Hodri Meydan - İslam Tarihi - 9. Sayfa
HODRİ MEYDAN
Yunus Sûresinin 38. âyetinde şöyle buyuruluyor: "Yoksa O'nu Peygamber kendiliğinden uydurdu mu diyorlar? De ki, öyle ise eğer iddianızda doğru söyleyenlerden iseniz, siz de ona benzer bir sûre meydana getirin.
Bu hususta Allah'tan başka gücünüzün yettiği, güvendiğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın".
Tarihen sabittir ki, Kur'ân'ın bu meydan okuyuşu cevapsız kalmıştır, kalacaktır da. Aslında artık "GEÇTİ ZAMANI İMTİHANI..." Kur'ân'm bu meselede yüzü aktır. Evet Kur'ârı, o gün bu gündür iislûb üstünlüğü ile her devrin edebf dehalarını ezip geçerek cevap veremez halde bırakmıştır. Çünkü bu meydan okuma bütün haşmetiyle günümüzde de vardır ve ilelebed de devam edecektir: "Kendine güvenen ortaya çıksın"'
O devrin anlayışını ele aldığımız zaman görürüz ki, bedevî, nağme meftunudur. Temayülleri, hareketleri, hamleleri, derhal ahenkli bir nağmeye döner. Arap nazmının ölçüsü yani vezni, devenin kısa veya uzun adımlarıdır. Arap nesri tabiatıyla bedevf asıllı olup, Arap edebiyatı da asıl ifadesini muhakkak ki, şiirde bulmuştur.
Baştan başa, süvarilerin patırtısı, Hind çeliğinden mamul kılınçlarm şakırtısı, şurada burada çınlayan harp naralarının aksisedası ile dolu bu ahenkli lisân, muhakkak ki, en fazla bir Antara'nın kahramanlık heyecanını veya bir İmri'ül Kays'm aşk baygınlığını ifadeye yarayacaktır. Bu lisânın teşbihleri bulutsuz bir gök, hudutsuz bir çöl ve bir kartalın uçuşu veya bir gazalin süzülüşü gibi o bölgelere mahsus tabiat manzaralarından alınmıştır. Bu lisan o zaman, mistik veya metafizik mefhumları bakımından fakirdir. İlmf, dinf veya felseff mânâda bir tecrid veya diyalektik anlayışından ise tamamen mahrumdur.
Tabirleri ise, ancak bir bedevfnin iç ve dış dünyası için lüzumlu olanlardan ibaret olup asla bir medenînin lugatına mâlik değildir.
İşte Kur'ân'm cihanşümul hakikatleri ifade etmek için önünde boyun eğdirdiği câhiliyyet devrinin putperest, bedevf ve kıt'avf lisânının ana hatları aşağı yukarı bunlardır. Ve herşeyden önce, Kur'ânı Kerim, cihanşümul hakikati anlatmak için yeni bir ifade şekli ortaya atmaktadır.
Evet, Kur'ân, elbiseye göre vücudu kesip biçerek rendelemek demek olan kâfiye ve veznin mânayı hapsedip tüketen dar kalıplarını sürüp atmış fakat ahengi olduğu gibi muhafaza etmiştir.
O devre ait birçok müşahedeler, âyetlerin bedevf ruhuna attığı karşı konulmaz haz hakkında geniş misaller sunmaktadır.
Hz. Ömer (r.a.), bu hazzın içerisinde eriyerek hidayete ermiştir. Devrinin edebiyat ve hitabetinin büyük dehâsı Velid b. Muğire de Kur'ân'm sihirli güzelliği hak. kında ne düşündüğünü soran Ebu Cehil'e "Vallahi ona hiçbir şey benzemez. O ulaşılamayacak kadar yüksek!" demiştir.
Tabiatıyla, sadece çöl bedevfsini izah ve ifade eden bu lisân birdenbire, ilmf, hukukf, içtimâf ve metafizik problemler karşısında kalan insanın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için çok zenginleşmek zoru ile karşı karşıyadır. Böyle bir şeyin ise birdenbire olup bitmesi dünya tarihinde tektir. Bu neviden bir filolojik hâdise daha yoktur. Zira bu mevzuda Arap lisânı tedricf bir tekâmül geçirmemiş, Kur'ân'm indiriliri gibi tepeden inme ve ihtilâl çapında bir gelişme ile ulvf seviyesini bulmuştur. Arapça, bir tek sıçrayışla, ibtidâf mantık sahasından yeni bir medeniyet ve kültürün düşünce hamlesini taşıyacak teknik tekâmüle yükselmiştir.
Böyle bir filolojik meseleyi şuurla istese bile bir ümmf değil Egiptologie'yi (Mısır antikalarına ait ilmi) mükemmel bilen bir mütehassıs bile yapamaz.
Ayrıca Kur'ân daki mevzuların genişliği ve çeşitliliği emsalsizdir. Bizzat Kur'ân'da: "Yaş ve kuru hiçbir şey unutulmuş değildir" buyurulur. Kur'ân, atomdan hattâ atomdan daha küçük şeylerden tutunuz da, yörüngesinde tâyin olunmuş, gayesine doğru yüzüp giden seyyarelere kadar herşeyi anlatmaktadır.
İnsan kalbinin en ücra ve loş köşelerini tedkik eder, mümin ve kâfirin ruhlarına, en farkedilmeyecek kımıldanışları yakalayan bir bakışla dalar. İnsanlığa bugünkü vazifelerini öğretmek için, yerine göre beşer tarihinin en eski devirlerine döndüğü gibi, en uzak istikbâle de uzanır.
Üzerinde düşünüp ibret alarak hatalardan korunabilmemiz için geçmiş medeniyetlerin encamı hakkında dramatik tablolar çizer.
Kur'ân'ın ahlâkî tâlimi, insan tabiatı hakkında derin psikolojik tedkik mahsullerinin bile ötesindedir. Bir taraftan insanın tabiatını, küçültücü zaaflarını teşrih ederken, diğer taraftan da semavî destanın muhteşem kahramanları olan Peygamberlerin (s.a.) hayatlarındaki faziletlere karşı hayranlık duymaya davet eder.
İslami Okul Okulların En Önemlisi