Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

114- OSMANLILAR'DAN ÖNCE ANADOLU - Index Web - 0115 0115

114- OSMANLILAR'DAN ÖNCE ANADOLU.. 2

1-Aydınoğulları4

2- Tekeoğulları5

3- Eretnaoğulları5

4- Germiyanoğulları5

5- Hamîtoğulları5

6- Eşrefoğulları5

7- Karesi (Karaisa) Oğulları5

8- Saruhanoğulları6

9. Menteşeoğulları6

10- Candar (İsfendiyar) Oğulları6

11- Pervaneoğulları6

12- Sahıpata Beyliği7

13- Karamanoğulları7

14- Ramazanoğulları8

15. Dulkadıroğulları8


114- OSMANLILAR'DAN ÖNCE ANADOLU

 

Anadolu'da ya da küçük Asya İslâm'dan önce Bizans İmpara-torluğu'na, (yani Doğu Roma'ya) ait topraklar arasında bulunu-yorduABizans Devleti ise Persler'le sürüp giden bir siyasi çekişme içindeydi. İki taraf arasında savaşlar biteviye devam ediyordu. İs­lâm do [1] İslâm'ı fetihler her yöne yayılmaya başlayınca müslü­manlar Pers İmparatorluğu'nu kesin şekilde ortadan kaldırdılar ve İran topraklarını kendilerine mal ettiler. Bizans İmparatorlu-ğu'ndan da, önce Suriye ve Mısır'ı sonra da Kuzey Afrika'nın tü­münü kopardılar, Anadolu topraklarına gelince burayı da Ermeni-ye sınırından Toros dağlarının zirvelerine kadar olan kısımlarını yine müslümanlar koparıp aldılar.

Anadolu'nun bu yörelerini fetheden komutanlardan biri ola­rak Habip b. Mesleme111 ünlüdür. Diğer taraftan hicietin ellinci yı­lından, Muaviyeb. Ebı Süfyan'm (ra) devrinden beri müslümanlar Konstantiniye'yi defalarca kuşattılar. Fakat-bir türlü fethedemedi­ler. Fetih denemeleri defalarca tekrar etti. Ancak yine başarılı, ola­madılar. Böylece şehir Bizans İmparatorluğu'nun merkezi olarakdevam etti. Toros zirveleri de Ermeni Devleti'nin devri boyunca müslümanlarla Bizanslılar arasında sınır olarak kaldı. Bu tepeler­de stratejik mevkiler oluşturulmuştu. Kış ve yaz orduları sürekli olarak burada nöbetleşe bekliyor, akınlarını ve cihad faaliyetlerini devam ettiriyorlardı. Bu cephenin komutanlarından Mesleme b. Abdilmelik ve Mervan b. Muhammed b. Abdilmelik ünlüdürler. İşbu Mervan daha sonra başa geçen ve devlet merkezini Hora­san'a nakleden son Emevî halifesidir.

Sonra Abbasîler yönetimi ele alınca Horasan ordusunun bazı birliklerini, Anadolu topraklarından egemenlikleri altında bulu­nan bölgelere yerleştirdiler. Halife el-Mehdî [2] Fergana ve Belh'den Türkler'i getiriyor, onları Tarsus, Adana, Maraş, Malatya, Masisa, Aynzerba, Zabatra, Harşana, Amid, Malazgirt, Ahlat ve Kalbakad'a yerleştiriyordu. Bütün bu yöreler müslümanlarla Bi­zanslılar arasındaki dağlık sınır bölgesine düşüyordu.

El-Me'mun ve el-Mu'tasım dönemlerinde buradaki Türkler'in sayısı daha da arttı. Cihad faaliyetleri zaman zaman bu stratejik bölgelerin öbür tarafına taşıyor batı yönlerine doğru ilerliyordu. Halife el-Mu'tasım zamanında Bizanslıların (bu cihad faaliyetleri­ne karşı) Zabatra noktasına saldırdıklarını ırz ve namusa tecavüz­lerde bulunduklarını biliyoruz. Bu haber el-Mu'tasım'a ulaşınca misilleme olarak Bizans toprakları üzerine bir hamle düzenledi ve Bizans Hl ar'm o devirdeki en ünlü şehirlerinden biri olan Ammuri-ye'ye kadar ulaşabildi. Bu şehir Ankara'nın güneybatısında, Ana­dolu'nun göbeğinde bulunmaktadır. Yani stratejik sınır noktala­rından 500 km. kadar içeridedir. el-Mu'tasım bu kenti adeta dele­rek içeri girdi. Ortalığı yakıp yıktı. El-Mu'tasım'm adını ölümsüz­leştiren nedenlerin başında belki de bu olay gelmektedir. Çünkü şairler bu olaydan sonra O'nu çok övmüşlerdir, bu savaşın sonuç­larını bol bol dile getirmişlerdir.

El-Mütevekkil döneminde Türkler, Abbasî ordusunun ana dire­ği haline geldiler (devletin askeri gücü Türkler'in elindeydi). Dolayısıyla devletin, Anadolu'da bulunan sınırları üzerindeki stratejik noktalar, Türkler'in emir ve komutası altında bulunuyordu. Onların Bizans topraklan üzerine (bu noktalardan) akınları da hep devam etmiştir. (Bu serhadlara, o tarihlerden itibaren yerleşmeye başlayan Türkler önceleri) Bağdat'taki Abbasî Halifesine bağlıydılar.

(Sonraları) Halep'teki Hamdanî Devleti'nin ya da merkezleri Mısır'ın Fustat kentinde bulunan Tolunoğulları'nın -zaman za­man emrine girdiler. Ancak bu dağınıklığa rağmen hiçbir devirde, müslümanlarla Bizanslılar arasındaki savaşların ardı arkası kesil­medi. Harpler sürekli olarak devam ediyordu; ya da (başka bir ifa­deyle) müslümanlarm Bizans topraklan üzerindeki ilerleyişleri gelgit arasında değişiyordu. Her ne kadar bu savaşlardan Hamda-nîler döneminde cereyan etmiş olanları bazı siyasi amaçlarla ve sırf toplumu şartlayan şairlerin propagandaları sonucu abartılı olarak işlenmiş ise de, hatta bu savaşların çoğu Hamdanîler lehin­de sonuçlanmamış, aynı zamanda cihad anlamını taşımamış, sırf devletin sınırlarını aynı noktalarda koruyabilmek ve otoriteyi sür­dürmekten başka bir işe yaramamış olmasına rağmen bu savaşlar anlatıldıkları kadar parlak değil, bilakis gerçek dışı canlandırma­larla hep anlatıla gelmiştir.

Abbasî Devleti zaman içinde parçalanıp bölünmenin sonucu, keza askerlerin yönetime hakim olmaları yüzünden zayıf düştü. Bu sebeple de Bizans İmparatorluğu, Abbasî Devleti'ni ortadan kaldırmayı düşünmeye koyuldu. Bu hayalini gerçekleştirmeye yö­nelik ümidi de bir hayli büyüktü. Dolayısıyladır ki Abbasî Devle­ti'nin kentlerini, komutanları arasında bölme hesaplarını bile yapmıştı.

Bu sıralarda ise Selçuklular, devletin batı kesimlerine kadar (sokularak) ulaşmış-bulunuyorlardı. Nitekim liderleri olan Selçu-koğlu, Mikailoğlu Tuğrul Bey, Bağdat'a girdi. Ve Abbasî Devle-ti'nde, emri dinlenen tek kişi oldu. Ardından da BizanslılarTa çe­kişmeye başladı.

Tuğrul, Diyarbakır'a hareket ederek, Bizanslılarla çarpıştı. Zafer kazandı ve onlarla bir mütareke düzenledi. Bu anlaşmadaTuğrul Bey Konstantiniye'de bir cami yapılmasını şart koştu. Nite­kim cami inşa edildi, içinde namaz kılındı; hatta cuma bile eda edildi ve Tuğrul Bey adına bu camide hutbe okundu. [3]

Tuğrul Bey H. 455'te öldü. Erkek çocuğu yoktu. Bu yüzden ye­rine kardeşi Davud'un oğlu Süleyman geçti. Fakat onun da karde­şi Davudoğlu Alparslan biraderini devirerek yerine geçti ve Bi-zanslılar'la savaşa tutuştu. H. 463'te Bizans ordusuna karşı Malaz­girt'te giriştiği savaşı parlak bir zaferle kazandı. Bizans ordusunda-ki asker sayısı ikiyüzbin savaşçıdan fazla idi ve rum, rus, gürcü, ermeni, Hazar Türkleri, Frank ve birçok Oğuz Kabileleri'nden oluşan karma bir orduydu. Oğuzlar o tarihlerde, henüz küfürleri üzerinde bulunuyorlardı (Yani henüz müslüman olmamışlardı). Halbuki Alparslan'ın ordusu, yirmibini bile geçmiyordu. Yani Bizans Ordu­sunun onda biri kadardı. Buna rağmen parlak bir zafer kazandı. Aynı zamanda Bizans İmparatoru Diogenes Romanus'u da esir al­dı. Fakat -ellerindeki tüm müslüman esirlerin serbest bırakılması ve her istediğinde düşmanlarına karşı görevlendirmek üzere Bi­zans ordusunu, emrine vermesi- şartlarıyla onun ve beraberinde bulunan bir grup Bizans ileri gelenlerinin hürriyetini bağışladı.

Bu savaşlardan sonra Selçuklular, ta batı bölgelerine kadar Anadolu'da ilerlemeye başladılar. Buraları işgal ettiler. Anadolu'da birçok beylikler kurdular. Bunlardan biri de, Selçukoğlu, Arsla-noğlu Kutulmuş'un kurduğu beyliktir. Kutulmuş, Alparslan'a kar­şı baş kaldırmıştı. Alparslan da O'na karşı savaştı ve onu öldürdü. Bu kez Kutulmuş'un yerine oğlu Süleyman geçti. Sonra Alparslan, Çin'e doğru yapmakta olduğu bir sefer sırasında kendisine karşı kurulan bir pusuya düşürülerek H. 465'te öldürüldü. Bu Selçuklu­lar Anadolu'da yayıldıktan sonra, daha kuruluşlarının ilk dönem­lerinde müslümanlar için birçok hizmetlerde bulunmayı başardı­lar. Nitekim Bizanshlar'ın vaktiyle müslümanlardan aldıkları bazı yerleri, yeniden geri aldılar. Bu cümleden olarak H. 477'de Antak­ya'yı tekrar fethettiler. Bizanslılar burayı H. 358 yılından beri zap-tetmiş bulunuyorlardı. Keza Mirdasoğullan Devleti de H. 468'de Menbec'i geri aldılar. Sonra Anadolu'da ve Ermeniye'de birçok Selçuklu beylikleri kuruldu.

Merkezi Konya olan ve Selçukoğlu, Arslanoğlu, Kutulmuşoğlu Süleyman tarafından kurulan beylik bunların en önemlilerin-dendir. Bu beyliğe Anadolu Selçukluları' [4] adı verilmiştir. Sonra bu­nun ardından bir takım beylikler daha kuruldu. Aynı zamanda Er­meniye'de de birtakım Ermeni devletçikleri kurulmuştu. Selçuk-lular'ın önünden çekilerek batıya doğru kaçan Ermeniler de Klikya'da merkezi Adana'da olmak üzere küçük bir devlet kurdular. Bu ülke, sonraları Moğollar tarafından yıkıhncaya kadar ayakta kaldı. Alparslanoğlu Melikşah zamanında Selçukluların Anadolu'dagenişleyip yayılması daha da arttı.

H. 489'da haçlılıktan kaynaklanan derin bir kin ve düşmanlık duygusuyla, Haçlılar Anadolu'ya geldiler. Her ne kadar, Selçuklu­lar'in, yerli hıristiyanlara kötü muamelede bulunduklarını ileri sü­rüyor idiyseler de bu sadece kuru bir bahaneydi. Kudüs'e doğru yapmakta oldukları bu sefer sırasında, Selçuklular'ın bayındır ha­le getirmeye ve kalkındırmaya çalıştıkları Anadolu'yu bir uçtan öbürüne yararak ve batı bölgeleri iç bölgelerden ayırarak geçtiler. Bu sırada Reha (Bugünkü Urfajda bir haçlı prensliği de kurdular. Klikya'da bir devletçikleri bulunan Ermeniler de onları destekledi­ler. Bunun üzerine başkenti Nikya (Bugünkü İznik) da bulunan Selçuklu emıri Kılıçarslan merkezini buradan Konya'ya taşımak zorunda kaldı. Sonra Bizans imparatoru haçlılarla anlaşmazlığa düşerek onları kendi hallerine bıraktı ve Selçuklulara ait bazı yer­leri geri almak için hazırlıklara başladı. Ara bölgeye haçlıların gir­miş olmasından dolayı Selçuklu topraklarından adeta kopmuş ve kenarda kalmış bulunan İzmir ve Efes'e girdi.

Bu gelişmelerin ardından bu kez de Suriye topraklarında haç­lı savaşları başladı. Önce Zengiler, haçlılara karşı mücadele verdi­ler. H. 569'da Nureddin Zengi ölünce Selahaddin Eyyûbî harekete geçerek, Zengioğulları'mn elinde bulunan toprakların büyük kıs­mım işgal etti ve buraların feodal idaresini kardeşleri ile amca ço­cukları arasında pay etti. Aynı zamanda Haçlılar'm elinde bulunan birçok şehirleri fethetti ve H. 27 Recep 583 Cuma günü Kudüs'e gi­rerek burayı hıristiyanlardan kurtardı. H. 589'da da Öldü. Ancak Selahaddin Eyyûbî'nin ölümüyle Eyyûbî Devleti'de yıkıldı. Eyyûbî hanedanının prensleri arasındaki birlik bozuldu. Selahaddin'in her çocuğu ayrı yerde bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunlar onyedi prensti. Aziz İmadeddin Osman Mısır'da el-Efdal Dımaşk'ta, ez-Zahir Halep'te bağımsızlıklarım ilan ettiler. Bununla da kalmadı­lar. Kardeşlerden her biri, diğerinin elinde bulunan toprakları da almaya uğraştı. Örneğin Bunlardan Aziz, Kerk emiri amcasıAdil'in de yardımıyla, kardeşi el-Efdal'a karşı savaştı. Amca yeğen ikisi bir olup onu Dımaşk'tan çıkardılar. Dımaşk'ı Adil, idaresi al­tına aldı. Aziz ise H. 595'te öldü. Yerine oğlu Mansur Muhammed geçti. Mansur henüz küçüktü, yaşı, dokuzu bile geçmiş değildi. Hanedan üyeleri bunun üzerine (bu çocuk yaştaki) hükümdarın) amcası el-Efdal'la haberleşmeye Mısır'ın idaresini ele alması için onu teşvik etmeye başladılar.

El-Efdal'da acele Mısır'a gitti, amcası Adil'd en intikam almak istedi. Bu amaçla Halep'teki kardeşi ez-Zahir'in de yardımını ala­rak Dımaşk'ı kuşattı. Ne var ki işin sonunda iki kardeş anlaşmazlı­ğa düştüler ve şehri terkettiler. Sonra Adil, (yeğeni) el-Efdal'ı kova­layarak O'nu Mısır'dan çıkarmayı başardı. H. 599'da Mısır ve Dı-maşk'ın idaresini teslim aldı. Öldüğü H. 615'e kadar da başta kal­dı. Sonra yerine, Mısır'ın başında el-Kamil, Dımaşk'm başında da el-Muazzam îsa kaldı. Harran ve Anadolu'nun doğusunda bulu­nan Ahlat'ın yönetimi ise el-Eşref Muzaffereddin Ebü'1-Feth Mu­sa'nın elinde kaldı. Artık Genel anlamda bir Eyyûbî devleti mey­danda yoktu. Bilakis birçok Eyyûbî beylikleri vardı. Hükümdarları­na "Mülûk" deniliyordu. Aralarındaki anlaşmazlıklar, siyasi kavga­lar ise sürüp gidiyordu. Abbasî halifesinin hiçbir müdahalesini, onları barıştırmak için hiçbir teşebbüsünü de görmüyorlardı. Bu yüzden, kimisi zor anlarda haçlılara sığmıyor, kimisi de Harzem, ya da başka ülkelerle haberleşiyordu.

İşte tam bu sıradadır ki doğudan Moğol saldırısı başladı. Bu devrin birçok hükümdarları korkularından Moğollarla birlik ol­dular. Moğollar'm safında yerini alan bu hükümdarlar H. 643'te bir araya geldiler. Bunlara ilaveten Maveraünnehr ülkesinden Mesut Bey ve Horasan'dan Emir Argun da Moğollar'a katıldılar. Ayrıca Irak'tan ileri gelenler, Lor, Azerbaycan ve Şirvan'dan, keza Selçuk-lular'dan Emir Rükneddin, Eyyûbîler'den el-Melikü's-Salih İsma­il b. Adil, Bağdat'tan kadılar kadısıt [5]

Fahreddin, Gürcistan ve Ermenistan'dan prensler diğerlerine eşlik ettiler. Keza Antakya'daki haçlı prensliği de Moğollarla anlaşti. Müslümanlar aleyhinde birlik olmak üzere haçlı elçiler Moğol ülkesini ziyaret ettiler.

Bunun üzerine Moğollar batıya doğru ilerlemeye başladı. H. 641'de Anadolu Selçuklu toprakları Moğollar'in idaresi altına düş­tü. Selçuklu beyleri Moğollar'a boyun eğdiler ve onlarla birlikte müslümanlarm üzerine yürüdüler, kendi ülkelerinin kapılarını onlara açtılar. Musul Emiri Bedreddin Lu'lu'da nihayet Hülagû'ya karşı silahını bıraktı ve onun emrine girdi. Mardin'deki Artuklular da Moğollar'm emrinde sayılırlardı. Ermeni kralı Haytum da Bağ­dat'ın işgaline katıldı. Moğollar'm bu istilasını son hedefine kadar ulaştırmak üzere onlarla Kudüs'e kadar yürüdü. Tabi ki Moğollar bu savaşlarda hıristiyanlara hiç saldırmadılar. Bilakis hıristiyanla-ra ait evler güvenlikteydi. Aynı zamanda Hülagû, Bağdat'ta Abba­sî halifesine ait bir köşkü, kiliseye çevirsin diye Hıristiyan Nastûrî patriğine verdi ve onu hediyelere boğdu. Keza Dımaşk'taki hıristi-yanlar, dinlerine karşı son derece saygılı olan Moğol vali, kilisele­rini ziyaret ediyordu. Ermeniler (şehrin işgal edildiği) cinayetlerin en çirkinini işlediler. Ve Dımaşk'ta ırza namusa tecavüz ettiler.

Sonra H. 658'de Moğollar Ayncalut Mevkii'nde yenilgiye uğra­dılar ve ardından da Suriye topraklarım terkettiler. Memluk hü­kümdarı Zahir Baybars öc almak üzere H. 675'te Selçuklu toprak­ları üzerine yürüdü ve Maraş'ın kuzeyinde cereyan eden Elbistan savaşı onlarla ve yandaşları olan Moğol ve Gürcülerle karşılaştı. Bu güçlere karşı parlak bir zafer kazandı. Sonra daha da ilerleyerek başkentleri olan Kayseri'yi fethetti. Ancak şehrin halkına iyi bir muamelede bulundu. Onlara güven verdi. Kayseri camilerinde Zahir Baybars adına hutbeler okundu.

Moğollar'm gerilemesiyle Anadolu Selçukluları da ortadan kalktılar. Anadolu'da onların enkazı üzerinde birçok beylikler ku­ruldu. Bu beylikler şunlardır:[6]

 

1-Aydınoğulları

 

Batıda idiler. Topraklan İzmir'i ve civarını kapsıyordu. Bu bey­liğin hükümdarı Aydınoğlu Mehmet Bey daha önceleri Selçukludevletinde komutandı. Sahiller Beyi rütbesini taşıyordu. Liderlik­te, yerine oğlu Aydın geçti. Moğollardan nefret ediyordu. Moğol­lar'm zayıfladığı dönemde H. 699'da bağımsızlığım ilan etti ve H. 734 yılına kadar da başta kaldı. Sonra H. 741'de yerine oğlu Meh­met, onun da yerine oğlu Ömer geçti. Ömer Bey'in inşa ettirdiği donanma H. 745 yılında haçlılar tarafından yakıldı. Ömer Bey, ay­nı zamanda İzmir'de bir kale inşa etti ki bu kale haçlıları öfkelen­diriyordu. Ömer Bey H. 749 yılında öldü. Yerine ise kardeşi îsa Bey geçti. İsa Bey bu sıralarda yayılma eğilimini gösteren Osmanlılar karşısında zorlanarak ülkesini Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayazıt'a teslim etti. Yıldırım Bayazıt, İzmir'i ona bırakarak beyliğin geriye kalan kısmını Osmanlı topraklarına kattı. İsa Bey de H. 792'de öl­dü. Ve nihayet İzmir'de Osmanlı topraklarına katıldı. H. 805 tari­hinde de Timurlenk İzmir'i işgal etti. Ve yönetimini İsa'nın oğlu Musa Bey'e verdi. Fakat Musa Bey çok geçmeden aynı yıl içinde öldü. Onun da yerine H. 806 yılında, ölen kardeşi İkinci Ömer geç­ti. Onun da yerine, H. 825 yılma kadar Osmanlılar'in emrinde gö­rev yapan Mustafa geçti. Ondan sonra da Aydmoğulları Beyliği or­tadan kalktı ve Osmanlı topraklarının bir parçası haline geldi.[7]

 

2- Tekeoğulları

 

Bunlar bir Türkmen kabilesi ve Selçuklular zamanında uç bey­likleri idiler. Teke Paşa haçlılara karşı cihad eden biriydi. Selçuklu­lar yıkılınca H. 700 yılında bağımsızlığını ilan etti ve güneyde An­talya'yı merkez edinerek devletten ayrıldı. Bir ara Yıldırım Sultan Bayazıt H. 795'te Tekeoğulları Beyliğini işgal etti. Sonra Timur­lenk'in savaşları sırasında tekrar varlık gösterdiyse de H. 830 yılın­da Osmanlı topraklarına katıldı.[8]

 

3- Eretnaoğulları

 

Anadolu Selçukluları'nın yıkılışından sonra, İlhanlı Devle-ti'nin son hükümdarı Ebû Said Bahadır Han Doğu Anadolu'nun büyük kısmını egemenliği altına aldı. Sonra H. 717'de burayı Moğollar'dan Çobanoğlu Timurtaş'a verdi. Fakat Timurtaş da ülkesi­nin idaresini devletinin ileri gelenlerinden Eretna'ya teslim ederek kendisi Mısır'a gitti. Bunun üzerine Ebû Said Bahadır Han H. 728'de Eretna'yı buranın hükümdarı olarak resmen tanıdı. Ebû Sa­id H. 736'da ölünce Eretna, idaresi altında bulunan topraklarda is­tiklâlini ilan etti. Sonra bir ara Tebriz'deki Çobanoğlu Köşk'e bağ­landı. Daha sonra ise Mısır Memluklan'na bağlandı. Bu sırada Memluk Devleti'nin başında Sultan Nasiruddin Muhammed b. Klavun vardı. Sonra Kayseri ve Sivas'ı merkez edindi. Ankara, To­kat, Erzincan, Amasya, Sinop, Samsun ve Konya ona bağlıydı.[9]

 

4- Germiyanoğulları

 

Bunlar Malatya yakınlarında bulunuyorlardı. Sonra Ankara ci­varına intikal ederek Kütahya'yı merkez edindiler ve Anadolu Sel­çukluları'mn yıkılışı ardından H. 700 yılında kurdular. H. 792 yılma kadar ayakta kaldılar. Bu sıralarda Osmanlı Sultanı Yıldırım Baya-zıt, Germiyanoğulları Beyliği'nin hükümdarı İkinci Yakub'u yakala­yarak zindana attı. Fakat Yakup kaçmayı başararak Timurlenk'e sı­ğındı. Timurlenk'te Onu H. 805 yılında tekrar ülkesinin başına iade etti. Timurlenk'in ölümünden sonra ise Germiyanoğulları'yla Os­manlılar arasındaki iyi ilişkiler yeniden kuruldu. Yakub'un erkek çocukları olmadığı için ülkesinin idaresini H. 832 yılında Osmanlı sultanı İkinci Murad'a bıraktığına dair vasiyette bulundu.[10]

 

5- Hamîtoğulları

 

Bu beyliği bir Türkmen olan Hamit Bey tarafından kurulmuş­tur. Merkezi, Konya'nın batısında bulunan Eğridir'de bulunuyor­du. Anadolu Selçukluları'mn yıkılışından sonra bağımsızlığını ka­zandı. Hamit Bey'in yerine geçen ve Felekuddin unvanım alan oğ­lu Dündar başkentine "Felekâbâd" adını verdi. Moğollar'm valisi Timurtaş Dündar'a saldırınca Antalya'ya kaçtı. Fakat h. 724'de ya­kalanarak öldürüldü. Bunun üzerine Timurtaş Hamitoğulları Bey­liğini egemenliğini altına aldı. Fakat çok geçmeden Timurtaş daMısır'a kaçtı. Bu sırada Dündar'ın oğlu Hızır güçlenerek ortaya çıktı ve H. 728 yılında Hamitoğulları Beyliğini geri aldı. Hızır'ın ye­rine oğlu İshak onun da yerine oğlu İlyas, onun da yerine tshak'ın diğer oğlu Kemalettin Hüseyin geçti. Kemalettin Hüseyin Kara-manoğullan Beyliğinin tehditlerinden kurtulmak için H. 776'da Sultan Murat'a sığındı ve H. 793 yılmdaölünceye kadar da burada kaldı. Osmanlılar'm himayesinde kaldı. Daha sonra Hamitoğulları Beyliği Osmanlı topraklarına katılarak ortadan kalktı.[11]

 

6- Eşrefoğulları

 

Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman, Selçuklu sultam ikinci Me-sud'un valilerindendi. Seyfettin Süleyman H. 701 yıllarında öl­müştür. Oğlu Mehmet, bölgesinin bağımsızlığım ilan etti. Bu sıra­larda Selçuklu Devleti artık ortadan kalkmış bulunuyordu. Meh­met Bey, Mübarizüddin unvanını aldı. Sonra yerine oğlu Süley­man Şah geçti. H. 728 de Moğollar'm valisi Timurtaş, Eşrefoğulları Beyliğini ele geçirdi. Fakat Timurtaş Mısır'a kaçınca bu kez de Ha-mitoğlu Hızır döneminde, Hamitoğulları bu bölgeyi işgal ettiler.[12]

 

7- Karesi (Karaisa) Oğulları

 

Kara İsa, Selçuklu Sultanı ikinci Mesud'un valilerindendi. Sel­çuklu Devleti H.700 yılında tarih sahnesinden çekilip kaybolunca Kara İsa, Misid Bölgesinde bağımsızlığını ilan ederek Balıkesir'i merkez edindi. Burası sahil bölgesi olduğu için bu beylik kendini korumak amacıyla bir donanma inşa etti. Sonra Kara İsa'nın yeri­ne oğlu Aclan Bey geçti. Adan Bey, Osmanlı Devletinin kurucusu, Ertuğrul oğlu Osman Bey'le iyi geçiniyordu. Sonra Aclan Bey'in yerine oğlu Demirhan geçti. Çok geçmeden Demirhan'm oğulları arasında başgösteren taht kavgalarından sonra H. 737 de Osma-noğlu Orhan, Karesi Beyliğine girerek burayı aldı. Osmanlı idaresi altına giren Anadolu beyliklerinin ilkidir. Karaisaoğulları, Marma­ra Denizinin güneyine. Ege Denizi'ninse doğusuna düşen küçük bir beylikti.[13]

 

8- Saruhanoğulları

 

Bunlar da Türkmen bir aileden gelmektedirler. Lidya yöresine yerleştiler. Selçukluların emrinde idarecilik görevlerinde bulunu­yorlardı. Selçuklular H. 700 yılında çökünce Saruhan bağımsızlığı­nı ilan ederek bir donanma inşa etti. Ve Küçük Asya kıyılarında merkezleri bulunan Cenevizlilerle çarpıştı. Osmanlılar'a karşı Beyliklerle birlik kurmaya çalıştı. Bizans imparatoruyla da daya­nışma içine girdi. Fakat ona verdiği sözlerden daha sonra cayarak antlaşmasını bozdu. Ve H. 746 da öldü. Yerine ise oğlu Fahrettin İl-yas geçerek H. 776 da ölünceye kadar başta kaldı. Fahrettin de ölünce yerine oğlu Muzaffereddin İshak Çelebi geçti. Ve Karama-noğulları'nm Osmanlılar aleyhinde kurdukları birliğe katıldı. Fa­kat yenildiler. Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayazıt onu cezalandıra­rak topraklarının bir kısmını aldı. Bir bölümünü ise ona bıraktı. İs­hak Çelebi H. 790 yılında ölünce yerine oğlu Hızır Şah geçti ve Yıl­dırım Bayazıt bu beyliği H. 792 de topraklarına katmcaya kadar başta kaldı. Ancak H. 805 te cereyan eden Ankara Savaşında, Ti-murlenk, Yıldırım Bayazıt'a karşı üstünlük kazandıktan sonra Hı­zır Şah'ı yeniden ülkesinin başına getirdi. Hızır Şah'm da yerine, bir ahlaksızlık suçu yüzünden H. 813'te Osmanlılar tarafından idam edilen oğlu Mehmet Çelebi geçti, Mehmed Çelebi'nin idam edildiği günde de Saruhanoğulları Beyliği ortadan kalkmış oldu.[14]

 

9. Menteşeoğulları

 

Menteşeoğulları Kürt asıllıdırlar. (Bu beyliği kuranın babası) Hacı, Selçuklular zamanında sahil beyiydi. Oğlu Menteşe, Tarihî Karya yöresinde bağımsızlığını ilan etti ve H. 730 yılına kadar bu beyliğin başında kaldı. Sonra yerine oğlu Orhan Şuaüddin geçti. Onun da yerine, (ünlü Arap gezgini îbni Bâtûta'nm kendisini ziya­ret ettiği) İbrahim, onun da yerine oğlu Ahmet Gazi, sonra karde­şi Mehmet, sonra da Mehmed'in oğlu îlyas başa geçtiler. İlyas Os­manlı Sultanı Yıldırım Bayazıt'a karşı direnemedi. H. 792 de Si-nop'a kaçtı. Osmanlıların H. 805 te Timurlenk'in karşısında yenik düşmelerinden sonra İlyas tekrar ülkesine dönerek H. 824'e kadarkaldı. Ölümünden sonra yerine oğlu El-Leys geçti. O da H. 829'a kadar başta kaldı. Bu tarihte ise Osmanlı hükümdarı ikinci Sultan Murat Bu beyliğin topraklarına girerek Menteşeoğulları hanedanı­nın bütün üyelerini yakalayarak onları Tokatla zindana attı.Ve böylece sonlan gelmiş oldu.[15]

 

10- Candar (İsfendiyar) Oğulları

 

Bu aile, Kureyş'ten Beni Mahzûm kabilesi'nin, yani Hz. Halid Bin El-Velid'in soyundan geldiklerini ileri sürerler. Hüsamettin Çaban Bey Kastamonu'yu fethetmişti. İlhanlılar da kendilerini temsilen buraya Şemseddin Temûr Candar'ı (hükümdar) tayin et­tiler. Sonra yerine oğlu Süleyman geçti. H. 795 te, Yıldırım Sultan Bayazıt döneminde bu beylik Osmanlı topraklarına katıldı. Yıldı-nm'm Ankara savaşında Timurlenk karşısında yenik düşmesin­den sonra Candaroğulları hanedanının bir üyesi olan îsfendiyar Bey tekrar ülkesinin yönetimini eline aldı ve öldüğü H. 847 yılma kadar da başta kaldı. Osmanlılar (anne tarafından) iş bu İsfendi­yar Bey'in soyundan gelirler. Çünki Osmanlı Sultam İkinci Murat İsfendiyar Bey'in kızıyla evlenmiştir. H. 866 da Fatih Sultan Meh­met Kastamonu'ya girerek (burayı Osmanlı topraklarına kattı.) Böylece bu beylik de ortadan kalkmış oldu.[16]

 

11- Pervaneoğulları

 

Selçuklu sultanı İzzettin Keykavus H. 611 yılında Anadolu'da Karadeniz sahili üzerinde bulunan Sinop kentini ele geçirdi. Son­ra Trabzon (Pontus) imparatoru burayı aldı. Fakat Selçuklu valile­rinden biri olan Pervane Muinüddin Süleyman, Selçuklu Sultanı Dördüncü Kılıçarslan zamanında burayı tekrar ele geçirmeyi ba­şardı. Kılıçarslan da şehrin yönetimini ona verdi. Pervane, Kılı-çarslan'm kendisini yönetimden uzaklaştıracağı ihtimalini düşü­nerek onu ortadan kaldırma teşebbüslerinde bulundu. Ve oğlu Muinüddin Muhammed'i yerine naip tayin etti. Ancak H.676 da Pervane idam edildi. Bunun üzerine oğlu Sinop'ta Bağımsızlığınıilan ederek H. 696'da ölünceye kadar bu beyliğin başında kaldı. Onun da yerine oğlu Mühezzebüddin Mesut geçti. Ancak babası­nın siyasi görüşüne ters düşerek Moğollar'la barıştı. Sonra Kırım yarımadasındaki sömürgeleri (Kefe) den ticaret amacıyla Sinop'a gelen Franklar (Büyük ihtimalle Cenevizliler) onu kaçırdılar. Bir süre sonra büyük miktarda fidye vererek hürriyetine kavuştu ve tekrar Sinop'a dönerek beyliğin idaresini eline aldı. H.700 yılında ölünceye kadar da başta kaldı. Pervaneoğullan beyliği ondan son­ra, Sultan Gıyaseddin İkinci Mesut'un eline geçti.[17]

 

12- Sahıpata Beyliği

 

Ebubekiroğlu, Hüseynoğlu Sahipata Fahrettin Ali Anadolu Selçuklu Devletinin ünlü vezirlerinden biriydi. Konya'da "Sahipa­ta" unvanıyla tanınıyordu. Meydana gelen olaylar ve Moğollar'm, Selçukluların iç işlerine karışmaları sonucu siyaseti bırakarak Na­dir köyünde inzivaya çekildi. Malını ve servetini de Karahisar'da Korumaya çalıştı. H.684 te de öldü. Çocukları H.676 da bir meydan savaşında öldürülmüşlerdi. Bu hadiseden sonra Karahisar'ı Sahi-pata'nın torunları yönettiler, ta ki Germiyanoğuüarı gelip burayı ele geçirinceye kadar.[18]

 

13- Karamanoğulları

 

Alaetttin Keykubat I. Ermenek kentini fethederek, buraya Türkmen kabilelerini yerleştirdi. Başlarına da kendi ileri gelenle­rinden Kerimettin Karaman'ı idareci olarak tayin etti. H. 654 de ise Dördüncü Sultan Kılıçarslan, Kerimettin'i Ermenek'e Vali ola­rak görevlendirdi. Kerimettin H. 660 ta ölünce yerine oğlu Birinci Mehmet geçti. Ve Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus'un oğulla­rından biri olduğunu ileri süren Cimri'yle anlaşarak H. 675 te Konya'yı işgal etti. Bunun üzerine Giyasettin Üçüncü Keyhüsrev, Selçuklulardan ve Moğollardan oluşan bir ordunun başında ikisi­nin üzerine yürüyerek H. 676 da onları yenilgiye uğrattı ve her iki­sini de öldürdü.

Mehmet'ten sonra yerine kardeşi Mahmut geçti. H. 783'te de Karamanoğlu Alaettin; Osmanlı Sultanı Birinci Murat'ta akrabalık bağı kurdu. Onun kızı Nefise ile evlendi, kızım da ona verdi. Ancak bu akrabalık, onun Osmanlılar'a karşı savaşmasını engellemedi. Ne var ki giriştiği savaşta esir düştü. Bunun üzerine Sultanın eşi olan kızı aracılık ederek her yıl Omanlılar'a bir miktar vergi öde­mek şartıyla serbest bırakıldı ve ülkesi de idaresine terk edildi. Ka­ramanoğlu Alaettin bir süre sonra yeniden Osmanlılar'a karşı sa­vaştı ve H. 793 te Yıldırım Sultan Bayazıt'm hükümdarlığı sırasın­da Osmanlı komutanlarından birinin eliyle öldürüldü. Onun, -Sultan Murad'ın kızı Nefise'den olan oğlu da Bursa'da hapsedildi ve beyliğinin büyük bölümü Osmanlı topraklarına katıldı.

Yıldırım Bayazıt H.805'te Ankara meydan savaşında Timur-lenk'e yenik düşünce Alaettin'in oğlu Mehmet, Zindandan çıktı, beyliğinin başına iade edildi. Ve Timurlenk adına para bastırıldı. Ondan sonra da sınırlarını genişleterek H. 814'de Germiyanoğulları beyliğim kontrolü altına aldı. Fakat Çelebi Sultan Mehmet H.817 de onu buradan çıkardı. Karamanlı Beyi Alaettin oğlu Mehmet, bu kez de başka bir savaş sırasında Osmanlılar'ın eline esir düştü. Fakat Osmanlı Sultanı Onu bağışladı. Mehmet Bey kurtulunca bu sefer de Mısır'daki Memluklara yöneldi. Sonra yeniden dönüp onlarla sa­vaştı ve ellerine esir düştü. Bunun üzerine H. 822 de Mısır'a sevke-dildi. Fakat Mehmet Bey bir süre sonra H. 824 de Mısır'dan kaçarak tekrar ülkesinin başına döndü ve ikinci kez Osmanlılara karşı sava­şa girişerek Antalya'yı kuşattı. Nihayet H.827 de öldü. Bunun üzeri­ne kardeşi Alaettin Ali bağımsızlığını ilan etti. Alaettin Ali'nin, Mı­sır Memluklarına karşı eğilimi vardı. Mehmet Bey'in oğlu İbra­him'le kardeşi İsa, Alaettin Ali'ye karşı siyasi rekabete giriştiler. Bu amaçla Osmanlı Sultam ikinci Murat'a baş vurdular. O da bu iki kardeşi, iki kız kardeşiyle evlendirerek İsa'yı Rumeli sancağının ba-. sına getirdi. Ondan sonra da Karamanlı beyliğini Alaettin Ali'den alarak onu da üçüncü kızkardeşiyle evlendi. Ve Ali'yi Sofya Sancağı­nın başına getirdi. İbrahim'e de Karamanlı Beyliğini verdi.

Bir süre sonra İbrahim, büyük oğlu İshak'ı yönetim'in başına getirmek isteyince kardeşler arasında anlaşmazlık girdi. Ve Pir Ahmet yönetimi ele aldı. Pir Ahmet, Çelebi Sultan Mehmet'in kızının oğluydu, tshak Azerbaycan'da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Ha-san'a sığınarak onun yardım ve desteğiyle Konya'yı işgal etmeyi ba­şardı. Fakat Fatih Sultan Mehmet Pir Ahmet'i tekrar yönetimin ba­şına getirince İshak Uzun Hasan'a kaçıp sığınmak zorunda kaldı. Ne varki bir süre sonra Pir Ahmet Osm anlılar'a karşı bu kez savaş ilan etti. Ancak H. 871 yılında Osmanlılar'a yenildi ve bu tarihten sonra artık Konya Osmanlı topraklarına katılmış oldu. Bu olaylar­dan sonra Pir Ahmet'le kardeşi Kasım, Karamanlı Beyliği'nin geriye kalan bölümlerinin yönetimini H. 874 e kadar birlikte paylaştılar. Sonraları anlaşmazlığa düştüler ve Pir Ahmet H.880 de öldü.

Aynı zamanda Kasım da H. 880 yılında Osmanlılar'm karşısın­da yenilgiye uğradı. Ardından da Osmanlı Şehzadesi Cem, kardeşi ikinci Bayazıt'tan kaçarak ona sığındı ve kendisiyle yönetimi pay­laştı.. Cem bir süre sonra Karamanlı Beyliğini terkederek Rodos'ta­ki haçlı Şövalyelere sığındı. Kasım ise Sultan Bayazıt'la bir antlaş­ma imzalayarak öldüğü H.888 tarihine kadar, yönetimin başında kaldı. Kasim'm ölümünden sonra devlet adamları, Karamanlı Bey­liğinin ileri gelenlerinden Turgutoğlu Mahmud'u aralarında seçti­ler. Mahmut, ölen Kasım Bey'in kızının oğluydu. Onu Karamanlı Beyliği'nin başına getirmek istiyorlardı. Çünkü Kasım'm çocukla­rı da babalarıyla birlikte ölmüşlerdi.

Osmanlı Sultanı ikinci Bayazıt da bu karan onayladı ve onu tanıdı. Fakat çok geçmeden Turgutoğlu Mahmut Osmanlılara kar­şı baş kaldırdı ve Mısır Memlukları'na unvanıyla bilinen oğlu Dün­dar, başkentine, "Felekâbâd" adını vermişti. Moğolların Doğu Anadolu'daki genel valisi olan Timurtaş Dündar'a saldırdı. Bunun üzerine Dünyadan Antalya'ya kaçtı. Fakat yakalanarak H. 724 de öldürüldü ve Timurtaş Hamitoğluları Beyliği'ni idaresi altına aldı. Fakat çok geçmeden Timurtaş da Mısır'a kaçtı. Ondan sonra Dün­dar Bey'in oğlu Hızır ortaya çıkarak H. 728 yılında ülkesinin idare­sini yeniden eline aldı. Kendisinden sonra yerine oğlu İshak, onun da yerine oğlu İlyas, onun da yerine diğer oğlu Kemalettin Hüse­yin geçti. Kemalettin Hüseyin, Kara m an oğulları Beyliğinin, teh­ditlerinden kurtulmak için H. 776 da Sultan Murad'a sığındı veH.793 yılında ölünceye kadar da boyun eğdiğini açıkladı. Bunun üzerine Osmanlılar H.892 yılında bir askeri güç gönderdiler. Bu or­du, beyliği ortadan kaldırdı. Bu beylik resmi dil olarak Türkçeyi kullanıyordu. Halbuki Selçuklularda resmi dil farsçaydı.[19]

 

14- Ramazanoğulları

 

Bunlar bir Tükmen aşireti idiler. Adana dolaylarına gelip yer­leştiler. Bu beyliği H. 779 yılında Bayramoğlu Mır Ahmed Şeha-beddin kurdu. Mir Ahmed, Memluklara karşı savaşa girişerek on­ları onları yendi. Sonra Memluk Sultanı Farac Barkuk bu Mir Ah-med'in kızıyla evlendi. Bu sebeple de iki taraf arasındaki ilişkiler­de düzeldi. Ram az an oğullarıyla Memluklar Timurlenk'e karşı an­laştılar. H. 818 yılında altı aylık bir kuşatmadan sonra Tarsus Kara-manoğullarm'dan alındı. Ve işbu Ahmed H. 819 yılında ölünce oğulları yönetim üzerinde anlaşmazlığa düştüler. Ancak daha son­ra Mir Ahmed'in oğlu İbrahim idareyi eline alınca kardeşler ara­sındaki ihtilafta sona erdi. Başa geçen İbrahim H.820 yılında kar­deşlerine ve amca çocuklarına, Mısır Memluk Sultanına boyun eğ­melerini teklif etti. Ne var ki İbrahim bir süre sonra yemden Mısır Memluk Devleti'ne karşı olumsuz bir tutum içine girdi. Bunun üzerine H. 830 yılında yakalanarak Mısır'da zindana atıldı. H. 831 yılında da öldürüldü. Ondan sonra Memluklar onun yerine oğlu İzzeddin Hamza'yı Ramazanoğullan Beyliği'nin başına getirdiler. Fakat İzzeddin'in başta kalması çok sürmedi.

Bu sıralarda îzzeddin'in amcaları olan Mehmed ve Ali Adana dolaylarında bazı şehirlere bağımsız olarak hükmediyorlardı. Bu yüzden amcalarla yeğen arasında Siyasi anlaşmazlıklar doğdu ve bu anlaşmazlıkların sonucu olarak da nihayet İbrahim'in oğlu Arslan Davud ülkenin idaresini ele geçirdi. Arslan Davud H. 885 yılında Diyarbakır taraflarında öldürülünceye kadar da Ramaza­noğullan beyliğinin başında kaldı. Sonra Davud'un yerine oğlu Garseddin Halil geçti. O da H. 916 yılma kadar başta kaldı. Rama­zanoğullan beyleri bütün bu süre içerisinde hep Mısır Memlukla­rının yanında yerlerini aldılar. Ancak son zamanlarda Osmanlı'la­rın gittikçe güçlenmeleri Halil'in Osmanlı'lara yanaşması sonucunu getirdi. Halil, yerine kardeşi Mehmed'i bırakarak İstanbul'a git­ti. Ve Osmanlı sultanıyla anlaşarak bu kezde onunla birlikte Mısır Memluklarına karşı savaşa katıldı. Ancak H. 923 yılında Kahire ka­pılarına yakın yerde cereyan eden Ridaniye meydan savaşı sırasın­da Öldürüldü. Yerine ise kardeşi Piri Bey geçti.

Piri Bey, H. 926-948 yılları arasında Osmanlıların egemenliği altında kaldı. Ondan sonrada yönetimin başından ayrıldı. Böylece Adana bölgesi artık bir Osmanlı vilayeti haline geldi. Bu gelişme­lerden sonra Ramazanoğulları hanedanı bu bölgeden çıkarıldılar. Bölgede yeniden bir takım siyasi ihtilaflar baş gösterdi. Bunun üzerine Piri Bey'e yeniden beyliğin başına dönmesi görevi verildi. O da bu görevi üstlenmek üzere beyliğin başına döndü. Ve H. 976 yılında ölünceye kadar da beyliğin başında kaldı. Kardeşleride başka vilayetlerin yöneticiliğine tayin edildiler. Piri Bey ölünce yerine küçük oğlu Derviş geçti. Derviş daha önce Tarsus emiri idi. Altı ay sonra da yerine büyük kardeşi ve aynı zamanda Antep emi­ri olan İbrahim geçerek H. 997 yılma kadar başta kaldı. Onunda yerine oğlu geçerek, H. 1017 yılında ortadan kalkıncaya kadar da Ramazanoğulları beyliğinin başında kaldı.[20]

 

15. Dulkadıroğulları

 

Bunlar da Cengizhan dönemindeki vahşi Moğol saldırıların­dan kaçan Türkmenlerle beraber Anadolu'ya gelip yerleştiler. Dul-kadıroğulları her ne kadar Pers kökenli olduklarını ve asıllarının Sasani'lere dayandığını ileri sürüyor iselerde Türkmen oldukları gayet açıkça anlaşılmaktadır. Moğol saldırılarının önünden kaç­tıkları sırada bunlardan bir topluluğun başında Dulkadır adında bir lider bulunuyordu. Bu Dulkadır adındaki emirin oğlu Zeyned-din, Maraş'ın Elbistan yöresinde zamanla güçlenmeyi başardı. Sonra da H.740 yılında bağımsızlığını ilan etti. Zeyneddin Uzunca yaşadı. Ve H.780 yılında öldü. Yerine ise Malatya'yı ve Maraş'ı zap-teden oğlu Halil geçti. Sonra İşbu Halil'i Memluklara boyun eğmiş bulunan kardeşi Harput emiri İbrahim Bey H. 788 yılında öldür­dü. Fakat Halil'den sonra Memluklarla Karamanoğullannm ateşi arasında sıkışıp kalmış bulunan bir diğer kardeşi Suli idareyi elealdı. Ancak İbrahim H. 800 yılında dönüp bu kez de kardeşi Suli'yi öldürdü. Bu dönemin Osmanlı hükümdarı Mehmed Çelebi, Su-li'nin damadıydı. İbrahim bu iki kardeşini öldürmesine rağmen yine de idareyi bir türlü eline geçiremedi. Çünkü onun üçüncü kardeşi olan Nasreddin Mehmed yönetime hakim oldu. Ve Mem­luklarla Osmanlılara karşı savaştı. Aynı zamanda H. 803 yılında Ti-murlenk'e karşı da direnmeye çalıştı. Ne var ki sonunda Timur'a boyun eğmek zorunda kaldı. Ancak Timur dönüp gidince Nasred­din Mehmed'le Osmanlı hükümdarı Mehmet Çelebi'nin arası dü­zeldi. Ve her ikisi H. 805 yılında Ankara'da bir araya geldiler. Fakat Nasreddin Mehmed dönüp Kar aman oğulları aleyhinde Memluk­lardan yardım istedi. Memluklarda mükâfat olarak ona Kayseri'yi verdiler. Ancak Osmanlılar bu kendi işgal ettiler. Nasreddin Meh­med daha sonra tekrar Memluklarla bozuşarak Osmanlı hüküm­darı II. Murad'a sığındı. II. Murad'ta Kayseri kentini tekrar onun yönetimine verdi. Fakat Nasreddin Mehmed yeniden Memluklara döndü. Ve Kahire'yi ziyaret etti. Ülkesine döndükten sonra da çok geçmeden H. 846 yılında öldü.

Nasreddin Mehmed'in ölümünden sonra yerine oğlu Süleyman geçerek Osmanlılarla ilişkilerim düzeltti. Kızı Mükrime'yi de Şeyh-zade II. Mehmet'le (Fatih Sultan Mehmed'le) evlendirdi. H. 858'de de öldü. Malatya emiri Süleyman'ın yerine oğlu Arslan geçti. Kara-koyunlu hanedanının hükümdarı Uzun Hasan Arslan'a saldırarak Harput kentini elinden aldı. Bunun üzerine Arslan Memluklardan yardım isteyerek Kahire'ye gitti. Sonra H.870 yılında camiin içinde suikaste uğrayarak öldürüldü. Onunda yerine kardeşi Şah Budak geçti. Şah Budak Memluklar tarafından destekleniyordu. Bu sırada Osmanlılarda onun diğer kardeşi Şeyhsuvar'ı destekliyorlardı Bu yüzden iki kardeş arasında siyasi kavgalar baş gösterdi. Sonuç ola-rakta Şah Budak H.871'de Mısır'a kaçtı. Memluklar onun yerine amcası Rüstem Nasreddin Mehmed Elbistan'a vali tayin ettiler. Fa­kat Şahsuvar Memluklara karşı üstünlük kazandı. Aynı zamanda H.872 yılında Ramazanoğullanna da üstün geldi. Ancak bir süre sonra yani H.876'da Antep'te Memluklar karşısında yenilgiye uğra­dı. Ve ellerine esir düştü. Ondan sonra Mısır'a götürülerek H. 877'de idam edildi. Şah Budak'ı da yönetimin basma getirdiler. Osmanlılarise diğer kardeşi olan Bozkurt Alâüddevle'yi destekliyorlardı. Bu yüzden Şah Budak H.884 yılında tekrar Mısır'a kaçtı. Böylece ortam Alâüddevle lehinde müsait hale geldi. Alâüddevle kurnazca davra­narak Memluklara Meyil göstermek suretiyle kardeşi Şah Budak'ı yakalamayı başardı. Ve onu Mısır'a teslim etti, Nihayet Şah Budak H. 895'te idam edildi. Alâüddevle istediğini gerçekleştirince bu kez-de Osmanlılara yaklaşmaya çalıştı. Kızı Ayşe'yi Sultan II. Beyazıt'la evlendirdi. Alâüddevle'nin bu kızı Yavuz Sultan Selim'in annesidir. Ne var ki Alâüddevle daha sonra bir manevra yaparak Osmanlılara ters düştü. Osmanlılarda Safeviler'e karşı içine düştükleri gaileden kurtulunca Alâüddevle'nin üzerine yürüdüler. Ve onu yakaladılar. Alâüddevle H. 921 yılında öldürüldü. Ve başı kesilerek torunu Yavuz Sultan Selim'e götürüldü.

Osmanlılar Alâüddevle'nin yerine bu seferde Şeyhsuvar'ı ta­yin ettiler. Bu tarihten sonra Şeyhsuvar'm ülkesinde Osmanlı Sul­tanı adına hutbe okunmaya başlandı. Aynı zamanda Şeyhsuvar Bey, Yavuz Sultan Selim'in Memluklara son verdiği Şam ve Mısır seferinde onun bu hamlesine katıldı. Fakat H. 928'de Kanuni Sul­tan Süleyman'ın emriyle idam edildi. Böylece devletide ortadan kalkmış oldu.

Anadolu'da kurulan beylikler ve küçük devletçikler sadece bunlardan ibaret değildi. Bilakis bunlardan daha az bir alan kap­layan ve daha az önem taşıyan küçük beylikler de vardı. Örneğin, H. 832'de Osmanlı Sultanı II. Murat zamanında ortadan kalkmış bulunan Deniz'li beyliği gibi, Sivas beyliği gibi keza, Yavuz Sultan Selim tarafından H. 912'de varlığına son verilen Diyarbakır'daki Akkoyunlu'lar gibi.

Çağdaş beylikler birbirlerine karşı sürekli rekabet içerisindey­diler. Şehirler bir beyliğin elinden çıkıyor, öbürünün eline düşü­yordu. Beylik güçlenmeye başlayınca vaktiyle elinden çıkmış bu­lunan bir bölge, yeniden onun sınırları içine giriyordu. Bu hal böy­le devam edip durdu. Ta ki Osmanlı devleti değişik sürelerle bütün bu beylikleri ortadan kaldırıp topraklarına katıncaya kadar.[21]



[1] Habip b. Mesleme b. Malik el-Fehrî el-Kuraşî. Hicretten ikj yıl önce doğ­du. Yermuk savaşına katıldı ve Antakya valisi oldu. H. 23-31 yıllan arasında Er-meniye ve Azerbaycan'ı fethetti. H. 42'de Ermenİye'de öldü.

[2] El-Mehdî, Muhammed b. Abdullah el-Mansur b. Muhammed Aii b. Ab­dullah b. Abbas. Abbasi Halifeleri'nin üçüncüsüdür. Babasının H. 158'de Ölümü üzerine başa geçti. H. 169'da öldü

[3] Bu konu ilgisiyle belirtmek gerekir ki çağdaş tarihçilerimiz İstanbul'un M. 1453'te fethedilmesin! kolaylaştıran sebepler üzerinde hiç durmamışlardır.

Yukarıda anlatılan olaya bakılacak olursa İstanbul'da H. Beşinci (yani M. On-birinci yüzyılın ortalarında) daha açıkçası, İstanbul'un alınışından tam 400 yıl Ön­ce istanbul'da bir cami yapılmış ve bu camide cuma namazı bile kılınmıştır.

Bu olay o tarihlerde istanbul'da cuma namazı kılabilecek sayıda müslüman bulunduğunu açıkça göstermektedir. Bu sayının ise binlerin üzerinde olduğu, hatta İstanbul'da müslümanlara ait mahallelerin bile oluştuğu ihtimali çok yük­sektir. Çünkü daha Hz. Peygamber (s.a.) hayattayken elçileri Bizans imparatoru Heracleus'a O'nun mektubunu getirmiş ve imparatordan izin alarak istanbul'a yerleşmiş, burada İslâm'ı yaymaya çalışmışlardır. Nitekim İstanbul'un Perşem­be Pazarı mevkiinde bulunan ve halen de dimdik ayakta duran Arap Camii Hz. Peygamber (sa)'in Dıhya b. Halife başkanlığında istanbul'a gönderdiği heyet ta­rafından İnşa edilmiştir. Arap Camii, Hz. Peygamber (s.a.)in Medine'deki cami­inden sonra, islâm tarihinde inşa edilmiş ikinci camidir.

Bu olay bile istanbul'da Rum asıllı müslüman sayısının daha o tarihlerde bu camiyi doldurabilecek kadar çoğalmış bulunduğunu kanıtlamaktadır.

Bütün bunlar asırlar sonra istanbul'un fethedilmesini kolaylaştıran ne ka­dar büyük çapta hazırlayıcı sebepler olduğunu, buradaki müslümanların fetih faaliyetleri sırasında içeride üstlendikleri istihbarat ve propaganda hizmetleriy­le ne kadar önemli rol oynamış olabildiklerini inkar etmek mümkün değildir.

Ne var ki cumhuriyet döneminin ırkçı zihniyeti bu gerçekleri daima gizle­meye çalışmıştır. Türkiye'de Türk asıllı kesimin büyük bölümü Selçuklular so­yundan gelmesine rağmen, ya dg Selçuklu toplumunun devamı oldukları halde bu gerçek, kabilecilik anlayışlarıyla daima halka unutturulmaya çalışılmıştır. Değişik kökenlerden gelen eski müslümanların da genel olarak Anadolu'nun ve özellikle İstanbul'un fethinde çok büyük emek ve hizmet verdikleri muteber ta­rihlerde açıkça belirtilmişti!. Bu muhteşem zaferleri, çok sonraları müslüman olan hatta Malazgirt savaşında bile müslümanlara karşı Bizans safları müslü­man olan hatta Malazgirt savaşında bile müslümanlara karşı Bizans saflarında çarpışan oğuz boylarına ve sırf Osmanlı sarayına maletmek koyu bir cehaletin ve tutucu bir düşüncenin ancak eseri olabilir (Mütercim)

[4] İslâm tarihçilerine ait literatürde "Selâcikatü'r-Rûm" Rumeli Selçuklula­rı olarak geçer. Nitekim metinde de yazar bu adı kullanmıştır (Mütercim)

[5] Bugünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı statüsündeki yetkili (Mütercim)

[6] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/423-430.

[7] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/430-431.

[8] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/431.

[9] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/431-432.

[10] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/432.

[11] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/432-433.

[12] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/433.

[13] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/433.

[14] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/434.

[15] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/434-435.

[16] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/435.

[17] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/435-436.

[18] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/436.

[19] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/436-439.

[20] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/439-440.

[21] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 6/440-442.