Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Başında Habeşli Köle Dahi Olsa İtaat Edeceksin - İslam Tarihi - 7. Sayfa

BAŞINDA HABEŞLİ KÖLE DAHİ OLSA İTAAT EDECEKSİN

Ebu Davud, İbni Mace, Hâkim'in Müstedrek'inden: Ebu Zer diyor ki; birgün Resulullah (s.a.) merkebe binmiş beni de arkasına almıştı. Medine sokaklarını geçerek dışarı çıkmıştık. Bana: "Ya Ebâ Zer! Medine'de seni. yatağından kaldırt mayaca k, hattâ yürümekten âciz bırakacak bir açlıkla (veya umum? bir kıtlıkla) karşılaştığında senin halin nice olur?" dedi. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Resulü Ekrem (s.a.): "İffetten ayrılma, iffetini koru (kıtlığın vereceği eziyetlere sabret, haramdan, şüpheli şeylerden, dilenmeden, halkın elindekine avucundakine göz dikme zilletinden kendini koru" dedi. Ve yine bana: "Yâ Ebâ Zer. (Gerek kıtlık ve gerekse herhangi salgın) bir ölüm vak'ası Medine'de çıkar da ölünün gömüleceği mezar, bir köleye (veya bir kölenin kıymetine) yükselir de kabir, köle karşılığı satılırsa senin halin nasıl olur?" dedi. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Resuli Ekrem: "Sabret Ebâ Zer.." dedi. Tekrar bana: "Yâ Ebâ Zer... Medine'de büyük bir kıtal vuku bulur da Ahcâr'uzzeyt semtini kan örterse, Onun halin nice olur?" dedi. Ben: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Hz. Peygamber (s.a.) "(Senin dînine, senin gidişatına) uygun olana gidersin" dedi. Ben: "O hâlde silâhıma sarılının" dedim.

Resul Aleyhisselâm: "O takdirde sen de onların günahına ortak olmuş olursun. (Sen felaha kavuşuncaya kadar silâha sarılma, kan dökme, devlet başkanı ile, salâh sahibi kimselerle beraber ol..)" buyurdu. Ben: "Peki o halde ben ne yapayım?" dedim. Resul Aleyhisselâm: "Kılıçların parlamasından sana korku gelirse elbisenin bir tarafını yüzüne kapa (olup bitenleri görmez, İslâmlarla harbetmezsin) buyurdu" dedi.

Bu hadîsi şerifte gayb ile alâkalı üç ihbar mevcuttur:

1. Medine'de çok yakında bir kıtlığın çıkacağı;

2. Kabir kazacak insanları azaltacak umumi bir ölüm hâlinin Medine'yi kaplayacağı,

3. Büyük bir kıtal ve cidalin meydana geleceği. Bunların ikisi Ebu Zer' in hayatında vuku bulmuştur. Fakat Hz. A.li devrinde meydana gelen üçüncüye ulaşamamıştır. Çünkü kendisi Hz. Osman (r.a.) devrinde Rabeze'de vefat etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.), Ebu Zer'e: "Medine'nin binaları. Şilt Dağına ulaştığı zaman Medine'den çık" dedi. Mübarek eliyle Şam tarafını gösterdi ve "Zannetmiyorum ki, emirlerin seni çağırsınlar" diye ilâve etti. Ebu Zer; "Sertimle senin emirlerinin arasına girenlerle savaşayım mı?" dedi. Peygamberimiz (s.a.): "Hayır, asla. Onları dinle. Onlara .itaat et., isterse (başınızdaki) Habeşli bir köle olsun" buyurdu. Vaktaki, binalar Sılf Dağı'na ulaştı, Ebu Zer Şam'a gitti. Hz. Osman (r.a.) devrinde şikâyet üzerine Şam'dan Medine' ye çağrıldı. Sonra da. Rabeze'ye sürüldü.

Rabeze'de namaz kılınacaktı. Ebu Zer'i gözetleyici olarak vazifelendirilen Habeşli köle, Ebu Zer'in imam olup namazı kıldırması İçin geriledi. Ebu Zer: "Geç namazı kıldır. 'Habeşli köle de olsa dinle ve itaat et', diye emrolundum. Sen de Habeşli bir kölesin" dedi. Namazı onun arkasında kıldı, (Hasâisi Kübrâ)

Tebük Seferinde devesinin arıklığı dolayısıyla Ebu Zer kafileden en geri kalmıştı. Resulullah (s.a.)'a duyurdular da: "Onu kendi haline bırakın. Eğer onda bir hayır varsa, Allah onu size kavuşturur" buyurdu. Deve tamamen gidemeyecek hale geldiğinde yükünü arkasına alarak deveyi orada bırakıp yaya olarak arkalarından şiddetli sıcak altında gitti. Hz. Peygamber (s.a.), onun bu şekilde gelişini gördü, gözleri yaşardı ve: "Allah Ebu Zer'e rahmet etsin; yalnız yürür, yalnız ölür, yalnız olarak kıyamette diriltilir" buyurdu. (Tecridi Sarih)

Vakta ki, Ebu Zer, Rabeze'ye sürgün edildi. Orada karısı ve bir kölesiyle yalnızlık içinde ömrünü bitirdi. Ölüm hâlinin yaklaştığını sezdiğinde yanındakilere: "Beni yıkayın, kefenleyin, yolda bekleyin. Hecin develerle gelenler olacak, onlara haber verin. Onlar beni defnetsinler" dedi. Öyle yaptılar. Abdullah b. Mes'ud (r.a.), yanında birkaç kişi ile yoldan hecin develerle geçiyorlardı. Ebu Zer'in öldüğünü haber verdiler. Abdullah b. Mes'ud hem ağladı ve hem de yüksek sesle: "Sadaka Resulullah (Allah Resulü doğru söyledi)!" dedi. Oraya defnettiler. (Şifâi Şerif)