Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

ASR-I SAADETTE SUFFA ASHABI - Index Web - 32. Sayfa

ASR-I SAADETTE SUFFA ASHABI3

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten. 3

Giriş. 3

Birinci Bölüm.. 4

SUFFA'NIN KURULUŞU VE ASHÂBI'NIN OLUŞUMU.. 4

I. Suffa Ve Ashâb-I Suffa. 4

II. Suffa'dan Önce Kimsesiz Muhacirlerin Barındığı Yerler4

III. Suffa'ya Duyulan İhtiyaç Ve Suffa'nın Teşekkülü. 4

IV. Ashâb-I Suffa'nın Üyeleri5

A- Kimsesiz Muhacirler:5

B- Bekârlar:5

C- Arap Kabilelerinden Müslüman Olup Medine'ye Göç Edenler:5

D- Dışardan Gelen Heyetler, Elçiler:5

V. Suffa'nın Kadınlar Bölümü. 5

VI. Ashâb-I Suffa'nın Sayısı6

VII. Suffa'dan Ayrılma. 6

VIII. Suffa'nın Ortadan Kalkışı7

IX. Suffa Benzeri Kurumlar7

İkinci Bölüm.. 7

ASHÂB-I SUFFA'NIN İHTİYAÇLARI VE KARŞILANIŞI7

I. Yoksullukları Ve İhtiyaç İçinde Oluşları7

II. Maddî İhtiyaçlarının Temini8

A- Hz. Peygamber Tarafından İhtiyaçlarının Karşılanışı:8

B- Ashabın İaşe Temini:9

A) Evlere Götürme:9

B) Evlerden Suffa'ya Yemek Gönderme:9

C) Hasad Zamanı Mescide Hurma Asılması:10

D) Farz Ve Nafile Sadakaların Suffa'ya Gönderilmesi:10

C- Beytülmâl:10

D- Ashâb-I Suffa'nın Çalışarak İaşe Temin Etmesi:10

III. Manevî İhtiyaçlarının Temini11

A- Eğitim-Öğretim:11

B- Denetim:12

Üçüncü Bölüm.. 12

ASHÂB-I SUFFA'NIN FAALİYETLERİ VE ETKİLERİ12

I. Ashâb-I Suffa'nın Faaliyetleri12

A) Îtimle İştigal:13

B) İbadet, Dua Ve Zikirle İştigal:13

C) Orduya Katılma:13

D) Bedenen Çalışma:13

E) Hz. Peygamber'e Hizmet:13

F) Müezzinlik:14

G) İrşâd Faaliyetleri:14

H) Diplomatik Faaliyetler:14

I) Hz. Peygamber'i (S.A.V.) Temsil Görevi:14

II. Ashâb-I Suffa'nın Etkileri14

A) Ashâb-I Suffa'nın Hadis Rivayetine Etkisi14

B) Ashâb-I Suffa'nın Tasavvufa Etkisi15

C) Ashâb-I Suffa'nın Fıkıh Ekollerine Etkisi16

Sonuç. 16

Bibliyografya. 16


ASR-I SAADETTE SUFFA ASHABI

 

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten

 

(Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, Bursa)

Akif Köten 1951 yılında Samsun'un Ladik ilçesinde doğdu.  1969 yıhnda Çorum I.H.L.nden, 1973 yılında İz­mir Yüksek îslam Enstitüsünden mezun oldu. 1977-1982 yıllan arasında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde Hadis Asistanlığı ve öğretim üyeliği yaptı. 1982 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis öğretim görevliliği yaptı. 1983 yı­lında "Kadı İyaz'ın Hayatı, Eserleri ve Hadis Şerh Metodu" konusunda tez vererek doktor oldu. 1992 yılında yardımcı doçent oldu. Halen aynı fa­kültede Hadis anabilim dalında öğretim üyeliği görevine devam etmektedir. Eserleri:

- Hz. Peygamber'in Devlet Başkanlığı

- Hz. Peygamber Döneminde Şaka ve Bazı Şakacı Sakabiler [1]

 

Giriş

 

Peygamberlere ilk inananlar genellikle, toplumun alt kesim­lerini oluşturan köleler, fakirler, güçsüzler, kimsesizler... olmuş­tur Kur'ân'm "mustaz'aflar"[2] diye belirttiği bu zayıf insanlar, bir de çeşitli sebeplerle peygamberlere karşı direnen zengin ve güçlü­ler tarafından dışlanıp horlanınca, çok daha büyük zorluklara, hatta işkencelere maruz kalmışlardır. Peygamberlerin böyle in­sanlara sağladığı maddî ve menevî destek hem onları korumuş, hem de, benzer durumdakilerin yeni dine girmelerine imkân sağ­lamış, hatta onları buna teşvik etmiştir.

Her hak dinde olduğu gibi[3] islâm'ın yayılmasında da aynı du­rum görülmüş, Mekke'nin ileri gelenleri (Kureyş) kölelerin, azad-hlarm ve sıradan insanların, Hz. Peygamber'in yakınında bulun­malarına tahammül edememişler, hatta onların yakınlığını, yem dine girmelerini engelleyen bir mazeret olarak ilen sürmüşlerdir, îlk müslümanlardan olan Abdullah Ibn Mes'ud, Bılâl-ı Habeşi, Süheyb-i Rûmî, Habbâb b. Erett, Ammâr b. Yâsir, Mıkdat b. Es-ved    gibi zayıf ve güçsüz, çoğu Mekke dışından olan mu mmler, sık sık Hz. Peygamberle buluşuyor, O'nunla oturup kalkıyorlar­dı ileri gelen müşriklerin hiç hoşuna gitmeyen bu durum, itiraz­larına sebep oldu, şöyle dediler: "Biz gelince onları uzaklaştır, bizi yanına al, seninle oturup konuşalım, belki sana tâbi de  Hz. Peygamber onların bu teklifini düşünürken —ki, Hz.Omer de böyle düşünüyordu— şu âyet nazil oldu:

"Rablerinin rızasını isteyerek sabah-akşam O'na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana,senın hesabından [4] onlara bir sorumluluk yoktur ki, onları kovarak zulmedenlerden olasın."[5]

Bu âyet-i kerîme, güçsüz müslümanların Hz. Peygamber nez-dindeki mevkiini daha da güçlendirdi ve onlarla daha fazla ilgilen­mesini sağladı. Yukarıda ismi geçen sahâbiler, daha sonra Medi­ne'de teşekkül eden Ashâb-ı SufFa'nm ileri gelenlerinden olmuş, hatta, benzer bir hâdise de Medine'de yaşanmıştır. Selmân-ı Fârisî ve Habbâb b. Erett'in naklettiğine göre, başta Uyeyne b. Hısn ve Akra' b. Habis olmak üzere, Müellefe-i Kulûb'dan[6] birkaç kişi Rasûlullah'a (s.a.v.) gelerek:

"Bize özel bir oturum tahsis etmeni istiyoruz ki, Araplar bizim üstünlüğümüzü görüp anlasın. Sana gelen heyetlerin bizi bu köle­lerle beraber göi'melerinden utanıyoruz. Biz senin yanına gelince onları gönder, bizden uzaklaştır. Biz kalkıp gidince, onlarla istedi­ğin kadar otur"[7] dediler. Onların şöyle dediği de nakledilir; "Yâ Rasûlallah! Sen meclisin baş tarafina otursan, (Selmân ve Bilâl'ı kasdederek) bunları ve pis kokularını (başka giyecek bulamadık­ları için sadece yün hırkalar giyiyorlar, bunlar da kokuyordu) biz­den uzaklaştırsan, biz de senin yakınma otursak ve seninle daha rahat konuşsak ve senden dini öğrensek (daha iyi olur)."[8] Bunun üzerine şu âyetler indi:

"(Ey Muhammedi) Rabbinin kitabından sana vahyolunam oku. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın. Sabah-akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraberliğe sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek, gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine tâbi olan kişiye uyma. De ki; Gerçek, Rabbiniz-den (gelen)dir, dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz za­limler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır..."[9]

Bu âyetler nazil olunca Hz. Peygamber, onları aramak üzere kalktı ve onları mescidin arkasında, —SuftVda— Allah'ı zikrederlerken buldu ve; "Ümmetimden (zayıf) bir gurupla beraberliğe sabretmeyi nefsime emretmeden beni öldürmeyen Allah'a ham-dolsun. Ölüm de sizinle, hayat ta sizinledir" dedi.[10]

islâm'a gönülden bağlanmış olan bu fakir sahâbîler, aç da kal­salar başkalarından birşey istemez, asla dilenmezlerdi. Onlar hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp, ticaret için yeryüzünde dolaşmayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin sanacakları yoksullara verin. Onları yüz­lerinden tanırsın, yüzsüzlük ederek insanlardan birşey istemez­ler. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı bilir."[11]

 

Birinci Bölüm

 

SUFFA'NIN KURULUŞU VE ASHÂBI'NIN OLUŞUMU

 

I. Suffa Ve Ashâb-I Suffa

 

Evin önünde veya etrafında bulunan avlu, gölgelik ve benzeri mekanlar için kullanılan Suffa kelimesi,[12] hicretin hemen akabin­de inşa edilen Mescid-i Nebevî'nin avlu kısmı, üzeri hurma dalla­rıyla Örtülmek suretiyle meydana getirilen gölgelik bir bölümün adı olmuştur. Medine'de yanlarında kalacak akrabaları veya evle­ri olmayan kimsesiz, fakir muhacirler burada barındıkları için, buranın sakinlerine Ashâb-ı Suffa, Ehl-i Suffa, fakirlikleri sebe­biyle ihtiyaçları, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve diğer müslümanlar ta­rafından karşılandığı için de, Edyâfu'l-Islâm, Edyâfu'l-müslimîn; müslümanların misafirleri denilmiştir.[13]

 

II. Suffa'dan Önce Kimsesiz Muhacirlerin Barındığı Yerler

 

Mescidin yapılması ve avlunun Suffa haline getirilmesinden önce kimsesiz muhacirlerin kalabilmesi için Medine'nin herhangi bir yerinde bulunan muhtelif evler kullanılmıştır. Peygamberimi­zin hicretinden önce gelen muhacirleri ensar, imanlarına göre ağırlıyordu. Genellikle aile halinde gelenler ailelerin yanına alı­nırken, bekâr, kimsesiz olanlar bir yerde toplanıyordu. Ibn Cübeyr Rıhle'sinde Ammâr, Selmân ve arkadaşlarının birlikte kaldığı, Kuba'daki bir evden bahseder.[14] Abdullah Ibn Ümmi Mektûm'un Medine'ye ilk geldiğinde yerleştiği bir Dâru'l-kurrâ'dan da bahsedilir.[15]

Bu bilgiler bize, Rasûlullah'm (s.a.v.) hicretinden önce veya sonra Medine'ye gelmiş olan kimsesiz muhacirlerin Önceleri, geçi­ci olarak, muhtelif yerlerdeki bazı evlerde, yurtlarda barındırıl­dıklarını gösterir. [16]

 

III. Suffa'ya Duyulan İhtiyaç Ve Suffa'nın Teşekkülü

 

Hicretin başlamasıyla Medine'de büyük bir nüfus yığılması meydana geldi. Rasûlullah (s.a.v.) Ensar ile Muhacirler arasında kardeşlik (muâhât) kurmak suretiyle Mekkeli her bir muhaciri Medineli bir ailenin yanına yerleştirdi. Evli olan muhacirler ge­nellikle sığınabilecek bir yer bulabilirken bekâr, kimsesiz ve fakir olan muhacirlerin yerleştirilmesi pek kolay olmuyordu. Yukarıda da belirtildiği gibi, değişik yerlerde barınan kimsesiz bu muhacir­lerin çeşitli ihtiyaçlarım karşılamak da zor oluyordu, tşte bu dağı­nıklık, onların Suffa gibi merkezî bir yerde toplanması zaruretini doğurmuştur. Beyhakî'nin (v.h.458) naklettiğine göre, Medine'de barınağı ve hiçbir yiyeceği olmayan muhacirler çoğalınca Hz. Pey­gamber (s.a.v.) onları mescide yerleştirdi ve onlara "Ashâb-ı Suf­fa" ismini verdi. Zaman zaman Rasûlullah (s.a.v.) onlarla oturur, sohbet eder, namaz kıldırdıktan sonra Suffa'ya uğrar ve onlara şöyle derdi; "Eğer Allah (cc) katındaki değerinizi bilseydiniz, her zaman, bugün olduğu gibi fakr ve ihtiyaç halinde rızıklandırıl-mak isterdiniz.[17]

Rasûlullah (s.a.v.), Abdullah Ibn Mes'ud'un gece mescidde yattığını görünce, niçin burada yattığını sorar, "yatacak başka bir yerim yok" cevabını alınca buna izin verir.

Böylece, kimsesiz sahâbîlerin ibatesi (barınması) için Mescid'in avlusu tahsis edildi, üzeri hurma dallarıyla Örtülerek güneş, yağmur ve soğuktan korundu. Çeşitli zaruretler sebebiyle

bir araya toplanan bu insanların maddî ihtiyaçları merkezî bir şe­kilde hal yoluna konulmuş oldu.

Bilindiği gibi Mescid-i Nebevî inşa edildiğinde Kıble, Kudüs'teki Mescid-i Aksa idi. Hicretin onyedinci ayında kıble Mescid-i Haram'a çevrilinceye kadar Ashâb-ı Suffa mescidin arka tarafında, yani güney kısmında kalıyordu. Zehebî'nin (v.h.774) ifadesine göre, kıble değişince, daha önce kuzey tarafta yapılmış olan yüksek kıble duvarının olduğu taraf Suffa haline getirildi.[18] Böylece Suffa, başlangıçta mescidin güneyindeki avluda iken, kıblenin değişmesiyle kuzey tarafa geçmiş oldu.

Hadisçiler ve tarihçiler genellikle Suffa'yı, mescidin avlusun­da gölgelik bir yer olarak tarif ederler.[19] "Suffa'nm yeri hakkında Suyûtî (v.h.911) bize şu bilgileri vermektedir: Suffa, Rasûlullah'm (s.a.v.) evinin arkasında, yanlarında kalabilecek hiçbir akrabaları ve evleri olmayan garib mu minlerin barınması için hazırlanmış, Mescid-i Nebevî'nin geri kısmında bir gölgeliktir. Fakat şimdi hem mescidin, hem de evin, her ikisinin birden arka kısmının Suf­fa olduğu zannediliyor. Günümüzde bunların hepsi mescide da­hildir."[20]

 

IV. Ashâb-I Suffa'nın Üyeleri

 

Suffa'ya sığınan sahâbîleri şu guruplara ayırabiliriz: [21]

 

A- Kimsesiz Muhacirler:

 

Bunların çoğunluğunu Mekke'den hicret edenler oluşturu­yordu. Abdullah Ibn Mes'ud, Bilâl, Ammâr, Selmân-ı Fârisî, Su-heyb-i Rûmî... gibi. Mekke haricinden hicret edip,Suffa'ya yerle­şen muhacirler de vardı. Yemen'in Devs kabilesinden Medine'ye hicret eden ve Suffa'ya yerleşen Ebû Hureyre de bunlardandır.[22]

 

B- Bekârlar:

 

Medine'de evleri olsa da, Hz. Peygamber'den daha fazla istifa­de edebilmek için evinde kalmayıp Suffa'da yatıp kalkanlar vardı.

Sayıları az olan bu gruba, Abdullah tbn Ömer'i örnek verebiliriz.[23]

 

C- Arap Kabilelerinden Müslüman Olup Medine'ye Göç Eden­ler:

 

Hz. Peygamber, müşrik kabileler arasında müslüman olan kimselerin Medine'ye gelip yerleşmesini tavsiye ediyordu. Medi­ne'de tanıdığı olmayan bu muhacirler Suffa'ya yerleşiyorlar, bu arada islâm'ı daha güzel bir şekilde öğrenme şansına sahip olu­yorlardı. Yeni müslüman olanların Medine'ye hicret etmelerini tavsiye etmekle Hz. Peygamber (s.a.v.), onların müşrik akrabala­rı tarafından ezilmemesini, İslâm'ı öğrenip daha sonra kabilesine giderek tebliğ etmesini de sağlamış oluyordu.[24]

 

D- Dışardan Gelen Heyetler, Elçiler:

 

İslâm'ı öğrenmek veya tetkik için gelen çeşitli heyetler, Medi­ne'de tanıdıkları yoksa, genellikle Suffa'da ağırlanıyordu.[25] Meselâ, islâm'ı tetkik için gelen Sakîf heyeti, mescidde (Suffa'da) kurulan bir çadırda ağırlandı. Böylece onların, Kur'ân dinlemele­ri ve cemaatle kılman namazı görmeleri sağlanmış oldu.[26] Hicre­tin onuncu yılında (Senetü'l-Vüfûd) elçiler, heyetler çok geldiğin­den Suffa almamış olmalı ki, genellikle bu elçiler Remle Bintu'l-Hâris ve Abdurrahman b. Avf gibi sahâbîlerin bu işe tahsis ettik­leri Dâru'd-Dîfân, Dâru'l-Vüfûd denilen büyük evlerinde misafir edildi.[27]

 

V. Suffa'nın Kadınlar Bölümü

 

Suffa'nın bir bölümünün kadınlara ayrıldığına dair yaygın ri­vayetler olmamasına rağmen kadınların, beş vakit namaz için Mescid-i Nebevî'ye devamlı olarak gelmeleri, haftanın belirli gün­lerinde Hz. Peygamber'in sadece onlara va'zetmesi[28] ve mescid çevresinde bazı kadınların kalışıyla ilgili rivayetler[29] bize mesci­din, Suffa'mn bir kısmının da kadınlara tahsis edildiğim göster­mektedir. Abdullah Ibn Ömer'den nakledilen bir hadiste açık bir şekilde "Suffatü'n-Nisâ: kadınlar bölümü" ifadesi geçmektedir. Bu hadiste, Suffatü'n-Nisâ'dan üç dirhem değerinde bir kalkan çalan hırsızın elinin Rasûlullah (s.a.v.) tarafından kestirildiği ri­vayet edilir.[30]

Buhârî, Kitâbu's-salât, B: 57'de "Kadının Mescidde Uyuması (yatıp kalkması)" babını açar ve burada, mescidde yatıp kalkan zenci bir cariyeyle ilgili Hz. Âişe hadisini nakleder. Rivayete göre, mesciddeki küçük bir oda veya bldan bir çadırda kalan bu cariye zaman zaman gelir, Hz. Âişe yte sohbet ederdi. Ebû Hureyre de mescidi süpürüp temizleyen, Kimsesiz zenci bir kadından bahsetmekte[31] ve onun da kıldan bir çadırı olduğunu rivayet et­mektedir.

Hz. Âişe ve Ebû Hureyre'nin bahsettikleri zenci kadın aynı şa­hıs ise, bu iki rivayet birbirini takviye etmekte, eğer bunlar ayrı iki kadın ise, bu rivayetler, kimsesiz kadınların mescidde, yani Suffa'nm kadınlar bölümünde kalmalarının yaygın olduğunu gös­termektedir. Netice olarak bütün bu rivayetler bize, Hz. Peygam­ber'in (s.a.v.), kimsesiz, güçsüz ve muhtaç kadınların mescidde (Suffa'da) kalabilmeleri için bir yer tahsis ettiğini ve erkekleri ol­duğu gibi, kadınları da —devletin— himayesine aldığını gösterir. [32]

 

VI. Ashâb-I Suffa'nın Sayısı

 

Suffa'da kalanların sayısı hakkında kesin bir rakam vermek mümkün değildir. Çünkü burada kalanlar, bazı sebeplerle azalıp çoğalıyor, yani sık sık sayıları değişiyordu. Değişik zamanlarda da olsa burada kalanların toplam sayısını ve isimlerini vermek de mümkün değildir. Ashâb-ı Suffa hakkında en geniş bilgileri ve­renlerden biri olan Ebû Nuaym (v.h.430) bu konuda şöyle der: "Suffa'da kalanların sayısı, değişen şartlara ve zamana göre fark­lılık arzediyordu. Bazan Suffa'dan ayrılanlar oluyor, sayı azalı­yor; bazan da hariçten göç edenler, heyetler geliyor; sayı artıyor­du. Her ne kadar zaman zaman sayılan değişse de, fakru zaruret­leri devam ediyordu."[33]

Ashâb-ı Suffa'mn 10, 30, 70, 90, 400 kadar olduğu hakkında farklı görüşler vardır. Sühreverdî,[34] Zemahşerî, Ibn Teymiye, Süyûtî gibi âlimler 400, Katâde ise 900 civarında olduğunu söyle-mişlerse de,[35] Ashâb-ı Suffa arasında kimlerin bulunduğunu tes-bite çalışanlardan Hakim en-Nisâbûrî (v.h.405) 40 kadarının,[36] Ebû Nuaym el-Isbehânî ise ancak 100 kadarının isim ve terceme-i hallerini verebilmektedir.[37]

En çok yüz kadarının isimleri verilebilirken toplam sayının 400'e çıkarılma sının sebebi, zaman zaman civar kabilerleden Me­dine'ye gelen çeşitli heyetlerin, elçilerin Suffa'da ağırlanması, bunların da Suffa Ashâbı'ndan sayılması olabilir. Kanaatimizce Suffa'da bir anda kalanların toplam sayısı 100-200 arasında ol­malıdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Zeyneb'le evlendiğin­de, Ümmü Süleym'in gönderdiği düğün yemeğine Enes'i davetçi çıkarır ve ona, "filan filanı... ve karşılaştığın bütün sahâbîleri çağır" der. Enes'in daveti üzerine gelen sahâbîler Hâne-i saadet'i ve Sufîa'yı doldururlar. Bunların toplam sayısının 300 civarında olduğu, Enes b. Mâlik'ten nakledildiğine göre,[38] evin ve SufFa'mn kapasitesinin de bu kadar olduğu bildirilmektedir. Bunların yarı­sının Suffa'dan olduğunu düşünürsek, takriben 150 kişi eder ki, bu hâdise, bize Ashâb-ı SufFa'mn sayısı hakkında bir ipucu verebi­lir. [39]

 

VII. Suffa'dan Ayrılma

 

Suffa'da kalanların hepsi, Suffa'nın devamlı sakinleri değildi. Pek çok kimse, değişik sebeplerle buradan ayrılmıştı. Geçici ola­rak birkaç gece Suffa'da kalanların dışında, devamlı kalanlar da şu sebeplerle ayrılıyorlardı:

1- Ölüm[40]

2- Medine'deki geçici ikametin bitmesi: Yeni müslüman olan veya Islâmî bilgilerim artırmak isteyenler Medine'ye geliyor, bir süre Suffa'da kalarak öğrendiklerini öğretmek üzere kabilelerine dönüyorlardı.[41]

3- Evlenme: Suffa'da kalan bekar sahâbîler evlenince bura­dan ayrılıyor, yeni bir ev açıyorlardı. Böylelerinin çoğunun evlen­mesine de Rasûlullah (s.a.v.) ön ayak oluyordu. Meselâ, Ashâb-ı Suffa'dan olan Rebî'a b. Ka'b el-Eslemî'yi Hz. Peygamber (s.a.v.), ensardan birinin kızıyla evlendirmiş ve O'na, maişetini temin için de bir bahçe vermişti.[42] "Bekarlarınız, en kÖtü(tehlikeli)leriniz-dir"[43] diyen Rasûlullah'ın (s.a.v.), SufTa'da kalan ve fakrından do­layı evlenemeyen pek çok bekarın evlenip ev-bark sahibi olmasına yardımcı olması çok tabiîdir.[44]

 

VIII. Suffa'nın Ortadan Kalkışı

 

Peygamberimizden sonra Suffa'nın eskisi gibi devam edip et­mediğini bilemiyoruz. Kanaatimizce, Hz, Ömer devrinde, fetihler­le müslümanlar zenginleşip, herkese Beytülmâl'den maaş bağla­nınca, Suffa Ashabı da normal hayat şartlarına kavuşmuş ve za­manla SufTa'ya duyulan ihtiyaç ortadan kalkmış,[45] böylece Suffa, islâm Tarihi'ndeki müstesna yerini almıştır. Diğer taraftan Hz. Ömer ve Hz. Osman devirlerinde Mescid-i Nebevî'nin, birkaç yöne birden genişletilmesiyle[46] Suffa tamamen mescidin içinde kalmış ve müstakil bir mahal olmaktan çıkmıştır. Her ne kadar Caetani, Hz. Ömer devrinde Ashâb-ı SufTa'nın sayıca hayli arttığını, mesci­din genişletilme sebeplerinden birinin de bu olduğunu söylüyorsa da,[47] gösterdiği kaynak, sayısı artanların Ashâb-ı Suffa değil, ce­maat olduğunu ve artan bu cemaati mescid almadığı için hicretin onyedinci yılında Hz. Ömer tarafından genişletildiğini yazmakta­dır.[48]

 

IX. Suffa Benzeri Kurumlar

 

Daha Önce, Suffa'nın teşekkülünden evvel, kimsesiz muhacir­lerin kaldığı bazı evlerden bahsetmiştik. Suffa tesis olunduktan sonra, himayeye muhtaç olanlann ibate ve iaşe ihtiyaçları büyük çapta karşılanmış oldu. Fakat Hz. Peygamber'in (s.a.v.) son yılla­rında, bilhassa hicretin dokuz ve onuncu yıllarında Arap Yarıma-dası'nm her bir tarafından Medine'ye elçiler, heyetler gelince, Suf­fa bunların ağırlanmasına cevap veremediği için yeni mekanlar devreye sokulmuştur.

Muhacirlerden olmasına rağmen, yaptığı ticaretle zengin olan Abdurrahman b. Avfm, Medine'de, Dâru'l-Kübrâ denilen bir evi vardı. Medine'de muhacirlerin yaptığı ilk ev olan burada Hz. Peygamber'in (s.a.v.) misafirleri ağırlanırdı. Buraya "Dâru'd-dîfân: Misafirhane" de denirdi.[49]

Rasûlullah'a (s.a.v.) gelen elçiler ağırlandığı için.Dârul-Vüfûd: Elçiler Konağı (veya Hariciye Köşkü) denilen bir konak vardı. Remle Bintu 1-Hâris'e ait olan bu konakta; Temîm, Benî Mürre, Benî Kilâb, Benî Hanîfe,[50] Benî Uzre[51] elçileri ağırlanmışti.

Suffa bir mekan ve sakinleri olarak ortadan kalksa da, ben­zerleri îslâm Tarihi boyunca varlığım sürdürmüştür. Meselâ, Ibn Cübeyr Rıhle'sinde, Mediheli bekârlar için Hz. Ömer'in, Hendek kenarında yaptırdığı bir bekârlar yurdundan bahsetmektedir.

Günümüzde mevcut bazı problemlerin çözümünde, öğrenci­ler, yetimler, dullar, ihtiyarlar, güçsüzler... gibi insanların barın­ma, iaşe, eğitim ve öğretiminde Suffa'dan alabileceğimiz çok güzel örnekler olduğu kanaatindeyiz. [52]

 

İkinci Bölüm

 

ASHÂB-I SUFFA'NIN İHTİYAÇLARI VE KARŞILANIŞI

 

I. Yoksullukları Ve İhtiyaç İçinde Oluşları

 

Mekke'de evi-barkı, akrabaları, mah-mülkü olan sahâbîlerin cer: dahi, her şeyini bırakarak Medine'ye hicret etmiş, ancak Me­cali ensarın yardımı ile barınacak bir yere kavuşabilmişken, muhacirler arasında evi-barkı olmayan bekâr, kimsesiz, köle veya adlılardan meydana gelen Ashâb-ı Suffa'mn büyük bir yokluk ipde olması gayet tabiî idi. Çünkü, daha önce de bol bir gelire salip olmayan Medineli ensar, bütün imkânlarını muhacirlerle Kv-işmüş idi. Medine döneminin ilk yıllarında başlayan bu yok­luk, epey bir zaman devam etmiştir. Hicretin yedinci yılında Te:ıik Seferi dönüşü Medine'ye ve Suffa'ya yerleşen Ebû Hureyre, E: Peygamber'in (s.a.v.) minberinden Hz. Aişe'nin odasına gidin-KTc kadar, açlıktan birkaç defa yere düştüğünü,[53] açlığını bastır-ması için karnına taş bağladığım...[54]söyler. Yine Ashâb-ı Suf-fsföan olan Fedâle b. Ubeyd'in[55] bildirdiğine göre, Rasûlullah ı s b v.) namaz kıldırırken, kıyamın uzunluğu ve açlıktan dolayı

 SufFalılar yere düşerdi.[56]

Ashâb-ı Suffa'mn yiyeceği genellikle hurma idi. Devamlı hur-i yedikleri için midelerinin kavrulduğunu söyleyerek serzenişte t£unan bazı Suffalılara Rasûlullah (s.a.v.) bir hutbe irad ederek şöyle demişti: "Neden bazıları 'hurma karnımızı kavurdu' diyor Siz bilmiyor musunuz ki, Medinelilerin yiyeceği hurmadır. Onlar yiyeceklerini bizimle, biz de sizinle paylaşıyoruz. Nefsim elinde olan Allah'a (cc) yemin olsun ki, iki aydan beri Allah Rasûlünün evinde duman tütmedi, yedikleri hurma ve su­dan başka birşey değil."[57]

Suffahlar her gün düzenli bir şekilde yiyecek bulamıyor, bazan gün, hatta günler boyu aç kaldıkları oluyordu. Bu durumu, Medine'deki umûmî şartlar içinde değerlendirmek gerekir. Rasûlullah'm (s.a.v.) evinde bazan aylar boyunca ateş yanmadığı, ekmek-yemek pişirilmeyip kuru hurma yendiği düşünülürse, Ashâb-ı Suffa'nın karşılaştığı bu güçlüklerin, umûmî hayatın bir uzantısı olduğu görülür.

Ehl-i Suffa'nın iaşe konusunda karşılaştığı sıkıntıların bir benzerini, giyinme —tabir caizse örtünme— konusunda.da yaşa­dıklarım görürüz. Ebû Hureyre, Ashâb-ı Suffa'dan 70 kişinin, üze­rinde bir rida olmayacak kadar çıplak bir vaziyette olduğunu, bunlardan bazılarının sadece bir izan, bazılarının da boyunlarına bağladıkları ve ayaklarının bir kısmına kadar uzanan bir örtü ile sarındıklarını söyler.[58] Ebû Hureyre'nin belirttiği 70 rakamı ha­kikat değil, kesretten kinâya olsa da, Ashâb-ı Sufra'nm giyinme, hatta örtünme hususunda büyük bir yokluk çektiklerini açıkça göstermektedir. Bu durum o kadar ciddî boyutlardadır ki, bazı SufFalılar, setr-i avrete uygun giyinemediklerinden, Hz. Peygam-ber'e (s.a.v.) görünmemek için gizleniyorlardı. Ebû Sa'îd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre, bu sebeple de bazılarını Rasûlullah (s.a.v.) tanımıyordu.[59] Rükuya eğildiklerinde, avret yerleri görün­mesin diye eteklerini tutan Suffahların[60] son saflarda değil de, or­ta saflarda namaza durmalarını isteyen Hz. Peygamber (s.a.v.), bu manzaradan kadınları da korumuş oluyordu.

Hayber, Fedek ve benzeri yerler fethedilip gelirleri Beytül-mâl'e gelmeye başlayınca, Ashâb-ı Sufîa'nın bu yokluğu bir ölçüde de olsa giderilebilmiştir.[61]

 

II. Maddî İhtiyaçlarının Temini

 

Ashâb-ı Suffa'nın maddî-manevî bütün ihtiyaçlarının karşı­lanması için başta Hz. Peygamber (s.a.v.) olmak üzere Beytülmâl ve durumu müsait olan müslümanlarm görev aldıklarım görmek­te. [62]

 

A- Hz. Peygamber Tarafından İhtiyaçlarının Karşılanışı:

 

Ashâb-ı Suffa'nın maişetini temin için bütün imkânlarım so­nuca kadar kullanan Rasûlullah (s.a.v.), kendisine gelen sadaka-larnı tamamım, hediyelerin de büyük bir kısmını onlara veriyor­du, "[63] Akşam olunca Suffahlan birer, ikişer ashaba dağıtan Efendimiz (s.a.v.), kalanları evine götürüyor, yedirip içirdikten sonra ya'.inaları için tekrar Suffa'ya gönderiyordu,[64] Rasûlullah'm (s.a.v.) hemen hemen her gece evine götürdüğü SufFalı misafir sa­yı;: on kişi civannda oluyordu.[65]

Hz. Peygamber (s.a.v.) bazan Suffa'dakilerin tamamını evine davet eder, onlara ikramlarda bulunurdu. Bu davet işini de genel­likle Enes ve Ebû Hureyre vasıtasıyla yapardı. Meselâ, Hz. Peygamber'in, Hz. Zeyneb'le evlendiği zaman Ümmü Süleym'in gön­derdiği düğün yemeğine, içlerinde Ashâb-ı Suffa'nın da bulundu­ğu 300 kadar sahâbî katılmış ve bunlar onar kişilik guruplar ha-lir.de yemek yemişti.[66] Karnı son derece açken Ebû Hureyre, Rasûlullah'la karşılaşmış, durumu anlayan Peygamber (s.a.v.) evden getirdiğiküçük bir bardak sütü ona vermiş ve SufFa'da bulu­nanların tamamını eve çağırmasını söylemişti. Sütün kendisine dahi yetmiyeceği kanaatinde olan Ebû Hureyre istemiyerek git­miş ve SufFa'da bulunanları çağırmıştı. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) enriyle Ebû Hureyre süt bardağını sırayla onlara vermiş, herkes devana kadar içmişti. En sonda Ebû Hureyre ve Hz. Peygamber (s.a.v.) kalmış, Rasûlullah (s.a.v.) O'nun da içmesini, tamamen do­yuncaya kadar içmesini söylemiş, tırnaklarının ucundan süt aka­cak kadar doyunca kadehi Hz. Peygamber almış, Allah'a (cc) hamd ve besmele ile kadehte kalan sütü içip bitirmişti.[67]

Bazan da Hz. Peygamber (s.a.v.) evdeki yemekleri Suffa'ya gönderirdi. Kaytânî'nin, Hz. Peygamber'den artan yemeklerin Ashâb-ı Suffa'ya gönderildiği[68] şeklindeki isnadı doğru değildir. Vakıa bir defasında Ebû Hureyre, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) ar­tan kırıntıları yemiştir —ki, bu her sahâbî için bir mutluluk vesi­lesidir— fakat bu genel bir uygulama değildir. Hz. Peygamberin (s.a.v.) evinde her gün kazan kazan yemekler pişiyor da, yenmeyip artanlar Suffa'ya gönderiliyor değildi. Bazan haftalar, hatta aylar geçiyordu da, Hz. Peygamberin (s.a.v.) evinde ateş yanmıyordu. Ehl-i Beyti'nden Önce, Ashâb-ı Suffa'mn maişetini temine gayret eden Rasûlullah (s.a.v.) için bu, açık bir iftiradır. Hz. Ali anlatıyor; Ben kuyudan su çekmekte, Fâtıma da el değirmenini çevirmekte güçlük çekiyordu. Rasûlullah'a (s.a.v.) bazı esirlerin getirildiğini öğrenince; "git, bizim için babandan bir hizmetçi iste" dedim. Git­ti, istedi. Rasûlullah (s.a.v.) O'nun bu arzusunu yerine getirmedi. Bunun üzerine durumu Aişe'ye, o da Hz. Peygamber'e (s.a.v.) bil­dirdi. Rasûlullah (s.a.v.) bize geldi, yatıyorduk, yatağımıza girdi, ayaklarının soğukluğunu hissettik, kalkmak istediğimizde öylece kalın diye işaret etti ve bize şöyle dedi; "İstediğiniz şeyden daha hayırlı birşeyi size bildireyim mi? Uyumak için yatağınıza girdi­ğinizde 33 defa Allahu Ekber, 33 defa Sübhanellah, 33 defa da El­hamdülillah deyiniz. îşte bu, istediğiniz şeylerden daha hayırlı­dır."[69] Ehl-i Suffa'yı açlıktan kıvranır bir halde bırakarak size bir hizmetçi veremem. Henüz onların maişetlerini temin edemedim, esirleri satar, Ashâb-ı Suffa'mn ihtiyacına sarfederim."[70]

Buhârî'nin bu hadis için, "Humus gelirlerinin Hz. Peygam­ber'in (s.a.v.) maddî sıkıntıları ve yoksullar için olduğuna ve Rasûlullah'm (s.a.v.) Suffa Ehli'ni, Fâtıma'mn isteklerine tercih ettiğine delil" tercemesini (başlığım) açması da, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bu konudaki hassasiyetini vurgulamaktadır. [71]

 

B- Ashabın İaşe Temini:

 

Rasûlullah (s.a.v.) Ashâb-ı Suffa'mn iaşesi için, bir taraftan kendisi büyük gayretler gösterirken, öbür taraftan, ashabının da bu yardıma katılmasını emir ve tavsiye ediyor, böylece Suffa'da kalanların iaşe temini bütün müslümanlann (toplumun) ortak meselesi haline geliyordu. Suffalıların iaşe temininde ashabın faaliyetlerini şöyle gruplandırabiliriz: [72]

 

A) Evlere Götürme:

 

Hz. Ebû Bekir'in oğlu Abdurrahman anlatıyor; Ashâb-ı Suffa fakir kimselerdi. Rasûlullah (s.a.v.) ashaba, "îki kişilik yemeği olan üçüncü, dört kişilik yemeği olan beşinci, altıncı... kişi olarak Suffa dan birini evine götürsün" derdi. O gece Ebû Bekir üç kişi getirmişti...[73] Ashâb-ı Suffa'dan olan Ebû Hureyre ve Ebû Zer, "Akşam olunca Rasûlullah'm kapısına toplanırdık, O da (s.a.v.) bi­zi birer-ikişer ashaba taksim eder, kalanları da kendisi götürür, yedirir-içirirdi" derler.[74] Fakirlere ve bilhassa Ashâb-ı Suffa'ya yardımları sebebiyle Hz. Peygamber'in "Ebu'l-Mesâkîn: Fakir Ba­bası" dediği Cafer-i Tayyar [75] hakkında Ebû Hureyre şöyle der:[76] "Fukaraya karşı sahâbîlerin en hayırseveri Cafer b. Ebî Tâlib idi. Bizi götürür, evde ne varsa yedirirdi. Hatta içinde yağ kalmamış tulumu getirir, içini açar, biz de kalan yağları yalardık." Ensarın ileri gelenlerinden Sa'd b. Ubâde her akşam evine 80 Suffalıyı gö­türür, yedirirdi.[77] Bu konuda ashâb-ı kiram çok hassas davranı­yordu. O gece eve geç geldiği için misafirleri zamanında doyurma­yan Abdurrahman'a babası Ebû Bekir çok kızmış, hatta dövmeye kalkmıştı.[78]                                                  

 

B) Evlerden Suffa'ya Yemek Gönderme:

 

Bazan da ashâb-ı kiram, evlerinde yemek pişerse veya her­hangi bir yiyecek varsa, bir miktarını Suffa'ya gönderiyorlardı. Ebû Hureyre anlatıyor: "Ben Ehl-i Suffa'dandım. Bir gün oruç tut­muştum; akşam olunca karnımı doyurmak için Suffa'ya geldiğim­de, yemek yenmişti. Kureyş zenginleri Ehl-i Suffa'ya (zaman za­man) yemek gönderirlerdi. Yemek kimden geldi? (Şimdi ben) ne­reye gideyim? dedim. Ömer'in evine, dediler..."[79]

 

C) Hasad Zamanı Mescide Hurma Asılması:

 

Hz. Peygamber (s.a.v.), 10 vesk hurması çıkan herkesin, hasad zamanında, farz olan zekatın dışında tasadduk niyetiyle mescide bir salkım hurma asmasını emreder.[80] Bu konuda Berâ b. Âzib de şöyle der; "Hurmalığı olan Ensar, gücüne göre hasad za­manı birkaç salkım hurma getirir, onları mescide asardı. Ehl-i Sufîa'mn belirli bir yiyeceği olmadığı için karnı acıkan bu salkım­ları silkeler, düşen hurmaları yiyerek karnını doyururdu."[81] Kettânî'nin bildirdiğine göre, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) etrafında muhtaç muhacirler artınca bu teklif Muhammed b. Mesleme'den gelmiş, Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu kabul etmiş, Muaz b. Cebel de, mescide getirilen salkımları direkler arasına ip çekerek bu iplere asmış ve Ashâb-ı Suffa'nm hurmaları yemesine nezaret etmiştir.[82] Genel olarak sahâbîler iyi ve orta hurmaları getirip asarken bazı sahâbîlerin zaman zaman kötü, işe yaramaz hurma salkımlarını getirip mescide astıkları da oluyordu. Bir defasında Hz. Peygamber böyle bir salkımı görünce, elindeki deynekle salkı­ma vurarak şöyle demişti; "Bu hayır sahibi Kıyamet günü bozuk hurma yiyecek."[83] Hatta bu durum üzerine, "Ey İnananlar! Ka­zandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerin­den infak edin. İğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri veremeye kalkmayın. Allah'ın (cc) herşeyden müstağni ve anılmaya layık ol­duğunu bilin." (Bakara sûresi, 2/267) âyeti nazil oldu.[84]

 

D) Farz Ve Nafile Sadakaların Suffa'ya Gönderilmesi:

 

Hz. Feygamber (s.a.v.) kendisine (Beytülmâl'e) gelen sadaka­ların hemen hemen tamamını Ashâb-ı Suffa'ya gönderiyor, farz veya nafile sadaka vereceklerin de, Suffa'dakilere vermesini tav­siye ediyordu. Çünkü müslümanların en muhtaçları orada idi.

Oğlu Hüseyin doğunca Hz. Fâtıma, Rasûlullah'a (s.a.v.), "akîka kurbanı keseyim mi?" diye sordu. Efendimiz, "Hayır, saçını kes, ağırlığınca gümüşü miskinlere ve Ehl-i Suffa'ya dağıt" dedi.[85]

 

C- Beytülmâl:

 

Devletin hazinesi durumundaki Beytülmâl'e gelen sadaka, fey, humus ve benzeri şeyler artınca, Ashâb-ı Suffa'nın iaşesi, düzenli bir şekilde ve ekseriyetle bu kaynaktan sağlanmaya başlandı. Medine'de kalacak yeri olmadığı için Suffa'ya yerleşen ora­da 18 gün kalan Talha b. Amr, kendisi ve arkadaşı için her gün Hz. f'eygamber'in (s.a.v.) evinden bir müd hurma geldiğini belirtir. [86]Bu hurmaların BeytülmâPden gelmiş olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber'in (s.a.v.) evinde bu kadar hurma olması ve günlerce bu kadar hurmanın evde bulunması biraz ihtimal dışıdır. Fetih­lerden önce Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabının gayretleriyle ihti­yaçları karşılanan Ashâb-ı Suffa, Hayber, Fedek ve benzeri yerle­rdi alınmasıyla buralardan Beytülmâl'e gelen yiyeceklerle bilhassa hurma ile ihtiyaçları karşılanır olmuştur.[87] Ashâb-ı Suffa'nm iaşesinin Beytülmâl tarafından sağlanması, onların rahat bir şe­kilde yaşadıkları anlamına gelmez, belki yoklukları biraz azal­mıştır.[88]

 

D- Ashâb-I Suffa'nın Çalışarak İaşe Temin Etmesi:

 

Suffa'da kalan muhacirlerin bazıları kabiliyet ve güçlerine göre çeşitli işlerle meşgul oluyorlardı. Onların hiçbir şey yapma­yıp, boş boş oturduklarını düşünmek doğru değildir.

Enes b. Mâlik'in bildirdiğine göre, çoğu ensardan olan ve baş­larında dayısı Haram b. Milhân'm bulunduğu bir grup, gündüzle­ri mescide su taşır, dağdan getirdikeri odunları satarak Suffa Eh-li'nin ve diğer fakirlerin ihtiyaçlarını temin ederler, geceleri de Kuran tilavetiyle meşgul olurlardı. Kurrâ' denilen bu 70 sahâbî Bi'r-i Maûne'de şehit edilmişti.[89] Bi'r-i Maûne'de şehit edilen bu sahâbîlerin Ashâb-ı Suffa'dan olduğu yaygın bir kanaattir.[90] Muhtemel ki, Milhân başkanlığında ensardan bazı sahâbîlerin organize ettiği bu faaliyete Suffa'dan da katılanlar vardı. Bazı Suffahlarm gündüzleri dağdan odun çektiği, hurma çekirdekleri­ni ezdikleri şeklindeki rivayetler de bunu desteklemektedir.[91] Kaynaklar Ashâb-ı Suffa'dan bazılarının ziraat,[92] bazılarının da deve çobanlığı işlerinde çalıştıklarım bildirmektedir. Meselâ, Suf­fa Ehli'nden olan Ukbe b. Amir, nöbetleşe deve çobanlığı yapar­dı.[93]

Yaptıkları bu işler karşısında Ashâb-ı Suffa'nm ücret alıp almadığını bilmiyoruz. Fakat, ücretsiz de olsa —ki, böyle olduğu kanaatindeyiz— Ashâb-ı Suffa'dan gücü yetenlerin çalışması, onların tembel ve asalak kimseler olmadığını göstermesi bakı­mından çok önemlidir. [94]

 

III. Manevî İhtiyaçlarının Temini

 

A- Eğitim-Öğretim:

 

Çeşitli zaruretler sonucu Suffa'da meydana gelen bu insan gücünün eğitim ve öğretimi için Hz. Peygamber (s.a.v.) gece-gün-düz, büyük bir gayret gösteriyordu. Zaten bir muallim olarak gön­derildiği için bu hazır insanlar O'nun (s.a.v.) işini esasen daha da kolaylaştırmaktaydı. Mescid-i Nebevî'nin bütün müsîümanlar için bir eğitim-öğretim merkezi, Ashâb-ı Suffa'nın da, gece gündüz mescid çevresinde olduğunu gözönüne alırsak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mescid çevresinde yaptığı bütün eğitim-öğretim faaliyetle­rinden yararlandıklarım görürüz. Rasûlullah'm (s.a.v.) zaman za­man mescidde oluşturduğu ilim halkalarına[95] Ashâb-ı Suffa de­vamlı olarak katılıyordu. Asr-ı Saadette dinî sosyal, idarî, huku­kî... hayatın odak merkezi şüphesiz ki, Hz. Peygameber'di. Rasûlullah (s.a.v.) tebliğ ve irşad faaliyetlerim sadece mescidde yapmıyor, devam eden hayat içinde, nerede olursa olsun, yeri gel­dikçe, olaylar ve şartlar gerektirdikçe bunu sürdürüyordu. Mes-ciddeki irşaddan daha çok mü'minler istifade ederken, bu tür ir-şaddan, ilk etapta o anda Hz. Peygamberle (s.a.v.) beraber olanlar faydalanıyordu. Bütün ashabın da her an Efendimiz'in yanında-yakınında olması mümkün değildi. Belirli bir iş-güç ve geçim sı­kıntısı çekmeyen Ashâb-ı Suffa'nm bir kısmı, bilhassa, ilme aşın düşkün olanları, meselâ, Ebû Hureyre ve benzerleri, mescid dışın­da da Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanında olmaya çalışıyorlar ve iş­leri dolayısıyla ensâr ve muhacirinin pek çoğunun göremediği ha­diseleri görüyor, onların işitmediği hadisleri işitiyorlardı. [96]Ashâb-ı Suffa'dan—az da olsa— bazılarının, boğaz tokluğuna Hz, Peygamber'i (s.a.v.) takip etmeleri, kendi eğitim-öğretimleri ve bilhassa pek çok hadisin daha sonraki nesillere ulaşmasına büyük etkisi olduğu kanaatindeyiz. Ashabın ileri gelenlerinden ve ço­ğunlukla Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanında ve yakınında bulunan bir sahâbî olarak Hz. Ömer'in zaman zaman Rasûlullah'tan (s.a.v.) duymadığı şeyleri Ebû Hureyre, Ebu Sa'îd el-Hudrî... gibi Suffahlardan duyunca, tahkik sonucu doğruluğunu anladığında, "demek ki, çarşı pazar işleri bizi çok oyalamış"[97] demesi de bunun bir delilidir. Bunlara ilave olarak Rasûlullah'm (s.a.v.) değişik za­manlarda Suffa'ya geçerek, oradakilerle özel bir şekilde ilgilen­mesi, onların eğitim-Öğretimine ne kadar Önem verdiğini gösterir. Suffa'dan olan Evs b. Huzeyfe es-Sakafî, Suffa'da Hz. Pey­gamber'in başında oturduklarını ve O'nun (s.a.v.) kendilerine ba­zı nasihatlarda bulunduğunu nakleder.[98] Yine Ashâb-ı SufFa'dan olan îrbâd b. Sâriye zaman zaman Hz. Peygamber'in Suffa'ya gelerek kendilerine, "Şayet size ileride nasib olacak nimetleri bil­seydiniz, bu gün karşılaştığınız duruma üzülmezdiniz. İleride Rum ve îran hazineleri sizin emrinize sunulacak.," dediğini nak­leder.[99]

Peygamberimiz (s.a.v.) büyük bir yokluk içinde bulunan Suf-falılarm zaman zaman içine düştükleri maddî ve manevî güçlük­lere göğüs gerebilmeleri için onları; sabırlı, dayanıklı olmaya ve yapacakları ilmî meşgale, ibadet, zikir... gibi şeylerin kendileri için herşeyden daha faydalı olacağını söylüyor, böylece onların maddeten değilse bile manen (psikolojik olarak) güçlenmesini sağlıyordu. Ukbe b. Âmir'in naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Suffa'ya gelir ve onlara;

—Bunu severiz Yâ Rasulallah! dedik.

—Öyleyse, herhangi birinizin sabah mescide gidip, Allah'ın (cc) kitabından iki âyet okuması veya öğrenmesi iki, üç, dört... de­veye sahip olmasından, hatta okuduğu âyetler sayısınca deveye sahip olmasından daha hayırlıdır, dedi.[100] Ebû Nuaym, Hılye'sin-de bu hadisi naklettikten sonra şu açıklamayı yapmaktadır:

"Ukbe hadisi açıkça şunu gösteriyor ki, Ashâb-ı Suffa dünyevî arzulara meylettiklerinde Rasûlullah (s.a.v.) onları, kendi halleri­ne en uygun olan şeylere; zikirle iştigal, ilimle aydınlanma, böyle­ce kendilerini tehlikelerden koruma ve esrarlı kuruntulardan kurtulma gibi şeylere yöneltiyordu."[101]

Dinî eğitimleri hususunda Hz. Peygamber'in Ashâb-ı Suf­fa'ya tavsiye ettiği şeyleri iki grupta toplayabiliriz:

a) Kur'ân kıraati, yani ilim: Ukbe hadisinde geçen Kur'ân'la iştigal, Rasûlullah'm (s.a.v.) sadece tavsiyeyle kaldığı birşey değil, zaman zaman bizzat kendisinin yürüttüğü bir faaliyetti. Ensardan Ebû Talha bir gün mescide girdiğinde Hz. Peygam­ber'in Ashâb-ı Suffa'ya Kur'ân okuttuğunu ve onların kendilerini pür dikkat bu işe verdiklerini görür. Yine Ashâb-ı SufFa'dan Ebû Sa'îd el-Hudrî, kendisinin de içlerinde bulunduğu bir grup gari­ban müslümana —Ashab-ı Suffa— birisi Kur'ân okuturken Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanlarına geldiğini, Kur ân kıraati ve dua ile meşgul olduklarını öğrenince, bu hayırlı işe devam etmelerim be­lirterek şöyle dediğini nakleder: "Ümmetimin içinde, kendileriyle birlikte olmak için nefsime sabır tavsiye ettiğim kişileri bulundu­ran Allah'a (cc) hamdolsun.[102]

[103] Bu hâdiseden de anlaşılacağı gibi Suffa'daki eğitim-öğretim, tamamen parasız idi. Suffa'daki Kur'ân öğretimi, sadece okumayı öğretme olmayıp, âyetlerin manasını açıklamak, yani Kur'ân çev­resinde oluşan dinî bilgileri de Öğretmek şeklindeydi.

b) İbadet, Zikir, Dua: Suffa'da genellikle iki halka oluşurdu; biri ilim, diğeri zikir halkası.[104] Bu halkaların her ikisini de tebcil eden Rasûlullah (s.a.v.) bir gün Suffa'ya girdiğinde, aralarında Selmân'm da bulunduğu bir topluluğun zikir yaptığını görünce; "Söylediklerinize devam edin. Ben, üzerinize rahmet indiğini gör­mekteyim, size katılmayı da çok isterdim. Kendileriyle beraber ol­mak için nefsime sabır tavsiye ettiğim kimseleri ümmetim arasında bulunduran Allah'a hamdolsun" der.[105] Bu durum bize, Suf-fa'da kalanların, istek ve kabiliyetlerine göre çeşitli faaliyetlere katıldıklarını göstermektedir. Esasen, büyük maddî sıkıntılar içinde olan Ehl-i Suffa'ya Hz. Peygamber, bu duruma sabredip kı­raat, zikir ve dua ile meşgul olmalarını, eğer bilebilirlerse bunun, kendileri için daha hayırlı olacağını sık sık söylüyor ve onların boş durmayıp, böyle hayırlı işler yapmalarını tavsiye ediyordu.[106]

 

B- Denetim:

 

Rasûlullah (s.a.v.), her nerede olursa olsun, ferd veya cemaat­te gördüğü yanlışları düzeltmek ve onlara doğruyu göstermek du­rumundaydı. Evinin ve mescidin hemen bitişiğindeki Suffa'da ka­lan ve çoğu kere akşamları, yemek yedirmek için evine götürdüğü bu kimselerle daha fazla beraber olduğu için Hz. Peygamber (s.a.v.), tabiî olarak onların eğitimi ile daha fazla ilgilenmiş olu­yordu. Her gün onların yanına Suffa'ya gelir, selamlaşır, hal-ha-tırlarım sorar, yokluk içinde de olsalar bu günlerinin, daha ileride bol bol yiyip içecekleri, daha iyi ortamlarda barınacakları günle­rinden daha iyi olacağını söyleyerek onların manevî güçlerini artı­rırdı.[107]

Pek çok sahâbîden; "biz Suffa'da otururken Hz. Peygamber (s.a.v.) geldi, bize şöyle dedi, böyle yaptı..." gibi ifadeler nakledilir. Meselâ Suffa ashâbı'ndan olan Cerhed b. Huveylid baldırı çıplak bir vaziyetteyken Rasûlullah'm (s.a.v.) yanlarına (Suffa'ya ) geldi­ğini ve kendisine, "Baldırın avret olduğunu bilmiyor musun?" dediğini nakleder.[108] Sık sık Suffa'ya giden Rasûlullah (s.a.v.), ora­dakileri kontrol eder, maîşetleriyle ilgilendiği gibi, eğitimleriyle de ilgilenirdi. Daha önce geçen Ukbe hadisi de bunu açıkça göster­mektedir.

Ashâb-ı Suffa'yla Rasûllullah'm (s.a.v.), sadece gündüzleri değil, geceleyin de ilgilendiğini görmekteyiz. Bir gece Hz. Peygam­ber (s.a.v.), Tıhfe b. Kays el-Gıfârî ve arkadaşlarını Hz. Aişe'nin evine götürür, yedirip içirdikten sonra, yatıp uyumaları için onla­rı Suffa'ya gönderir, misafirlerini kontrol için gece bir ara Suffa'ya çıktığında O'mı yüz üstü yatar bir halde görür ve kaldırarak böyle yatışın, şeytan yatışı, yani Allah'ın (cc) hoşuna gitmeyen bir yatış olduğunu söyler.[109]

Buna benzer bir uyarıyı Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bir gece, Ebû Zer için de yapmış olması [110]O'nun (s.a.v.), geceleri sık sık Suf-fa'ya çıkarak orada kalanları kontrol ettiğim ve düzeltilmesi gere­ken yanlışlarını düzelttiğim gösterir. [111]

 

Üçüncü Bölüm

 

ASHÂB-I SUFFA'NIN FAALİYETLERİ VE ETKİLERİ

 

I. Ashâb-I Suffa'nın Faaliyetleri

 

İbn Cevzî'nin de dediği gibi, SufFa'nm teşekkülü zaruretler­den doğmuştur.[112] Bazı zaruretler neticesi bir araya toplanan bun­ca insan Hz. Peygamber tarafından eğitilerek iyi bir şekilde istih­dam edilmiştir. Vakıa Hz. Peygamber, onların çalışarak maişetle­rini temin etmeleri doğrultusunda emir vermemiş, onlara tevek­külü tavsiye etmiştir.[113] Bunun sebebi, Ashâb-ı Suffa'nm çalışa­mayacak derecede zayıf ve güçsüz olmaları ile, çalışıp maişet te­min edebilecek imkânların olmaması olabilir. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen bazı Suffahlarm, güçlerine göre bazı bedenî işler­de çalıştıkları —daha önce de geçtiği gibi— vâriddir.

Ashâb-ı Suffa'nm yürüttüğü faydalı pek çok hizmet olmuştur. Bunları şöyle smıflandırabiliriz:[114]

 

A) Îtimle İştigal:

 

Daha Önce de geçtiği gibi Rasûlullah (s.a.v.) onları, Kur'ân öğrenmeye, âyetlerin manalarını müzakere etmeye, yani ilmî faaliyete teşvik ediyor, zaman zaman bizzat kendisi, çoğu kere de görevlendirdiği âlim sahâbîler vasıtasıyla bu faaliyeti yürütüyor­du. Suffa, bugünkü ifadesiyle para sı z-y atılı bir okul gibi faaliyet gösterdi. Şunu hemen belirtmek gerekir ki, Suffa'da kalanların hepsi ilmî faaliyete katılmış değildir. Hepsinin bu faaliyete elve­rişli bir kabiliyete sahip olması zaten mümkün de değildir. Fakat; Ebû Hureyre, Abdullah îbn Mes'ûd, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Abdullah îbn Ömer... gibi tefsir ve hadis rivayetinde temayüz etmiş pek çok sahâbînin SufiVdan olması, burada icra edilen ilmî faaliyetin bo­yutlarını gayet güzel göstermektedir. [115]

 

B) İbadet, Dua Ve Zikirle İştigal:

 

Ashâb-ı Suffa içinde zühd ve ibadete daha meyyal olanlar bir halka teşkil ediyor, zikir ve dua ile meşgul oluyorlardı. Bunların başında Selmân-ı Fârisî gelmektedir. Ashâb-ı Suffa'nm bazıların­da görülen bu faaliyetlerin, daha sonraları hicrî üçüncü asırdan itibaren oluşan tesavvuf hareketlerine çok etkisi olmuş, en azın­dan Sûfiyye onları kendilerine örnek almışlardır.[116]

 

C) Orduya Katılma:

 

Sayıları zaman zaman değişmekle birlikte, onlar —yüzlerle ifade edilen bu topluluk— Bedirle başlayan bütün gazvelere ve zaman zaman çeşitli görevler için etrafa gönderilen seriyyelere katılmış,[117] adetâ bu tür görevler için hazır bir kuvvet olmuştur. [118]

 

D) Bedenen Çalışma:

 

Daha önce de belirtildiği gibi Ashâb-ı Suffa'dan bazıları; dağ­dan odun getirme, mescide su taşıma, hurma çekirdeği kırma, zi­raat işleri, deve gütme... gibi işlerde çalışmışlardır. Fakat bu, hep­sinin bir işi vardı anlamına gelmez. Diğer taraftan bunlar, yoksul, güçsüz-kuvvetsiz kimseler olduğu için de bu tür işlerde devamlı çalışabilecek durumda değillerdi. [119]

 

E) Hz. Peygamber'e Hizmet:

 

Suffa'da yatıp kalkan, diğer bir ifadeyle, 24 saat Rasûlullah'ın (s.a.v.) evinin ve mescidinin yanında bulunan bu sahâbîlerin bir kısmı O'na (s.a.v.) hizmet etme bahtiyarlığına kavuşmuştur. Meselâ; Ashâb-ı Suffa'dan olan Abdullah Ibn Mes'ûd, gerekli za­manlarda Hz. Peygamber'i (s.a.v.) uykudan kaldırır, yıkanırken perdeler, yola çıkarken bineğini hazırlar, yolda bineğini çeker,[120] abdest suyunu hazırladı.[121] Bilâl-i Habeşî Rasûlullah'ı (s.a.v.) gü­neşten gölgeler, Rebî'a b. Ka'b el-Eslemî kapısında nöbet tutar, o-rada yatar ve O'na (s.a.v.) hizmet ederdi.[122] Ebû Hureyre Beytülmâl'e getirilen fıtır sadakası hurmalarını üç gece beklemiş­ti.[123]

 

F) Müezzinlik:

 

Ashâb-ı Suffa'dan olan Bilâl-i Habeşî ve Abdullah îbn Ümmi Mektûm Rasûlullah'm (s.a.v.) önde gelen müezzinlerindendi. Bunlar, bilhassa Bilâl, hazerde olduğu gibi seferde de namaz vakitlerini gözetler, ezan okuyarak halka duyurur[124] ve Hz. Pey­gamber (s.a.v.) hazır olunca kamet getirirlerdi. Bir defasında se­ferdeyken, uyuyup kaldığı ve Rasûlullah (s.a.v.) dahil bütün ordu­nun sabah namazını kılamamasma sebep olduğu için O'ndan (s.a.v.) ikaz görmüştü.[125] Bu müezzinler Ramazan ayında sabah ezanlarını iki defa okumak suretiyle sahur ve namaz vakitlerini ashaba duyururlardı.[126] Genellikle Bilâl, halkı uyandırmak, sahurun devam ettiğim bildirmek için erken okur, Abdullah ise, sahurun bitip namaz vaktinin girdiğini bildirmek için daha sonra ikinci defa ezan okurdu. Bilal ezan okursa Abdullah, Abdullah okursa Bilal kamet getirirdi![127]

 

G) İrşâd Faaliyetleri:

 

Suffa'da kalarak dinî bilgilerini artıran bazı sahâbîleri Hz. Peygamber (s.a.v.), yeni müslüman olan veya muallim isteyen ka­bilelere gönderiyordu. Bazan da, müslüman olan veya olmak iste­yen kabilelerin temsilcileri Medine'ye geliyor, Suffa'da kalıyor,[128] yeterli seviyede Islâmî bilgileri öğrenince kabilelerine dönüyor ve onlara dini öğretiyorlardı.[129] islâm'ın tebliğinde Suffa'nm büyük bir yeri vardır. [130]

 

H) Diplomatik Faaliyetler:

 

Çeşitli kabilelerden müslüman olup Medine'ye gelen ve Suf­fa'da kalan mü'minleri Rasûlullah (s.a.v.), müslümanlarla kabileleri arasında elçi olarak görevlendiriyordu. Ibn Ishak'm bildirdi­ğine göre Ebû Hureyre kabilesi olan Devs'in elçisi durumundaydi.[131]

 

I) Hz. Peygamber'i (S.A.V.) Temsil Görevi:

 

Rasûlullah (s.a.v.), gaza, sefer... ve benzeri işler için Medi­ne'den ayrılınca, mutlaka yerine bir vekil bırakırdı. Çeşitli gaza­lar sebebiyle Medine'den ayrılışlarında 13 defa, Ashâb-ı Suffa'dan olan müezzini Abdullah Ibn Ümmi Mektûm'u yerine vekil bırak­mıştır.[132]

 

II. Ashâb-I Suffa'nın Etkileri

 

A) Ashâb-I Suffa'nın Hadis Rivayetine Etkisi

 

Hadis rivayet eden veya rivayetleri bize ulaşan sahâbîlere baktığımızda, halli gereken bazı hususlar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bazıları; ilk müslüman olanlarla daha sonra müslüman olanlardan, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yamnda veya yakının­da daha çok bulunanlarla daha az bulunanlardan gelen rivayetler arasında sayıca ters bir orantının olmasıdır. Bunun, izah edilebi­lir pek çok sebebi vardır.[133] Biz burada bu sebeplerden birini, dünyevî meşguliyetin hadis rivayetine yaptığı menfî etkiyi ve bu menfî etkinin yokluğundan dolayı Suffa'daki bazı sahâbîlerin da­ha çok hadis rivayet etmesini ele alacağız.

Bilindiği gibi muksirûndan olan Ebû Hureyre, Abdullah tbn Ömer, Ebü Sa'îd el-Hudrî, mukillûndan sayılsa da hadis rivayeti, tefsir ve fıkıhta büyük bir otorite kabul edilen Abdullah îbn Mes'ûd (848 hadis) Suffa Ashâbı'mn önde gelenlerindendi. Ayrıca Ebû Zerri'l-Gıfârî (281 hadis), Huzeyfe Ibnu'l-Yemân (225 hadis), Ammâr (62 hadis), Selmân (60 hadis), Vasile Ibnu'1-Eska' (56 hadis), Ukbe b. Âmir (55 hadis), Bilâl (44 hadis)...[134] gibi, Ashâb-ı Suffa'dan olan pek çok sahâbînin hadis rivayetinde büyük hizmet­leri olmuştur.

Ebû Hureyre, Ibn Ömer, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Ibn Mes'ûd... gibi Suffahlarm hadis rivayetinde bu kadar verimli olmalarının sebeplerinin başında; dünyevî meşgalelerinin olmayışı, kendileri­ni tamamen ilme, yani Rasûlullah'ı (s.a.v.) takip ve dinlemeye, daha sonra da duyup gördüklerini müzakerelere vermiş olmaları gelir. Çok hadis rivayet ettiği için tenkid edildiğinde Ebû Hureyre şu cevabı vermişti; "Ebû Hureyre çok hadis rivayet ediyor, diyor­lar. Hepimiz Allah'a (cc) kavuşacağız. Diyorlar ki; Neden muha­cirler ve ensâr onun kadar rivayet etmiyor? Sebebini söyliyeyim; Ensardan olan kardeşlerimizi arazi işleri, muhacirleri de çarşı-pazar işleri meşgul ediyordu. Ben ise karın tokluğuna Hz. Pey­gamber'i (s.a.v.) takip ediyor, insanların görmediklerini görüyor, unuttuklarım hafızamda tutuyordum. Bir gün Rasûlullah (s.a.v.); "Benim bu sözlerimi ezberleyip hiç unutmamak için kim elbisesini serer de bunları toplar?" deyince, hemen sırtımdaki hırkayı ser­dim. Rasûlullah (s.a.v.) birşeyler söyledi. Sözünü bitirince hırkayı sırtıma giydim ve o günden itibaren Rasûlullah'm (s.a.v.) söyle­diklerinden hiçbirini unutmadım. Şayet Allah'ın (cc), kitabındaki şu iki âyet olmasaydı asla hadis ravayet etmezdim: "Gerçekten in­dirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladık­tan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah (cc) hem de lanetçiler lanet eder. Ancak tövbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tövbesini kabul ederim. Ben, tövbeleri daima kabul ve merhamet edenim." (Bakara, 2/159-160)"[135]

Ebû Hureyre, çok rivayet ettiği için tenkit edenlere verdiği bu genel cevabın dışında Abdullah îbn Ömer[136] ve Hz. Âişe[137] gibi muksirûndan (çok hadis rivayet edenler) olan sahâbîlere de ben­zer cevaplar vermiş, hatta biraz da iğneleyici olan bu cevapları on­lar tarafından tasdik görmüştür. Bir defasında tbn Ömer, Ebû Hureyre'nin cevabını şöyle tasdik etmişti: "Ey Ebû Hureyre! Şüp­hesiz ki sen, bizim içimizde Rasûlullah'ı (s.a.v.) en çok takip eden ve hadislerini en iyi bilenimizsin."[138]

Rivayet ettiği bir hadis için Hz. Ömer, Ebû Sa'îd el-Hudrî'den şahit istemiş, Ebû Sa'îd birkaç şahid birden bulunca O'nu tasdik etmiş ve çarşı-pazar işlerinin kendilerini çok meşgul ettiğini, bu­nun için Ebû Sa'îdin rivayet ettiği hadisi kaçırdığım itiraf etmişti.

Kendini tamamen ilme veren bazı Suffahlar, gündüzleri Rasûlullah'm (s.a.v.) peşini takip ediyor, geceleri de duyduklarım aralarında müzakere ederek pekiştiriyorlardı. Bunlar, büyük bir şevkle öğrendikleri, müzakerelerle sağlamlaştırdıkları hadisleri, daha sonraki nesillere nakletmek suretiyle hadis rivayetine büyük hizmetlerde bulunmuşlardır, ilim talihlerinin, bunların hayatından alacakları çok güzel örnekler olduğu kanaatindeyiz. [139]

 

B) Ashâb-I Suffa'nın Tasavvufa Etkisi

 

Suffa ve Ashâb-ı SufFa ile, tasavvuf ve Sûfîler arasında kuru­lan ilk benzetmeler, hicrî üçüncü asırda ortaya çıkan zühd hareke­tiyle Suffa'ya benzemeye, onların halleriyle hallenmeye gayret etmişler ve böyle bir hayatın sünnete de uygun olduğunu ileri sürmüşlerdir.[140] Hatta, tasavvuf kelimesinin "sufFa"dan olduğu dahi iddia edilmiştir.[141] Bu konuda Sühreverdî şunları söyler:

"Böyle bir fikir, Arap dilindeki türetiliş kaidelerine uymaz ise de, mana bakımından doğrudur. Çünkü Sûfîlerin hali ile âyet-i kerîmede açıklanan Ashâb-ı SufFa'nm hali birbirine benzemekte­dir. Onlar da SufFa Ashabı gibi Allah için bir araya geliyor, toplanı­yor, sohbet ediyor ve Allah yolunda birbirlerini seviyorlar. Sayıla­rı 400 kadar olan Ashâb-ı SufFa'nm Medine'de sığınacak bir evi ve akrabası yoktu, ilk Sûfîlerin mescidlerde sonrakilerin de zaviye ve ribâtlarda toplandığı gibi, Ashâb-ı SufFa da Mescid-i Nebevide kalıyorlar, maişet temini için ziraat, hayvancılık ve ticarete baş vurmuyorlar, gündüzleri dağdan odun topluyor, hurma çekirdek­lerini eziyorlar, geceleri ise ibadet, Kur'ân Öğrenme ve öğretme işleriyle meşgul oluyorlardı."[142]

Daha sonraki asırlarda Sûfîlerin, ribât, tekke ve zaviyeler kurarak burada kalmalarına sünnetten delil olarak da SufFa gös­terilmiştir. Bu hususta Makrizî şöyle demektedir: "Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) kimsesiz müslümanlar için mescidin bir köşe­sini tahsis etmişti."[143]

Suffa-Tasavvuf ilişkisi hakkında Hâkim'in değerlendirmesi de şöyledir: "Ehl-i SufFa ile ilgili bu haberleri düşününce, onların; Allah'a (cc) tevekkül ve verâda, Allah'a ve Rasûlü'ne hizmette ashabın yüceleri olduğunu gördüm. Allah (cc) onlara, Rasûlü'ne nasib ettiği hayatı; meskenet, fakr, ibadette tazarru', dünyayı ehline bırakma... şeklindeki hayatı seçip verdi, işte onlar, tasav­vuf ehlinin, her devirde kendilerine mensub olduklarını söyledik­leri kimselerdir. Her kim, terk-i dünyaya gösterdikleri sabır, fak-re ünsiyet, istemeyi terk gibi hususlarda onların yolunu takib ederse, her asırda Ehl-i SufFa'ya uymuş, onlar gibi tevekkül etmiş olur."[144]

Kanaatimizce Sûfîlerin, terk-i dünya, fakr, istiğna (gönül zenginliği)... gibi durumlarda Ashâb-ı SufFa'ya örnek almaları doğrudur. Çünkü, içinde bulundukları bu halleri onlara Rasûlullah (s.a.v.) tavsiye etmiştir.[145] Fakat, imkân bulup Suf-fa'dan ayrılan, meselâ evlenip bir işle meşgul olanları da bundan men etmemiş, hatta böylelerine de yardımcı olmuştur. Tasavvuf-Suffa ilişkisini kurarken, SufFa ve Ashâbı'mn, bir-zaruretin neti­cesi olarak ortaya çıktığını gözden uzak tutmamak lâzımdır. Ashâb-ı SufFa'nm hayatıyla, daha sonra ortaya çıkan tasavvufî hayat arasında direkt bir alâka kurmak yerine, Sûfîlerin kendile­rine, SufFa'dan bazılarının hayatında güzel Örnekler bulduklarım söylemenin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. Çünkü Ashâb-ı SufFa arasında Selmân-ı Fârisî, Ebû Zerri'l-Gıfârî... gibi, bütün hayatı boyunca SufFa'daki hayatı devam ettirenler olduğu gibi, Ebû Hureyre gibi, daha sonra evlenip zengin bir hayat yaşayanlar da vardır. [146]

 

C) Ashâb-I Suffa'nın Fıkıh Ekollerine Etkisi

 

Kur'ân ve Hadisle birlikte çeşitli dinî meseleleri de bizzat RasûluUah'dan (s.a.v.) öğrenen SufFa Ashabı, bu bilgilerini daha sonraki nesillere Öğretmişlerdir. Hicrî ikinci ve üçüncü asırlarda oluşan dört mezheb imamından her biri, çeşitli hocaları vasıtasıy­la mutlak bir Suffalı sahâbîye ulaşmaktadır. Konuyla ilgili bir makalesinde Prof. Dr. Salih Tuğ, bu sahâbîlerin Hz. Peygam-ber'den aldıkları fıkhı malumatın daha sonraki nesillere intikali­ni şöyle açıklamaktadır:

"Sadece Hz. Peygamber'in sağlığında değil, daha sonra uzun seneler öğretim muhitinde faal kalmış olan SufFa'nın 123 hukuk öğ­retiminde veya o devrin şu veya bu ilim dalında çalıştığını kati hudutlar çerçevesinde söyleyemesek bile, umumiyetle hukuk da dahil olmak üzere zamanının ilimlerinin içinde tedris edildiği bir muhit olduğunu ifade etmemiz mümkün bulunmaktadır. Hatta daha ileri giderek Basra, Küfe, Şam gibi ilerki asırların hukuk öğ­retiminin yapıldığı muhtelif muhitler arasında gösterilen 'Medine Muhiti'nin, işte bu Suffa sayesinde mevcudiyet kazandığını söyle­meyi mümkün görebilmekteyiz. Daha da ileri giderek, ilk ve ikinci asırlarda hukuk mekteplerinin ortaya çıkmasında bu okulun mü­him bir rol oynadığım söylememiz fazla bir iyimserlik sayılmaz. Gerçekten daha sonra yetişen ulemâ, daima bir evvelki nesil hukuk âlimlerinin fikirlerine dayanmak suretiyle yeni hukukî görüşler ortaya atmış ve bu suretle Hanefî, Şâfi'î, Mâlikî ve Han-belî gibi en büyük ve klasik diyebileceğimiz 'Hukuk Mektepleri' oluşmuştur."[147]

Hz. Ömer tarafından muallim olarak Kûfe'ye gönderilen Ab­dullah îbn Mes'ud'un,[148] büyük tabiîlerden olan talebesi Alkame kanalıyla,[149] daha sonra burada meydana gelcek olan Irak (Küfe) Fıkıh Ekolü'ne (Hanefî Mezhebi) büyük etkisi olmuştur.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; islâm Hukuku'nun iki ana mektebi olan Medine ve Irak Fıkıh Ekollerinin her ikisinin de te­şekkülünde Ashâb-ı SufFa'nın önemli bir yeri vardır. [150]

 

Sonuç

 

Medine'ye hicretten sonra meydana gelen çeşitli ihtiyaçlar sonucu teşekkül eden Suffa ve Ashabı bir zaruretin sonucudur. Nitekim, bu zaruretler ortadan kalkınca da, sona ermiştir. Fakat, mecburî olarak bir araya gelen kimsesiz, muhtaç, güçsüz bu in­sanların bütün maddî ve manevî ihtiyaçları, bu durumdaki kadın­lar da dahil olmak üzere Rasûlullah (s.a.v.) tarafından karşılan­mış, eğitilerek, pek çok yönde hizmet verebilecek hazır bir kuvvet haline gelmiştir. Peygamberimizin teşviki ile, daha çok ilim veya ibadete yönlendirilen Suffalılar, kabiliyetleri doğrultusunda ye­tişmiş şevkleri çok, dünyevî meşgaleleri yok olduğu için, bolca elde ettikleri sünnet bilgisini nakletmek suretiyle hadis rivayetine ve islâm hukuk doktrinlerinin teşekkülüne yaşadıkları hal ve tavır­larıyla da tasavvufî hareketlere büyük etkileri olmuştur. Suffa ve Ashâbı'nm hayatında, günümüz meselelerinin çözümü için de güzel örnekler vardır: îlim talihlerinin belirli bir aşamaya kadar evlenmemeleri, dünyaya fazla meyletmemeleri, muhtaç ve güçsüz durumda olan insanların problemlerinin çözümü... gibi. [151]

 

Bibliyografya

 

en-Nîsâbûrî, Ebu'l-Hüseyn Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Kahire, 1387/1968 Ebû Nuaym, Hılyetu 1-Evliyâ, Beyrut 1967 Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr, Câmi'u'l-Beyân, Kahire 1388/1968, III. bsk, c. XV

Cevheri, ismail b. Hammâd, es-Sıhâh Tâcu'l-Luğa ve Sıhâhi'l-Arabiyye, Beyrut 1399/1979, II. bsk, IV, 1378; îbnu'l-Manzûr, Lisânu'l-Aı~ab, Beyrut, tsz, IX, 195.

Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 515;

Buhârî, el-Câmi'u'S'Sahîh, Rikâk-17; Tirmizî, Cami, Kıyâme, 36.

îbn Cübeyr, er-Rıhle, Beyrut, 1384/1964,175

Ibn Abdil-Berr, el-Rıhle-îstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashâb,   Isâbe

kenarında, II, 259-260, 501-502. Halebî, Ali b. Burhaneddin, Însânu'l-Uyûn fî Sîreti'l-Emîni'l-Me'mûn, Mısır 1384/1964, II, 277

Diyarbekrî, Târihu'l-Hamîs, I, 347

Ibnu'1-Esîr, en-Nihâye fî garîbi'l-Hadîs ve'l-Eser, Tah: Ahmet ez-

Zâvî, Mahmud Muhammed et-Tanâhî III. 37; Kettânî, et-Terâtîbu'l-îdâriyye Muhammed Ibn Ishak, Sîre, Tah; Muhammed Hamidullah, Ter:

Sezai Özel, istanbul 1988, Muhammed   Hamidullah,   İslâm   Peygamberi,    istanbul,

1388/1969,11,80.

îbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, Dâru Sadr, 1380/1960 Hayreddin Karaman, Mukayeseli îslâm Hukuku, istanbul, 1986,

1,126. Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ ve Tabakâtü'l-Esfiyâ,   I,   340, Beyrut, 1967.

Caetani (Kaytânî), İslâm Tarihi, Ter:Hüseyin Câhid, istanbul, 1924

îbn Hacer el-Askalânî, Sihâbuddîn Ahmed b. Ali, Fethu'l-Bârî bi Şerhi 'l-Buhârî

Ibn Hacer, el-lsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Mısır, 1328 Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis Rivayeti, îzmir, 1981 Doç. Dr. Tuğ, Salih, "İslâm'da İlk Ma'ârif Müesseseleri ve Bunla­rın Gelişmesi" islâm Düşüncesi Dergisi, Cağaloğlu Ya­yınları, Mayıs 1969, s. 427.

Ibnu'1-Esîr, Usdü'l-Ğâbe, Kitabu'ş-Şa'b, 1970 [152]



[1] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/379-380.

[2] Enfâl sûresi, 8/26.

[3] Şu'arâ sûresi, 26/111.

[4] en-Nîsâbûrî, Ebu'l-Hüseyn Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbabu n-Nuztu, Kahire, 1387/1968, II. b., 124-125.

[5] En'âm sûresi, 6/52.

[6] Kalbleri İslâm'a ısındırılmak istenen yeni müslümanlar.

[7] Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, Beyrut 1967, c. I, s. 344.

[8] Taberî, Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr, Câmi'u'l-Beyân, Kahire 1388/1968. III. bsk, c. XV, s. 236; en-Nîsâbûrî, a.g.e., 171.

[9] Kehf sûresi, 18/27-29.

[10] Taberî, a.g.e., XV, 236; en-Nîsâbûrî, a.g.e., 171.

[11] Bakara sûresi, 2/273.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/381-383.

[12] Cevheri, ismail b. Hammâd, es-Sıhâh Tâcu'l-Luğa ve Sıhâhi'l-Arabiyye, Beyrut 1399/1979, II. bsk, IV, 1378; Îbnu'l-Manzûr, Lisânu'l-Arab, Bey­rut, tsz, IX, 195.

[13] Ahmedb. Hanbel, Müsned, II, 515; Buhârî, el-Câmi'u's-Sahîh, Rikâk-17; Tirmizî, Cami, Kıyâme, 36.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/385.

[14] İbn Cübeyr, er-Rıhle, Beyrut, 1384/1964,175

[15] Ibn Abdi'1-Berr, el-Rıhle-İstîâb fi ma'rifeti'l-Askâb, İsâbe kenarında, II, 259-260, 501-502.

[16] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/385-386.

[17] Halebî, Ali b. Burhaneddin, Însânu'l-Uyûn fi Sîreti'L-Emînfffile'mûn, Mı­sır 1384/1964, II, 277

[18] Halebi, a.g.e., II, 277; Dîyarbekrî, Târihu'l-Hamls, I, 347

[19] Kâdî îyaz'ın tarifi için bak, Hamîs, I, 347; İbnül-Esir, en-N i fûye fi garîbi'l-Hadls ve'l-Esır, Tah: Ahmet ez-Zâvî, Mahmud Muhammed et-Tanâhî III. 37; Dârekutni'nin tarifi için bak, Kettânî, et-Terâtîbu'l-îdâriyye, I, 474.

[20] Kettânî, a.g.e., I, 474.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/386-387.

[21] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/387-388.

[22] Muhammed İbn îsbak, Sîre, Tah: Muhammed Hamidullah, Ter: Sezai Özel, istanbul 1988, s. 342.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/387.

[23] Buhârî, Salât, 58.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/387-388.

[24] Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul, 1388/1969, II, 80.

[25] Ahmed, Müsned, III, 487.

[26] Kettânî, a.g.e.,1,448.

[27] İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ, Dâru Sadr, 1380/1960, I, 331; Kettâni. a.g.e., I, 445-446.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/388.

[28] Buhârî, îtim, 36.

[29] Ebû Davud, Sünen, Hudûd, 12; Nesâî, Sünen, KatVs-Sârİk, 4.

[30] Hayreddin Karaman, Mukayeseli tslâm Hukuku, İstanbul, 1986,1,126.

[31] Buhârî, Salât, 72, 74.

[32] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/388-389.

[33] Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ ve Tabakâtü'l-Esfiyâ, I, 340, Beyrut, 1967.

[34] Sühreverdî, Avârifu'l-Ma'ârif, 61.

[35] Kettânî, a.g.e.,1,480.

[36] Hâkim, Müstedrek, III, 18.

[37] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 347-11, 33 arası.

[38] Müslim, el-Câmi'u's-Sahîh, Nikah, 94.

[39] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/389-390.

[40] Ahmed, Müsned, 1,101; V, 252.

[41] Ahmed, Müsned, III, 487; Hakim, Müstedrek, III, 15.

[42] İbn Sa'd, a.g.e., VI, 313; İsâbe, I, 511.

[43] Ahmed, Müsned, V, 363.

[44] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/390-391.

[45] Kettânî, a.g.e., I, 476.

[46] Diyarbekrî, a.g.e., I, 347-348

[47] Caetani (Kaytanı), İslâm Tarihi, Ter: Hüseyin Câıid,İstanbul,1924,111, 89.

[48] Diyarbekrî, a.g.e., I, 347.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/391.

[49] Kettânî, a.g.e., I, 446.

[50] Kettânî, a.g.e., I, 445-446

[51] İbn Sa'd, a.g.e., I, 331

[52] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/391-392.

[53] Tirmizî, Zühd, 39.

[54] Buhârî, Rikâk, 17.

[55] Ebû Nuaym, a.g.e., II, 17.

[56] Ahmed, Müsned, VI, 18; Tirmizi, Zühd, 39.

[57] Sühreverdî, a.g.e., 62; Ahmed, Müsned, III, 487; Hakim, Müstedrek, 15; Ebû Nuaym, a.g.e., I, 339-374.

[58] Buharı, Salât, 58; Ebû Nuaym, a.g.e., I, 340-341.

[59] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 342.

[60] Buhârî, Salât, 58

[61] İbn Hacer el-Askalânî, Sihâbuddîn Ahmed b. Ali, Fethu'l-Bârî bi Şerhi'l-Buhârî, XI, 244.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/393-394.

[62] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/395.

[63] Ahmed, Müsned, II, 515; Buhârî,Rikûk, 17;Tirmizî, .Kıyâme, 36

[64] Ahmed, Müsned, 1,179,198,199; Buhârî, MevâkUu's-salât, 41; Menâkib, 25; Ebû Nuaym, a.g.e., 338, 352; İbn Hacer, a.g.e., XI, 244. 

[65] Buhârî, Mevâkıtu's-salât, 41.

[66] Müslim, Nikâh, 94; Tirinizî, Tefsir, 48/34

[67] Ahmed, Müsned, II, 515; Buhârî, Rikâk, 17; Tirmizî, Kıyame, 36.

[68] Caetânî, a.g.e., III, 87.

[69] Buhârî, Farzu'l-Humus, 6.

[70] Ahmed, Müsned, 1,106

[71] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/395-396.

[72] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/396.

[73] Buhârî, Mevâkîtu's-Salât, 41; Müsned, 1,197

[74] îbn Hacer, a.g.e., VII, 62

[75] îbn Hacer, a.g.e., VII, 62

[76] Buhârî, Fedâitu Ashâbi'n-Nebî, 10

[77] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 341.

[78] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/397.

[79] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 378.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/397.

[80] Ebû Davud, Zekat, 32; Hattâbî, Meâlimu's-sünen, Haleb,tsz, II, 305,1 no-lu dipnot.

[81] Tirmizi, Tefsir, 3.

[82] Kettânî, a.g.e., I, 475.

[83] Nesâî, Zekat, 27; İbn Mâce,Zekat, 19.

[84] Tirmizi, Tefsir, 3.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/397-398.

[85] Ahmed, Müsned, VI, 390-391; Ebu Nuaym, a.g.e., I, 339.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/398.

[86] Müsned, III, 487; Ebu Nuaym, I, 339.

[87] îbn Hacer, a.g.e., XI, 244

[88] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/398-399.

[89] Ahmed, Müsned, III, 270; Müslim, İmâre, 147

[90] Mahmud Esad, İslâm Tarihi, İstanbul, 1983, s. 648.

[91] Sühreverdî, a.g.e., 61-62; Kettânî, I, 476.

[92] Kettânî, I, 477.

[93] Ebû Nuaym, a.g.e., 11,9.

[94] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/399-400.

[95] Buhârî, Salât, 84.

[96] Buhârî, Büyü, 1.

[97] Buhâri, î'tisâm, 22, Büyâ', 949; Edeb, 128.

[98] Ahmed, Müsned, IV, 8.

[99] Ahmed, Müsned, IV, 128.

[100] Ahmed, Müsned, IV, 154; Müslim, Salâtu'l-Müsâfinn, 802; Ebû Davud, Vitr, 14.

[101] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 341.

[102] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 342.

[103] Ahmed, Müsned, V, 315; Ebû Davud, Büyü', 36; îbn Mâce, Ticârât, 8.

[104] İbn Mâce, Mukaddime, 17.

[105] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 342-343.

[106] Müslim, Salâti'l-Müsâfirîn, 802; Ebû Davud, Vitr, 14; Ahmed, Müsned, VI, 154; Ebu Nuaym, a.g.e., I, 341; Sühreverdî, a.g.e., 63.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/400-403.

[107] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 340.

[108] Ebû Nuaym, a.g.e., I, 353.

[109] Ahmed, Müsned, V, 426; Ebû Davud, Edeb, 103.

[110] Ebû Nuaym, a.g.e., 11,52-353.

[111] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/403-404.

[112] Kettânî, a.g.e., I, 476.

[113] Kettânî, a.g.e., I, 478.

[114] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/405.

[115] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/405.

[116] Hâkim, Müstedrek, III, 16.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/406.

[117] Kettânî, a.g.e., I, 476-477.

[118] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/406.

[119] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/406.

[120] Kettânî, a.g.e., I, 29; Îbnu'1-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, Tah: M. İbrahim el-Bennâ, III, 386

[121] Kettânî, a.g.e., I, 91-92.

[122] îbn Hacer, el-îsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Mısır, 1328, I, 511, Kettânî, a.g.e., I, 27-29.

[123] Buhârî, Vekâle, 10.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/406-407.

[124] Müslim, Mesâcid, 311.

[125] Müslim, Mesâcid, 309.

[126] Buhârî, Ezan, 11, 12, 113; Savm, 17; Şehâdât, 11; Âhâd, 1; Müslim, Sıyâm, 36, 37;Tırmiz\,Salât, 35...

[127] Îbn Sa'd, a.g.e., IV, 207.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/407.

[128] Ahmed, Müsned, IV, (s.?)

[129] Buhârî, îman, 40; İlim, 25yMevâkît, 6; Müslim, îman, 23, 24, 26.

[130] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/407.

[131] lbn lshâk, a.g.e.,342.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/407-408.

[132] İbn Abdilber, îstîâb, II, 502, 523.

Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/408.

[133] Daha geniş bilgi için bkz: Nevzat Aşık, Sahabe ve Hadis Rivayeti, İzmir, 1981,123-144

[134] Bkz: N. Aşık, a.g.e., 117-123.

[135] Müslim, Fedâliu's-sahâbe, 160.

[136] Ahmed, Müsned, II, 3, 387.

[137] lsâbe, IV, 208.

[138] Buharî, Büyü, 9.

[139] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/408-410.

[140] Kettânî, a.g.e., I, 476-477

[141] Sühreverdî, a.g.e., 61.

[142] Sühreverdî, a.g.e., 3 , 61-62.

[143] Kettânî, a.g.e., I, 473.

[144] Hâkim, Müstedrek, III, 16.

[145] Kanaatimizce Suffa, Hz. Ömer devrinde sona ermiştir. Bkz, s. 12.

[146] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/410-411.

[147] Doç. Dr. Tug, Salih, 'İslâm'da İlk Ma'ârif Müesseseleri ve Banların Geliş­mesi" İslâm Düşüncesi Dergisi, Cağaloğlu Yayınlan, Mayıs 1969, s. 427.

[148] lbnu'1-Esîr, Usdü'l-Öâbe, Kitabu'ş-Şa'b, 1970, III-388.

[149] lbnu'1-Esîr, a.g.e., III, 3.

[150] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/411-412.

[151] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/413.

[152] Yrd. Doç. Dr. Akif Köten, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslam, Beyan Yayınları: 4/415-416.