Gelecek Onu Tasdik EDiYOR İstikbâl Dahi, H Z - İslam Tarihi - 10. Sayfa
GELECEK ONU TASDİK EDiYOR
İstikbâl dahi, H z. Peygamber (s.a.) peygamberliğini ispat eder. Yani O'nun getirdiği hakikatların, istikbalde gelişen ilimler ve tenlerle doğru orantılı oluşu hakkaniyetine ayrı bir delildir. Zaman geçtikçe Kur'ân'm işaretleri ve rumuzları daha iyi anlaşılmakta ve gün yüzüne çıkmaktadır. Atorn, elektrik, uçak ve ateşli silahlar, kâinat ve Dünyanın yuvarlaklığı, atmosfer tabakası, bunların yaradılışta geçirdiği devreler ve beşerin bugün henüz ulaşamadığı ilimlerin en uç noktaları gibi pek çok meseleleri Kur'ân'da bulmaktayız.
"Kur'ân'da Fen ve Teknik" ve "Hep Taze Mucize" adlı kitablarımızda bunlar ele alındığı için üzerinde durmayacağız.
Şimdi dikkat edelim:
a) Bir insan rıe kadar yüksek olursa olsun, ancak dört beş fende mütehassıs olabilir. O da, zaman ve zeminin şartlarına göredir.
b) Bazan iki adamın söylediği aynı söz: birinin cahilliğine, sathîliğine, öbürünün âlimliğine ve mâhirliğine delâlet eder. Çünkü birisi düşünmeden gelişi güzel söyler, öbürü o sözün başına sonuna bakar, meselenin akışına göre düşünür ve sözün başka sözlerle münasebetini tasavvur eder, münasib bir yerde münbit bir mevkide eker. Kur'ân'daki hulâsalar, fezlekeler işte bu sınıftandır.
c) Bu zamanda vâsıtaların, âletlerin, cihazların gelişmesiyle çocukların oyuncağı haline gelen çok şeyler vardır ki, bundan iki üç asır önce görülseydi hârika sayılacaktı. Teknik, tecrübelere bağlıdır. Temel ilimler gelişmeden sırf zekâ ile bir meselede son söz söylenemez. Ayrıca, bir zamanda kıymeti olan bir sözün, başka bir zamanda kıymeti kalmaz. Halbuki uzun zamanlar, gençliğini, güzelliğini, tatlılığını ve hayret ve merak uyandıran garabetini muhafaza eden Kur'ân; elbette ve elbette mucizedir.
d) İrşâd ve nasihatin tam ve faydalı olmasının birinci şartı: Hitab edilen topluluğun kabiliyetine göre olmasıdır. Cemaatın çoğu, okumasız yazmasız halk tabakasıdır. Onlar hakikatları çıplak olarak göremez. Onun için derin meseleler; teşbih, temsil, mecaz ve istiarelerle anlayışlarına yaklaştırılabilir. İşte Kur'ân yüksek hakikatları böyle tasvir ederken, ilmen ve fennen gelişmemiş insanları tehlikeli yanlışlara düşürmemek için; Güneş Sistemi, Dünyanın hareketi ve şekli gibi meselelerde de kısa ve kapalı geçmiştir. Ama yine de, birçok âyetleriyle kâinattaki nizam ve kanunları okumaya teşvik eden Kur'ân, bir yandan insanlara yeni ufuklar açıp onların ilmî seviyesini yükseltirken, diğer yandan da ilmi seviye yükseldikçe ancak anlaşılabilecek veya yalnız erbabının çalışma ve ilhamla bulabileceği hakikatlara işaret olarak bazı ip uçları, deliller, nişanlar, alâmetler koymuştur. Evet bütün meselelerini akla tesbit ettiren İslâmiyet, kesin aklî esaslar üzerine kurulmuştur.
temel ilimler
Temel ilimlerin hayatî noktalarını tamamıyla içine alan İslâmiyet, ilimlerin ve fenlerin hülâsasıdır. Ruh ve kalp terbiyesi ve tehzfbi (temizliği), vicdan ve beden terbiyesi, ev idaresi, medenî siyaset, dünya nizamı, hukuk, iktisat, muamelât, içtimaî âdap ve benzeri ilim ve fenlerin ihtiva ettikleri esasların fihristesi İslâmiyettir. Böyle mükemmel kaidelerin ve esasların üçte biri bile şu devirde, en medenî yerlerde, en zeki insanlarda bulunmaz. Vicdanı insaf ile süslenmiş bir insan İslamî esasların, insan takatinin üstünde olduğunu tasdik eder. Yani onların kaynağı ilâhîdir.
Goethe: "Acaba hlâmiyet içinde medeniyet âleminin tekâmül etmesi mümkün müdür?" diye kendisine sormuş sonra da gene kendisi cevaplandırmıştır. "—Evet araştırıcı kimseler, şimdi o daireden istifade ediyorlar"
İnsanlar ne kadar zeki olurlarsa olsunlar, istikbaldeki hâdiselere nüfuz edip, hususî vaziyetleri ve halleri tesbit edemezler. Bir anda, bir fennin ortaya konup mükemmel bir hale getirilmesine, ne kadar hârika olsa bile bir zekâ muktedir olamaz. O fen, ancak çocuk gibi; yavaş yavaş temel ilimlerin, âlet ve cihazların gelişmesiyle olgunlaşır.
Artık bu kaideleri bildikten sonra, zamanın hayal ve hülyalarından, muhitin evham ve hurafelerinden sıyrılıp bundan bin dörtyüz sene öncesine Arap Yarımadası'na bakmak lâzım. İşte tek başına bir insan, ne yardımcısı var ne saltanatı ve ne de definesi.. Omuzunda dünyadan daha ağır bir hakikat var. Elinde de insanların saadetini temin eden kanunları tutmuş.. Elbiseye benzemeyen deri gibi insanlığa yapışık; insanlığın kabiliyetlerinin inkişafı nisbetinde gelişmekle, dünya ve âhiret saadetini temin ve insanlığın hareketlerini tanzim eden, kıyamete kadar insanları ruhen, bedenen gıdalandıracak ve onlara daima delil olacak kanunları..
İslami Okul Okulların En Önemlisi