Islam Tarihi - 2. Sayfa
Ve Tufan...
Yeryüzündeki bütün yarıklardan sular fışkırmaya, gökyüzünden Dünya’nın o güne kadar görmediği ölçüde yağmurlar yağmaya başladı. Yer su fışkırtıyor, sema su boşaltıyordu. Gök delinmişti sanki. Her tarafı saran sular yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı.
Hz. Nuh (aleyhisselâm), iman etmemekte direnen oğluna döndü. Yüksekçe bir kayanın üzerine çıkmış gemiye bakıyordu. Hz. Nuh bir baba şefkatiyle seslendi oğluna:
- Evlâdım, gel iman et, inkârcı olma. İman et ve bizimle gemiye bin...
Gemiye ancak iman edenler binebilirdi, onun için Hz. Nuh (aleyhisselâm) oğlunu önce iman etmeye çağırdı. Oğlu ise şöyle bağırdı:
- Dağa çıkarım, yüksek yerlere sığınırım sulardan. Oralar korur beni.
Hâlbuki bugün Allah’ın merhametine mazhar olanlardan başka hiç kimse kurtulamayacaktı. Bugün azap günü... Bugün yerin ve göğün öfkesini kâfirlerin başına yağdırdığı gün. Biraz sonra dev dalgalar oğlunun bulunduğu kayaları dövmeye başladı. Delikanlı korunmak için yüksek bir yere çıktı. Fakat gittikçe büyüyen denizlerin öfkesine kim karşı koyabilirdi? Dağlar büyüklüğünde bir dalga gencin üzerinde durduğu tepeye saldırdı ve yuttu onu. Bir lokmada yuttu. Bugün Allah’ın özel korumasında olanlar dışında hiç kimse kurtulamayacaktı. Tufanın gazabı daha yeni başlıyordu.
Sular sel olup aktı, insanların boylarını aştı. Yükselip haşmetli dağları yuttu ve yeryüzünün her tarafını kapladı. Dünya öfkeli dalgaların köpürüp kabardığı dev bir okyanusa dönüşmüştü. Gemideki bir avuç mü’min ise korku içinde Allah’a yönelip, dua etmeye, yalvarıp yakarmaya durdular.
Gemideki insanlardan başka nefes alan bir canlı kalmamıştı yeryüzünde. Tufan’ın büyüklüğünü ve dehşetini hayal etmek çok güç. Korkunç bir şeydi kuşkusuz. Allah’ın celâlini ve kudretini gösteren akıl almaz bir felâketti. Hz. Nuh’un gemisi, dağlar büyüklüğündeki dalgalarla boğuşarak yoluna devam ediyordu.
Tufan’ın ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Ama bir gün Allah gökyüzüne artık gözyaşlarını tutmasını emretti. Yeryüzüne de suları yutmasını. Gemiye de Cûdi Dağı’nın tepesinde karaya oturmasını. Hz. Nuh çevreye göz atması için bir güvercin gönderdi. Döndüğünde ağzında bir zeytin dalı vardı. Nuh (aleyhisselâm), Tufan’ın sona erdiğini ve Dünya’ya yeniden sükunetin geldiğini anladı.
Evet Tufan bitmiş, korkulu günler geride kalmıştı. Hz. Nuh’un babalık duyguları kabarmıştı yüreğinde. Kaybettiği oğlu için üzülüyordu. Allah’a el açıp, döktü içini:
- Yücelerden Yüce Rabbim, oğlum benim ailemin bir parçasıydı, Senin sözün de doğrudur kuşkusuz. İcraatında bin bir hikmet var ve hüküm verenlerin en üstünü Sensin.
Allah, Hz. Nuh (aleyhisselâm) ailesinin kurtulacağını vaat etmişti. Oğlu da ailesindendi. Allah hikmetle konuştu ve şöyle dedi Hz. Nuh’a:
- Hayır ey Nuh, o senin ailenden olamaz, çünkü çok kötü bir iş yaptı. Allah’a inanmadı. Küfrün karanlıklarında kalmayı tercih etti.
Evet, oğlu ailesinden olamazdı, çünkü Allah’ı inkâr etmişti. Hz. Nuh’un ailesinden olabilmek için kan bağı yetmezdi. İman bağının olması lâzımdı. Hz. Nuh’un (aleyhisselâm) gerçek ailesi mü’minlerdi.
Hz. Nuh (aleyhisselâm), söylediği sözlerden dolayı pişman oldu, kendi seviyesine göre hata ettiğini düşündü ve bağışlanmak için günlerce ağladı, yalvardı, af diledi. Allah da onu affedip rahmetine mazhar kıldı. Sonra da yanındakilerle birlikte güven ve huzur içinde gemiden inmelerini emretti.
Hz. Nuh (aleyhisselâm), kuşları ve diğer hayvanları serbest bıraktıktan sonra gemiden indi. Yüzünü yere koyup secde etti. Toprak hâlâ ıslaktı. Namazdan sonra yeryüzünde büyük bir mâbet inşa etmeye karar verdi ve derhal işe başladı. Tufan’dan sonra Dünya’da yapılan ilk mâbet olacaktı bu.
Daha sonra ateş yaktı ve bir avuç insanla birlikte ateşin çevresinde oturdu. Gemide ateş yakmak yasaktı, çünkü tahtalara sıçrayacak küçücük bir kıvılcım her tarafı yakabilirdi. Tufan boyunca hiç kimse sıcak bir yemek yiyememişti. Yaktıkları ateşin üzerinde sıcak yemekler pişirdiler ve hep birlikte yediler, içtiler, konuştular, güldüler.
Korkuları tamamen yok olmuştu. Sesleri daha güçlü çıkmaya başlamıştı. Gülümsemeleri büyüyüp kahkahaya dönüşmüştü. Yüzleri sevinçle parlıyordu artık. Hâlbuki gemideyken sürekli susmuşlardı. Dehşetli Tufan boyunca bir ölüm sessizliği vardı üzerlerinde. Öyle ya, Tufan sırasında gördükleri ilâhi heybet dillerini kilitlemişti. Fakat şimdi hayat gelmişti yüzlerine.
Böylece Dünya üzerinde yeni bir hayat başladı. Yıllar yılları kovalayıp durdu... Ve bir gün Hz. Nuh (aleyhisselâm) vefatının yaklaştığını hissetti. Evlâtlarını çevresine topladı ve dudaklarından şu kelimeler döküldü:
Allah’a kulluktan ayrılmayın...
İslami Okul Okulların En Önemlisi