Tuğluk Bengal melikinin üzerine yürüyerek onu esir aldı. Ve Dehli'ye ge­tirdi. Hicri 725'de de Gıyasüddin Tuğluk Şah'ırı oğlu Muhammed Bin El-Haşeb tarafından inşa edilen köşkü, üzerine çöktü. Enkaz altında kalan Gıyasüddin Tuğluk Şah öldü.[13]

 

2- Tuğluk Şahtn Oğlu Muhammed Şah

 

Daha önceleri adı Cune idi. Sonra Muhammed adını aldı .Ve Ebul Mücahid künyesini takınarak yirmi yedi yıl tahtta kaldı. Kan dökücüydü. Fakat alçak gönüllü, cesur ve hayırseverdi. Namazı terk edenlere karşı şiddetli ceza uygular, namazı bırakanları öldü­rürdü. Kirala'yı fethetti. Çin üzerine de bir ordu gönderdi. Fakat bu ordunun fertleri Himalaya dağlarında kırılıp öldüler. Muhammed Şah'in kendisi de hicri 752'de öldü.[14]

 

3- Feyruz Şah Bin Recep Ebulmuzaffer

 

Muhammed Şah ölünce devletin ileri gelenleri Sind'de bulu­nan onun amcazadesi Feyruz Şah'ı iş başına getirmeyi istediler. Feyruz Şah da Dehli'ye geldi. Başına buyruk idareyi eline aldı. An­cak Feyruz Şah sultanların en hayırlılarından ve ıslahatçıların en büyüklerinden idi. Camiler, medreseler ve hastaneler inşa etti. Ka­leler yaptırdı. Feyruz Şah'm inşa ettirdiği camilerden biri de Deh-li'deki Mescid-i Kebir'dir. Keza, onun yaptırdığı medreselerden bi­ri de Feyruz Şahiye Medresesidir. Aynı zamanda Feyruzabad ve Kanbur kentlerini de o kurmuştur. Feyruz Şah'm sultanlığı hicri 790 yılma kadar sürdü.[15]

 

4- Feyruz Şah Oğlu, Fatih Oğlu Tuğluk Şah

 

Tuğluk Şah dedesinin vasiyetine binaen ve onun vefatından sonra hicri 790 yılında iş başına geldi. Devlet yetkilileriyle ileri ge­lenler de bu vasiyeti onaylamışlardı.

Tuğluk Şah, kendine Gıyasüddin unvanını verdi. Amcası Mu­hammed Şah'la arası bozuldu. Ancak onu yendi. Sonra kardeşinin oğlu Feyruz oğlu Fetih Han oğlu, Zafer oğlu Ebubekir ondan kork­maya başladı. Ve amcası Tuğluk'u Öldürmek üzere devlet yetkilile­riyle anlaştı. Nitekim planladığı komployu da hicri 791 yılında uy­guladı.[16]

 

5- Ebubekir Şah

 

Amcası Tuğluk Şah'ın öldürülmesinden sonra iş başına geldi. Kötü huylu bir hükümdardı. Bu yüzden halk ondan nefret etti. Halk Muhammed Şah'ı istiyordu. Bu sebeple Muhammed Şah Dehli'ye doğru yönelirken Ebubekir'de onun üzerine yürüdü. Ni­tekim iki kez de onu yendi. Ebubekir, Muhammed Şah'm kuvvet­lerine karşı durabilmek için Dehli kentinin otuz iki kilometre ka­dar dışına çıkmış bulunuyordu. Ancak Muhammed Şah ikinci bir güzergahı izleyerek şehre girdi. Bunun üzerine Ebubekr hızla şeh­re döndü. Muhammed Şah kaçarak şehri terketti. Fakat devletin ileri gelenleri Ebubekr'den nefret ettikleri için durum pek değiş­medi. Nitekim bu yetkililer tekrar Muhammed Şah'ı istediler. Bu ısrarlı istek üzerine Muhammed Şah da döndü. Ve Dehli'ye girip tahta oturmayı başardı. Aynı zamanda Ebubekr'le çarpışarak onu da ele geçirip zindana attı. Ebubekir hicri 793 yılma kadar da ka­lede mahpus kaldı.[17]

 

6- Muhammed Şah

 

Muhammed Şah'm saltanat dönemi pek uzun sürmedi. Çün­kü hicri 796'da öldü. Bu da onun üç yıl süreyle hükmettiği demek oluyor.[18]

 

7- Alaüddin İskender Şah

 

Alaüddin İskender Şah babasının vasiyeti üzerine idareyi üst­lendi. Esas adı Hümayun Han'dır. (Alaüddin İskender Şah, adını) unvan olarak aldı. Başta sadece bir buçuk ay kadar kaldı.[19]

 

8- Mahmud Şah

 

Alaüddin İskender Şah ölünce devletin ileri gelenleri onun kardeşi Mahmud'un yerine oturtmak üzere aralarında anlaştılar. Ancak çok geçmeden devlet adamlarına boyun eğdi. Onların ve vezirlerin elinde bir oyuncak haline geldi. Amirler de devlet yöne­timini üstlenmek üzere Fetih Han oğlu Nusret Han'ı davet ettiler. Bu yüzden de iki taraf arasında savaşlar patlak verdi.Bu savaşlar da bazen bu taraf üstünlük kazanıyor, sonra yeniliyordu. Bazen de öbür taraf diğerinin akıbetine uğruyordu. Bir müddet geçiyor. Bi­rinci taraf idareyi ele geçiriyor, ikinci ise kaçıyordu.

Bu durum Timurlenk, hicri 12 Muharrem 801 tarihinde gelip Hindistan'a girinceye, Sind ve Pencap'i alıncaya kadar da devam etti. Timurlenk sonra Dehli üzerine yürüyerek 16 Cemazielahir günü şehre girdi. Bunun üzerine Muhammed Şah Dehli'den çıka­rak Gucerat'a gitti. Timurlenk'se Dehli'de on beş gün kaldıktan sonra Pencap'a döndü. Oradan da Horasan'a gitti. Devlet adamla­rı bu boşluktan yararlanarak Hindistan'da bağımsızlıklarını ilan ettiler. Mahmud Şah da kendi idare merkezine döndü. Elinde Dehli ve Pencap'tan başka bir yer kalmamıştı. Nihayet Mahmud Şah hicri 815 yılında öldü. Ve onun ölümüyle birlikte Tuğlukoğul-ları hanedanı da son bulmuş oldu.[20]

 

Hızıroğulları Hanedanı

(Hicri: 815-855)

 

Bu sülale hicri 815-855 yılları arasında kırk yıl süreyle Dehli'de hüküm sürdüler. Bu süre içerisinde Hızıroğulları hanedanından dört hükümdar iş başına geldi.[21]

 

1-Hızır Han

 

Hızır Han Süleyman oğlu Şerefuddin'in oğludur. Dedesi Sü­leyman Multan valilerinden Merdan'ın hizmetinde bulunuyordu. Merdan ölünce yerine oğlu Melik Şeyh geçti. O da Süleyman'ı öl­meden önce bu şehri idare etmek üzere kendisine veliaht seçmiş­ti. Dolayısıyla şehrin idaresi zamanla işte bu Feyruz Şah dönemin­de Süleyman'ın torunu Hızır'ın eline geçmiş oldu. Timurlenk hic­ri 801 yılında Hindistan'a girince Hızır ona yaklaşmaya, sempati­sini kazanmaya çalıştı. Bu sayede de Hızır'ın otoritesi güçlendi. Mahmud Şah onu ortadan kaldırmak istediyse de buna güç yeti-remedi. Bilhassa bu Mahmud Şah'ın durumu Tinıurlenk'in Hin­distan'ı işgalinden sonra zayıflamış bulunuyordu. Ayrıca Nusret Han da onunla çekişme içindeydi. Dolayısıyla Mahmud Şah hicri 815 tarihinde ölünce Hızır Han Dehli'ye girerek saltanat tahtına kuruldu. Ve hicri 824 tarihine kadar da hüküm sürd[22]

 

2- Mübarek Şah

 

Hızır Han ölünce devlet ileri gelenleri onun yerine oğlu Müba­rek Şah'ı oturtmak üzere aralarında anlaştılar. Nitekim Mübarek Şah hükümdarların en hayırlılarından biriydi. Adil, merhametli ve cömert bir şahsiyetti. Hicri 837 yılında öldürüldü. Onüç yıl kadar devleti idare etti. Namaza hazırlandığı bir sırada bir grup kafirin suikastine uğrayarak şehîd edildi.[23]

 

3- Muhammed Şah

 

Mübarek Şah öldürülünce kardeşi Ferid'in oğlu Muhammed Şah bunu fırsat bilerek, -amcası vasiyet etmekle beraber- saltana­tı ele geçirdi. Ve ülkeyi on dört yıl idare etti. Ancak bütün bu süre­yi savaşlarla geçirdi. Hicri 847 yılında da Öldü.[24]

 

4-Alaüddin Şah

 

Muhammed Şah yerine oğlu Alaüddin'in geçmesini vasiyet et­mişti. Başa geçen Alaüddin'e karşı devlet ileri gelenlerinin büyük­lerinden Dibalbor Valisi ayaklandı. Alaüddin Bedayon'a çıkınca Dibalbor Valisi Ludlu Behlül Dehli'ye girdi. Hazineleri ele geçirdt. Ve saraylara hakim oldu. Halk da ona bey'atte bulundular. Behlül, Dehli'de kendi yerine bir naib bırakarak Dibalbor'a döndü. Ve Ala-üddin'le temas kurmaya başlayarak Bidayon'da elinin altında bu­lunan toprakların bağımsızlığına Alaüddin'i ikna ederek devletin başından çekildi. Alaüddin ise öldüğü 855 tarihine kadar mevkiin­de kaldı. Ancak ondan sonra Behlül gelip Dehli'ye girdi.[25]

 

Ludlular Hanedanı

(Hicri: 855-932}

 

Bu aile de, hicri 855-923 yılları arasında yetmiş yedi yıl kadar hükmetti. Bu süre içerisinde aileden üç hükümdar iş başına geldi. Teymurilerden Zahirüddin Muhammed Babür'ün Hindistan'a girmesiyle de son buldular. Muhammed Babür, Hindistan'da hük­metmeye başlayan Teymuriye hanedanım burada kurdu. Ludo-ğulları sülalesine mensup üç hükümdar şunlardır:[26]

 

1-Behlül Bin Kala

 

Hızır oğullarından Muhammed Şah'm döneminden beri Beh-lul, devletin büyük amirlerinden biriydi. Muhammed Şah onu Di­balbor Valiliğine tayin etmişti. Ancak Behlül hükümdara karşı gel­di. Ne varki ona yenildi. Ardından da emirliğinin merkezi olan Di­balbor'a döndü. Dehli devletinin idaresi Muhammed Şah'm oğlu Alaüddin'e geçip devletin de çökmekte olduğunu görünce idareye baş kaldırdı. Halk da onu sevdi. Bunun'üzerine Behlül Dehli'ye yürüdü. Ve gelip kraliyet sarayında hicri 855 yılında oturdu. Bu olay Alaüddin'in ölümünden sonra cereyan etti. Behlül Dehli dev­letinin başında hicri 855 yılından 894'e kadar otuz sekiz sene kal­dı. Lud oğullarından Kala oğlu Behlül adil, faziletli ve hayırsever bir hükümdardı.[27]

 

2- Behlül Oğlu Nîzam Han

 

Nizam Han babasının ölümünden sonra idareyi üstlendi.Ve kendine İskender lakabını verdi. O da babası gibi hayırsever bir zattı. Medreseler ve mescitler inşa ettirdi. Ağır vergileri kaldırdı Hinduları Farsça öğrenmeye mecbur etti. Aynı zamanda Hint ilim­lerinin Farsçaya tercüme edilmesini emretti. Ve hicri 923 yılında da öldü.[28]

 

3- Nizam Han Oğlu İbrahim

 

İbrahim babasının ölümünden sonra başa geçti. Bütün halk bunu onayladı. Ancak devlet idaresini teslim aldıktan sonra baba­sının tayin etmiş bulunduğu devlet adamlarına karşı zorbalık yap­maya başladı. Onlarsa birtaraftan hükümdar İbrahim'e saygı gös­terisinde bulunmaya çalışırlarken diğer taraftan da Kabil'de bulu­nan Timuriye hanedanından Babür Şah'la temas kurup Dehli'ye gelmesi ve devletin idaresini ele geçirmesi için ondan istekte bu­lunuyorlardı.

Bu istek üzerine Babür Şah gelerek güzergahı üzerinde bulu­nan kaleleri ele geçirdi. Ve valilere karşı üstünlük elde etti. Ondan sonra da yüz bin kişilik bir ordunun başında kendisine karşı çıka-nîbrahim'le yüzyüze geldi. Halbuki Babür Şah'ın komutasında on beş bin kişiden başka asker yoktu. Ne çare ki İbrahim'in askerleri kaçtılar. Tatar ordusu ise direndi. İbrahim, ordusu tarafından yal­nız bırakılınca hicri 932 yılında cereyan eden bu olay esnasında savaş alanında öldürüldü.[29]



[1] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/239-244.

[2] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/244-246.

[3] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/247.

[4] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/247-248.

[5] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/248.

[6] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/249.

[7] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/249.

[8] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/249-251.

[9] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/251.

[10] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/251-252.

[11] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/252.

[12] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/253.

[13] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/253-254.

[14] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/254.

[15] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/254-255.

[16] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/255.

[17] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/255.

[18] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/256.

[19] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/256.

[20] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/256.

[21] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/257.

[22] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/257.

[23] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/258.

[24] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/258.

[25] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/258.

[26] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/259.

[27] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/259.

[28] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/260.

[29] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/260.