123- AFGAN TOPRAKLARİ - Index Web - 0124 0124
123- AFGAN TOPRAKLARİ
123- AFGAN TOPRAKLARİ
Afgan Toprakları, uzun yıllar Timurlular'm egemenliği altında kaldı. Devletleri zayıf düşünce buralar birçok beyliklere ayrıldı. Bu parçalardan Herat, Horasan'a bağlıydı ve Timuroğulları'ndan Hüseyin Baykara buraya hükmediyordu. Hal böyleyken Kabil ve Gazne'yi, Muhammed Babür Şah Zahîrüddin, egemenliği altına almıştı. Babür Şah'in burayı alması, H. 911 yılında O'nun Mavera-ünnehir topraklarını, Özbek lideri Muhammed Şeybani'ye bırakmasından sonra oldu. Babür Şah, yirmi yıla yakın bir süre Kabil'de kaldı. Sonra Ludlular Hanedani'nın üyeleri olan beyler, hükümdarları Behluloğlu, İskenderoğlu İbrahim'le ihtilafa düşünce, Onu Hindistan'a davet ettiler. O da H. 932 yılında Hindistan'a girmeyi başardı. Babür Şah ile İbrahim arasında patlak veren Banı-pat Meydan Savaşı'nda Babür Şah zafer kazandıktan ve İbrahim de öldürüldükten sonra ancak Hindistan'a girebilmişti. İskender oğlu İbrahim'in ise beşbin kadar askeri bu savaşta öldürüldü. Babür Şah, bu kez Agra'ya yerleşti. Kabil ve Gazne kentleri de ona bağlı kaldı. Nihayet Babür Şah, H. 937 yılında öldü.
Babür Şah ölünce yerine oğlu Nasirüddin Hümayun Şah geçti. Ancak Şir Şah O'na karşı ayaklandı ve Hümayun Şah'ı yenmeyi de başardı. Bunun üzerine Hümayun Şah kaçarak Safeviler'e sığındı. H. 947'ye kadar Tahmasp'm yanında kaldı. Ondan sonra da Hindistan'a dönerken H. 952 yılında Kandahar'a ve Kabil'e girdi. Ne var ki sonra I. Abbas Şah, Kandahar'ı istila etti. Ancak Safevi-ler, çok geçmeden zayıf düştüler. Bu sefer de Özbekler {onların boşluğunu doldurarak) Kandahar'a hakim oldular. Ondan sonrada Hindistan'ın Moğol asıllı hükümdarı Şah Cihan H. 1021 yılında Özbekleri Kandahar'dan kovmayı ve şehri H. 1038 yılında da II. Şah Abbas'a teslim etmeyi başardı. Sonra Timuroğullarından Ev-zenzib, Kandahar'a girmek için uğraştı. Fakat başaramadı. Halbuki yönetimi altında bulunan topraklar, Buhara ve Harizm'e kadar yayılmış bulunuyordu.
Evrenzib'den sonra Kabil, Kandahar ve Gazne kentleri artık İran'a bağlandılar. Herat'a gelince burası genellikle İran'a bağlanıyordu. İşte böylece bugün Afganistan adıyla bilinen Afgan toprakları, tarihin bu aşamasında Hindistan ve İran hükümdarları arasmda sık sık el değiştirip durdu. Ya da başka bir ifadeyle Herat kenti genellikle İran'a, Kabil, Gazne ve Kandahar ise çok kere Hindistan'a bağlanıyor, ancak arasıra İran hükümdarları bu kentleri ele geçiriyorlardı.
Kandahar, İran'a bağlandıktan ve Evrenzib de Öldükten sonra İran bu kentin başına, Gürcistan'dan hıristiyan birini tayin etti. Bu adam şehri diktatörce yönetmeye başladı ve halka kötü muamelede bulundu. Bunun üzerine Kandahar halkı, Emir Üveys liderliğinde toplanarak H. 1120 yılında bu adamı yönetimden uzaklaştırmayı ve Emir Hüseyn'i de onun yerine geçirmeyi başardılar. İranlılar ise bu gelişmelere karşı susmayı tercih ettiler. Çünkü işe karışmak için imkanları yeterli değildi. Bir süre sonra, Mir Üveys güçlenince İran'a saldırmaya başladı. Bunun üzerine İran, Mir Üveys'in üzerine bir kuvvet gönderdi. Fakat Mir Üveys bu orduya karşı üstünlük elde etti. Aynı zamanda Eski Kandahar hükümdarının kardeşioğlu Hüsrev komutasında Gürcistan'dan gönderilen orduya karşı da zafer kazandı. H. 1123 yılında cerayan eden bu savaşta Hüsrev öldürüldü. İranlılar, Kandahar'ı geri almak üzere yeniden buraya bir ordu gönderdi iseler de başarısız kaldılar. Bu ordunun komutanı Muham-med Rüstem kaçtı. Sonra H. 1127 yılında Mir Üveys öldü.
Henüz hayatta iken, yerine oğlu Mahmud'un geçmesi konusunda bir vasiyet yapmıştı. Çünkü Kandahar artık bağımsız bir beylik konumundaydı. Fakat Prens Mahmud daha küçüktü ve henüz onikinci yaşını bile doldurmuş değildi. Bu sebeple amcası Abdullah zorbalık ederek idareyi ele aldı ve yönetimi tamamen teslim alabilmek için İran'la anlaşmaya çalışıyordu. O, İranlılarla (Kandahar'm daha önce bu ülkeye ödemekte olduğu vergiyi kaldırmak ve İran'ın bu kenti zorla ele geçirmek için giriştiği çabalara engel olmak amacıyla) anlaşmaya çalışıyordu. Onun hedefi kendisinden başlamak üzere bir (Abdullah Hanedanı) kurmak ve ülkenin veraset yöntemiyle (yani babadan oğula geçen bir idare sistemiyle) yönetilmesini sağlamaktı.
Fakat Kandahar halkı Abdullah'ın bu fırsatçı arayışlara öfkelendi. Çünkü gerçekten elde etmiş oldukları başarılarının kaybına neden olmuştu. Sonra Mir Üveys'in oğlu Mahmud, amcasına karşı harekete geçerek onu öldürdü ve beyliğin idaresini teslim aldı. Onun bu başarısı ise Devranı (Abdelî) kabilelerini cesaretlendirdi ve İran'a karşı savaşmak üzere Herat'da liderleri olan Esedullah'ın sevk ve komutasında birleşmelerim ve Özbeklerle güç birliği yapmalarım temin etti. Nitekim bu sayede bu güçler, üstünlük elde ettiler ve Herat'da bir beylik kurdular. Herat Beyliği, Mir Üveysoğlu Mahmud'un yönetimindeki Kandahar Beyliği ile birlikte İran'a karşı ortaya koydukları tavırda aynı tutumu paylaşdıkları için aralarındaki ilişkiler de iyi gidiyordu.
Bu sıralarda Mir Mahmud ile İran arasmda savaş patlak verdi. Kandahar lideri Mir Mahmud, İran'a karşı zafer kazandı ve İsfahan'a doğru, İran topraklarında ilerlemesine devam etti. Sonra bazı yerlerde iki taraf arasında birtakım küçük savaşlar daha cereyan etti ve nihayet H. 1135 yılında Safeviler'in başkenti Isfahan, Mir Mahmud'un eline düştü. Böylece Safeviler'in elinde kuzeyde küçük bir toprak parçasından başka bir yer kalmadı. İkinci Tah-masp -bu sıralarda- Mazenderan'da yerleşmiş bulunuyordu. Ne var ki bu sefer de Mir Mahmud'un komutasındaki güçler, süratle geri çekilmeye, Ruslar ise kuzeyden ilerlemeye başladılar. İranlılar Ruslar'dan imdat istiyorlardı. Fakat Osmanlılar Ruslar'ı tehdit etmeye başlayınca Ruslar durakladılar. Ondan sonra da Osmanlılarla Ruslar, (her biri İran'ın bir parçasını almak üzere) aralarında anlaştılar. Bu sırada Mir Mahmud'un aklî dengesi bozuldu. Bunun üzerine Afganlılar, onun amcası Abdülaziz'in oğlu Eşrefi davet edip amcazadesinin yerine onu, başlarına hükümdar nasbettiler.
Eşref, (müslümanlara karşı hıristiyan Ruslar'la işbirliği ettiği gerekçesiyle) Osmanlılar'a karşı savaş açtı. Sonra da onlarla anlaştı. Fakat kısa sürede Eşrefe karşı ülkenin birçok yerlerinde ayaklanma hareketleri patlak verdi.
Bu sırada Nadir Han kuvvetlenerek siyasi arenada varlık göstermeye ve Tahmasp'ın yanında yerini alarak savaşlara girişmeye başladı. Nadir Han Afganistan'ın elinde bulunan Meşhed ve Herat kentlerine girdi. Tahmasp da İsfahan'a doğru ilerleyince Eşref de basit bir direnişten ve Safevî hanedanından geriye sağ bırakmış bulunduğu Şah Hüseyn'i de öldürdükten sonra Şehri terk etti. Bu suretle veliaht iken Tahmasp, bu kez İran şahı oldu. Eşref ise Kan-dahar'a doğru seferine devam ettiği bir sırada H. 1142'de öldürüldü. Ordusu ise parçalandı. Taraftarları, ülkelerine doğru yön tutmuşken darmadağın oldular.
Nadir Han, Kandahar üzerine düzenlediği seferini sürdürdü. Kandahar kenti bu sırada, Mir Mahmud'un kardeşi Mir Hüseyn'in yönetimi altında bulunuyordu. Nadir Han, kente girdi. Aynı zamanda Belkh üzerine de bir ordu gönderdi. Sebebine gelince Belkh hükümdarı, Kandahar Emiri, Hüseyn' yardım edeceğine ilişkin vaadlerde bulunmuştu. Ondan sonra Nadir Han Moğol asıllı Hint hükümdarlarının yönetimi altında bulunan Kabil ve Gazne kentlerini de işgal etti. Çünkü aralan bozuktu.
Ondan sonra da Hindistan'a girdi. İşte bu suretle Afgan topraklan ikinci kez, İran'ın kontrolü altına girmiş oldu. Ancak Nadir Han, H. 1160 yılında Şirvan topraklarında öldürülünce o sıralarda, yönetimi altında bulunan Afganlı askeri birlikler sür'atle kendi ülkelerine döndüler ve Kandahar'a yerleşerek H. 1163 yılında komutanları Ahmet Han'a bağlılıklarını ilan ettiler, aynı zamanda Abdalî Ahmet Şah unvanıyla onu Kandahar'a emir seçtiler. Bu Ahmet Şah, Devranoğullan ailesindendi. Onun yönetimindeki devlet de Afgan Beyliği, başkenti ise Kandahar-ıAhmed Şahı olarak isim aldı.
Ahmet Şah topraklarını genişletmeye çalıştı. Keşmir vilayetlerini, Lahor ve Meltan'ı ülkesine katarak buradaki İslâm Devleti'niyok etmek için Sikhi [1] ve Hindular'a karşı silahlı mücadelelere girişti. Ne var ki ordusunun saflarında -bu sırada yayılan salgın ve sikhi-Hindu güçlerine karşı giriştiği savaşların yorgunluğundan sebep, tekrar ülkesine dönmek zorunda kaldı ve H. 1187 yılında da öldü. Yerine ise, gerçekten de devleti yönetecek bir yeterliliğe sahip olan oğlu Timur Şah geçti. Çünkü Timur Şah henüz babası sağken, Lahor ve Multan kentlerinin yönetimini üstlenmiş ve bu sayede de deneyim kazanmıştı. Babasının öldüğü gün kendisi Herat'da idi.
Kardeşi Süleyman Kahdahar'da taht sevdasına düşerek ona karşı siyasi rekabette bulundu. Fakat Timur Şah kardeşini öldürmeyi başardı. Ondan sonra da merkezi Kabil'e nakletti (yani Kabil'i başkent edindi). H. 1196'da Sikhler, Meltan'ı ele geçirdiler. Fakat Timur Şah, aynı yıl içerisinde burayı onlardan tekrar geri aldı. H. 1197'den 1201'e kadar Sind beyleri, Timur Şah'a karşı ayaklanma hareketlerinde bulundular. Vakıa bu beyler, her ne kadar Timur Şah'a ismen bağlı bulunuyor idiyseler de, esasen burada bağımsız hareket ediyorlardı. Sonra bir ara Buhara Emîri Masum, Merv Emirliğine karşı bazı tecavüzlerde bulundu. Bunun üzerine Timur Şah Buhara Emiri'ne karşı savaştı ve şeklen de olsa onu kendinebağladı. Keza Keşmir'de bir fitne koptu. O da batırıldı. Nihayet Timur Şah, yirmi yıl süren bir hükümdarlıktan sonra H. 1207 tarihinde öldü. Yerine ise oğlu Zaman Şah geçti. O da sekiz yıl kadar başta kaldı. Onun da yerine H. 1215 yılında kardeşi Mahmud geçti.
Zaman Şah ve kardeşleri Mahmud Şah ile Sucaülmülk'ün araları bozuldu. Zaman Şah, özellikle Hindistan'da, Sihler'e ve Hindular'a karşı İslâm'ı ve müslümanları savunma konusunda gayretli ve duyarlıydı. Nitekim bu şirk kesimleriyle çarpışıyordu. Ancak bu topluluklara karşı giriştiği savaşlar, (aslında Hindistan'da etkileri başlayan ve bu ülkeyi kontrolleri altına almak isteyen) İngilizler'e karşıydı. Özellikle de İngilizler'in etkisi kuzeyde kendini gösteriyordu. Nitekim bu bölgeleri kontrolleri altına almış bulunuyorlardı. İşte İngilizler, şu veya bu vesileyle çeşitli zıt kutupları Zaman Şah'ın aleyhinde kışkırtıyorlardı. Bu sebepledir ki İran'da Kacalar Afganistan topraklarına saldırdılar.
Dolayısıyla Zaman Şah, Sihler'e karşı girişmiş bulunduğu hamlelere ara vermek zorunda kaldı. Diğer yandan Buhara Emiri Murad, keza Sind beyleri ve Baluklar'dan Kelat Han'ı, Zaman Şah'ı tehdit ediyorlardı. Nihayet (ona karşı siyasi rekabet içinde bulunan) kardeşi Mahmut, Zaman Şah'a üstün geldi ve Onu zindana atarak, -bu dönemde İranlılar arasında gelenek olduğu üzere- gözlerine mil çektirdi. Afganlılar, Zaman Şah döneminde, Hindistan'da bulunan vilayetlerini kaybettiler.
(Zaman Şah'ın uğradığı bu akıbetten sonra) H, 1215 yılında bu kez de ülkenin idaresini Mahmud Şah üstlendi. Fakat diğer kardeşi Şücaülmülk Ona karşı ayaklandı ve Peşaver'de kendini hükümdar ilan etti. Nitekim H. 1218 yılında Kabil'i ele geçirerek kardeşi Mahmud'u devirmeyi ve Onu zindana atmayı başardı. Diğer kardeşi Zaman Şah'ı ise zindandan salıverdi. Tabi ki kardeşi Mahmud tarafından, gözlerine mil çektirildikten sonra Zaman Şah artık gözlerini kaybetmişti. Kandahar kendi ise, Mahmud'un oğlu Kâmran'm elinde kaldı. Onu da amcası Fetih Han destekliyordu. Sonra Mahmud Han, kardeşi Şücaülmülk ile barıştı. Fakat çok geçmeden yine ona ters düştü ve Zaman Şah'ın oğlu Kayser'i desteklemeye başladı. Daha sonra da Mahmud'u desteklemeye başladı. Şücaülmülk, Keşmir ve Sind bölgeleri üzerine ordular gönderiyor, gücünü daha çok bu cephede ortaya koyuyordu. Fetih Han ise birtakım komploların peşindeydi. Sonunda da Şucaülmülk'ü yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine H. 1224 yılında Şücaülmülk Hindistan'a kaçtı. Mahmud ise ikinci kez yönetimin başına geldi.
Mahmud -artık- (kendisini yönetimin başına getiren kardeşi Fetih Han'a) tamamiyle güveniyor, ona dayanıyordu. Fetih Han da (etkinliğini gittikçe artıran ve vaktiyle H. 1235 yılında kardeşi Mahmud'a karşı savaşan ve onu yenen) diğer biraderi Dost Muham-med'e dayanıyordu. Ne çare ki Mahmud tutup kardeşi Fetih Han'ı Öldürdü. Bu sefer de Dost Muhammed kardeşi Fetih Han'ın öcünü almak istedi. Bu amaçla harekete geçen Dost Muhammed Kabil'i ele geçirerek, kendini Kabil Emiri ilan etti. İşte bu sıradadır ki Sihler de Hindistan'ın bazı eyaletlerine hakim oldular. İranlılar da H. 1258 yılında Herat'ı işgal ederek burayı, Mahmud'un oğlu Ka-meran'm elinden aldılar.
Şücaülmülk, Hindistan'da iyiden iyiye otoritelerini kurmuş bulunan İngilizler'd en bu kez yardım istedi. Onlar da Şücaülmülk'ün bu isteğini hemen yerine getirdiler ve ona bir ordu gönderdiler. İngiliz ordusu Kabil'e girerek Şucaülmülk'ü burada hükümdar ilan etti. Dost Muhammed ise şehirden kaçarak, gidip Bu-hara'ya sığındı (yıl. 1255). Dost Muhammed kuzeyden, Afgan topraklarına saldırmak istiyordu. Nitekim giriştiği saldırılar başarısızlıkla sonuçlandı. Kendisi de Afganistan'a gelerek İngilizler'e teslim oldu. İngilizler onu Bengal'de bulunan Kalküta'ya naklettiler.
H. 1257 yılında İngiliz ordusu Kabil'den çekildi. Bu çekiliş sırasında Dost Muhammed'in oğlu Ekber Han, İngilizler'e hücum etti. Neredeyse onların tamamım imha edecek oldu. Savaşın, (bir taraftan İngilizler'le onların müttefiki olan Şücaülmülk arasında, diğer taraftan da îngilizler'le Ekber Han arasında) sürdüğü bir sırada Şücaülmülk öldürüldü.
Bu suretle İngilizler büyük kayıplara uğradılar. Sonuç olarak da Dost Muhammed'i Afganistan'a iade etmek ve onun hükümetini tanımak zorunda kaldılar. İngilizler aynı zamanda Dost Muhammed'le bir dostluk anlaşması da akdettiler. Dost Muhammed bu arada güç kullanarak Orta Asya'ya yayılan ve buraları topraklarına katan Rusya ile ilişkilerini barış içinde sürdürmeye çalıştı. Nitekim Rusya'nın, İran üzerinde de nüfuzu güçlenmişti. Sonra Dost Muhammed, kardeşlerini ve çocuklarım tekrar emirliklerin başına getirdi. Ne var ki aralarındaki siyasi çekişmeler devam edip durdu.
İngiltere, Dost Muhammed'in tutumunu kabul etmiyordu. Çünkü Dost Muhammed İngilizler'i, H. 1274 de patlak veren Hindistan devrimine karşı desteklememişti. Onun için sözde Dost Muhammed'in Ruslar lehinde çalıştığına ilişkin ortalığa bir takım dedikodular atıldı. Çünkü İngiltere ile Rusya arasında, bu bölge üzerinde siyasi rekabet vardı. İşte bu yüzden İngiliz ordusu, Afganistan'a girdi. Fakat Afganhlar'm şiddetli direnişleri karşısında ilerleyemedi. Sonuçta İngiltere Afgan hükümetim tanıdı.
Dost Muhammed Herat kentini İranlılar'dan geri aldıktan sonra H. 1280 yılında öldü. Yerine ise oğlu Şir Ali geçti. Bu sıralarda İngilizler Hindistan sınırlarını Afganlı kabilelerin baskınlarından korumak amacıyla ikinci kez Afganistan'ın iç işlerine karışmaya başladılar. Ya da Orta Asya'daki İslâm vilayetlerini yutan ve 1290 tarihinde de Horasan'ın bir kısmım alan Rusya'ya karşı İngilizler bu yola baş vuruyorlardı. Ancak İngilizler'in, Afgan devletinin, sık sık iç işlerine karışmaları karşısında Afganistan Emiri Şir Ali Rusya'dan yardım istemek ve onlara tutunmak zorunda kaldı. Bunun bir belirtisi olarak da Afganistan'ı ziyaret eden Rus heyetini sıcak bir ilgiyle karşılarken, İngiliz heyetiyle görüşmeyi reddetti. Şir Ali'nin bu tutumu karşısında İngilizler, bölgedeki çıkarlarım kaybetmekten korkarak Afganistan topraklarını tez elden işgal etmeye baktılar ve nitekim H. 1295 yılında İngiliz kuvvetleri Afganistan'a girdi. İngilizler bu işgal sırasında her ne kadar büyük kayıplara uğradı iseler de bunu göze aldılar ve yaptılar. H. 1296 yılında Şir Ali öldü. Yerine ise oğlu Yakup geçti.
Afganlılar Şir Ali'nin yönetimim reddettiler (onu başlarında istemiyorlardı). Çünkü İngilizler'e karşı eğilimi vardı. Bu sıralarda İngiliz işgalcilere karşı Afganistan'da ayaklanma hareketleri başladı. Bu yüzden İngilizler bu ülkeyi terketmek zorunda kaldılar. Ardından da iki taraf arasında bir antlaşma düzenlendi. Bu antlaşmaya göre İngiltere, Afganistan'a otonomi, (iç işlerinde serbest, dış işlerinde ise İngiltere'ye bağlı olmak üzere) yarı bağımsızlık tanıyordu. Sonra Afganistan'ın yönetimini Dost Muhammed'in torunu Abdurrahman teslim aldı. Abdurrahman Efdal'in oğlu, Efdal ise Dost Muhammed'in oğludur; yani Yakub'un amcazadesidir.
H. 1302 yılında Rusya Herat'a saldırdı. Bu olay üzerine İngiltere, bölgedeki özel çıkarlarını kaybetmekten korkarak Herat'ı korumak amacıyla süratle davrandı ve bu sorunlarla ilgili olarak H. 1305 yılında Petersburg'da İngiltere ile Rusya arasında bir antlaşma düzenlendi. Bu antlaşmaya göre Ruslar, Horasan'da almış ol-duklanyla yetindiler. Ruslar'm burada aldığı yerler, Merkezi Merv kenti olan Türkmen topraklarının bir bölümüydü. Ne var ki Rusya tekrar Afganistan'la sürtüşmeye başladı. Bu yüzden Afganistan'ın kuzeydoğu bölgesi, yani Bedahşan taranan Afganistan-Rusya çatışmalarına sahne oldu. Ancak H. 1313 yılında Rusya ile İngiltere arasında düzenlenen bir antlaşma ile Rusya, Bedahşan bölgesinin, Afganistan topraklarının bir parçası olduğunu kabul etti. Bunun üzerine Rusya'nın, Orta Asya'da üzerine el koymuş bulunduğu topraklarla, Afganistan arasında kesin sınırlar çizildi. H. 1325 yılında İngiltere ile Rusya arasında üçüncü kez düzenlenen antlaşmayla da bu her iki devlet, Afganistan'ın bağımsızlığını tanımış oldular.
H. 1319 yılında Afgan Emiri Efdaloğlu Abdurrahman öldü. Yerine ise büyük oğlu Habîbullah Han geçti. Habîbullah Han döneminde Afganistan üzerinde İngiliz etkisi bir hayli artmıştı. Osmanlılar, birinci cihan savaşı sıralarında Afganistan'ı da Alman-lar'm yanında kendi saflarına çekerek îngilizler'e karşı cihad ilan etmek istiyorlardı. Fakat Habîbullah Han bunu red etti. Afgan halkı ise ülkedeki İngiliz etkisinden sıkıntı duyuyordu. Bu sebeple H. 1338 yılında hükümdarları Habîbullah Han'a karşı bir suikast düzenleyerek onu ortadan kaldırdılar.
Habîbullah Han'dan sonra yerine üçüncü oğlu Emanullah Han geçti ve "emîr" yerine "kral" unvanını alarak, ülkesindeki İngiliz hegemonyasından kurtulmaya çalıştı. Bu yüzden Afganistan'la İngiltere arasındaki ilişkiler bozuldu ve H. 1338 yılında iki taraf arasında savaş patlak verdi. Birbirini izleyen meydan savaşlarında Afgan kuvvetleri Muhammed Nadir Şah komutasında în-gilizler'e karşı zaferler kazandılar ve İngiliz kontrolündeki Afgan toprakları kurtarılarak geri alındı. Aynı zamanda Afganistan'ın ta-mamiyle ve kesin bir şekilde bağımsız bir devlet olduğunu tanımaya ve kabul etmeye İngiltere mecbur edildi. Bu arada Afgan kralı Emanullah Han Rusya, İran ve Türkiye ile ilişkilerini güçlendirdi. Ne var ki bu dönemden sonra Emanullah Han, kendini eğlenceye ve rezil bir hayatın kucağına attı. [2]
Devlet hazinesinin parasızlıktan inlediği günlerde o, sık sık Avrupa'ya gezilere çıktı. Aynı zamanda, silahlı kuvvetler komutanı Muhammed Nadir Şah'ı ülkeden uzaklaştırdı. Son olarak da H. 1347 yılında Emanullah Han birkaç dünya ülkesini ziyarete çıkmıştı ki bu sırada bol bol masraflar yaptı, paralar dağıttı. Dönünce de ülkesinde kendisine karşı bir isyan patlak verdi. Bunun üzerine Kandahar'a geçti ve H. 1348 yılında kardeşi İnayetullah lehinde, tahtından vazgeçmek zorunda kaldı. Fakat Sakaoğlu bu karışıklıkları fırsat bilerek başkent Kabil'i kontrolü altına aldı ve Habibullah Gazi unvanıyla kendini Afgan kralı ilan etti. Fakat bu şahıs, dokuz aydan fazla Afgan yönetiminin başında kalamadı. Çünkü Muhammed Nadir Şah tekrar ülkeye dönmüştü. Nihayet Muhammed Nadir Şah Sakaoğlu'nu [3] yakalayarak onu idam etti ve ülkenin idaresine el koydu.[4]
[1] Sikhilev: Türk aktüalite s indeki yazılış şekli sih (çoğulu: Sihler) olarak geçer. Sihler, dini bir toplulukturlar ve Arî kökenlidirler.
Sikhi Dini Nanak (1469-1539) adında bir devlet memuru tarafından kuruldu. Bu şahıs, bir Türk hanedanı olan.Ludlular'dan, Hindistan'ın Sultanpur Beyi Nevab Devlet Han'ın yanında hizmet yaptı.
Eskiden bir panteistken Nanak uzun yıllar müslümanlaıia birlikte çalıştığı için İslâm Dini'nden etkilendi. Hindistan'daki Kast sistemine karşı nefret duymaya başladı. Bu duygularla hareket ederek bazı İslâmî değerleri Brahmanizm'in Öğretileriyle birleştirerek bu dini meydana getirdi. Nanak'm, bu atılımını uzun yıllar düşünerek ve çeşitli tasanlar geliştirerek yaptığı sanılmaktadır. Tarih boyunca çeşitli inanç, felsefe, tarikat, din ve düşüncelerin cümbüşüne sahne olan Hindistan'ın, her yönüyle esrarengiz fikir ikliminde -vahye dayanmayan-yeni bir şirk dini daha böylece doğmuş oldu.
Hindistan'daki çok tanrılı dinlerin aksine Sikhi Dininde yalnızca Allah'a inanılmaktadır. Bundan başka İslâm'ın etkisiyle koydukları kurallardan biri de ci-haddır. Sikhi Dininde içki ve tütün de yasaktır. Ancak ibadet şekillerinin pekönemi yoktur.
Granth adında bir din kitapları vardır. Din adamlarına ise "guru" günahlarından arınmak için Hindistan'ın Amritsar kentinde yaptıkları "Hayat havuzu" adında yıkanan Sikhiler ruh göçüne inanırlar (Mütercim).
[2] Bu adamın böyle bir tercih yaparken kimin etkisinde kaldığını yakın tarihi araştıranlar çok iyi bilirler (Mütercim)
[3] Sakaoğlu'nun adı, Afgan kaynaklarında Beççe-İ Saka olarak geçer (Mütercim).
[4] Mahmud Şakir, Hz. Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 7/403-412.
İslami Okul Okulların En Önemlisi