Muhammed Çeşmesi - İslam Tarihi - 7. Sayfa
MUHAMMED ÇEŞMESİ
Amerika'da New York'ta içki aleyhtarları tarafından bizim Yeşilay cemiyeti gibi bir teşekkül kuruluyor. Bu teşekkül Dünyada içkinin ilk önce kimin tarafından yasak edildiğini tedkik edip araştırıyor. Bakıyorlar ki ilk yasak İslâm Dini tarafından ortaya konmuş ve ilk olarak en başarılı mücâdele Hz. Muhammed (s.a.) tarafından verilmiştir. Bunun hatırasını yâdetmek üzere bir eser vücuda getirelim deniyor. Cemiyet mensuplarından bazıları: "Dünyada Hz. Muhammed (s.a.) gibi vücudundaki tüylerine varıncaya kadar bütün vasıflarıyla tesbit edilmiş bir insan daha yoktur. O halde hatırasını yâdetmek üzere Hz. Muhammed (s.a.) in heykelini yapalım" diyor. Yine cemiyet mensuplarından bir kısmı bu teklife itiraz ediyor: "O'nun kurduğu din öyle bir dindir ki, umumun menfaatına hasredilmeyen hiçbir esere eser demez. Para da harcattırmaz" diyenler oluyor. Bu teklif hakikata ve islâm dininin esaslarına daha uygun olduğundan cemiyet tarafından bir çeşme yaptırılması ve adına da "Muhammed'in Çeşmesi" denmesi kabul ediliyor. Ve bugün çeşme New York'ta, yapılmış durumdadır. (Tıbbî Tedkikler: Alkol ve tevlid ettiği zararları Dr. Hulusi Bay bal)
b) Devlet bir şahıs gibidir. Teşekkülü ve büyümesi bir çocuk gibi yavaş olur. Yeni ortaya çıkan bir devletin bir milletin, kendi ruhunun derinliklerine nüfuz eden eski, köklü bir devlete galip gelmesi gene yavaş yavaştır; zamana bağlıdır. Çünkü ferdlerde eski devlete boyun eğip itaat etmek artık bir huy haline gelmiştir. Acaba Muhammed Aleyhisselâm'ın bütün yüksek esasları içine alan İslâmiyette maddi ve manevi her nevi medeniyet ve yükselişlerin kapılarını açarak kısa bir zamanda aniden kurduğu devletle dünyanın bütün devletlerine galip gelip, maddi ve manevî hakimiyetini devam ettirmesi harikuladeliğinden ileri gelmekte değil midir?
c) Kahr ve cebir ile görünüşte bir hâkimiyet ve bir tahakküm kısa bir zamanda devam ettirilebilir; fakat, bütün kalplere, fikirlere ruhlara tesir ederek içten ve dıştan beğendirmek şartıyla, vicdanlar üzerinde hâkimiyetini muhafaza ve devam ettirmek en büyük hârika olmakla ancak Peygamberliğin hususiyetlerinden olabilir. Mekke fethine kadar düşmanlık yapan Ebu Süfyan ile Ebu Cehil'in oğlu İkrime hayatlarının sonuna kadar İslâmiyetin neşri için cihad ettiler. Hattâ bir harpte Ebu Süfyan'ırı gözü çıkmış, eline aldığı gözüne; "Yetmiş sene hakikati göremedin, neye yararsın.." diyerek yere atmıştı.
d) Tehditlerle, korkutmakla veya hilelerle kitlelerin fikrini başka bir tarafa çevirmek mümkün olabilir. Fakat tesiri zayıftır, geçici olur. Aklî muhakeme az bir zamanda kapatılabilir. Ama, irşad ile kalplerin derinliklerine kadar nüfuz etmek, hislerin en incelerini heyecana getirmek, kabiliyetlerin gelişmesine yol açmak, yüce ahlâkı kökleştirmek, alçak huyları imha edip gidermek, insanlık cevherlerinden perdeyi kaldırıp gerçek insanlığı göstermek, hürriyetine serbestlik vermek, ancak hakikat pırıltısından alınmış harikulade bir mucizedir. Evvelce kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerken müteessir olmayanlar, o saadet asrında İslâmiyet'in verdiği merhamet, şefkat ve insaniyet sayesinde karıncaya bile ayak basmaz oldular. Acaba ruhî, kalbi, vicdanî bir inkılâb hiç bir kanuna tatbik edilebilir mi? Tarihen sabittir ki parmakla gösterilen en büyük bir dahî ancak umumi bir kabiliyeti veya hasleti uyandırılabilmiştir. Eğer öyle bir hissi de uyandıramamışsa çalışması tamamen boşuna gitmiş demektir. Hindistan tarihinde Gandi'nin gayretlerine ve kendi milletinin insanları tarafından suikastla öldürülmesine dikkat etmekle meseleyi kavramış oluruz..
Evet tarih bize gösterir ki, en büyük bir insan; millî gayret, hamiyet, kardeşlik, muhabbet ve hürriyet hissi gibi umumî hislerden en çok birkaçını uyarmaya muvaffak olmuştur. Acaba evvelki zamanların cahillik, şakîlik ve zulüm karanlıkları altında gizli kalan binlerce ulvî hisleri, Arap yarımadasında inkişaf ettirmek harikulade değil midir? Evet bu ancak peygamberlik güneşinin ziyasındandır. Bu noktaları aklı almayanlar buyursunlar Arap yarımadasına en büyük filozoflarından yüz tanesini seçsin götürsünler. Onlar da orada ahlâkın ve maneviyatın inkişafı için çalışsınlar. Muhammed Aleyhisselâm'ın verdiği cilayı, o filozoflar şu medeniyet ve ilerlemiş imkânlar devrinde yüzde bir nisbetinde verebilir Jer mi? Çünkü o zatın yaptığı o cila, ilahi sabit, değişmez bir ciladır. Ve O'nun (s.a.) büyük mucizelerindendir.
Bir de insan cemiyetlerinin birbirine benzemediğini düşünelim; elbette çölde yaşayanlarla Himalayalarda yaşayanların karakterleri birbirinden farklıdır. Gıda maddeleri, bölgeler ve iklimler değişik tiplerin kaynaklarıdır. Aynı bölgede yaşayan insanların bile birbirinden çok farklı tarafları vardır. Asırlar içinde de aynı topluluklar başka durumlar arzederler. Asırlarca devam edecek cihanşümul bir davanın sahibi, geçmişi, geleceği, bütün milletlerin ruhî kabiliyetlerini, daha sonra gelecek asırların sinesinde gizli ve cemiyetleri sarsacak zorlu müşkilleri önceden bilip koyduğu esasların içinde maddi ve manevi yükselişin düsturları yanında problemlerin hal çarelerini ve tedavi usullerini de göstermesi lâzımdır. Bunun da bir insan kafasından çıkmasına imkân yoktur. Bilhassa bin dört yüz sene evvel yaşamış, okumasız yazmasız birisinden..
İslami Okul Okulların En Önemlisi