ASR-I SAADETTE PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN’I TEFSİRİ - Index Web - 5. Sayfa
ASR-I SAADETTE PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN’I TEFSİRİ
I. Hz. PEYGAMBERİN KUR'ÂNl AÇIKLAMASIYLA İLGİLİ BELLİ BAŞLI MESELELER
1- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Kur'ân'ı Tefsir Etme Vazifesi Ve Tefsirinin Değeri
2- Kur'ân'ın Tefsire Muhtaç Olan Ve Olmayan Ayetleri
3- Mikdar İtibariyle Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Tefsiri
4- Hz. Peygamber (S.A.V.)'E Hükmen Merfû Olan Tefsir Rivayetleri
5- Hadislerin Kur'ân'a Muvafakati Ve Hadislere Ayetlerle İstişhad Etme Meselesi
6- Sıhhatini Tesbit Gayesiyle Hadisi Kur'ân'a Arz Etme Meselesi
7- Hadislerin Kur'ân'a Rücûu Meselesi
MİSALLERLE HZ. PEYGAMBER'İN TEFSİRİ
A- HZ. PEYGAMBERİN TEFSİRİNE VESİLE TEŞKİL EDEN DURUMLAR
1- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Ayeti Okuyarak Kendiliğinden Tefsir Etmesi
2- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Ayet Hakkında Sual Açtıktan Sonra Ayetin Manasını Açıklaması
3- Muhtelif Şahısların Sormaları Üzerine Açıklamaları
4- Hadislerin Sonunda Ayet Okumak Suretiyle Açıklaması
5- Siyak Münasebetiyle Açıklaması
6- Tefsir Edici Kısa Ziyadelerle Açıklaması
HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)'İN TEFSİRİNİN BELLİ BAŞLI KISIMLARI
3- Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'in Manasını Tekid Suretiyle Beyanı
11- Luğavî İzahlarda Bulunması
16- Ayetlerle İstidlal Etmek Suretiyle Açıklaması
17- Muhatabın Durumuna Göre Açıklaması
ASR-I SAADETTE PEYGAMBERİMİZİN KUR’AN’I TEFSİRİ
Prof.Dr. Suat Yıldırım
(Sakarya Üniversitesi, ilahiyat Fakültesi Dekanı, Sakarya)
Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet'te İslâm 1 / 261
- Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsiri
- Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân İlimlerine Giriş
- Kur'ân'da Ulûhiyyet
- Mevcut Kaynaklara Göre Hristiyanlık
- Kur'ân-ı Kerim ve Fenni Keşifler
- Fatiha ve En'âm Sûrelerinin Tefsiri [1]
GİRİŞ
Kur'ân-ı Kerim, «manası açık bir Arapça ile»[2] Cenâb-ı Hak ta-rafindan Peygamberimize vahy edildi. Her kavme, kendilerinin diliyle tebligatta bulunan bir resulün gönderilmesi, ilahî prensiplerden biridir. Kur'ân, muhataplarından «ayetlerini iyiden iyiye düşünmelerini» [3]istiyordu.
Kur'ân, mü'minlerin şahsî ve içtimaî hayatlarını düzenlemek gayesiyle, teşriî hükümler vaz ediyordu. Bu hükümleri istinbat etme, sadece Arapça'yı bilmekle mümkün olmaz. Geçmiş ümmetlerin, hususiyle Ehl-i Kitabın sapıttıkları mevzuları bildiriyor, tahrif ettikleri hadiseleri düzeltiyor, ihtilafa düştükleri meseleleri hallediyordu, istikbalde meydana gelecek bazı vak'alar ve keşiflere işaret ediyor, uhrevî hayat hakkında son derece özetlenmiş bilgiler veriyordu. Onda müteşabih ayetler, mübherh bırakılan hususlar, tahsisi murad edilen umumî hükümler vardı. Bu sahalarda alakalı ayetleri layıkıyla anlamak, o mevzularda yüksek bir ilmî seviyeye bağlıdır. Bir kısım mühim vasıflarını hülasa ettiğimiz böyle bir kitabın, herkes tarafından kolayca ve incelikleriyle anlaşılması elbette kolay değildir.
Ashab umumiyetle Kur'ânı en iyi anlayan insanlar idi. inançları saf idi. Eski medeniyetlerin ve felsefelerin tesiri altında yetişmemişlerdi. Başka kavimlerle karışmadıkları için lisan zevkleri bozulmamıştı. Ayetler ve onlarla alakalı hadiseler arasındaki irtibatları, yani nüzul sebeplerini biliyor, ayetleri lağzım gelem muhtevalarına yerleştirebiliyorlardı. Kur'ân'ı iyice anlamak hususunda tam bir teveccühleri vardı, akü, kalp ve duygularıyla ona yönelmişlerdi. Ondan tam manasıyla istifade ettiler, ondaki manaları ruhlarına sindirmekle çalıştılar. Anlayamadıkları ayetler hakkında, çeşitli vesilelerle Peygamberimizin izahlarına da, ya doğrudan doğruya, yahut bir başka sahabi vasıtasıyla muttali olduklarını unutmamak lazımdır.
Sahabe arasında, tabiatıyla, Kur'ân-ı anlama bakımından seviye farkları vardı. Kur'ân üzerinde düşünmeye ayrılan zaman, Hz. Peygamber (a.s.)'m beraberliğinden istifade imkânı, aklî muhakeme kabiliyeti, Arap dili ve şiirine vukuf, tarihî malumat derecelerine göre Kur'ân hakkındaki bilgileri de farklı oluyordu. Sahabenin temayüz ettikleri sıfatlarına rağmen en ileri gelenlerinin dahi anlayamadıkları ayetler vardı. Hazreti Ebû Bekr'le Hazreti Ömer'i[4] misal olarak zikr edebiliriz. Peygamberin vefatından sonra, malumat sahibi olmadıkları mevzularda ashab, Kur'ândan herhangi bir ayeti tefsir etmekten kaçınıyorlardı.
Hazreti Peygamber hayatta iken, lazım gelen hususları ashabına açıklıyordu. Ayrıca kapalı kalan ve ihtiyaç hissedilen meseleleri ona soruyorlar, o da beyan ediyordu. Peygamberin bu tefsirleri, aralarında yayılıyordu. Ashabın ayrıca tefsir etmelerine hem lüzum kalmıyor, hem de Peygamberin aralarında bulunduğu bir sırada açıklamak yapmayı edebe aykırı sayıyorlardı. Onun tefsirinin yanında başka izahları caiz görmüyorlardı. Lakin o ahirete irtihal edince vahye dayanan masum kaynağı müracaat etme imkanından mahrum kaldılar. Diğer taraftan islâm'ın yayılmasıyla yeni meseleler ortaya çıktı. İslam'ı kabul yahut ona boyun eğen, eski kültürleri tevarüs etmiş insanların ve bizzat dinini mu-hafaa eden Ehl-i Kitabın tesiriyle yabancı menşeli sapık cereyanlar yayılmaya başladı.[5]
Birinci Bölüm
HZ. PEYGAMBERİN TEFSİRİ
I. Hz. PEYGAMBERİN KUR'ÂNl AÇIKLAMASIYLA İLGİLİ BELLİ BAŞLI MESELELER
1- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Kur'ân'ı Tefsir Etme Vazifesi Ve Tefsirinin Değeri
Cenâb-ı Hak şöyle buyurarak Kur'ân'ı tefsir etme vazife ve I e ikisini Peygamberine vermiştir;
«Biz sana da Zikri indirdik. Ta ki insanlara, kendilerine indirilen Kur'ân'ı açıkça anlatasın ve ta ki insanlar da iyice fikirlerini kullansınlar.»[6]
«Gerçekten, biz sana kitabı -Allah'ın sana gösterdiği vech ile insanlar arasında hükm etmen için gerçek bir maksutla indirdik»[7]
«Bu kitabı sana (başka bir hikmetle değil) ancak hakkında ihtilaf ettikleri şeyleri açıkça anlatman için... gönderdik.»[8]
«Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan (Allah'ın) elçiliğini tyapmarnış olursun.»[9] Tebliğ iki vecihle yapılır: Birisi risaleti yani Kitabı tebliğ, diğeri de manalarını açıklamak ve bildirmek şeklinde olur.[10]
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tefsiri, Kur'ân'ın mücmel olan ayetlerini tafsil, umumî hükümlerini tahis, müşkilini tavzih, neshe delalet etme, müphem olam açıklama, garip kelimeleri beyan etme, tavsif ve tasvir ederek mücerret (soyut) manaları müşahhas hale getirme, edebî incelikleri muhtevi ayetlerin maksudunu bildirme gibi belli başlı kısımlara taalluk eder.
Ahkâma, ahiret ahvaline, kısas ve ahbara... aid bazı hususlar vardır ki Kur'ân'da zikr edilmezler. Bunların tefsiri Peygamberimize bırakılmıştır. «Biz sana da Zikri indirdik. Ta ki insanlara, indirilen Kur'ân'ı açıkça anlatasın» ayetiyle, Hz. Peygamber açıklamakla mükellefti. Onun beyanı kavliyle, fiiliyle ve ikrarıyla olurdu. Bundan dolayı Hz. Peygamber ashabının, Kur'ân'ı ve onunla amel etmeyi, onar onar ayetler halinde öğrenmelerini temin ediyordu. Bu öğretimin teferruatı hakkında fazla bilgimiz yoktur. Yalnız şunu söyleyebiliriz ki, Hz. Peygamber'in ayetleri tefsir etmesi, programlı bir takrir şeklinde olmayıp ikinci fasılda arz edeceğimiz bir takım vesilelerle oluyordu.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'ı beyan etmesi, bazan da ondaki sarih hükümlere, yine vahye müsteniden ilave yapmakla olur., Hala ve teyzesinin üstüne kadının nikâhlanmasını, ehlî eşeklerin etini haram kılması gibi.[11] Mücmel ayetlerden murad-ı ilahiyi tayin etmek çok zor veya gayr-ı mümkün olduğundan sahabe, bilhassa ahkâm ayetlerinin izahında, Peygamberimizin açıklamalarına son derece ehemmiyet verirlerdi.
Üzerinde durduğumuz ayet-i kerimeden Hz. Peygamber (s.a.v.)'inKur'ân'm tamamım sahabeye açıkladığı hükmü çıkarıla-mâzsa da, onun ilim halkasına dahil olan ileri gelen ashabın, Kur'ân'da anlamadıkları noktaların sınırlı olduğuna istidlal edebiliriz. Bazı hallerde de sahabîler, Peygamberimizin tatbikatından bir kısım ayetlerin te'vilini öğreniyorlardı.[12]
2- Kur'ân'ın Tefsire Muhtaç Olan Ve Olmayan Ayetleri
Peygamberimizin, Kitabı açıklama işi ile tavzif edildiğini gördük. Fakat bu hiçbir zaman,Kur'ân'm bütününün veya ekserisinin Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından kat'i bir surette tefsire kavuşturulmuş olduğu manasına gelmez.
Kur'ân'ın bir kısmının te'vilini Cenâb-ı Hak'dan başkası bilemez. Bunların ilmini Allah, Zatına mahsus kılmıştır. Kıyametin vakti, nefh-i sur, Hz. isa'nın nüzulü ve bunlar gibi... Hiç kimse bunların vakti hakkında bir şey bilemez. Yalnız şartlarına dair haberler gelmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu mevzularda bir şey söylediğinde, sadece şartlarını söyler, vaktim tahdid etmezdi.
Deccal mevzuu da bunlardan biridir. Bunları Hz. Peygamber (s.a.v.) de günü gününe, senesi senesine bilmiyordu. Ancak Cenâb-ı Hak, bu kabil hâdiselerin delillerini ve şartlarını ona bildiriyordu.
Kur'ân'ın bir kısmının te'vilini ise, nazil olduğu lisanı bilen herkes anlar. Fakat Arapça'ya vakıf olan insanlar, nihayet kelimelerin lisanda hangi manalara geldiğini bilirler, yahut bazı özel sıfatlarla tavsif edilen mevsufları anlayabilirler. Yoksa bu kelimelerle murad edilen birtakım gerekli hükümleri ve durumları kolay kolay anlayamazlar. Zira böylesi bilgileri Cenâb-ı Allah Peygamber'ine. mahsus kılmıştır. Onun beyanı olmadıkça, bunlar idrak edilemez.
Ibadat ve muamelata dair bütün ahkâm ayetlerini Peygamberimiz hakkıyla tefsir ve beyan etmiş, teferruatlarına varıncaya kadar anlatmıştır. Mevzulara göre tasnif edilmiş hadis mecmuaları, bu ayetlerin geniş bir tefsirinden başka bir şey değildir. Ayrıca nasih ve mensuh emirlerin kafi şekli tergib ve terhib babından olan ayetlerde de murad-ı ilahiye, hadislerle hüküm verilir.
ilmi Hz. Peygamber (s.a.v.)'e mahsus ayeÜer, sadece ibadat ve ahkâma aid olan ayetler değildir. Bazı muğayyebata (gayba/geç-mişe veya geleceğe ait), bir takım uhrevî ahvale, ahbar ve kısasa (tarih) dair tafsilat da bu cümledendir. Bunların misallerini ilerde arz edeceğiz.
işte ilmî kendisine mahsus kılman ayetleri ve bu ayetlerden -insanlara ulaştırmakla mükellef olduğu ilahî muradı, Peygamberimiz (s.a.v.) beyan etmiştir. Bu hükmün haricinde kalan hususlarda çeşitli vesilelerle açıkladığı ayetler olduğu gibi, tefsir etmediği ayetler de olmuştur. Bir kısım ayetleri açıklamaya matuf izahları olmuş ise de, bunları ö ayetlerin kesin tefsirleri olarak tevkifi bir tarzda söylememiştir. Muhatabın durumuna göre bazan lazımını, bazan semeresini gösterir tarzda beyan etmiştir.[13]
3- Mikdar İtibariyle Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Tefsiri
Peygamberimizin (s.a.v.) Çur'ân'm ne kadarını izah ettiği mevzuunda ihtilaf edilmiştir. «Kur'ân'ın bütün ayetlerini, yahut tamamına yakın ekseriyetini beyan etmiştir.» diyenler olduğu gibi, «tefsir ettiği ayetler sayılacak kadar azdır.» diyenler de olmuştu. Bu hususta kat'î bir deı^ oulunmadığmdan, ayrıca haberlerin sıhhati için ileri sürülen şartlar farklı olduğundan ve bu sahada, bizim bu çalışmamızdan önce yapılmış geniş kapsamlı müstakil bir araştırma bilmediğimizden bu mesele hakkında fikir beyan edenler, umumî prensiplerden ve birtakım ip uçlarından hareket ederek hüküm çıkarmışlardır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ne birincilerin dediği kadar az tefsir etmiş, ne de Ibn Teymiyye'nin iddia ettiği gibi Kur'ânrın tamamını veya tamamına yakın ekseriyetini izah etmiştir. Bu kanaatten dolayıdır ki, her iki tarafın aşırılığı da tenkide imkan verir. Hadis kitapları ile belli başlı rivayet tefsirlerini taramak neticesinde bu kanaata sahip olduk. Ulaştığımız sonuç, mevhum ve müphem bir orta yol taraftarlığından uzak, yeterli bir araştırma sonucunda, oldukça netleşmiş bir kanaatin ifadesidir. İleride gelecek olan, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) tefsirine dair çokça misalleri muhtevi fasıl mütalaa edildiği takdirde, bu kanaatimizin haklı olduğu an laşılacak ve görülecektir ki; Hz. Peygamber (s.a.v.) mükellef olduğu kadarı ile Kur'ân-ı beyan etme işini yerine getirmiştir. îtikad, ibadet ve ameli hükümlere dair mücmel ayetleri, teferruatına varıncaya kadar açıklamış, bunlardan murad-ı ilahiyi kavliyle ve fiiliyle beyan etmiştir. Bu kısma dahil olan eyetlerden, âlimlerin iç-tihadlarıyla ulaşabilecekleri bir kısım mücmel ayetleri ise açıklamadığı da olmuştur. Bundan dolayı sahabe devri de dahil olmak üzere, bazı ayetlerin tefsirinde farklı içtihadlar bulunagelmiştir.
Uhrevî ahvale dair ayetleri, tergib ve terhib babından olan ayetleri, bir kısım muğayyebata, ibrete medar olan kıssalara ait ayetleri tavsif ve tasvir ederek, bazan temsil yolunu kullanarak, insanların anlayacakları tarzda açıklamış ve teferruatlarını bildirmiştir. Keza bazı mübhemleri vuzuha kavuşturmuş, maksudu tayine vesile olacak lisanla ilgili açıklamalar yapmış, müşkil ayetleri tavzih etmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), insanların ilmî seviyelerinin terakki etmesi ile daha iyi anlayacakları birtakım müteşabih ayetleri, keza arap diline vakıf olmakla anlaşılabilecek ayetleri izah etmemiştir. Ayrıca normal bir kültür seviyesine sahip olanların idrak edebileceği hususları da açıklamasına lüzum kalmamıştır. Ancak bu neviden olan ayetler hakkında suale muhatap olduğu hallerde, muhatabın aklî seviyesine göre izahda bulunduğu vakidir.
Böylece o, Peygamber (s.a.v.)'in izahlarım bir tarafa atarak Kur'ân-ı re'yine göre tefsir etmek isteyenlere meydanı boş bırakmadığı gibi, ayetlerin tamamını veya ekserisini kat'î bir tefsire kavuşturma suretiyle, Kur'ân tefsirini de Tenzil gibi nakl edilen bir hale getirmemiş ve tefsiri dondurmayarak akılların ve istidadla-rm kıyamete kadar onda yeni yeni vecihler bulabilmesini mümkün kılmıştır.[14]
4- Hz. Peygamber (S.A.V.)'E Hükmen Merfû Olan Tefsir Rivayetleri
Mikdar bakımından Peygamberimizin tefsirini ele almak bizi, zahiren sahabeye mevkuf olduğu halde, hükmen ve manen Hz. Peygamber (s.a.v.)'e merfu olduğu ileri sürülen rivayetlerin hükmünün ne olduğunu açıklamaya sevk etmektedir. Rivayete fazla ehemmiyet verip, re'ye çok az hak tanıyanlar ve Peygamberimizin, Kur'ân'm hemen hemen tamamını izah ettiğini kabul edenler, umumiyetle sahabe tefsirinin hükmen merfû olduğunu kabule mütemayildirler.
Sahabe tefsirini, umumi olarak merfu kabul edenler, bu kanaatin bir gereği olarak, onlar arasındaki tefsir ihtilaflarını bağdaştırmaya gayret ederler. Bu ihtilafın tezat ihtilaû değil de, tenevvü ihtilafı olduğunu isbata çalışırlar.[15]
Kur'ân1 dan herhangi bir ayetin nüzul sebebi hakkında, vahyin indiği ortama tanık olan sahabînin verdiği haber, müsned (merfu) bir hadis sayılır.
Bundan başka, Peygamberimizden öğrenmiş olduklarına delalet ettiği için, sahabenin icma ettikleri herhangi bir meselenin sıhhatinde ve kabulünün vacip olduğunda ihtilaf yoktur. îcma etmedikleri takdirde beyanlarının hüccet olup olmadığı hakkında münakaşa varsa da, beyanlarına itimad etmek tarafı galip gelir.[16]
Şahabı Hz. Peygamber (s.a.v.)'den işittiği veya gördüğü bir meseleyi nakletmeyip, kendisine ait bir izahta bulunabilir, fakat bu izah herhangi birinin mütalaası durumunda değildir. Yani âdeta içtihadla elde edilmesi mümkün olmayan bir bilgi söz konusudur. Sahabî, ancak vahiy çağında yaşamış bir kimsenin vakıf olabileceği bir karineye yahut yine ancak öyle birinin muttali olabileceği bir lisan inceliğine dayanarak bu izahı yapmış olabilir. Bu izah, Kur'ân veya sünnetin bir mevzûunun tefsiri olup, bu açıklama olmaksızın o nass, anlaşılması gereken tarzda anlaşılamaya-caksa, bu takdirde Sahabî'nin bu izahı ile amel etmek şart olur, sırf içtihadı bir mes'ele sayılamaz.[17]
Zahiren sahabeye mevkuf rivayetler içinde, hükmen ve manen merfu sayılması icab eden sahalardan biri de, re'y ve içtihatla haber verilmesi mümkün olmayan gaybî ve uhrevî ahvali bildiren rivayetlerdir.[18] Bu nevi rivayetlerin manen merfû sayılması için onların Ehl-i kitaptan nakl edilmediğinin kesin olup sahabînin kat'î bir ifade kullanmış olması şarttır. Keza herhangi bir şeyin haram veya helal olduğu meselesinde, sahabî kat'î bir ifade kullanıyor ve içtihat ettiğine dair bir karineye rastlanmıyorsa, bunları da, helal ve haramın kendisinden alındığı zattan öğrenmiş olduklarına hükm edilir.[19] delecek haber, bu kısma bir misal teşkil eder: Abdullah İbn Mes'ûd (r.a.) şöyle demiştir: "Hiçbir insan yoktur ki, biri Cennette, diğeri Cehennemde olan bir konağa bakmasm. îşte "hasret günü" o gündür. Cehennem ehli Cennetekileri götfü ve tonlara denir ki: ".Siz de çalışmış olsaydınız! (Oraya girerdiniz.)"[20]
Bu kabil merfu hadisler, nisbeten bir yekun teşkil edecek kadar çoktur.[21]
5- Hadislerin Kur'ân'a Muvafakati Ve Hadislere Ayetlerle İstişhad Etme Meselesi
Hadisler Kur'ân'ı tefsir eder. bu tefsir başkalannınki gibi değil, yine vahiyle te'yid edilmiş Resûlullah (s.a.v.)'m izahıdır. Binaenaleyh hadislerin Kur'ân'a muvafık olması ve ondan bir asla dayanması, prensip olarak kabul edilmesi gereken bir keyfiyet olur. Bu sebeple menşei sahabe devrine çıkan erken bir zamanda, rivayet edilen hadislerin Kur'ân1 daki mesnedlerinin bahis mevzuu olduğunu müşahede ediyoruz. [22]
6- Sıhhatini Tesbit Gayesiyle Hadisi Kur'ân'a Arz Etme Meselesi
Mebde itibarı ile, sünnetin Kur'ân'a muvafık olması gerektiği kabul edilince, rivayet edilen hadislerin muteber olup olmayacağı, Kur'ân'la mukabele etmek suretiyle anlaşılmak istenmiştir. [23]
7- Hadislerin Kur'ân'a Rücûu Meselesi
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadislerinin Kur'ân'la münasebeti, yani hadisler Kur'ân'm tefsiri midir? Yoksa müstakil hükümler mi ifade ederler? meselesini de burada incelememiz lazım gelmektedir. Bu mevzuda belli başlı birkaç nazariye vardır. Sünnetin, sadece Kur'ân'm beyanından ibaret olduğunu kabul edenler, her hadisin muhakkak surette bir ayete raci olduğunu ileri sürerler. Sünneti müstakil bir hüküm ve bizatihi hüccet telakki edenler, hadislerin Kur'ân'a rücûunun şart olduğunu kat'î olarak reddederler. Bir de, esas itibariyle, rücû meselesini benimsemekle beraber, sünnetin bir kısmını bundan istisna eden, nisbeten te'lifçi bir görüş vardır. [24]
8- Hz. Peygamber (S.A.V.)'Den Gelen Bazı Tefsir Rivayetlerini Âlimlerin Dirayet Yolu İle İzah Etmeleri
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bir kısım ayetler hakkında yaptığı tefsir kat'iyyet ifade eder. Mesela, Cenab-ı Hakkın mü'minler tarafından ahirette görülmesi mevzuundaki sahih hadisler, rü'yeti nefy ettiği intibaını veren ayetleri (el-En'âm, 103 ve el-A'raf, 143) kat'î tefsire kavuşturmuş[25] ve nefyin mutlak olmadığını belirtmiştir. Kabir sualine işaret eden ayetle (İbrahim 27) kabir azabına işaret eden (el-Mü'min, 46) ayetim birçok hadisleriyle kat'î tefsire kavuşturmuştur. Bu hallerde ümmete düşen, Allah'ın muradini, olduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.v.)'in beyanından almaktır. Fakat bazı hallerde âlimler, Resûlullah (s.a.v.)'in herhangi bir ayeti tefsir eden hadisini, ilk nazarda akla gelen şekliyle değil de, bazı izahlarda bulunarak, manasını tevcih etmek suretiyle kabul ederler. Bu, daha çok herhangi bir ayetin tefsirinde, hasrı îham eden, yani bir tek izahtan başkasına yer vermeyen lafızlarla varid olan hadisler için söz konusu olur. Mesela Fatiha, 5. ayeti ile ilgili olarak "mağdub aley" olanlar Yahudiler, "dallın" ise hıristiyaniar-dır, denilmiştir. Halbuki "gazaba uğrayanlar ve sapıklar" mefhumu umumidir, hak yoldan sapan her çeşit fırka, taife ve insan bu umumiyet içine dahil olur. Öyleyse Hz. Peygamberin bu mefhumları mezkur iki taifeye tahsis etmesinin hikmeti nedir? el-Isfahanî diyor ki:
"Gazaba uğrayanlardan murad, islâm caddesinden sapan her firka ve mezheptir. Bazı müfessirlerin onlardan bir fırkayı tayin etmeleri, umumiyeti en meşhur ve en vazıh ferdi ile temsil etme babmdandır. îbn Ebi Hatib'in "Müfessirler arasında "mağdub aleyhinizin yahudiler "dallîn"in ise hıristiyanlar olduğunda ihtilaf edildiğini bilmiyorum" sözünden de murad budur"[26]
Muhterem ismail Cerrahoğlu da bu mevzuda şöyle bir tevcihte bulunmaktadır:
"Buna göre yahudilerin ve hıristiyanların, Fatihadaki mağdu-bun aleyhim ve dallinden birer misal oldukları anlaşılmaktadır. Yahudiler ve hıristiyanlar ehl-i kitab olduklarından, müşrik ve sair din mensuplarından daha ehvendirler. Diğerlerine nazaran İslâm'a zıd olsalar da daha yakındırlar. Burada ayetin iki nev'e tahsis edilmesindeki ibret açıkça kendini göstermektedir. Artık islâm'ın zıddı-karibi olandan kaçınılması ernrediîirse, Zıdd-ı baîdi olandan kaçınılması evleviyyetle sabit olacaktır. O halde, Peygamber, sapıklık grubunda olan herkese ıtlak edilebilecek Magdubun aleyhim ve dallin mefhumlarını bazı muayyen gruba tahsis edebiliyordu.[27]
Mesela, bazı hallerde Hz. Peygamber (s.a.v.), bir hadis söyledikten sonra «işte Allah Teala'nm şu ayeti, bunu ifade eder» diyerek ayet okuması halinde, o ayetin başka manası nefy edilmiş olmayabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) ayetteki bir veya birkaç manayı belirtmiş olur.
Peygamberimiz (s.a.v.)'e mensup bazı tefsir rivayetlerim, maksat ve hikmetten sarf-ı nazar ederek, lafzın zahirine göre anlamamak lazımdır. Bilakis ehliyetli âlimlerin, onları tevcih etmek suretiyle hikmetlerini anlatmaları gereklidir. [28]
İkinci Bölüm
MİSALLERLE HZ. PEYGAMBER'İN TEFSİRİ
A- HZ. PEYGAMBERİN TEFSİRİNE VESİLE TEŞKİL EDEN DURUMLAR
1- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Ayeti Okuyarak Kendiliğinden Tefsir Etmesi
Ayetin nazil olmasının akabinde, hutbe irad ederken yahut başka bir vesile ile Peygamberimiz ayeti okurken, herhangi bir suale muhatap olmaksızın, bazan tefsir edeceğini açıkça belirterek, bazan belirtmeyerek, bazı ayetlerin manasını bildirirdi.
Adî b. Hatim dedi ki: Tevbe sûresinden «(Yahudiler ve Hıristiyanlar) hahamlarını ve papazlarını, Allah'dan başka rabler edindiler» (Tevbe, 31) ayetini okuduğu sırada Resûlullah'ın huzuruna vardım. Dedi ki: Onlar, hahamlarına ve papazlarına ibadet etmediler, lakin onlar herhangi bir şeyi helal kılınca, öbürleri de onlara uyarak helal saydılar.»[29] Bu misalde, herhangi bir vesile ile Kur'an okurken, tefsir edeceğini açıkça belirtmeksizin açıklamıştır.[30]
2- Hz. Peygamber (S.A.V.)'İn Ayet Hakkında Sual Açtıktan Sonra Ayetin Manasını Açıklaması
Bu, Resûlullah (s.a.v.)'m herhangi bir ayeti okuyarak «manası nedir bilir misiniz?», «Bu ayetin ne hakkında indiğim bilirmisi-niz?» gibi muhataplarının dikkatini çekecek bir sual sorması suretiyle olur. Sual bazan ayette geçen bir kelime ile ilgili olur. Bazı hallerde de «Niçin güldüğümü biliyor musunuz?» gibi, ayetle ilgili olmadığı halde, verdiği cevap bir ayetin tefsiri olur. Maksat, etrafmdakilerin zihinlerini yeni bir şey öğrenmeye hazırlamaktır, yoksa onlardan açıklama istemek veya bilip bilmediklerini anlamak değildir. Zaten ashab, bildikleri bir şey olsa bile, Resûlul-lah'a karşı söylemelerine, edebleri müsait değildi. Onun için cevap, hemen hemen her zaman, «Allah ve Resulü çok iyi bilir» şeklinde olurdu.
Hz. Peygamber (s.a.v.), «Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı da dar bir geçimdir...» (Tâ-Ha, 124) ayeti, biliyor musunuz kimin hakkında inzal buyurulmuştu? diye sorunca dediler ki: «Allah ve Resulü pek iyi bilir.» Buyurdu: O, kafirin kabrinde göreceği azaba dairdir...» Hz. Peygamber bundan sonra, ona doksan dokuz yılan musallat kılınıp, kıyamete kadar onu ısıracaklarını bildirmiştir.[31]
3- Muhtelif Şahısların Sormaları Üzerine Açıklamaları
a) Çok Sual Sormanın Nehy Edilmesi Meselesi Kur'ân araplann belagata çok ehemmiyet verdikleri, beliğ sözü anlayarak tesirinde kaldıkları bir devrede nazil oldu. Sonraları yabancı milletlerle karışmaları neticesinde araplann çoğunun anlayamaz hale geldiği, lisana müteallik bazı Kur'ânî incelikleri, sahabe umumiyetle idrak ediyordu. Yalnız çeşitli sebepler dolayısıyla, aralarında Kur'ân'ı anlama bakımından farklılıklar vardı. Daha önce görmüş olduğumuz gibi, lisana vakıf olmakla bilinemi-yecek hususlar bulunduğundan, onlar bazı hallerde Hz. Peygamber (s.a.v.)'e sormaya muhtaç oluyorlardı. Sualler, ne şekilde amel edecelerini öğrenmek için bir kısım ayetlerle ilgili olduğu gibi, ba-zam Kur'ân'daki veciz kelimeler sebebiyle, yahut iki veya daha çok ihtimalin mevcut olduğu hallerde, onlardan birinin tercih edilmesi sebebiyle oluyordu.[32] Bazan merakın tahrik etmesi neticesinde, gaybî veya uhrevî bir meseleyi öğrenmek arzusi ile oluyordu.
Sual sorma hakkında, birtakım kayıtlan ve tahditleri ihtiva eden ayetler olduğu gibi, Peygamberimiz (s.a.v.)'in nehye delalet eden hadisleri, sahabenin de bir vakıa olarak nehyi ikrar eden haberleri vardır. Bilindiği gibi, öğrenme arzusu ile sorulan faydalı sorular olduğu gibi eğlenmek, istihfaf etmek, müşkil durumda bırakmak gayeleriyle sorulan yahut inkar edası ile yöneltilen veya neticesine fayda terettüp etmeyen sualler de bulunabilir. Varid olan nehiyler bu kabil sualler içindir. Ancak naslarm zahirine bakarak, nehyin şümulünü geniş telakki eden ve genişletmek isteyen kimseler de olmuştur.
b) Müslümanlar Tarafından Sorulan Sualler
1- Mübhemin tayinine dair sualler
Kur'ân'da bazı huuslar mübhem bırakılmış, kasden tayin edilmemiştir. Tayin etmemek şu gayelere matuftur: Başka yerde açıklandığından ihtiyaç olmaması, şöhreti sebebiyle bilinmesi, setr edilmesinin murad olması, tayininde zikre değer bir fayda bulunmaması, hüktnün umumî olduğuna tenbih etme gayesi, ismi zikr etme yerine mükemmel bir tavsifle tazim etme yahut eksik tavsifle tahkir etme gayesiyledir.[33] Bazı müslümanlar, Kur'ân'da-ki bazı mübhemleri sormuş, Resûlullah da onları tayin etmiştir.
Mesela Hz. Ali: «Resûlullah'dan hacc-ı ekber gününü sordum, o da: 'Kurban bayramı günüdür' dedi»[34]
2. Mücmel ayetler hakkındaki sualler:
Mücmel, delaleti vazıh olmayan, maksadın kat'î olarak anlaşılması için beyan edilmesi gereken söze denir. Kelimenin lügatte müşterek olması, zamir merciinin ihtilaflı olması, atf veya isti'naf ihtimali, lafzın garabeti icmal sebepleri arasındadır.[35]
Mesela Haccm farziyyetine dair ayette «...Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc etmesi Allah'ın insanlar üzerinde hakkıdır...»[36] buyurulmaktadır. Bir adam buradaki «yol»un manasını sorunca, Resûlullah (s.a.v.) «azık ile binek» olduğunu bildirmiştir.[37]
3- Lugavî sualler
Bazı müslümanlara garib gelen kelimelerin Resûlullah (s.a.v.)'e sorulduğuna da rastlamaktayız.
Mesela Hz. Aişe'nin sorusu üzerine Resûlullah (s.a.v.) Hacc 78. ayetindeki «harec» kelimesini «darlık» olarak tefsir etmiştir.[38]
4- Ayetten maksudun tayin edilmesi için sorulan sualler Bazı hallerde ayette varid olan kelimenin manası maruf olur,
fakat maksudu anlaşılmaz ve lugavî malumat için değil de, maksudu anlamak gayesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'e sual tevcih edilirdi.
5- Manasını bildikleri ismin sıfatlarını sormaları:
a) Hüküm ifade eden ismin tavsifine dair sualler:
[39] emr edilen «nasuh tevbe»nin nasıl olacağını sorunca buyurmuşlar ki «Kul bulaştığı günahtan tam nadim olur, Allah'dan afv diler, sütün memeye dönmemesi gibi o günaha dönmez.»[40]
b) Herhangi bir ismin tavsifini istemeleri îbn Abbas'dan rivayete göre «îyi bilin ki Allah'ın velilerine korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır»[41] ayetinde geçen «Allah'ın veli kulları»nın tavsifi istenmiş Resûlullah: «O kimselerdir ki görüldüklerinde Allah teala hatırlanır» buyurmuştur.[42]
6- Mugayyebata dair sualler
Peygamberimizden, «Rabbinin, seni övgüye değer bir makama çıkacağını, umabilirsin.» (Isra, 79) ayetindeki makam sorulmuştu. Onun «şefaat» makamı olduğunu söyledi. [43]
C) Ehl-İ Kitabın Sualleri
Mü'minler Allah'ın kitabını anlamak ve üzerlerine terettüp eden amellerin keyfiyyetini öğrenmek için sorarken, diğer taraftan müşrikler, hristiyanlar ve bilhassa yahudiler kâh alay ve imtihan etmek, kah müslümanları şaşırtmak yahut Hz. Peygamber (s.a.v.)'i müşkil mevkide bırakmak zan ve emeliyle birtakım sualler sorarlardı, bu sualler mevzu itibariyle, Kur'ân'da tenakuz arama, kevniyyat, bed-i hilkat, geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin ahvali vs. meselelerine racidir. Şekil itibariyle de sualler ekseriya bir hey'et tarafından, mürettep bir tarzda tevcih edilirdi.[44]
1- Yahudilerle ilgili sualler
a) Yahudilerin Peygamber'imiz (s.a.v)'e sormaları:
[45] Bu hadise vesilesiyle cennette yeme ve içmeyi haber veren ayetlerin tefsiri[46] yapılmış olmaktadır.
b) Hz. Peygamber (s.a.u.)'inyahudilere sorması Yahudiler birçok meseleyi Peygamberimiz (s.a.v.)'e sorduğu
Zeyd diyor ki: Resûlullah yahudilere haber gönderdi ve dedi ki: «Onlara niçin haber gönderdiğimi biliyor musunuz?» Dediler: Allah ve Resulü bilir. Buyurdu: «Ben onlara Allah'ın Ogün ki yer-başka bir yere tebdil olunacaktır...»[47] sözü hakkında sormak için haber gönderdim. O gün yer gümüş gibi beyaz olacaktır.» Yahudiler gelince onlara sordu. Cevaben dediler: «Beyaz, has undan yapılmış ekmek gibi beyaz olacaktır.»[48]
2- Hristiyanların sualleri
Muğire b. Şu'be dedi ki: Hz. Peygamber bazı ihtiyaçlar için beni, Necran ahalisine gönderdi. Onlar bana «Senin inandığın peygamber, Musa'nın kardeşi olan Harun'un, Meryem'in kardeşi olduğunu iddia etmiyor mu? -Halbuki Musa, isa'dan şu kadar sene önce yaşamıştır.» (Müslim rivayetinden)- dediler. Buna karşı nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Avdet ettiğimde meseleyi Resûlullah'a anlattım. Buyurdu ki: «Hz. Meryem zamanındaki insanlar, kendilerinden önce geçen peygamberlerinin ve iyi kimselerin isimlerini çocuklarına isim yaparlardı.»[49]
Necran hristiyanları «Ey Harun'un kız kardeşi senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın değildi.»[50] ayetini kasd ediyorlardı. Kabu'l-ahbar da tarihi malumatına itimad ederek, ayetteki Harun'un, Hz. Musa'nın kardeşi olmadığım söylemişti.[51] Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayetteki kardeşten muradın, aynı ana veya babadan dünyaya gelen çocuklar olmadığını, buradaki Harun'un, Musa'nın kardeşi değil de, onun adının verilmiş olduğu başka bir Harun olduğunu bildirmiştir.[52] Yahut Musa'nın kardeşi olan Harun'un soyundan olduğu için, bu akrabalığa işaret edilmiştir.
Müşriklerin, yahudilerin ve hristiyanların birçok sualleri, müteaddit ayetlerin nüzulüne sebep olmak suretiyle, o ayetlerin anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. [53]
4- Hadislerin Sonunda Ayet Okumak Suretiyle Açıklaması
Hz. Peygamber (s.a.v.) bazan bir hükmü belirttikten yahut izah ettikten, bir nasihatta bulunduktan veya herhangi bir davranışta bulunduktan sonra bir ayet okurdu.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'ı açıklamasının en mühim unsurlarından ve en çok rastlanan tarzlarından biri budur. Bu konuya başka bir vecihten daha önce temas etmiştik. Resûlullah (s.a.v.)'m ayet okuması her zaman aynı gayeye matuf değildir ve aynı makamda cari olmaz, müteaddit hallerde tezahür edebilir.
«Hiçbir kul yoktur ki onun için gökte iki kapı bulunmasın. Kapılardan birinden rızkı çıkar, öbüründen yaptıkları ve söyledikleri girer. Kul ölünce, onlar da onu kaybederler ve üzerine ağlarlar.» Resûlullah bunu söyledikten sonra[54] «ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı»[55] ayetini okudu ve kafirlerin, yerde salih bir amel işlemedikleri gibi, göğe de hiçbir sözlerinin yükselmediğini söyledi. [56]
5- Siyak Münasebetiyle Açıklaması
Hz. Peygamber (s.a.v.) bazı hallerde, ayetle doğrudan doğruya ilgisi olmayan bir mevzu hakkında konuşurken, siyak münasebetiyle konuyu bir ayete getirir ve bu vesile ile o ayet hakkındaaçık-lama yapardı.
Seleme b. el-Ekva diyor ki Hz. Peygamber (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk, yammızdan bir cenaze geçirildi ve ölü hakkında güzel şeyler söylendi, bunun üzerine: «Vacib oldu» buyurdu. Sonra yanından bir başka cenaze geçirildi ve ölü hakkında başka türlü sözler sarfedildi (yani kendisinden iyi şekilde bahsedilmedi). Yine: «Vacib oldu» buyurdu. «Ne vacib oldu ya Resûlallah?» dediler. Cevap verdi: «Melekler, Allah'ın semadaki şahitleri, siz ise yerdeki şahitlerisiniz, neye şahitlik ederseniz vacib olur, olması gerekir.» Sonra da şu ayetleri okudu: «De ki: Çalışın; Allah, Resulü ve mü'minler amellerinizi göreceklerdir» (Tevbe, 105). Dedi ki: (Bu)
Allah Teala'nın şu sözünün manasıdır: «Ta ki insanlar hakkında şahitler olasınız» (Bakara, 143)[57]
Bu misalde görüldüğü üzere, Hz. Peygamber geniş kapsamlı bir ayetin manalarından bir tarafını, tatbiki bir örnekle açıklamış bulunmaktadır. [58]
6- Tefsir Edici Kısa Ziyadelerle Açıklaması
Kısa ziyade kelimeler kullanmak suretiyle bazı veciz ayetleri açıklama tarzımn ilk numunelerini Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tefsirinde bulmaktayız. Bu ziyadeler kısa olmakla beraber bazan çok mühim izahlara medar olurlar. Umumun tahsisi, mücmelin beyan edilmesi gibi vazifeler ifa ederler. Bu konunun misalleri pek yoktur.[59]
Hz. Ebû Bekir'den rivayete göre Resûlullah, «...Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır» ayetini, kısa bir ziyade ile «Kim bir kötülük yaparsa onunla dünyada cezalanır» şeklinde, dünya hayatına tahsis etmek suretiyle[60].
Üçüncü Bölüm
HZ. PEYGAMBER (S.A.V.)'İN TEFSİRİNİN BELLİ BAŞLI KISIMLARI
1- Kur'ân'ı Kur'ân'la Tefsiri
Bilindiği gibi tefsir yollarının en güzeli ve en doğrusu, Kur'ân'ın yine Kur'ân ile açıklanmasıdır.[61] Zira Kur'ân'ın bir yerinde umumî olan, bir başka yerinde tahsis edilir. Herhangi bir ayette mücmel olan husus, bir başka ayette mufassal olarak zikr edilmiş olabilir. Bunlara ait misaller çoktur. Kur'ân'ın açıklanmasında bu yola baş vurmanın ilk numunelerini de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tefsirinde buluyoruz.
«îman edenler, bununla beraber imanlarını zulümle de bulaş-tırmayanlar, işte ancak onlardır ki emin olmak hakkı kendilerinindir. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerdir»[62] ayeti inince, «İçimizde nefsine zulm etmeyen kim var?» diyerek, bu durum Resûlullah (s.a.v.)'m ashabına ağır gelmişti. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) dedi ki: «Zannettiğiniz gibi değil, buradaki zulüm Lokman'm oğluna dediğidir: «Evladım sakın Allah'a ortak koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür»[63] (Lokman, 13).
Böylece Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir ayete dayanarak, umumî bir manayı tahsis etmiş ve yanlış anlamamn önüne geçmiştir. [64]
2- Mücmeli Beyan Etmesi
Kur'ân'da «... bir hak olmadıkça Allah'ın haram ettiği cana kıymayın...»[65] buyurulmuştur. Resûlullah (s.a.v.) bir hadisiyle ayetteki «bir hak olmadıkça» kısmını açıklamış, hangi hallerde öldürmenin haklı olacağını şöyle vuzuha kavuşturmuştur: «Allah1 dan başka tanrı olmadığına ve benim Allah'ın resulü olduğuma iman eden hiçbir müslüman kişinin kanı helal olmaz. Ancak şu üç şeyden birini yaparsa (kanı helal olur): Adam öldürmek, evli iken zina etmek, dinden çıkıp müslümanlardan. ayrılmak.[66]
3- Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'in Manasını Tekid Suretiyle Beyanı
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'ı açıklama tarzlarından biri de Sünnetin, Kitabın manasına muvafık bir tarzda varid olması şeklinde görülür. Beyanın bu tarzından maksad, hükmün takviye edilmesidir. Yoksa aynı mana, ayette de ifade edilmiştir. Ayetin ifade ettiği hüküm ve mana, farklı vesilelerle belirtilmek suretiyle kuvvet kazanmakta ve böylece Hz. Peygamber hatırlatma vazifesini yerine getirmektedir.
Resûlullah (s.a.v.): «Din hususunda aşırılıktan sakının; çünkü sizden öncekiler dinde mübalağa ve aşırılıkları yüzünden helak olmuşlardır.»[67] buyurmak suretiyle «De ki: 'Ey ehl-i kitab, dininizde haksız yere haddi aşmayın...'» [68] ayetinin manasını, te'kid ederek açıklamaktadır. [69]
4- Umumu Tahsis Etmesi
Hasredilmeyen (sınırlandırılmayan) müsemmalarm hepsine birden şamil olan lafza umum lafzı denir. Umumî lafızlar bazan tahsis olunur. Kur'ân, Kur'ân ile tahsis edildiği gibi Sünnet ile de tahsis edilebilir. Nitekim bunun aksi, yani Sünnetin umumiyetinin Kur'ân ile de tahsis olunduğu vakidir. Resûlullah (s.a.v.)'m bütün dinî beyanatı vahy ve ilhama istinad ettiğinden, Sünnetin Kur'ân'ı tahsis etmesi caiz olur.
Ebû Hureyre dedi ki: Birisi Resûlullah'a şöyle bir soru sordu: «Ey Allah'ın Resulü, biz deniz seyahatına çıkıyor ve yanımıza az mikdar su alıyoruz. Bununla abdest alsak, içecek su sıkıntısı çekiyoruz. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?» Resûlullah buyurdu ki: »Denizin suyu pak, meytesi (ölüsü) ise helaldir»[70]
5- Mutlakı Takyid Etmesi
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Kur'ân'ı açıklama şekillerinden biri de, ondaki bazı mutlak lafızları takyid etmek suretiyle olmuştur.
Mesela «Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık, Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin»[71] ayetinin ıtlakı, sünnet tarafından «sağ el» olarak takyid edilmiştir.[72]
6- Müşkili Tavzih Etmesi
Kur'ânın müşkilinden murad, herhangi bir ayetin,ilk bakışta diğer bir ayete muarız olduğu zannını uyandırmasıdır.[73] «Onlar hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'dan başkası tarafından olsaydı elbet içinde birbirini tutmayan bir çok şeyler bulurlardı.»[74] ayetinin tasrih ettiği gibi, Kur'ân1 da tearuz olması mümkün değildir. Tearuz ettiği sanılan hususların izale edilmesi gerekir. Sahabe ve sonradan gelen bazı âlimlerin bu nevi izahları bulunduğu gibi, Hz. Peygamberin de bazı müşkilleri tavzih ettiğini görmekteyiz.
«... Altını ve gümüşü yığıb ve biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar (yok mu?) işte bunlara pek acıklı bir azabı muştu-la!» (Tevbe, 34) ayeti nazil olunca, bu müslümanlara ağır geldi. Çünkü bu ayetin mirasa mani olduğunu sanmışlardı. Ömer b. el-Hattab müslümanları temsilen Hz. Peygamber (s.a.v.)'den isti-zahda bulundu. Resûlullah (s.a.v.): «Allah zekatı sadece mallarınızın geriye kalan kısmını temizlemek için farz kılmıştır. (Ölümünüzden) sonraya bırakacağınız mallarda ise mirası farz kılmıştır.» buyurdu.[75] Böylece bu ayetin meşru yollardan kazanıp biriktirmeye mali olmadığı, ayet-i kerimedeki tehdidin ancak mallarının zekatını vermeyenler hakkında olduğu anlaşılmıştır. [76]
7- Mübhemi Beyan Etmesi
Semure'den rivayete göre Resûlullah şöyle demiştir: «es-Sela-tu'l-vusta, ikindi namazıdır.»[77]
Bu hadis «Namazları ve es-salâtu'l-vustayı devamlı olarak yerine getirin.»[78] ayetindeki «as-salâtu'l-vusta»nın ikindi namazı olduğunu bildirmektedir.
Başka bir misal: Bakara, 249 ayeti, Talut ile birlikte nehri geçen müminlerden bahsederken onların sayısını bildirmez. Hadis-i şerif "üç yüz on kadar, Bedir ashabı kadar", olduğunu bildirmiştir. (Buharı, Megazî, V, 5). [79]
8- Neshi Beyan Etmesi
Kur'ân-ı Kerimdeki ayetlerden herhangi birinin hükmünün mensuh olduğuna dair, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından söylendiği rivayet olunan bir habere rastlamadık. Hatta nesh kelimesini selef-i salihinin geniş manada kullanımında dahi, bu kelimenin Hz. Peygamberden nakledildiğini görmedik. Usul kitaplarında, sünnetin vazifelerinden ve Kur'ân'ı açıklama şekillerinden birinin nasih ve mensuhu beyan etmek olduğu belirtilir. Şu halde sünnetin neshi beyan etmesi, neshe delâlet etmek suretiyle olmalıdır. Kur'ânm nüzulünü müşahede eden sahabîler, aynı mevzua dair olan ayetlerden hangisinin önce, hangisinin sonra indiğini bildikİeri için Resûlullah (s.a.v.)'m tasrihine lüzum kalmadan, her iki manasına göre neshe muttali oluyorlardı. Nitekim ayetlerin nüzul sebeplerine de bu şekilde vakıf oluyorlardı. Binaenaleyh nüzul sebeplerini öğrenmekte olduğu gibi, nasih ve mensuhu Öğrenmek için de başlıca kaynak sahabenin beyanından ibarettir. Fakat Resûlulah (s.a.v.)'m bazı hadisleri mensuh ayetlere delâlet etmektedir. Buna dair misallere de az rastlanmaktadır.
«Sizden birinize Ölüm gelip çattığı vakit -eğer mal bırakacak-sa- anaya, babaya, yakın akrabaya meşru bir suretde vasiyyetde bulunmak, takva sahipleri üzerinde bir hak olarak farzedildi.»[80] ayeti en sahih kavle göre, Nisa sûresinin 11 ve 12. ayetlerindeki miras hükümleriyle nesh edilmiştir.
Ebû Ümame diyor ki: «Veda haccı sırasındaki hutbesinde Resûlullah'm şöyle dediğini duydum: «Allah, her hak sahibine hakkını verdi. Artık varis için vasiyyet yoktur»[81]
Bu hadis-i şerif, vasiyyet hükmünü neshetmekte, veya Şafiî mezhebinin izahı ile miras hükümleriyle neshedilmiş olduğunu beyan ve te'kid etmektedir. [82]
9- Amelî Olarak Tefsir Etmesi
Hz. Peygamber (s.a.v.) birçok ayetlerde emrolunan hususları, bizzat tatbik ederek göstermiş, böylece o ayetlerden ilâhî muradın ne olduğunu iyice açıklamıştır.
Cabir, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in haccını tafsilatlı olarak anlatan uzun hadisinin bir yerinde diyor ki: «Nihayet onunla birlikte Beytullaha geldik. Hacer-i esvedi istilam etti. Üç defa koşar adımlarla, dört defa da mutad yürüyüşle tavaf yaptı. Sonra da Makam-ı Ibrahime geçti ve hemen: «Siz de Makam-ı İbrahim'den bir namazgah edinin» (Bakara, 125) ayetini okudu. Makamı, kendisiyle Beyt arasına alarak iki rekat namaz kıldı»[83] Resûlullah (s.a.v.)'m bû tatbikatından «Siz de ibrahim'in makamından bir namazgah edinin...» emr-i ilahisinden neyin murad edildiğini, nerede ve ne şekilde yapılacağı anlaşılmaktadır. [84]
10- Takrirî Olarak Beyanı
Misallerine az rastlanılan bu kısımda, herhangi bir ayetin Resûlullah'm yanında izah edilmesine karşı, onun sükut etmek suretiyle, bu izahı tasvip ettiği anlaşılır.
[85] Ben de teyemmüm ettim ve arkadaşlarıma namaz kıldırdım» dedi. Resûlullah güldü ve bir şey söylemedi.[86]
11- Luğavî İzahlarda Bulunması
a) Doğrudan doğruya lugavî izahları:
Karşılaştığımız misallerden anlaşıldığına göre Resûlullah (s.a.v.)'in Kur'ân hakkında lugavî cihetten açıklamalarda bulunmasına, ekseriya soru sorulması vesile teşkil etmektedir. Onun açıklamaları, ekseriyet itibariyle lügat ve tefsir ehlinin lugavî izahları tarzında değildir. Teferruata girmeden, soranın durumuna göre, en kısa yoldan mananın anlaşılmasını hedefler. Binaenaleyh bazan kelimenin sadece eşanlamını söyler, bazan tavsifi muhtevi tariflerde bulunur, yahut ondan maksadın ne olduğunu bildirirdi. Bazı hallerde kelimenin şer'î manasını belirtirdi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) «Böylece sizi (ey Muhamed ümmeti) vasat bir ümmet yapmışızdır.»[87] ayetinde varid olan ve müteaddit manalara gelen «vasat» kelimesinin, burada «adil» manasına olduğunu bildirmiştir.[88]
12- Maksudu Tayin Etmesi
Resûlullah (s.a.v.)'m Kur'ân'ı açıklama tarzlarından biri de herhangi bir ayetin hey'et-i umûmiyesiyle neye delâlet ettiğini bildirip, ondan maksudun ne olduğunu tayin etmek şeklindedir. Bu kabil açıklamalarda pek tabiidir ki, bazan tam lugavî delalet bulunmaz.
Ebû Hureyre'den: «Allah bir kulunu sevdiği zaman Cebrail'e der ki: «Ben fulara sevdim, sen de sev.» Cebrail de göktekilere aynı şekilde nida eder. Sonra onun için yer yüzünde de bir sevgi yerleşmiş olur. îşte Aziz ve Celil olan Allah'ın «Gerçekten, iman edip de iyi iyi işler yapanlar (yok mu?) elbette Rahman onlar için insanların gönüllerinde bir sevgi yaratacaktır.»[89] ayeti bunu ifade eder.»[90]
13- Tavsif Ederek Açıklaması
Resûlullah (s.a.v.)'m Kur'ân'ı açıklama tarzlarından biri de, onda yer alan bir konunun birtakım vasıflarını belirtmek suretiyle, insanların akıllarına ve kalblerine daha iyi yerleştirmek gayesine racidir. Tavsif etmesi tergib, terhib, şer'î bir meseleyi açıklama, övülen veya zemmedilen şahıs veya durumların evsafını belirtme vs. için olur.
Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet edilmiştir: «Allah, kime doğru yolu gösterir, imana muvaffak ederse, onun göğsünü islâm'a açar...»[91] ayeti nazil olunca Resûlullah buyurdu ki: «Nûr kalbe girince genişler ve açılır.» Sordular: «Bu halin (dışarıda alamoti var mıdır?» Resûlullah: «Ebediyyet yurduna yönelmek, aldanma diyarından uzaklaşmak, ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmaktadır. [92]Başka misallerde vardır.[93]
14- Temsillerle Açıklaması
Meseller Kur'ân-ı Kerim'de mühim bir yer işgal eder. el-Beyhakî'nin rivayet ettiği merfû bir hadiste mesellerin, Kur'ân'm beş vechinden biri olduğu ve onlardan ibret alınmasının lüzumu hatırlatılır.[94] Tezkîr, teşvik, zecr, ibret, takrir, manaları akla yaklaştırma, mücerret manaları hissedilir bir hale getirme, mesellerin bellibaşlı işlevlerini teşkil ederler. Bu gibi hikmetlere binaen, Cenâb-ı Hak Kitabında birçok mesel irad etmiş, Resûlullah (s.a.v.)'m beyanında da mesel önemli bir tutmuştur.
tbn Mes'ud dedi ki: Resûlullah eliyle bir çizgi çizdi, sonra: «işte bu Allah'ın dosdoğru yoludur.» dedi. Arkasından o çizginin sağından ve solundan birtakım çizgiler daha çizdi ve dedi ki: «Bunlar da dığmık ve aykırı yollardır. Bunlardan hiçbir yol yoktur ki, üzerinde oraya çağıran bir şeytan bulunmasın.[95] Sonra da şu ayeti oku-
du: «Şübhesiz ki (emrettiğim) bu (yol) benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. (Başka aykırı) yollara tabi olmayın. Sonra sizi Onun (Allahın) yolundan ayırır...»[96]
15- Tasvir Ederek Açıklaması
KurJân-ı Kerim'de netice ve hülasası, hüküm halinde bildirilen bazı hakikatlerin, akıllara ve kalblere adamakıllı nakş edilmesi gayesiyle, o hakikatlerle alakalı olarak cereyan edecek hadiseler, Resûlullah (s.a.v.) tarafından tasvir edilir, onlara dair teferruat verilir. Tasvirler çok canlıdır, hareketle doludur. Öyleki bunları dinleyen, âdeta anlatılan hadiseleri görüp yaşadığım zanneder. Bu kabil tasvirler çoktur ve Kur'ân tefsiri bakımından ehemmiyetlidir. Bir çok ayetlerin tefsirini layıkıyla anlamak bunlar sayesinde mümkün olur.
el-Berâ diyor ki: Resûlullah, kafirin ruhunun kabzedilip göğe yükseltilişini anlatırken buyurdu ki:
«Onu çıkarırken, uğradıkları her melaike meclisinde şöyle derler: «Bu kötü ruh kimdir, nedir?» Dünyada iken kendisine takılan en kötü lakabı söyleyerek: «Falancadır» derler. Nihayet onu göğe çıkarıp kapısının açılmasını isterler. Fakat gök kapıları onlara açılmaz.» Sonra da Resûlullah şu ayeti okudu:
«Bizim ayetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremeyeceklerdir! îşte suçluları böyle cezalandırırız.»(A'raf, 40)[97]
16- Ayetlerle İstidlal Etmek Suretiyle Açıklaması
Bazı hallerde Hz. Peygamber (s.a.v.), söylediği herhangi bir söze yahut belirttiği bir hükme, bir ayetle istidlal ettiğini tasrih ederdi. Bu tasrih ekseriyetle ilgili ayeti hadisin sonuda okuması tarzında olur. Bazan ayetin hadisin sonunda okuması tarzında olur. Bazan ayetin nüzulünü müteakip, ondan çıkardığı neticeyi bildirir, yahut bir hadis irad ettikten sonra «Çünkü Allah şöyle buyuruyor...» şeklinde belirtir. Bazan ayeti herhangi bir şekilde aynen zikr etmez, fakat onun manasını ifade ettikten sonra, bu manaya dayanarak bir netice çıkarır. Bu kabil istidlali eriyle umumî bir kaide ortaya koyar, ayetteki ince bir nükteyi bildirir veyahut ancak ciddi bir tefekkür neticesinde bilinebilecek olan bir hususa dikkati çekerdi. Böylece söz konusu ayetin ihtiva ettiği birtakım manaları beyan etmiş olurdu.
Resûlullah (s.a.v.): «Dua ibadetin ta kendisidir.»[98] dedikten sonra «Rabbiniz (şöyle) buyurdu: 'Bana dua edin. Size İcabet edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayıb uzaklaşanlar hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.»[99] ayetini okumakla, mezkur hükmü bu ayetten çıkardığını belirtmektedir. [100]
17- Muhatabın Durumuna Göre Açıklaması
Resûlullah (s.a.v.) muhataplarının aklî seviyelerine göre, onların anlayacakları şekilde konuşurdu. Beyanlarında karşısındakinin haleti rûhiyesini nazarı itibara alır, irşadın gerektirdiği en uygun tavır ve ifadeyi kullanırdı. Mücerret hakikatleri müşahhas hale getirir, gaybî ve uhrevî hadise, nimet, azab vb. hususları, insanlara alışıp gördükleri, me'luflan olan durumlarla kolaylaştırarak anlatmaya çalışırdı. Çünkü risaletin hedefi, her seviyeden fertleri ihtiva eden umum beşeriyeti irşad etmektir.
Mesela Sûrun ne olduğunu soran bir bedeviye «Sûr, içine üflenen bir boynuzdur.» demiştir.[101] Fakat sayhasiyle bütün canlıları düşürüp öldürecek olan Sûrun, sadece basit bir boynuz zannedilmesi düşüncesini izale etmek için bir başka zaman demişti ki:
«Bütün Mina ahalisi toplansa bu Sûru kaldıramazlar.»[102] Mak-sad, Surun azametini anlatmaktır, yoksa onun hakikatini ve mahiyetini bildirmek değildir. Böyle teşbihler olmasa, birçok insan bir boynuzun, ayetlerde bildirilen[103] neticeyi temin edeceğini düşünmeye yol bulamaz. [104]
SONUÇ :
Beşeriyet için hidayet kaynağı olan ilahî Kitabı, insanlara elleriyle tutacakları kağıtlar halinde gökten indirmeyip, vahiy yolu ile göndermeyi dileyen hikmet, vahye mazhar olan zata, onu sadece tebliğ değil, aynı zamanda tebyin en azından eğitim ve öğretim hayatının, kitaplar kadar, öğretmenlere de olan ihtiyacı derecesindedir.
Her bakımdan seviyeleri ne olursa olsun, Kur'ân'm ilk muhataplarının ileri gelenleri bile, Kur'ân'la amel etmek ve onu iyice anlamak hususunda Peygamber (s.a.v.)'ın tefsirlerine ihtiyaç duyuyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) çeşitli seviye farklılıkları gösteren muhataplarına Kur'ân'ı açıklama durumunda idi. Açıklaması bizzat veya bilvasıta olurdu. Onun öğretmesi programlı bir takrir tarzında değildi. Açıklanmaya kat'î olarak muhtaç olan, bilhassa amelî ahkâma dair ayetleri, sözleri ve fiilleriyle kendiliğinden beyan ettiği gibi; sorulma, müslümanların anlayış ve davranışlarını değerlendirme, herhangi bir vesile ile ayeti okuma vb. neticesinde de açıklardı. Sual, onun tefsirinin mühim vesilelerinden biridir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in açıklaması umumu tahsis, mücmeli beyan, mübhemi tayin, müşkili tavzih etmek, kelimelerin lugavî delaletlerinin genişliğini göstermek suretiyle Islâmî manalarını bildirmek, maksudun tayini için bazı lugavî izahlarda bulunmak, ayet metnine kısa açıklayıcı ilaveler yapmak suretlerinde olurdu. İnsanları irşad, tergib ve terhib gayesiyle ahlakî, gaybî ve uhrevî hayata ait birçok ayetleri de tefsir etmiştir. Temsil yolunu kullanarak ve Kur'ân'da mücmel bırakılmış kıssalar hakkında tafsilat vererek açıkladığına da çokça rastlanır. Resûlullah (s.a.v.)'m tefsirlerinin hiç denecek kadar az değil, azımsanmayacak kadar çok olduğunu görmüş bulunuyoruz. Bununla beraber Kur'ân'm hemen hemen tamamım tefsir ettiği iddiasını kabule yanaşmıyoruz.
Her nevi tezahüründe Resûlullah (s.a.v.)'m tefsirinin gayesi, sadece ayetlerin maksadının anlaşılmasıdır. Nitekim sahabenin de Kur'ân'ı okumak ve anlatmaktan gayesi, onun tatbik edilmesidir. Amelî bir hüküm ifade etmeyen hususlarda onlar tekellüf gösterip lüzumsuz derinleşmekten uzak duruyor, umumiyetle siyaktan anladıkları icmalî mana ile iktifa ediyorlardı. Bu itibarla, daha sonraki ihtiyaçların ortaya çıkardığı yoğun ilmî faaliyetin benzerini Asr-ı Saadet'te aramak uygun düşmez. Ve unutulmamalıdır ki, o zamana ait tefsir özelliklerini, sonraki ıstılahlarla ifade etmemiz, bizim anlayışımıza göredir.
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadislerine müracaat edilmeden, Kur'ân'ı, Allah'ın maksadına uygun bir tarzda anlamanın imkansız olduğu, şüpheye yer kalmayacak şekilde sabittir. Fakat yine sabittir ki olanca genişliği ile bütün varlığı kuşatan muhît ve mutlak ilimden gelen Allah kelamı, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığın irşadına ve manevî ihtiyaçlarına, fazlasiyle kafi gelecek mucizevî bir zenginliğe ve camiiyyete sahiptir.
Allah'ın tekvin sıfatından gelen kainatın, devamlı yenilenme içindeki akışını, birtakım değişmez esaslar ayakta tuttuğu gibi; onun kelam sıfatından gelen Tenzilinin de, sadece esas maksadla-rı Hz. Peygamber tarafından kat'î olarak açıklanmış, zamana, istidada, himmet ve teveccühe onda yeni yeni vecihler bulma hakkı tanınmıştır. [105]
BİBLİYOGRAFYA
Abn b. Humeyd b. Nasr el-Keşşî (ö. 249/865), el-Musned (Yazma), Süleymaniye (Ayasofya) Ktp. No. 894.
Abdurrezzak b. Hemmam (Ö. 211/8267), Tefsîru Abdirrezzak
(Yazma), Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Ktp.
İsmail Saib Sencer Koleksiyonu, No. 4216. EbûDavud, Süleyman b. eî-Eş'as eş-Sicistanî (ö. 275/88), Sunenu
EbîDavud, el-Kahire, 1369/1950 Ebû Ya'lâ el-Mevsilî, el-Müsned (Yazma), Süleymaniye (Fatih)
Ktp-. No. 1149. Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Fethu'r-Kabbanî li. Tertibi
Musnedi Ahmed b. Hanbel (el-Fethu'r-Rabbanî), Mısır, 1372.
el-Buharî, Muhammed b. ismail (ö. 256/870), el-Camiu's-Sahih (el-Buharî), İstanbul, 1967.
Cerrahoğlu, îsmaiî, Kur'ân Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren
Âmiller, Ankara, 1968. Çantay, Hasan Basrî, Kur'ân-ı Hakim ve Meal-i Kerim (üçüncü
baskı), İstanbul, 1377/1958 (Ayet meallerinin ekserisi
bu eserden alınmıştır). el-Hakim, Ebû Abdirrahman Abdullah en-Neysaburî (ö.
405/1014-15), el-Müstedrek ala's-Sahiheyn, Haydarabad, 1342). (ez-Zehebî'nin Telhisu'l-Mustedrek adlı
eseri ile bir arada).
îbn Abdilberr en-Nemerî, Ebû Amr Yûsuf (ö. 463/1070-71), Ca-mi'u Beyani'l-îlim ve Fadlih, Nşr. Abdurrahman Muhammed Usman, el-Medînetul-Munevvere, 1388/1968.
Îbn Ebî Şeybe, Ebû Bekr Abdullah (ö. 235/849), el-Musannaf (yazma), Köprülü Ktp. No. 438.
îbn Hacer el-Askalanî (ö. 852/1449), Fethu'l-Bârî bi Şerhi Sahi-hVl-Buharı, el-Kahire, 1378/1959.
Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet'te İslâm 1 I 293
Îbn Huzeyme, Muhammed b. îshak b. Huzeyme en-Neysaburî (ö. 311/923), es-Sahih (Yazma), Topkapı Sarayı (III. Ahmed) Ktp. No. A. 348.
îbn Kesîr, Ebu'1-Fidâ İmaduddin ismail (ö. 774/1373), Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azim. (îbn Kesîr), Beyrut, 1385/1966.
îbn Kuteybe, Ebû Muhammed b. Müslim (ö. 276/889), Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis, Nşr. Muhammed Zuhrî en-Neccar, el-Kahire, 1966/1386.
îbn Mace, Muhammed b. Yezid el-Kazvînî (Ö. 273/886), Sunenu'l-Mustafa, Mısır, 1372/1952.
el-Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed (ö. 671/1273), el-Cami li AhkâmVl-Kur'ân, Dâru'ş-Şa'b, Mısır, tarihsiz.
Malik b. Enes (Ö. 179/795), el-Muvatta, Nşr. Muhammed Fuad, Abdu'1-Bakî, 1370/1951.
Ma'mer b. Raşid (ö. 153/770), el-Camî (Yazma), Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Ktp.'îsmail Sâlb Sencer koleksiyonu,'No. 2164.
Mansûr Ali Nasıf, et-Tacû'l-Cami'u li'l-Usul ft Ehadîsi'r-Resûl, 3.. basım, el-Kahire, 1382/1962.
Mukeddemetan iî Ulumil-Kur'ân ve humâ Mukaddemetu Kita-bi'1-Mebanî ve Mukaddemetu îbn Atiyye (Mukaddeme-tan), Mısır, 1954 (A. JefFery tarafindan neşr edilmiştir).
Müslim b. Haccac el-Kuşeyrî (ö. 261/875), el-Cami'us-Sahih, Nşr. Muhammed Fuad Abdülbakî, Mısır, 1374/1955. Müslim).
en-Nesa'î, Ebû Abdirrahman Ahmed b. Ali b. Şu'ayb (ö. 303/915), Sunenu'n-Nesa'î, Mısır, 1348/1930 (es-Suyutfnin şerhi ve es-Sindî'nin Haşiyesi ile bir arada).
en-Nesa'î, Tefsîru'n-Nesa'î (Yazma), istanbul Üniversitesi Ktp. Arapça yazmalar kısmı, No. 3257.
es-Suyutî, Celaluddin Abdurrahman (ö. 911/1505), ed-Durru'l-Mensur fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr, Mısır, 1314.
es-Suyutî, el-ltkan ft Ulûmi'l-Kur'ân, Mısır, 1314.
es-Suyutî, Lubabu'n-Nukul ft EsbabVn-Nuzul, Dimaşk, 1379.
eş-Şafiî, Ebû Abdillah Muhammed b. Idris (ö. 204/819-20), Ahka-mu'l-Kur'ân (Yazma), Murat Molla Ktp. No. 16.
1 / 294 Asr-ı Saadet'te Peygamberimiz'in Kur'ân'ı Tefsiri
eş-Şafîî, er-Risale, Nşr. Muhammed Seyyid Keylânî, Mısır,
1388/1969. eş-Şâtıbî, Ebû îshak ibrahim b. Musa (ö. 790/1388), el-Muvafakat
fi, Usuli'l-Ahkâm Nşr. Muhammed Muhyid-Din Abdul-
hamid, el-Kahire, 1969-1970.
et-Taberî, Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerir (ö. 310/922), Camiu'l-Beyan an Te'vili'l-Kur'ân (et-Taberî), Nşr. Ahmed Muhammed Şakir ve Mahmud Muhammed Şakir, C. I-XV, Mısır, 1374/1955.
et-Taberî, Camiu'l-Beyan, el-Kahire, Matbaatu'l-Halebî, 2. basım, 1373/1954. (Bu neşirden yapılan nakillere (Halebî) şeklinde kayıt konmuştur).
et-Tirmizî, Ebû îsâ (ö. 279/892), Sunenu't-Tirmizî, Nşr. Ahmed Muhammed Şakir ve arkadaşları, el-Kahire, 1356-13. (et-Tirmizî).
el-Vahidî, Ebû Huseyn Alî b. Ahmed (ö. 468/1076), Esbabu'n-Nuzûl, Mısır, 1379/1959.
Yahya b. Sellâm b. Salebe et-Teymî (ö. 200/815), Tefsîru Yahya b. Sellâm (Yazma), Tunis, Abdeliyye Ktp. No. 134'de kayıtlı bulunan bu tefsirin fokotopisini muhterem İsmail Cerrahoğlu bey lütfetmiştir).
Yazır, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kufân Dili, İstanbul, 1935-1939, (Hak Dini Kur'ân Dili).
Yıldırım, Suat, Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsin, İstanbul 1983.
ez-Zehebî, Muhammed Huseyn, et-Tefsîr ve'l-Mufessirûn, c. I, el-Kahire, 1381/1961.
ez-Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdillah (ö. 794/1392), el-Burhan ft Ulûmi'l-Kur'âh, Nsr. Muhammed Ebul-Fadl ibrahim, Mısır, 1376/1957, (el-Burhan). [106]
[1] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/259-260.
[2] Sa'd, 37.
[3] eş-Şu'arâ, 195.
[4] İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'âni'l-âzim, Beyrut, 1385/1-966, VII. 217.; Mukaddeme tân, s. 187.
[5] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/261-262.
[6] en-Nahl44..
[7] en-Nisâ,105.
[8] en-Nahl, 64..
[9] el-Mâ'ide, 67..
[10] el-Muvafakat, III, 36.
[11] el-Kurtubî, I, 33-34.
[12] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/263-264.
[13] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/264-265.
[14] Karşılaştırınız: et-Tefsîr ve'1-Müfesirûn, I, 53-57.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/265-267.
[15] Ibn Teymiyye'nin bu izahları için Kayıhan Yaymları tarafından yayınlanan Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsiri isimli kitabımızın 53-56. sahifelerine bakınız..
[16] el-Muvafakat.nl, 218.
[17] Krş. el-Muvafakat, III, 220
[18] Ahmed Muhammed Şâkir, et-Taberî, III, 296-298, Ha. No. 2435 şerhinde).
[19] Ahmed Muhammed Şâkir, (et-Taberî, IV, 377, şerh kısmında)..
[20] Taberî, III, 296-298, Ha.No: 2435; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV. 296-298; Mecmau'z-Zevaid, X, 328-330.
[21] Bazı misaller için bkz. S. Yıldırım, a.g.e., s. 76-77 (N. 134).
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/267-268.
[22] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/268-269.
[23] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/269.
[24] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/269.
[25] Hadislerin bir kısmı için: Müslim, V, Ha. No. 212; et-Tirmizî, K. Sıfati'l-cenne, 16. bab.
[26] Mehâsinu't-Te'vil, I. 24.
[27] Kur'ân Tefsirinin Doğuşu, s. 26.
[28] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/269-271.
[29] Et-Taberî, XIV. 209, Ha. No. 16631; et-Tirmizî, K. et-Tefsîr, ed-Durru'l-Mensûr, III, 230; el-Buharî, et-Târîhu'1-Kebîr, IV. 1-106 (Ahmed M. Şakir'den).
[30] Farklı kategorilerden örnekler için bkz. Suat Yıldırım, Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsiri, s. 141-148. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/272.
[31] et-Taberî (Halebî), XVI, 228; îbn Kesîr, IV. 544-545, (el-Bezzâr'dan); Ebû Ya'lâ, el-Müsned, v. 30a.; el-Mûstedrek, II- 381 (Ebü Sa'îd'den)..
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/272-273.
[32] el-Îtkân, 11,174.
[33] el-Itkân II. 145
[34]et-Tirmizî, K et-Tefsîr ye K. el~Hac, 110. bab, Ha. No. 957; aynı hadis sual kaydı olmayarak tbn Ömer'den:
Ebû Davud, Ha. No. 1945; el-Müstedrek, II. 331; et-Taberî, XIV. 124, Ha. No. 16447; îbn Kesîr, III. 361-362.
[35] el-ltkân II. 18-19.
[36] Âl-i îmrân, 97.
[37] Süfyan es-Sevrî, Tefsîr, s. 37; et-Tirmizî, K et-Tefsîr; et,Taberî, VII. 39; îbn Mace, Ha. No. 2496; îbn Mace, Ha. No. 2897 (ibn Abbas'dan); îbn Ebî Hati, v, 48a; îbnu'I-Münzir, v. 48b. (el-Hasanu'1-Basrî'den mürsel olara); Tefsîru Abdirrezzak, v. 6a (Kat'de'den mürsel olarak); Kenzu'l-Ummal, II. 2 Ceş-Şa-fı'î ile et-Tirmizî ve el-Beyhakî'den (Âişe'den), ed-Durru'l-Mensur, II. 56.
[38] el-Müstedrek, II. 391 (ez-Zehebî tashihine muvafakat eder).
[39] et-Tahrîm, 8.
[40] ed-Durru'1-Mensûr, VI. 245 (îbn Merdeveyh'den, aynı manada sual zikr edilmeksizin İbn Mes'ud rivayetinde Ahmed b. Hanbel, îbn Merdeveyh ve el-Beyhakî'den).
[41] Yunus, 62.
[42] Tefsîru'n-Nesâ'î v. 42a, et-Tabeı i, XV. 1919, Ha. No. 17704; îbn Kesîr, III. 512 (el-Bezzâr'dan); ed-Durru'1-Mensûr, III. 310.
[43] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/273-276.
[44] Ehl-i Kitabın suallerine dair geniş bilgi için bkz. S.Yıldırım "Peygamberimizin Kur'ân'ı Tefsiri" s. 174-180.
[45] Abd b. Humeyd, el-Müsned, v. 40b.; Tefsîru'n-Nesa'î, v. 89a.
[46] Mesela, ez-Zuhruf, 71, 73.
[47] İbrahim, 48.
[48] et-Taberî (Halebî), XIII. 250; îbn Kesîr, IV. 147-148.
[49] et-Taberî, (Halebi), XVI. 78; Müslim, K. el-Edeb, Ha. No. 9; et-Tirmizî, K. et-Tefsir; Tefsîru'n-Nesaî, v. 58b; el-Fethu'r-Rabbanî, XVIII, 207-208.
[50] Meryem 28.
[51] îbn Kesir, IV, 453.
[52] Bulugu'l-Emanî, XVIII. 207-208, not:3.
[53] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/276-277.
[54] îbn kesîr, VI. 253 (Ebû Ya'la ile İbn Ebî Hatim'den); et-Tirmizî, K. et-Tefsîr («ğarib» diyerek); ed-Durru'1-Mensûr, VI. 30 (ayrıca İbn Merdeveyh, Ebû Nuaym ve el-Hatibden).
[55] ed-Duhân, 29.
[56] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/278.
[57]et-Taberî, III. 149, Ha. No. 2185. (Ahmed M. Şakin Hadis Müslim'in şartı.na uygundur. Mecmau'z-Zeuaid, III. 4'e bakınız)
Bunlar için bkz. Suat Yıldırım, a.g.e., s.196-199.
[58] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/278-279.
[59] en-Nisâ, 123.
[60] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/279.
[61] îbnKesîr, I. 7.
[62] el-En'âm, 82.
[63] el-Buharî, K et-Tefsîr, VI. 20; Tefsîru Abdirrezzak, v. 26b; Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbanî, XVIII. 140; et-Tirmizî, K. et-Tefsir; Tefsîru'n-Nesâ'î v. 31b; el-Bezzar, el-Müsned (Murad Molla), v. 158a; Ebû Yala, el-Müsned, v. 238a; et-Taberi, XI. 495; Diğer rivayetler için: İbn Kesîr, III. 59.
[64] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/280.
[65] el-En'âm, 151.
[66] el-Buharî, K. ed-Diyat, 6. bab, VIII. 38; Müslim, K el-Kasarne, Ha. No. 25; el-Bezzar, el-Müsned (Murat Molla), v. 91a (Hz. Osmandan); Ebû Ya'lâ, el-Müsned, v. 240b.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/281.
[67] ehasinu't-Te'vil, VI. 2107 (M. F. Abdulbakî tahririnde: Müsnedu Ahmed I, 215; en-Nesa'î, XXIV, 218. bab; İbn Mâce, Ha. No. 3039).
[68] el-Maide, 77.
[69] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/281.
[70] et-Tac, I. 80; İbn Kesîr, II. 477-78; (el-Mu'cemu'1-Mufehres li Elfazi'l-Hadis en-Nebevî: Ebû Davud, Tahare, 41; et-Tirmizî, Tahare, 52; en-Nesaî, Taha-re, 46; İbn Mace, Tahare, 38; ed-Darimî, Vuzû, 53; el-Muvatta, Tahare, 13; Ahmed II. 238).
[71] Mâide, 38.
[72] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I. 6.; Ebû Ya'la, el-Müsned, v. 3a.; et-Taberî, BL 241, Ha. No. 10522 (Ahmed M. Şakir Ahmed b. Hanbel rivayetini taz'if eder).
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/281-282.
[73] el-Itkân,n. 27.
[74] en-Nisâ, 82.
[75] el-Müstedrek, II. 333 (ez-Zehebî de sıhhatine muvafakat eder).
[76] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/282-283.
[77] et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V. 7, 12-13; et-Taberî, V. 180; et-Taberanî, el-Mucemu't-Kebîr, v. 184b; et-Tahavî, Şerhu Meani'l-Asar, 1.167-176.
[78] el-Bakara, 238.
[79] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/283.
[80] el-Bakara, 180.
[81] et-Tac, II. 226 (et-Tirmizî, Ebû Davud ve en-Nesaî'den).
[82] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/283-284.
[83] Müslim, XV, Ha. No. 147; et-Taberî, III. 36
[84] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/284-285.
[85] en-Nisâ, 29.
[86] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V. 227; Ebû Davud, K. et-Tehâre, 126 bab., ha. No. 334; İbn Kesîr, II. 254. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/285.
[87] el-Bakara, 143.
[88] et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; el-Fethu'r-Rabbanî, XVIII. 77; Kenzu'l-Ummal, II, 1-2.; Ebû Ya'lâ, el-Müsned, v. 68a; Fethu'1-Barî, IX. 238.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/285-286.
[89] Meryem, 96
[90] et-Tirmizî, K. et-Tefsîr; îbn Kesîr, IV. 491 (İbnEbî Hatim'den nakl, ayrıca Müslim ve et-Tirmizî'ye nisbet eder), s. 490'da ise Ahmed, el-Buharî ve Müslim'den nakl eder, bu rivayette sonunda ayet zikr edilmez.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/286.
[91] el-En'âm,125.
[92] Tefsîru Abdirrezzak, v. 27-a-b; et-Taberî, XII. 100, Ha. No. 13855; Îbn Kesîr, III. 98 (ayrıca Îbn Ebî Hatim'den). M. M. Şakir seneddeki Ebû Cafer Abdullah b. el-Misver sebebiyle isnadı taz'îf eder. İbn Kesîr'in «bu hadisin mürsel ve muttasıl tarikleri birbirini takviye eder» sözünü, «büyük gaflet» olarak tavsif eder. es-Suyutî, el-İtkân, II. 193'de bu haberi nakl ettikten sonra: «Bu haberler birbirini takviye eder, sahih yahut hasen derecesine ulaşır» demektedir.
[93] Tavsif nevinden başka misaller: Al-i İmrân 7 hakkında: et-Taberî, VI. 190; el-Buharî, k. et-Tefsîr, V. 166; Müslim, XLVII, No. 1; el-Fethu'r-Rabbanî, XVII. 62; Tefsiru Abdirrezzak v. İla. Yunus 62 hakkında: et-Taberî, XV. 585; İbn Kesîr, IV. 15. el-Kehf 106 hakkında: et-Taberî (Halebî), XVI. 37-38; İbn Kesîr, IV. 431 (Sahiheyn'den bu manada) en-Nebe 24-25 hakkında: Ebû Yala, el-Müsned, v. 78 a; et-Tirmizî, XL. 4. bab., Ha. No. 2584; îbn Kesîr, IV. 626. el-İnşikak 4 hakkında: Tefsîru Abdirrezzak, v. 51b; et-Taberî (Halebî), XXX 113; ed-Durru'l-Mensâr, VI. 315; Fethu'1-Barî, X. 202. el-Hadid 3 hakkında: Müslim, XLVIII, Ha. No. 61; et-Tirmizî, K. ed-Da'avat, 68. bab; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II. 381. el-Maide 96 hakkında: et-Taberî, XI. 70; Ha. No. 12729; ed-Durru'1-Mensûr, II. 331. et-Tah-rim 8 hakkında: ed-Durru'1-Mensûr, VI. 245 (Ahmed, el-Beyhakî, İbn Mer-deveyh'den)
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/286-287.
[94] el-İtkân, II. 131.
[95] Ahmed b. Hanbel, el-Fethu'r-Rabbanî, XVIII. 141; Müsnedu'd-Darimî, v. 17b; Abd b. Humeyd, el-Müsned, v. 150a (Bu manada Cabir'den); Tefsîru'n-Nesâî, v. 32 b.; îbn Mace, Ha. No. 11; et-Taberî, XII. 230; el-Müstedrek, II. 318; es-Salebî, I. v. 20b.
[96] el-En'âm, 153.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/287-288.
[97] İbn Ebi Şeybe, el-Musannaf, v. 13a-14a (uzun ve tafsilatlı bir anlatıra ile): et-Taberî, XII. 424; Ebû Davud, Ha. No. 3212 (kısaca) ve 4753 (uzun ve tafsilatlı bir anlatım ile).
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/288.
[98] Ebû Davud, Ha. No. 1479; et-Tirmizî, K. et-Tefslr; Tefsîru'n-Nesaî, v. 87a; İbn Mace, Ha. No. 3828; et-Taberî (Halebî), XXIV. 78; Ibn Kesîr, VI. 150 (ay-nca Ahmed, İbn Ebî Hatim, el-Hakim vs.den).
[99] el-Mü'min, 60.
[100] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/288-289.
[101] et-Taberî (Halebî), XVI. 29; Ebû Davud, Ha. No. 4742; Mehasihu't-Te'vıl, VI. 2368'de M.F.Abdulbakî: Müfinedu Ahmed, II. 192.
[102] et-Taberî (Halebî), XVI, 29; Muhâsinu't-Te'vii; VI. 2367, not: 4'de M. F. Ab-dulbaki: et-Tirmizî, ez-Zumer tefsirinde, Ahmed b. Hanbel, III. 73.
[103] ez-Zumer, 68.
[104] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/289.
[105] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/290-291.
[106] Prof. Dr. Suat Yıldırım, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 1/292-294.
İslami Okul Okulların En Önemlisi