Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 9. Sayfa

RUHÎ VE İÇTİMAÎ İLİMLER

Yabancıların bu itiraf ve tasdiklerinden sonra şu hususa dikkatleri çekelim: Ayrıca bir işte muvaffakiyet isteyen, Allah'ın koyduğu yaradılış kanunlarına karşı uygun hareket etmelidir. Nasıl ki, gemi yapmak isteyen kimse, suyun kaldırma prensibini, madenlerin özgül ağırlığını, denizlerin şartlarını bilmek mecburiyetindedir. İçtimaî meselelerde de sistem getirecek olanların insanın psikolojik yapısının prensip ve kanunlarını öğrenip, yaşadıkları cemiyet hayatının manevi bağlarına, köklü alâkalarına münasebet kurmaları lâzımdır. Tâ ki, tatbik edeceği sistem yeni problemler, başka buhranlar çıkarmasın. Aynı zamanda, yaradılış kanunları muvaffakiyetsizliğe sebep olmasın. Hem de psikososyal akışın kanunlarını bilmek ve umumi cereyana muhalefet etmemek lâzımdır. Aksine hareket edenler dönen çarkın üstünden düşer, altında kalırlar. İşte o cereyanlarda ilâhî muvaffakiyetin yardımı ile Hz. Muhammed (s.a) in çark ve dolapların üstünde kalışı, O'nun Hakka ve hakikata sımsıkı bağlı olduğunu, tebliğ ettiği ilâhî mesajın doğrudan Allah'tan geldiğini ispat eder.

Evet Hz. Muhammed (s.a.)'in getirdiği dinin hakikatları, yaradılışın kanunlarındaki dengeyi muhafaza etmiştir. Yeni müşküller çıkarmamıştır. Zaman uzadıkça o içtimai bağlar daha da kuvvetlenmiş, birbirine yaklaşmışlardır. Bundan da anlaşılır ki, İslâmiyet; insanlığın yapısının ve yaradılışının dinidir. Cemiyetleri sarsıntıdan koruyacak tek sistemdir ve gelecekte bütün insanlığın dini olacağına da güzel bir alâmettir.

Bütün bunlardan sonra düşünelim ki, Hz. Muhammed (s.a.), okuryazar olmamakla beraber idarî bir kuvvete de sahip değildi. Ne ecdadının, ne de kendisinin önceden bir hükümdarlıkları olmadığı gibi, saltanata da meyilleri yoktu. Böyle bir vaziyette iken, mühim bir makamda, tehlikeli bir mevkide, tam bir güven ve kalb samimiyeti ile büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün huy ve mizaçların üstüne çıktı. Kalblerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâkları kaldırarak, pek yüksek âdetleri ve güzel ahlâk esaslarını tesis etti. Vahşet çöllerinde sönmüş olan kalblerin katılığını, ince hissiyatla değiştirdi. İnsanlığın cevherini ortaya koydu. Onları o zaman ve o âleme rehber, lider yaptı. Ve onlara öyle bir devlet kurdu ki sihirbazların sihirlerini yutan Hz. Musa (s.a.) nın Âsâ'sı gibi, başka zâlim devletleri yuttu. İnsanlığı istilâ eden zulüm, fesat, ihtilâl, şakflik bağlarını yaktı, yıktı. Ve az zamanda İslâm Devletini doğudan batıya kadar genişletip yaydı. Acaba, O Zât'ın (s.a.) şu yaptıkları, O'nun mesleğinin hak ve hakikat olduğuna delâlet etmez mi?