Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

111- BATI AFRİKA - Index Web - 0112 0112

111- BATI AFRİKA.. 2

Malı Krallığı4

Sangay Krallığı6

Toklur Krallığı7

Orta Afrika. 7

Batı Afrlka. 7

Avrupalı Hıristiyanlar8


111- BATI AFRİKA

 

İslam dini, îslam devletinin kurulmuş bulunduğu daha ilk dö­nemlerde Afrika sahrasında yayılmıştı. Hicretin kırk birinci yılında Amr Bin El-As'ın Mısır'a ikinci kez vali olduğu dönemde ünlü ko­mutan Ukba Bin Amir' [1] bir ordunun başında harekete geçmiş ve (bugün Libya'nın Cezayir sınırlarına yakın bir vilayeti olan) Goda-mes'e kadar ulaşarak burayı ve Veddan'ı fethetmişti. İbni Uzarinin ifadesine göre komutan Ukba Bin Amir, eski Gana' [2] kentine kadar dahi ulaşmış ve burada bir mescit yapmıştır.

Bin Amir'den sonra Ukba Bin Nafi [3] o dönemde sahra smırlarina kadar ulaşarak kabilelerin Mağrıb topraklarıyla Sudan arasın­da göçüp kondukları batı Sudan'a İslam dininin girebilmesi için yol açtı. Bu fetihler hicretin altmışıncı yılma rastlar.

Emir ve komuta hicri 79'da Musa Bin Nusayr'm [4] eline geçin­ce vadi Der'aya kadar Sus topraklarının en uçi [5] noktalarına ve Uk-ba Bin Nafi'nin vaktiyle varmış bulunduğu yerlere ulaştı.

Ukba Bin Nafi'nin öldürülmesinden sonra İslam dininden dönmüş bulunan kabileleri yeniden İslama girmeye mecbur etti. Musa Berberileri kendine yaklaştırdı. Kendini onlara sevdirdi. Ve onlara görevler verdi. Berberileri Araplarla birlikte ülkenin yöneti­minde ortak yaptı. Bunlar da teşvik görerek İslama ısındılar.

Daha sonra Mağrıb topraklarında yayılmış bulunan Mülsemin kabileleri de Musa Bin Nusayr'la temas kurdular. Musa onları İsla­ma davet etti. Nitekim bu kabileler îslam dinine rağbetle girdiler. Musa da Ağmad [6] kentinde mescitler inşa etti.

Bu Mülsemin kabilelerinin büyük Sahrada göçüp kondukları topraklar batı Mağrıbtan kuzeybatı Sudan hudutlarına kadar uzanmaktaydı.

Musa'nın halefleri (yani ondan sonra yönetimin başına geçen­ler) Musa'nın uyguladığı isabetli yönetim şeklini ondan sonra da devam ettirdiler. Bunların bu siyasetle ifa ettikleri en büyük hiz­met ise Berberiler arasında yaptıkları İslama çağrı faaliyeti oldu.

Nitekim halife Ömer Bin Abdülaziz'in Afrika valisi olan İsma­il Bin Abdullah Bin Ebul Muhacir [7] bu konuda büyük hizmetler yaptı. Öyle ki onun zamanında bu bölgede müslüman olmayan bir tek kişi kalmadı. Aynı zamanda Ömer Bin Abdülaziz Tabiiler [8]

kuşağından bir gurubu da bu bölgeye gönderdi. Bu müstesna şah­siyetler bölgeye yayılarak halkı İslama çağırıyor ve onları dinleri konusunda aydınlatmaya çalışıyorlardı.

Emevilerin Sudan'ı fethetmek ve buralarda îslamı yaymak maksadıyla hicri 102 yılında yani Yezid Bin Abdülmelik Bin Mervan zamanında Afrikanm içlerine bir ordu bile gönderdikleri söy­lenmektedir.

Ondan sonra Abdurrahman Bin Habib El-Fehri [9] buralar onun otoritesine boyun eğdikten sonra hicri 140 yıllarında Afrika vahalanyla batı Mağrıb Sahrasındaki Odgaşt [10] kenti arasında bir çok kuyular (su kuyuları) kazdırdı. Onun bu projesi sayesindedir ki ordusu o büyük Sahrayı geçip İslam dinini bu bölgede göçüp ko­nan kabileler arasında yaymayı başarabildi.

Aynı zamanda Abdurrahman'm ıslah ettiği gerek bu yollar ge­rekse eski Sahil güzergahı sayesinde bu kabileler. Afrika'nın batısı­na doğru daha rahat hareket ettiler ve intikal imkanına kavuştular. Böylece İslam inancını ve ticareti birlikte buralara taşıdılar.

Hicri 169 yılında Mekke yakınlarında cereyan eden Fakh Sava-şı'ndan sonra eşraftan (Hz. Hasan'in veya Hüseyin'in soyundan gelen şahsiyetlerden) bazı kimseler Afrika'ya kaçmışlardı. Bu ze­vat arasında İdris Bin Abdullah'a [11] Mağrib'a ulaşmış ve hicri 172 yılında burada bir devlet kurmayı başarmıştı. Bu devlet İslam di­nini yaymak amacıyla halkın dikkkatini cihad üzerinde topladı. Devletin başındaki İdrisiler hanedanının siyasi nüfuzu Mağnb topraklarını batı Sudan'dan ayıran Sahraya kadar yayıldı. Mülse-min Kabilesinin diyarı da bu suretle İdrisilerin topraklarına katıla­rak onların ülkesinin bir parçası haline geldi. Bu etkiyle Sanhoca kabilesinde İslam'a yönelik olan eğilim daha da artmaya başladı. Bundan da büyük Sanhoca kabilesinin çeşitli boyları arasında ve Lamtuna boyunun liderliğinde bir birlik oluştu. İdrisilerin ve ku­zeyde bulunan Zinnata ve Masmuda kabilesinden olan halefleri­nin sahip oldukları kuvvet sayesinde bu birlik güneye doğru yayıl­maya başladı. Ve Odgaşt kentine de hakim oldu. Burayı kendine merkez yaptı. 306'da ise bu birlik çözülmeye başladı. Bu yüzden Gana, kaybettiği Odgaşt kentini tekrar geri aldı. Ancak bu birlik ikinci defa yeniden gerçekleşerek hicri 350 yılında Odgaşt'ı bir kez daha aldılar. İşte Mülsemin kabileleri ile müslümanlar ve Sudan halkı arasındaki bu temaslar sayesinde İslam dininin zenciler ara­sında da yayılması kolaylaştı.

İdris Bin Abdullah Mağrib'a ulaştığı sıralarda eşraftan- [12] biri de Gana'ya varmış bulunuyordu. Anlaşıldığı kadarıyla bu zat Fakh Savaşi'nda sağ kurtulanlardan biriydi. O da İdris kadar buralardasıcak karşılandı. Bu şerifin adı Salih'ti. Salih, daha sonra Gana im­paratorluğunun başkenti olan Kumisalih kentini inşa etti.

Musa Bin Ebil Afiye [13] Gana İmparatorluğunun ordusunu ye­nerek hicri 319 ve 320 yıllarında bu devleti vergiye bağladı. Musa, bu yıllık vergiyi Kumisalih kentinden alıyordu. Fakat devleti orta­dan kalktıktan ve Fatımiler onu hakimiyetleri altına aldıktan son­ra siyasi nüfuzu da yok oldu.

Daha sonraları Sanhoçalılar, Sahfa'nm ortasında Kukya'da bir devlet kurdular. İslamm yayılmasında bu devletin büyük etkisi ol­du. Özellikle Ebu Yezid Mukhaled Bin Kidadil [14] hicri 332 de Patimi-lere karşı giriştiği ayaklanmadan sonra onları yenerek nüfuzu Sah­ra ortalarına kadar yayılınca bu gelişme Afrikada îslamm yayılma­sına yardımcı oldu.

Afrikada İslam dini öyle yayıldı ki Gana krallarından birinin de bu etkiyle İslama girdiği ve gerek ülkesinde yaşayan gerekse civar krallık ve prenslikler d eki putperestlerle dahi mücadele ettiği söy­lenmektedir.

Fakat Takrur Kralının hicri 432'de îslamı kabul ettiği kesindir. Bu suretle başkentin yanısıra müslümanlarm bir kenti daha olmuş oldu. Ya da başkentin yarısı müslümanlara aitti. İçinde, müslü­manlar namaz kılsınlar diye kral, kentinde bir de cami inşa etti. Bu kralın, aynı zamanda vezirlerinden bir grubu da müslüman idiler.

Sonra Murabıtlar Devleti kuruldu ve 446'da Odgaşt'ı Gana'dan almayı başardılar. Odgaşt'ı fethettikteleri sırada, Yahya Bin İbra­him El-Cüdali meydan savaşında öldürülünce onun yerine Mura-bıtlarm liderliğini Lamtuna Kabilesinin şeyhi Ebubekir Bin Ömer üstlendi. Amcazadesi Yusuf Bin Taşfin'le arası bozuldu. Yusuf ku­zeye doğru sefere çıkarak Endülüste müslümanlarm yardımına koştu. Ebu Bekr de güneye doğru hareket ederek îslamı zenci ka­bileler arasında yaymaya çalıştı. Bu aşama, Afrika'da, özellikle Se-negal'de İslama giriş hareketleriyle geçti. Nitekim 469'da Folani Kabilesinin tümü müslüman oldular.

Sonra Murabıtların şeyhi Lamtunah Ebubekir Bin Ömer hicri 480 yılında öldü. Ondan sonra da zayıflamaya başladılar. Bunun üzerine Eski Gana liderleri bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunlar So-nenki kabilesine mensup idiler. Sonra direkt olarak Abbasi Devle­tine bağlı olduklarını açıkladılar. Ve İslamı yaymak için kollan sı­vadılar. Bu nedenle "Sonenki" kelimesi Afrikada "misyoner, teb-liğci" kelimeleriyle eş anlamlı bir ifade kazandı. Hükümdarlar va­tandaşlarını "amarae [15] giymeye mecbur ettiler. Nihayet bir za­manlar da Hz. Hasan'm soyundan geldiklerini ileri sürmeye başla­dılar. Sonra kıtlık yılları geldi. Bu yüzden yerleşik halktan ve kabi­lelerden bir çok kimseler yağmurların daha bol düştüğü güneye doğru göç etmeye başladılar. Bu da Kumisalih'in, en önemli kenti olduğu bölgeden ya da merkezi olduğu Gana ülkesinden bir çok insanın çıkıp buraları terketmesine, bölgede ticaretin gerilemesi­ne sebep oldu.

Gana'nın güneyine düştüğü için Susa kabilesi ise bu gelişme­lerin bir sonucu olarak bu sıralarda güçlenmeye başladı.

Folani kabilelerinden bir topluluk Takrur topraklarından gö­çerek, doğu yönüne doğru yön tutup nihayet Kanyağa bölgesinde yerleştiler. Ve buraya hükmeden bir hanedan kurdular. Bu sülaleSusu halkını nüfuz ve egemenliği altına aldı. Burası Susu Krallığı olarak tanındı. Gana Devleti zayıflayınca Susu hükümdarları bu­raya göz dikmeye başladılar. Aslında Susulular Ganadan koparak , 469'da Murabıtlar buraya gireli beri bağımsız olmuşlardı. Susu hü­kümdarları Gana üzerine saldırmaya başladılar. Ve hicri 600 yılın­da buraya girmeyi başardılar. Susu kralları bundan sonra da Kam-kaba bölgesinde bulunan Manding Devletinin üzerine bu kez hü­cumların yöneltmeye başladılar. Nihayet 628'de burada da ege­menlik kurdular Susu Kralı Sumangam, Manding Kralı Famgan'ı ve (en küçükleri hariç) bütün çocuklarım öldürdü. Bu çocuğu ise, hem yaşça çok küçük, hem de hasta olduğu için öldürmemişti. Çocuğun adı Sendiyata idi. Ya da daha sonraları Mari Çata adıyla tanındı. Ancak aradan beş yıl bile geçmeden bu küçük çocuk güç­lü bir ordu kurarak bu ordunun başında Susulara karşı savaştı. An­laşılan, ailesinin uğradığı katliam Mari Cata'mn içindeki azmi kat kat arttırmıştı.

Nitekim hicri 633'te Susulara karşı giriştiği bir ölüm kalım sa­vaşında zafer kazandı. Susu Kralı ise öldü. Ve ülkesi de kendisin­den sonra darmadağın oldu. Bunun üzerine Mari Çata hicri 638'de Susuların başkentine girerek, şehirde henüz ayakta ne kalmışsa onu da yerle bir etti. Ve Mali adı altında burada bir devlet kurdu.

Mağrib hükümdarları olan Muvahhidlere gelince bu sıralarda Batı Sudan topraklan üzerinde bunların pek siyasi emelleri yoktu. Aynı zamanda İslamı yaymak konusunda da aktif değillerdi. Bu­nunla beraber kuzeyden güneye doğru meydana gelen kabile göç­lerinin bir sonucu olarak İslam dini yerli halk arasında yayıldı. Bu cümleden olarak Abdülvahid Er-Reşid (630- 640) döneminde dev­rimcilerden biri kaçıp Beni Maakil Kabilesine katıldı. Ve Batı Su­dan'ın içlerine doğru daldı. Beraberinde yandaşlarından bir grup da vardı. Daha önceleri Beni Maakil kabilesi mekanından göç et­miş, Beni Hilal kabilesiyle birlikte Mağrıb'a intikal etmiş olan Araplard andır.

Bu kabilenin bir kolu olan Beni Hassan, Senegal nehri yakın­larında yerleştiler. Günümüzde bu bölgede yerleşik bulunan Te-rarza Kabilesi de işte bu Hassanoğullanmn bir koludur.[16]

 

Malı Krallığı

 

Mali eski bir devlettir. Daha önceleri Gana Krallığının egemen­liği altında bulunuyordu. Sonra zamanla kalkınmaya ve bu devle­tin gölgesi altında genişlemeye başladı. Nihayet Ganadan koparak bağımsız oldu. Mali Krallığının başına bir çok sülaleler geçmişler­dir. Bunlardan bir tanesi Teravri bir diğeri ise Susular tarafından ortadan kaldırılan Kita hanedanıdır. Ancak varlıklarına son verilen Kita Hanedanını daha sonraları babası ve on bir kardeşiyle birlik­te iken son anda öldürülmekten kurtulan Mari Çata tarafından tekrar ihya edildi. Bu ülke hicri 639-894 yılları arasında Batı Sudan bölgesindeki İslam ülkelerinin en büyüklerin d en di. Bu ülkenin topraklan doğuda Borno mevkiinden batıda Atlas Okyanusuna kuzeyde Berber Dağlarından güneyde ise Afrikanm Kesif Orman­larına kadar dayanıyordu. Bu yeni ülkenin sınırları bugünkü Mori­tanya, Senegal, Gambiya , Gine, Mali, Fildişi Sahili, Liberya ve Si-raliyan ülkelerinin hepsini kapsamaktaydı.

Ülkeyi yöneten bu Kita hanedanının atası hicri 597'den 615'e kadar yönetimin başında kalan Musa Digyo idi. Musa Digyo Ba­mako'nun güneyinde Nijer Nehrinin kıyısı üzerinde bulunan Garip [17] Kentini kendine merkez edinmişti. Bu zat bütün hayatım ha­yırlı işler yapmakla ve takva içerisinde geçirdi. Arapça yazılmış, ta­rih kitaplarında bu zatın adı Bumendana olarak geçer.

Bazı tarihçiler bu şahsın Mali Kralları arasında İslama ilk giren olduğunu kaydetmektedirler. Fakat İbnü Haldun bu zatın hane­dan arasında ilk müslüman değil, ancak ilk hacca giden olduğunu yazmaktadır.

Musa Digyo'nun yerine oğlu Nari Famgan geçti. Ve hicri 628'e kadar başta kaldı. Nari Famgan İslamm yayılması-gerek kendi mil­leti arasında ve özellikle Bambiyar kabileleri arasmda-îslama çağ­rı faaliyetlerinin yapılması için çabalar harcadı. Sanhaca ve Susu kabileleriyle savaştı. Hayatının sonlarına doğru ise Susulular NariFamgan'ın ülkesine saldırarak aralarından oğlu Mari Çata hariç onu ve bütün oğullarını öldürdüler. Bu suretle de devleti ortadan kalkmış oldu.

Mari Çata yeniden silkinerek ve kendini babası Nari Fam-gan'ın varisi sayarak Susulara karşı direndi. Onları hicri 633 yılın­da yenerek 638'de de Gana topraklarını ülkesine kattı. Ve Kumisa-lih kentini yıkarak başşehrini de Kancaba bölgesinde bulunan Ga-rip'ten bu kentin doğusuna düşen  [18] adıyla ünlendi. Daha sonraları ise Manding Devletinin bir sembolü olarak tüccarların akın ettiği ve yerleştiği önemli bir ticaret merkezi haline geldi. Bu ülke halkının çoğunu Sirakolih kabileleri oluşturuyordu. Emir, yasak bu kabilelerin için­de ilim ehline aitti. Yani emir ve yasakları alimler kordu. Hicri 638'den sonra artık Mari Çata savaş işlerine katılmıyordu. Sadece onun orduları bugünkü Nijerya'nın kuzeyinde bulunan Havsa Emirliklerine ve Atlas Okyanusu sahillerine ulaşıyor, oradan da güneyde Kesif Afrika Ormanlarına dayanıyor, kuzeyde ise Sahra­nın içlerine kadar dalıyorlardı. Mari Çata hicri 653'te Öldü.

Babası, Mari Cata'dan sonra yerine oğlu Mensi Ali geçti. Ülke­sinin en büyük krallarından biridir. Mensi, İslamı çok seven, titiz bir dindarlıkla ve hayırlı işler yapan bir şahsiyet olarak tanınırdı. Hicri 658'de hac farizasını yerine getirdi. Aynı zamanda Bambok ve Ankarah'ı topraklarına kattı. Ve genç Sangay ülkesini de nüfuzu altına alarak egemenliğini kabul etmeye zorlanması için bu ülke­den bazı rehineler aldı ve Mensi Ali hicri 669'da öldü. Yerine ise kardeşi ve aynı zamanda adaşı olan II. Mensi Ali geçti. Bu II. Men­si Ali döneminde ülkesi bazı bunalımlara ve çalkantılara sahne ol­du. Bu durum hicri 707'ye kadar devam etti. Bu bunalım döne­minde idarenin başına geçen bir kaç hükümdar vardır ki adları şöyledir:

1- Ali Mensinin kardeşi Ali Mensi (669-673)

2- Bir diğer kardeşi olan Halife Ali (673-674)

3- Mari Cata'nm kız tarafından bir torunu olan Ebubekir (674-684)

4- Ebubekr'in hizmetinde bulunmuş Sarguh adındaki bir sa­ray görevlisi. Bu adam hicri 700 yılma kadar devletin idaresine el koydu. Murabıtlarla dost olan ya da en azından uzun müddetten beri ortadan kalktıkları halde onlar adına bir tutum izleyen Takrur ülkesine karşı savaş açtı. Aynı zamanda Ebu Sarguh Ankarah'a putperest Misina ülkesine ve Sangay'm başkenti Gava savaşlar aç­tı. Sarguh'un zamanında ticaret genişledi. Sarguh 700 tarihinde hacca gitti. Habeşistan ve Sudan üzerinden dönerken Kızıldeniz Sahilinde, Dankallardan bir grup saldırarak onu öldürdüler.

5- Mensi Ku Mari Cata'nm oğludur. (700-705)

6- Muhammed Bin Mensi Ku (705-710)

7- Ebubekir (710-712)

Atlas Okyanusunun ötelerinde keşif yapmak niyetiyle denize açıldı. Ancak bir daha dönmedi. Ondan sonra da ülkede bir çok karışıklıklar çıktı. Ve bunun sonucu olarak devletin idaresi Mari catanm kızkardeşinin çocuklarına geçti. Bunların ilki bir önceki hükümdar Ebubekir'in oğlu Mensi Musa idi. Bu da Mali Devleti­nin en büyük hükümdarlarından sayılır. Arapçayı güzel konuşur idi. Salih ve titiz bir dindar idi. Mısır ve Mağnb'la ilişkiler kurdu. Endülüs'ten kaçanlara ülkesinin kapılarını açtı. Onun döneminde devlet üstünlüğü ve kuvvetin zirvesine ulaştı. Ve genişleyebileceği en büyük bir alan üzerinde yayıldı. Hicri 738' de de öldü. Yerine ise oğlu I. Magan ya da başka bir isimle Mensi Magan geçerek hicri 742'ye kadar hüküm sürdü. Onun döneminde ülkede ayrılık ve ih­tilaflar kavgalar başgösterdi. Günümüzde Yukarı Volta olarak bili­nen Batanga bölgesinin yerleşik kabileleri saldırıya geçtiler. Bun­lar Tombekto'ya kadar ulaşarak burayı yaktılar ve bu civarda otu­ran Manding kabileleri de yok ettiler.

Birinci Magan'dan sonra devletin başına bu kez de Mensi Mu­sa'nın oğlu Süleyman geçti. Bu zat da takva ile ve dinde sahip olduğu geniş bilgileriyle tanınırdı. Her ne kadar Sangay'm merkezi olan Gav kentini geri alamadıysa da vaktiyle devletin elinden çık­mış bulunan toprakların büyük bir kısmını bu müddet içerisinde yeniden ele geçirmeyi başardı. Onun döneminde camiler ve mina­reler inşa edildi. Dışarıdan ülkeye fıkıh alimleri geldiler bu hü­kümdar Süleyman Bin Mensi hicri 752'de de hacca gitti.

Süleyman'dan sonra ülkenin idaresini oğlu Kanbeta üstlendi. Ancak dokuz ay geçmeden bu Kambeta öldü. Ondan sonra da ye­rine I. Magan'ın oğlu Mari Çata geçti. (762-776). Bu II. Mari Çata kötü huylu biriydi. Har vurup harman savururdu. Devlet hazine­sinde bulunan değerleri israfla harcadı. Bununla birlike Mısır ve Mağrıb sultanlanyla iyi geçinirdi. II. Mari Catadan sonra yerine Oğlu II. Musa geçti. Ahlak ve gidişat bakımından babasından da­ha iyiydi. Fakat onun da baş veziri kendisine danışmadan devleti başına buyruk idare ediyordu. Onu izole etmişti. Bu vezir, Sangay devletine karşı savaş açtı. Orduları Gav'a girmeden burayı geçtiler. Ancak II. Mari Çata kuzeyde Mülsemin kabileleriyle de savaşa gir­di ve hicri 789 da öldü.

II. Musa'dan sonra kardeşi II. Magan devletin başına geçti. Fa­kat çok sürmeden hicri 790 tarihinde bir iç karışıklık sırasında öl­dürüldü. Ondan sonra ise idareyi bu II. Musa'nın babalığı Sande-ki üstlendi. Hicri 793'te ölünceye kadar da başta kaldı. Onun döne­minde bir çok fitneler cereyan etti. Bunu da Kita hanedanından biri fırsat bilerek idareyi ele geçirdi. Bu hükümdarın adı Mah-mud'du. Daha sonra Mensi Magan admı takındı Mali Devleti bu tarihten sonra bir gerileme dönemine girdi. Bunun sebepleri de şu şekilde sıralanabilir:

1- Kralların kişiliksiz ve zayıf oluşları aralarında çekişmeleri

2- Kuzeydeki Tuvarek saldırılan. Nitekim Tuvarekler Tombek-ta'ya Velata'ya ve ülkenin kuzey bölgesinin büyük bir kısmına ha­kim oldular. Buraları ele geçirdiler.

3-  Folani ve Taranka kabilelerinin bugünkü Senegal sınırları üzerine düşen Bambak bölgesine saldırmaları.

4- Sangay'm Mali'den koparak hicri 8. yüzyılı ortalarında ve Mali'nin elinde bulunan Sangaylı rehinelerin kaçmalarından son­ra bağımsızlığını ilan etmesi bu kaçanlar arasında Ali Kolun ve Sü­leyman Nar da vardı. Sangay, daha sonraları Mali'yi istila etmeyi ve hicri 8. asrın sonlarına doğru nüfuzunu buralarda yaymayı ba­şardı.

5- Güneydeki putperest Muş kabilelerinin giriştiği saldırılar.

Sangay siyasi nüfuzunu Mali'nin üzerinde yaymaya başlayın­ca Mali bir zaman sonra Kancaba bölgesinde küçük bir emirlik olarak varlığını ancak koruyabilir bir durumda kaldı. Bu küçük devlet zaman zaman Sangay'a karşı direnmeye çalışıyor ve dış güçlerden yardım almaya da çalışıyordu. Nitekim hicri 886'da Os­manlılardan imdat istedi. Ve himayelerini talep etti. Aynı zamanda bu sıralarda sahiller üzerinde tutunmaya çalışan Portekizlilerden de yardım isteğinde bulundu. Nitekim Portekiz hicri 940-941 yıl­larında Petros Fernanda başkanlığında onlara bir sefaret heyeti de yolladı. Bu heyet Mali Emiri II. Mahrnud'a ulaştı. Nitekim bunun neticesi olarak Folani ve Tokarno kabileleri Falım nehrinin havza­sından çıkarıldılar. Aynı zamanda Portekiz Sangay'm siyasi nüfu­zundan da kurtulmak için Mali Emiri bu II. Mahmud'u hicri 940'da bu ülkeye karşı bir harekata girişmesi için cesaretlendirdi. Ancak yenilgiye uğradı. Ve Sangay onun bu harekatını tamamen bastırdı. Bu da bölgede fitne ve karışıklıkların devam etmesine yol açtı. Ta ki Mağrıb Krallığı Sangay devletine son verinceye kadar.

Bu siyasi karışıklıkların sürmekte olduğu dönemde Sangay Devletinin liderleri başlarına çöken kara bela ile uğraşırlarken Ma­li Sultanı II. Mahmud bu fırsattan yararlanarak bağımsızlığını ilan etti. Aynı zamanda Masna Sultanı Hamed Amine El-Falani de ba­ğımsızlığını ilan etti.[19]

 

Sangay Krallığı

 

Sangay toplumu günümüzde Nijerya'nın batısına ve Benin Devletinin kuzeyine düşen bölgede Nijer Nehrinin batısında yaşayan bir takım zenci kabilelerinden oluşuyordu. Bu kabileler Nijer Nehrini kullanarak kuzeye doğru göçtüler. Dolayısıyla bu hareket­le birlikte siyasi merkezleri de değişti. Böylece Sangayhların daha önceleri siyasi merkezleri Dandi kenti iken daha sonra Gogo oldu. Bir zaman sonra da Gav Kenti Sangay'm merkezi oldu. Bu Sangay-lılar günümüzde de Mali topraklan üzerinde aynı alanda ve Gav kenti dolaylarında oturmaktadırlar. Aynı zamanda bunların bir kısmı Nijerde Nehrin kıyılar boyunca ve Agadis kenti civarında ya­şarlar.

Vaktiyle Sangay Mali'nin egemenliği altına girmişti. Mali'ye karşı girişebileceği herhangi bir saldırıya karşı tedbir garantisi ola­rak bu devlete rehineler verdi. Bu suretle Mali'nin aynı zamanda Sangay üzerindeki siyasi egemenliği de teminat altına alınmış ol­du. Bu rehineler Sangay Kralı Zaya Sebi'niniki oğlu Ali Kolef ile Sü­leyman Nar idiler. Bunlar henüz çok küçük yaşta bulunuyorlardı. Bu konudaki antlaşma Mali Kralı Mensi Ali döneminde hicri 668'de yapıldı.

Bir müddet sonra bu iki rehine Mali'den kaçarak Gav kentine ulaşmayı ve bu şehirlerim Mali'nin buradaki temsilcilerinden kur­tarmayı ve yeni bir krallık kurmayı başardılar. Bu ülke yavaş yavaş çökmekte olan Mali'nin toprakları üzerinde genişlemeye ve yayıl­maya başladı. îlk hükümdar olarak bu yeni devletin idaresini Ali kolon üstlendi. Ancak dönemi uzun sürmedi. Çünkü yaşlıydı. Yeri­ne kardeşi Süleyman Nar geçti. Sonra Sangay Krallığı sadece sem­bolik olarak ve isimden ibaret olmak üzere tekrar Mali'ye bağlan­dı. Ancak bundan sonra Mali Krallığı yavaş yavaş zayıf düşmeye ve Doğu bölgeleri üzerindeki egemenliği gerilemeye başladı. Bu ge­lişme ise Sangayhların gittikçe güçlenmelerine yolaçtı.

Hicri 823 tarihinde Sangay Kralı Muhammed Doğu, Mali'yekarşı bir hamle düzenledi. Ve bu sayede Bumbara kabilelerine bo­yun eğdirdi. Ve otoritesini güçlü hale getirdi. Daha sonra da artık gerilemenin son raddelerine ulaşmış bulunan Mali'nin siyasi ege­menliğinden kurtulmayı da başardı. Nitekim Mali'nin sadece Kancaba bölgesi üzerinde hakimiyeti kalmış bulunuyordu.

Muhammed Doğu'dan sonra onun yerine hicri 869'da oğlu Mesna Ali geçti. Bu Mesna Ali Sangay Devletinin kurucusu sayılır. Çünkü Mesna Ali hicri 873 tarihinde Tombekto Kentini işgal edip Tovarek'leri buradan kovmayı başardı. Bu şehrin birçok mahalle­lerini yaktı. Ve halkından bir çok kimseleri de öldürdü. Hicri 875'te ise bütün Nijer bölgesini dize getirdi. Ve Çini Kentini de ele geçir­di. Keza, Muş kabilelerinin yurdu olanYatanga bölgesinin üzerine de nüfuzunu yaydı. Her ne kadar buradaki bütün kabilelere otori­tesi karşısında boyun eğdiremediyse de bölge üzerinde yine de si­yasi bir hakimiyet kurdu. Bu sıralarda Mali Krallığı Osmanlılardan yardım istedi. Mali 886 yılında Osmanlıların koruması altında bu­lunmayı talep etti. Ancak bundan istifade edemedi.

Hicri 898'de Mesna Ali'nin yerine oğlu Ebu Bekr geçti. Ne var-ki babasının komutanları ona karşı baş kaldırdılar. Nitekim komu­tan Muhammed Bin Ebubekir hükümdar Ebubekir'i hezimete uğrattı. Hükümdar Ebubekir hicri 899'da öldü. Bu suretle de ülke­yi idare eden Za Hanedanı da ortadan kalkmış oldu. Saltanat bu kez de başka bir adla Eskiya Muhammed olarak bilinen ve döne­minde Sangay'in zirveye ulaştığı Muhammed Bin Ebu Bekr'in ai­lesi bu kez de iş başına geldi.

Eskiya Muhammed orduya bir disiplin kazandırdı. îslami ko­nularla ilgilendi.Ve hicri 901'de hacca gitti. Hacdan döner dönmez cihad ilan ederek putperest Muş kabileleri üzerine yürüdü. Ve hü­kümdarından ya müslüman olmayı ya da cizye ödemeyi tercih et­meleri talebinde bulundu. Bu teklifleri reddedince de Eskiya Mu­hammed onlara karşı savaştı. Ve üstünlük kazandı.

Sonra da Atlas Okyanusu'nun sahilerin ulaşıncaya kadar da ilerledi. Bu arada Mandingve Folani topraklarını da ülkesine kat­tı. Doğu yönünde Çat Gölüne kuzeyde ise Büyük Sahra'ya kadar

ulaştı.

Eskiya Muhammed'in yönetimi çok uzun sürünce oğulları sı­kıntı duymaya başladılar. Ve devletin başına geçme hırsıyla hicri 935 yılında babalarına karşı bir devrim hareketine girişerek yöne­timi oğlu Musa'ya bırakmak üzere onu mevkiinden vazgeçmeyezorladılar. Nihayet yerine geçen oğlu Musa babasını Nijer Nehri­nin ortasında bulunan bir adaya sürdü. Ve idareyi ele geçirerek hicri 938 yılında öldürülünceye kadar başta kaldı. Sonra yerine kardeşi Muhammed Banka geçti. O da hicri 944'te öldürülünceye kadar başta kaldı. Sonra yerine kardeşi Eskiya İsmail geçti.

İki yıl kadar da İsmail başta kaldıktan sonra babası Eskiya Mu-hammed'i yeniden devletin başına getirdi. Fakat Eskiya Muham­med gözlerini yitirmiş bulunuyordu. Ve nihayet hicri 949'da öldü. Mali Emirliği bu sıralarda Portekizlilerden yardım istedi. Fakat Sangay'a karşı giriştiği harekat Muhammed Banka döneminde ta­mamen etkisiz hale getirildi.

Sangay Devletinin idaresini hicri 950 yılında Eskiya İshak üst­lendi. Ancak onun döneminde Sangay'la Mağrıb devletleri arasın­daki ilişkiler bozuldu. İshak'tan sonra yerine hicri 956'da eskiya Davud geçti. Hicri 990 tarihine kadar idarenin başında kaldı. Ne varki Davud'un döneminde Mağrıbla olan ilişkiler daha da kötü­leşti. Onun da yerine oğlu Eskiya El-hac II. Muhammed geçti. II. Muhammed'i hicri 995'te kardeşleri devirdi. Bu sıralarda Sangay ile Mağrıb arasında çarpışmalar başlamıştı. Bu sıralarda II. Mu­hammed'in kardeşi Eskiya Davud'un oğlu Muhammed başa ge­çerek üç sene kadar bu mevkide kaldı. Onu da Eskiya II. İshak ta­kip etti. Bu dönemde de Mağrıb'la olan ilişkiler gergin gitti. Tandi meydan savaşından sonra Mağrıbtan bir ordu gelerek Sangay'ı iş­gal etti. Ve başkent Gav'a girdi.[20]

 

Toklur Krallığı

 

Toklur halkı hicri 469'dan 638'e kadar Senegal'e hükmettiler. Sonra Folani topluluğu bu bölgeye gelerek hicri 751 yılma kadar bu topraklar üzerinde siyasi nüfuzlarını yaydılar. Sonra Volof halkı gelerek bunlara karşı bir harekata girişti.

Ve hicretin 10'ncu asrına kadar Senegal topraklarını bunlar egemenlikleri altına aldılar. Ancak daha sonra idareyi yine Toklur halkı aldı.[21]

 

Orta Afrika

 

Tarih boyunca Orta Afrika'da bir çok devletler tarihin sahnesi­ne çıkmışlardır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür.

1- Kanim Krallığı, bunun merkezi Doğu Cat idi. Kanim hicri 183 yılından itibaren burada varlık göstermeye başlamıştı. Bu ül­kenin başında Sif hanedanı vardı. Ve bunlar putperest idiler. Hicri 5.nci yüzyılda bu topluluğun arasında İslam dini yayıldı. Bu hane­danın fertleri arasında İslamı ilk kabul eden Kanim Kralı Ovm'dur. (478-499) Ovm'dan sonra bu devletin başına geçen krallar May unvanıyla anılırlardı. Bunlar müslüman olduktan sonra komşula­rı olan mesela kuzeydeki Tida ve güneylerindeki Susu gibi putpe­rest toplumlara karşı savaşlar yaptılar ve bu krallık batıda Ni-jer'den doğuda ise Vaddoya kadar genişledi.

Daha sonra da Bulala halkı ile Kanim Krallığı arasında da bir­çok savaşlar cereyan etti. Ve hicri 789'dan 900'e kadar yaklaşık yüz­yıl kadar bu savaşlar devam etti ve bu savaşlar esnasında Kanim Devletinin krallarından dört tanesi öldürüldü. Devletin ileri gelen­leri de bu savaşlardan usanç duyarak bölgelerini terketmek ve Cat gölünün batısına kaçmak zorunda kaldılar. Orada Kanori toprak­ları üzerinde bir devlet tesis ettiler. Kanori yerlileri Borno adı al­tında bilinen bölge halkının çoğunluğunu oluşturuyorlardı. Doku­zuncu asrın ortalarında ise bu devletin yeni kralı ve hicri 877'den 910'a kadar hükmeden Ali Donama Bolala kabilelerine saldırarak bunları yenip tekrar Kanim'e dönmeyi başardı. Dolayısıyla Kanim yemden canlanıp gelişti.

Orta Afrika'da bir çok küçük devletçikler kurulmuştur. Fakat islam dini sözünü ettiğimiz bu aşama içinde yayılmaya başlamak­la beraber geniş bir alan üzerinde henüz tutunmamıştı.

Tarihin bu merhalesinde Mağrıb'ta iş başına gelen Merinoğul-ları hükümdarlarının Afrika'da Büyük Sahra'dan sonraki toprak­larda pek siyasi emelleri yoktu. Bilakis bunların Mali hükümdarla-nyla ilişkileri güçlüydü. Nitekim bu hükümdarlardan Ebu Ali'nin kardeşi Ebul Hasan'a karşı ayaklandığını ve Sicilmasa'da bağım­sızlığını ilan etmek için çabaladığını görüyoruz. [22]

 

Batı Afrlka

 

Ebul Hasan onu 732 'de ortadan kaldırdı. Bu olaydan Mali Kralı Mensi Musa'nın Ebul Hasan'a kardeşine karşı giriştiği harekatta yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Merinoğullarm-dan Mağrıb Sultanı Ebul Hasan Tunus'u fethettiği sırada da yine o tarihlerdeki Mali Kralı Mensi Süleyman onun imdadına bir kuv­vet göndermişti. Bir ara iki ülke arasındaki ilişkiler seyrekleşti ise de daha sonra ve Mali Devletinin yıkılışına kadar tekrar güzel bir şekilde devam etti.[23]

 

Avrupalı Hıristiyanlar

 

Müslümanlar Endülüs'te zayıf düşüp buna mukabil hıristi-yanlar güçlenince müslümanlarm Endülüs'teki şehirleri hicri 6. yüzyılın sonlarından itibaren ellerinden çıkmaya başladı. Bu cüm­leden olarak hicri 633'te Kordova hicri 636'da Volenciya hicri 646'da İşbüiye düştükten sonra hır i stiy anların müslümanları En­dülüs'ten tedrici bir şekilde çıkarmak için ümitleri daha da arttı. Ancak Gırnata kenti hıris tiy ani arın hücumu karşısında direnip hicri 897'ye kadar da bu direnişinde devam edince Avrupalı hıris-tiyanlar bu kenti çembere alıp burayı sarmak ve şehrin gerisinde kalan müslümanlara ait merkezleri vurmak için görüş birliğine vardılar. Bundan maksatları evvela bu merkezlerin Girnata'ya ya­pabilecekleri destek ve gönderebilecekleri imdada engel olmak aynı zamanda müslümanlara ait odak yerleri olması bakımından da buraları önceden işgal etmeyi stratejik olarak uygun gördüler.

Hıristiyanları müslümanlara karşı bu saldırılara iten faktör ise onların içindeki kapkara haçlılık kiniydi. Binaenaleyh harekete ge­çerek müslümanlara ait Akdenizdeki bazı limanlan vurmaya baş­ladılar. Ve bu limanların bir kısmım da işgal ettiler.

Aynı zamanda Atlas Okyanusu sahillerine de kendilerinde bir güç hissettiklerinde zaman zaman ya akıncı olarak çıkarmalar ya­pıyor ya da topraklarından vatanlarından uzaklaştıkça kendilerin­de istenen cesareti bulamadıkları zamanlarda da sözde tüccar sı­fatıyla buralara geliyorlardı.

Avrupalı bazı tüccarlar hicri 747'de Senegal Nehri'nin denize döküldüğü bölgeye ulaştılar. Ve burada Er-Rasul Ahdar (Yeşil baş) mevkiini ziyaret ettiler. Fakat buraya yerleşmediler. Hicri 848'de ise Portekizliler Küçük Ergin adasını, Hollandalılar da Er-Resul Ahdar mevkiinin karşısına düşen Guriye Adasını işgal ettiler. Böy­lece Avrupalı hıristiyanlar bu iki adada hicri 9. yüzyılın sonlarına kadar yerleşik kaldılar. Bu tarihlerde ise bu kez de Fransızlar Sene­gal kıyılarına arada bir gelmeye başladılar. Ve burada bir takım odak noktalan oluşturarak bazılarında da yerleştiler. İşte bu tarih­lere kadar dahi müslümanlann sahip olduğu güçten korku duy­duklarından Avrupalı hıristiyanlar Afrikanın ortalarına doğru sız­mak için kendilerinde henüz yeterli bir güç hissetmiyorlardı.

Ancak ne zamanki Endülüs İspanyol ve Portekizli hıristiyan-larm eline düştü, müslümanları çembere almak maksadıyla sahil­lere çıkarma.düzenlemek için kapıldıkları zafer sarhoşluğu onları ileriye doğru itiyordu. Nihayet Afrikanın batı sahillerini tanımaya başladılar. Ve ümit burnuna ulaşarak doğu Afrikada, buradan da güney Asyaya geçerek buralarda müslümanlara karşı hamlelere giriştiler. Dolayısıyla hıristiyan -müslüman mücadelesi buralarda başlamış oldu.[24]



[1] Ukba bin Amir bin Abs bin Malik el-Cüheni: Sahabe-i Kiram'dan bir ko­mutandır. Hz Peygamberi (sa) peşisıra takip ederdi. Sıffin savaşında Muaviye'nin saflarında yerini aldı. Mısır'ın fethi sırasında da Amr Bin El-As'la beraber bulundu. H. 44 de Mısır valisi oldu. 47'de bu görevden azledildi. Deniz savaşını komuta etti. Ve H. 58 de Mısır'da öldü. Çok cesurdu. İslamı çok iyi bilirdi. Şairdi, çok Kur'an okurdu. Üniü nişancılardandı. Kur1 an-] Kerim'i ezber bilenlerden biriydi. Hz Pey­gamber (sav)'dan 55 hadis rivayet etmiştir. Kuzey Afrika'da vali bulunduğu sıralar­da VEDDANI, 47 de fethettiği söylenmektedir. Başka bir rivayete göre ise Veddan'ı Büsr Bin Artaa H23 tarihinde fethetmiştir. Sonra Veddan halkı antlaşmayı tek taraf­lı olarak çiğnediler. Buray] Ukba Bin Nafiin fethettiği de söylenmektedir

[2] Gana : Eski bir kent olup şu anda mevcut değildir. Bulunduğu yer MALİ ülkesinin topraklan içinde ve Moritanya sınırları yakınında Nijer Nehri ile Sene­gal nehri arasına düşmektedir.

[3] Ukba bin Nafı bin Abdilkays el-Eehri: Hz Peygamber (sa) sağken doğdu. Ancak O'nunla beraberliği yoktur. Teyzesinin oğlu Amr Bin El-As İle birlikte Mı­sır'ın fethinde bulundu. Amr O'nu H. 42 de vali olarak Kuzey Afrika'ya gönderdi. Aynı göreve O'nu H 50 de Muaviye atadı. Ukba kayravan kentini inşa etti. Sonra H55 de Afrika valiliğinden azl edildi. Sonra Yezid döneminde tekrar atandı. Atlas okyanusu sahillerine ulaştı. Dönüşünde H.62 de şehid edildi.

[4] Musa Bin Nusayr Bin Abdirrahman Bin Zeyd El-Lakhmi (İntisapla bu ka­bileden sayılır) : Aslı, Hicaz'ın Vadi'1-kura mevkiindendir. Babası Nusayr Muavi-ye'nin muhafız kıtası komutanıydı. Deniz savaşını komuta etti ve Kıbrıs'a akın düzenledi. Haccac İrak Genel valisiyken Musa O'nun emrinde Basra'nın vergi tahsil sorumlusu idi Afrika savaşlarına katıldı. Medine'de öldü. Bu sırada (H.97 de) Halife Süleyman Bin Abdiî Melik ile beraber hac yolculuğunda bulunuyordu.

[5] Vadi Der'a: Sus topraklarının en uç noktasında bulunur. Atlas okyanusu­na dökülür. Yukarı yatağı günümüzde Mağrıb'la Cezair arasındaki hududu oluş-turmakiadır

[6] AL;mat: Marakeş'in güneydoğusuna düşen bir şehirdir. İkisinin arasında 3 fersahlık mesafe vardır. Dağ geçitlerine hakim vaziyettedir. Bu nedenle askeri bir Öneme sahip idi.

[7] İsmail Bin Ubeydillah Bin Ebi'l-Muhacir El-Mahzumi (intisapla bu kabi­leden sayılır.) Fakihti (İslam Öğretilerini ayrıntılarını çok iyi bilirdi.) Faziletli ve titiz bir dindardı. Ömer Bin Abdilaziz H 99 da ona görevler verdi. "Tabii" kuşağı­nın on büyük şahsiyetinden biriydi. H 132 yılında Kaynavan'da öldü.

[8] Tabiiler: Sahabiieri gören müslümanlarm ilk ikinci nesline verilen addır. İmam-ı Azam gibi. (Mütercim)

[9] Abdurrahman Bin Habib Bin Ebiubeyde Bin Ukba Bin Nafi El-Fehri: Kumral uzun boylu ve mavi gözlü olduğu için Sicilyalı lakabıyla da tanınırdı. Af­rika'da haricilere karşı mücadele etti. Aynı zamanda Endülüs Emevileri haneda­nından Abdurrahman Ed-Dahil'e karşı da mücadele etti. Ve Abbasiler hesabına çalışarak Abdurrahman'ı yenip H. 142 de O'nu öidürdü

[10] Odgaşt : Eski bir kenttir. Şu anda ise mevcut değildir. İki dağ arasına düşmektedir. İslam kültür merkezlerinin en önemlilerinden sayılırdı. Günü­müzdeki Moritanya topraklarının üzerinde ve 18-19, kuzey enlemleri arasında bulunuyordu. Ticaret yollarının üzerinde bir uğrak yeriydi. Daha sonra Büyük Sanhaca kabilesinin boylarından Lamtuna'nm yurdu oldu.

[11] İdris Bin Abdilah Bin El-Hasan Bin El-Hasan Bin Ali Bin Ebitalib: Medi­ne'de Abbasüer'e karşı ayaklanan Muhammed Bin Zi'n-Nefs Ez-Zekiye'nin kar­deşidir. Aynı yıl içinde (H 150) diğer kardeşi de Basra da ayaklandı. Onun bir üçüncü kardeşi ve Hz Ali Hanedanı'ndan bazı şahsiyetler ise Fakh savaşından sağ kurtulmuşlardı. H 169 da 4. Abbasi Haiifesi Musa El-Hadi'ye karşı baş kaldı­ran Hz Hasan'm torunlarından Hüseyn Bin Ali ile beraber idiler. FAKH ise Mek­ke vadilerinden biridir. Hüseyn bu savaşta öldürülmüştü. İdris'in Yahya adında­ki kardeşi ise Deylem'e kaçmış ve orada bir devlet kurmuştu.

[12] Günümüzde her şehrin ileri gelenlerine özellikle sosyete takımına eşraf denmekte ve ölüm ilanlarında bu tabir göze çarpmaktadır. Ancak gerçek mana­da Hz Hasan ile Hz Hüseyin'in soyundan gelenler için, bir sıfat olarak kullanılır. Eşrafın tekili şeriftir. (Mütercim)

[13] Musa Bin Ebi'l-Afiye Bin Ebibisal Bin Ebiddahhak El-Miknasi Ez-Zirrâ-ti: Miknas O'nun idaresinin altında bulunuyordu. Fatımiler'in kurucusu olan El-Mehdi'nin propangandistlerinden biriydi. H 305 te ise Fas'ı topraklarına katarak İdrisiler Hânedânı'nı buradan çıkardı ve Mehdi'nin ideolojisine aykırı davrana­rak davasına karşı çıktı. Sonra Endülüs'te Emeviler adına hutbe okuttu. Mehdi ise O'na karşı mücadele etti ve O'nu yendi.

[14] Muhalled Bin Keydad Ebu Yezid: Zinattalıdır ve Haricilerin İbadiye ko­luna mensuptur. Ubeydullah El-Mehdi 332 de Ölünce Fatımiler'e karşı ayaklandı Avras taraflarında isyana girişerek El-Mehdi'nİn oğlu El-Kaim'u Biemrillah'a kar­şı savaştı. Sonra Rukado'yıa girdi ve H. 333 de Kayravan O'na teslim oldu. Sus Kentini de işgal ederek El-Kaim'i Ei-Mehdiyye'de kuşattı. Ne varki ondan sonra yenilgilere uğradı. îşgal etmiş olduğu kentler ona karşı ayaklandılar. Sonra El-Ka-im ölüp yerine oğlfu Mansur geçince Ebuyezid'le çarpıştı ve O'nu yenerek esir al­dı.Ebu yezid bu olaylar sırasında almış olduğu bir yara sebebiyle H 336 da öldü.

[15] Amame": Sarık. Çok kere sünnettir diye, yani Hz Peygamber (sa)'e şek­len benzemek için aşırı dindarların başlarına sardıkları ve zorunlu gördükleri uzun ve genellikle beyaz tülbentten sargı. İmamların giydiklerine ise kavuk de­nir. (Mütercim).

[16] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/341-347.

[17] Garib : Şiguri kentinin güneyinde yukarı Nijer Nehri'nin kıyısına düş­mektedir Günümüzde ise Gine Devleti'nin toprakları içinde bulunmaktadır.

[18] Sankarani, Nijer Nehrinin kollarından biridir. Günümüzda Gine ile Ma­li devletleri arasındaki sınırın bir kısmını teşkil etmektedir ve kancaba yakınla­rından akmaktadır

[19] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/248-352.

[20] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/352-355.

[21] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/355.

[22] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/356-357.

[23] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/357-358.

[24] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/357-358.