Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 5. Sayfa

bdullah b. Ümmü Mektûm Meselesi

Abese sûresinin inmesine vesile olan olay, özetle şöyledir: Resûlullah, Kureyş’in ileri gelenleriyle beraber oturmuş, onlara İslâm’ı anlatıyordu. Ve onların müslüman olmalarını çok arzu ediyordu. İşte tam bu sırada içeriye Abdullah b. Ümmi Mektum ismindeki âma şahıs girerek, Hz. Peygambere bazı sorular sordu. Resûlullah o sırada diğerleriyle meşgul oluyordu. Sözünün kesilmesini istemediğinden, aynı zamanda zaten müslüman olan bu şahsa karşı, yüzünü çevirerek ona cevap vermedi. Onlarla konuşmasını bitirip de kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.[1]

عَبَسَ وَتَوَلَّى (1) أَنْ جَاءَهُ اْلأَعْمَى (2) وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى (3) أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَى (4) أَمَّا مَنْ اسْتَغْنَى فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّىوَمَا عَلَيْكَ أَلاَّ يَزَّكَّى (7) وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَى (8) وَهُوَ يَخْشَى (9) فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى

“Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü. Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihatı dinleyip ondan yararlanacaktı. Ama irşada ihtiyaç duymayana ise, ona dönüp itibar ediyorsun. Halbuki kendisi arınmak istemiyorsa onun arınmamasından sana ne! Fakat Allah’a saygı duyarak sana şevkle koşa koşa gelenle sen ilgilenmiyorsun.” (Abese 80/1-10)

Rivâyetten de anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber kendisine soru sorulduğu esnada, çok önemli bir iş olan Kureyş ulularının imana gelmesiyle meşguldü. Öteden beri onların inanmasını cân-u gönülden arzuluyordu. Şâyet toplumun ileri gelen bu insanları inanacak olursa, diğerlerinin de rahatça inanacaklarını düşünüyordu. Belki de çok önemli meseleri konuşuyorlardı. İşte tam bu esnada, sohbetin bölünmesi, başka birisinin araya girmesi ve hele giren bu insanın, zaten müslüman olması, -ki onun sorularına cevapların bilahare verilebilmesi imkanının olması- düşüncesinin, Resûlullâh'ı böyle bir davranışa sevketmiş olması gayet normaldir.

Her makamın bir edep ve kuralı vardır. Dolayısıyla Allah'ın huzurunda, herhangi bir varlığın huzurunda duruluyormuş gibi durulmaz. Aynı şekilde O’nun elçisinin yanında da belli kurallar, yine Kur'ân tarafından belirtilmiştir. Ne zaman yanına girileceği, yanında ne kadar oturulacağı,[2] ses tonunun nasıl ayarlanacağı[3] gibi hususlar bunlardandır. Bu olayda cereyan eden davranışta, bir yönüyle bazı kuralların aşıldığı da açıktır. Binaenaleyh, böyle bir durumda Hz.Peygamberin, daha önemli bir işle meşgul iken, tâlî sayılabilecek bir konuma çekilmesi elbette normal değildir. Ve o da pek tabîi olarak ikinci derecedeki bir işi bırakmış, en önemliye yönelmiştir. Bu yönüyle Resûlullah açısından, bu davranış, yanlış bir davranış da değildir.

Bununla birlikte bu olaya, farklı bir açıdan bakan bazı âlimler de vardır ki, onların düşünceleri de şöyledir: “Halbuki onun arınmamasından sana ne!” şeklindeki bir hitabın, Resûlullâh'a yapılması uygun değildir. O zaman onun, kavminin imana gelmesi yolundaki aşırı isteğinden vazgeçmesi gerekirdi. Halbuki bu, onun gönderiliş sebebidir.Yani kavmini imana çağırmak ve onları uyarmak için gelmiştir. Kaldı ki sözkonusu hitabın Resûlullâh'a yönelik yapıldığını kabul etsek bile bu davranışın günah olduğunu kabul etmeyiz. Bunu açacak olursak, Yüce Allah, peygamberini yüce ahlâkla tavsif etmiştir:

 وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ “Ve Sen pek yüksek bir ahlâk üzerindesin!”(Kalem 68/4),

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنْ اللهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْــــــتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِــــي اْلأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ إِنَّ اللهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

“İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli kaba biri olsaydın insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile, ve işleri onlarla müşavere et, bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et. Allah muhakkak ki mütevekkilleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159) ve وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ “İşte bunun içindir ki ey Resûlüm, Biz seni bütün insanlar için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik.” (Enbiyâ 21/107) Çok nadir bazı hallerde bu güzel vasıfların zıddına bir davranışta bulunduklarında ise uyarılıyor ve böyle bir şeyin kendilerinden beklenilmediği hatırlatılıyor. Tabîi bu, en iyinin terki hükmüne giriyor. Bu olayda yapılan davranış Hz. Peygambere çok ağır gelmiş ve böylece âmâdan yüz çevirmişti. Ardından da Yüce Allah bu davranıştan onu menetmiş ve kendisine, zengin-fakir, itibarlı-itibarsız kim gelirse gelsin, aynı şekilde ilgilenmesini emretmiştir. Çünkü onun daveti insanlığın tümüne ve her kesiminedir. Kabul etsin veya etmesin hiç kimseyi ayırmadan davetini duyuracaktır.[4] 

Bu sûrede “Abese” ve “Tevellâ” fiillerinin fâili Hz. Peygamber olmayıp, Velid b. Muğîre’dir. “Abese” fiili Kur'ân-ı Kerim’de iki yerde geçmekte olup, biri bu sûrede, diğeri ise Müddessir sûresinde bir kâfir için kullanılmıştır. Devamlı mütebessim olan Allah Resûlü için “Yüzünü ekşitti, ekşidi” gibi bir ifadenin kullanılması mümkün değildir. Aynı şekilde “Tevellâ” fiili de Kur'ân’da umumiyetle kâfirlerin sıfatı olarak geçmektedir.[5] Dolayısıyla Kur'ân'ın birbiri ardına bu iki fiili, Hz. Peygamber için kullanması uzak bir ihtimaldir.[6] 

Hangi şekilde olursa olsun, bu sûrede Resûlullâh'ın büyük bir hatâ işlediğine dair ifade yoktur. Ancak daha uygun olanı terkettiğinden dolayı,[7] İlâhî bir ikaz vardır. Ve bununla şunlar hedeflenmiş olabilir: Fakir olan ehl-i suffenin gönlü alınmış, fakir bir mü’minin, herhangi bir zenginden daha hayırlı olduğu vurgulanmış, fakir de olsa, bir mü’minle ilgilenmenin, başka işlerden daha önemli olduğu ihsas ettirilmiştir.[8] 


[1] Tirmizî, Tefsîr-u Sûre (81) 1; Taberî, Tefsîr, 30/65-66; İbn Kesîr, Tefsîr, 8/342-343; Şevkânî, a.g.e, 5/386.

[2] Şu âyet buna işaret etmektedir: “Ey İman Edenler! Peygamberin evlerine, yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Orada sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz, peygambere eziyet veriyordu. O da size birşey söylemekten utanıyordu...” Ahzâb 33/53.

[3] Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın. Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir.” Hucurât 49/2-4.

[4] Râzî, Peygamberlerin Masumiyeti, s. 175-176; Hadîdi, a.g.e, s. 440.

[5] Bkz: Bakara 2/205; Tâhâ 20/48, 60; Necm 53/33; Meâric 70/17; Gâşiye 88/23; Leyl 92/16; Alak 96/13.

[6] Bkz: Râzî, Peygamberlerin Masumiyeti, s. 174-175; Hadîdi, a.g.e, s. 441. Ayrıca bkz: Muhammed b. Alevî el-Hüseynî, Muhammed el-İnsânu’l-Kâmil,s. 104.

[7] Şevkânî, a.g.e, 5/383; Zuhaylî, a.g.e, 30/61.

[8] Kurtubî, a.g.e, 19/213; Zuhaylî, a.g.e, 30/62.